Jump to content

Genel Araştırma

'hadis' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 7 sonuç bulundu

  1. başlamadan öncelikle şunu belirtmek isterim ki; bölüm bölüm ilerlemeye çalışacağım. Bazı noktaları özet geçeceğim. Bazı noktalarda kabuller yaptım 21 eylül 2018 şam depremi gibi mesela bunların sebeplerini açıklayamam. hadisleri kabul etmeyenler boş bir tartışmanın içerisine lütfen girmesinler. olaylara lütfen tek taraflı bakmayalım. bir bölüm üzerindeki tartışma bittikten sonra diğer bölüme geçeceğim. hiç kimseyi zorla birşeyi inandırmaya çalışmıyorum. artık başlayalım. hadislerde geçen Yılların hicri yıllar, Ayların ise hicri aylar olduğunu lütfen unutmayalım. Her şeyin bir iskeleti vardır: İnsanların, kuşların, balıkların... Buradan yola çıkarak Hadis-i Şeriflerde de bir iskelet olabileceğini düşündüm. Hadis-i Şerifleri incelerken karşıma çıkan bir Hadis-i Şerif'i iskelet olarak kullanmaya karar verdim. Çünkü bu Hadis-i Şerif hem kıyametin orta büyüklükteki alametlerini hem de kıyametin on büyük alametinden birisini içeriyordu. Böylece kurguyu o Hadis-i Şerif etrafında toplamaya karar verdim. 5012 - Hz. Muâz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): "Beytu'l-Makdis'in imârı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harâbı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul'un fethidir, İstanbul'un fethi Deccâl'in çıkmasıdır!" buyurdular. Sonra elini (Resûlullah), konuşmakta olduğu kimsenin (yani Hz. Muâz'ın) dizine vurdular ve: "Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi" buyurdular." Hz. Muaz burada kendisini kastetmektedir. (Yani Aleyhissalatu vesselam'ın konuştuğu ve dizine elini vurduğu kimse Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh'tır.) Ebu Davud, Melahim 3, (4294). (Kütüb-i Sitte, Hadis: 5012) 5013 - Abdullah İbnu Büsr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Melhame ile Medine'nin (İstanbul'un) fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda da Mesih Deccâl çıkar."Ebu Davud, Melahim 4, (4296); İbnu Mace, Fiten 35, (4093). (Kütüb-i Sitte, Hadis: 5013) Tablo ile gösterecek olursak: H.30--- Deylemi, Ebu Ali Merdani'den (ravi silsilesi ile) O da Ebu Zer'den, O da Resulullah (s.a.v.)'den rivayet ettiler. Buyurdu ki: Mısır'da Kureyş'ten bir adam çıkar, çökük burunludur. Mağlup olur ve mülkünü zail eder ve Rum'a kaçar. Onları alıp İskenderiye'ye getirir ve Müslümanlarla savaşır ve ilk melhame bu olur. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 31) H.31--- İbni Asakir Tarih'nde, Ebu Zer'e dayanan ravi silsilesi ile rivayet ettiler. Resulullah (s.a.v) buyurdu: Mısır'da Emevi soyunda burnu çökük birisi çıkar. Mağlup olur veya mülkünü zail eder, Rum'a kaçar. Onları İskenderiye'ye getirir ve Ehli İslam ile savaşırlar. Bu melhamelerin ilki olur. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 31) 7200 - Zî Muhmer radıyallahu anh'a müslümanların Rumlarla yapacağı savaş sorulunca, Resülullah'tan şu hadisi nakletmiştir: "Rumlar sizlerle emin bir sulh antlaşması yapacaklar. Sonra, siz ve onlar (başka) bir düşmanla savaşacaksınız ve zafer kazanıp ganimet mallarını alıp (savaştan) salimen galip çıkacaksınız. Sonra savaş yerinden ayrılıp tepeleri bulunan bir çayırlıkta mola vereceksiniz. Orada haç ehlinden (Hıristiyanlardan) bir adam haçı havaya kaldırarak: "Haç galip oldu" diyecek, Müslümanlardan bir adam kızarak kalkıp (adamın elindeki) haçı kırıp ezecektir. İşte o zaman Rumlar sulh antlaşmasını bozarak şiddetli bir savaş için toplanacaklar." (Kütüb-i Sitte, Mezahim, Hadis: 7200) İbnu Mâce, bu hadisin, kendisine bir başka vecihten de ulaştığını, hadisin o veçhinde şu ziyadenin olduğunu belirtir: "(Rumlar) şiddetli bir savaş için toplanacaklar. O zaman onlar seksen sancak altında oldukları halde gelirler ve her sancakta on iki bin asker vardır." Melhame kelime anlamı olarak kanlı savaş demektir. Melhame-i Kübra ise büyük ve kanlı savaş demektir. Hadis-i Şeriflerden de görüldüğü gibi Melhameler üç tanedir. İlki Mısır Hükümdarının mağlup olup Rumları İskenderiye'ye getirmesidir. İkincisi Rumlarla birlikte başka bir düşmana karşı savaşılmasıdır. Üçüncüsü ise Rumların sulh anlaşmasını bozarak şiddetli bir savaş için toplanmasıdır ki bu savaş Melhame-i Kübra'dır. Hadis-i Şerif'te geçen "Yesrib'in harâbı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır." ifadesindeki Melhame ile kastedilen Melhame-i Kübra'dır. Şimdi tablomuzu tekrar oluşturalım. ..."Rumlar sulh antlaşmasını bozarak şiddetli bir savaş için toplanacaklar." 2.15--- Ebu Naim, Ebu Umame'den tahric etti, Resulllah (sav) buyurdu: Sizinle insanlar (Bir nüshada Rumlar deniyor) arasında dört sulh olacak, dördüncü sulh, Heraklius ehlinden bir adam vasıtası ile olur ve bu yedi yıl devam eder. Bir adam, "Ya Resullullah (sav) O gün insanların imamı kimdir?" dedi. Buyurdu ki: Evladımdan kırk yaşında Mehdi'dir. Yüzü parlayan yıldız gibidir, yanağında siyah bir ben vardır, üzerinde kutvani iki aba bulunur. Tavrı beni İsrail ricaline benzer hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder. (Tavrı Beni İsrail ricaline benzemesi, onlar gibi heybetli ve acar manasına gelmektedir.). (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 25) 296/8. Ey ümmet! Altı şey vardır ki onlar olmadan kıyamet kopmaz: Peygamberinizin vefatı, aranızda malın artması. Öyle ki, bir adama on bin dirhem (gümüş para) verilecek de yine öfkelenecek. Sizden her erkeğin evine giren bir fitne... Koyun boynuzu kıvrımları gibi ölüm çokluğu. Benî Esfer'le (Rumlar'la) aranızdaki sulh. Öyle ki, kadının hamileliği süresi gibi, dokuz ay toplanırlar, sonra size gadirlik (ihanet ederler) yaparlar. Medine'nin fethi. Denildi ki: "–Hangi Medine?" Buyurdu ki: "–Kostantiniyye.(İstanbul)" 258/3. Sizinle Benî Esfer (Rumlar) arasında sulh olur. Sonra onlar muahedeyi bozarlar(ihanet ederler) ve on iki bin kişilik seksen fırkalık bir kuvvetle üzerinize yürürler. "Hz. Avf ibn-i Mâlik RA" (Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi'nin "Kıyamet Alametleri" adlı eserinden) 8.6 --- Hatip, Müttefek ve Müfterek'inde Ebu Hureyre'den tahric etti. Dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Rumlar, Benim soyumdan ve ismi ismime uygun bir Vali (Mehdi)'ye gadr ettikten sonra Amak (Amik) denilen yerde sizinle savaşacaklardır. Burada Müslümanların üçte bir kadarı öldürülür, sonra bir gün yine o kadar insan öldürülür. 3. gün (seferde) ise savaş Rumlar aleyhine döner. Müslümanlar böylece savaşa devam eder ve Konstantiniyye'yi feth eder ve oradaki malları taksim ederler. Tam bu sırada ise "Deccal sizin evinize girmiş ve çocuklarınızı esir almıştır." şeklinde bir ses duyacaklardır. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 84) "Dördüncü sulh, Heraklius ehlinden bir adam vasıtası ile olur ve bu yedi yıl devam eder. Bir adam, "Ya Resullullah (sav) O gün insanların imamı kimdir?" dedi. Buyurdu ki: Evladımdan kırk yaşında Mehdi'dir." "Benî Esfer'le (Rumlar'la) aranızdaki sulh. Öyle ki, kadının hamileliği süresi gibi, dokuz ay toplanırlar, sonra size gadirlik yaparlar (ihanet ederler)" "Rumlar, Benim soyumdan ve ismi ismime uygun bir Vali (Mehdi)'ye gadr ettikten sonra Amak (Amik) denilen yerde sizinle savaşacaklardır. " Görüldüğü üzere Rumların bozacak olduğu sulh anlaşması 4. Sulh Anlaşmasıdır. Bu sulh anlaşması 7 yıl devam edecek olup anlaşma bozulduktan 9 ay sonra Melhame-i Kübra olur. Melhame-i Kübra'yı referans noktası kabul edersek, bu savaştan 7 yıl 9 ay önce yani yaklaşık 8 yıl önce 4. Sulh anlaşması olur. Melhame ile İstanbul'un fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda da Mesih Deccâl çıkar. Tablo ile gösterecek olursak; Burada şu hususa dikkat çekmek istiyorum: 1.41--- Keza (Naim) Ebu Said-il Hudri'den tahric etti, Peygamber (s.a.v.) buyurdu: Allah Mehdi'yi bir gecede ıslah eder (olgunlaştırır). (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 63) Mehdi'nin bir gecede ıslah edilmesi Melhame-i Kübra'dan önce olur. Çünkü Hadis-i Şerif'te Melhame-i Kübra sırasında Müslümanların imamının Mehdi olacağı söylenmiştir. Aşağıya yazılan Hadis-i Şerifleri dikkatle inceleyelim. 4.17 --- Naim b. Hammad Fiten'de, ve Ebu Cafer, Muhammed b. Ali (r.a.)'dan tahric ettiler. Buyurdu ki: Abbasi, Horasan'a ulaştığı zaman Şarkta boynuz şeklinde bir yıldız çıkar. Bu yıldız, ilk çıktığında Allah Nuh kavmini helak etmiştir. Hz. İbrahim ateşe atıldığında da çıkmıştır. Firavun kavmi yok edildiğinde ve Yahya b. Zekeriya öldürüldüğünde de görülmüştür. Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnelerin şerrinden Allah'a sığının. O yıldızın doğması Güneş ve Ay tutulmasından sonra olacaktır. Sonra fitneler "alaca karga" Mısır'da zuhur edinceye kadar devam eder. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s.36) • İkdiddurer'de zikredilen diğer alametler: 5.17 --- Kinde soyundan topal bir adamın, batı tarafından çıkıp zafer bayrakları ile Mısır'ın üzerine galip gelmesi. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 45) H.30--- Deylemi, Ebu Ali Merdani'den (ravi silsilesi ile) O da Ebu Zer'den, O da Resulullah (s.a.v.)'den rivayet ettiler. Buyurdu ki: Mısır'da Kureyş'ten bir adam çıkar, çökük burunludur. Mağlup olur ve mülkünü zail eder ve Rum'a kaçar. Onları alıp İskenderiye'ye getirir ve Müslümanlarla savaşır ve ilk melhame bu olur. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 31) 7.13 --- Keza (N.b. Hammad) Kaab'dan tahric etti, O şöyle dedi: Mehdi'nin çıkış alametlerinden birisi de Batı'dan başlarında Kinde kabilesinden topal bir adamın bulunduğu bayrakların çıkmasıdır. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 67) Nuaym bin Hammad'ın Ka'b -radiyallahu anh-den rivayet ettiği bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Mehdi'nin çıkış alâmetlerinden bir tanesi de batıdan, başlarında Kinde Kabilesi'nden ayağı sakat bir adamın bulunduğu Bayraklıların çıkmasıdır." (Suyûtî, Kitabu'l-Arfi'l-Verdi fî Ahbâri'l-Mehdi; Cârullah, no: 1494, s. 99. Bl. 7, Hadis no: 13) Şarkta boynuz şeklinde bir yıldız çıkar Sonra fitneler "alaca karga" Mısır'da zuhur edinceye kadar devam eder. Kinde soyundan topal bir adamın Mısır'ın üzerine galip gelmesi. Mısır'da Kureyş'ten bir adam çıkar, çökük burunludur. Mağlup olur. "Mehdi'nin çıkış alâmetlerinden bir tanesi de batıdan, başlarında Kinde Kabilesi'nden ayağı sakat bir adamın bulunduğu Bayraklıların çıkmasıdır." Dikkat edecek olursak hadislerde Mısır ve Kinde Kabilesi'nden bir adam vurgusu yapılmakta ve bu adamın Mehdi'nin çıkış alametlerinden bir tanesi olduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda aşağıdaki Hadis-i Şerif'i de inceleyelim. 7.9 --- Keza (N.b. Hammad) Ebu Kubeyl'den tahric etti. O şöyle dedi: Afrika'da bir emir on iki yıl hüküm sürdükten sonra bir fitne görülür. Ve orasını adaletle dolduran esmer bir adam başa geçer ve sonra Mehdi çıktığında O'na biat ederek O'nun lehinde savaşır. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 68) Hadis'e dikkat edersek; Emir 12 yıl hüküm sürdükten sonra bir fitne görülecek ve orasını adaletle dolduracak olan esmer bir adam başa geçecek. Eğer bu Hadis'i şu şekilde yorumlarsak: Görülecek olan bu fitnenin bir savaşa sebep olacağını ve bu savaşı da esmer adamın kazanacağını varsayarsak; bu durumda Emir mağlup olup gider, esmer adam galip gelip başa geçer. Ve bu esmer adam Afrika'daki o ülkeyi adaletle doldurur. Yukarıdaki hadislerde de Kinde soyundan topal bir adamın Mısır'ın üzerine galip geleceğinden, Mısır'daki Kureyşli çökük burunlu adamın ise mağlup olacağından yani bir savaştan bahsedilmektedir. Mısır'ın da Afrika'da yer alan bir ülke olduğunu düşünürsek, bu Hadis-i Şerif'te geçen Afrika'daki bir Emir'in 12 yıl hüküm süreceği ülkenin Mısır, esmer adamın da Kindeli topal adam olabileceğini varsayabiliriz. Bu bağlamda Hadis-i Şerifleri şu şekilde birleştirdiğimizde büyük resmi daha iyi görebiliriz: Şarkta boynuz şeklinde bir yıldız çıkar. Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnelerin şerrinden Allah'a sığının. O yıldızın doğması güneş ve ay tutulmasından sonra olacaktır. Sonra fitneler "alaca karga" Mısır'da zuhur edinceye kadar devam eder. Mısır'da Kureyş'ten bir emir on iki yıl hüküm sürdükten sonra bir fitne görülür. Kinde soyundan esmer topal bir adam, batı tarafından çıkıp zafer bayrakları ile Mısır'ın üzerine galip gelir. Ve orasını adaletle doldurur sonra Mehdi çıktığında O'na biat ederek O'nun lehinde savaşır. Kureyşli çökük burunlu olan Emir ise Kinde soyundan topal bir adama mağlup olur ve mülkünü zail eder ve Rum'a kaçar. Onları alıp İskenderiye'ye getirir ve Müslümanlarla savaşır ve ilk melhame bu olur. Sonra "alaca karga" Mısır'da zuhur eder. SORU: Alaca karga ile kastedilen nedir? CEVAP: Bir rivayete göre Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur: "Mümin / imanlı bir kadının durumu, siyah kargalar arasında bulunan ve ne ikincisi ne de benzeri olmayan bir alaca karga gibidir." (Macmau'z-zevaid, 4/274) Buraya kadar özetleyecek olursak: Tabloya göre sorulması gereken 3 soru vardır. 1. Beytü'l-Makdis ne zaman imar edilecek? 2. Mısır'da 12 yıl hüküm sürecek olan Emir ne zaman hükümdar olacak? 3. 4. Sulh ne zaman yapılacak? Bu sorulara doğru cevaplar verebilirsek oluşturduğumuz tablodaki bütün olayların tarihlerini bulabiliriz. Bu soruların cevaplarına geçmeden önce şu soruyu sormamız gerekir. 7.13 --- Keza (N.b. Hammad) Kaab'dan tahric etti, O şöyle dedi: Mehdi'nin çıkış alametlerinden birisi de Batı'dan başlarında Kinde kabilesinden topal bir adamın bulunduğu bayrakların çıkmasıdır. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler | Ahir Zaman Mehdisi'nin Alametleri s. 67) Bu Hadis-i Şerif'te geçen Kinde Kabilesi'nden olan topal adam kimdir ve bu adamın başında bulanacağı bayraklılar kimlerdir? Bu sorunun cevabı aslında başka bir sorunun cevabında gizlidir. Sorunun sahibi Hakîm et-Tirmizî'dir. Sorusu ise aşağıdaki gibidir: "Nübüvvetin hatemi olduğu gibi velâyetinde hatemi var mıdır?"
  2. Latte

    Özel Tasarım Camiler

    Hz. Enes radıyallahu Anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, Ensar'dan bir zâtın kapısının üstüne yaptırdığı bir kubbe gördü. "Bu nedir?" diye sordu. "Bu falancanın inşa ettirdiği bir kubbedir!" dediler. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: "Böyle sarfedilen her mal, Kıyamet günü sahibine bir vebaldir!" buyurdular. Bu söz Ensarî'ye ulaşmıştı. Kubbe'yi hemen yıktı. Sonra, Aleyhissalâtu vesselâm oradan tekrar geçti, fakat kubbeyi göremedi, akibetini sordu. "Sizin söylediğiniz kendisine ulaşınca yıktı" denildi. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: "Allah ona rahmet kılsın, Allah ona rahmet kılsın!" diye dua buyurdular." Kütüb-ü Sitte, 7229 "Bir zaman gelecek Yahudi ve Hristiyanlar gibi siz de camilerinizi süsleyeceksiniz." Ebu Davud Salat:12/4 Enes'in ve Ebu Davud'un naklettiği bu hadislere göre, camilerin tepesine şaşaalı kubbeler dikmek, gösterişli yapılar inşa etmek, İslam'da gereksiz harcama olarak görüldüğü için uygun bulunmuyor. İslam'ın Kabe'si bile oldukça mütevazi bir yapıyken, görkemli camiler inşa etmekte müslümanların yarışması ironik... Birkaç gösterişli cami projesi... http://www.tasarimyarismalari.com/istanbul-camlica-camii-yarismasi-sonuclandi/ Posted date: Kasım 16, 2012
  3. Misafir

    Gerçek islam bu değil

    Duyunca çok güldüğüm bir kıvırtmacadır. Dostum bu cümleyi ne zaman kullanıyorsan bil ki yanılıyorsun; Gerçek islam tam da bu. İnanmıyorsan aç Kuran'ı, aç hadis kitaplarını ve gör acı gerçeği.
  4. KURAN'DA YER (EARTH/DÜNYA) Meded (15:19): Uzatmak, genişletmek, germek. مَدَدْ Sutihat (88:20): Yaymak, sermek, düzleştirmek, preslemek. سطحت Dehaha (79:30): Germek, uzatmak. دحاها Mehden (20:53): Uzatmak, yaymak, genişletmek. مهاد Fereş (51:48): Sermek, düzleştirmek. فَرَشَْ Besat (71:19): Düzleştirmek, kaplamak, yaymak, sermek. بسط Mihâd (78:6): Düz arazi, ova, düzlük. مهاد Kuran'daki Eski Kozmoloji: O, yeri sizin için döşek ( فِرَاشاً), göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın. (Bakara 2/22) O, yeri yayıp döşeyen (مَدَّ الأَرْضَ), orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır. (Rad 13/3) Ragıb dedi ki: “Medde: çekmek, uzatmak demektir” Müfradat (2/597) Taberi dedi ki: “Medde’l-arz: enine boyuna yaymaktır” Taberi Tefsiri (16/328) Mukatil b. Süleyman: “Kabenin altından dünyayı yayıp döşedi” demektir. Mukatil, el-Eşbah ve’n-Nezair (281) Tefsiru Mukatil (2/165) İbn Kesir dedi ki: “Medde’l-arz”: enine ve boyuna uzatıp genişletti demektir. İbn Kesir (4/431) Kurtubi der ki: “Yüce Allah göklerdeki âyetleri (delilleri) beyan ettikten sonra "yeri uzatıp döşeyen... O'dur" buyruğu ile yeryüzündeki âyetleri beyan etmektedir. Yani yeri enine, boyuna yayıp döşeyen O'dur. Bu âyet-i kerîme yeryüzünün küre gibi olduğunu iddia edenlerin kanaatleri ile yeryüzünün kapılarının yukarıdan aşağıya doğru üzerine düştüğünü iddia edenlerin kanaatlerini reddetmektedir. İbnu'r-Râvendî'nin iddiasına göre yer aşağı doğru yuvarlanır gibi olmakla birlikte; yerin altında yukarı doğru yükselen rüzgarı andıran, yukarı doğru çıkan bir cisim de vardır. O bakımdan yukarıdan aşağı düşen ile aşağıdan yukarı doğru çıkan hacim ve güç itibariyle mutedil hale gelerek birbirleriyle uyum sağlamaktadırlar. Başkaları ise; yerin birisi yukarıdan aşağı doğru düşen, diğeri ise aşağıdan yukarı doğru çıkan iki cisimden meydana geldiğini iddia etmişlerdir. Böylelikle bu iki cisim arasında denge kurulmaktadır. İşte yeryüzünün durmasının sebebi budur. Müslümanların ve Kitap ehlinin kabul ettiği görüş, yeryüzünün durduğu, sakin olduğu ve uzanıp döşenmiş olduğudur. Yeryüzünün hareketinin adeten meydana gelen zelzeleler ile ortaya çıktığı şeklindedir” Kurtubi (9/280) İbn Atiyye el-Endülüsi dedi ki: “Medde’l-Arz” ifadesi dünyanın küre şeklinde değil, yayılmış olmasını gerektirir. şeriatın zahiri de budur.” İbn Atiyye, el Muharraru’l-Veciz (3/298) Yeri de yaydık (مَدَدْنَاهَا), ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik. (Hicr 15/19) “Rabbim, yeryüzünü size beşik (مَهْدًا) yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. (Taha 20/53) Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi (بِسَاطًا) yapmıştır. Ki, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz.(diye). (Nuh 71/19-20) Kurtubi dedi ki: Allah, yeri sizin için bir sergi" gibi yayılmış halde" kılmıştır. Kurtubi (18/306) Begavi “Sizin için yeri yayıp serdi” demektir” demiştir. Tefsiru’l-Begavi (8/231) “Besate”: bir şeyi yaymak ve genişletmektir. Bazen bu her iki anlamda da kullanılır. Bazen de bu anlamlardan biri kastedilerek kullanılır. Besate’s-sevb: elbiseyi sermek anlamına gelir. Bisat: sergi de bu köktendir. Her serilen şey bisat adını alır. Bu yüzden Allah: “Yeryüzünü de sizin için yayan O’dur” (Nuh 19) buyurmuştur. Bu ayette geçen bisat, geniş yer demektir.” Ragıb, Mufradat (1/135) Yeryüzünü de yaydık (مَدَدْنَاهَا) ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik. (Kaf 50/7) Yere ve onu yayıp döşeyene (طَحَاهَا) andolsun. (Şems 91/6) Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır! (سُطِحَتْ)(Gaşiye 88/20) İşte bundan sonra arzı yayıp döşedi (دَحَاهَا). (Naziat 79/30) Taberi, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: “Kabe, dünya yaratılmadan iki bin sene önce su üzerinde dört direk üzerine kuruldu. Sonra yeryüzü kabenin altından yayıldı” Hasen. Taberi (3/61, 24/208) Ebu’ş-şeyh el Azamet (4/1381) Taberi, Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: “Allah kabeyi yeryüzünü yaratmadan iki bin sene önce yarattı, dünyayı da oradan yaydı” Hasen. Taberi (24/208) Beyhaki Şuab (3/431) İbn İshak es-Siyra (1/27) Katade dedi ki: “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı” dehâhâ; yayıp sermek demektir. Hasen. Taberi (24/210) Suyuti, Durru’l-Mensur’da dedi ki: Abd b. Humeyd ve İbn Ebi Hatim İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyorlar: “Bir adam İbn Abbas’a dedi ki: Allah’ın kitabında iki ayet bir birine muhalif” İbn Abbas radıyallahu anhuma: “Sen bunu ancak görüşünle söylüyorsun, oku bakalım” dedi. Adam: “De ki: "Arzı iki günde yaratan Allah'ı siz mi inkâr ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz?” (Fussilet 9) ayetinden “Çeşitli rızıklarını arayıp soranlar için tam dört günde takdir etmiş, sonra yaratmak için, gaz halinde bulunan gökyüzüne yönelmiştir” (Fussilet 11) ayetine kadar okudu. Sonra da “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı” (Naziat 30) ayetini okudu. İbn Abbas radıyallahu anhuma Ģöyle cevap verdi: “Yer, gök yaratılmadan önce yaratıldı. Sonra sema yaratıldı, sonra yer, sema yaratıldıktan 9 sonra yayıldı. Dehaha sözü ancak yaymak, sermek demektir.” Durru’l-Mensur (8/412) İbn Munzir İbrahim en-Nehai’den rivayet ediyor: “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı”: Dünya Mekke’den yayılmıştır.” Durru’l-Mensur (8/412) Katade dedi ki: “Bana ulaştığına göre dünya Mekke’den yayılmıştır. Sahih. Taberi (11/531) Abdurrazzak Tefsir (2/213) Abd b. Humeyd, Ata’dan rivayet ediyor: “Bana ulaştığına göre dünya kabe’nin altından yayılıp uzatılmıştır.” Durru’l-Mensur (8/412) Iraklı astronomi araştırmacısı Fadhel Al-Sa'd 2011'de katıldığı bir TV programda yerin düz olduğunu savundu. Yeryüzüne ilişkin ayetlerin analizi: Daha fazlası için kaynak: http://ateistcanavar...n_duz_olusu.pdf Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir” dedi. (Şuara 26/28) Doğu da, Batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Bakara 2/115) Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. (Kehf 18/86) Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. (Kehf 18/90) “Güneş Arş’ın altında secde yapmaya gider; bu maksatla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: ”Geldiğin yere dön!” denir. Böylece battığı yerden doğar.” (Buhari, Tefsir Ya-sin 1, Bed’ul-Halk 4, Tevhid 22,23, Müslim, İman 250, (159), Tirmizi, Tefsir, Ya-sin, 4225) Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. (Lukman 31/10) Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. (Yasin 36/40) Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve Ay'ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşte bu Allah'tır, Rabbinizdir. Mülk yalnızca O'nundur. Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, bir çekirdek zarına bile hükmedemezler. (Fatır 35/13) Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki, o mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. (Zümer 39/5) Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiri(düzenlemesi)dir. (Yasin 36/38) O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler (Enbiya 33) Bakara suresi-29.ayet 29. O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan sonra (ثُمَّ) göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir. Fussilet suresi-12. ayet 12.Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir. "Dahv" kelimesi arzın küresel olduğuna işaret ediyor apolojyasının kritiği Bazı Müslim apolojistler 79:30'da geçen dahv kelimesinin devekuşu yumurtası anlamına geldiğine iddia ederek "Tanrı yeryüzünü oval şekilde yaratmıştır" anlamı veriyorlar. Gerçekten öyle mi? İddia: DEHÂ: “دحو – dahv” sözcüğünün manası “devekuşu yumurtası” anlamı eksenindedir. Bu sözcüğün türevleri “devekuşu yumurtası”, “devekuşunun yumurtasını bıraktığı yer” gibi anlamlar taşımaktadır. Bu sözcüğün türevlerinden olan “مدحة – midhat” sözcüğü, Mekkelilerin yuvarlak taşlar ve ceviz ile oynadıkları, bu günkü golf oyununa benzer bir oyunun adıdır. Bir çukur kazılır, kazılan çukura yuvarlak taş veya ceviz düşürülmeye çalışılırdı. Yuvarlak nesneyi çukura düşüren kişi oyunun galibi, düşüremeyen de mağlûbu sayılırdı. Ebi Rafi’ rivâyetinde Peygamberimizin torunları Hasan ve Hüseyin’in de bu oyunu oynadıkları anlatılır. ” دحو – dahv“sözcüğünün türevlerinden olan “مداحى – medâhî” sözcüğü de kursa/yufka gibi yuvarlak taşlara verilen addır (Lisanü’l-Arab , cilt 3, s. 310, 311). “Yuvarlakça yaymak, döşemek” anlamındaki sözcüğün yeryüzü için kullanılması, yeryüzünün insanların ve diğer canlıların yaşamasına ve yiyeceklerini sağlamasına elverişli bir şekilde yaratılmış olduğunu ve şeklinin de tam yuvarlak değil, yuvarlakça olduğunu anlatmaktadır. Dünyamızın şeklinin “kutuplardan basık elipsoit [dönel elipsoit]” olduğunun daha yeni sayılabilecek bir tarihte keşfedildiği hatırlanacak olursa, 14 asır önceden yeryüzünün şekli için “dönel elipsoit”e en benzer yapıdaki devekuşu yumurtasını anlatan bir sözcüğün kullanılması, gerçek ve büyük bir mucizedir. Taberi, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: “Kabe, dünya yaratılmadan iki bin sene önce su üzerinde dört direk üzerine kuruldu. Sonra yeryüzü kabenin altından yayıldı” Hasen. Taberi (3/61, 24/208) Ebu’ş-şeyh el Azamet (4/1381) Taberi, Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: “Allah kabeyi yeryüzünü yaratmadan iki bin sene önce yarattı, dünyayı da oradan yaydı” Hasen. Taberi (24/208) Beyhaki Şuab (3/431) İbn İshak es-Siyra (1/27) Katade dedi ki: “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı” dehâhâ; yayıp sermek demektir. Hasen. Taberi (24/210) Suyuti, Durru’l-Mensur’da dedi ki: Abd b. Humeyd ve İbn Ebi Hatim İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyorlar: “Bir adam İbn Abbas’a dedi ki: Allah’ın kitabında iki ayet bir birine muhalif” İbn Abbas radıyallahu anhuma: “Sen bunu ancak görüşünle söylüyorsun, oku bakalım” dedi. Adam: “De ki: "Arzı iki günde yaratan Allah'ı siz mi inkâr ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz?” (Fussilet 9) ayetinden “Çeşitli rızıklarını arayıp soranlar için tam dört günde takdir etmiş, sonra yaratmak için, gaz halinde bulunan gökyüzüne yönelmiştir” (Fussilet 11) ayetine kadar okudu. Sonra da “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı” (Naziat 30) ayetini okudu. İbn Abbas radıyallahu anhuma Ģöyle cevap verdi: “Yer, gök yaratılmadan önce yaratıldı. Sonra sema yaratıldı, sonra yer, sema yaratıldıktan 9 sonra yayıldı. Dehaha sözü ancak yaymak, sermek demektir.” Durru’l-Mensur (8/412) İbn Munzir İbrahim en-Nehai’den rivayet ediyor: “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı”: Dünya Mekke’den yayılmıştır.” Durru’l-Mensur (8/412) Katade dedi ki: “Bana ulaştığına göre dünya Mekke’den yayılmıştır. Sahih. Taberi (11/531) Abdurrazzak Tefsir (2/213) Abd b. Humeyd, Ata’dan rivayet ediyor: “Bana ulaştığına göre dünya kabe’nin altından yayılıp uzatılmıştır.” Durru’l-Mensur (8/412) Kaynak: Dünya ve Kubbesi, Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî http://ateistcanavar...n_duz_olusu.pdf Devekuşu zemini düzleştirir (satıh yapar) yumurtalarını gömdükten sonra. Arabi lügatlara ve tefsirlere göre bu kelime düzleştirdik anlamına gelir. Devekuşunun yumurtalarını bırakmaya hazırlamış olduğu bir yataktır. Bazı apolojetikler dehaha'nın devekuşu yumurtası anlamına gelen duhiya olduğunu iddia etti. Bakalım gerçekten öyle mi? "Duhiya", bu kelime kök değildir. Bu, dehaha ile aynı kökten olan de-ha-wa'dan türetülen bir isimdir. Dahası Duhiya devekuşu yumurtası manasına gelmez. En saygın sözlükler bu konuda şunu söylüyor: Lisan El Arab يُّها موضعها الذي تُفَرِّخ فالأُدْحِيُّ و الإدْحِيُّ و الأُدْحِيَّة و الإدْحِيَّة و الأُدْحُوّة مَبِيض النعام في الرمل , وزنه أُفْعُول من ذلك , لأَن النعامة تَدْحُوه برِجْلها ثم تَبِيض فيه وليس للنعام عُشٌّ . و مَدْحَى النعام : موضع بيضها , و أُدْحِيه .ِ Çeviri: Al-udhy, El-idhy, El-udhiyya, El-idhiyya, El-udhuwwa: Devekuşunun yumurtalarını bıraktığı kumluk. Bu yüzden devekuşu ayaklarıyla arzı (toprağı, yeryüzünü) serer/yayar, sonra yumurtalarını oraya yatırır الدَّحْوُ البَسْطُ . دَحَا الأَرضَ يَدْحُوها دَحْواً بَسَطَها . وقال الفراء في قوله والأَرض بعد ذلك دَحاها قال : بَسَطَها ; قال شمر : وأَنشدتني أَعرابية : الحمدُ لله الذي أَطاقَا بَنَى السماءَ فَوْقَنا طِباقَا ثم دَحا الأَرضَ فما أَضاقا قال شمر : وفسرته فقالت دَحَا الأَرضَ أَوْسَعَها ; وأَنشد ابن بري لزيد بن عمرو بن نُفَيْل : دَحَاها , فلما رآها اسْتَوَتْ على الماء , أَرْسَى عليها الجِبالا و دَحَيْتُ الشيءَ أَدْحاهُ دَحْياً بَسَطْته , لغة في دَحَوْتُه ; حكاها اللحياني . وفي حديث عليّ وصلاتهِ , اللهم دَاحِيَ المَدْحُوَّاتِ يعني باسِطَ الأَرَضِينَ ومُوَسِّعَها , ويروى ; دَاحِيَ المَدْحِيَّاتِ . و الدَّحْوُ البَسْطُ . يقال : دَحَا يَدْحُو و يَدْحَى أَي بَسَطَ ووسع Çeviri: Toprağı dehâlamak: onu yaymak anlamına gelir. Daha sonra bu anlamı teyit eden Arapça poemlerden bir çift söz. Arapça okuyabilen herkes bunu dehâ'nın yaymak anlamına geldiğinin kesin kanıtı olarak bulacaktır. İlgili video: Bence Kuran'ın ilkel evren modelini görmemek için kör olmak lazım. İman da tıpkı aşk gibi gözleri kör eden bir marazdır. Özetle ayetlerde geçen satıh, sergi, döşek, beşik, yaygı, medd-i arz gibi tasvirleri inceleyen Taberi, İbni Abbas, İbni Kesir, Kurtubi, Celaleddin Suyuti, Ragıb el-Isfahani, Vehhabi müftü Abdulaziz bin Baz gibi alimler "Kuran'a göre dünya düzdür" sonucunu çıkarmışlar. Ayetleri dürüstçe analiz ettiğimizde, parçaları birleştirdiğimizde Muhammed'in düz Dünya'sıyla yüzleşiriz. Bu tevil götürmez bir gerçek. Bizim Türk Müslümanları ise hâlâ "ayetler bunlar ama anlamları farklı" deyu başını kuma gömmeye, birkaç ilahiyatçının keyfi yorumuyla avunmaya devam ediyor ne yazık ki. Ama avunmak da bir yere kadar. İnternet kullanımı yaygınlaştıkça elbet bir gün bu avuntular yeni nesiller için tatmin edicilikten çok uzak olacak.
  5. Hadislerin dinin kaynağı olarak kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu kanaate varırken şöyle bir mantıkla hareket ettim: http://www.youtube.com/watch?v=wVGprF9sYz4
  6. "Dahv" yumurta şekilli yeryüzü anlamındadır apolojyasının kritiği Bazı Müslim apolojistler 79:30'da geçen dahv kelimesinin devekuşu yumurtası anlamına geldiğine iddia ederek "Tanrı yeryüzünü oval şekilde yaratmıştır" anlamı veriyorlar. Gerçekten öyle mi? İddia: DEHÂ: “دحو – dahv” sözcüğünün manası “devekuşu yumurtası” anlamı eksenindedir. [Apolojist lafı ağzından kaçırıyor. "Devekuşu yumurtasını ifade etmiyor ama o eksende." Mantıksızlığı maskelemeye çalışıyorum, beni hoşgörün diyemiyor ki. Tasvir-i Efkar] Bu sözcüğün türevleri “devekuşu yumurtası”, “devekuşunun yumurtasını bıraktığı yer” gibi anlamlar taşımaktadır. Bu sözcüğün türevlerinden olan “مدحة – midhat” sözcüğü, Mekkelilerin yuvarlak taşlar ve ceviz ile oynadıkları, bu günkü golf oyununa benzer bir oyunun adıdır. Bir çukur kazılır, kazılan çukura yuvarlak taş veya ceviz düşürülmeye çalışılırdı. Yuvarlak nesneyi çukura düşüren kişi oyunun galibi, düşüremeyen de mağlûbu sayılırdı. Ebi Rafi’ rivâyetinde Peygamberimizin torunları Hasan ve Hüseyin’in de bu oyunu oynadıkları anlatılır. ” دحو – dahv“sözcüğünün türevlerinden olan “مداحى – medâhî” sözcüğü de kursa/yufka gibi yuvarlak taşlara verilen addır (Lisanü’l-Arab , cilt 3, s. 310, 311). “Yuvarlakça yaymak, döşemek” anlamındaki sözcüğün yeryüzü için kullanılması, yeryüzünün insanların ve diğer canlıların yaşamasına ve yiyeceklerini sağlamasına elverişli bir şekilde yaratılmış olduğunu ve şeklinin de tam yuvarlak değil, yuvarlakça olduğunu anlatmaktadır. Dünyamızın şeklinin “kutuplardan basık elipsoit [dönel elipsoit]” olduğunun daha yeni sayılabilecek bir tarihte keşfedildiği hatırlanacak olursa, 14 asır önceden yeryüzünün şekli için “dönel elipsoit”e en benzer yapıdaki devekuşu yumurtasını anlatan bir sözcüğün kullanılması, gerçek ve büyük bir mucizedir. Burada da yazar açılımını tahrif ettiği kelimeye başka yorumlar ekleyerek allayıp pullamaya çalışmış. Zorlama bir tercüme maalesef. Dahv sözcüğü ceviz oynamak için kullanılsa da cevizin formuna değil onların, örneğin, rüzgârla sürüklenmesine dahv denir. Deha Arabi lügatlarda "yaymak, sermek" diye karakterize edilmiştir. Tefsir alimlerinin ve linguistlerin ayete ilişkin açıkalamaları İbn Kesir (r.h) yeri döşedi anlamını taşıyan ayeti açıklarken şunları söyler: Allah (c.c) şu ayeti kerimeyle yeri döşemenin manasını açıklamıştır: “Suyunu ve otlağını içerisinden çıkardı” Fussilet Suresi’nde yerin göklerden evvel yaratıldığı daha önce bahsedilmişti (ne kadar ilginç değil mi?) . Fakat yer gök yaratıldıktan sonra döşendi. Yani yerde potansiyel olarak bulunanı aktif hale getirdi. Abdullah b. Abbas (r.a)’tan şu nakledilir: ‘Yeri döşemesi suyunu ve otlağını ondan çıkarması, üzerinde nehirlere yol açması, dağlar ve kumlar, yollar ve tepeler yaratmasıdır. İşte ‘daha sonra yeri döşedi’ ile kasdedilen budur. Celaleyn tefsiri yazarları (Allah her ikisine de rahmet eylesin) şunları zikrederler: “Daha sonra yeri döşedi yani onu düz kıldıve yaşanabilir olması için hazırladı. Gökten önce döşenmemiş bir halde yaratılmıştı. Ayetteki ‘çıkardı’ kelimesinin anlamı şudur: Suyunu –pınarları fışkırtmak suretiyle- ve otlağını ondan çıkartarak onu döşedi. Otlak ise hayvanların gıdalandığı ağaçlar ve otlarla insanların yediği azıklar ve meyvelerdir. Bunlara otlak denmesi bir istiâredir. Fizilal müellifi şunları söylemektedir: "yerin döşenmesi; hazırlanması,yerkabuğunun yayılması anlamlarına gelir. Böylece yer, üzerinde yürümeye ve bitki bitiren toprağın oluşumuna uygun hale gelir. Allah Teala, kaynaklardan ve gökten yağan su ile yerden su çıkarmıştır. Gökten yağan su aslında yerden buharlaşan, sonra da yağmur şeklinde yağan sudur. Allah Teala yerden otlağı çıkarmıştır. Bu insanların ve hayvanların yediği bitkidir. Canlılar doğrudan veya dolaylı olarak bu bitkilerle yaşarlar." Safvetü'l-beyan li meani'l-Kur'an kitabında şu ifadeler geçmektedir." Yeri döşedi demek onu düzgün ve geniş kıldı demektir.Bunu göğün inşa edilmesi, kalınlığının yükseltilmesi, düzenlenmesi, gecesinin örtülüp karartılması ve gündüzünün açığa çıkarılmasını zikrettikten sonra bahsetmektedir. Allah (c.c) döşemeyi şu sözüyle açıklar: ‘ondan suyunu çıkardı’ Su çıkartma, kaynakların fışkırması, nehirlerin ve büyük denizlerin oluşmasıyla gerçekleşmiştir.'ve otlağı çıkardı." Yani insanların ve hayvanların yediği her şeyi. Bu Allah Teala'nın sonra gelen şu sözünden de anlaşılmaktadır: 'size ve hayvanlarınıza geçim olsun diye'. Daha sonra bizlere yeri düz kılanın o olduğunu, insanların üzerinde yaşaması için yeri elverişli kıldığını bildirmiştir. Birinci haberi daha önce zikretmiştir; çünkü göğün büyüklüğü Allah'ın açık kudretine daha açık bir şekilde işaret etiği gibi akılları hayrete düşüren olağanüstülükleri de göstermektedir. Göğün bina edilişi ve ardından zikredilenlerin sıralanması sadece zikrediliştedir, kendileri değil. Ayette döşeme fiilinin göklerin ve içindekilerinin yaratılmasından sonra olduğuna dair bir kanıt yoktur. Safvetü't-tefasir adlı eserde şunlar söylenmektedir: “Daha sonra yeri döşedi.” Yani yeri, göğü yaratıp düz hale getirdi. İnsanların yaşaması için elverişli kıldı. 'ondan suyunu ve otlağını çıkardı.' Yani yerden su kaynakları çıkardı, üstünde nehirler yarattı, insanların ve hayvanların yediği bitkileri ve otlakları bitirdi. El-Müntehab fi tefsiri'l-Kur'an adlı eserde de şu sözlerle karşılaşırız: daha sonra yeri düz ve insanların yaşaması için elverişli yarattı.Kaynaklar fışkırtarak, nehirler akıtarak yerden su çıkarttı. İnsanlar ve hayvanlar beslensin diye de bitkisini bitirdi. Taberi, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: “Kabe, dünya yaratılmadan iki bin sene önce su üzerinde dört direk üzerine kuruldu. Sonra yeryüzü kabenin altından yayıldı” Hasen. Taberi (3/61, 24/208) Ebu’ş-şeyh el Azamet (4/1381) Taberi, Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: “Allah kabeyi yeryüzünü yaratmadan iki bin sene önce yarattı, dünyayı da oradan yaydı” Hasen. Taberi (24/208) Beyhaki Şuab (3/431) İbn İshak es-Siyra (1/27) Katade dedi ki: “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı” dehâhâ; yayıp sermek demektir. Hasen. Taberi (24/210) Suyuti, Durru’l-Mensur’da dedi ki: Abd b. Humeyd ve İbn Ebi Hatim İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyorlar: “Bir adam İbn Abbas’a dedi ki: Allah’ın kitabında iki ayet bir birine muhalif” İbn Abbas radıyallahu anhuma: “Sen bunu ancak görüşünle söylüyorsun, oku bakalım” dedi. Adam: “De ki: "Arzı iki günde yaratan Allah'ı siz mi inkâr ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz?” (Fussilet 9) ayetinden “Çeşitli rızıklarını arayıp soranlar için tam dört günde takdir etmiş, sonra yaratmak için, gaz halinde bulunan gökyüzüne yönelmiştir”(Fussilet 11) ayetine kadar okudu. Sonra da “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı” (Naziat 30) ayetini okudu. İbn Abbas radıyallahu anhuma Ģöyle cevap verdi: “Yer, gök yaratılmadan önce yaratıldı. Sonra sema yaratıldı, sonra yer, sema yaratıldıktan 9 sonra yayıldı. Dehaha sözü ancak yaymak, sermek demektir.” Durru’l-Mensur (8/412) İbn Munzir İbrahim en-Nehai’den rivayet ediyor: “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı”: Dünya Mekke’den yayılmıştır.” Durru’l-Mensur (8/412) Katade dedi ki: “Bana ulaştığına göre dünya Mekke’den yayılmıştır. Sahih. Taberi (11/531) Abdurrazzak Tefsir (2/213) Abd b. Humeyd, Ata’dan rivayet ediyor: “Bana ulaştığına göre dünya kabe’nin altından yayılıp uzatılmıştır.” Durru’l-Mensur (8/412) Kaynak: Dünya ve Kubbesi, Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî http://ateistcanavar...n_duz_olusu.pdf Devekuşu zemini düzleştirir (satıh yapar) yumurtalarını gömdükten sonra. Arabi lügatlara ve tefsirlere göre bu kelime düzleştirdik anlamına gelir. Devekuşunun yumurtalarını bırakmaya hazırlamış olduğu bir yataktır. Bazı apolojetikler dehaha'nın devekuşu yumurtası anlamına gelen duhiya olduğunu iddia etti. Bakalım gerçekten öyle mi? "Duhiya", bu kelime kök değildir. Bu, dehaha ile aynı kökten olan de-ha-wa'dan türetülen bir isimdir. Dahası Duhiya devekuşu yumurtası manasına gelmez. En saygın sözlükler bu konuda şunu söylüyor: Lisan El Arab يُّها موضعها الذي تُفَرِّخ فالأُدْحِيُّ و الإدْحِيُّ و الأُدْحِيَّة و الإدْحِيَّة و الأُدْحُوّة مَبِيض النعام في الرمل , وزنه أُفْعُول من ذلك , لأَن النعامة تَدْحُوه برِجْلها ثم تَبِيض فيه وليس للنعام عُشٌّ . و مَدْحَى النعام : موضع بيضها , و أُدْحِيه .ِ Çeviri: Al-udhy, El-idhy, El-udhiyya, El-idhiyya, El-udhuwwa: Devekuşunun yumurtalarını bıraktığı kumluk. Bu yüzden devekuşu ayaklarıyla arzı (toprağı, yeryüzünü) serer/yayar, sonra yumurtalarını oraya yatırır الدَّحْوُ البَسْطُ . دَحَا الأَرضَ يَدْحُوها دَحْواً بَسَطَها . وقال الفراء في قوله والأَرض بعد ذلك دَحاها قال : بَسَطَها ; قال شمر : وأَنشدتني أَعرابية : الحمدُ لله الذي أَطاقَا بَنَى السماءَ فَوْقَنا طِباقَا ثم دَحا الأَرضَ فما أَضاقا قال شمر : وفسرته فقالت دَحَا الأَرضَ أَوْسَعَها ; وأَنشد ابن بري لزيد بن عمرو بن نُفَيْل : دَحَاها , فلما رآها اسْتَوَتْ على الماء , أَرْسَى عليها الجِبالا و دَحَيْتُ الشيءَ أَدْحاهُ دَحْياً بَسَطْته , لغة في دَحَوْتُه ; حكاها اللحياني . وفي حديث عليّ وصلاتهِ , اللهم دَاحِيَ المَدْحُوَّاتِ يعني باسِطَ الأَرَضِينَ ومُوَسِّعَها , ويروى ; دَاحِيَ المَدْحِيَّاتِ . و الدَّحْوُ البَسْطُ . يقال : دَحَا يَدْحُو و يَدْحَى أَي بَسَطَ ووسع Çeviri: Toprağı dehâlamak: onu yaymak anlamına gelir. Daha sonra bu anlamı teyit eden Arapça poemlerden bir çift söz. Arapça okuyabilen herkes bunu dehâ'nın yaymak anlamına geldiğinin kesin kanıtı olarak bulacaktır. İlgili video: Yeryüzüne ilişkin ayetlerin analizi:
  7. Allah Kuran'da eksik bırakmadık diyor: Enam 38: Yeryüzünde yürüyen bütün hayvanlar ve iki kanatlarıyla uçan bütün kuşlar sizin gibi birer ümmettirlerdir. Kuran'da hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Onlar sonra Rabblerinin huzurunda toplanırlar. Ve Allah, Kuran'ın korunacağına dair söz vermiş. Hadisleri koruyacağına dair ayet yok !!! Hicr 9: Şüphe yok ki Kur'ân'ı biz indirdik ve şüphe yok ki Kuran'ı mutlaka koruyacağız. Deve sidiğinin faydalı olduğuna dair bile hadis var !! Kuran'ı tamamen bırakıp hadislerin sapık olanlarına sarılıp islam diye insanlara dayatanlar cehenneme gitmez mi ??? Atalarının uydurduğu hurafeleri, sapıklıkları hadis diye yutturanlara Allah ne diyor bakın: Bakara 170: Ve onlara: “Allah'ın indirdiği şeye(Kuran'a) tâbî olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve eğer, onların ataları hiçbir şeyi akıl etmiyor ve hidayete ermemiş olsalar bile mi? Hadisçi olduğu söylenen Hüreyre bir yahudiydi ve istihbarat için Hz. Muhammed'in etrafında 3 yıl fırıldak gibi dolandı. Hüreyrenin uydurduğu hadis sayısı: 6000 civarı Koskoca Hz. Muhammed sahabesinin naklettiği hadis: 500 civarı Şimdi 1 milyonun üzerinde hadis var, ortalıkta dolanan. Peygamberimiz Hz. Muhammed, şimdi burada olsa; bu uydurukçuların alayını kılıçtan geçirirdi. 1 milyon uydurma hadis nereeee, 6236 ayet(Kuran) nere ! Varın gerisini siz düşünün. Kaynak ve detaylar için tıklayınız: http://kurtaricisizs...01_archive.html
×
×
  • Yeni Oluştur...