Jump to content

Genel Araştırma

'deizm' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 4 sonuç bulundu

  1. Bir deist olarak siz ateistlere bazı sorularım var.Dinlerin insan ürünü olduğu konusunda hemfikiriz ama tanrı düşüncesi neden ilkel çağlardan beri var? Evrende tanrı yoksa nasıl her şey tesadüf eseri olabilir? Tanrı yoksa bilinçsiz bir şekilde var oluyor demektir.Bilinçsiz atomlar nasıl insanı oluşturabiliyor? Atomların bilinci varsa demekki daha üst bir akıl tasarlamış demektir.Aslında tanrı tek olmak zorunda da değil.Bunlar dinlerin uydurması.Düşününüz evren bir hücreye benzetiniz.Şu an kaç yıldız öldü ve tekrar oluştu.Evrenler birbiri içine girebilir.Evrenin başlangıcı varsa (ki var Big Bang) evren yaratılmıştır bir ya da birden fazla tanrı tarafından.Bu sorulara ateizmin bir cevabı var mı?
  2. Kur'an'a göre evren, 6 günde yaratılmıştır. Bu 6 gün içerisinde bütün maddeler, yıldızlar, gezegenler ve gök adaların hepsinin yaratıldığı yazılıyor. Bu ayrıca bütün bilimlerin 6 gün içerisinde yaratıldığı anlamına geliyor. Her şey, bütün madde barındıran şeylerin yaratılması 6 gün alıyor. Ancak buradan klişe bir mantıksızlık ortaya çıkabilir. Allah'ın gücü sonsuz ise, neden evreni yaratması 6 gün sürmüş? Bu en klişe sorumuz, ancak daha derinlere ineceğiz. Biyolojiye, arkeolojiye ve fosillerle ilgili, geçmişi araştıran diğer bilimlere uğrayacağız. Bu ayete gör evren, aşamalı olarak yaratılmıştır. “Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.” Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler. Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir. (41 Fussilet Suresi, 9-12) Burada sadece yaratılış kısmına dikkat etmek önemli. Ayrım yapmaksızın aşamalara bakar isek 8 aşama olduğunu görürüz ancak bu sadece yanlış bir hesaplamadır. O yüzden burada çelişki yok demektir. Buradaki sorun veya mantıksızlık, bilimleri sahtekarlık yaparak silip süpürmesidir. "Sarsılmaz dağlar var etti." sözcük grubuna bakalım. Dağların sarsılmaz olduğu yazılmış. Ancak gayet sarsıntılı, hatta bazen yerleri, yükseklikleri bile değişiyor. Örneğin: deniz seviyesinden birazcık yukarıda olan bir yükselti, tektonik patlamalar sonucu kocaman bir dağa dönüşebiliyor. Veya tam tersine, başka olaylar sonucu, dümdüz bir ovaya dönüşebiliyor. Bunların hepsi bir sarsılma sonucunda oluşuyor. Bazı arkadaşlarımız "Kur'an herkesin anlaması için basit yazılmıştır." diyebilirler. Bir şeyi basit yazacaksanız, o şeyi yanlış yazmanıza gerek yoktur. Bu cümle "Yüksek dağlar var etti." minvalinde olabilirdi. Ancak yanlış olarak "sarsılmaz" denilmiş. Bunu Arapçadan çeviren kişinin hata yaptığını düşünemeyiz, çünkü o zaman bir paradoksa gireriz, eğer bu yanlış ise, diğerleri de yanlış olabilir. Neyin doğru olduğunu bilemezsiniz. "Sarsılmaz" kelimesi, güç, kudret ve dayanıklılık sıfatlarının abartısı olsaydı eğer, bunlar kullanılırdı çünkü bazı insanların yanlış anlayabileceği düşünülürdü. Fakat böyle olmamış, açıkça "Sarsılmaz" yazılmış. Bunun amacının insanların Allah'a güvenlerini artırmak olduğunu düşünüyorum, yani inanan kişiler için. Şahsen ben inanmıyorum, o yüzden de burada bu yazıyı yazıyorum. Sure içerisindeki diğer çelişkileri de beyninizi ve araştırmayı kullanarak bulabilirsiniz. Devam edelim. Evren şimdiki araştırmalara göre, 13.7 milyar yaşında. Dünya ise 4.54 milyar. Fakat insanlık atalarımızla beraber 2 milyon yıldır bulunuyor. Tabii burada çeşitler var, homo erectus bilinen en son atamız. Günümüzdeki modern insanlar ise homo sapiens. İnsanlar tam olarak modern yaşamaya 200-300 yıl önce başladılar. Bu konuya geleceğiz ancak, Dinlerin dünyayla ilgili evrime karşı iddialarını bir inceleyelim. Dinlere göre dünya, evrende 10 bin yıldır var, insanlık da 7 bin. Ancak fosil kayıtlarına, yeryüzüne ve günümüzdeki iklim değişikliklerine, kıtaların yer değiştirme yönlerine ve zamanlarına matematiksel açıdan bakılınca ve somut kanıtlara laboratuvarlarda gerekli testler yapılınca görülüyor ki dünya 4.54 milyar, insanlık ise 2 milyon yıldır var. Görüldüğü gibi arada epey bir zaman farkı var. Dinlerin tek dayanağı ise kutsal kitapları, ellerinde başka bir şey bulunmuyor. Buradan mantıksızlığı çıkarabilirsiniz. Somut mu gerçek, yoksa soyut mu? Asıl önemli kısım geldi, dinozorlar. Dinozorlar, 65 milyon yıl önce yok oldular. Ve onların yaşadıkları zaman ve sonrasında, birçok toplu yok oluş gerçekleşti. Birçok canlının nesli aniden tükendi ve onun yerine yenileri evrimleşti. Size dinozorların o zamandan günümüze kadar gelmiş olan bir türünü göstereyim, ve de tanıtayım. Bu "Yeşil Heron Kuşu Yavrusu" Peki bu kuşun dinozorlar ile neden benzerlik gösterdiğini söylüyorum. Fosil kayıtlarındaki diğer uçan dinozor türlerine bakıyorum ve onların fizikî özelliklerine bakıp bu kuş yavrusuyla karşılaştırıyorum. Ayrıca bu gözlenebilir bir kanıttır. Çoğu canlının yavrusu, henüz gelişim evresinde olduğu için birbirine benzer. Yetişkin konumuna geldikleri zaman yüz ve vücut hatlarındaki belirginlik artmaktadır. Bu kuşta da bunu görüyoruz, yani neoteniyi. Dinozorlarla daha çok belirginlik gösteren canlıların kuşlar olmasının sebebi belki de toplu yok oluşlardan uçarak kaçabilmeleri, büyük bir meteorun dünyaya düştüğü sırada, oradan hızlıca, önlerinde bir engel olmadan kaçabilecek olmalarıdır. Karada yaşayan canlıların gelen meteoru veya herhangi bir tehdidi görmesi, ağaçlardan ve bitkilerden dolayı zordur. Gördüğü zaman ise kaçarken önüne çıkacak engeller onu yavaşlatacaktır. Kuşlar, bu sebeble daha avantajlı konuma geçmiş olurlar. Kur'an'da her şeyin ademoğlu adına ve onun yararına yaratıldığı söylenmiştir. Kanıt istiyorsanız: "O (Allah) ki; yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı, sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. O, (her şeyi bilen) Alim'dir." (Bakara, 2/29) Ancak bu böyle değildir. Size tek bir hata örneği vereceğim: keçilerin boynuzları, kendi kafataslarına girecek kadar büyüyebilir, bu onları öldürebilir. Keçiler, kur yapmak, güçlerini göstermek ve kendilerini savunmak için boynuzlarını çarpıştırırlar. Bu sırada bunu yapacak bir keçi bu hataya sahipse, çarpıştığı vakit boynuz kafatasına geçecektir ve keçi ölecektir. Ve bunun tek sorunu da boynuzunun standart boyutundan aşırı bir şekilde büyümesidir. Bu basit bir örnek, insanların daha kolay anlaması için bu basitlikte devam edeceğim. Hayvanların bu gibi hataları yaşamasının sebebi de mutajendir. Yani mutasyon geçirmesidir, geninin bozulmasıdır. Genin bozulması da, insanın lehine değil, aleyhinedir. Çernobil kazasında da Karadeniz'de olanlar da malumunuzdur. Dinozorlar, insanların yararına yaratılmamıştır, en son, bir toplu yok oluş ile hepsinin atalarının nesli tükenmiştir. Onun yerine, bizim yararımıza olan daha fazla hayvan gelmiştir ancak, bizim için tehdit olan hayvan sayısı daha fazladır. Dinozorların neden yaratıldığını açıklayıcı bir kaynak göremedim ve Kur'an'da yazanların gerçek ile hiçbir alakası olmadığını gördünüz. İnanmıyor iseniz araştırmak sizin elinizde. Yazıyı yazarken kullandığım kaynaklar: -https://sorularlaislamiyet.com/kuranda-her-seyin-insan-icin-yaratildigi-ve-onun-hizmetine-sunuldugu-seklinde-bir-ifade-var-midir-0 -http://www.evrimagaci.org/fotograf/4/7521 -http://www.evrimagaci.org/makale/279 -beynim Eğer yanlış bir bilgi ve fikir dayattıysam uyarınız. Yazımda anlatımsal bir hata varsa da açıklayınız.
  3. Şuan çok aradayım, fikirlerinizi öğrenmek isterim . kendimi çok milliyetçi veya vatansever olarak görmüyorum ancak bazen ülkenin sağlam tarafına bakıyorum ; aydın insanları görüyorum . tsk armonisi izmir marşı falan kulağıma geliyor birden alevleniyorum sonra bir bakıyorum kara çarşafından gurur duyan kadınlar , sarıklı adamlar , çocuk gelinler , cemaatler müritler katur kuturoğlu gibi tarihçiler , kadın tek başına evden çıkamaz diyen aile bakanlığı ve bunlara karşı hiç birşey yapmayan biz. birden sönüp gidiyorum . söyleyin şimdi adam olurmu bu topraklar ?
  4. Astral

    Neden Ateizm

    Neden Ateizm... Agnostisizm, deizm vs... değil... Sık sık konu başlıklarını inceleyerek neler konuşulduğuna bakıyorum. Genellikle içerikleri okumam ya da çok hızlı okurum. Agnostisizmin ara ara tartışıldığını görüyorum. Hala bu konuda söyleneceklerin bitmemiş olması şaşırtıcı. Ben de zaman ayırıp katkıda bulunayım dedim. Bana kalırsa son noktayı koyacak bir yazı yazacağım ama sanırım bunun ileride yine gündeme gelmesine engel olamayacağım. Fazla uzatmadan özet yazmaya çalışacağım... Önce şu sorulara modern zamanın bilgileriyle cevap verelim: S1 - Evrenin bir yaratıcısı olabilir mi? C1 - Olabilir. S2 - Dünyanın ve insanların bir yaratıcısı olabilir mi? C2 - Hayır, olamaz. Bu konu artık kapanmıştır. S3 - Evrenini yaratıcısı varsa bu dünyanın ve insanların da yaratıcısı olmaz mı? C3 - Hayır olmaz. Bunu sonra açıklayacağım. S4 - Evrenin yaratıcısı varsa, bu Tanrıdır. Bu durumda Tanrı'nın olabileceği olasılığı hala geçerli değil midir? C4 - Değildir. Bir varlığın Tanrı olabilmesi için insanları yaratmış olması zorunludur. Başka dünyaların ya da evrenlerin olası tanrısı bizim için tanrı değildir. Bunu da aşağıda açıklayacağım. Önce Tanrı kavramının gerçeklik düzeyinen bahsedelim ki bilinmezlikte bir sınır çizebilelim: İnsan, her türlü gerçeğe itiraz edebilir. Hatta 2 + 2 = 4 olduğuna bile... Sonuç olarak sanal bir ortamda hayal gördüğümüzü ve beynimizin programlanıp yanlışları doğru zannettiğimize kadar ileri gidilebilir. Tabi ki bu tarz kurgulara itiraz etmek zordur. Sonuç olarak en çılgınca kurguları bile kesin olarak dışlama olanağımız yoktur. Ancak bir kurgunun kurgu olduğunu anlamanın yolları vardır. Bu kurguyu icat edenlerin üzerinde gereken sınamalar yapıldığı zaman bu ortaya çıkar. Arkadaşlarınız size şaka yapmak için çeşitli kurgular ortaya atabilir. Ama yeterince akıllıysanız bu kurguların gerçekliğini test edebilirsiniz. Ve size gerçek diye söylenenlerin arkasındaki sebepleri anlarsanız kurguları kesin olarak reddedebilirsiniz. İnsan beyninin gerçeklerle ilgili bilgisi, aslında bir anlamda beynin bir kurgusudur. Ama burada tutarlılık ve süreklilik aranır. Üç metre yüksekten betona düşeceğiniz zaman canınızın yanacağından şüphe duymazsınız. Çünkü beyniniz bununla ilgili çok fazla veri almış ve sağlam bir kurgu oluşturmuştur. Artık bu kurgu bizim için gerçektir. Veri kaynaklarımız her zaman kendi duyularımız değildir. Bunun dışında bir de çevre vardır. Bu çevrede de güvenilir ve güvenilmez kaynaklar vardır. Politik sebeplerle kendimize ve başkalarına bu kaynaklar hakkında yalan söyleyebiliriz ama bu yalanlara beynimizi inandırmamız o kadar kolay değildir. Mesela dünyanın küre şeklinde olduğuyla ilgili sıradan insanın kesin bir verisi yoktur. Ama dünyanın geri kalanına bu konuda inanır. Bununla birlikte kendi kutsal metinlerini bu bilgilere uydurmaya çalışır. Bu demek oluyor ki aslında dünyanın geri kalanına kendi kutsal metinlerinden daha fazla güveniyordur. Ama bunu kendine yada başkasına itiraf etmez. Bizim kesin gerçekler olarak bildiklerimiz beynimizin sağlam, sürekli ve tutarlı kurgularıdır. Bir insanın beyninde bir sorun olduğunu kurgularının tutarsızlığından ve temelsizliğinden anlarız. Mesela birisi kurtadam gördüğünü iddia edebilir. Bunu hemen deli diye damgalamazsınız (umuyorum ki). Bunun yerine verilerini sorgularsınız. Tutarlılıkta sorun varsa ve hikayesini doğrulamak için dünyanın geri kalan verilerini çarpıtıyorsa bir sorun olduğunu anlarsınız. Bunun dışına tutarlılıkla ilgili sorunu olmayabilir ama sağlam veriler ortaya koyamamıştır. Bu durumda olabilir der geçersiniz ilgilenmezsiniz. Bununla ilgili bir eylem gerekiyorsa bunu da fazla dikkate almazsınız. Ama birisi size kurgusu konusunda eylemsel bir dayatmaya girişiyorsa burada gerçekleri incelemeyi sadece konu üzerinde değil, kurgu sahibi bireyler üzerine de genişletebilirsiniz. Şimdi gerçeklik düzeylerimizle ilgili kendime göre birkaç kademe vereyim: 1 - Beynimizin sağlam kurgularına dayalı bilinen gerçekler. Dünyanın küre şeklinde oluşu ve bunun gibi sağlam bilimsel gerçekler buna örnektir. 2 - Son derece zayıf, doğruluğuna ihtimal vermediğimiz hikayeler. Ness gölü canavarı gibi. 3 - Doğruluk ihtimali yalnızca çok zayıf olmakla kalmayıp bilinen gerçeklerin ötesinde sihirsel oluşları gerektiren kurgular. Kurtadam, vampir gibi. Mesela biyolojik olarak insandan kurta ve bunun geri dönüşü mümkün değildir. 4 - Yalnızca üçüncü kadar zayıf bir kurgu olmakla kalmayıp, reddedilebilen ve reddedilmiş iddialara sahip kurgular. Tanrı böyle bir kurgudur. Mesela kurtadamın varlığı ya da yokluğu bizim çevremizdeki verilerle doğrudan sınayacağımız birşey gibi gözükmemektedir. Oysa birisi bir tanrının varlığını iddia ediyorsa bunun doğrudan sözde eylemleri (yarattığı şeyler) gözümüzün önünde olacağından gerçekten bunlarla ilgili bir sınama yapabiliriz. Tabi ki bunu bilim insanları yapabilir. İşte Tanrının gerçeklik seviyesi budur. Yani çılgınca, akılsızca, bilimsel gerçekleri hiçe sayan tutarsız bir kurgu... Tabi ki buna inanlara çılgın demiyoruz. Çünkü her ne kadar Tanrı diye birşeyin olmadığı dünyanın küre şeklinde olduğu kadar gerçek ise de ilk gerçeğin farkına varmak daha fazla donanım gerektiriyor. (Devam edecek...)
×
×
  • Yeni Oluştur...