Jump to content

Genel Araştırma

'zaman' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 6 sonuç bulundu

  1. Kur'an'a göre evren, 6 günde yaratılmıştır. Bu 6 gün içerisinde bütün maddeler, yıldızlar, gezegenler ve gök adaların hepsinin yaratıldığı yazılıyor. Bu ayrıca bütün bilimlerin 6 gün içerisinde yaratıldığı anlamına geliyor. Her şey, bütün madde barındıran şeylerin yaratılması 6 gün alıyor. Ancak buradan klişe bir mantıksızlık ortaya çıkabilir. Allah'ın gücü sonsuz ise, neden evreni yaratması 6 gün sürmüş? Bu en klişe sorumuz, ancak daha derinlere ineceğiz. Biyolojiye, arkeolojiye ve fosillerle ilgili, geçmişi araştıran diğer bilimlere uğrayacağız. Bu ayete gör evren, aşamalı olarak yaratılmıştır. “Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.” Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler. Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir. (41 Fussilet Suresi, 9-12) Burada sadece yaratılış kısmına dikkat etmek önemli. Ayrım yapmaksızın aşamalara bakar isek 8 aşama olduğunu görürüz ancak bu sadece yanlış bir hesaplamadır. O yüzden burada çelişki yok demektir. Buradaki sorun veya mantıksızlık, bilimleri sahtekarlık yaparak silip süpürmesidir. "Sarsılmaz dağlar var etti." sözcük grubuna bakalım. Dağların sarsılmaz olduğu yazılmış. Ancak gayet sarsıntılı, hatta bazen yerleri, yükseklikleri bile değişiyor. Örneğin: deniz seviyesinden birazcık yukarıda olan bir yükselti, tektonik patlamalar sonucu kocaman bir dağa dönüşebiliyor. Veya tam tersine, başka olaylar sonucu, dümdüz bir ovaya dönüşebiliyor. Bunların hepsi bir sarsılma sonucunda oluşuyor. Bazı arkadaşlarımız "Kur'an herkesin anlaması için basit yazılmıştır." diyebilirler. Bir şeyi basit yazacaksanız, o şeyi yanlış yazmanıza gerek yoktur. Bu cümle "Yüksek dağlar var etti." minvalinde olabilirdi. Ancak yanlış olarak "sarsılmaz" denilmiş. Bunu Arapçadan çeviren kişinin hata yaptığını düşünemeyiz, çünkü o zaman bir paradoksa gireriz, eğer bu yanlış ise, diğerleri de yanlış olabilir. Neyin doğru olduğunu bilemezsiniz. "Sarsılmaz" kelimesi, güç, kudret ve dayanıklılık sıfatlarının abartısı olsaydı eğer, bunlar kullanılırdı çünkü bazı insanların yanlış anlayabileceği düşünülürdü. Fakat böyle olmamış, açıkça "Sarsılmaz" yazılmış. Bunun amacının insanların Allah'a güvenlerini artırmak olduğunu düşünüyorum, yani inanan kişiler için. Şahsen ben inanmıyorum, o yüzden de burada bu yazıyı yazıyorum. Sure içerisindeki diğer çelişkileri de beyninizi ve araştırmayı kullanarak bulabilirsiniz. Devam edelim. Evren şimdiki araştırmalara göre, 13.7 milyar yaşında. Dünya ise 4.54 milyar. Fakat insanlık atalarımızla beraber 2 milyon yıldır bulunuyor. Tabii burada çeşitler var, homo erectus bilinen en son atamız. Günümüzdeki modern insanlar ise homo sapiens. İnsanlar tam olarak modern yaşamaya 200-300 yıl önce başladılar. Bu konuya geleceğiz ancak, Dinlerin dünyayla ilgili evrime karşı iddialarını bir inceleyelim. Dinlere göre dünya, evrende 10 bin yıldır var, insanlık da 7 bin. Ancak fosil kayıtlarına, yeryüzüne ve günümüzdeki iklim değişikliklerine, kıtaların yer değiştirme yönlerine ve zamanlarına matematiksel açıdan bakılınca ve somut kanıtlara laboratuvarlarda gerekli testler yapılınca görülüyor ki dünya 4.54 milyar, insanlık ise 2 milyon yıldır var. Görüldüğü gibi arada epey bir zaman farkı var. Dinlerin tek dayanağı ise kutsal kitapları, ellerinde başka bir şey bulunmuyor. Buradan mantıksızlığı çıkarabilirsiniz. Somut mu gerçek, yoksa soyut mu? Asıl önemli kısım geldi, dinozorlar. Dinozorlar, 65 milyon yıl önce yok oldular. Ve onların yaşadıkları zaman ve sonrasında, birçok toplu yok oluş gerçekleşti. Birçok canlının nesli aniden tükendi ve onun yerine yenileri evrimleşti. Size dinozorların o zamandan günümüze kadar gelmiş olan bir türünü göstereyim, ve de tanıtayım. Bu "Yeşil Heron Kuşu Yavrusu" Peki bu kuşun dinozorlar ile neden benzerlik gösterdiğini söylüyorum. Fosil kayıtlarındaki diğer uçan dinozor türlerine bakıyorum ve onların fizikî özelliklerine bakıp bu kuş yavrusuyla karşılaştırıyorum. Ayrıca bu gözlenebilir bir kanıttır. Çoğu canlının yavrusu, henüz gelişim evresinde olduğu için birbirine benzer. Yetişkin konumuna geldikleri zaman yüz ve vücut hatlarındaki belirginlik artmaktadır. Bu kuşta da bunu görüyoruz, yani neoteniyi. Dinozorlarla daha çok belirginlik gösteren canlıların kuşlar olmasının sebebi belki de toplu yok oluşlardan uçarak kaçabilmeleri, büyük bir meteorun dünyaya düştüğü sırada, oradan hızlıca, önlerinde bir engel olmadan kaçabilecek olmalarıdır. Karada yaşayan canlıların gelen meteoru veya herhangi bir tehdidi görmesi, ağaçlardan ve bitkilerden dolayı zordur. Gördüğü zaman ise kaçarken önüne çıkacak engeller onu yavaşlatacaktır. Kuşlar, bu sebeble daha avantajlı konuma geçmiş olurlar. Kur'an'da her şeyin ademoğlu adına ve onun yararına yaratıldığı söylenmiştir. Kanıt istiyorsanız: "O (Allah) ki; yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı, sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. O, (her şeyi bilen) Alim'dir." (Bakara, 2/29) Ancak bu böyle değildir. Size tek bir hata örneği vereceğim: keçilerin boynuzları, kendi kafataslarına girecek kadar büyüyebilir, bu onları öldürebilir. Keçiler, kur yapmak, güçlerini göstermek ve kendilerini savunmak için boynuzlarını çarpıştırırlar. Bu sırada bunu yapacak bir keçi bu hataya sahipse, çarpıştığı vakit boynuz kafatasına geçecektir ve keçi ölecektir. Ve bunun tek sorunu da boynuzunun standart boyutundan aşırı bir şekilde büyümesidir. Bu basit bir örnek, insanların daha kolay anlaması için bu basitlikte devam edeceğim. Hayvanların bu gibi hataları yaşamasının sebebi de mutajendir. Yani mutasyon geçirmesidir, geninin bozulmasıdır. Genin bozulması da, insanın lehine değil, aleyhinedir. Çernobil kazasında da Karadeniz'de olanlar da malumunuzdur. Dinozorlar, insanların yararına yaratılmamıştır, en son, bir toplu yok oluş ile hepsinin atalarının nesli tükenmiştir. Onun yerine, bizim yararımıza olan daha fazla hayvan gelmiştir ancak, bizim için tehdit olan hayvan sayısı daha fazladır. Dinozorların neden yaratıldığını açıklayıcı bir kaynak göremedim ve Kur'an'da yazanların gerçek ile hiçbir alakası olmadığını gördünüz. İnanmıyor iseniz araştırmak sizin elinizde. Yazıyı yazarken kullandığım kaynaklar: -https://sorularlaislamiyet.com/kuranda-her-seyin-insan-icin-yaratildigi-ve-onun-hizmetine-sunuldugu-seklinde-bir-ifade-var-midir-0 -http://www.evrimagaci.org/fotograf/4/7521 -http://www.evrimagaci.org/makale/279 -beynim Eğer yanlış bir bilgi ve fikir dayattıysam uyarınız. Yazımda anlatımsal bir hata varsa da açıklayınız.
  2. Ahmet ve Mehmet var elimizde, güneş sistemi yakınında bir karadelik beliriyor ve güneş yörüngesinde dolanıyor. Mehmet bu karadeliğe girmek için yola çıkıyor. Ahmet dünyadan Mehmeti görebiliyor Mehmette Ahmeti elindeki teçhizatla görebiliyor. Şimdi karadeliğe yaklaşıp olay ufkuna girer iken elimizdeki bilgiler Mehmetin zamanının Ahmete göre yavaşlayacağını belirtliyor. Ahmet mehmeti seyrederken karadeliğin içine düştüğünü görüyor ufak bir parçacık salınımı bırakıp yokoluyor. Mehmet ise Ahmete baktığında onun dünya ile bilrlikte hızla hareket ettiğini görüyor ve hatta binyıllar boyunca dünyanın hareketlerini dakikalar içinde seyrediyor.Buraya kadar görelilik standart bilgi yalnı burada kaotik bir durum var. Ahmet Mehmeti karadelik yutarken göremiyor olması lazım mehmet çok yavaşlayıp sanki duruyormuş gibi olacak ve Ahmet ölene kadar onu öyle görecek belkide. Fakat sagitaurus-a namı diğer bizim galaksi merkez karadeliğini gözlemleyen bilimadamları içinde düşen düşmekte olan yıldız ve gaz bulutlarını gözlemleyebiliyor. Onların sabitmiş gibi durmaları gerekmezmiydi.Yani Ahmetin durumu mu daha mantıklı yoksa Mehmetinki mi , ikisi aynı anda doğru olamaz gibi durmuyor mu ?
  3. Tanrıya inanan biri olarak böyle düşünüyorum. "Peki tanrıyı kim yarattı?" sorusu geçmiş-gelecek kavramıyla ilgilidir. Peki zamanın olmadığı bir yerde geçmiş-gelecek olmamalıdır. O halde tanrı kendi kendine olamaz demek yanlıştır. Kendi kendine nasıl var olduğu bilinemez sadece. Belki ilerde yeni fikirler ortaya çıkar. Ama şunu söylemeliyim derin düşünmekte fayda var. Zaman da diğer herşey gibi yaratılmış birşey olmalı. Aksi takdirde zaman kendiliğinden olsaydı tanrı zamana muhtaç olmuş olmaz mıydı? Oysa ki tanrı hiçbir şeye muhtaç olmamalı. Tanrı zamanın hükmünde değil, zaman tanrının hükmündedir.
  4. Geçenlerde şu çizgi banta rastladım ve bir yılı aşkındır üzerinde düşündüğüm bir fikrin çizilmiş haline rastlayınca sevindim. Teknik kelimeler de var, şöyle tercüme edeyim: A- Einstein'in izafiyet teorisi herhangi bir şeyin ışıktan daha hızlı gidecek şekilde ivmelenmesini yasaklar. A- Öte yandan halâ ışık hızını aşan takyon denen parçacıklar mevcut. A- Hayret vericidir ki, bir takyon bağlamı çerçevesinde, sebep ve sonuç aslında ters dönmüş olur. B- Desene o zaman Tanrı insanı gerçekten yaratmış olabilir. Muhtemelen espri niyetine yazılmış bir şey, ama bence çok çok önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Demin Google'a baktım, Michio Kaku'nun Takyon ve Tanrı ile ilgili buna benzer bir yazısı varmış, okumadım. Yazacaklarımı Google’dan araştırmadım. Önce Tanrı ile alakalı muhtemelen dünyada bilinen Takyonik bir teoriye değineceğim. Ama asıl yazmak istediğim, belki de ilk defa, Tanrı’nın gönderdiği din ve kitapların da, İslam’ın da gerçek olabileceği, olması gerektiği üzerine bir hipotez… Ki bu kısmı günümüzdeki sosyal meselelerle daha çok ilgili. Takyonlar teorik olarak ışıktan hızlı giden parçacıklardır. Eğer varlarsa, ışıktan hızlı olmanın bir bedeli (ödülü) olacaktır. Zamanda geriye doğru gideceklerdir. Ama bu gidiş kendi hallerinde, kendi farkına varmadıkları bir gidiş değildir; burada sebep ve sonuç ilişkisi de tersine dönecektir. Fiziken bu tuhaf durumun anlaşılması için söyleyeyim; Termodinamik prensipleri bile tersine dönecektir. Termodinamiğin ikinci kanununa göre evrendeki bütün varlık toplamda düzensizliğe doğru gider (entropi). Ve bu asla geri döndürülemez bir süreçtir. Mesela kapalı bir ortamdan salınan gaz dağılır ve aynı gazın kendi kendine bir yerde toplanması düşünülemez. Deprem olduğunda züccaciye dükkanında bir sürü şey kırılır ama tekrar deprem olduğunda bazıları eski haline dönmez. Zaman oku tek yönlüdür. Fakat takyon dünyasında işler değişir. Zaman oku tersine döner: gaz toplanır, kırık vazo kendi kendini onarır, ölü dirilir. Takyonik bir varlık düzensizlikten düzene doğru gidecektir. Tanrı'nın varlığı hakkında şöyle bir hipotez vardır: "sürekli düzensizliğe giden Evren'in başlangıcında, mutlak düzenli bir varlık olmalıdır, o da Tanrı olmalıdır." Fakat şimdi bu düşüncenin ötesine geçmek istiyorum. Maddenin düzensizliğe doğru gitmesi bir kanun iken, evrimin sürekli daha karmaşık düzenli canlılar yaratıyor olması da hep paradoks gibi gözüken bir konudur… Halbuki evrim sonucunda Evren'deki toplam entropide bir azalma olmaz. Çünkü zaman okunun ilerisindeki karmaşık düzenli canlılar, daha büyük entropiyi daha uzağa öteler, veya uzaktaki düzenli yapıları parçalamayı öğrenir. Fakat her halükarda mücadele ettikleri entropi sonucunda yaşlanarak ölürler, üreme bunun için vardır. Peki olası takyonik varlıklar bu arada ne yaparlar? Şöyle: Onlar yaşlanmazlar, yıpranmazlar, sürekli gençleşirler. Teoriler burada Tanrı’nın takyonlarla alakalı bir varlık olduğunu söylüyor. Dedikleri gibi Evren’in oluşumun en başındaki mutlak düzende Tanrı varsa, evren dağılıp yok olana kadar biz insanlar temsilinde o düzen küçülerek, küçük parçalara ayrılarak ama küçük merkezlere sığınırcasına varlığını koruyarak devam ediyor olsa gerek. Evren yok olduğunda en baştaki Tanrı, başka evrenler yaratmak üzere varlığını devam ettiriyor olacak. Yok olan bizim entropik maddi bedenlerimiz olacak vs… Şimdi gelelim dine… Böyle bir Tanrı insanlarla iletişim kurmak isteseydi bunu nasıl yapardı? Takyonun muhtemelen hüküm sürdüğü bilinç, düşünce, tahayyül dünyası, bu iletişim için iyi bir yol olacaktır. Mesela birinin zihninde bir şey canlandıracak… bu ilham olabilir hatta vahiy olabilir. Fakat bunun kesin kes Tanrı’dan gelmiş bir mesaj olduğu konusunda tartışmalar olacaktır. Bu noktadan sonra Tanrı bazı insanlara vahiy gönderdi mi, göndermedi mi diye tartışıp olayı daha da belirsiz bir hale sokmayacağım. Tuhaf olan şu ki, takyon dünyasında belirsizlik değil, belirlilik (determinite) vardır. Dediğim gibi, takyon dünyasında sebep sonuç ilişkisi tersine dönmüştür. Sonuçta bir şey kesinlikle vuku bulur ve sebepleri ardından gelir. İşte din de, vahiy de, İslam da böyle bir oluşum olsa gerek. Tüm tarihi verilerde Muhammed’in bir sahtekâr değil, kendisine vahiy indiğine inanan biri olduğu anlatılır. Bu durumda ateist bilim, belki de olması gerektiği gibi Muhammed’e muhtemel temporal lob epilepsi teşhisi koyar. Halüsinasyonlar gördüğünü ifade eder. Farz edelim bunlar tastamam doğru. Sonuca bakınız: Ortada milyarlara ulaşmış bir din ve Tanrı’nın mesajlarının bulunduğu düşünülen, o zamandan beri değişmemiş (imla olarak değişmiş olsa bile aslına ulaşılabilecek sağlamlıkta) bir kitap vardır. Şimdi size sorarım, İnsanlarla iletişime geçmek isteyen Tanrı için bundan daha iyi bir yol olabilir mi? Farz edelim bunlar Muhammed’in epilepsi nöbetlerinde ağzından dökülen şeyler… hatta ve hatta farz edelim bunlar onun uydurması… Ortada milyarı aşkın insana aynı şekilde bozulmadan ulaşmış bir mesaj var. Tanrı sonuca bakıyor ve geçmişe doğru nüfuz ediyor... Bazılarınız şöyle diyebilir: Tanrı niye insanları toplayıp gökte kendini göstererek herkesi ikna etmedi de böyle cıncırıklı işlerle uğraşıyor. Din mensupları bunu “sınav” olarak izah eder. Bence bu doğru olmakla birlikte ben başka bir şey söylüyorum: Tanrı yoktur (hani “la ilahe” derler ya). En azından evrenimizde varlığı söz konusu değil... Tanrı ancak kaotik ortamlardaki entropik sürece karşı gelen seçilmiş (doğal seleksiyon) varlıklarda kendini gösterir. Bunlardan biri, en gelişmişi insandır, insan bilincidir. Aksi, evrendeki termodinamik kanunlarına aykırı olurdu. O yüzden Tanrı ancak bazı insanların zihnine ilham veya vahiy yoluyla dileğini aktarır. Herkese ulaşmasını istediği çekirdek halindeki bir mesajı ise peygambere vahiy yoluyla… Yine şu meseleye geldik, isterseniz vahiylerle gelen bir dine inanmayabilirsiniz. Pek bir şeyiniz eksilmez. İlla ki inanmanız şart diye bir kural yok. Vahiylerden oluşan bir dine inanmadığınız zaman o din kendi gerçekliği içinde varlığını devam ettirir. Kimse inanmazsa da yok olur gider, hatta o din hiç var olmamıştır. Tekrar söylüyorum sonuçtan sebebe doğru gidiyoruz. İslam dini, dünyada çok kişiye ulaştığı ve herkese ulaşma potansiyeli olan değişmemiş bir kod veya mesaj içinde barındırdığı için gerçek bir dindir. Farz edelim yarın İslam’dan kitle kitle kopuşlar oldu ve sonunda hiç inanan kalmadı... O zaman İslam diye bir şey hiç olmamış olacak. Anladınız mı? Ama şimdiki gerçekliğe bakılırsa İslam gerçekten Tanrı’nın insanlara gönderdiği din, Kuran da onun tek kitabı. Şimdi şöyle diyeceksiniz: “Hinduizm de Budizm de İslam kadar yaygın, hatta ondan daha çok insana hitap ediyor. O zaman onlar gerçek din…” Aslına bakarsanız bir bakıma doğru. Onlar da mutlaka gerçek bir din (idi), en azından geçmişte gerçek semavi kaynakları vardı. Fakat Müslümanların hep söylediği gibi, kitapları tahrif olmuştur, değişmez çekirdeğe, kaynak kitaba ulaşmak mümkün değildir. Yahudilik ve Hristiyanlık gibi. Kuran işte bu sebeple gönderilmiştir. İslam “son din”dir. Yine hatırlatıyorum; ister istemez böyle olmuştur. Muhammed değil de başka birisi aynı sistemde bir din bildirdiğini söyleseydi ve başarılı olsaydı, biz şimdi ondan bahsedecektik. Ve yine haklı olacaktık. Peki, İslam’dan sonra gelmiş Bahailik, Mormonluk gibi dinlerin aynı başarıyı gösterirse gerçek din olacaklarını söylemek mümkün mü, bir bakalım. İslam’ın şöyle bir güvenlik kodu var: Kuran’da Maide 3’de dinin kemale erdirdiği, islam dininin onaylandığını söylüyor. Yani biz bundan Muhammed’in son peygamber, Kuran’ın son kitap ve İslam’ın son din olduğunu anlıyoruz. Tutarlılık önemli. İnsanlar bahai ve ya mormon olduklarında, evvelde bunca insanı peşinden sürüklemiş bir dinin mesajının tek bir cümle yüzünden tamamen yanılgı olduğunu, insanları boşu boşuna meşgul ettiğini kabul etmeleri gerekiyor. Hiçbir kitle dini, kendinden önceki dinler için böyle yapmamıştır. Tutarlılık önemli dedik. Çekirdekteki mesajın herkes tarafından ulaşılabilir olması da önemli. Yanına eklenen rivayetler, hadisler, yorumlar, fıkıhlar, mezhepler faydalı olmak bir yana asıl mesajı saklıyor olabilir. Buna dikkat edilmeli. Kuruluşundan itibaren iyi bir ivme yakalayan, medeniyette ve bilimde ileri seviyelere gelen İslam dininin son yüzyıllardaki hali ortadadır. Şunu anlamalıyız ki İslam’ın başına gelen şey, entropiden başka bir şey değildir. İnananlar ve İslam’ın gerçekliği kapsamında Tanrı ile irtibatta olanlar için söylüyorum, kaynak kod hala oralarda bir yerlerde. İslam’ın kendi kodundan entropiye, bozulmaya karşı gelerek fikir bağlamında yeniden üremesi gerekiyor. Zira son din.
  5. Hep duyarız "Allah zaman ve mekandan münezzehtir." diye. Peki bu ifade Kuran'ın hangi ayetinde geçmektedir? Müslümanlar bu iddialarını desteklemek için aşağıdaki ayetleri ileri sürerler: Zuhruf/82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden münezzehtir (uzaktır). İsra/43. O (Allah), onların söylediklerinden Sübhan'dır (münezzehtir) ve Üstün'dür, Yüce'dir, Büyük'tür. Oysa bu ayetlerde münezzeh diye çevirdikleri kelime olan sübhan, yüceltmek, övmek, ihtişam, görkem anlamlarına gelmektedir. Ki diyelim münezzeh yani uzak yani bağımsız anlamına gelsin, hiç bir ayette zaman ve mekandan bağımsızlıktan söz edilmez, tam tersine Allah'ın yanında da zaman olduğundan, olaylardan belli bir zaman sonra haberdar olduğundan ve mekanından bahsedilir. Mesela aşağıdaki ayetlerde: Hacc/47. Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir. Mearic/4. Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir. Secde/5. Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir. Hud/7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı (yani tahtı) su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler. Taha/5. Rahmân arşın (tahtın) üzerine istiva etti. (yani oturdu, aynı seviyeye geldi.) Mümin/7. Arş’ı (yani Allah'ın tahtını taşıyanlar) ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler. Hakka/17. Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş’ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır. Mulk/16. Göktekinin sizi yere geçirivermeyeceğinden emin mi oldunuz? (O zaman) bir de bakarsınız yeryüzü şiddetle çalkalanıyor. Mulk/17 Yahut göktekinin, üzerinize taş yağdıran rüzgâr göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? O zaman, uyarım nasılmış bileceksiniz!
  6. ilk insan yaratıldı diyelim ki 150.000.000 yıl önce daha geriye gidelim cinler yaşıyordu 250.000.000 yıl önce dahada geriye gidelim dünya ıssız bir yer 500.000.000 yıl önce dahada geriye gidelim dünya yaratıldı 4.500.000.000 yıl önce dahada geriye gidelim güneş yaratıldı 6.500.000.000 yıl önce dahada geriye gidelim evren yaratıldı (big bang) 8.000.000.000 yıl önce dahada geri gidelim cennet cehennem yaratıldı 10.000.000.000 yıl önce dahada geriye gidelim melekler yaratıldı 15.000.000.000 yıl önce daha geriye gidelim meleklerin var olacağı alan yaratıldı 20.000.000.000 yıl önce dahada geriye gidelim benim aklıma başka canlı gelmiyor ama diyelim ki 1 milyon farklı canlı daha vardı onlar içinde bahsettiğim ve en son kaldığım 20 milyar yıl önceden daha eskilere gittik diyelim mesela 10 katrilyon yıl önceye gittik tanrı kavramı başlangıçsız olduğu için değil 10 katrilyon 10 katrilyon üssü 10 katrilyon yıl geriye gidebiliriz çünkü sonsuzun karşılığı istediğiniz kadar yıl kullanabilmenizdir. En başa yani zamanın olmadığı mekanın olmadığı ışığın olmadığı bir karanlık boşluk aslında boşlukta olmamalı çünkü mekan yok boşluk mekan sayılır aslında karanlıkta diyemeyiz çünkü bir yerin karanlık olması için aydınlığın var olması lazım aslında bir hata daha yaptım zaman da var olmalı çünkü ne şekilde olursa olsun bir oluşum anının var olması gerekir örneğin hiç bir şeyin var olmadığı sadece tanrının var olduğu anda bile bir zaman var olması gerekir. neyse konuya zamanı sokup kafa karıştırmayayım. Geçmişe yolcuğu tanrıdan başka hiç bir şeyin olmadığı ana getireyim sadece tanrı var başka hiç bir şey yok. 10 katrilyon üssü 10 katrilyon yıl önce ilk anı yaratıyor ilk mekanı yaratıyor. Yani varlık, zaman, mekan için milad diyelim. Peki bu andan önce teklik dönemi yine sınır yok belki bu süreç 100 katrilyon üssü 100 katrilyon yıl diyelim algılayabilmek için yoksa bu rakam sonsuzluğun içinde tüm dünyada ki okyanuslarından bir damla su alıyoruz ve bu damlanın içindeki molekülleri kadar yer kaplamıyor anlayabilene bir örnek bu kadar muazzam bir süre sadece tek ama nedense bu inanılmaz sürede tek olan varlık yaşadığımız şu andan itibaren diyelim anlamanız için kalan sonsuz süreyi bizim varlığımızla devam ettirecek. çünkü bizde sonsuza kadar yok olmayacağız. Merak ediyorum tek olduğu dönemde varlığının nedeni neydi katrilyonlarca yıl yalnızlığında katrilyonlarca yıldıza gezegene sahip bir evren yaratıp içinde katrilyonda bir küçüklükte bir dünya ve üzerinde milyonda bir canlı türünden olan insan varlığı için bu rakamlar sizcede çok ama çok garip değil mi ortalama 80 yıllık bir ömre sahip bir varlık için katrilyonda bir olasılık çok garip bilmem anlatabildim mi ?
×
×
  • Yeni Oluştur...