Jump to content

Genel Araştırma

'entropi' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 1 sonuç bulundu

  1. Geçenlerde şu çizgi banta rastladım ve bir yılı aşkındır üzerinde düşündüğüm bir fikrin çizilmiş haline rastlayınca sevindim. Teknik kelimeler de var, şöyle tercüme edeyim: A- Einstein'in izafiyet teorisi herhangi bir şeyin ışıktan daha hızlı gidecek şekilde ivmelenmesini yasaklar. A- Öte yandan halâ ışık hızını aşan takyon denen parçacıklar mevcut. A- Hayret vericidir ki, bir takyon bağlamı çerçevesinde, sebep ve sonuç aslında ters dönmüş olur. B- Desene o zaman Tanrı insanı gerçekten yaratmış olabilir. Muhtemelen espri niyetine yazılmış bir şey, ama bence çok çok önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Demin Google'a baktım, Michio Kaku'nun Takyon ve Tanrı ile ilgili buna benzer bir yazısı varmış, okumadım. Yazacaklarımı Google’dan araştırmadım. Önce Tanrı ile alakalı muhtemelen dünyada bilinen Takyonik bir teoriye değineceğim. Ama asıl yazmak istediğim, belki de ilk defa, Tanrı’nın gönderdiği din ve kitapların da, İslam’ın da gerçek olabileceği, olması gerektiği üzerine bir hipotez… Ki bu kısmı günümüzdeki sosyal meselelerle daha çok ilgili. Takyonlar teorik olarak ışıktan hızlı giden parçacıklardır. Eğer varlarsa, ışıktan hızlı olmanın bir bedeli (ödülü) olacaktır. Zamanda geriye doğru gideceklerdir. Ama bu gidiş kendi hallerinde, kendi farkına varmadıkları bir gidiş değildir; burada sebep ve sonuç ilişkisi de tersine dönecektir. Fiziken bu tuhaf durumun anlaşılması için söyleyeyim; Termodinamik prensipleri bile tersine dönecektir. Termodinamiğin ikinci kanununa göre evrendeki bütün varlık toplamda düzensizliğe doğru gider (entropi). Ve bu asla geri döndürülemez bir süreçtir. Mesela kapalı bir ortamdan salınan gaz dağılır ve aynı gazın kendi kendine bir yerde toplanması düşünülemez. Deprem olduğunda züccaciye dükkanında bir sürü şey kırılır ama tekrar deprem olduğunda bazıları eski haline dönmez. Zaman oku tek yönlüdür. Fakat takyon dünyasında işler değişir. Zaman oku tersine döner: gaz toplanır, kırık vazo kendi kendini onarır, ölü dirilir. Takyonik bir varlık düzensizlikten düzene doğru gidecektir. Tanrı'nın varlığı hakkında şöyle bir hipotez vardır: "sürekli düzensizliğe giden Evren'in başlangıcında, mutlak düzenli bir varlık olmalıdır, o da Tanrı olmalıdır." Fakat şimdi bu düşüncenin ötesine geçmek istiyorum. Maddenin düzensizliğe doğru gitmesi bir kanun iken, evrimin sürekli daha karmaşık düzenli canlılar yaratıyor olması da hep paradoks gibi gözüken bir konudur… Halbuki evrim sonucunda Evren'deki toplam entropide bir azalma olmaz. Çünkü zaman okunun ilerisindeki karmaşık düzenli canlılar, daha büyük entropiyi daha uzağa öteler, veya uzaktaki düzenli yapıları parçalamayı öğrenir. Fakat her halükarda mücadele ettikleri entropi sonucunda yaşlanarak ölürler, üreme bunun için vardır. Peki olası takyonik varlıklar bu arada ne yaparlar? Şöyle: Onlar yaşlanmazlar, yıpranmazlar, sürekli gençleşirler. Teoriler burada Tanrı’nın takyonlarla alakalı bir varlık olduğunu söylüyor. Dedikleri gibi Evren’in oluşumun en başındaki mutlak düzende Tanrı varsa, evren dağılıp yok olana kadar biz insanlar temsilinde o düzen küçülerek, küçük parçalara ayrılarak ama küçük merkezlere sığınırcasına varlığını koruyarak devam ediyor olsa gerek. Evren yok olduğunda en baştaki Tanrı, başka evrenler yaratmak üzere varlığını devam ettiriyor olacak. Yok olan bizim entropik maddi bedenlerimiz olacak vs… Şimdi gelelim dine… Böyle bir Tanrı insanlarla iletişim kurmak isteseydi bunu nasıl yapardı? Takyonun muhtemelen hüküm sürdüğü bilinç, düşünce, tahayyül dünyası, bu iletişim için iyi bir yol olacaktır. Mesela birinin zihninde bir şey canlandıracak… bu ilham olabilir hatta vahiy olabilir. Fakat bunun kesin kes Tanrı’dan gelmiş bir mesaj olduğu konusunda tartışmalar olacaktır. Bu noktadan sonra Tanrı bazı insanlara vahiy gönderdi mi, göndermedi mi diye tartışıp olayı daha da belirsiz bir hale sokmayacağım. Tuhaf olan şu ki, takyon dünyasında belirsizlik değil, belirlilik (determinite) vardır. Dediğim gibi, takyon dünyasında sebep sonuç ilişkisi tersine dönmüştür. Sonuçta bir şey kesinlikle vuku bulur ve sebepleri ardından gelir. İşte din de, vahiy de, İslam da böyle bir oluşum olsa gerek. Tüm tarihi verilerde Muhammed’in bir sahtekâr değil, kendisine vahiy indiğine inanan biri olduğu anlatılır. Bu durumda ateist bilim, belki de olması gerektiği gibi Muhammed’e muhtemel temporal lob epilepsi teşhisi koyar. Halüsinasyonlar gördüğünü ifade eder. Farz edelim bunlar tastamam doğru. Sonuca bakınız: Ortada milyarlara ulaşmış bir din ve Tanrı’nın mesajlarının bulunduğu düşünülen, o zamandan beri değişmemiş (imla olarak değişmiş olsa bile aslına ulaşılabilecek sağlamlıkta) bir kitap vardır. Şimdi size sorarım, İnsanlarla iletişime geçmek isteyen Tanrı için bundan daha iyi bir yol olabilir mi? Farz edelim bunlar Muhammed’in epilepsi nöbetlerinde ağzından dökülen şeyler… hatta ve hatta farz edelim bunlar onun uydurması… Ortada milyarı aşkın insana aynı şekilde bozulmadan ulaşmış bir mesaj var. Tanrı sonuca bakıyor ve geçmişe doğru nüfuz ediyor... Bazılarınız şöyle diyebilir: Tanrı niye insanları toplayıp gökte kendini göstererek herkesi ikna etmedi de böyle cıncırıklı işlerle uğraşıyor. Din mensupları bunu “sınav” olarak izah eder. Bence bu doğru olmakla birlikte ben başka bir şey söylüyorum: Tanrı yoktur (hani “la ilahe” derler ya). En azından evrenimizde varlığı söz konusu değil... Tanrı ancak kaotik ortamlardaki entropik sürece karşı gelen seçilmiş (doğal seleksiyon) varlıklarda kendini gösterir. Bunlardan biri, en gelişmişi insandır, insan bilincidir. Aksi, evrendeki termodinamik kanunlarına aykırı olurdu. O yüzden Tanrı ancak bazı insanların zihnine ilham veya vahiy yoluyla dileğini aktarır. Herkese ulaşmasını istediği çekirdek halindeki bir mesajı ise peygambere vahiy yoluyla… Yine şu meseleye geldik, isterseniz vahiylerle gelen bir dine inanmayabilirsiniz. Pek bir şeyiniz eksilmez. İlla ki inanmanız şart diye bir kural yok. Vahiylerden oluşan bir dine inanmadığınız zaman o din kendi gerçekliği içinde varlığını devam ettirir. Kimse inanmazsa da yok olur gider, hatta o din hiç var olmamıştır. Tekrar söylüyorum sonuçtan sebebe doğru gidiyoruz. İslam dini, dünyada çok kişiye ulaştığı ve herkese ulaşma potansiyeli olan değişmemiş bir kod veya mesaj içinde barındırdığı için gerçek bir dindir. Farz edelim yarın İslam’dan kitle kitle kopuşlar oldu ve sonunda hiç inanan kalmadı... O zaman İslam diye bir şey hiç olmamış olacak. Anladınız mı? Ama şimdiki gerçekliğe bakılırsa İslam gerçekten Tanrı’nın insanlara gönderdiği din, Kuran da onun tek kitabı. Şimdi şöyle diyeceksiniz: “Hinduizm de Budizm de İslam kadar yaygın, hatta ondan daha çok insana hitap ediyor. O zaman onlar gerçek din…” Aslına bakarsanız bir bakıma doğru. Onlar da mutlaka gerçek bir din (idi), en azından geçmişte gerçek semavi kaynakları vardı. Fakat Müslümanların hep söylediği gibi, kitapları tahrif olmuştur, değişmez çekirdeğe, kaynak kitaba ulaşmak mümkün değildir. Yahudilik ve Hristiyanlık gibi. Kuran işte bu sebeple gönderilmiştir. İslam “son din”dir. Yine hatırlatıyorum; ister istemez böyle olmuştur. Muhammed değil de başka birisi aynı sistemde bir din bildirdiğini söyleseydi ve başarılı olsaydı, biz şimdi ondan bahsedecektik. Ve yine haklı olacaktık. Peki, İslam’dan sonra gelmiş Bahailik, Mormonluk gibi dinlerin aynı başarıyı gösterirse gerçek din olacaklarını söylemek mümkün mü, bir bakalım. İslam’ın şöyle bir güvenlik kodu var: Kuran’da Maide 3’de dinin kemale erdirdiği, islam dininin onaylandığını söylüyor. Yani biz bundan Muhammed’in son peygamber, Kuran’ın son kitap ve İslam’ın son din olduğunu anlıyoruz. Tutarlılık önemli. İnsanlar bahai ve ya mormon olduklarında, evvelde bunca insanı peşinden sürüklemiş bir dinin mesajının tek bir cümle yüzünden tamamen yanılgı olduğunu, insanları boşu boşuna meşgul ettiğini kabul etmeleri gerekiyor. Hiçbir kitle dini, kendinden önceki dinler için böyle yapmamıştır. Tutarlılık önemli dedik. Çekirdekteki mesajın herkes tarafından ulaşılabilir olması da önemli. Yanına eklenen rivayetler, hadisler, yorumlar, fıkıhlar, mezhepler faydalı olmak bir yana asıl mesajı saklıyor olabilir. Buna dikkat edilmeli. Kuruluşundan itibaren iyi bir ivme yakalayan, medeniyette ve bilimde ileri seviyelere gelen İslam dininin son yüzyıllardaki hali ortadadır. Şunu anlamalıyız ki İslam’ın başına gelen şey, entropiden başka bir şey değildir. İnananlar ve İslam’ın gerçekliği kapsamında Tanrı ile irtibatta olanlar için söylüyorum, kaynak kod hala oralarda bir yerlerde. İslam’ın kendi kodundan entropiye, bozulmaya karşı gelerek fikir bağlamında yeniden üremesi gerekiyor. Zira son din.
×
×
  • Yeni Oluştur...