Jump to content

Genel Araştırma

'etik' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 10 sonuç bulundu

  1. Ortaçağ bedevi ahlâki yapısının bir diğer realitesi: Cariyeler (sex köleleri). Rezilullah (salla Allahı vesaire) ve çapulcu çete düşmanlarının topraklarına tecavüz ediyor, talan ediyor ve kocalarını katlettikleri kadınları ödül olarak alıyorlardı. Tiksinç bir adet. Üstelik insanlığa kılavuz olduğu öne sürülen bir kitapta böyle bir şeyin olması katmerli rezalet! Kadınlar Suresi: 24. "Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulundu­ğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerine farz kıldığı hükümler­dir..." diyor Kuran-ı Şekerim. Yani savaş ganimeti olarak ele geçirdiğiniz metreslerinize tecavüzü legalize ediyor. Ateistleri potansiyel kriminal olmakla suçlayan müslimler kendi dinlerindeki tanrı referanslı iğrenç uygulamalar için ne düşünüyor? 1- Muhammed b. Abdirrahman b. Bünanî, Muhammed b. Ahmed b. Hamdan'dan, o Ebû Ya'la'dan, o Amr en-Nakıd'dan, o Ebû Ahmed Zübeyri'den, o Süfyan'dan, o Osman el-Bettî'den, o Ebu'l-Halil'den, o da Ebû Said el-Hudrî'den şöyle dediğini bize rivayet etti: "Evtas Gazvesi'nin olduğu gün kocaları olan esir kadınları ele geçirmiştik. Onlara mücamaatta bulunmayı (cinsel ilişkiye girmeyi) çirkin bulmuştuk. Peygamber (s.a.v.)'e bunu sorduk da bu âyet nazil oldu. Biz de o kadınları böylece helal bulduk." 2- Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. el-Haris, Abdullah b. Muhammed b. Cafer'den, o Ebû Yahya'dan, o Sehl b. Osman'dan, o Abdurrahim'den, o Eş'as b. Sevvar'dan, o Osman b. Bettî'den, o Ebu'l-Halil'den, o da Ebû Said el-Hudrî'den bize şöyle dediğini haber verdi: "Rasulullah (s.a.v.) Evtas ahalisini esir alınca dedik ki: "Ey Allah'ın Rasulü, soylarını, kocalarını tanıdığımız esir kadınlarla nasıl mucamaatta bulunabi­liriz?" Bunun üzerine bu âyet nazil oldu." 3- Ebû Bekr Muhammed b. İbrahim el-Farisî, Muhammed b. İsa b. Amraveyh'ten, o İbrahim b. Muhammed b. Süfyan'dan, o Müslim b. Haccac'dan, o Ubeydullah b. Ömer el-Kavarirî'den, o Yezid b. Zuray'dan, o Said b. Ebî Arube'den, o Katade'den, o Ebû Salih Ebû Halil'den, o Ebû Alkame el-Haşimî'den, o da Ebû Said el-Hudrî'den bize şu rivayette bulundu: "Rasulullah (s.a.v.) Huneyn Günü, Evtas Kabilesi'ne bir grup ordu gönderdi. Bu grup bir düşman birliğine rastlayıp onlarla savaştılar da onlara galip gelerek, kadın esirler elde ettiler. Rasulullah (s.a.v.)'ın Ashabı'ndan bir grup, müşrik kocalarından dolayı o esir kadınlarla münasebette bulunmaktan sakındılar. Allah Teala da bu âyeti indirdi," 4- Ebu Saîd Hudrî'den Nesâî, Tirmizî, Ebu Davut ve Buharî rivayet etti. Ebu Saîd: -Bize, Evtâs esirlerinden esirler isabet etti. Kadınların kocaları vardı. Biz onlarla birleşmeyi çirkin gördük, Nebî Aleyhisselâm'a sorduk., Nisa: 4/24 âyeti indirildi. Ancak Allah'ın sizin üzerinize Efa ettiği şeydir, biz onların ferclerini (vajinalarını) helal kıldık, buyurdu. Kadınlar Suresi/24. ayet Şia İslam'da legal kabul edilen "Helal Genelev" uygulamasına da açık kapı bırakır. Sabit vadeli ya da uzun vadeli evlilik yapabilirsiniz. Minimum sözleşme süresi 3 gün.
  2. Pedofili Kuran'da izin verilmiş, Muhammed ve arkadaşları tarafından pratik edilmiştir ve bugün bazı müslümanlar şaşmaz bir rehber kabul ettikleri peygamberlerinin izinden giderek pedofili suçunu işlemeye devam ediyorlar. İslamî Kaynaklarda Pedofili Fasil : İSRÂ` VE Mİ`RÂC HADÎSİ Konu : Hz. Peygamber`in Hz. Âişe ile evlenmesi Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe Baslik : PEYGAMBERİMİZİN HAZRET-İ ÂİŞE İLE NİŞANLANMASI Rivâyete göre şöyle demiştir: Ben altı yaşında bir kız iken Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem beni akd ve nikâh eylemişti. (Üç sene sonra) biz Medîne`ye hicret ettik. Hâris İbn-i Hazrec oğullarının menziline indik. Müteâkıben ben, sıtmaya tutuldum. Bu cihetle saçım döküldü. (Hastalıktan kurtulduktan sonra) saçım gürleşti, uzayıp omuzlarıma döküldü. Bir kere ben, arkadaşlarımla berâber salıncakta oynarken annem Ümmü Rumân bana doğru geldi ve beni çağırdı. Ben de annemin yanına geldim. Beni ne edeceğini bilmiyordum. Annem elimi tuttu. Tâ evin kapısı önün (e geldiğimizde ora) da beni durdurdu. Ben de yorgunluktan kaba kaba soluyordum. Nihâyet soluğum biraz yatıştı. Sonra annem biraz su aldı. Onunla yüzümü, başımı sıvazladı. Sonra beni eve koydu. Evde Ensâr`dan birtakım kadınlar hazır bulunyordu. Bunlar bana: - Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin! di(ye alkışla) dılar. Annem beni bu kadınlara teslîm etti. Bunlar da benim kılığımı, kıyâfetimi düzlediler ve Resûlullah`a teslîm ettiler. Beni hiçbir şey sıkmadı. Ancak Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`i habersiz görünce sıkıldım. (Resûlullah bir sedir üzerine oturmuştu. Yanında Ensâr erkeklerinden, kadınlarından oturanlar vardı. Beni Resûlullah yanına oturttu). Ensâr kadınları beni Resûlullah`a takdîm ettiklerinde ben dokuz yaşında bir kızdım. HadisNo : 1553 Adam hayız görmemiş kız çocuklarının evlendirilebileceğini sırıtarak anlatıyor: İslam'da evlenme yaşı: Dört mezhep imamlarının da içinde bulunduğu alimlerin büyük çoğunluğuna göre, erginlik çağına henüz girmemiş bir kız çocuğun uygun bir kimseyle evlendirilmesi caizdir. (Sorularla İslamiyet) http://www.sorularla....php?oku=178882 -Gerekli evlilik yaşı konusunda belirlenen bir sınır yoktur. Evlenen kızın nikah için buluğ çağına ermesi şart değildir. Ancak cima için buluğ çağına ermesi gerekir. Fıkıh açısından teorik olarak bebek de, yüzellilik ihtiyar da evlenebilir. Ancak evlilik hayatında problem olabilecek derecedeki yaş farklılıklarına kefâet (denklik) açısından bu konuda dikkat edilmelidir. (Sorularl İslamiyet) http://m.sorularlais...x.php?oku=12112 (1) Mevdudi Büluğa ermediği için hayız görmeyen veya bazı nedenler dolayısıyla geç hayız gören ya da çok büyük bir istisna olup da hiç hayız görmeyen kadınlar, hayızdan kesilmiş kadınlar gibi talaktan sonra 3 ay iddet beklerler. Kur’an’ın bu açıklamasına göre burada “Mudhale” (kocasıyla gerdeğe girmiş) bir kadının sözkonusu olduğuna dikkat edilmelidir. Çünkü eğer mübaşeret olmasaydı iddet sözkonusu olmazdı. (Bkz. Ahzab: 49) Bu yüzden henüz hayız görmeye başlamamış kızların iddetinin beyan edilmesinden anlaşıldığına göre bu yaştaki kızlarla evlenmek ve kocalarının kendileriyle cinsel ilişkide bulunması caizdir. Dolayısıyla Kur’an’ın caiz gördüğü bir davranışı hiçbir Müslüman’ın yasaklamaya hakkı yoktur. - Ebu’l Al’a Mevdudi, Tefhimu’l Kuran, Talâk/4 (oku) (2) Taberi Âyet-i kerimede “Hiç adet görmeyenler de böyledir.” buyurulmaktadır. Bundan maksat küçük yaşta evlenen ve zifafa girdikten sonra boşanan kadınlardır. Bunlar adet görmedikleri için iddetleri aylarla ölçülür; bu da üç aydır. Nitekim Süddi, Katade ve Dehhak bu kısmı aynı şekilde izah etmişlerdir. - Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Talâk/4 (oku) (3) İmam Kurtubi “İddetleri vaktinde” buyruğu, sözkonusu edilen kadınların kocaları ile gerdeğe girmiş olan kadınlar olmasını gerektirmektedir. Çünkü kendileri ile gerdeğe girilmemiş olan kadınlar yüce Allah’ın “Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan onları boşarsanız sizin için onlar aleyhine sayacağımız bir iddet olmaz” (el-Ahzab, 33/49) buyruğu ile bu kapsamın dışına çıkarılmaktadır. - İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 17/417. “Asla ay hali olmayanlar” ile kastedilen küçük yaştakilerdir. Bunların da iddetleri üç aydır. Buna göre haber hazfedilmiştir. Bu durumdakinin iddetinin ay hesabı ile yapılmasının sebebi bunda adetin olmayışıdır. - İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 17/437-438. (4) Mukâtil B. Süleyman El-Horasânî Bakara Suresi’nde yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Boşanan kadınlar kendi kendilerini üç kur’ (yani, üç ay hâli) gözetlerler. (Bakara/228). Boşanan kadınların iddeti bu şekilde idi. Ancak Yüce Allah, kocasının kendisi ile gerdeğe girmeden boşadığı kadını bundan istisna ederek Ahzâb Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Mümin kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan (yani onlarla cima etmeden) onları boşarsanız sizin için onlar aleyhine sayacağınız bir iddet yoktur. (Ahzâb/49). Talâk sûresinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Hayızdan kesilmiş (yani yaşlı olduklarından dolayı artık hayız görmeyen) ve (yaşlarının küçüklüğü sebebiyle henüz) hayız görmeyen kadınlarınıza gelince -şüphelendinizse- onların iddeti üç aydır. (Talâk/4) Görüldüğü gibi hayız görme yaşına gelmemiş ve kendisi ile gerdeğe girildikten sonra kocası tarafından boşanmış kadının durumu da aynı şekildedir; onun da iddeti üç aydır. - Mukâtil B. Süleyman El-Horasânî, Ahkam Ayetleri Tefsiri, İşaret Yayınları, S. 217-219 – Talâk bahisleri; Kadının İddeti ve İddet Esnasındaki Sükna Hakkı (oku) Fıkıh Kaynakları (1) Camisab Özbek, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı Ayrılma İddeti: Cinsi ilişkiden sonra nikahın fesh olunması veya boşanma suretiyle ayrılan kadının beklemesi lazım gelen iddettir. Eğer kadın hamile ise onun iddeti doğurması ile biter. Bu hükmün delili Talâk 4 ayetidir. Eğer hamile değilse ve hayız görüyorsa onun iddeti kocasından ayrıldıktan sonra üç defa temizlenmektir. Bunun delili Bakara/228′dir. Eğer kadın bulûğa ermemiş veya hayızdan kesilmiş ise onun iddeti kocasından ayrıldıktan sonra üç aydır. Bunun delili Talâk/4′tür. Cinsi ilişkisiz boşanan kadın veya nikâhı fesh olan kadının iddet beklemesi söz konusu değildir. Bunun delili Ahzab/49′dur. - Camisab Özbek, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı, Ravza Yayınları, (4. Cilt, 3. Bölüm), 62. Bölüm, İddet, Ayrılma İddeti (oku) (2) İmam Nevevi Ayrılma iddeti: Koca hayatta iken nikahın feshi veya boşama sebebi ile karısından ayrılmasına bağlı olan iddettir. Bu iddet cinsel ilişkiden sonra veya erkeğin menisini karısının rahmine akıttıktan sonra meydana gelen ayrılma ile vacib olan iddettir. (…) Hayız görmemiş hür olan küçük yaştaki kadın ile hayız halinden tamamen kesilmiş kadının iddeti hilâl ayı ile üç aydır. - İmam Nevevi, Minhac, Kahraman Yayınevi, Nikah, İddet (oku) (3) Molla Hüsrev Küçüklükten veya yaşlılıktan dolayı hayz görmeyen veya bulûğuna yaş ile hükmedilip hayz görmeyen hür kadın hakkında talâkta iddet üç aydır. Çünkü Allah Teâlâ ,(C.C): “Kadınlarınız içinde ay hâli görmekten kesilenler ile henüz ay hâli görmemiş olanlarda eğer şüphe ederseniz onların îddet beklemeleri üç aydır.” buyurmuştur. Eğer kadın cima edildi ise üç ay iddet bekler. Çünkü yukarda geçtiği vechle cimâdan önce boşanırsa iddet yoktur. - Molla Hüsrev, Gurer ve Dürer, 2. Cilt, 3. Bölüm, İddet Babı (oku) (4) İbn Rüşd İddetin (Boşanmada Bekleme Süresinin) Çeşitleri: Kadın ya hürdür, ya cariyedir. Bunlardan her biri de boşandığı zaman ya kendisiyle gerdeğe girilmiş ya girilmemiştir. Eğer kendisiyle gerdeğe girilmemiş ise bu kadının iddeti yoktur; boşanır boşanmaz evlenebilir. Zira Cenâb-ı Hak “Ey iman etmiş olanlar.. Mümin kadınlarla evlendikten sonra onlarla temas etmeden onları boşadığımzda onların size iddet saymasına lüzum yoktur” buyurmuştur. Eğer kendisiyle gerdeğe girilmiş ise o zaman bu kadın ya adet gören, ya da görmeyen kadınlardandır. Adet görmeyen kadınlar da ya küçüktürler, ya da yaşlı oldukları için artık âdetten kesilmişlerdir. Adet görenler de ya gebedirler, ya normal âdetleri devam eder, ya herhangi bir sebeble kanları kesilmiştir, ya da müstehazedirier. - İbn Rüşd Kadı Ebu’l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/75 – Talak, İddetin Çeşitleri (oku)
  3. Biliyorsunuz ki samimi rıza meşru seksin olmazsa olmazıdır, ister ticarî ister ticarî-olmayan biçimde olsun. Peki fahişelikte rıza ve özgür seçim olayı ne durumda sizce? Bazı feministlere göre fahişelik çoğu durumda bilinçli ve istenilen bir seçim değildir. Fahişe haline getirilen kadınların çoğunun bir kadın satıcısı ya da insan kaçakçılığı tarafından zorlandıkları ya da baskı altında tutuldukları için bu işi yaptıklarını söylerler. Bağımsız bir karar olduğu durumda da bunun genellikle aşırı fakirliğin ve fırsat eksikliğinin, ya da uyuşturucu bağımlılığı, geçmiş travma (küçükken cinsel istismara uğramak gibi) ve diğer talihsiz durumların bir sonucu olduğunu, bu yüzden fahişelikte hakiki bir rızanın mümkün olmadığını savunurlar. Fahişelik karşıtı Amerikalı feminist bir yazar şu iddiada bulunuyor: "Fahişelikte, kadınlar başka türlü asla seks yapmayacakları erkeklerle seks yaparlar. Nitekim para bir tür baskı görevi görür, bir rıza ölçüsü değil. Tecavüzdeki fiziksel güç gibi davranır." Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Seks işçisinin rızası ne kadar geçerlidir?
  4. "Seküler okullar asla tolere edilemez çünkü bu tür okullar hiçbir dini eğitim vermez, ve genel moral eğitim dini bir temel olmaksızın hava üzerine inşa edilmiştir; sonuç olarak, tüm karakter eğitimi ve din inançtan türetilmelidir… biz inanan insanlar istiyoruz." Hitler, 26 Nisan, 1933, 1933 yılında Nazi-Vatikan Antlaşmasına yol açan müzakereler sırasında. 24 Ekim 1933’de Berlin’de yaptığı bir konuşmada Hitler ifade etti: “Biz halkın bu inanca ihtiyaç duyduğuna ve talep ettiğine ikna olduk. Bu nedenle ateistik harekete karşı mücadeleyi üstlendik, ve bu sadece birkaç teorik deklarasyonla değil: biz onun kökünü kazıdık.” (Norman H. Baynes, ed., The Speeches of Adolf Hitler, April 1922-August 1939. Vol. 1. Oxford: Oxford University Press, 1942, p. 378.) Moralite basitçe doğru ve yanlış davranışlara dair bir fikir sistemi olarak tanımlanabilir. Ahlaki değerlerin göksel bir güce dayanmadan rasyonalize edilemeyeceği iddiası apolojetikler tarafından sıkça dile getirilir. Oysa ahlakın kökeni tanrıya ya da aşkın bir otoriteye dayanmaz. İyi ve erdemli bir insan olmak için gökte bizi dikizleyen hayaletlere inanmak zorunda değiliz. Dahası modern bilimsel veriler ışığında canlılardaki fedakarlık, işbirliği, empati, sempati ve özgecilik gibi duyguların tarihsel kökeni, milyonlarca yıllık evrimsel süreçteki gelişimi neden sonuç ilişkisi içinde giderek daha detaylı bir şekilde açıklanabiliyor. Ahlak; olayın artılarını ve eksilerini kişinin değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Ahlaki davranış diye bir şey olmasaydı türümüzün daha fazla yaşama şansı olmazdı. Dawkins'in yorumuna göre, bencil gen özgecil topluma öncülük etmiştir. Kendisine ve çevresine saygısı olan bir insan incitici davranışlarda bulunmaya yeltenmez. Dolayısıyla ahlak; sosyal hayatın bir gereği olarak ortaya çıkan sivil bir olgudur.
  5. Merhaba, bu başlıkda Tanrı'nın yok olması bakımından delil veya argüman olarak sıkca ileri sürülen bir mantığın yanlışlığına değinmek istedim. Madem kölelik semavi dinlerde var, madem savaşa izin verilyor, ..., o halde Tanrı yoktur savı tutarlımıdır ? Bu mantık aslında bilimsel asla değil, nitekim varsa bir tanrı istediğini emreder veya yapar, ve bu konuda hesaba çekilmesi söz konusu olamaz ? (Enbiya, 21:23) : "O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar." En baştan, iyi ve kötü kavramları yanlışlanabilir veya ispat edilebilinen şeyler değiller, ve yere ve zamana göre sürekli değişirler. Mutlak bir iyi veya kötü değer dünyada yoktur... Bu konuyu şurada gösterdik ve inceledik : http://www.ateistforum.org/index.php?showtopic=55820&st=0 Sonra, insanın evrende bir detay olduğunu unutmamalı, oysa dogada bireysel çıkar için dahi can alma ve köleleştirme gözlemlenmektedir ? Video'da yabancı karıncaları kölelestiren karıncalar görüntüsü. Doğada var olan şeyler insanlarda da olablir, Tanrı varsa doğayı tasarlayanın aynısı değilmidir ? Kuran'da insanın tarifi : “Allah’a nasıl küfrediyorsunuz ki cansız iken sizlere can verdi. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra sizleri yine diriltecek, sonra da döndürülüp O’na götürüleceksiniz.” (Bakara 2/28) “O sizi bir tek nefsten (Adem’den) yaratandır. (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer vardır. Anlayan bir toplum için ayetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık.” (En’âm 6/98) “İnsanı bir damla sudan yarattı. Birde bakarsın ki o, açık bir düşman kesilmiş.” (Nahl 16/4) “Allah sizlere kendi cinsinizden eşler yarattı. Eşlerinizden oğullar ve torunlar verdi. Ve sizi hoş hoş ni’metlerle rızıklandırdı. Onlar, şimdi batıla inanıp da Allah’ın ni’metine nankörlük mü ediyorlar.” (Nahl 16/72) "İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir." (İsra 17/11) “Düşünmediler mi ki gökleri ve yeri yaratmış olan Allah , kendilerinin benzerini yaratmaya da kadirdir ! Allah, onlar için bir vade takdir etti. Bunda şüphe yoktur. Ama zalimler inkarcılıktan başkasını kabüllenmediler.” (İsrâ 17/99) “İnsan düşünmez mi ki daha önce, o hiçbir şey olmadığı halde Biz kendisini yaratmışızdır.” (Meryem 19/67) “Sizi yeryüzünde yaratıp yapan O’dur, hep O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Mü’minun 23/79) "Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir." (Ahzab 33/72) “Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çftleri yaratan Allah’ı tesbih ve takdis ederim.” (Yâsîn 36/36) “İnsan görmez mi ki biz onu meniden yarattık. Birde bakıyorsun ki apaçık düşman kesilmiş !” (Yâsîn 36/37) “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından (habli’l-verid) daha yakınız.” (Kaf 50/16) “Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar ? Yoksa kendilerimi yaratıcıdırlar?” (Tûr 52/35) “Sizi yaratan O’dur. Böyle iken kiminiz kafir, kiminiz mü’mindir.Allah yaptıklarınızı görendir.” (Tegâbûn 64/2) “Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.” (Nûh 71/14) “O (döl yatağına) akıtılan meninin içinden nutfe (sperm) değil miydi ? Sonra bu, alaka (aşılı yumurta) olmuş, derken Allah onu yaratıp şekillendirmişti. Ondan da iki eşi yaptı; Erkek ve dişi (Adem ile Havva) !…” (Kıyâmet 75/37-39) “Sizi yaratmak mı daha güç yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.” (Nazi’ât 79/27-29) “Andolsun ki biz insanı sıkıntı içinde yarattık.” (Beled 90/4) “İncire, zeytine, Sinâ Dağı’na ve şu emin beldeye yemin ederim ki biz insanı en güzel dik biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.” (Tîn 95/1-2) * Kuran'a göre insan kibirli, cahil, aceleci, nankör olarak tarif ediliyor sürekli. Kendini yaratan Allah'a nankör olarak. Buna göre, onlara her hangi bir canlı gibi bakması gölülmekte... Allah neden bizlere bunlar gibi şeyler emrediyor, bu olamaz demek dolayısıyla mantıksal bakımdan tutarsız. Bunu kabul etmemek mümkün sadece. Ama bu imkasız, Tanrı böyle yapmaz demek mantıksız. Sevgiler.
  6. Şeyh Gamal Kutup Mısır Zina Yasasını tartışıyor. MBC TV (Suudi Arabistan), 9 Haziran 2005. "Eğer bir koca karısını bir başkasıyla zina işlerken yakalarsa, sonuçta o onun kocasıdır... Koca dört tanık yerine geçebilir ve dört kez yemin edebilir, doğru söylediğini varsayarak. Herkesin söz ettiği eşitlik yokluğuna gelince (zina yapan eşlerini öldüren erkekler ve kadınlar arasında) bence bu iddialar haksızdır. Neden? Kocanın muaf olması ve cezasının cinayetten kötü davranışa düşürülmesi için öldürme olay yerinde gerçekleşmelidir. Bir kadın kocasını yakaladığı zaman bu imkânsız. Neden? Çünkü kocasıyla bulunan kişi onun ikinci karısı olabilir. Bu durumda, bu, zina teşkil etmez. Kadın onun dört karısının hepsini tanımıyor olabilir."
  7. Konuşmacıların din eleştirisini tartıştıkları bir diyalogta ateizme karşı en yaygın kontra-kritisizmlerden (karşı eleştirilerden) biri şöyle yapılır: "Yirminci yüzyılın en büyük zulümleri ateizm adına ateistler tarafından Işlenmiştir." Bu, bazı ateistlerin bu tür tartışmalar sırasında en az bir kez bahsedilmesini beklediği kadar yaygındır. Neredeyse bir saat mekanizması gibi! Resmi adı argumentum ad Stalinum/Hitlerum olan bu arguman aşağıdaki videoda tartışılıyor: Bu argumanı kullanan insanların çoğu zaten ateizmin, inançsızlığın ahlaki olarak en kötü şey olduğuna inanmış olan teistlerdir. Tanrıya inanmamak affedilmez bir günahtır! Bu, ateizmin öldürmek, çalmak, yalan söylemek ve hilekâlık dahil yapmayı istediğiniz her şeyi iyi yapan “ateistik moralite” denen şeye yol açtığını düşünmektir, çünkü herhangi bir transandan (üstün) bir otorite figürüne cevap vermek zorunda değilsin. Bu yüzden, yegâne ahlaki değer havuç-sopa tarzına sahip olandır. Uslu ve ahlaklı bir çocuk olursan ödüllendirilirsin, yaramazlık ve haylazlık yaparsan Tanrı seni cız yapar. Oysa kişisel otonomi olmadan ahlak imkânsızdır. Eğer biz sadece emirleri izleyen robotlarsak, o taktirde eylemlerimiz sadece itaatkâr veya itaatsiz olarak tanımlanabilir, ancak sadece itaat, ahlak olamaz. Bu yüzden Gök Baba’yı kızdırmamak için kötülükten kaçınmak ya da Onun gözüne girmek için iyi şeyler yapmak moral bir davranış sayılmaz. İnsan ve hayvan davranışları üzerinde sistematik analizler yapan davranış bilimi bize ahlak için gaipten indiği sanılan kitaplardan daha sağlam gerekçe sağlıyor. Ve bana göre dinsel dogmatizm ile politik dogmatizm arasında temelde bir fark yok. Öncelikle ateizmin kendisi insanların uğruna dövüştüğü, öldüğü ya da öldürüldüğü bir prensip, amaç, felsefe ya da inanç sistemi değildir. Ama dini retoriklerle gerekçelendirilmiş ve şiddetlenmiş pekçok haçlı seferi, engizisyon, cadı avcılığı ve köleleştirme vakası var. Bunu da kutsal kitaplarından aldıkları cesaret ve motivasyonla yapıyorlardı. Stalin, Pol Pot ve diğer psikotik komünist liderlerin cinayetlerini ateizmin hanesine yazmak adil olmaz. Zira bunlar tanrısızlığı dayatmak için işlenen suçlar değildir. Bir teist Stalin'in teistlerin XY ya da Z nedenle öldürülmeleri gerektiğine inandığını iddia edebilir, ama o zaman nasıl bir Tanrı'ya inanç eksikliğinin bu sonuca yol açabildiğini makul bir şekilde göstermesi lazım. Stalin bu cinayetleri din düşmanlığından çok politik kazançlar için gerçekleştirdiğini gösteren kanıtlar var. Stalin, pozisyonunu sağlamlaştırmak için milyonları katleden bir paronoid idi. Ateizm değil, totaliteryanizm itici güç ve nedensel bağlantıdır. Göz ardı edilen bu gerçek apolojetiklerin iddialarının sahte olduğunu göstermektedir.
  8. İlginç bir argüman. Popüler argumentum ad Stalinum kartını oynamayı seven dindarlar için büyük çelişki. Stalin "Bana itaat et aksi halde gulaglarda donarsın." İnsanların özgür iradesi var. Stalin'in emirlerine itaat edip etmemeyi seçebilirler. Stalin insanları Gulaglara göndermez, insanlar Stalin'e itaatsizliği seçerek oraya kendilerini gönderirler. Allah: "Bana itaat et, yoksa cehennemde sonsuza dek yanarsın." İnsanların özgür iradesi var. Allahın emirlerine itaat edip etmemeyi seçebilirler. Allah insanları Cehenneme göndermez, insanlar Allaha itaatsizliği seçerek oraya kendilerini gönderirler. Allah, muhaliflerini korkunç kaderlerine gönderirken kendini "merhametli" ve "nâzik" olarak resmeder. Pek çok insanı ikna eden etkili propaganda makinelerine sahiptir, onun metodlarını ya da "hayırseverliğini" sorgulamak akılsızca ve münasebetsiz kabul edilir. Allahın varlığı her şeydir, O her şeyi bilir ve görür, tarassut/gözetim daimidir. Onun diyarını terketmeyi düşünmek bile düşünülemez, senin üzerinde hiçbir bilgisinin ve denetiminin olmadığı bir diyar yok. Bundan özgürleşmeyi düşleyen insanların kaderinde asla kaçıp kurtulmak yoktur. Allah sadakati/bağlılığı büyük menfaatler ile ödüllendirir. İnsanlar üzerinde korkunç suçlar gerçekleştirenler bile eninde sonunda ona bağlılıktan ve onun emirlerini izlemekten dolayı onurlandırılır. Ondan bonus almak en nihayetinde ona itaate bağlıdır, diğer insanlara nasıl muamele ettiğine, ne kadar iyilik yaptığına değil. Despot krallıklara ne kadar çok benziyor, değil mi? Yoksa Stalin'e haksızlık mı yapıyorum? Çünkü Stalin, muhaliflerini Gulag kamplara gönderdi ama o asla sonsuza dek devam eden işkencehaneler yaratmadı. Allah gibi bir tanrıya sahipsen kim şeytana ihtiyaç duyar ki?
  9. Bırakın kuku bekçiliğini, bu skandalların kökünü kurutun! Yetişkin ve sorumluluk sahibi zeki gençleri rahat bırakın. Resmi raporlara göre Türkiyede her üç evlilikten biri, çocuk gelin. Yılmaz Özdil'in kaleminden hükümete seslenen anlamlı bir yazı. http://www.hurriyet....ar/25069507.asp İslam denen sosyal kanser bu tür sapkın uygulamaları legalize ettiği için her yıl binlerce çocuğun hayatı kararıyor ne yazık ki. Dini kurumlar Ortaçağ ahlakını modern zamanlara kadar taşır ve insanların hayat kalitesini sıçıp batırır.
  10. Tanrı Tabanlı Etik ve Euthyphro İkilemi Euthyphro ikilemi Sokrat'ın Euthyphro'a "Dindar biri dindar olduğu için mi tanrılar tarafından sevilir, yoksa tanrılar tarafından sevildiği için mi dindardır?" diye sorduğu Platon'un diyalogu Euthyphro'da bulunur. Euthyphro ikilemi monoteistik dinlerin teolojisinde de -biraz daha değiştirilmiş bir biçimde- başlıca tartışma konularından biri olmuştur. "Ahlaken iyi olduğu için mi tanrı tarafından ahlaken iyi olan emredildi, yoksa Tanrı'nın emri olduğu için mi ahlaken iyi?" Kimileri bunun bir falso ikilem olduğunu iddia etse de, Platon'un özgün tartışmasından bu yana bu sorun felsefi teizmde tartışma öznesi olmaya devam ediyor. İkilemi açılımı: Eğer Tanrı'nın emri olduğu için iyi olduğunu önerirsek iyilik ve kötülüğün Tanrı’nın iradesine bağlı olduğunu söylemiş oluruz. İslam'da bu görüşü Eş’ariyye ve Selefiyye ile Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî usulcüleri savunuyor -ki bu da günümüzde kutsal komut teorisi diye adlandırılıyor. Buna karşın Cehmiyye ve Mutezile başta olmak üzere Şia, Kerrâmiye usülcülerine göre iyi şeyler haddi zatında iyidir. Matürudiyye ve Hanefi usulcülerinin çoğunluğu aynı görüşü paylaşıyor. “Tanrı öyle irade ettiği için X iyidir” diyenler moraliteyi Tanrı’nın iradesi olarak değerlendirmiş olur -ki bu da adalet ve zulüm, iyilik ve kötülük gibi kavramları orijinal değerlerini yitirmeleri demektir. Durum böyle olunca tanrı hakkında iyi veya adil gibi yorumlar yapmak da imkansızlaşıyor. Zira Tanrı’nın iyiliğinin hiçbir makul testi yok, çünkü o üstü kapalı bir şekilde Tanrı ne yaparsa yapsın olarak tanımlanmış olur. Dahası ilahi komutların keyfi olma riski var. Bu şartlar altında tanrı öyle istedi diye oğlunu kurban etmeye kalkan bir meczuba bu hareketinin “yanlış” olduğunu anlatmaya yarayan intersubjektif zeminden mahrum kalmış oluruz (ama bunu İbrahim peygamber yaparsa hikmetinden sual olunmaz der geçeriz )Dahası bu anlayışla farklı dinden olan hiçbir kişiye kendi dininin ne kadar şeker ve güzel bir din olduğunu anlatmaya çabalamak da çelişkili olur. Çünkü o şey haddi zatında iyi değil, kutsal onay sayesinde ‘iyi’dir. Eğer objektivist görüşü tercih edersek; "X kötü olduğu için Tanrı kötü demiştir" demiş oluruz -ki bu da zaten şartların ve olayların Tanrı’nın isteğinden bağımsız, dışsal bir kriter kullanarak iyi veya kötü olduğunu söylemenin bir başka yolu. Bu görüş tabanında her şeyin yaratıcısı tanrı olsa bile final ölçüt Tanrı’nın yargısı değil. Şeyler otomatikman iyi veya kötü. Tanrı’nın emrinden bağımsız oldukları için ahlak ve adaletin gerekçelendirilmesi bu argümanla da karşılanamıyor. Bazı teistler Euthyphro dilemma'nın iki boynuzundan kurtulmak için diyor ki: "Tanrı moral düzene ne uyar ne de onu icat eder. Aksine Onun gerçek doğası, değer standardıdır. Tanrı neyin iyi olduğunun standardı için kendi karakterinden başka hiçbir şeye yönelmez ve böylece bize neyin iyi olduğunu ifşa eder. Yani Tanrı doğası gereği iyidir ve o bize doğayı ortaya koymaktadır." Bu da hem subjektif, hem objektif argümanın doğru olduğunu söylemek anlamına geliyor. Formule edersek; Eğer X Tanrı'nın doğasında bulunuyorsa, o zaman X iyidir. Eğer X iyi ise, o zaman X Tanrı'nın doğasında bulunmalıdır. Bu durumda Tanrı'nın moral doğasının tekdüze bir formatta olabileceği iddiasının haklı çıkarılması gerekiyor. (1) Tanrı, moral mükemmeliyetin paradigmasıdır. (2) Tanrı aşk dolu, nazik ve adildir. (3) Aşk dolu, nazik ve adil olmak ahlaki paradigmalardır. S: Neden Tanrı doğrudur? C: Çünkü doğru olmak Tanrı'nın zorunlu bir özelliğidir. S: Neden doğru olmak Tanrı'nın zorunlu bir özelliğidir? C: Çünkü o Tanrı'dır. Bu durumu şematize edersek; "Tanrı ahlakı sağlar, ahlak Tanrı'dan gelir." Oysa bu döngüsel muhakeme hiçbir şeyi çözmez. Eğer "Tanrı türetir ahlakı + ahlak gelir Tanrı'dan" diye bir etik formüle edersek o zaman Tanrı'nın ahlakı nereden geliyor? Örneğin tecavüzün kötü bir şey olduğunu ve yardımlaşmanın iyi bir şey olduğunu nasıl keşfetti? Diğer bir husus: hangi tanrı sorusudur. Eğer bir kimse mutlak ahlaki varlığın Allah olduğunu saptayacak gerekçeye sahipse neden kendi ahlaki değerlendirmelerini kendi yapamasın? Sonuç olarak ahlakı tanrıyla gerekçelendirmeye çalışmak boşa kürek çekmektir.
×
×
  • Yeni Oluştur...