Jump to content

Genel Araştırma

'muhammed' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 14 sonuç bulundu

  1. Harvard Üniversitesinden tarihçi ve arkeolog McCormick'in Science dergisinde yayınlanan makalesini öğrenince herhalde İslam ve Muhammed ile dalga geçiyor dedim. Fakat son derece ciddi ve bilimsel bir makaleydi. Doğrusu çok şaşırdım. Meğer dünyanın en kötü yılları 536 yılında başlamış. Dünya sis ile kaplanmış ve 18 ay boyunca gündüzler de karanlık olmuş! Dolayısıyla da yaz kışa dönüp 18 ay kış yaşanmış! Ardından da 2300 yılın en soğuk 10 yılı yaşanmış! İnsanlar açlıktan ölmüş! 541 yılında ise veba salgını çıkmış, Doğu Roma'nın nüfusunun üçte biri de vebadan ölmüş! Buzul katmanlarında yapılan incelemeler, bunun nedeninin büyük bir volkan patlaması olduğunu ortaya koymuş. Fakat bitmemiş! 536 yılındaki patlamanın ardından 541 ve 547 yıllarında iki büyük volkan daha patlamış! Böylece bu kötü günler tam yüz yıl, 640 yılına kadar devam etmiş! Arkeologlar bunu 640 yılında gümüş üretiminin yeniden artmasını keşfederek bulmuşlar. Ayrıca bu veriler bir çok kaynaktan doğrulanmış. Çin'de 536 - 46 yıllarında yazın ekinlerin donduğu ve açlıktan toplu ölümler olduğu kayda geçmiş. İrlanda resmi belgelerinde de 536 ile 539 yılları arasında ekmeğin olmadığı kayda geçmiş. McCormick bu tarihsel kayıtları inceledikten sonra buzul katmanlarını araştırmış ve katmanlar tarihlendirilebildiği için volkan serpinti izlerini bulup tarihlendirmiş. Muslim kaynaklarına bakılırsa ise Muhammed doğacağında harika olaylar görülmüşmüş! İlginç! Adam daha doğmadan dünya en kötü günlerini yaşamaya başlamış, adam ölünce dünya düze ancak çıkabilmiş! Uzun süredir bu kadar ilginç bir yazı okuduğumu hatırlamıyorum!
  2. Maide 60: - De ki: "Allah katında cezaya çarptırılma bakımından bunlardan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah, kimlere lanet etmiş ve gazabına uğratmışsa; kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte bunların makamı daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır". Bakara 65 - İçinizden cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara "sefil maymunlar olun!" dedik. Araf 166-Böylece onlar kibre kapılıp yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince, biz de onlara, hor ve zelil maymunlar olun, dedik. Her zaman dediğim gibi Kuran'da yer alan her öykü bilinen bir öyküye gönderme yapar Bu efsanenin de Yahudi kaynaklarında bir orijini olmalı diye düşünmek gerekiyor aslında.Çünkü Muhammed veya Kuran yazarları asla var olmayan bir bilgiyi nakletmemişlerdi. Bazen Üzeyr'in yani Ezra'nın Tanrı'nın Oğlu olduğunu iddia eden Yahudiler olduğunu söyleyerek ,insanlara Yahudiler'in şirk ehli olduğunu sanmaları için bu tür kurgu referanslar veriyorlardı ama diğer birçok konuda kaynakları Yahudi Tanah dışı kaynakları olan Talmud veya Midraşlar'dı. Ben de yine bunu düşünüp bu hikayenin bir benzerini bu kaynaklarda aradım. Çünkü Tevrat'ta veya Tanah'ta bu tür bir öykü yok ve daha da ileri gidersek Kuran yazarları Tevrat veya Tanah metnini bilmediği için olsa da buna ancak Talmudik popüler öykülerle ulaşabilirlerdi. Talmud'u ve Midraş'ı araştıran bir makale okudum bu konuda ve bu 2 külliyatta da bu öykünün birebir benzerinin bulunmadığını ve domuza ve maymuna dönüşen Yahudiler'in hikayesinin yer almadığını gördüm. Ben de hikayeyi biraz daha zorladım ve maymuna dönüşme terimi üzerinden gittiğimde Talmud'un Sanhedrin bölümünün 109a numaralı pasajında maymuna dönüşmeyle ilgili bir referans buldum. Önce İngilizce olarak koyuyorum ki muhtemel bir yanlış çeviride forumdaki arkadaşlar beni düzeltsin: R. Jeremiah b. Eleazar said: They split up into three parties. One said, ‘Let us ascend and dwell there;' the second, ‘Let us ascend and serve idols;' and the third said, ‘Let us ascend and wage war [with God].' The party which proposed, ‘Let us ascend, and dwell there' — the Lord scattered them: the one that said, ‘Let us ascend and wage war' were turned to apes, spirits, devils, and night-demons; whilst as for the party which said, ‘Let us ascend and serve idols' — ‘for there the Lord did confound the language of all the earth Türkçesi benim kötü İngilizce tercümemle aşağı yukarı şöyle: : Rabbi (haham) Yeremya ben Eleazar şöyle dedi: Onlar 3 gruba bölündüler.(Babil Kulesi'ni yapanlar.) Bir grup dedi ki: Hadi göğe çıkıp(kulenin tepesi) orada yaşayalım, ikinci grup şöyle dedi: Hadi göğe çıkıp putlara hizmet edelim ve üçüncü grup şöyle dedi: Hadi göğe çıkıp Tanrı ile savaşalım. Göğe çıkıp orada yaşayalım önerisini yapan grubu Tanrı dağıttı, göğe çıkıp Tanrı ile savaşalım diyen grup maymuna,ruhlara,şeytanlara ve gece cinlerine dönüştürdü, göğe çıkıp putlara hizmet edelim diyen grup sebebiyle ise Tanrı tüm Dünya'daki dilleri karıştırdı (onlar birbiriyle anlaşamaz oldular). Talmud'taki bu öyküye göre Tevrat'ın Yaratılış Kitabı 11. Bölümü'nde yer alan Babil Kulesi yapımındaki bir grup maymunlara,cinlere,şeytanlara ve ruhlara dönüşmüştü. Kuran'da yer alan öykü ise Yahudiler'den bahsetmekte ve spesifik olarak Davut peygamber zamanında Şabat günü kurallarını ihlal edenlerin maymuna dönüştüğünü anlatmaktadır. o öykü tefsir kaynaklarında şöyle anlatılır: Onlar, Davud Aleyhisselâm'ın zamanında kendisine "Eyle" denilen bir şehirde yaşıyorlardı. Eyle Medine ile Şam arasında bir yerde ve Kizıldenizin sahilinde bir yerdeydi. Allah onlara cumartesi günü balık avlamayı yasak etti. Cumartesi günü olduğu zaman, denizde balık kalmaz, hepsi sahile gelirdi. Bu durum, ya bu kavmi böylece imtihan içindi, ya da denizde çok balık ve Yunus balığının olmasındandı. Her cumratesi günü bütün balıklar. Yunus balığını ziyaret etmek için toplanırdı. Başlarını ve kuyruklarını sudan çıkarır oynaşırlardı. Öyle ki, balıkların çokluğundan su bile görülmez olurdu. Cumartesi günü geçtiğinde, balıklar ayrılırdı. Her biri denizin bir tarafına dağılır, diğer zamanlarda olduğu gibi çok az balık bulunurdu. O balıklardan hiç bir eser görülmezdi. Sonra şeytan onlara vesvese verdi. "Siz sadece cumartesi günü balık tutmaktan nehiy olundunuz. (Halbuki o gün balık daha çok oluyor. Siz esas o gün tutun dedi) Bu şehirden bazı kişiler, balık tutmak niyetiyle denizin kenarında bazı havuzlar kazdılar. Oradan da suyu nehirlere döktüler. Cuma gecesi olduğunda, bu havuzun başına giderlerdi. Dalgalar, balıkları bu havuzlara atıyordu. Bu havuzlar, çok derin olduğu ve içinde çok az su bulunduğundan o havuzların içine düşen balıklar, çıkamıyordu. Böylece havuz, balıklar ile doluyordu. Pazar günü olduğundan da Yahudiler, gelir o balıklan avlarlardı. O balıkları tutarlar, yerler, tuzlarlar ve satarlardı. Bu şekilde malları çoğaldı. Zengin oldular. Bunu kırk sene veya yetmiş sene kadar yaptılar. Üzerlerine bir ceza inmedi. Amma onlar üzerlerine ilâhî bir azabın inmesinden de korkuyorlardı. Üzerlerine herhangi bir azab gelmeyince, birbirlerini müjdelediler ve günahlara karşı daha da cesur oldular. Onlar: Biz bu işi yıllardır yapıyoruz, üzerimize bir belâ ve azab inmediğine göre, cumartesi günü balık avlamak muhakkak ki bize helaldir. Yoksa şimdiye kadar üzerimize azab inerdi, dediler. Yetişen yeni kuşak (çocukları da) babalarının yolunda gitti. Bir iki kere yapmakla zarar gelmedi. Bunu bütün şehir ehli yapmaya başladı. Şehrin nüfûsu, yetmişbin kadardı. Cumartesi günü balık avlama konusunda şehir üçe bölündü. (Birinci) Sınıf, kendileri, balık tutmadıkları gibi, halkı da bu kötü hareketlerinden vaaz ve nasihatlarıyla alıkoymaya çalışıyordu. (İkinci) Sınıf, kendileri balık tutmuyordu ama, halkı da bu hareketlerinden alıkoymak için çalışmıyordu. Kimseye bir şey demiyorlardı. (Üçüncü) Sınıf, ise cumartesi günü çalışma emrini çiğnemişti. Hiç korkusuz,vicdanları titremeden balık avlıyorlardı. Kendileri balık tutmadıkları gibi, insanları balık tutmaktan alıkoymaya çalışan ve insanlara nasihat edenlerin sayısı oniki (12) bin kadardı. Bu nasihat edenler şöyle diyordu: -"Ey kavmim! Siz Rabbinize isyan ettiniz. Peygamberinizin sünnetine muhalefet ettiniz üzerinize belâ gelmeden önce bu işi bırakın. Yahudiler, vaaz ve öğütlere kulak asmadılar. Onların nasihatlerini kabul etmediler. Allahü Teâlâ Hazretleri de Yahudileri, "mesh" (insandan maymuna çevirmekle) cezalandırdı. Görüldüğü gibi tefsir kaynaklarındaki bu olay Talmudik efsanedeki aynı zamana ait olmasa da tefsirciler olayı Davut zamanına Talmud'ta ise olay Babil Kulesi yani İbrahim zamanına dayansa da tefsirciler tıpkı Talmud'taki öyküdeki gibi bu insanları 3 sınıfa ayırıp üçüncü sınıfı maymuna çeviriyor. Yani Kuran'daki bu olayı tefsir edenler zamansal olarak Talmudik öyküye referans vermeseler de bu insanları 3 sınıfa ayırıp bir sınıfı maymuna çevirtme konusunda hemfikirler. Talmud'taki öyküde Babil Kulesi'ni yapanlar veya maymuna çevrilenlerin Yahudiler olmadığını düşündüğümüzde bu öykünün de Yahudiler'i kötü göstermek amaçlı Kuran yazarları tarafından bağlamından koparılıp yeniden kurgulandığını görebiliyoruz. Kuran yazarları Talmudik popüler bir öykü olan bu öyküdeki maymuna çevrilme hikayesini,Tevrat'ta taşlanarak öldürülen Şabat'ı çiğneyen insanlara atfederek ama cezayı taşlanarak öldürülme değil maymuna çevrilme olarak değiştirerek bambaşka bir hikaye yarattılar.(Taşlanarak öldürülme cezası için Tevrat/Çölde Sayım 15:32-36) Domuz olayına gelince Yahudilik'te domuz çatal ve yarık tırnaklı olduğu halde geviş getirmediği için kirli sayılır dolayısıyla Yahudi geleneğinde domuz ''kirli'' olması bakımından aşağılayıcı bir sözdür.Bir domuza dönüşmekse Tevrat'ın kirli saydığı bir hayvana dönüşmekle eşdeğer olduğundan ağır bir itham olmaktadır. Kuran yazarları da bunu bildikleri için Yahudiler'i kirli saydıkları hayvana dönüşmekle de suçlayarak Yahudiler'i insanların gözünde itibarsızlaştırma misyonlarına devam etmek istemiş olabilirler. Bu domuz hikayesinin olası bir başka nedeni daha olabilir: Yahudi tefsir kitaplarından biri olan Tevrat'ın Levililer kitabı üzerine tefsirleri içeren Midraş:Levililer Rabbah 13:5'te Yahudiler'in düşmanı olan Edom halkı domuz olarak adlandırılır. Bunun nedeni Edom krallığından sonra Yahudiler'in üzerinde hakimiyet kuracak bir krallılığın olmadığına inanılmasıdır. Çünkü İbranice geviş kelimesi ''gerah'' diye telaffuz edilir ve bu kelime diğer bir İbranice kelime olan ve ''onu izleyen'' anlamına gelen ''gerirah'' ile benzerdir. Bu sebeple Midraş'a göre Edom'dan sonra başka büyük bir krallık gelmeyeceğinden ve onu izleyen ve Yahudiler'i hakimiyeti altına alan bir krallık var olmayacağından Edom Krallığı'nı ''izleyen'' bir krallık yoktur yani Edom gerirah(onu izleyen bir krallık yoktur) değildir yani benzer bir kelime olan ''gerah(geviş)''ı yoktur (Kelime benzerliğiyle ve kelime oyunlarıyla akılda kalıcı kavramlar yaratmak Midraşik bir yöntemdir) . Kısacası Edom'un gerah(geviş)'ı olmadığı için yani geviş getirmediği(onu izleyen krallık olmadığı için) için Edom'a mecazi olarak domuz denir. Dolayısıyla ve bu nedenle Kuran bu popüler Midraşlar'la birçok kez haşir neşir olduğundan burdaki domuza dönüşme efsanesini kelime benzerliğinden türetilerek Edom'a(gevişe-geraha) yani domuza benzeyen Yahudiler olarak düşünebiliriz. Onlar(Yahudiler) Tanrı'nınn emrini çiğneyerek bir domuz olmuşlardır yani Edom(gerirah) olmuşlardır . Edom'sa İsrailoğulları'nın atası Yakup'un kardeşi Esav'a verilen takma bir addır,ve Yakup ve Esav kardeş de olsalar Tevrat'a göre kanlı bıçaklıdırlar ve Edom yani Esav şeytanı simgelerken Yakup Tanrı'yı simgeler. Dolayısıyla İsrailoğulları'nın Edom'a(Midraşta'ki ve Kuran'daki tabirle domuza) dönüşmesi Esav'ın yaptığı gibi Tanrı'ya zıt olan Şeytan'a ,Tanrı'nın emirlerini çiğneyerek yaklaştıkları için olabilir.
  3. kerros

    Muhammed ve Arap Kavmi

    İbrahim suresi 4.ayet ve Zuhruf suresi 44.ayetin karşılaştırılması her şeyi açığa çıkarmaya yetecektir. Biz her peygamberi başka değil,sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmi için göndeririz.Böylece onlara anlatabilmesini mümkün kılarız-İBRAHİM 4 KURAN Muhammed hangi kavmin diliyle hangi kavme gitmiştir?Japon kavminin diliyle Japon kavminemi?Alman kavminin diliyle Alman kavminemi?Arap kavminin diliyle Arap kavminemi?Bunu aklımızda tutalım ve şimdi aşağıdaki ayeti iyi okuyalım: Kuran senin için ve kavmin için bir öğüttür.Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız-ZUHRUF 44 KURAN Neden bütün kavimler içindir demiyor?Neden bütün kavimler ondan sorumludur demiyor?Muhammed Arap kavminden olduğuna göre,Arap kavminin diliyle Arap kavmine gönderildiğine göre;o zaman Kuran Muhammed ve kavmi içindir,Muhammed ve kavmi ondan sorumludur(Zuhruf 44) diyen ayet ne söylemiş oluyor? Kuranı anlayabilmeniz için Arapça indirdik-Yusuf 2 KURAN Demekki Arapça olmasa anlayamayacaklardı.Arapça hangi kavmin dilidir?Arapça olmasaydı hangi kavim anlayamayacaktı? Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar-Zuhruf 57-Kuran Şimdi burada Muhammed Arapça İsa'dan bahsedince bağrışan kavim hangi kavimdir?Alman kavmimi?Japon kavmimi?Arap kavmimi?Burada bağrışmakla suçlanan kavim hangi kavimdir? De ki: "Ey kavmim! Bulunduğunuz mekânda elinizden geleni yapın! Muhakkak ki ben de yapacağım. Öyleyse yakında bileceksiniz."-Zumer 39-Kuran Ey kavmim diye Muhammed'in Arapça seslendiği bu kavim hangi kavimdir?Alman kavmimi?Çin kavmimi?Arap kavmimi?Muhammed bu ayetle hangi kavme meydan okumuş oluyor? Kuranı senin lisanınla(Arap lisanıyla) kolaylaştırdıkki onunla inatçı bir kavmi uyarabilesin-Meryem 97 KURAN Dikkat edilirse bütün kavimleri uyarman için dememiş.İnatçı olan o bir kavmi uyarman için demiş.Kolaylaştırılmış Arap lisanıyla anlatılanı zar zor anlayan bir kavimden söz edildiği açık.Bu kavim hangi kavimdir?Japon kavmimi?Alman kavmimi?Arap kavmimi? Ve Arapça inmeyen bir mesaja neden dilimizde inmedi diyecek olan bir kavimden söz eder Kuran.Bu kavim hangi kavim olabilir?Ayet aşağıda: Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık;'neden dilimizde inmedi,Arap olana Arapça olmayan bir Kuran olurmu hiç' diyeceklerdi-Fussilet 44 KURAN O zaman Japonlarında,Japonca inmeyen bir kitap için''neden dilimizde inmedi''deme hakları vardır.Japon olana Japonca inmeyen kitap olurmu deme hakları vardır. Kuranı ona bir insan öğretiyor dediklerini biliyoruz.Oysa bahsettikleri o kişi ve onun dili Arap'a yabancıdır.Bu ise dili apaçık Arapça olan bir kitaptır-Nahl 103-KURAN Arap olmayanların kendileri ve dilleri yabancı olarak görülüyor açıkça.Ötekileştirme var burada.Arapçadan başka bir dile tahammül olmadığını gösteriyor Nahl 103 ayeti.
  4. Geçenlerde şu çizgi banta rastladım ve bir yılı aşkındır üzerinde düşündüğüm bir fikrin çizilmiş haline rastlayınca sevindim. Teknik kelimeler de var, şöyle tercüme edeyim: A- Einstein'in izafiyet teorisi herhangi bir şeyin ışıktan daha hızlı gidecek şekilde ivmelenmesini yasaklar. A- Öte yandan halâ ışık hızını aşan takyon denen parçacıklar mevcut. A- Hayret vericidir ki, bir takyon bağlamı çerçevesinde, sebep ve sonuç aslında ters dönmüş olur. B- Desene o zaman Tanrı insanı gerçekten yaratmış olabilir. Muhtemelen espri niyetine yazılmış bir şey, ama bence çok çok önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Demin Google'a baktım, Michio Kaku'nun Takyon ve Tanrı ile ilgili buna benzer bir yazısı varmış, okumadım. Yazacaklarımı Google’dan araştırmadım. Önce Tanrı ile alakalı muhtemelen dünyada bilinen Takyonik bir teoriye değineceğim. Ama asıl yazmak istediğim, belki de ilk defa, Tanrı’nın gönderdiği din ve kitapların da, İslam’ın da gerçek olabileceği, olması gerektiği üzerine bir hipotez… Ki bu kısmı günümüzdeki sosyal meselelerle daha çok ilgili. Takyonlar teorik olarak ışıktan hızlı giden parçacıklardır. Eğer varlarsa, ışıktan hızlı olmanın bir bedeli (ödülü) olacaktır. Zamanda geriye doğru gideceklerdir. Ama bu gidiş kendi hallerinde, kendi farkına varmadıkları bir gidiş değildir; burada sebep ve sonuç ilişkisi de tersine dönecektir. Fiziken bu tuhaf durumun anlaşılması için söyleyeyim; Termodinamik prensipleri bile tersine dönecektir. Termodinamiğin ikinci kanununa göre evrendeki bütün varlık toplamda düzensizliğe doğru gider (entropi). Ve bu asla geri döndürülemez bir süreçtir. Mesela kapalı bir ortamdan salınan gaz dağılır ve aynı gazın kendi kendine bir yerde toplanması düşünülemez. Deprem olduğunda züccaciye dükkanında bir sürü şey kırılır ama tekrar deprem olduğunda bazıları eski haline dönmez. Zaman oku tek yönlüdür. Fakat takyon dünyasında işler değişir. Zaman oku tersine döner: gaz toplanır, kırık vazo kendi kendini onarır, ölü dirilir. Takyonik bir varlık düzensizlikten düzene doğru gidecektir. Tanrı'nın varlığı hakkında şöyle bir hipotez vardır: "sürekli düzensizliğe giden Evren'in başlangıcında, mutlak düzenli bir varlık olmalıdır, o da Tanrı olmalıdır." Fakat şimdi bu düşüncenin ötesine geçmek istiyorum. Maddenin düzensizliğe doğru gitmesi bir kanun iken, evrimin sürekli daha karmaşık düzenli canlılar yaratıyor olması da hep paradoks gibi gözüken bir konudur… Halbuki evrim sonucunda Evren'deki toplam entropide bir azalma olmaz. Çünkü zaman okunun ilerisindeki karmaşık düzenli canlılar, daha büyük entropiyi daha uzağa öteler, veya uzaktaki düzenli yapıları parçalamayı öğrenir. Fakat her halükarda mücadele ettikleri entropi sonucunda yaşlanarak ölürler, üreme bunun için vardır. Peki olası takyonik varlıklar bu arada ne yaparlar? Şöyle: Onlar yaşlanmazlar, yıpranmazlar, sürekli gençleşirler. Teoriler burada Tanrı’nın takyonlarla alakalı bir varlık olduğunu söylüyor. Dedikleri gibi Evren’in oluşumun en başındaki mutlak düzende Tanrı varsa, evren dağılıp yok olana kadar biz insanlar temsilinde o düzen küçülerek, küçük parçalara ayrılarak ama küçük merkezlere sığınırcasına varlığını koruyarak devam ediyor olsa gerek. Evren yok olduğunda en baştaki Tanrı, başka evrenler yaratmak üzere varlığını devam ettiriyor olacak. Yok olan bizim entropik maddi bedenlerimiz olacak vs… Şimdi gelelim dine… Böyle bir Tanrı insanlarla iletişim kurmak isteseydi bunu nasıl yapardı? Takyonun muhtemelen hüküm sürdüğü bilinç, düşünce, tahayyül dünyası, bu iletişim için iyi bir yol olacaktır. Mesela birinin zihninde bir şey canlandıracak… bu ilham olabilir hatta vahiy olabilir. Fakat bunun kesin kes Tanrı’dan gelmiş bir mesaj olduğu konusunda tartışmalar olacaktır. Bu noktadan sonra Tanrı bazı insanlara vahiy gönderdi mi, göndermedi mi diye tartışıp olayı daha da belirsiz bir hale sokmayacağım. Tuhaf olan şu ki, takyon dünyasında belirsizlik değil, belirlilik (determinite) vardır. Dediğim gibi, takyon dünyasında sebep sonuç ilişkisi tersine dönmüştür. Sonuçta bir şey kesinlikle vuku bulur ve sebepleri ardından gelir. İşte din de, vahiy de, İslam da böyle bir oluşum olsa gerek. Tüm tarihi verilerde Muhammed’in bir sahtekâr değil, kendisine vahiy indiğine inanan biri olduğu anlatılır. Bu durumda ateist bilim, belki de olması gerektiği gibi Muhammed’e muhtemel temporal lob epilepsi teşhisi koyar. Halüsinasyonlar gördüğünü ifade eder. Farz edelim bunlar tastamam doğru. Sonuca bakınız: Ortada milyarlara ulaşmış bir din ve Tanrı’nın mesajlarının bulunduğu düşünülen, o zamandan beri değişmemiş (imla olarak değişmiş olsa bile aslına ulaşılabilecek sağlamlıkta) bir kitap vardır. Şimdi size sorarım, İnsanlarla iletişime geçmek isteyen Tanrı için bundan daha iyi bir yol olabilir mi? Farz edelim bunlar Muhammed’in epilepsi nöbetlerinde ağzından dökülen şeyler… hatta ve hatta farz edelim bunlar onun uydurması… Ortada milyarı aşkın insana aynı şekilde bozulmadan ulaşmış bir mesaj var. Tanrı sonuca bakıyor ve geçmişe doğru nüfuz ediyor... Bazılarınız şöyle diyebilir: Tanrı niye insanları toplayıp gökte kendini göstererek herkesi ikna etmedi de böyle cıncırıklı işlerle uğraşıyor. Din mensupları bunu “sınav” olarak izah eder. Bence bu doğru olmakla birlikte ben başka bir şey söylüyorum: Tanrı yoktur (hani “la ilahe” derler ya). En azından evrenimizde varlığı söz konusu değil... Tanrı ancak kaotik ortamlardaki entropik sürece karşı gelen seçilmiş (doğal seleksiyon) varlıklarda kendini gösterir. Bunlardan biri, en gelişmişi insandır, insan bilincidir. Aksi, evrendeki termodinamik kanunlarına aykırı olurdu. O yüzden Tanrı ancak bazı insanların zihnine ilham veya vahiy yoluyla dileğini aktarır. Herkese ulaşmasını istediği çekirdek halindeki bir mesajı ise peygambere vahiy yoluyla… Yine şu meseleye geldik, isterseniz vahiylerle gelen bir dine inanmayabilirsiniz. Pek bir şeyiniz eksilmez. İlla ki inanmanız şart diye bir kural yok. Vahiylerden oluşan bir dine inanmadığınız zaman o din kendi gerçekliği içinde varlığını devam ettirir. Kimse inanmazsa da yok olur gider, hatta o din hiç var olmamıştır. Tekrar söylüyorum sonuçtan sebebe doğru gidiyoruz. İslam dini, dünyada çok kişiye ulaştığı ve herkese ulaşma potansiyeli olan değişmemiş bir kod veya mesaj içinde barındırdığı için gerçek bir dindir. Farz edelim yarın İslam’dan kitle kitle kopuşlar oldu ve sonunda hiç inanan kalmadı... O zaman İslam diye bir şey hiç olmamış olacak. Anladınız mı? Ama şimdiki gerçekliğe bakılırsa İslam gerçekten Tanrı’nın insanlara gönderdiği din, Kuran da onun tek kitabı. Şimdi şöyle diyeceksiniz: “Hinduizm de Budizm de İslam kadar yaygın, hatta ondan daha çok insana hitap ediyor. O zaman onlar gerçek din…” Aslına bakarsanız bir bakıma doğru. Onlar da mutlaka gerçek bir din (idi), en azından geçmişte gerçek semavi kaynakları vardı. Fakat Müslümanların hep söylediği gibi, kitapları tahrif olmuştur, değişmez çekirdeğe, kaynak kitaba ulaşmak mümkün değildir. Yahudilik ve Hristiyanlık gibi. Kuran işte bu sebeple gönderilmiştir. İslam “son din”dir. Yine hatırlatıyorum; ister istemez böyle olmuştur. Muhammed değil de başka birisi aynı sistemde bir din bildirdiğini söyleseydi ve başarılı olsaydı, biz şimdi ondan bahsedecektik. Ve yine haklı olacaktık. Peki, İslam’dan sonra gelmiş Bahailik, Mormonluk gibi dinlerin aynı başarıyı gösterirse gerçek din olacaklarını söylemek mümkün mü, bir bakalım. İslam’ın şöyle bir güvenlik kodu var: Kuran’da Maide 3’de dinin kemale erdirdiği, islam dininin onaylandığını söylüyor. Yani biz bundan Muhammed’in son peygamber, Kuran’ın son kitap ve İslam’ın son din olduğunu anlıyoruz. Tutarlılık önemli. İnsanlar bahai ve ya mormon olduklarında, evvelde bunca insanı peşinden sürüklemiş bir dinin mesajının tek bir cümle yüzünden tamamen yanılgı olduğunu, insanları boşu boşuna meşgul ettiğini kabul etmeleri gerekiyor. Hiçbir kitle dini, kendinden önceki dinler için böyle yapmamıştır. Tutarlılık önemli dedik. Çekirdekteki mesajın herkes tarafından ulaşılabilir olması da önemli. Yanına eklenen rivayetler, hadisler, yorumlar, fıkıhlar, mezhepler faydalı olmak bir yana asıl mesajı saklıyor olabilir. Buna dikkat edilmeli. Kuruluşundan itibaren iyi bir ivme yakalayan, medeniyette ve bilimde ileri seviyelere gelen İslam dininin son yüzyıllardaki hali ortadadır. Şunu anlamalıyız ki İslam’ın başına gelen şey, entropiden başka bir şey değildir. İnananlar ve İslam’ın gerçekliği kapsamında Tanrı ile irtibatta olanlar için söylüyorum, kaynak kod hala oralarda bir yerlerde. İslam’ın kendi kodundan entropiye, bozulmaya karşı gelerek fikir bağlamında yeniden üremesi gerekiyor. Zira son din.
  5. TD Forum'dan sonra bu forumun düşünen insanlarına Muhammed hakkında bambaşka bir perspektif sunsun diye bu fikri sunuyorum. Gelin bu ihtimale bir bakalım. Öncelikle bu iddianın size garip geldiğini biliyorum ama ben birkaç bilgi verdikten sonra bunun aslında o kadar garip olmadığını göreceksiniz.. Muhammed ilk başta dua yönü olarak Süleyman Mabedi'nin olduğu Kudüs'ü seçti ve belki de mabedin onarımını vaat etti Yahudiler'e..Muhammed bir Arap'tı..Yahudiler Mesih gelmeden önce peygamber İlyas'ın(Eliyau'nun) tekrar gelerek Mesih'in yolunu açacağını ve birçok mucize yapacağını söyler. İlyas Mesih'in habercisi, ahir zamanın peygamberidir..İlyas'ın tekrar gelişi TaNaH'ın (Yahudi Kutsal Kitabı) Malaki kitabında şöyle anlatılır: Malaki 4:5-6 "RAB'bin büyük ve korkunç günü gelmeden önce size Peygamber İlyas'ı göndereceğim. O babaların yüreklerini çocuklarına, çocukların yüreklerini babalarına döndürecek. Öyle ki, gelip ülkeyi lanetleyerek yok etmeyeyim.". Muhammed'in ilk başta Yahudiler'e ne kadar kendini kabul ettirmeye uğraştığını ve ne kadar onlar gibi davrandığını biliyoruz. Kuran da bunu teyit ediyor..-Şimdi çok garip bir bilgi vereceğim İlyas'la ilgili. Yahudi mitolojisine göre İlyas zaman zaman kılık değiştirerek insanlara görünebilen bir peygamberdir. Ölmediği için zaman zaman görünebilir. Bu kılıklardan biri de İlyas'ın Arap kılığına girmesidir. Sanırım 4 farklı kılığa bürünebiliyordu. Hatta bunla ilgili bulduğum bir hikayeyi Talmud denen Yahudi fıkıh külliyatından aktaracağım. Dikkatli okuyun:''Bir zamanlar sofu bir adam ve dürüst bir karısı vardı. Günün birinde bütün servetlerini kaybetmiş ve yoksul olmuşlardı. Adam tarlalara gidip, tarım işçisi olmak için iş aramaya çıkmıştı. Orada karşısına, Arap kılığına bürünmüş olan Eliyahu ha Navi(Nebi İlyas) çıktı. Eliyahu(İlyas) ona, "Seni bekleyen ve altı yıl boyunca senin olabilecek bir servete sahip olabilirsin. Bu serveti şimdi mi istersin, yoksa ömrünün son yıllarında mı?" diye sordu. Sofu adam, "Sen tam bir göz boyamacısın. Bana verecek bir şeyin yok. Lütfen git ve beni rahat bırak" dedi. Eliyahu tekrar adamın yanına gelip aynı soruyu sordu. Üçüncü defa tekrar geldiği zaman, sofu adam, "Lütfen bunu karıma danışmam için bana izin ver" dedi. Karısına gidip olanları anlattı ve "Bu adam bana tam üç kere geldi ve beni bekleyen altı yıllık bir varlık döneminden söz etti. Fakat bir sorusu var, parayı şimdi mi alayım, yoksa ömrümün son yıllarında mı?" diye sordu. Karısı; "Adama de ki parayı hemen şimdi versin" dedi. Adam, onu bekleyen Eliyahu ha Navi'nin yanına gitti ve cevabını verdi. Eliyahu adama, "Hemen evine git, bahçe kapısından içeriye girince tam karşına bak. Bak bakalım orada seni ne bekliyor?" dedi. Çiftin çocukları, evlerinin avlusunda oynuyorlardı. Duvarın dibinde onları altı yıl boyunca refah içinde yaşatacak olan koca bir torba altın buldular. Hemen annelerine seslendiler. Kadın dışarıya koştuğu anda, adam bahçe kapısından içeriye giriyordu. Onlara doğru baktı ve her şeyi görünce, Tanrı'ya şükür duası okudu. Adamın dürüst karısı kocasının yanına gidip, "Tanrı bu parayı bize vermekle, son derece cömert davrandı. Gel bu önümüzdeki altı yılı, yoksullara yardım ederek geçirelim. Belki o zaman Tanrı, bizi daha fazlası ile mükâfatlandırır" dedi. Adam karısının tavsiyesini dinledi ve refah içinde geçen altı yıllarını, hayırseverlik yaparak geçirdiler. Altı yıl sonra Eliyahu ha Navi adamın yanına çıkageldi ve "Altı yıl bugün tamamlandı. Size verdiğim parayı geri almaya geldim" dedi. Sofu adam, "Bu parayı kabul edeceğim zaman karıma danışmıştım. Şimdi parayı iade ederken yine ona danışmak isterim" dedi. Adam karısının yanına gitti ve "O adam geri geldi ve bize verdiği parayı geri istiyor" dedi. Kadın, "Git o adama de ki, eğer o parayı bizden daha iyi harcayacak birini bulursa gelsin ve parayı geri alsın" dedi. Tanrı bu iyi yürekli çiftin yaptıkları bütün güzel şeyleri biliyordu. Bu parayla yoksulları nasıl mutlu ettiklerini görmüştü. O yüzden parayı geri almak yerine, onlara daha fazlasını ihsan etti. Aynen Yeşaya Kitabı'nda yazılı olduğu gibi yaptı.'' (TaNaH-Yeşaya 32:17)Bu hikayeyi İlyas'ın Arap kılığına girmesine örnek olsun diye verdim.Şimdi daha büyük sorular sorabiliriz:. Muhammed Yahudiler'le düşman olmadan önce kendini Davut Oğlu Mesih gelmeden önce Yahudi geleneğinde geleceği beklenen ve Mesih'in yolunu hazırlayacak İlyas olarak mı gösterdi?. Muhammed İsa'nın 2. gelişine inanan Hristiyanlar'ın ,2. gelişten önce İlyas'ın bir kez daha gelişine inandıkları için (Hristiyanlar'a göre ilk gelişi Yahya'dır) kendini Hristiyanlar'a da İsa'nın gelişini hazırlayan İlyas olarak mı gösterdi?. Muhammed muhtemelen Yahudi efsanelerinde İlyas'ın Arap kılığında insanlara gözüktüğünü ve Mesih'ten önce gelecek en büyük işaretlerden biri olduğunu biliyordu acaba bu şekilde Yahudiler'i etkilemek mi istedi? Eğer kendini İlyas olarak gösterebilseydi Süleyman Mabedi'nin tekrar yapılacağına ve Mesih'in habercisi olacağına Yahudiler'i inandırabilirdi. Biz İslam'ın ilk eleştirmenlerinin Muhammed'i ''Mesih'in yolunu hazırlamakla vaat edilen peygamber olduğunu iddia etmekle '' eleştirdiğini biliyoruz.Muhammed kendini önce Yahudiler'e sonra Hristiyanlar'a kabul ettirmek için İlyas'ın inkarnasyonu olduğunu iddia etmiş ancak bunların hiçbiri tutmayınca bağımsız bir inanç oluşturmuş olabilir mi?.Eğer bunu kanıtlayabilirsek dinler tarihi değişebilir.Ne düşünüyorsunuz?
  6. Saygı değer tüm insanlara. Açık şekilde yazılı bu kitabın 2. suresinin 22. ayeti her şeyi özetliyor. Buyurunuz; “O Rabbiniz ki yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir kubbe yaptı.”(Bakara,22) YERYÜZÜ : DÖŞEK GÖK : KUBBE İKİ RESİMDEN HANGİSİNİ ANLIYORSUNUZ? BÜYÜK İHTİMALLE BİRİNCİSİ. ÇADIRLI DÜZ BİR YER.
  7. zeus-

    İslam'da kafa kesme

    Medinenin güney doğusundaki beni kureyza kabilesi Muhammed'in acımasızlığının en büyük kurbanıdır, Muhammed'den oldukça korkan ve çekinen Kureyza halkı Muhammed'in bize katılın çağrısına isteksizde olsa evet demiştir, çünkü Muhammed'e güvenmiyordur kureyza, muhammedin "arap yarım adasında tek bir din kalıncaya kadar savaşın." emrinin ne demek olduğunu iyi bilmektedir. Ancak korkunun ecele faydası yoktur, öylede böylede Muhammed şehrini işgal edecektir. Şehir kapıları açıldığında Muhammed'in ilk yaptığı iş elçisi aracılığıyla yapılan anlaşmayı yırtmak olacaktır, Muhammed'e güvenerek kılıç bırakan beni kureyza erkekleri esir alınarak kendi kurdurduğu uyduruk bir mahkeme ile bir gün içinde 900 kişinin kafası kesilecektir. Muhammed bu acımasızlığını, kendi uydurduğu Tanrısı tarafından istendiğini iddaa ediyordu. Baş kesmek sureti ile Beni Kreyza katliamını gerçekleştiren Muhammed, bu vahşi katliamını güya sözde kuran ayeti muhammed suresi 4. ayette açıkyayacaktı. Muhammed Suresi 4 - Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz. Bu vahşi katliamı inanlar Allahın emri diye bilecelerdi, ancak Muhammedin ideali korku salmaktı, baş keserek ne kadar acımasız olduğunu göstermek istiyordu. Muhammed yeteri kadar asker öldürdüğünde, tabi başlarını keserek, zengin ve güçlü olanları esir alıp fidye isterdi, çünkü fidye istemeyi de tanrısı emretmişti güya. Ne kadar ciddi olduğunu göstermek için önce parmaklarını vurur, sonra fidye gelmediğinde de kafalarını vururdu, bunu da uyduruk tanrısı emretmişti. Enfal Suresi 12 - İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun Dinini bilmeyen müslümanlar Allahın bu tür barbarlıklara karşı çıktığını sanır, oysa o tanrıyı Muhammed uydurmuştur, Muhammed'in bozuk kişiliğinin aynasıdır tanrısı, boyunlarını ve parmaklarını vurun demek hangi merhamet göstergesidir, gerçek bir tanrı bu kadar gaddar olabilirmiydi.
  8. Yeni Akit yazarı Faruk Köse : "Cihada terör diyen, peygambere terörist demiş olur" "10 yıllık Medine hayatında savaşa 25 kez bizzat iştirak eden, 50 de “Seriyye” gönderen Hz. Muhammed’i (sav) “terörist” ilan etmiş olursunuz" Yazının tamamı: http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/faruk-kose/cihada-teror-diyen-islama-ne-demis-olur-9236.html Biz de aynen bunu anlatmaya çalışıyoruz tatlı su müslümanlarına. Bana Fatih Tezcan'ın sözlerini anımsattı:
  9. Polis dine küfretmekten tutuklanan 52 yaşındaki Müslüman adamın cezaevinden serbest bırakıldıktan sonra silahlı kişiler tarafından öldürüldüğünü söyledi. Polis memuru Perşembe günü yaptığı açıklamada Abid Mahmud'un kurşunlarla delik deşik olmuş bedeninin bir gün önce Taxila'da bulunduğunu söyledi. Mahmud 2011'de İslam'ın peygamberi olduğunu iddia ettikten sonra tutuklandı, ama otoriteler onun akli dengesinin yerinde olmadığı sonucuna vardıktan sonra kendisini serbest bıraktı. Kaynak: http://indiatoday.intoday.in/story/blasphemy-laws-abid-mehmood-pakistani-muslim-prophet-mohammed/1/412109.html Bu adam zihinsel olarak hasta, ama neden İslam küfür kuralları ona uygulanıyor? Şimdi kim daha hasta?
  10. (Bakara, 2:177) : " Yüzlerinizi doğuya, batıya çevirip durmanız, hayır sayılmaz ki. Hayır ve taat sahipleri, Allah'a, son güne, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, Allah sevgisiyle yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve esirlere mal veren, namaz kılan, zekât veren, ahdettikleri zaman ahitlerine vefa eden, sıkıntı ve şiddet vakitlerinde sabreden kişilerdir. Onlardır sözleri doğru olanlar, onlardır sakınanlar. " (Bakara, 2:221) : " İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler. " (Nisa, 4:24) : " Evli kadınlarla evlenmek de haram; ancak sahibi olduğunuz cariyeler müstesna. Allah'ın yazısı bu, emri bunlar size ve bunlardan başkalarını, evlenmeniz ve zinada bulunmamanız için arayıp istemeniz helal edilmiştir size. Kadınlardan biriyle evlenerek faydalandığınız takdîrde mehirlerini kararlaştırıldığı veçhile verin. Miktarını tâyin ettikten sonra gönül hoşluğuyla herhangi bir hususta uyuşursanız suç yok size. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir. " (Nisa, 4:25) : " Sizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, sahip olduğunuz iman etmiş cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ile ve sahiplerinin izni ile onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu (izin) içinizden sıkıntıya düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir. " (Nisa, 4:36) : " Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez. " (Nisa, 4:92) : " Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lâzımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. " (Maide, 5:89) : " Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz. " (Tevbe, 9:60) : " Söz budur ancak; zekatlar, yoksulların, hiçbir şeyi bulunmayanların, o malı toplayıp devşirmeye memûr olanların, gönülleri Müslümanlıkla uzlaştırılmak istenen kişilerin, kölelerle tutsakların, borçluların, Allah yolunda savaşanların ve yolda kalmışların hakkıdır, Allah'ın hükmüdür bu ve Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir. " (Nahl, 16:75) : " Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu ? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. " (Nahl, 16:71) : " Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar ? " (Muminun, 23:5-6) : " Onlar cinsel organlarını evlilik dışı ilişkilerden korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. " (Nur, 24:33) : " Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir. " (Nur, 24:58) : " Ey iman edenler ! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz bulûğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. " (Ahzab, 33:26) : " Allah, ehl-i kitaptan, müşrik ordularına yardım edenleri, kalelerinden indirdi ve akıllarına, kalplerine korku düşürdü. Bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir alıyordunuz. " (Ahzab, 33:50) : " Ey Peygamber ! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. " (Ahzab, 33:52) : " Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helâl değildir. Allah her şeyi gözetler. " (Ahzab, 33:55) : " Peygamberin kadınlarının, babalarına, oğullarına, erkek kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, inanan kadınlara ve sâhip oldukları kölelere ve câriyelere görünmelerinde bir vebal yok ve çekinin Allah'tan; şüphe yok ki Allah her şeye tanıktır. " (Mucadele, 58:3) : " Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. " (Mearic, 70:29-30) : " Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir. Ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz. " (İnsan, 76:8) : " Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. " (Beled, 90:12-13) : " Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir ? Köle azat etmek. " (Rum, 30:28) : " Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi : Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı ? Düşünen bir topluluk için âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. "
  11. FREE MAN

    savaş ayetleri

    muhammedin arapları savaşmaları için ikna çabaları /TEVBE-38: Ey âmenû olanlar ! Size ne oldu? Size, “Allah'ın yolunda cihada çıkın .” denildiği zaman, siz (bulunduğunuz) yere meyledip kaldınız . Ahiretten (vazgeçip) dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatının metaı (malı, faydası), ahiretten daha azdır. TEVBE-39: Sefere çıkmanız hariç, (savaşa gönüllü olarak katılmadığınız taktirde) size elîm bir azapla azap eder. Ve sizden başka bir kavimle (sizi) değiştirir. O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Ve Allah, herşeye kaadirdir. TEVBE-41: Hafif ve ağır (süvari ve piyade) olarak (sefere) çıkın ve mallarınızla ve canlarınızla (nefslerinizle) Allah yolunda cihad edin (savaşın). İşte bu, eğer bilmiş olsanız, sizin için daha hayırlıdır. 2-191 Onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. O fitne, öldürmeden daha şiddetlidir. Yalnız Mescid-i Haram yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. 2-193 Hem bir fitne kalmayıp, din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın . Vazgeçerlerse, düşmanlık ancak zalimlere karşıdır. 2:244 - O halde Allah yolunda çarpışın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir. 2-216 Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.2:216 - 4:71 - Ey iman edenler! Düşmana karşı her türlü savunma tedbirinizi alınız. Onlara karşı ya küçük birlikler halinde hareket ediniz veya topyekün seferber olunuz. 4:76 - İman edenler,Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır. 4:84 - Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindir. 8:65 - Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler. 9:13 - Yeminlerini bozan, Peygamber'i yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayanlara karşı savaşmaz mısınız ? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz her şeyden önce Allah'dan korkmalısınız. 4:74 - O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz. 4:84 - Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindir. 8:39 - Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah yaptıklarını görür. 9:123 - Ey iman edenler, önce yakın çevrenizdeki kâfirlerle savaşın ki, sizde bir güç ve kuvvet olduğunu görsünler. Ve iyi bilin ki, Allah müttakilerle beraberdir 47:4 - Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz. şimdi benim esas sorum şu bu ayetleri okuduğunuzda ne hissediyorsunuz tanrı konuşmasımı ??? yoksa kendini peygamber ilan etmiş ve gözü dönmüş bir insan sözlerimi iyi düşünün bunu düşünerek bu ayetleri tekrar tekrar okuyun gerçeği anlayacaksınız
  12. Bana olduğu gibi siz ateistlere de çok sık gelmiştir bu eleştiri.'Neden Hz. demiyorsun,sadece ismiyle hitap edilmez peygambere,askerlik arkadaşın mı o senin?!?!?!' Bu sözü söyleyenlerin zerre kadar beyni yoktur.Bu onların kime taptığını anlamak için güzel bir fırsattır aslında.Çünkü hiçbir zaman 'neden sadece Allah diyorsun,Hz. veya cc. eklemiyorsun' diye eleştirmezler ama Muhammed'e herhangi bir övgü ifadesi kullanmazsak hemen bağırır,çağırır hatta stüdyoyu terkederler(bkz.Süleyman Ateş stüyoyu terketti). Ateistler peygambere sadece adıyla hitap ederek Allah'ın istediği hitap şeklini gerçekleştiriyorlar.Beyinsizler ise tam tersini yapıyor.Bakalım Allah peygamberlere nasıl hitap etmemizi istiyor: Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” (2:136) Ayet 'deyin ki' ifadesiyle başlıyor.Müslümanlara hitaben 'şunu deyin' diye emrediliyor.Ve bu söylememiz gereken sözün içindeki peygamber isimlerinin önünde arkasında hiçbir şey yok.Hz. gibi saçma sapan bir kelime eklememizi istememiş Allah.Bu ayeti göstermeme rağmen şuursuzca 'Olsun ben hala Hz. diyip demeyene küfredeceğim.' diyenler çıkacaktır.Sizin onlara diyeceğiniz tek bir şey var o da SELAM diyip gitmektir.
  13. Bırakın kuku bekçiliğini, bu skandalların kökünü kurutun! Yetişkin ve sorumluluk sahibi zeki gençleri rahat bırakın. Resmi raporlara göre Türkiyede her üç evlilikten biri, çocuk gelin. Yılmaz Özdil'in kaleminden hükümete seslenen anlamlı bir yazı. http://www.hurriyet....ar/25069507.asp İslam denen sosyal kanser bu tür sapkın uygulamaları legalize ettiği için her yıl binlerce çocuğun hayatı kararıyor ne yazık ki. Dini kurumlar Ortaçağ ahlakını modern zamanlara kadar taşır ve insanların hayat kalitesini sıçıp batırır.
  14. İlk vahiy hadisesini bilirsiniz, muhammed mağaraya dadanmış ne işi varsa artık evde karısı dururken, buna açıklamalar daha ilginç güya mağaradan evrene bakıp allahın yüceliğini falan düşünürmüş güyya (keh keh) Neyse cebrail ''öcü'' dedikten pardon ''oku'' dedikten sonra eve koşar ter döker üstünü örterler biliyorsunuz ve uzun süre vahiy gelmez, bu sessiz dönemin üç ay ile üç yıl arasında olduğu söyleniyor, bu hikayeyi anlatanlar muhammed ve hatice arasındaki ilk diyalogları bile birebir anlatıyorlar ama bu boşluk nekadar sürdü fikirleri bile yok hemen bu boşluk ile ilgili rivayeti geçelim Alak Sûresinin ilk âyetleri nâzil olduktan sonra vahiy kesilmişti (fetretü'l-vahy). Rasûlüllah (s.a.s), buna çok üzülmüş ve adeta ne yapacağını şaşırmıştı. Cabir İbn Abdullah (r.a.), vahyin gelmediği o dönemden sözederken Hz. Peygamber (s.a.s)'in şöyle söylediğini rivayet eder: "Bir gün yolda yürüyordum. Aniden gökten bir ses işittim. Başımı kaldırdığımda, daha önce Hira mağarasında gördüğüm o meleği, yerle gök arasını dolduran bir kürsüde oturur vaziyette gördüm. Dehşete kapılarak, hemen eve döndüm. "Beni örtün, beni örtün"diye bağırıyordum. Evdekiler beni örttüler. Bunun üzerine Allah tarafından bu; "Ey örtünen" ayetiyle başlayan süre nâzil oldu. " Devasa cebraili kürsüde gördükten sonra yine ''beni örtün beni örtün'' diye koşturup yatağa giriyor (buna bir psikiyatristden yorum almak lazım) Arkasından ikinci vahiy geliyor Ey! Örtülere bürünen kalk diye devam ediyor. Şimdi bu üç ay ile üç yıl arasında olduğu tahmin edilen boşluk hakkında fikir yürütelim hep beraber, bana öyle hissettirdiki muhammed bu ilk denemesinde tıpkı sahneye ilk defa çıkan birisi gibi heyecan ve panik yapıp sürdüremeyeceğini düşündü ve uzun süre cesaretini toplamak için bekledi ve aynı tiyatro ''Örtün beni'' Neden bu boşluk sizce ?
×
×
  • Yeni Oluştur...