Jump to content

Genel Araştırma

'cehennem' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 14 sonuç bulundu

  1. Secde/13. Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir. Evet, bir tanrı neden kendi kendine "Cehennemi insanlarla ve cinlerle dolduracağım." diye yemin eder? Sadist midir, canı mı sıkılmıştır? Nedir derdi? Hem merhametli olduğunu iddia etmek hem de yakmak için insan yaratmak çelişki değil de nedir?
  2. sağduyu

    Allah'ın Amacı Ne?

    Allah'ın trilyon kere trilyon kere..yıl yalnız başına öylece oturduktan sonra birden bire canı sıkılmış ve melekleri yaratmış. Ama daha sonra bunlardan da sıkılıp evreni, dünyayı ve insanları yaratmaya karar vermiş. İnsanlığın sonunu getirdikten sonra da kimini cennete atıp sonsuza kadar hurilerle oynaşmalarını, kimilerini de cehenneme atıp sonsuza kadar yanmalarını seyredecekmiş. Bütün olay bu mu yani? Bu mu sonsuz kudret sahibi denilen Allah'ın amacı?
  3. İran'lı Ayetullah: Türkçe cehennem dilidir! İran'da tanınmış Şii alimlerinden olan Ayetullah Müctehidi Tehrani'nin Türklere ve Türkçe'ye ait dediklerini duyunca kulaklarınıza inanmayacaksınız. Birkaç sene önce ölen İran’ın en meşhur Şii din adamlarından Ayetullah “Ahmed Muctehidi Tahrani” bir konuşmasında “Türk Dilinin Cehennemin dili olduğunu” söylüyor ve İrancılık (Farsçılık) ve Şiiciliği Türklere beslediği düşmanlığı için kullanıyor. Nüfusunun neredeyse yarısını Azerbaycan Türkleri, Kaşkaylar, Türkmenler ve Horasan Türkleri’nin oluşturduğu İran’da Türklere karşı çeşitli hakaretler ve aşağılayıcı fıkralar ile birlikte, Şiicilik de Türkçenin aleyhine kullanılıyor. Bu din adamı İran Şii- Fars Devletinin Türkleri asimile etme politikasını da özetliyor ve “Türkçenin Cehennem dili olduğunu” söyledikten sonra, “Türkler alınmasın, iyi Türkler Arap olup cennete gidiyorlar. Kötü Fars ve Araplar da Türk oluyor ve Cehenneme giriyorlar” diyor!
  4. Cehennem aslında bir çöplük müydü? Bir zamanlar Kudüs şehrinin çöplüğü olarak kullanılan Gei Hinnom (cehennom) vadisi nasıl mitolojik bir unsura dönüştü ve ardından "semavi" dinlerin asli unsuru haline geldi? İşte cehennem olarak adlandırılan yerin gerçek hikayesi. Korku, dinler için iki sebep ile mümin hayatında öneme sahiptir; geçmişte pagan inançlarından uzaklaştırılmak istenen antik toplumların bireyleri adeta "öcülere" verilmekle tehdit edilen çocukların korkutulmaları gibi, insanın en doğal duyguları kullanılarak tek tanrı inancına yöneltilmek istenmişlerdir. Aynı zamanda, güvenlik zafiyetinin had safhada olduğu bir dönemde bireylerin suç işleme potansiyelleri düşürülmeye çalışılmıştır. Öyle ya, bir de insanların sağ ve sol omuzlarına kişinin her eylemini kayıt altına alan iki melek, tepelerine ise "her şeyi gören ve asla unutmayan" bir tanrı yerleştirdin mi, al sana antik çağların "güvenlik kamera sistemi." GERÇEKTEN ÖYLE Mİ Ortadoğu inançlarında cehennem fikri, toplumları öncelikle kötülük yapmaktan uzak tutmak ve toplum huzurunu bozmaktan kaçınmaları için kullanılmıştır. Hemen her inanç sisteminde farklı şekillerde cehennem olgusu bulunur, bunlar daha ziyade mitolojik unsurların birbirlerinden etkilenmeleri ile hayat bulmuştur. İslam inancı, Yahudi inancından devşirdiği cehennem fikrini bir adım öteye taşımış, insan yaşam sürecinde başkalarına karşı kötülük yapmaz ve hatta faydalı işler gerçekleştirecek olsa da, İslam'ın Allah figürüne ve peygamberine inanmaması durumunda kaçınılmaz şekilde gideceği yer olarak tanımlanmıştır. Peki gerçekten öyle mi? Öncelikle Allah gibi tüm kainatı yaratabilecek denli kabiliyetli ve bilge olduğu iddia edilen bir "yaratıcının" kendi ürünü olan kuluna cehennemde acımasızca işkence yapabileceğini kabullenmek nasıl mümkün olabilir? HRİSTİYANLIK, PAGANİZM VE YAHUDİLİK Kişi eğer yeterli zamanı ayırır ve çeşitli kaynakları karşılaştırmalı şekilde okumayı kabul edecek olursa, Sümer mitolojisi ­Yahudiliğin temelidir ­Mısır dini inancı­ Hıristiyanlığı etkilemiştir­ ve Yahudi tarihi ­Hıristiyanlığın ve İslam'ın temelidir­ kişi bunları okuduktan sonra kaçınılmaz şekilde dinsel inançları sorgulamaya yönelir. Günümüzde etkilerini halen korumakta olan Yahudilik, Sümer mitolojisinden ve hem de Yahudilik öncesi İbrani kültüründen etkilenerek ortaya çıkmıştır. Hristiyanlık ise, her ne kadar Mısır dinsel inancının etkilerini güçlü bir şekilde taşısa da Filistin bölgesine yerleşen ve yöreyi uzun süre kontrolleri altında tutan Yunan toplumunun yaka silktikleri katı bir inanç sistemi olan Yahudi inancını etkili bir reform hareketi ile yumuşatma gayretleri sonucunda ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlık Yahudiliğin pagan inancı ile sentezlenmesinden ibarettir, ilk İnciller dahi Yunancadır. İslam ideolojisi ortaya atan Muhammed ise öncelikle Yahudilerin peygamberi olmak istemişse de, bu konuda asıl hedef kitlesi tarafından kabul göremeyince kendi pagan Arap toplumunu dönüştürme gayretine yönelmiştir. Bu sebeple "indiriliş" sırasına göre okunan Kur'an'ın Yahudileri bol bol överek işe başladığını, fakat Muhammed'in Yahudiler tarafından reddedildiği noktada onları çeşitli şekillerde kötülemeye başladığına tanık olabiliriz. Bu sebeple Kur'an, Tevrat'ın o dönem için Araplara uyarlanmış güncel bir versiyonudur diyebiliriz HİNNOM VADİSİ Cehennem konusu yıllardır çeşitli İngilizce kaynaklardan araştırdığım bir mesele olsa da, bu yazıyı kaleme almadan önce Sevan Nişanyan'ın 'Ağır Kitap' adlı eserinde derli toplu bir şekilde yer aldığına tanık oldum. Alice K. Turner, Cehennemin Tarihi adlı eserinde konuya değinmiş ve Hinnom Vadisi'nin dönüşerek semavi dinlere ne şekilde girdiğini ve nasıl günümüz dindar bireyinin korkulu rüyası haline getirildiğini güzel özetlemiştir. Bunlara ek olarak Tevrat, cehennemin yeryüzünde bir yer olduğunu açık bir dil ile ifade etse de, aynı zamanda bir metafor olarak da kullanıldığı kitap olmuştur. Hıristiyanlık inancında cehennemin dönemsel olarak farklı yorumları olduğunu görebilirken, İslam inancının cehennemi inanç açısından olduğu kadar ideolojik bir unsur olarak da karşımıza çıkmaktadır. İbraniler ve Araplar, her ikisi de Sami toplumunun iki ayrı koludur, soy bakımından yakın akraba olduklarını biliriz, Samiler ise yaygın kabule göre bir göç hareketi sonucunda Ortadoğu'ya Hindistan'dan gelmişler, gelirken yanlarında Asya inanç sistemlerini de getirmişlerdir. Bu inançları Ortadoğu inanç sistemleri ile harmanlayarak kendi dinsel anlayışlarını oluşturmuşlardır. Fakat bu coğrafyada iki ayrı kola bölünerek İbrani ve Arap toplumlarının ortaya çıkmalarına vesile olan Samiler, önceleri tek tanrı fikrinden ziyade "putperest" olarak adlandırılan pagan inancı ile uzun süre oyalanmışlardır. Hem İbraniler hem de Araplar, savaşçı ve ellerine her fırsat geçtiğinde acımasız olabilen sert toplumlardı. Günümüzde atalarından aldıkları bu özellikleri koruduklarına tanık olabiliriz. CEHENNEM KELİMESİ NEREDEN GELİR Yahudilik inancı henüz ortaya çıkmadan önce İbraniler, Filistin bölgesinde yaşarlarken eski Kudüs'te pagan inançlarını sürdürmektelerdi. Bu inançların tanrılarına kurbanlar adamak hayatın sıradan bir parçası olduğu kadar, kurbanların her zaman öldürülmesi gerekmiyor, kimi zaman sembolik adama faaliyetleri de gerçekleştiriliyordu. Tek tanrı inancının yayılmaya başladığı dönem bu adak faaliyetlerinin abartıldığı ve gerçekleştirilen sembolik eylemlerin güncel kaynaklarda aşağılandıkları, bu sayede pagan inançlarının kötülendiği yönünde bir iddia bulunmaktadır. Bunu neden söyledik? Hemen anlatalım... Kudüs'ün güneyinde, bugün halen mevcudiyetini koruyan Hinnom adında bir vadi bulunmaktadır, tam adı 'Gei ben hinnom' ve bazı kaynaklarda sadece 'Gei hinnom' olarak geçen bu vadinin sırtları günümüzde yerleşim bölgesi olsa da, vadinin içleri antik kalıntıların ve mezarların bulunduğu yeşil bir alan olarak korunmaktadır. 'Gei', İbranice vadi anlamındadır, 'ben' ise oğul manasındadır, 'hinnom'un ise gözyaşı olarak çevrilebileceği söylenmiş. Bu ismin 'gehinnom' olarak geçtiği Aramice'de 'g' harfi Arapça'da 'c' olarak okunduğundan, Gei hinnom Arapça'ya 'cehinnom', Yunanca'ya ise 'gehenna' olarak geçiyor. Yani bizim bildiğimiz hali ile cehennem. Cehennem vadisi, tanrı Moloh ve bir kaç başka tanrı adına inşa edilmiş tapınma alanları ve sunaklar ile doluydu, tek tanrı inancının yaygınlaştırılmaya çalışıldığı dönem insanların geçmişte Moloh'a çocuklarını kurban ederek adadıkları, bu işlemin de çocuğu ateşe atarak yakılması ile gerçekleştirildiği söylemi yayılmıştır. Bir diğer iddia ise, insanların çocuklarını ateşe atmadıkları, ateşten şöyle bir geçirerek onları "arındırdıkları" ve sembolik olarak adadıkları yönündedir. Söylenceye göre bu işlem pagan inançlarını kötüleme sürecinde çocukların canlı canlı ateşte yakıldığı şeklinde anlatılarak insanların geçmiş adetlere tepki göstermelerini sağlamaya yönelik olduğu düşünülür. "CEHENNEM" ÇÖPLÜK Hinnom'un Pagan İbraniler için bir başka önemi daha bulunur, vadi hem çöplük olarak kullanılır, hem de büyük suçlar işledikleri için idam edilen kişilerin cesetleri vahşi hayvanlar ve ceset kemiren kurtların yemeleri için bir uçurumdan bu vadiye atılırlar, ağır suçlar işleyerek idam edilenler gömülmezler, bedenlerinin toprağı kirleteceği düşünülür, idam edilmelerinin yanında cesetlerini hayvanların kemirmeleri ve kuşların didiklemeleri ayrı bir cezalandırma yöntemi olarak kabul görmektedir. Söylentiye göre kentte işlenen bazı cinayetlerin kurbanlarının cesetleri de katilleri tarafından geceleri gizlice buraya atılmaktadırlar. Zaman içerisinde vadiye öyle çok ceset almıştır ki, uçurumun hemen altında bulunan toprağın kurtlandığı ve bu kurtların aynı yere leş atıldığında hızla cesedi sarmak üzere topraktan fışkırırcasına çıktıkları rivayet edilir. Tahmin edersiniz ki o dönem böyle bir amaçla kullanılan ve aynı zamanda kentin çöplüğü olan vadiden yükselen ağır koku civardaki yerleşim için tahammül edilemez olabilmektedir, bu sebeple bölge halkı kokunun dayanılmaz boyuta ulaştığı zamanlarda vadiyi ateşe verirler, ateş tüm cesetleri ve çöpleri iyice yaksın ve koku giderilsin diye vadiye bol miktarda kükürt atarlar. Oldu mu sana suçluların öldükten sonra sönmeyen kükürt ile yandıkları cehennem? BÜYÜK SÜRGÜN M.Ö. 640­609 arasında köktendinci uygulamaları ile bilinen Yahudi kral Yosiah, Gei Hinnom'da bulunan putperest tapınaklarını kutsal kent Kudüs'ün asıl sahibi olan Allah'a karşı bir hakaret, bir küfür olarak kabul eder ve hepsini yıktırır. Yosiah öldükten 25 yıl sonra iktidarda bulunan ve ancak 3 ay 10 gün tahtında oturabilen Yehoyakh'in zamanında, 597 yılında Babil ile Yahudi krallığı arasında çıkan savaşta Babil kralı Nebukadnezar savaşı kazanarak Yahudi soylularını ve rahiplerini yanına alarak Babil'e götürür. Babil sürgünü Yahudi tarihine "büyük sürgün" adıyla geçer, ancak 50 sene kadar sürmüş olsa da sanki bin yıl sürmüşçesine hafızalarında yer etmiş, Yahudiler üzerinde travmatik etkileri olduğu kadar inançlarının biçimlenmesinde bu sürgün dönemi etkili olmuştur, Babil'den dönen Yahudi soyluları, adeta Yahudilik inancına yeni bir yön katmışlar, filozof peygamberlerin önlerini keserek dinin daha fazla değişmesini engelleme gayretine girmişlerdir. Büyük sürgün, Yahudi din adamlarının Babil'in din adamları ile kaynaşmaları ve fikir alışverişlerinde bulunmalarında etkili olmuştur. Babil'in rahipleri Yahudi din adamlarını hinnom vadisi konusunda uyarmış ve cehennem fikrini inanca eklemlemenin suç işleme potansiyeli olan topluluk üyeleri üzerinde caydırıcı bir etkisi olacağı konusunda ikna etmişlerdi. O güne kadar Yahudiler için ölümden sonrası pek önemli değildi, inançları dünyevi bir algı üzerine kuruluydu. Ölen ölüyordu ve murdar oluyordu, ölümden sonra bir yaşam Yahudilerin üzerine düşünmedikleri bir meseleydi. Eski Ahit, her ne kadar Musa'ya beş kitap halinde indirildiği iddia edilse de (Penteteuch), bu kitaplar korunamamış, Tevrat mevcut olan haliyle uzunca bir süreç içerisinde tarih kitabı gibi adım adım oluşturulmuş, asıl formunu Babil sürgünü sonrasındaki yüz yıllarda almıştı. CEHENNAH Yahudi inancında ゙şeol olarak bilinen bir sözcük 'çukur' ve 'mezar' manasında kullanılsa da şimdi bildiğimiz anlamda bir cehennemi tasvir eder, ancak metaforik bir anlamda kullanılırdı, Tevrat'ta cehennemi tasvir etmek için kullanılan yedi ayrı isimden biridir, ゙ şeol Babil sürgünü sonrasında ise, cehennah şimdi bildiğimiz şekliyle cehennem ve cennet inancı, yani ölümden sonrasına dair unsurlar Yahudilik inancında kendilerine yer bulmaya başlamışlardır. Babil'in din adamları bu ödül (cennet) ve cezalandırma üzerine kurulu korku (cehennem) sisteminin inanca dahil edilmesinin ölümlü insan üzerinde psikolojik bir etkisi olacağı konusunda sağladıkları telkin neticesinde Talmud'da günahkarların 12 aylık bir süre boyunca cehennaha giderek acı çekecekleri, ancak sonrasında cennet ile ödüllendirilecekleri açıklanmıştır. Cennet, her ne kadar şimdi konumuz olmasa da, o da Babil dilinde 'aden' yani "bahçe" sözcüğünden türetilmiş, dünya üzerinde bugün verimli hilal olarak adlandırılan bölgenin ta kendisiydi. Yahudi inancı üzerinde ilerleyen dönemlerde uygulanmaya çalışılan bir reform hareketi yeni bir inanç sisteminin, yani Hıristiyanlığın ortaya çıkmasına neden olmuş, cehennem fikri güçlü ve zengin bir şekilde bu yeni inanç sistemine de dahil edilmiştir. Aslına bakacak olursak hemen her inanç sisteminde ölümden sonrası ile ilgili bir takım anlatılar bulunsa da, Ortadoğu inanç sistemlerinde cehennem fikri, ölülerin yanmaları ve hatta kurtlar tarafından kemirilmeleri, Kudüs'ün eski çöplüğü hakkında anlatılanlar üzerine şekil kazanmıştır. Hıristiyanlık inancında bu unsur süslenerek geliştirilir, sadece tanrının günahkarları bir süre cezalandırdığı yer olmaktan çıkar ve şeytan figürü ile özdeşleştirilir, dinler arası rekabet arttıkça, kendi yandaşlarını bir arada ve korku içerisinde tutmak isteyen bu yeni inanç sistemleri cehennemin korku veren imajını süsleyerek abartmaya başlarlar. Hıristiyanlığa geçen cehennem olgusu adım adım o güne kadar olmadığı ölçüde sadistik bir yer haline gelmeye başlar. Günahkarları cehennemde türlü işkenceler beklemektedir, zebaniler tarafından sürdürülecek bu işkenceler bir anlamda orta çağ Avrupası'nda Hıristiyanlar tarafından uygulanan şiddet ve işkenceleri meşru hale getirmek için kullanılmıştır. ŞİMDİ FESTİVAL ALANI Günümüzde bilhassa Müslümanlar cehennemi ideolojik bir göz ile değerlendirirler ve İslam karşıtı herkesin düşeceği nihai yer olarak tanımlarlar, hatta Müslümanların önemli bir kesimi de cehenneme düşmekten kurtulamayacaklardır. Fakat pek azı cehennemin aslında Kudüs'ün eski çöplüğünün adı olduğundan haberdarlardır. İşte sevgili okur, hayatın güzelliklerine her yöneldiğinizde, insanın doğasının bir uzantısı olarak kabul edebileceğimiz kötü davranışlara yöneldiğinizde, ya da İslam inancı ile çeliştiğinizde sizi korkutmak üzere ortaya atılan cehennem fikrinin temelinde yatan unsuru sizlere aktardık. Buyrun kararınızı kendiniz verin, bu gerçekleri görmezden gelerek körü körüne inanmak ya da daha derin araştırmalara yönelmek yine sizlerin elindedir. İşte şimdilerde festival, konser ve piknik alanı olarak kullanılan, geçmişte Kudüs'ün güneyinde bir çöplük, suçluların cesetlerinin atıldıkları, zamanla semavi dinlere cehennem olarak girmiş hinnom vadisininin hikayesi...
  5. İslam'a göre cennet veya cehenneme gitmekteki en önemli kriter iyi bir insan yeterli midir, yoksa iman şart mıdır? Enbiya/47: Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. Müminün: 102: Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. 103: Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır. Ayetlere göre, kıyamet günü teraziler kurulacakmış, hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecekmiş ve tartıları ağır gelenler kurtuluşa erecekmiş. Ya biz dinsizlerin tartısı da ağır gelirse, bizlerde cennete gidip, hurilerle alem yapacak mıyız?
  6. sağduyu

    Allah'ın Adaleti

    extinction'ın sorduğu bu sorular çoğu kişinin sorduğu sorulardır, çoğu kişide bu gibi sorular yüzünden dini sorgulamış, tatmin edici cevap alamayınca dinsiz olmuştur. extinction'ın aslında bu soruları Allah'ına sorması gerekirken hedef şaşırıp bana sormuş, sanki ben o insanları cennet veya cehenneme gönderiyormuşum gibi. Ayetler burada: Müminun: 102. Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. 103. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır. Bu tartıları kuran kim? Allah. Tartıları ağır gelenleri cennetine alan kim? Allah Tartıları hafif gelenleri sonsuza kadar cehenneme atan kim? Allah Her şey ayan beyan ortadayken daha bana ne diye soruyorsun? Ben zaten bu adaletsizliklere isyan etmişim, o yüzden dinlerin zırvalık olduğunu görmüşüm ve terketmişim. Bu tartıya çıkacak olanlar sadece müslümanlar. Bir de hiç terazi falan kurulmadan direk cehenneme postalanacaklar var. Kehf/105. Onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir. Ya bu insanların yaptığı iyilikler ne olacak? Hiç. Köy sandığına gidecek, kendileri de cehenneme kebap olmaya. Adamlar uğraşmış, didinmişler insanları kırıp geçiren hastalıklara çareler bulmuşlar, insanın hayatını kolaylaştıracak bir sürü icat yapmışlar, insanların refahı için binbir türlü zahmetlere girmişler vs. Bunların Allah nezdinde hiç önemi yok, tek önemli olan Muhammed'e inanıp inanmaması.
  7. Bazı ateist arkadaşlarım,4000 civarı Tanrı olduğunu ,benim inandığımın doğru olmama durumunda ne yapacağımı soruyorlar.Şimdi,evrensel dil olan matematik ne diyor,bir bakalım: -Benim Tanrımın doğruluk olasılığı 4000/1.Yani bir Tanrı var ve biz bu Tanrı'nın ne Tanrısı olduğunu bilmesek bile böyle bir ihtimalim var.Ancak böyle bir durumda ateistlerin cennete gitme olasılığı 4000/0'dır. Umarım,bir hesap yanlışım yoktur,ne diyorsunuz bu duruma?
  8. İslamda cinayet, tecavüz, şiddet, acımasızlık, ve açgözlülük gibi insanî kusurların hepsi affedilebilir gibi görünüyor. Ama Allahın egemenliğine partnerler ve ortaklar atfetmenin, ölene kadar pişman olunmadığı takdirde, bağışlanamaz günah olduğu belirtiliyor. Düşünce ve vicdanla alakalı bir konu nasıl kötü eylemlerden daha günah oluyor? Bunu makul bir şekilde gerekçelendirebilecek bir müslüman var mı? Bir insanın sırf İslama inanmayı reddetti diye, üstelik ebediyen işkence görmesi hangi adalet ölçüleriyle bağdaşır?
  9. harmoniaa

    CEHENNEM

    Peygamber Efendimiz sav anlatıyor Malik cehennemden iğne deliği deliği kadar bir yer açtı. Oradan iplik inceliğinden siyah bir duman çıktı. O duman bir saat çıksaydı; bütün yeri ve semaları o dumanın karanlığı sarardı. Güneşin, ayın ve diğer aydınlık veren şeylerin ziyası ve nuru görünmezdi; mahvolurdu. Ancak Malik, o deliği o anda eli ile sığadı; o duman yok oldu. Bana şöyle dedi: _Buradan içeri bakın. Bakınca gördüm ki, cehennem birbirinin atında yedi tabakadır. En yukarısı cehennemdir ki; oraya müminlerin en asileri girer. Bunun azabı, diğerlerinden hafiftir. 2.si lezadır. Buraya Nasara girecektir. 3.sü hutamedir. Buraya da Yahudiler girerler. 4.sü sairdir. Buraya da Sabiler girerler. 5.si sakardır. Buraya da mecusiler girerler. 6.sı cahimdir. Buraya da müşrikler girerler. 7.si haviyedir. Buraya da münafıklar girerceklerdir. Bir de Allahlık davası güdenler girerler. Firavun, Nemrut gibi. Ben, aşağı tabakada olanların azaplarının şiddetinden bakmaya takat getiremedim. Ancak üst tabakada olanlara baktım; braya ümmetimin asileri girerler. Buraya bakınca gördüm ki: Oradaateşten yetmiş derya var. Her deryanın kenarında ateşten birer şehir var. Her şehirde ateşten yetmiş bin ev var. Her evin içindei ateşten yetmişbin sandık var. O sandıkların içinde de, erkekler vekadınlar var. Oraya hapsolmuşlar; yanlarında yılanlar ve akrepler var. Şöyle sordum: _Ey Malik, bu sandıkların içinde hapsolanlar kimlerdir? Şöyle anlattı: _Bunların bazısı insanlara zulüm edip haksız yere malını alanlardır. Bazısı da büyüklük sayıp zalim cebbarlık edenlerdir. Hâlbuki Büyüklük, celal ve ikram sahibi Yüce Allaha mahsustur. Sonra, bir kavim gördüm; dudakları deve ve köpek dudakları gibi idi. Karınları da şişmişti. Zebaniler, ateşten tokmaklarla bunların karınlarına vurup duruyorlardı. Karınlarında bağırsakları kopuyor; dübürlerinden dökülüyordu. Tekrar içlerinden bağırsak yaratılıyordu; zebaniler yine vurup döküyordu. Onlara böylece azap ediyorlardı. _Bunlar kimlerdir? Dedim; Malik şöyle anlattı: _Bunlar ümmetinizde yetim malını haksız yere yiyenlerdir. Bir kavim gördüm, karınları dağlar gibi şişmişti. İçine yılanlar ve akreplerler dolmuştu. Orada hareket edip ıstırap veriyorlardı. Bunlar ayağa kalkmak istedikleri zaman, karınlarının büyüklüğünden ve yılanların, akreplerin hareketlerinden kalkmaya güçleri yetmiyordu. Yıkılıyorlardı. Sordum: _Bunlar kimlerdir? Dedim; Malik şöyle anlattı: _Bunlari ümmetinizden faiz yiyenlerdir. Bundan sonra, bir alay hatunlar gördüm; bunların saçlarından asmışlardı. Bunlar için: _Kimlerdir? Diye sordum; Malik şöyle anlattı: Bunlar, şu kadınlardır ki; Yüzlerini ve saçlarını örtmeyip erkeklere gösterirler. Kocalarından başkasına zinetlerini açarlar. Kocalarına eza ve cefa ederler. Bundan sonra, bir takım erkek ve kadın gördüm; bunların dillerinden ateş çengellerle asmışlardı. Tırnakları bakırdandı. Kendi yüzlerini yırtup parça parça ediyorlardı. _Bunlar kimlerdir? Dedim; Malik şöyle anlattı: _Bunlar yalan yere şahidlik edenlerdir. Koğuculuk yapıp söz gezdirenlerdir. Bundan sonra, bir alay kadınlar gördüm; bunların kimisini göğsünden asmışlar; kimisini de ayaklarından baş aşağı asmışlardı. Bunlar feryad ve sayha atıp duruyorlardı. _Bunlar kimlerdir? Dedim; şöyle anlattı: _Bunlar zina edenlerdir; ayrıca çocuklarını düşürüp katil işi işleyenlerdir. Bundan sonra bir alay adamlar gördüm; bunlar kendi yanlarının etlerini kaparıp ağızlarına koyuyorlardı. Yemeyip ağızlarında gizliyorlardı. Ama zebaniler onları: _Yiyin. Diye zorlayıp istemeyerek yediriyorlardı. Tekrar koparıp ağızlarına alıyorlardı. Zebaniler tekrar yemeleri için onları zorluyorlardı. Bu şekilde onlara azap ediyorlardı. Bunlar kimlerdir? Dedim; şöyle anlattı: _Bunlar, ümmetinizden şu kimselerdir ki, insanları yüzlerine karşı ayıplar; zemmederler. Ayrıca arkalarından kötüleyip gıybetlerini ederler. Elleri, dudakları, kaşları ve gözleri ile işaret ederek insanları alay alırlar. Bundan sonra bir kavim gördüm ki, Bunlar tam susadıklarından ötürü susuzluktan yanıp feryadla su istiyorlardı. Onların bu isteklerine karşılık ateşten kadehlerle kaynar sular verilip; _İÇ Diyerek zorlanıyorlardı. Onlar bu kadehi ağızlarına yakın götürdükleri zaman o suyun şiddetli kaynamasından yüzlerinin etleri pişip kadehin içine dökülüyordu. İçince de, bağırsakları parça parça olup dübürlerinden dışarı dökülüyordu. Bunlar kimlerdir? Dedim; şöyle anlattı: _Ümmetinizden şarap ve keyif verici şeyleri içenlerdir. Bundan sonra, bir alay kadın gördüm; baş aşağı ayaklarından asmışlar. Dilleri uzayıp ağızlarından sarkmıştı. Zebaniler, onların dillerini ateşten makaslarla durmadan kesiyordu. Zebaniler onların dillerini kestikçe uzuyordu ve bunlar eşekler gibi anırıyorlardı, köpekler gibi uluyorlardı. _Bunlar kimlerdir? Dedim; şöyle anlattı: _Bunlar ölüsü öldüğü zaman, feryadü figan eden kadınlardır. Bundan sonra, bir takım erkekleri ve kadınları gördüm. Bunları bakırdan fırınlar içine oturtmuşlardı. Altlarından ateşler ve alevler çıkıp başları ile beraber bütün vücutlarını bürüyordu. Gayet kötü kokular geliyordu. _Bunlar kimlerdir? Diye sordum; Malik şöyle anlattı: _bunlar, zina eden erkek ve kadınlardı. _Peki, bu kötü koku nedir? Dedim; bunu da şöyle anlattı: _Onların ferçlerinden çıkan şeyin kokularıdır. Bundan sonra, bir kısım kadınları gördüm ki, asılmışlar. Bunların elleri boyunlarına sıkıca bağlanmıştı. _Bunlar kimlerdir? Diye sordum; Malik şöyle anlattı: _Kocalarına hıyanet edip mallarını telef edenlerdir. Peygamber Efendimiz sav; bir kavim gördüm ki, bunların cesetleri hınzırına, yüzleri de köpek yüzüne benziyırdu. dübürlerinden ateşler çıkıyordu. Yılanlar, akrepler onları sokuyor; etlerini yiyorlar. _Bunlar kimlerdir? dedim; Malik şöyle anlattı: _Bunlar ümmetinizden namaz kılmayan, gusül etmeyenlerdir. Bundan sonra, bir takım erkekleri ve kadınları gördüm. Bunlara ateşte azap ediliyordu. Bunların üzerine zebaniler musallat olmuştu. Bunlar feryad ettikçe, zebaniler sopalarla vuruyorlardı. Karınlarına ateşten süngüleri saplıyorlardı. Vücutlarını da ateşten kamçılarla dövüyorlardı. Bunların azapları pek çetin gördüm. Bunlar kimlerdir? Diye sordum; Malik şöyle anlattı: _Bunlar ana ve babakrına isyan ederek karşı gelenlerdir. Yine bir kavim gördüm; bunların boyunlarına ateşten dağlar gibi büyük halkalar geçirmişlerdi. _Bunlar kimlerdir? Diye sordum; Malik şöyle anlattı: _Bunlar, üzerlerinde bulunan emanetleri sahiplerine vermeyenlerdir. Bundan sonra, bir kavim gördüm; zebaniler bunları ateşten bıçaklarla boğazlıyorlardı. Ama bunlar aynı saatte diriliyordu. Bunlar dirilince, zebaniler tekrar onları boğazlıyorlardı. _Bunlar kimlerdir? Diye sordum; Malik şöyle anlattı: _Bunlar haksız yere adam öldürenlerdir. Bir kavim daha gördüm; gayet çirkin ve kötü kokulu cife yiyorlardı. _Bunlar kimlerdir? Diye sordum; Malik şöyle anlattı: _Bunlar gıybet edip insanların etini yiyenlerdir Bunlardan başka, cehennemde iki sınıf kimse gördüm; bunların bir sınıfı erkeklerden, bir sınıfı da kadınlardandı. Bunların azabı gayet şiddetli idi. _Bunlar kimlerdir? Diye sordum; Malik şöyle anlattı: _Bu erkekler, beylerin önünde sopa ve kamçılarla gidip zavallı fakirlere vurup zulüm edenlerdir. O kadınlar ise sureta libas giyip hakikatte cümle zası belli, açık hükmünde ve erkeklere aşikâr olanlardır. Ayrıca dışarı çıktıkları zaman, erkekleri kendilerine çekenlerdir. Bu sebepten, başları deve hörgücü gibi büyük olup selametle doğruca cennete giremezler. Bundan sonra, cehennemde bir alay erkek ve dişi kimseler gördüm. Bunların azabı birbirine benzemiyordu. Her birine bir başka türlü azap olunuyordu. Bu tabakada azap olunanlar arasında bunlardan şiddetli azap olunan yoktu. Şöyle bir azap ediliyorlardı. Bunları ateşten sopalar üzerine asmışlardı. Etleri pişip dökülüyor; sadece kemik kalıyorlardı. Hak Teala onların etlerini bitiriyor; yine önceki gibi etleri pişip dökülüyordu. Bazıları da, ateşten zincirlerle, bukağı_Bunlar kimlerdir? Diye sordum; Malik şöyle anlattı: larla bağlanmışlardı; böylece azap olunuyorlardı. _Bunların vücut sağlığı yerinde iken namazı terk edenlerdir. Ve şöyle dedim: _Ey Malik, kapıyı kapa, bakacak takatim kalmadı. Malik şöyle dedi: _YA RESULULLAH, mübarek gözünüzle müşahede ettiğiniz azapları gördüğünüz gibi ümmetinize bildirin. Ümmetinizi çok çekindirin. Masiyetlerden, Allahın emrine aykırı hareketten onları alıp men edin.Allaha tam itaate teşvik edip ibadet yoluna getirin. Allahın azabı şiddetlidir. Cehennemi yedi tabakadır. Bu gördüğünüz ilk tabakasıdır. Aşağıları daha şiddetlidir.? Bunu dinledikten sonra, RESULULLAH SAV EFENDİMİZ ümmetine şefkatından dolayı ağlamaya, şefaat ve niyaza başlar. Ümmetinin zaafı ve o gibi azaba takat getiremeyeceklerini anlatıp o kadar çok ağladı ki ; Cebrail, Mukarreb melekler ve orada bulunan diğer melekler dahi ağlamaya başladılar. Resulullah sav Efendimizin tazarru ve niyazına: _AMİN!: Dediler.
  10. Malum olduğu üzere dinlerin insan aklını kilitleyen en büyük kozu cehennem tehdididir. Çocukluktan itibaren cehennem tehdidiyle terörize edilen insanlar kendi dinleri hakkında sağlıklı bir muhakeme yapamazlar. Hayatın diğer alanlarında gayet normal ve akılcı davranırken din konusu açıldığında oldukça basit, yüzelsel ve aptalca düşünürler. Allahın dengesiz terazisinin en çok tartışılan örneklerinden biri sonsuz cehennem cezasıdır, aslında işkence demek daha doğru. Müslümanlar genellikle şöyle rasyonalize etmeye çalışır: “Beşeri adalet 1 dakika cinayete 15 yıl hapis veriyor. Allahı inkâr sonsuz bir cinayet ve sonsuz bir tecavüzdür. Dolayısıyla sonsuz tecavüzler sonsuz azabı gerektirir.” Yani apolojistler sonsuz eziyeti rasyonalize etmek için ilahi otoritenin namusunu kurtarılmasını gerekçe olarak gösteriyorlar. Otoriteye saygısızlığı katliam ile kıyaslayan bir mentalite. Otoriteye inanmaz, saygısızlık yaparsan katliam yapmış gibi ceza alırsın. Ben desem ki ben buraların kralıyım, benim otoritemi, krallığımı, saltanatımı kabul etmeyen 1000 kişi katletmiş gibi cezaya çarptırılacaktır. Harika bir mantık olur değil mi? Allah din, inanç, mezhep ayrımcılığı yapmaksızın insan haklarını çiğneyenleri en büyük cezaya çarptırsaydı daha saygın bir kişi olurdu. Hep kendi onurunu kurtarmayı düşündüğü, iyilikten, insancıllıktan çok bağlılığı ve sadakati ödüllendirdiği için itibarı sarsılmıştır.
  11. Sanırım herkes şu masallardaki konuşan aynayı bilir. Hani sorduğunuz her soruya doğru cevabı veren ayna. İşte bu aynanın karşısına son derece çirkin, gudubet suratlı bir kadın gelmiş. -Ayna, ayna, söyle bana, dünyadaki en güzel kadın kim? Diye sormuş. Ayna: -Dünyadaki en güzel kadın falan memleketteki filan isimli kadındır, diye cevap verinde bizim gudubet suratlı kadın da yanındaki vazoyu tuttuğu gibi aynaya fırlatıp paramparça etmiş. Gelelim sadede. Müslümanların ağızlarına sakız ettikleri laflarda birisi de “Kuran düşünmeyi emreder” lafıdır. Bakalım gerçekten öyle mi? Sahne 1: Muhammed yanında adamları olduğu halde bir grup putperesti toplamış, İslam’ı ve kendisinin Allah denen bir tanrı tarafından elçi seçildiğini anlatıyor. Konuşmasını bitirdikten sonra gruba soruyor: -Evet, ne diyorsunuz? İyice düşünüp taşındınız mı? Kararınız nedir? Adamlardan birisi: -Ben bu lafları daha önce de duymuştum , bunlar eskilerin masalları, der. Muhammed’de içinden “Kahrolası, nasıl da düşündü?” diye geçirerek adamlarına döner ve -Vurun şu zındığın kafasını, der. Adamlardan birisi hemen kılıcını çekip adamın kafasını gövdesinden ayırır. Muhammed boğazını temizleyerek tekrar gruba döner ve -Evet arkadaşlar, kararınız nedir? Der. İtiraz eden adamın akıbetini gören diğerleri de hep bir ağızdan “Allah birdir, Muhammed’de onun elçisidir” diye bağırırlar. Muhammed mutludur, bir grup putpereste daha tebliğini yapmıştır. Bu sahne kurguydu. Ama aşağıdaki sahne Kuran’dan alınmıştır: Sahne 2: Müdessir Suresi: 11 Beni, yarattığım kişiyle başbaşa bırak. 12,13 Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim. 14 Kendisine alabildiğine imkânlar sağladım. 15 Sonra da o hırsla daha da artırmamı umar.3 16 Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı inatçıdır. 17 Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım. 18 Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti. 19 Kahrolası nasıl da ölçtü biçti! 20 Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti! 21 Sonra (Kur’an hakkında) derin derin düşündü. 22 Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı. 23,24 Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: “Bu ancak nakledilegelen bir sihirdir.” 25 “Bu, ancak insan sözüdür.” 26 Ben onu “Sekar”a (cehenneme) sokacağım. İşte Kuran'ın emrettiği düşünme tarzı budur, Kuran'ı onayladığın sürece düşünen kişisindir, onaylamazsan akılsız, zalim, kafir, hayvanlardan daha aşağı biri olursun, cehenneme de tek yönlü bir bilet kesiliverir senin için.
  12. Benim bildiğim Araf, cennet ve cehennem arasında bir bölge. Cennetlik olup olmadıklarını ise tartışmak istiyorum. Başlıktaki 2 soruya cevap verecek Müslüman arkadaşlar görüşlerinizi almak mümkün mü?
  13. Münafıklık; Kuran'da, islamda ve müslümanların yaşamında önemli yer tutan bir kavram olmasına rağmen forumda hak ettiği yeri bulmadığını üzülerek müşahade ettim Halbuki dini bütün insanlar bu kavramı günlük yaşamlarında sık sık kullanırlar ama frumdaki dinci arkadaşlarımızın ağzından bu kavramı hiç duymuyoruz. Bu başlıkta münafık ve münafıklığın ne olduğunu, bir münafığın nasıl tespit edilebileceğini ya da tespit edilmesinin mümkün olup olmadığını, mürted ile münafık arasındaki farkı, ele almak istiyorum. Bu çerçevede; Münafığın kim olduğunu ve tespit yöntemlerini bizlere söyleyebilecek müslüman arkadaş var mı?
  14. 1) Vakıa suresini okudukça okuyasım geliyor. Çok dikkat çekici ayetler var. Anlamakta zorlandığım hususları ayrı ayrı yazacağım, belki aydınlatan birileri çıkar Konuya girmeden önce Vakıa suresinde genel olarak; *kıyametin kopuşu, *mahşer günü, *cennet ve cehennemde insanları bekleyenler *Allah'ın varlığının kanıtları anlatılıyor. 2) Vakıa 7'de mahşer günü insanların 3 gruba ayrılacağı söyleniyor. Vakıa 7- Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman; Ancak surenin tamamına baktığımda 4 grup görülüyor. Bu gruplar aşağıdadır. Vakıa 8- İşte o 'Ashab-ı Meymene', ne (kutludur o) 'Ashab-ı Meymene'. Vakıa 9- 'Ashab-ı Meş'eme' ne (mutsuzdur o) 'Ashab-ı Meş'eme'. Vakıa 27- 'Ashab-ı Yemin', ne (kutludur o) 'Ashab-ı Yemin.' Vakıa 41- 'Ashab-ı Şimal', ne (mutsuzdur o) 'Ashab-ı Şimal.' Şimdi Müslüman arkadaşlar 3 grup mu olacağız yoksa 4 grup mu? Haaaa (notun türkçesi ): Şu grup aslında bu grupla aynıdır diyen alimler olduğunu biliyorum ama bana pek inandırıcı gelmedi. Tartışalım doğruyu bulalım.
×
×
  • Yeni Oluştur...