Jump to content

Genel Araştırma

'moral' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 4 sonuç bulundu

  1. Pedofili Kuran'da izin verilmiş, Muhammed ve arkadaşları tarafından pratik edilmiştir ve bugün bazı müslümanlar şaşmaz bir rehber kabul ettikleri peygamberlerinin izinden giderek pedofili suçunu işlemeye devam ediyorlar. İslamî Kaynaklarda Pedofili Fasil : İSRÂ` VE Mİ`RÂC HADÎSİ Konu : Hz. Peygamber`in Hz. Âişe ile evlenmesi Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe Baslik : PEYGAMBERİMİZİN HAZRET-İ ÂİŞE İLE NİŞANLANMASI Rivâyete göre şöyle demiştir: Ben altı yaşında bir kız iken Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem beni akd ve nikâh eylemişti. (Üç sene sonra) biz Medîne`ye hicret ettik. Hâris İbn-i Hazrec oğullarının menziline indik. Müteâkıben ben, sıtmaya tutuldum. Bu cihetle saçım döküldü. (Hastalıktan kurtulduktan sonra) saçım gürleşti, uzayıp omuzlarıma döküldü. Bir kere ben, arkadaşlarımla berâber salıncakta oynarken annem Ümmü Rumân bana doğru geldi ve beni çağırdı. Ben de annemin yanına geldim. Beni ne edeceğini bilmiyordum. Annem elimi tuttu. Tâ evin kapısı önün (e geldiğimizde ora) da beni durdurdu. Ben de yorgunluktan kaba kaba soluyordum. Nihâyet soluğum biraz yatıştı. Sonra annem biraz su aldı. Onunla yüzümü, başımı sıvazladı. Sonra beni eve koydu. Evde Ensâr`dan birtakım kadınlar hazır bulunyordu. Bunlar bana: - Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin! di(ye alkışla) dılar. Annem beni bu kadınlara teslîm etti. Bunlar da benim kılığımı, kıyâfetimi düzlediler ve Resûlullah`a teslîm ettiler. Beni hiçbir şey sıkmadı. Ancak Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`i habersiz görünce sıkıldım. (Resûlullah bir sedir üzerine oturmuştu. Yanında Ensâr erkeklerinden, kadınlarından oturanlar vardı. Beni Resûlullah yanına oturttu). Ensâr kadınları beni Resûlullah`a takdîm ettiklerinde ben dokuz yaşında bir kızdım. HadisNo : 1553 Adam hayız görmemiş kız çocuklarının evlendirilebileceğini sırıtarak anlatıyor: İslam'da evlenme yaşı: Dört mezhep imamlarının da içinde bulunduğu alimlerin büyük çoğunluğuna göre, erginlik çağına henüz girmemiş bir kız çocuğun uygun bir kimseyle evlendirilmesi caizdir. (Sorularla İslamiyet) http://www.sorularla....php?oku=178882 -Gerekli evlilik yaşı konusunda belirlenen bir sınır yoktur. Evlenen kızın nikah için buluğ çağına ermesi şart değildir. Ancak cima için buluğ çağına ermesi gerekir. Fıkıh açısından teorik olarak bebek de, yüzellilik ihtiyar da evlenebilir. Ancak evlilik hayatında problem olabilecek derecedeki yaş farklılıklarına kefâet (denklik) açısından bu konuda dikkat edilmelidir. (Sorularl İslamiyet) http://m.sorularlais...x.php?oku=12112 (1) Mevdudi Büluğa ermediği için hayız görmeyen veya bazı nedenler dolayısıyla geç hayız gören ya da çok büyük bir istisna olup da hiç hayız görmeyen kadınlar, hayızdan kesilmiş kadınlar gibi talaktan sonra 3 ay iddet beklerler. Kur’an’ın bu açıklamasına göre burada “Mudhale” (kocasıyla gerdeğe girmiş) bir kadının sözkonusu olduğuna dikkat edilmelidir. Çünkü eğer mübaşeret olmasaydı iddet sözkonusu olmazdı. (Bkz. Ahzab: 49) Bu yüzden henüz hayız görmeye başlamamış kızların iddetinin beyan edilmesinden anlaşıldığına göre bu yaştaki kızlarla evlenmek ve kocalarının kendileriyle cinsel ilişkide bulunması caizdir. Dolayısıyla Kur’an’ın caiz gördüğü bir davranışı hiçbir Müslüman’ın yasaklamaya hakkı yoktur. - Ebu’l Al’a Mevdudi, Tefhimu’l Kuran, Talâk/4 (oku) (2) Taberi Âyet-i kerimede “Hiç adet görmeyenler de böyledir.” buyurulmaktadır. Bundan maksat küçük yaşta evlenen ve zifafa girdikten sonra boşanan kadınlardır. Bunlar adet görmedikleri için iddetleri aylarla ölçülür; bu da üç aydır. Nitekim Süddi, Katade ve Dehhak bu kısmı aynı şekilde izah etmişlerdir. - Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Talâk/4 (oku) (3) İmam Kurtubi “İddetleri vaktinde” buyruğu, sözkonusu edilen kadınların kocaları ile gerdeğe girmiş olan kadınlar olmasını gerektirmektedir. Çünkü kendileri ile gerdeğe girilmemiş olan kadınlar yüce Allah’ın “Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan onları boşarsanız sizin için onlar aleyhine sayacağımız bir iddet olmaz” (el-Ahzab, 33/49) buyruğu ile bu kapsamın dışına çıkarılmaktadır. - İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 17/417. “Asla ay hali olmayanlar” ile kastedilen küçük yaştakilerdir. Bunların da iddetleri üç aydır. Buna göre haber hazfedilmiştir. Bu durumdakinin iddetinin ay hesabı ile yapılmasının sebebi bunda adetin olmayışıdır. - İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 17/437-438. (4) Mukâtil B. Süleyman El-Horasânî Bakara Suresi’nde yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Boşanan kadınlar kendi kendilerini üç kur’ (yani, üç ay hâli) gözetlerler. (Bakara/228). Boşanan kadınların iddeti bu şekilde idi. Ancak Yüce Allah, kocasının kendisi ile gerdeğe girmeden boşadığı kadını bundan istisna ederek Ahzâb Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Mümin kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan (yani onlarla cima etmeden) onları boşarsanız sizin için onlar aleyhine sayacağınız bir iddet yoktur. (Ahzâb/49). Talâk sûresinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Hayızdan kesilmiş (yani yaşlı olduklarından dolayı artık hayız görmeyen) ve (yaşlarının küçüklüğü sebebiyle henüz) hayız görmeyen kadınlarınıza gelince -şüphelendinizse- onların iddeti üç aydır. (Talâk/4) Görüldüğü gibi hayız görme yaşına gelmemiş ve kendisi ile gerdeğe girildikten sonra kocası tarafından boşanmış kadının durumu da aynı şekildedir; onun da iddeti üç aydır. - Mukâtil B. Süleyman El-Horasânî, Ahkam Ayetleri Tefsiri, İşaret Yayınları, S. 217-219 – Talâk bahisleri; Kadının İddeti ve İddet Esnasındaki Sükna Hakkı (oku) Fıkıh Kaynakları (1) Camisab Özbek, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı Ayrılma İddeti: Cinsi ilişkiden sonra nikahın fesh olunması veya boşanma suretiyle ayrılan kadının beklemesi lazım gelen iddettir. Eğer kadın hamile ise onun iddeti doğurması ile biter. Bu hükmün delili Talâk 4 ayetidir. Eğer hamile değilse ve hayız görüyorsa onun iddeti kocasından ayrıldıktan sonra üç defa temizlenmektir. Bunun delili Bakara/228′dir. Eğer kadın bulûğa ermemiş veya hayızdan kesilmiş ise onun iddeti kocasından ayrıldıktan sonra üç aydır. Bunun delili Talâk/4′tür. Cinsi ilişkisiz boşanan kadın veya nikâhı fesh olan kadının iddet beklemesi söz konusu değildir. Bunun delili Ahzab/49′dur. - Camisab Özbek, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı, Ravza Yayınları, (4. Cilt, 3. Bölüm), 62. Bölüm, İddet, Ayrılma İddeti (oku) (2) İmam Nevevi Ayrılma iddeti: Koca hayatta iken nikahın feshi veya boşama sebebi ile karısından ayrılmasına bağlı olan iddettir. Bu iddet cinsel ilişkiden sonra veya erkeğin menisini karısının rahmine akıttıktan sonra meydana gelen ayrılma ile vacib olan iddettir. (…) Hayız görmemiş hür olan küçük yaştaki kadın ile hayız halinden tamamen kesilmiş kadının iddeti hilâl ayı ile üç aydır. - İmam Nevevi, Minhac, Kahraman Yayınevi, Nikah, İddet (oku) (3) Molla Hüsrev Küçüklükten veya yaşlılıktan dolayı hayz görmeyen veya bulûğuna yaş ile hükmedilip hayz görmeyen hür kadın hakkında talâkta iddet üç aydır. Çünkü Allah Teâlâ ,(C.C): “Kadınlarınız içinde ay hâli görmekten kesilenler ile henüz ay hâli görmemiş olanlarda eğer şüphe ederseniz onların îddet beklemeleri üç aydır.” buyurmuştur. Eğer kadın cima edildi ise üç ay iddet bekler. Çünkü yukarda geçtiği vechle cimâdan önce boşanırsa iddet yoktur. - Molla Hüsrev, Gurer ve Dürer, 2. Cilt, 3. Bölüm, İddet Babı (oku) (4) İbn Rüşd İddetin (Boşanmada Bekleme Süresinin) Çeşitleri: Kadın ya hürdür, ya cariyedir. Bunlardan her biri de boşandığı zaman ya kendisiyle gerdeğe girilmiş ya girilmemiştir. Eğer kendisiyle gerdeğe girilmemiş ise bu kadının iddeti yoktur; boşanır boşanmaz evlenebilir. Zira Cenâb-ı Hak “Ey iman etmiş olanlar.. Mümin kadınlarla evlendikten sonra onlarla temas etmeden onları boşadığımzda onların size iddet saymasına lüzum yoktur” buyurmuştur. Eğer kendisiyle gerdeğe girilmiş ise o zaman bu kadın ya adet gören, ya da görmeyen kadınlardandır. Adet görmeyen kadınlar da ya küçüktürler, ya da yaşlı oldukları için artık âdetten kesilmişlerdir. Adet görenler de ya gebedirler, ya normal âdetleri devam eder, ya herhangi bir sebeble kanları kesilmiştir, ya da müstehazedirier. - İbn Rüşd Kadı Ebu’l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/75 – Talak, İddetin Çeşitleri (oku)
  2. "Seküler okullar asla tolere edilemez çünkü bu tür okullar hiçbir dini eğitim vermez, ve genel moral eğitim dini bir temel olmaksızın hava üzerine inşa edilmiştir; sonuç olarak, tüm karakter eğitimi ve din inançtan türetilmelidir… biz inanan insanlar istiyoruz." Hitler, 26 Nisan, 1933, 1933 yılında Nazi-Vatikan Antlaşmasına yol açan müzakereler sırasında. 24 Ekim 1933’de Berlin’de yaptığı bir konuşmada Hitler ifade etti: “Biz halkın bu inanca ihtiyaç duyduğuna ve talep ettiğine ikna olduk. Bu nedenle ateistik harekete karşı mücadeleyi üstlendik, ve bu sadece birkaç teorik deklarasyonla değil: biz onun kökünü kazıdık.” (Norman H. Baynes, ed., The Speeches of Adolf Hitler, April 1922-August 1939. Vol. 1. Oxford: Oxford University Press, 1942, p. 378.) Moralite basitçe doğru ve yanlış davranışlara dair bir fikir sistemi olarak tanımlanabilir. Ahlaki değerlerin göksel bir güce dayanmadan rasyonalize edilemeyeceği iddiası apolojetikler tarafından sıkça dile getirilir. Oysa ahlakın kökeni tanrıya ya da aşkın bir otoriteye dayanmaz. İyi ve erdemli bir insan olmak için gökte bizi dikizleyen hayaletlere inanmak zorunda değiliz. Dahası modern bilimsel veriler ışığında canlılardaki fedakarlık, işbirliği, empati, sempati ve özgecilik gibi duyguların tarihsel kökeni, milyonlarca yıllık evrimsel süreçteki gelişimi neden sonuç ilişkisi içinde giderek daha detaylı bir şekilde açıklanabiliyor. Ahlak; olayın artılarını ve eksilerini kişinin değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Ahlaki davranış diye bir şey olmasaydı türümüzün daha fazla yaşama şansı olmazdı. Dawkins'in yorumuna göre, bencil gen özgecil topluma öncülük etmiştir. Kendisine ve çevresine saygısı olan bir insan incitici davranışlarda bulunmaya yeltenmez. Dolayısıyla ahlak; sosyal hayatın bir gereği olarak ortaya çıkan sivil bir olgudur.
  3. İlginç bir argüman. Popüler argumentum ad Stalinum kartını oynamayı seven dindarlar için büyük çelişki. Stalin "Bana itaat et aksi halde gulaglarda donarsın." İnsanların özgür iradesi var. Stalin'in emirlerine itaat edip etmemeyi seçebilirler. Stalin insanları Gulaglara göndermez, insanlar Stalin'e itaatsizliği seçerek oraya kendilerini gönderirler. Allah: "Bana itaat et, yoksa cehennemde sonsuza dek yanarsın." İnsanların özgür iradesi var. Allahın emirlerine itaat edip etmemeyi seçebilirler. Allah insanları Cehenneme göndermez, insanlar Allaha itaatsizliği seçerek oraya kendilerini gönderirler. Allah, muhaliflerini korkunç kaderlerine gönderirken kendini "merhametli" ve "nâzik" olarak resmeder. Pek çok insanı ikna eden etkili propaganda makinelerine sahiptir, onun metodlarını ya da "hayırseverliğini" sorgulamak akılsızca ve münasebetsiz kabul edilir. Allahın varlığı her şeydir, O her şeyi bilir ve görür, tarassut/gözetim daimidir. Onun diyarını terketmeyi düşünmek bile düşünülemez, senin üzerinde hiçbir bilgisinin ve denetiminin olmadığı bir diyar yok. Bundan özgürleşmeyi düşleyen insanların kaderinde asla kaçıp kurtulmak yoktur. Allah sadakati/bağlılığı büyük menfaatler ile ödüllendirir. İnsanlar üzerinde korkunç suçlar gerçekleştirenler bile eninde sonunda ona bağlılıktan ve onun emirlerini izlemekten dolayı onurlandırılır. Ondan bonus almak en nihayetinde ona itaate bağlıdır, diğer insanlara nasıl muamele ettiğine, ne kadar iyilik yaptığına değil. Despot krallıklara ne kadar çok benziyor, değil mi? Yoksa Stalin'e haksızlık mı yapıyorum? Çünkü Stalin, muhaliflerini Gulag kamplara gönderdi ama o asla sonsuza dek devam eden işkencehaneler yaratmadı. Allah gibi bir tanrıya sahipsen kim şeytana ihtiyaç duyar ki?
  4. Tanrı Tabanlı Etik ve Euthyphro İkilemi Euthyphro ikilemi Sokrat'ın Euthyphro'a "Dindar biri dindar olduğu için mi tanrılar tarafından sevilir, yoksa tanrılar tarafından sevildiği için mi dindardır?" diye sorduğu Platon'un diyalogu Euthyphro'da bulunur. Euthyphro ikilemi monoteistik dinlerin teolojisinde de -biraz daha değiştirilmiş bir biçimde- başlıca tartışma konularından biri olmuştur. "Ahlaken iyi olduğu için mi tanrı tarafından ahlaken iyi olan emredildi, yoksa Tanrı'nın emri olduğu için mi ahlaken iyi?" Kimileri bunun bir falso ikilem olduğunu iddia etse de, Platon'un özgün tartışmasından bu yana bu sorun felsefi teizmde tartışma öznesi olmaya devam ediyor. İkilemi açılımı: Eğer Tanrı'nın emri olduğu için iyi olduğunu önerirsek iyilik ve kötülüğün Tanrı’nın iradesine bağlı olduğunu söylemiş oluruz. İslam'da bu görüşü Eş’ariyye ve Selefiyye ile Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî usulcüleri savunuyor -ki bu da günümüzde kutsal komut teorisi diye adlandırılıyor. Buna karşın Cehmiyye ve Mutezile başta olmak üzere Şia, Kerrâmiye usülcülerine göre iyi şeyler haddi zatında iyidir. Matürudiyye ve Hanefi usulcülerinin çoğunluğu aynı görüşü paylaşıyor. “Tanrı öyle irade ettiği için X iyidir” diyenler moraliteyi Tanrı’nın iradesi olarak değerlendirmiş olur -ki bu da adalet ve zulüm, iyilik ve kötülük gibi kavramları orijinal değerlerini yitirmeleri demektir. Durum böyle olunca tanrı hakkında iyi veya adil gibi yorumlar yapmak da imkansızlaşıyor. Zira Tanrı’nın iyiliğinin hiçbir makul testi yok, çünkü o üstü kapalı bir şekilde Tanrı ne yaparsa yapsın olarak tanımlanmış olur. Dahası ilahi komutların keyfi olma riski var. Bu şartlar altında tanrı öyle istedi diye oğlunu kurban etmeye kalkan bir meczuba bu hareketinin “yanlış” olduğunu anlatmaya yarayan intersubjektif zeminden mahrum kalmış oluruz (ama bunu İbrahim peygamber yaparsa hikmetinden sual olunmaz der geçeriz )Dahası bu anlayışla farklı dinden olan hiçbir kişiye kendi dininin ne kadar şeker ve güzel bir din olduğunu anlatmaya çabalamak da çelişkili olur. Çünkü o şey haddi zatında iyi değil, kutsal onay sayesinde ‘iyi’dir. Eğer objektivist görüşü tercih edersek; "X kötü olduğu için Tanrı kötü demiştir" demiş oluruz -ki bu da zaten şartların ve olayların Tanrı’nın isteğinden bağımsız, dışsal bir kriter kullanarak iyi veya kötü olduğunu söylemenin bir başka yolu. Bu görüş tabanında her şeyin yaratıcısı tanrı olsa bile final ölçüt Tanrı’nın yargısı değil. Şeyler otomatikman iyi veya kötü. Tanrı’nın emrinden bağımsız oldukları için ahlak ve adaletin gerekçelendirilmesi bu argümanla da karşılanamıyor. Bazı teistler Euthyphro dilemma'nın iki boynuzundan kurtulmak için diyor ki: "Tanrı moral düzene ne uyar ne de onu icat eder. Aksine Onun gerçek doğası, değer standardıdır. Tanrı neyin iyi olduğunun standardı için kendi karakterinden başka hiçbir şeye yönelmez ve böylece bize neyin iyi olduğunu ifşa eder. Yani Tanrı doğası gereği iyidir ve o bize doğayı ortaya koymaktadır." Bu da hem subjektif, hem objektif argümanın doğru olduğunu söylemek anlamına geliyor. Formule edersek; Eğer X Tanrı'nın doğasında bulunuyorsa, o zaman X iyidir. Eğer X iyi ise, o zaman X Tanrı'nın doğasında bulunmalıdır. Bu durumda Tanrı'nın moral doğasının tekdüze bir formatta olabileceği iddiasının haklı çıkarılması gerekiyor. (1) Tanrı, moral mükemmeliyetin paradigmasıdır. (2) Tanrı aşk dolu, nazik ve adildir. (3) Aşk dolu, nazik ve adil olmak ahlaki paradigmalardır. S: Neden Tanrı doğrudur? C: Çünkü doğru olmak Tanrı'nın zorunlu bir özelliğidir. S: Neden doğru olmak Tanrı'nın zorunlu bir özelliğidir? C: Çünkü o Tanrı'dır. Bu durumu şematize edersek; "Tanrı ahlakı sağlar, ahlak Tanrı'dan gelir." Oysa bu döngüsel muhakeme hiçbir şeyi çözmez. Eğer "Tanrı türetir ahlakı + ahlak gelir Tanrı'dan" diye bir etik formüle edersek o zaman Tanrı'nın ahlakı nereden geliyor? Örneğin tecavüzün kötü bir şey olduğunu ve yardımlaşmanın iyi bir şey olduğunu nasıl keşfetti? Diğer bir husus: hangi tanrı sorusudur. Eğer bir kimse mutlak ahlaki varlığın Allah olduğunu saptayacak gerekçeye sahipse neden kendi ahlaki değerlendirmelerini kendi yapamasın? Sonuç olarak ahlakı tanrıyla gerekçelendirmeye çalışmak boşa kürek çekmektir.
×
×
  • Yeni Oluştur...