Jump to content

FREUD


Recommended Posts

İlginç olarak ben de Freud'a benzer bir eğitim gördüm..

Onun gibi Medical School'u bitirdikten sonra patoloji, ardından nöropatoloji ihtisasları yaptım. Ve daha sonra internal medicine'e döndüm. Freud patoloji ve nöropatoloji ihtisaslarını yaptıktan sonra kliniğe dönmüş, hasta kabul etmeye başlamıştı.

Malesef aramızdaki benzerlik burada bitiyor.. O dünyaca ünlü bir bilim adamı olarak öldü..

Ben ise meçhul bir ateist olarak öleceğim.. Belki şiirlerimden bazıları benden uzun yaşar..

Sonunda Hacı'nın yoluna geliyorsunuz..

Modern psikiyatri Hacı'nın izlediği bilimsel yöntemleri izliyor..

Freud'un hayal ürünlerini ve uyduruklarını değil..

Hacı'nın yöntemleri ise farmakolojidir.

Şimdi anlaşılıyor Freud'a neden gıcık olduğunuz. Fazla söze gerek yok herhalde. Daha foruma yeni kayıt olmuş birisi adını "Freud" yapıyor, daha üyeliği aktive edilmeden son buluyor. Bunu yapan (Yukardaki yazılara dayanarak) Hacı'dan başka kim olabilir ki?!

Selam ve dua ile...

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 126
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Bir birim olmak zorunda kuantum fiziği bunu söylüyor (planck sabiti bundan türeyen bazı diğer sabitler bir birimin varlıgını gösteriyor) bize eğer kurama güveneceksek ki güvenmememiz için bir neden yok en azından bu konuda değişkenliğin teorik olarak sonsuz olmadıgın bir üst sınırı oldugunu söyleyebiliriz ama bunı pratik açıdan sonsuz kabul etmekte sorun olmaz Bu sayının kabaca üst sınırının ne oldugu konusunda birşey söyleyemem şimdi ama şöyle bir örnek verirsem beynimizde 10 milyar civarında nöron oldugu düşünülüyor düşüncelerimizi meydana getiren bunlar arasındaki etkileşmeler dersek olası etkileşmelerin sayısı 2 üzeri 10 milyardır. 2 üzeri 64 ün bile evrendeki tüm parçaçıkların sayısından fazla oldugunu düşünürsek bu sayının ne kadar inanılmaz bir sayı oldugu daha anlaşılabilir olur belki.

Evrendeki tüm parçaçık sayısını 2 üzeri 60 desek mesela

olası bir araya gelişlerininin tamamının sayısı 2 üzeri 2 üzeri 60 olur ki bu 2 üzeri 10 milyarın yanında da daha inanılmaz derecede büyük bir sayıdır

Sonradan ekleme yapmışsınız ve bu çok önemli bir bilgi. Ancak üzerinde düşündüğüm zaman bir değerlendirme yapmak açısından zorlanıyorum. Biz ilişkilendirmelerin tamamını yapacak kapasitede bir beyne sahip değiliz. Ama evrende de çok küçük bir yerimiz var. Var olduğumuz dünyayı algılayıp sorgulayacak kapasitemizin hiçte azımsanmayacak bir kapasite olduğunu düşünüyorum. Dahası biz var olan beyin kapasitemizin verimli işlerliğini kullanmayı yeni yeni öğreniyoruz galiba. Son 300 yıllık gelişimimiz bunu gösteriyor.

Yalnız ilginç olan zaman ilerledikçe, tabii çok ileride yaptığımız gelişmeler gereği sanırım beynimiz büyüyerek evrimleşecek. Tabii sadece bir tahmin.

Konu başlığı Freud idi değil mi? Ben aldım konuyu nerelere götürdüm. Konuyu açan sayın haci bana kızsa yeridir. Freud isimli başlıkla ilgili olmayan bu konuyu sonlandırıyorum. haci, merakım dolayısı ile uzattığım bu tartışmayı mazur görsün lütfen. DeHRİ, zaman ayırıp verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Freud davranışlarımızın çoğunun altında cinsellik dürtüsünün de yattığını savunur. Kendi bakış açısını aktarır.

Yılandan korkan kadının patolojik yapısını dahi cinselliğe dayandırabilmektedir. Ama hacının bu savunuşu sapıklık olarak nitelemesi ne kadar doğru. Çünkü buna sapıklık dersek her davranışın altında ölüm korkusu yattığını iddia eden psikartriste de insanların zayıflığından yararlanan bir sadist demek zorundayız.

Elbette Freud olsun Yalom olsun hastalıkları bir yerden çözmeye çalışmışlardır tabiki çok kolay değildir insanı incelemek o yüzden her davranışı cinsel dürtüyle veya ölüm korkusuyla açıklamak hacının dediği gibi basite indirgemek olur.

Yalnız ben bu incelemenin kolaycılık olduğunu düşünsem de kötü niyetli olmadıklarını düşünüyorum da.

Bilim adamı tabiki niyetiyle değil yaptıklarıyla değerlendirilir, hatalarıyla faydalarıyla.

Lakin şimdi bu bilim adamlarının tezleri yanlışlandı diye sahtekar olduklarını düşünmüyorum.

Onlar insan psikolojisini belli yerlerden yakalamaya çalışmışlardır bilimi salt o yöne çekmeye çalışmamışlardır bunu anlayalım. Freud çıkıp a benim söylediklerim doğrudur bunun üzerine araştırma gereksizdir diye bir şey mi söylemiştir.

Bilim adamı bunu söylemeyeceğine göre hacının içinde yatan Freud bilimi tökezletmiştir yıllarca gerçeklerini görmesini engellemiştir düşüncesi bence O'na yapılan haksızlıktır aynı zamanda. Çünkü bilim bilim adamlarının düşüncelerini yalışlaya yanlışlaya ilerlemesi bu eleştiriyi hükümsüz kılar.

Link to post
Sitelerde Paylaş
Sonunda Hacı'nın yoluna geliyorsunuz..

Modern psikiyatri Hacı'nın izlediği bilimsel yöntemleri izliyor..

Freud'un hayal ürünlerini ve uyduruklarını değil..

Hacı'nın yöntemleri ise farmakolojidir.

İnsanlarla ilgili (hatta hayvanlarla ilgili) ruhsallığı, basite indirgeyemezsiniz..

Hepsinin nedeni organiktir.

Karmaşıktır..

Materyelistiktir.

Freud'un tezleride gayet materyalisttir..sonuçta herşeyi insan beynine dayandırıyor(bilinçaltı)..hayal ürünü yda varsayımsal iddiaları da olabilir, bilemem...

Link to post
Sitelerde Paylaş
modern psikiyatri ne tür bir modeli ele alıyor?? Freud Cinselliği temel alırken, Yalomda Ölüm korkusunu almış mesela...

Othello,

Modern psikiyatri derken tek ya da birkaç modeli ele alan, uygulayan bir sistemi kastetmedim.

Biyolojiden, nörolojiden, farmakolojiden, teknolojiden, sosyolojiden, psikolojiden..... yararlanan, hastalıkları tüm bu tıp disiplinleriyle bilikte değerlendiren bir bilim olmuştur demek istedim.

Psikiyatri dünyasında Freud ile ilgili yapılan çok bildik bir yorum vardır.

"Freud zamanında `beyinsiz` bir psikiyatri vardı" denir.

Freud'un kavramları materyalist değil, fazlasıyla soyuttu.

Kuram diye sunduğu şeyler, onun sadece subjektif düşüncelerinden ibaretti.

Artık "modern zamanlar" dediğimiz bir süreçteyiz. Bilim çok yol aldı.

Herşeyi bir tarafa bırakın, Freud'un kuramlarıyla hastalıklar tedavi edilemiyor çünkü insan da değişti.

Gerçi kendi zamanında da tedavi edilemiyordu çünkü zaten yanılıyordu.

Örnek vereyim:

"Mutsuzum, uyku bozukluğu yaşıyorum, hayat çok anlamsız, çok yemek yiyorum, çocuklarıma bile tahammül edemiyorum artık, çok da sinirliyim" diyen bir kadın hastaya,

"Uzanın, önce çocukluğunuza inelim, sonra cinsel yaşamınızı konuşalım" demiyor kimse.

İlk önce (örneğin) tiroid tetkikleri istemesi gerektiğini biliyor psikiyatrist.

Nöropsikofarmokoloji, aylar, hatta yıllar boyu psikoterapiyle bile halledilemeyen hastalıkların, son derece kısa zamanda tedavi edilebilmesini sağlıyor.

Fakat bu her tür ruhsal hastalığı ilaçla tedavi etmeliyiz anlamı da taşımıyor. Çok ciddi olmayan, basit, inorganik hastalıklarda terapiyle tedavi uygulanmalıdır. Bunlara hastalık bile diyemeyiz belki de.

Link to post
Sitelerde Paylaş
Şimdi anlaşılıyor Freud'a neden gıcık olduğunuz. Fazla söze gerek yok herhalde. Daha foruma yeni kayıt olmuş birisi adını "Freud" yapıyor, daha üyeliği aktive edilmeden son buluyor. Bunu yapan (Yukardaki yazılara dayanarak) Hacı'dan başka kim olabilir ki?!

Selam ve dua ile...

Bakınız arkadaşım,

Birine bir suçlama ya da bir ithamda bulunmadan önce iyice bir emin olmak gerekir.

Sözettiğiniz kişi bir başka başlıkta Freud'u eleştirdiğimiz için sapıtmış ve sonucunda Bilim Forumu'nda bizlere küfretmiştir. Ardından özellikle "Freud" nicki ile giriş yapmış.

Üstelik birilerini eleştirmek, küçümsemek ya da aşağılamak için kendinizi referans gösteriniz evvela. Dayanaklarınız, savunmalarınız sağlam olsun. Başkalarını kullanmayınız. Buna dedikodu derler, yapana da dedikoducu.

Siz küçük düşersiniz sonra.

Link to post
Sitelerde Paylaş
Othello,

Modern psikiyatri derken tek ya da birkaç modeli ele alan, uygulayan bir sistemi kastetmedim.

Biyolojiden, nörolojiden, farmakolojiden, teknolojiden, sosyolojiden, psikolojiden..... yararlanan, hastalıkları tüm bu tıp disiplinleriyle bilikte değerlendiren bir bilim olmuştur demek istedim.

Psikiyatri dünyasında Freud ile ilgili yapılan çok bildik bir yorum vardır.

"Freud zamanında `beyinsiz` bir psikiyatri vardı" denir.

Freud'un kavramları materyalist değil, fazlasıyla soyuttu.

Kuram diye sunduğu şeyler, onun sadece subjektif düşüncelerinden ibaretti.

Artık "modern zamanlar" dediğimiz bir süreçteyiz. Bilim çok yol aldı.

Herşeyi bir tarafa bırakın, Freud'un kuramlarıyla hastalıklar tedavi edilemiyor çünkü insan da değişti.

Gerçi kendi zamanında da tedavi edilemiyordu çünkü zaten yanılıyordu.

Örnek vereyim:

"Mutsuzum, uyku bozukluğu yaşıyorum, hayat çok anlamsız, çok yemek yiyorum, çocuklarıma bile tahammül edemiyorum artık, çok da sinirliyim" diyen bir kadın hastaya,

"Uzanın, önce çocukluğunuza inelim, sonra cinsel yaşamınızı konuşalım" demiyor kimse.

İlk önce (örneğin) tiroid tetkikleri istemesi gerektiğini biliyor psikiyatrist.

Nöropsikofarmokoloji, aylar, hatta yıllar boyu psikoterapiyle bile halledilemeyen hastalıkların, son derece kısa zamanda tedavi edilebilmesini sağlıyor.

Fakat bu her tür ruhsal hastalığı ilaçla tedavi etmeliyiz anlamı da taşımıyor. Çok ciddi olmayan, basit, inorganik hastalıklarda terapiyle tedavi uygulanmalıdır. Bunlara hastalık bile diyemeyiz belki de.

Emeğiniz için teşekkürler, bu açıklama çok daha iyi oldu.

saygılar....

Link to post
Sitelerde Paylaş

LIBIDO

Freud’un hakkini vermek icin, O’nun tarafindan turetilen bazi terim ve kavramlari tartisalim.. Bu terimlerin cogu zamanla transformasyona ugramis ve cagdaslasmislardir. Hala kullanilmalarina ragmen bu terimler Freud’un onlara verdigi anlamlari hala korumakta midirlar?

Once libido dan baslayalim........

Efendim libido, diger bir cok terim gibi, Freud tarafindan yaratilan bir kavramdır..

Freud’a gore libido, cinsel arzu ve isteklerle ilgili icgudusel ve psişik bir enerjidir.

Freud sonralari libidoyu cinsellikten uzaklastirmis ve bu terimi butun yapici insansal etkinlikleri, bir tur yasam icgudusunu, tanimlamak icin kullanmistir. Freud'a gore olum icgudusu olan “thanatos” libidoya karsi mucadele etmektedir. Bu ikisi arasindaki savas butun insansal etkinliklerde gozlenen cesitliligin zenginliginden sorumludur.

Freud’a gore pskiyatrik hastaliklarin nedeni libidonun yeterince desarj edilememesi veya yanlis bir istikamete dogru yonlendirilmesidir...

Libido denen sey vardir.. Ne garip degil mi?

Daha da garibi bu terim Freud tarafindan tanimlanmistir..

Peki Freud icgudusel cinsel enerjiye libido demeseydi, biz bu enerjiyi nasil tanimlayabilecektik?

Adi ne olursa olsun libido yine mevcut olacakti..

Freud onu kesfetmis degildir..

Freud ona bir isim takmistir..

Yani Freud libido ve daha bir cok insansal icgudulerin isim babasidir...

Ama onlarin cogunu yanlis veya eksik tanimlamistir...

Gunumuzde libido, “itki”, “ictepi” veya “gerilim” olarak da bilinir.. Libidonun yeterince tatmin edilememesinin psikiyatrik hastaliklarla herhangi bir iliskisi var midir?

Kesin olarak yoktur.

Boyle bir cikarsamayi yapan aklin cinsellikten baska bir sey dusunmuyor olmasi gerekmektedir.

Libido tumuyle normal ve fizyolojik hayvansal (hatta belki de bitkisel) bir enerjidir.

Istisnasiz her canlida mevcuttur..

Insanda biriken libido cinsel munasebet araciligi ile desarj edilir ve kisi cinsel gerilimden kurtulur.

Masturbasyon da ayni gorevi gorur.

Bazi durumlarda masturbasyon yeglenir..

Freud libidoda cuvalladi..

Link to post
Sitelerde Paylaş

Eskiden beyin hastaliklari organik ve psikiyatrik olarak ikiye ayrilarak incelenirdi..

Simdi boyle bir ayrimin son derece yapay oldugu biliniyor..

Psikiyatrik hastaliklarin tumu, ensefalitis, glioma vs seklinde diger beyin hastaliklari gibi, organikdirler..

Organik olmayan hastalik yoktur insan vucudunda..

Bagirsak hastaliklari bile organik ve fonksiyonel olmak uzere ikiye ayrilarak incelenirdi..

Taaaa ki, bir grup bilim adami, bagirsaktaki noron sayisinin omurilikteki noron sayisindan fazla oldugunu kesfedene kadar..

Enterik nervoz sistem terimi santral ve periferik sinir sistemleri terimlerini izledi..

Eskiden iki türlü sinir sistemi vardı. Şimdi üç türlü....

Fonksiyonel bagirsak bozukluklari insanlarin en yaygin hastaligidir ve nedeni, muhtemelen, norotransmiterlerle ilgili bazi kusurlara bagli olarak, bu noronlar arasindaki ahengin bozulmasidir..

Ayni seyi beynin pskiyatrik hastaliklari icin de soyleyebiliriz..

Bazi norotransmiter miktarinda azalma, digerlerinde artma en agir psikiyatrik hastaliklarin bile ortaya cikmasindan sorumludur.

Yani akil hastaliklarinin nedeni organiktir, kimyasaldir, hatta bazi durumlarda anatomikdir..

Bozukluk ultrastukturel duzeydedir.

Bazi kimyasal maddelerle bu dengesizlikleri duzeltmek, ornegin, sizofrenili hastalarin normal bir yasam surdurmelerini saglamak veya depresyonu tedavi etmek mumkundur..

Bunlari Freud'un bilmesine olanak yoktu..

Bu yuzden O'nu tumuyle haksiz bulmuyorum.

Ben sahsen hala Freud'u savunanlari sucluyorum..

Freud belki de masumdu.. Iddialarina kendisinin de butun varligi ile inandigina eminim..

Dedim ya.. O'nu suclayamiyorum.

Peki simdi hala Freud'u savunanlar?.. Neye inaniyor onlar?...

Akil hastaliklarindaki organik komponenti nasil inkar edebiliyorlar?

Ilaclarin bazi akil hastaliklarini tedavi ettigini veya kontrol altina aldigini nasil aciklayabiliyorlar..

Freud her psikiyatrik hastaligi libido ve cinsellikle aciklamaya calismistir..

Cinsel durtulerin supresyonuna buyuk onem vermistir...

Insanlarin durmaksizin cinselligi dusunduklerini bildigi icin, bunda bir is olmalidir demistir, kendi kendine..

Insan kalbi kan pompalar.. Durmaksizin..

Akcigeri solur, durmaksizin.

Karaciger kani detoksifiye eder, durmaksizin.

Bobrekler kani filtre eder, durmaksizin.

Ve insan beyin düşün uretir, durmaksizin..

Bu dusunlerin bir kisminin dogasi cinseldir. Cunku insanlar seksuel yaratiklardir..

Ciplak bir kadini goren erkekde bazi cinsel duygular uyanir..

Ciplak bir erkegi goren kadinlarda ne gibi erotik duygularin uyandigini onlara sorun...

Kadınlar erkek strip tease lerinden hoşlandıklarına göre, çıplak erkek vücudu onlarda da cinsel uyarılmaya neden oluyor diyebiliriz.

Freud insanlarin cinselligi surekli olarak dusundugunu kesfetmis ve bunu butun psikiyatrik hastaliklarin nedeni olarak ilan etmistir..

Ama insan beyni yalniz cinselligi dusunmez ki...

Insan beyni herseyi dusunur.

Durmaksizin dusun uretir insan beyni.

Surekli bir düş dunyasinda yasar insan..

Hayaller kurar.. Arada bir hayali cinayetler isler, irza gecer, kendini savunur.. adam dover.. kacar.. casusluk yapar, fedakarlik yapar, can kurtarir..

Insanlarda düşler bazan ruzgar gibi gecer, bazan kasirga gibi eser..

Freud bunlari bilincalti olarak nitelendirmistir..

Oysa bilincalti denen sey belki de yoktur..

Insan beyninin urettigi zayif bir elektrik akimidir, bilincalti...

Böbreklerin urettigi idrar, akcigerlerin urettigi karbondioksit veya karacigerin urettigi amonyak gibi bir seydir...

Freud butun bunlari bilemezdi.. O'nu anlayabiliyor, seviyor ve hak verebiliyorum..

Ama sizlere........ Sevgili Freud'culara hak veriyor muyum?..

Sizleri de seviyorum belki ama, anlamakta ve hak vermekte gucluk cekiyorum..

Link to post
Sitelerde Paylaş

Biraz daha Freud'culuk oynamaya devam edelim..

Freud'un bilinçaltı dünyasını ziyaret edelim.

Ama önce bilincin ne olduğunu araştıralım.

BILINC NEDIR?

Unlu Ingiliz filozof John Locke’ a gore bilinc; “Insanin kendi aklindan gecenleri algilamasi ile ilgili psikolojik bir durumdur”.

Daha onceleri bilincin materyelden ayri bir “mental kavram” olduguna inanilirdi.

Biz bu iletimizde bilinc hakkinda yapilan eski tanimlama ve kavramlara degil, bu konuda basarilan cagdas asamalara deginmek istiyoruz.

Freud bilincaltina buyuk onem vermis ve onun insan yasamini yonlendirdigi konusunda bir kuram gelistirmistir.

Psikoanalizis bu kuram uzerine insa edilmis bir diger kuramdir.

Bilincin beyindeki anatomik alt yapisina deginmeden once, gecen yuzyilda yasayan bilim adamlarinin bilinci hangi yontemler kullanarak incelemeye calistiklarina kisaca degineyim. Bu konuda ilk arastiricilarin kullanidigi yontem “introspeksiyon”, ingilizcesi “introspection” olarak bilinir. Yani kisinin kendini incelemesi..

Kendi aklina bakarak onun nasil calistigini ve onunla ilgili bazi yasalari anlamaya, ogrenmeye calismasi..

Daha sonraki yillarda bu yontemin tumuyle yetersiz oldugu anlasilmistir.

Cunku hemen herkesin egitim ve algilama duzeyi farklidir ve bulgulari ikinci ve ucuncu kisiler tarafindan objektif olarak degerlendirmeye olanak yoktur. Davranis psikolojisi ile ugrasanlarin onculeri bu yontemi tumuyle reddetmislerdir.

Daha sonra gelen cagdas davraniscilar ise, bu konuda daha acik fikirlidirler.

Bilinç normal olarak calisan beynin urettigi bir pskolojik durumdur.

Bilincin kesin anatomik alt yapisi, yani kesin olarak beynin hangi yorelerini tuttugu bilinmemekte ise de, bilinc duzeyi ile normal beyin fonksiyonu arasinda bir iliski oldugu oteden beri bilinmektedir. Bu iliskiyi en temel duzeyde beynin elektrik aktivitesi ile bilinc duzeyi arasinda kurmak mumkundur. Bilincli olma duzeyi beyin dalgalari ile mutenasip bir uyum icindedir.

Soyle ki; Tam uyaniklik halinde, yani kisi kendini ve aklindan gecenleri tam olarak algilayabiliyorken, beyin dalgalarinin hizli, irreguler (muntazam olmayan), dusuk voltajli etkinlikler oldugu saptanmistir. Uyku sirasinda ise beyin dalgalari cok yavaslamaktadir ama, voltajlari artmaktadir. Arada bir hecmeler halinde gelen beyin dalgalarinda dalga boylari uzayip, kisalmaktadir.

Insan bilincinin hem davranissal hem de elektriksel anatomik yapisini beyin sapinin retikuler formasyonunda lokalize olduguna inanilmaktadir.. Ara beyin, pons ve medulla birlikte beyin sapini olustururlar. Burada mevcut bazi noronlar birbirleri ve diger sinir sistemi yoreleri ile siki iliskiler kurmuslardir. Bu noronlar arasindaki normal iliskilerin bilincli olmayi sagladigi bilinmektedir.

Daha onceleri bilincin korteksin bir fonksiyonu olduguna inanilirdi. Simdiki anlayisa gore ise korteks, bilinci yaratmaktan cok, kendisine ulasan uyarilari yorumlama, entegre ve organize etme seklinde bir fonksiyona sahiptir. Bilincden, tirmanan retikuler lifler sorumludur. Yine de beyin sapi retikuler formasyonunun tek basina bilince neden oldugu sonucuna varilamamaktadir. Retikuler formasyon ve korteks, diger beyin yoreleri ile de isbirligi yaparak, bilincli olmayi birlikte basardiklarina inanilmaktadir…

Bilinçaltı ile devam edecek...

Link to post
Sitelerde Paylaş
Yani akil hastaliklarinin nedeni organiktir, kimyasaldir, hatta bazi durumlarda anatomikdir..

Bozukluk ultrastukturel duzeydedir.

Bazi kimyasal maddelerle bu dengesizlikleri duzeltmek, ornegin, sizofrenili hastalarin normal bir yasam surdurmelerini saglamak veya depresyonu tedavi etmek mumkundur..

bu bağlamda Şizofreniyi nasıl açıklıyorlar?? ya da bir açıklama getirildimi?? ayrıca bildiğim kadarıyla Freud'da nörologdu, o da insan beynine odaklı çalışıyordu...bu manada tezleri maddidir..

ama dediğiniz gibi o dönemki bilgisiyle ancak o kadar muhakeme edebilmiştir...ben Freud ilahtır mükemmeldir demiyorum ancak burada yazıldığı kadarda tu-ka-ka değildir...

Link to post
Sitelerde Paylaş
bu bağlamda Şizofreniyi nasıl açıklıyorlar?? ya da bir açıklama getirildimi?? ayrıca bildiğim kadarıyla Freud'da nörologdu, o da insan beynine odaklı çalışıyordu...bu manada tezleri maddidir..

ama dediğiniz gibi o dönemki bilgisiyle ancak o kadar muhakeme edebilmiştir...ben Freud ilahtır mükemmeldir demiyorum ancak burada yazıldığı kadarda tu-ka-ka değildir...

http://jama.ama-assn.org/cgi/content/abstract/272/22/1763

Freud nörolog değildi. Nöropatolog idi.. Ama bu önemli bir ayrıntı değil. Nöropatologlar da nörologlar kadar, hatta birçok konunda onladan daha fazla, bilgilidirler.

Şizofreni organik bir hastalıktır. Yukardaki kaynaklara göz atmanız yeter.

Organik olmayan hastalık yoktur. Çünkü insan organikdir. Hastalıkları da organik olmak zorundadır.

Freud'un sahtekarlığını abartıyor muyum?

Hiç sanmıyorum..

Her kitabi bir roman olan ve onları bilimsel diye insanlığa kakalayan birine aslında iltifat ediyorum.

Tabii günümüzde o kitapların bilimsel olduğuna inananlar utansın..

Link to post
Sitelerde Paylaş

BILINCALTI NEDIR?

“Bilincalti” kisinin varligindan haberdar olmadigi kompleks mental etkinliklerdir.

Freud’a gore, kisinin davranisi varligindan haberdar olmadigi bu mental aktiviteden yine de buyuk olcude etkilenmektedir.

Freud ve onu izleyenlerin inanisina gore ruyalar ve arada bir “agizdan kacan” nidalar, esrarengiz bir ic alemin (bilincaltinin) varligini kanitlayan ip uclaridir. Kisi kendi varligini tehdit eden bazi durumlarla direkt olarak karsi karsiya kalmamak icin onlari bilincaltina atmaktadir.

Bilincalti gercekten var midir?

Varsa hangi beyin yoresi anatomik alt yapisini olusturmaktadir.

Bazi deneysel psikolojistler bilincaltinin varligini reddetmisler ve psikolojinin yalniz bilincli olma ile ilgili oldugunu ileri surmuslerdir.

Yine de bilinc altinin varligini tumuyle reddetmeleri mumkun olmamistir.

Freud’un ilginc buluslarindan biridir bilincalti..

Cagdas psikoloji bilincaltinin varligini az cok kanitlamistir.

Ama Freud bilincaltini nasil bilebilirdi?

Elinde kendi deneyimlerinden ve ustun zeka ve beyinsel yeteneklerden baska hic bir alet ve kendinden once hic bir ornek olmadan boylesine muthis bir alana nasil penetre olabilmisti?

Freud muhtemelen bilincalti kavramini tek basina gelistirmedi.

Charcot ile yaptigi calismalarda bu kavramin Charcot’dan kendine gecmis olabilecegi dusunulebilir.

Ayrica Breur la yaptigi arastirmalar da bilincalti kavraminin iyice pekismesine neden olmus olmalidir.

Bilincalti her ne kadar cagdas psikolojinin kabul edilen kavramlarindan biri ise de, oldukca muphem bir anlayistir.

Freud bilincin cesitli duzeyleri oldugunu ileri surmustur.

Ilki tumuyle bilincli olmak durumudur. Ornegin bu metni okumak bilincli bir etkenliktir.

Digeri bilinc-oncesi duzeydir. Pre-bilinc.. Pre-conscious.....

Ornegin, kisi su anda telefon numarasini dusunmuyordur ama, sorulur sorulmaz hatirlayacaktir.

Bilincalti duzey ise gayret edilerek bile hatirlanamayan ama, bazi spesifik durumlarda yuzeye yansiyan durumdur.

Ornegin cocuklugunda bir dolaba hapsedilen biri bunu asla hatirlamayabilir.

Ancak ileri yaslarda bu durumla iligili spesifik bir olay ona herseyi oldugu gibi hatirlatabilir.

Hipnozis ile de normalde hatirlamasinin mumkun olmadigi olgulari hatirlayabilir.

Bilincaltinin kaynagini ve onemini Freud’un psikoanalitik kuramlari ile aciklamak mumkundur.

Baska bir deyisle, Freud’un bir kurami, diger bir kurami ile aciklanmaktadir.

Bu ne dereceye kadar guvenilir bir aciklamadir? Kuram ustune kuram kurulur mu?

Bu konuda bir ornek vereyim. Nervozlar, “Freud’a gore” bilinc duzeyindeki ihtilaf yuzunden bilincden cikarilip, baski altina alinan cesitli duygulardir.

Aslinda cagdas psikiyatride bu sacma bir aciklamadir.

Cunku gunumuzde sinirliligin beyindeki kimyasal dengesizlikle ilgili oldugunu biliyoruz.

Bu kimyasal dengesizligi duzelten ilaclarin nervozlari tedavi ettiginin bilincindeyiz.

Bilincaltinin onemini Freud’un bir diger kurami ile aciklamak bir yalani diger bir yalanla kompanze etmeye benzemektedir.

Son yillarda yapilan ilerlemeler psikoanalitik fikirlerin, beyinin spesifik anatomik yoreleri ile ilgili normal psikofizyolojik etkinlikler oldugunu gostermistir. Bellek beyindeki noronlar arasindaki kimyasal iliskilere gore saptanan, belli bazi dinamigi olan bir durumdur.

Ornegin lokal anestezi altinda beyni acilan hastalarda bazi beyin yorelerinin uyarilmasi o yore ile ilgili etkinliklerin hatirlanmasina neden olmaktadir.

Bunlarin bir kismi coktan unutulmus anilardir.

Ayrica bazi beyin yorelerinin cikarilmasi bazi anilarin tumuyle kaybolmasi ile sonlanmaktadir.

Daha da otesi, beyin sapi retikuler formasyonunun elektrik akimi ile uyarilmasi bilincalti anilarin tekrar yasanmasina neden olmaktadir.

Butun bu materyelistik gozlemlerin yani sira, beyinde kan dagilimi ile ilgili bulgular konuya cok daha degisik bir anlayis getirmislerdir.

Dusunen beyin yorelerine giden kan miktari artmaktadir.

Demek ki bu durumu biyopsikolojik olarak aciklamak mumkundur.

Yani psikolojinin bir biyolojisi vardir..

Noronlarin olusturdugu muthis sebeke bilinc ve bilincaltindan sorumludur.

Unutulan anilar bile beyinde bir yerlerde kimyasal olarak depolanmis, beklemektedirler.

Herhangi bir sekilde o yorelerin uyarilmasi Freud’un bilincalti dedigi duygularin veya anilarin yuzeye cikmasi ile sonlanmaktadir.

Bilincalti var midir?

Vardir!

Coktan unutulan anilardan olusmustur.

Onlarin herhangi bir sekilde bilinci etkilemesi soz konusu degildir.

Sahsin kisiligine ve yasamina yon verecek gucten yoksundurlar.

Freud’un varligina inandigi bilincalti iste budur..

Coktan unutulmus ve hasta hesabina zararli da olabilen ama, cogu kere zararsiz, masum anilardir.

Bir kisi veya inanca karsi duyulan dusmanligin tekrar uyanmasina neden olabilirler mi?

Mumkundur...

Ama fazla pratik uygulama alani bulacagini sanmiyorum.

Son iletimde Freud'un hazin sonuna değineceğim..

Freud'un bir değil, iki hazin sonu olmuştur..

HACI

Link to post
Sitelerde Paylaş

Başka bir disiplin olarak sosyoloji bir bilim dalımıdır

Sosyolojik terimlerden bazılarını sıralayalım

akkültürasyon

aktif toplum

alt kültür

bastırıcı hukuk

bencillik

bütünleşme

çatışma grubu

vs

vs

Şimdi Freud'a kavramları bilimsel değil diyerek karşı çıkıyorsak üstteki kavramları kullanan sosyologlarada karşı çıkmamız gerekir mi?

Bir psikiyatri konusunun bilimsel olabilmesi için direkt vücut kimyası üzerinden konuşması mı gerekiyor?

Yukardaki kavramlar ne kadar bilimsel ise id, ego, supergo, bilinç, bilinçaltı gibi kavramlarda o derece bilimseldir

tarihinde Lucretius tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
Başka bir disiplin olarak sosyoloji bir bilim dalımıdır

Sosyolojik terimlerden bazılarını sıralayalım

akkültürasyon

aktif toplum

alt kültür

bastırıcı hukuk

bencillik

bütünleşme

çatışma grubu

vs

vs

Şimdi Freud'a kavramları bilimsel değil diyerek karşı çıkıyorsak üstteki kavramları kullanan sosyologlarada karşı çıkmamız gerekir mi?

Bir psikiyatri konusunun bilimsel olabilmesi için direkt vücut kimyası üzerinden konuşması mı gerekiyor?

Yukardaki kavramlar ne kadar bilimsel ise id, ego, supergo, bilinç, bilinçaltı gibi kavramlarda o derece bilimseldir

Herşeyden önce şunları söylemeliyim ki: Freud'un icat ettiği terimleri bilim reddetmiyor.

Onları başka türlü tanımlıyor.. Yoksa libido, bilinçaltı, ego gibi terimler hala kullanılıyorlar. Ve bilimsel kavramlar olarak kabul ediliyorlar.

Freud'un geliştirdiği kuramlar yanlış olabilir.

Ama Freud o kavramların gerekliliğine neden olan psikolojik durumları ortaya koyan, ya da onların varlığını onaylayan bir bilim adamı.

Freud hemen her konuda bir kuram geliştirmiştir.

Ben sosyoloji hakkında yorum yapamam..

Ama yukardaki terimlerini bir kaçı hariç, hepsinin uygun olduğunu sanıyorum.

Freud'un kuramlarının kendi zamanında elbette bilimsel oldukları sanılıyordu.

Ama günümüz bilimi ışığında onların artık çağdaş bilimin temelini oluşturmadığı kabul ediliyor.

Yine de benim Freud'u eleştirmemin nedeni farklı..

Freud, bilimsellik adına, fiktif yapıtları insanlığa kakalayan bir sahtekardır diyorum ben..

Ve en azından kendisi, bir sahtekar olduğunu çok iyi biliyordu..

Ya da bilmesi gerekirdi.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Freud'un tıpda yaptığı devrim psikiyatri bilim dalının ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Ama Freud ayrıca batı kültüründe de devrim yapmıştır.

Politikacıların, ressamların, yazarların, sanatkarların hemen her konudaki görüş, anlayış, yorum, yaratıclık ve yaklaşımlarını derin bir şekilde etkilemiştir.

Avrupa'da kültürün akışını değiştirmiştir.

Bu değişikliğin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu söyleyemem.

Kimse söyleyemez.

Önemli olan Freud'un bu değişikliği yapacak bir entellektüel güce sahip olmasıdır.

Şurasını da eklemek istiyorum..

Toplumları, gelenek ve görenekleri, kültürleri her değiştiren onları olumlu olarak etkilemez..

Freud'un etkisi uzun sürmeyebilir.

Ama günümüzde bile bu etkiyi hissetmek mümkündür.

Belki ilerde daha da abartılarak devam edecektir.

Aramızda bile hala Freud severler olduğuna göre, onların ilerde daha da çoğalmayacağı ne malum!

Link to post
Sitelerde Paylaş
Son iletimde Freud'un hazin sonuna değineceğim..

Freud'un bir değil, iki hazin sonu olmuştur..

HACI

Evet, sonu hazindir ama neden iki tanedir?

Neyi kastettiğnizi merak ettim.

Hastalığını ve hayatını sonlandırma biçimini ayrı ayrı mı değerlendirdiniz?

Aslında Freud üzerine çok şey söylenir, tartışılr ama insanların onu ve hayatını da yeterince bilmediğini düşünüyorum.

Bütün sorun kendisinde ve bunu kendisi de biliyor.

Fakat maalesef halledemiyor. İzlediği yöntemlerle halledebilmesi zaten imkansız,

Kendine bile hayrı yok yani...

Bu pencereden bakarsak dediğiniz gibi, "sahtekar" da diyebiliriz.

Başka pekçok şey de söyleyebiliriz fakat fazlasıyla "özel" olabileceğinden buraya taşımak doğru olmayabilir.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Freud'un sonunu noktalamadan önce, 20'nci yüzyılın sanat, edebiyat ve sosyal yaklaşımlarını derin bir şekilde etkileyen, yaşamdan büyük ve kompleks kişiliğin özüne ve inançlarına kısaca değinmek istiyorum.

Freud özünde bütün insanların bilinç altında cinsel ve agresif dürtülerün olduğuna ve süperegonun onlarla sürekli mücadele ettiğine inanıyordu.

Seks dürtülerine büyük önem veren Freud bu konuda, doğal olmayan tek cinsel davranış, cinsel davranışın olmamasıdır yorumunu yapmıştı.

Bilinçaltını Freud'un keşfettiği pek doğru olmayabilir. Çünkü Homer'den beri bütün düşünürler bir tür bilinç altından bahsetmişlerdir. Yine de Freud bilinçaltını diğerlerinden çok daha ayrıntılı bir şekilde tanımlamıştır.

Freud insanların doğasının iyi olduğuna asla inanmamıştır.

Ayrıca kitle hareketlerini kuşku ile karşılamış ve demokrasi konusunda septik bir tavır takınmıştır.

Amerika'dan nefret eden Freud, daha sonra bunun büyük bir hata olduğunu itiraf etmiştir.

Freud müzmin bir rasyonalisttir. Buna rağmen insan türünün asla rasyonal olmadığını savunmuştur.

Freud'a göre uygarlık, insanlarda mevcut saldırganlık ve yok etme, tahrip etme içgüdüleri ile sürekli olarak kuşatılmaktadır.

Bunların arasında insanın hükmetme güdüsü de vardır.

Arada bir insanlar kendilerine umut ve ilham veren liderlere sarılırlar ama, her seferinde düş kırıklığına uğrarlar..

Mark Edmundson, The Death of Sigmund Freud yapıtında Freud'un çelişki dolu hümanitesini açıkca ortaya koymuştur.

Dünya ile olan ilişkilerinde Freud kurnaz ve ciddidir... Buna rağmen cesaretinden hiç fedakarlık yapmamıştır.

Kendi sağlığına da yeterince önemi vermediği bilinir. Yaşamının son yıllarında ağız ve boğaz kanserinden 30 kere ameliyat edilmiş ve pürosunu hiç bir zaman terketmemiştir.

Kimse Freud'un duygusal yanı ile ilgilenmemiştir ama, Freud yaşamının son aylarında Fransızcadan Almancaya bir köpeğin biyografisini çevirecek kadar köpek seven biridir.

Edmundson Freud'un yapıtlarının bilimsel olmadıklarını, bir tür bilgeliği yansıttıklarının kabul edilmesinin daha gerçekçi olduğunu savunmuştur.

Ama Freud psikoanalizin temelinin bilimsel olduğunda israr etmiştir.

Başka bir deyişle Freud'un bilimselliği daha kendisi sağken sorgulanmıştır.

Ve Freud tarafından reddedilmiştir.

Freud kendisine muhalefet edenlere karşı şiddetle tepki gösteren megalomanik bir kişiliğe sahiptir.

Link to post
Sitelerde Paylaş

oguz beni iki bucuk günlüğüne forumdan şutladiği için malumunuz bu süre zarfi içerisinde foruma bir şey yazamadim.haliyle bos kalan ortam diğer başliklarda bazi kendini bilmezlerin yoklugumdan faydalanip ıvır zıvır gevelemesine yol açti.onlari yanıtlayip burada stres atayim dedim, bari biraz freud amca'dan bahsedip rahatlayalim ;)

4 sayfalik index'i bir anda yanitlayamacağim gerçeğini göz önünde tutup yanitimin kisa ve öz olmasini maruz görmeniz dileğiyle

20'nci yüzyılın sanat, edebiyat ve sosyal yaklaşımlarını derin bir şekilde etkileyen, yaşamdan büyük ve kompleks kişiliğin özüne ve inançlarına kısaca değinmek istiyorum.

freud'a neden bu kadar "saldirma" ve "alerji gösterme" cüretinde bulunuyorsunuz, eğer etkisiz olsa ve söyledikleri yanliş olsa idi siz ve sizin gibi entelektüalizmden bir şey anlamayan hapcı şiringaci -yani molekülden atomdan ilaçtan başka bir şey bilmeyen- tip uzmanlari tarafindan bu kadar karacalmaya ugramazdi diye düşünüyorum.freud bir tip bilgini oldugu kadar ayni zamanda bir entelektüel ve fikir adamidir da.

Freud özünde bütün insanların bilinç altında cinsel ve agresif dürtülerün olduğuna ve süperegonun onlarla sürekli mücadele ettiğine inanıyordu.

hayır,eğer bunlari içtenlikle ve dürüstçe söylüyorsaniz, freud hakkinda bir şey okumamiş ya da okumaya caliştiğiniz halde kitaplarindan tek bir şey anlamamişsiniz.freud insan'in doğuştan bir çok dürtü ile dooğdugunu -ki bu sadece cinsellik değildir intikam ve öcalma gibi saldirganlik ve yamyamlik gibi başka şeyleri de inceler- ve kişi eğer bu dürtülerini bastirirsa -toplumsal yasalarda buna yol açabilir- çeşitli akil hastaliklari nevroz ve psikozlara yol açabileceğini söyler.

freud'u kanitlayan en büyük delil hipnotizma ve serbest çağrişimin var olmasi ve rüya'da görülenlerin kökeninin psikanaliz kurami ile açiklanabilmesidir.freud kabul edilmediğinde beyin kimyasiyla sunla bunla bilim ancak babayi alir, bundan başkasini değil.

Seks dürtülerine büyük önem veren Freud bu konuda, doğal olmayan tek cinsel davranış, cinsel davranışın olmamasıdır yorumunu yapmıştı.

bilmiyorsunuz bari konusup kendinizi düşürmeyin. forum admini olmanizdan kaynaklanan ayricalikli durumumuzun sizi tartişmalarda hakim konuma sokacağini düşünüyorsanizda ölümcül hata yapıyorsunuz.freud cinsel yaşamin cocuktaki kişiliğin olusumunu belirlediğini söyler ve kişilik bozukluklarinin ardinda libido karmaşası ve cocugun çeşitli gelişim aşamalarindaki seks'e dayali eksiklikler oldugunu söyler.seks güdüsü tatmin edilmediği zaman freud'a göre çeşitli kişilik bozukluklari bireyde kendisini gösterecektir.

Freud insanların doğasının iyi olduğuna asla inanmamıştır.

bunu hangi vargilarndan cikardiğinizi onun dilinden -mumkunse alinti yaparak- bize bir kanitlar misiniz?

Freud kendisine muhalefet edenlere karşı şiddetle tepki gösteren megalomanik bir kişiliğe sahiptir.

tam tersine ona saldiranlar megalomanyaklikta bir numaradir.

diğer yazdiklarinizinda en ufak bilimsel değeri olamaz, şahsi ve kişisel hakaretlerde ibarettir.

tarihinde xhorde tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
Modern psikiyatri Hacı'nın izlediği bilimsel yöntemleri izliyor..

Freud'un hayal ürünlerini ve uyduruklarını değil..

Hacı'nın yöntemleri ise farmakolojidir.

İnsanlarla ilgili (hatta hayvanlarla ilgili) ruhsallığı, basite indirgeyemezsiniz..

Hepsinin nedeni organiktir.

Karmaşıktır..

Materyelistiktir.

(-) siz materyalizmden bahsedemezsiniz -çünkü hakkindaki bilgi düzeyiniz sifira yakin bile değil sifir- (ayni şey "ifeel god" adli katilimci içinde geçerli).

(-) freud farmakolojiyi reddedse idi kokain ile ugraşmazdi, üstelik freud'un varsayimlarinin ardinda organik nedenlerin yatmadiğini kim söyledi.freud daha soyut kavramlarla ugraşmiştir, ama bu durum bu soyut kavramlarin ardinda onu gerçekleştiren somut ve farmakolojik nedenler oldugu gerçeğini diştalamaz.

(-) freud'a bu kadar saldirmaya calişmanizin ardinda onun 9 yaşinda lise mezunu olusu ya da diğer başarilarini mi kiskaniyor olusunuz mu yatiyor acaba ;)

(-) yazdiklariniz laf salatasindan başka bir şey değil. iletilerinizi siksak bir bardak limonata kadar bir şey cikmaz ortaya.çok ve bos yazmaktansa(iletileriniz hayli uzun ve fazla) az ve öz yazinda tartişma kalite kazansin.

tarihinde xhorde tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...