Jump to content
mtt

kuranda güneş ve ay

Recommended Posts

nebe suresi 6 ayette  dünyanın şeklinden bahsetmiyor dünyanın hem ova gibi düz yerlerinden hemde dağ gibi yüksek sivri yerlerinden bahsediyor

yani genel şekil değilde yeryüzü şekillerini anlatır.

 

şunu unutmamak lazım. yaratma anlamında halake ceale inşa sana  gibi arabi kelimeler geçer hepsi birbirinden farklıdır

halake temel anlamda bir nevi sıfırdan yaratma yoktan yaratma manasında

ceale yarattıktan sonra dönüştürme şekillendirme anlamındadır

misal oyun hamuru üretimi bir nevi halake ye denk gelir

birisi o hamuru alıp şekillendirse misal top gibi yuvarlayıp düzleştirse sonra eli ile bazı yerleri çekip dağ gibi uzatsa işte bu ceale denk gelir

nebe de ağırlıkla hemen hemen çoğu ceale fiilidir yani dönüştürme şekilendirme manasındadır

 

misal:7:189: "هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا
"

sizi tek bir nefisten yarattık (halake) sonra ve ondan eşini havvayı dönüştürdük şekillendirdik manasında ceale kullanılmış

o yüzden erkek ve dişilik ilk ana topraktan yaratılıştan sonra asılda değilde detay da dönüşümdür

o yüzden  bilim insanı demek daha doğrudur bilim adamı dediğin vakit kadını diğer cinsi dışlarsın

 

nebe 6 da geçen  döşek değil beşiktir.beşikte te esas olan hareketle uyutmadır dünyanın dönüşüne hareketine işarette vardır

 

esasen iple ağaca asılan hamak türü boşlukta salananlar sanki daha çok bu tarife uyar gibi geliyor

 

bir hamak tarzı beşikte ağaca asılı sallanan bir beşik görsek içinde uyuyan sarılı bir bebek yanında süt dolu biberonu olsa 

kati biliriz ki bu sallamayı sarılmayı beşiğe konma biberon filan bebeğin kendi işi değil onun kuvvet ve kudretini aşan daha büyük biri

misal annesi babası yapmıştır deriz zira bebek ne o hamağa girebilir nede sallayabilir şayet indirilmek istense yine büyük biri o işi yapmalı

 

bir nevi dağlarda o beşiği dengede tutan direkler kazıklar ağaç hükmündedir

 

dağlarsız tamamen ova bir dünyada yaşam olmayacağı gibi dengesi de kayar

tam tersi hep dağlık olsa yine yaşam olmaz dengeli şekilde hem ova düzlük hem dağlar vadiler akarsular var.

yayma serme uzatma manasında başka yerlerde  medde geçer uzatma demektir

arapça da med uzatma harfleri var aynı harfi uzatarak söyletir yayma uzatma bununla ifade edilir mehd beşik manasındadır

belki döşek yerine geçecek kelime firaş tır bir nevi yaygı döşek halı anlamına gelir

firaş tazen mefruşatın köküdür mefruşat evde sergi yaygı  her türlü şeydir.evi döşeyen şeyler

 

zaten Kur'anın dünyayı tarifinden çıkan sonuç şöyle: güneşi bir soba ve lamba gibi gök kubbenin tavanına astık

ayı bir gece lambası bir hesapayıcı takvim gibi bir hale getirdirk zira orda da ceale nuren denir nur yansıma zayıf ışık demek

ve gökyüzünü bir korunmuş tavan yaptık aynen geçer 

yeryüzünüde çiçeklerler çimlerle halı gibi döşek gibi yaydık

dağları da kazık gibi gök kubbe ile yer tabanı arasında direk kıldık

yıldızları da gök kubbeye serpiştirilmiş mis gibi parıldayan süsler eyledik ama bazı yıldızlarıda pusula gibi yön bulma vasıtası kıldık

aynı şekilde dünya arz bir beşik gibi hareketle sizi uyutur

 

***

gerçekten insan  bir bebeğin beşiğe girmesi gibi kendi irade ve kudreti ile şu boşlukta salanan ddünya beşiğine kendisi gelmiş değildir

daha üst irade onun tüm ihtiyacını sütünü hazırlayıp onuda bu beşiğe koyup merhametle sallamaktadır.

 

tarihinde nogodbutAllah tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

o yüzden uzatma döşeme yayma manasında medde ve firaş ovalar için kullanılmış düz alanlar içindir dağlar daha çok kazık direk manasına sahip

dağlar aslında kazık yanında geminin dalgalı denizde çapasını deniz tabanındaki kayalara yere sabitlemesi ile geminin hareketsiz dengede salanmasını engellemektir

hz nuhun gemisi için kullanıla mursa ve dağlar için rasa ravasi aynı köktür

 

zaten Kur'an güneş ay dünya için kendine has yörüngede yüzerler der

esasen kayarlar yani  motorsuz olan paraşüt gibi şeyler nasıl süzülerek gelirler

veya kuş yüksekten enerji harcamadan süzülerek kendini  bırakarak yol alır yağda kayar gibi

bir nevi gök cisimleri de sanki böyle boşlukta zahmetsizce kolayca yol alırlar

ve dağlar da şu boşluk denizinde yüzen dünya gemisinin direkleri mesabesinde çapaları gibi denge sağlarlar gibi mana da vardır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
22 saat önce, HATEM yazdı:


Sen ahmaklığını İğrenç düzeyini çok iyi ve belirgin bir biçimde ifâde ediyorsun. Bunu bir Tanrının ifâde etmesine veyâ açıklamasına gerek yok.
Senin bu mantık seviyesindeyken Müslümân olamamandan (ateist olmandan) daha doğal ne olabilir ki...

Geri zekalı Mundar Ruhlu Aşağılık pislik. Benim Yüce tanrımın asıl gerçek olduğunu bile bile Hala Ucube insan yapımı Onursuz dinini satmaya çalışırken Benim tanrımın olmadığını ispat etmeye bile çalışamıyorsun. 

 

Sen De biliyorsun asıl tanrı benim ile konuşan tanrı Ve kendin gibi ucube dininin tanrısının insan ürünü olduğunu. 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

TÂHÂ - 53 Yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indiren O'dur.» İşte biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık.


Taberi, Süddi’nin söyle dediğini rivayet ediyor: “Yeryüzünü sizin için düz kılan” yani sergi kılan demektir.
Hasen. Taberi (21/572) Mukatil, Vahidi ve Ibn Ebi Zemeneyn de aynısını söylemiştir.
Tefsiru Ibn Ebi Zemeneyn (1/414) Tefsiru Mukatil (2/330, 3/214) Vahidi, el-Veciz (1/697) bkz.: Tenviru’l-Mikbas (1/328, 2/9)
El-Hasen el-Basri: Mehd: “Yaygı demektir” dedi.  Abdurrazzak, Tefsir (3/344)
Begavi ve Kurtubi de “Sergi ve yaygı” olarak açıklamıştır. Kurtubi (16/64) Begavi (5/277)
Ibn Kesir: “Sabit, üzerine yerleşilen yaygı demektir” der. Ibn Kesir (7/219)
Ragıb der ki: “Mehd: çocuk için hazırlanan yatak/beşiktir… Mehd ve mihad, hazırlanan, üzerine basılan yerdir…mehedtu leke keza: sana şunu hazırladım, düzledim demektir… imtehede’s-senam: devenin hörgücü beşik gibi düz oldu demektir. Mufradat (2/635)

 

HİCR - 19 Yeryüzünü, enine boyuna döşedik (medednâ-hâ) ve orada metin dağlar yarattık ve oradan, taktirimize göre, her şeyi bitirdik.


Katade dedi ki: “Yeri yaydık” diğer ayette: “Bundan sonra yeri yaydı” Bize anlatıldı ki: şehirlerin anası Mekke’dir, yeryüzü Mekke’den uzatılarak yayılmıştır”. Taberi (17/79) Durru’l-Mensur (5/69)
Kurtubi der ki: Ibn Abbas der ki: Nitekim yüce Allah bir başka yerde: "Bundan sonra da yeri yayıp döşedik" (en-Nâziât, 79/30) diye buyurmaktadır. Bir başka yerde de: 'Yeri de yayıp döşedik, ne güzel düzleyicileriz biz" (ez-Zâriyât, 51/48) diye buyurmaktadır.
işte bu buyruklar yerin küresel olduğunu iddia edenlerin kanaatlerini reddetmektedir ki buna dair açıklamalar daha önceden (er-Ra'd, 13/3. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Kurtubi (10/12)
 

Günümüz mealcilerinin yaptığı tamamen keyfi bir eğip bükmeden ibarettir. Örneğin Türkçe’deki ”müracaat” anlamı taşıyan ”başvuru” kelimesini etimolojik açıdan incelediğimizde (en temel anlam) olarak “başı/kafayı bir yere vurmak/çarpmak” manâsına kavuşubiliriz. Fakat mesela ”Ali bu konuyla ilgili olarak belediyeye başvurdu” cümlesindeki ”başvurdu” sözcüğünün bu en temel anlamla olan ilgisizliği aşikârdır. ”Başvuru” kelimesi ‘başı bir yere vurmak’tan gelir; demek ki "Ali belediyeye kafa atmıştır” gibi bir yorum gülünç ve saçma olur. Kuranı bilime uydurmaya çalışan yalancıların yapmaya çalıştığı da bundan farksızdır.
Bizzat konunun uzmanlarının yaptığı tefsir ve açıklamalar da bunu teyid eder niteliktedir.


Kuranda "Dünya düzdür" yazmamasının nedeni ise Müslümanların Dünyayı yuvarlak olarak bildiklerinden değildir. Nedeni Dünyada düz olmayı bozan yükseltilerin ve çukurların olmasıdır. Depremler olmasın diye dikilmiş dağlar vardır. Dağlar yeri çadır gibi sabitlemek için çakılmış kazık görevi yapmaktadır. Dağlar ve çukurlar olmasa yatak gibi yaymak yerine mecburen dümdüz yazacaktır.
Dağ ve çukurlar nedeniyle dümdüz yada düz diyemeyeceği için yaydık döşedik yazmak zorunda kalınmıştır.

 


Kehf
86-Sonunda güneşin battığı yere varınca güneşi, çamurlu bir su pınarında batarken buldu...
89-Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
90-Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.


Bu adam acaba nere gitti?
Yine görülüyor ki, Kuran'a göre insan dünya üzerinde yürüyerek güneşin battığı ve doğduğu yere ulaşabiliyor. Bu ifadeden Kuran ve islamın Dünya yı tepsi/döşek gibi düz sandığı anlaşılıyor. 
Dünyanın yuvarlak olduğunu bilen hiç kimse böyle bir cümle kurmaz.
Nere gidersen git, hatta hiç bir yere gitmesen de aynı şeyi (güneşin uzaktan doğdunu/battığını) görürsün.


Bu kadar örnek var. Bunlar yetmese bile islamın ibadet sistemi bile yeter ama anlamak istemeyen anlamıyor işte.
İsteyen istediğine "inanır".
İyi günler

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

 

5 saat önce, poiuz yazdı:

Yine görülüyor ki, Kuran'a göre insan dünya üzerinde yürüyerek güneşin battığı ve doğduğu yere ulaşabiliyor. Bu ifadeden Kuran ve islamın Dünya yı tepsi/döşek gibi düz sandığı anlaşılıyor. 


Sana göre İslâm, Dünyâyı düz zannediyorsa, Kur'ânda Dünyâ'nın yuvarlak olduğunu ifâde eden âyetlerin olmaması gerekiyor. Değil mi?
"İslâmın Dünyâyı Düz zannettiği" iddiânı doğrulaman için Yuvarlaklık ifâde eden âyetlerin hepsinde, bu âyetlerin yuvarlaklık ifâde etmediğini, yorumlayarak göstermen gerekiyor.

Ama sen nutuk çekiyorsun, satır satır veyâ paragraf paragraf karşılıklı tartışmaya giremiyorsun, böyle tartışınca kimin haklı olduğu ancak görülebilir.
Sana cevâbı verilen konuları tekrâr tekrâr önümüze getiriyorsun.
Verdiğimiz cevabı alıntılayıp yanlışımızı gösterirsen kimin haklı olduğu lokal de olsa ortaya çıkacak ama sen bundan kaçıyorsun. Sürekli nutuk çekiyorsun.
Yuvarlaklık ifâde eden âyetlerin yuvarlaklık ifâde etmediğini kanıtlayamaz isen bu durum, yukarıda yaptığın yorumların geçersizliğini isbât eder.

O yüzden yaptığın yorumların yanlışlarını gösterip doğru yorum budur dememizden önce,
Buyur, aşağıdaki âyetlerin "Düz Dünyâ" görüşünle nasıl uyuştuğunu tek tek îzâh et.
Bunların îzâhını yapamıyorsan, Düz Dünyâ yorumlarında, çıkarımlarında bir sakatlık olduğunu anlamalısın.
Çünkü senin iddiâna göre Kur'ân, Dünyânın yuvarlak olduğunu bilmiyor...
Bence ise Dünyâ hem düzdür hem de yuvarlaktır. Dünyâda düzlüklerin olması Bütünde yuvarlak olmasıyla çelişmiyor.

Âyet-i kerîmelerin yanı sıra bir de yedi buçuk asır önce yaşamış Muhyiddîn Arâbî hazretleri nasıl olmuş ta Dünyânın yuvarlaklığını sebebiyle birlikte açıkça ifâde etmiş.
Senin zannına göre Kur'ân, Dünyâ için Düz diyorsa Muhyiddîn Arâbî hazretleri nasıl şöyle diyebilmiş:
“Allah, kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır.”
"Mükemmel şekil küredir. Onun için Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.
" (Fütûhât-ı Mekkiye 1. cilt)

“Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor (yükevviru).” (39:5)
“Ey cinler ve insanlar topluluğu! Göklerin ve yeryüzünün çaplarını aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa aşıp geçin. Ancak üstün bir güçle geçebilirsiniz.” (55:33)
“Siz ey haşri inkar edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök alemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti! Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı. Gecesini karanlık, gündüzünü parlak şekilde açığa çıkardı. Sonra da yeryüzünü yayıp yuvarlattı. Oradan sularını, otlaklarını çıkardı. Dağlarını oturttu.” (79:27-32)

“Onlar hiç bilmedikleri bir zamanda aniden kıyametin gelmesini mi gözlüyorlar?” (Zuhruf, 43/66)
Bu âyetten kıyâmetin ânsızın kopacağını öğreniyoruz
Kasabaların halkı, geceleri uyurken onlara gelecek baskınımızdan güvende midirler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk (gündüz) vakti eğlenirken,
baskınımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?” (7, 97-98)
Ânsızın kıyâmet koptuğunda, Dünyânın bir bölgesinde gece kıyâmet kopacak aynı anda bir bölgesinde gündüz kıyâmet kopacak. Bu da ancak Dünyânın yuvarlaklığına işârettir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
7 hours ago, HATEM said:

Sana göre İslâm, Dünyâyı düz zannediyorsa, Kur'ânda Dünyâ'nın yuvarlak olduğunu ifâde eden âyetlerin olmaması gerekiyor. Değil mi?

 

Yok zaten.

 

7 hours ago, HATEM said:

yet-i kerîmelerin yanı sıra bir de yedi buçuk asır önce yaşamış Muhyiddîn Arâbî hazretleri nasıl olmuş ta Dünyânın yuvarlaklığını sebebiyle birlikte açıkça ifâde etmiş.
Senin zannına göre Kur'ân, Dünyâ için Düz diyorsa Muhyiddîn Arâbî hazretleri nasıl şöyle diyebilmiş:
“Allah, kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır.”
"Mükemmel şekil küredir. Onun için Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.
" (Fütûhât-ı Mekkiye 1. cilt)

 

Bak, bu adam bile açık ve net olarak küre demiş, senin put neden Kuran'da küre dememiş, küre kelimesini bilmiyor muymuş Kuran'ı Cebrail Kargo'ya verdiğinde?

 

7 hours ago, HATEM said:

“Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor (yükevviru).” (39:5)
“Ey cinler ve insanlar topluluğu! Göklerin ve yeryüzünün çaplarını aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa aşıp geçin. Ancak üstün bir güçle geçebilirsiniz.” (55:33)
“Siz ey haşri inkar edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök alemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti! Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı. Gecesini karanlık, gündüzünü parlak şekilde açığa çıkardı. Sonra da yeryüzünü yayıp yuvarlattı. Oradan sularını, otlaklarını çıkardı. Dağlarını oturttu.” (79:27-32)

 

Bu ayetler de Kuran'ı yazanların dünyayı düz sandığını kanıtlıyor. Ayrıca bu Kuran'ı yazanlar o kadar cahil ki, gece ve gündüzü bir varlık sanıyorlar, bir tanrının devamlı olarak geceyi gündüzün, gündüzü gecenin üstüne örttüğünü sanıyorlar, halbuki artık biliyoruz ki,  dünyanın bir yarım küresinde gece iken diğer yarım küresi gündüzdür, dünyanın tamamı gece veya tamamı gündüz diye bir durum yoktur. Hadi bu adamlar cahildi, bilmiyorlardı, günümüz bilgisine sahip değillerdi, bu yüzden böyle sanmaları gayet normal, peki senin mazeretin ne? Sen nasıl bu kadar cahil ve mal olarak kaldın?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
16 dakika önce, sağduyu yazdı:

dünyanın bir yarım küresinde gece iken diğer yarım küresi gündüzdür, dünyanın tamamı gece veya tamamı gündüz diye bir durum yoktur.


Okumadan cevap yazıyorsun, câhil olduğun için...
Bak aşağıda ben ne yazmışım:

8 saat önce, HATEM yazdı:

Ânsızın kıyâmet koptuğunda, Dünyânın bir bölgesinde gece kıyâmet kopacak aynı anda bir bölgesinde gündüz kıyâmet kopacak. Bu da ancak Dünyânın yuvarlaklığına işârettir.

 


Siz benim sorularıma cevap veremessiniz. Anca inkâr etmeyi bilirsiniz.
Bak ben sizin her satırınıza istesem üşenmesem cevap veririm.

 

23 dakika önce, sağduyu yazdı:

Ayrıca bu Kuran'ı yazanlar o kadar cahil ki, gece ve gündüzü bir varlık sanıyorlar,


Anlaman imkânsız ama yine de yazayım.

Elbette varlık. Hem gece bir varlık Hem de gündüz ayrı bir varlık.
Fotonlar da bir varlık.
Hayat bir varlık olduğu gibi ölüm de bir varlık. Ölüm, yaratılmış bir mahlûktur. Hayâtın yokluğu değil...
Gündüz aydınlıktır,
Gece,, Gündüzün hiç yokluğu değil,, Aydınlığın hiç olmaması değil,, bilakis gece de bir varlıktır.

Ancak mutlak varlık için ve Mutlak varlığa âid sıfatlar için Karşılığında Mutlak yokluk (hiçlik) ve sıfatları gelir.
Bu izâfî âlemde mutlak yokluk ve mutlak boşluk yoktur. Her yer varlıktır, varlığın bir türüdür.
Bu bir müjdedir.
Allah'ın rahmetiyle zarûrî olarak kuşatılmış dururumdayız.
Zarûrî Rahmet içinde olmak için vâr olmak, bir varlık olmak yeterlidir.

Ya'nî sen câhilsin fakat senin câhilliğin mutlak câhillik değil,,
Yanlış ve hedefi şaşmış bilgilerle dolu olduğun için sana câhil denir.

 

Hiç bir insan Bilginin hiçliği anlamında câhil olmaz ...
 

37 dakika önce, sağduyu yazdı:

peki senin mazeretin ne? Sen nasıl bu kadar cahil ve mal olarak kaldın?


Sevgi, münâsebetin varlığındandır. Münâsebet ve benzerliğin yokluğu sevgiyi imkânsızlaştırır.
Her varlık kendisini sever. Kendisine yakın olan vasıfları başka bir varlıkta görürse aradaki münâsebet sebebiyle o başka varlığı sevebilir.
Sonuçta, başka varlık içinde kendisini sevmektedir.
Durum böyle olunca...
Sen câhil isen ancak câhili seversin, âlimi sevemessin.
Âlim isen âlimi seversin câhili sevemessin.
Cömert adam bir cimriyi sevmez.
Cimri olan da Cömerti sevemez.
Cesur korkağı, korkak da cesuru sevemez.
Kedi kediyi sevebilir.
Kedi köpeği sevmez, çünkü aradaki münâsebet azdır.

 

Bir saat önce, sağduyu yazdı:

Sen nasıl bu kadar cahil ve mal olarak kaldın?


Sen âlimsen ben câhilim, sen akıllıysan ben deliyim, Sen insânsan ben eşşeğim...

Bak, vereceğim bu cevabı anlamanı sağlayabilmek için yukarıda ne kadar giriş (açıklama) yapıyorum.
Yine de sen anlamassın...

 

Bir saat önce, sağduyu yazdı:

Bak, bu adam bile açık ve net olarak küre demiş, senin put neden Kuran'da küre dememiş, küre kelimesini bilmiyor muymuş Kuran'ı Cebrail Kargo'ya verdiğinde?


Allah'ın hedefi, kullara geometrik astronometrik bilgi vermek değil...

Bizim Dünyânın yuvarlak olduğunu yorumlamamız da işâret ve dolaylı yoldan bir çıkarımdır.
Çünkü Dünyânın yuvarlaklığı gibi şeyler Allah'ın hedeflediği konunun dışındadır.
Devrimizde son peygamber gelseydi ve bizim bu türden sorularımız olsaydı Doğrudan geometrik astronometrik bilgiler verilirdi.

Kur'ândaki Ay, Güneş yıldızlar, Göklerden maksat bile aslında başka şeyler...
Sizin gibi gâvurların hayâl bile edemeyeceği şeyler...
 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Peki, "devekuşu yumurtası"nın bir saçmalık, bir yalan oduğunu açıklığa kavuşturduktan sonra...

Kuran dünyasının düz olduğunu açıkça belirten ayetleri gösterdikten sonra...
İslamın ibadet sisteminin düz dünyada işlemediğini hatırlattıktan sonra...
Senin yazdıklarına gelelim.


 Muhyiddîn Arâbî, Endülüsde (İspanyada) doğmuştur. Şam, Bağdat, Mekke, Kairo, Kuddüs, Halep gibi şehirlere seyahat etmiş; Türkiyede  Sivas, Malatya, Kayseri, Konyayı ziyaret etmiştir. 
Muhyiddîn Arâbî,  "Sufi metafiziği" adlı eserinde varlığın birliği dolayısıyla varlığın tanrı olduğunu da söylemiştir. Bu yüzden onun küfre battığını, görüşlerinin hristiyanların üçlemesinden etkilendiğini ve Kurana itiraz ettiği söylenmiştir. Şeyh-i Ekfer (en kafir şeyh) diye de nâm salmıştır. Yazdığı kitapların okunması yasaklanmıştır.


"Allah, kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır.”

"Mükemmel şekil küredir. Onun için Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır." (Fütûhât-ı Mekkiye 1. cilt)


Muhyiddîn Arâbî, sadece Kurandan değil bir çok kitap/bilgiden yararlanmıştır. Bildiğim kadar Antik Yunanlılar küreyi evrende en mükemmel şey sayıyorlarda. Gökyüzünde herşey küre şeklindeydi. Hatta gökcisimlerinin yörüngelerinin  elips şeklinde olması Yunanlılar için büyük bir bulmaca olmuştur. Gökteki herşey gibi yörüngelerin de tam yuvarlak (mükemmel) olmasını bekleyen Yunanlar elips şeklinde haraket eden gökcisimlerine bir anlam verememişlerdir. Senelerce yörüngelerin elips şeklinde olabileceği akıllarına gelmemiş, gökcisimlerinin yavaşlayıp hızlandığını sanmışlardır.

 


Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor (yükevviru).” (39:5)

 

Bu ayetin yanlış olduğunu yazmıştım. Gece gündüzü sarmaz. Gece ve gündüz sabittir. Dünyanın güneş gören tarafı gündüz, gölgede kalan tarafı gecedir. Ve bu hep böyledir, hiç bir zaman gece gündüzü sarmaz da, örtmez de!
Yapabilirsen gece nasıl gündüzü örtüyormuş, sarıyormuş bana gösterebilirsin.

Şimdi bazı şeyleri anlamak için o günün Arapları evreni/göğü nasıl biliyorlardı bir bakalım:

 

Ancient-Cosmology.jpg

 

Yukarda görüldüğü gibi dünyanın üzerinde bir gökkubbe vardır. Ve yarı daire şeklinde güneş ve ay orda haraket ediyorlar. Birbirlerini geçemiyorlar, gündüz de geceyi geçemiyor çünkü düzenli bir şekilde bir gece oluyor bir gündüz. Gecenin gündüzü "sarıp örtmesinin" nedeni de gökubbebin yarı daire şeklidir. Ağır ağır akşam olur ve gece gündüzü örter. Yukarda yarı daire gökkube olduğundan  sarıp örter (yükevviru).

Ayrıca burda belirtmek isterim, Kuran yazarları gece ve gündüzün de ay ve güneş gibi yaratıldığını sanıyorlardır ve Kurana da böyle yazarlar. Yani dünyanın gölgedeki kısmının karanlık olduğunu bu yüzden gece olduğunu bilmezler. Allah gece ve gündüzü yaratmıştır!
O gökkubbede (en yakın gökte) şeytanları taşlamak için yıldızlar asılıdır. Ve bu gökkubbe hiç bir direk olmadan orda durmaktadır,  dünyanın üstüne düşmesin diye Allah tutmaktadır. (Kuranda böyle yazar)
Kaf Suresi 6. ayette mesela gökte hiç bir çatlak bulunmadığı yazar. Evet, gökkubbede hiç bir çatlak yoktur. 
Kuranda, tavan olan, insanların üstüne düşmeyen gök bu gökkubbedir.

 

Kıyamet günü... Biz o gün göğü, kitap sahîfelerini dürüp büker gibi dürüp bükeceğiz. (Enbiya 104)
Burda yine kitap sayfaları gibi bükülecek olan gökkubedir. Kuran yazarlarının 3 boyutlu evrenden haberleri yoktur

 


"Onlar hiç bilmedikleri bir zamanda aniden kıyametin gelmesini mi gözlüyorlar?” (Zuhruf, 43/66)

Bu âyetten kıyâmetin ânsızın kopacağını öğreniyoruz
“Kasabaların halkı, geceleri uyurken onlara gelecek baskınımızdan güvende midirler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk (gündüz) vakti eğlenirken,
baskınımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?”
(7, 97-98)


Burda Kuranın gece ve gündüzü örnek vermesinin nedeni Allahtan başka hiç kimsenin kiyamet vaktini bilmediğindendir. Sadece gündüzü örnek verse kıyametin gündüz vakti geleceği bilinirdi.
Mesela Kıyame Suresi 6-10 ayette kıyamet günü ay ve güneşin birleşeceği ve insanların kaçacak yer arayacağı yazar. Tabii bu da imkansızdır. Böyle bir şey olmuş olsa insanlar çoktan ölmüş olur, kaçacak yer arayamazlar. (Eğer olabilir dersen, nasıl olacağını anlatabilirsin) Bu teori/fantazi de gökkubbeli bir dünyada düşünülebilir.

 

 

Umarım bir çok ayet açıklanmış ve yazılanlar yeterince açıklayıcı olmuştur.
İyi günler

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

"Mantık" kullanıcı adıyla yazan üyemiz, yönetici ve eski yönetici kullanıcı adlarına çok yakın nick almak yasaktır.

 

Kullanıcı adınız "Mantık_sadecebiri1" olarak değiştirilmiştir. (Sadecebiri1 email adresinizdeki isim olduğu için). Kullanıcı adınız için başka bir tercihiniz varsa özel mesajla bildiriniz. (Size o konuda özel mesaj da gönderdim).

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
11 saat önce, poiuz yazdı:

Peki, "devekuşu yumurtası"nın bir saçmalık, bir yalan oduğunu açıklığa kavuşturduktan sonra...


Naziat 30 da,, Deve kuşu yumurtasını ifâde eden bir kelime olmadığını düşünüyorsan,
Yaşar nûrî öztürk nasıl olmuş ta, âyete Deve kuşu yumurtası ile meâl vermiş? Ali Ünal ve Edip yüksel de aynı tercîhi yapmış.
Bu meâllere, "Çok uzak bir ihtimâl" "Ne alâka" diye i'tirâz ettiğinde de
Kur'ânın Geometrik bilgiler verme hedefinde olmadığını, Dünyânın insânların yaşamasını sağlamak için düzleştirildiği, düzenlendiği bilgisini vermeyi hedeflediğini
bunun yanında yumurta benzetmesinin bir yan anlam olarak düşünülmesinin yanlış olmayacağına işâret ettim. Çünkü Dünyâ hem düzdür hem de yuvarlaktır.

Saçmalık ve yalandan kastın, mealdeki yanlışlık değilde,,  Yerküre ile yumurta arasında  bir benzerlik kurmak olduğunu düşünüyorsan,,
Bu görüşüne cevap olarak da dedim ki; Naziat 30 ve öncesi ve sonrası âyetler, Dünyânın oluşum evrelerini betimliyor, o yüzden yumurta benzetmesi, şimdiki Dünyâdan daha çok, Okyanusların bile oluşmadığı evredeki Dünyâ için olsa gerektir. Bilemiyorum ama belki 3 milyar sene önceki Dünyânın yapısı yumurtaya daha çok benzeyebilir dedim.

Tartışmanın geldiği bu noktada,, Senden,
Yumurtadan daha çok Dünyâya benzeyen, 1450 yıl önce Mekke coğrafyasındaki insânlara sunabileceğin daha iyi bir örnek göstermeni istedim.
Unutma, Göstermek zorunda olduğun örnek, Dünyâ'nın katmanlı yapısını  Yer kabuğunun varlığını (Yumurta kabuğu gibi sertliğini pürüzlülüğünü) ve
Çekirdeğin akışkanlığını Deve kuşu yumurtasından daha iyi daha güzel sembolize etmelidir. Portakal gibi örnekler de verme, onların çok çekirdekli, dilimli ve saplı oluşu işi bozuyor dedim.
Boşuna Dünyâ için kozmik bir yumurtadır dememişler dedim.

Senin iddiâna göre Mâdem Kur'ân insân ürünü,, Buyur daha iyisini, 1450 yıllık avantajınla, toplaşarak gösterin bakalım.

 

11 saat önce, poiuz yazdı:

Kuran dünyasının düz olduğunu açıkça belirten ayetleri gösterdikten sonra...


Yeryüzünün insân için bir döşek gibi düzenlenmesi ve pratikte İnsâna göre Dünyânın düz olması,, Uzaydan görülen Dünyânın yuvarlaklığına aykırı bir durum değildir ki...
Git Çayırlara sırt üstü uzan, Ya da şişme deniz yatağına uzan, Dünyânın Düz olduğunu hissedeceksin...
Ayaklarınla bisiklet çevirir gibi, "Dünyâ düz değildir yuvarlaktır" diye çırpınmanın Bir gereği var mı?

1450 sene önceki insânlara şu ân bildiğimiz veyâ 5 bin sene sonra ulaşılabilecek bilgilerin doğrudan verilmesinin ne kadar hikmetsiz bir iş olacağını anlamıyor musun?
Allah (c.c.) açık açık "yer kabuğunun altında ateş var ve Dünyâ fırıl fırıl dönüyor" gibi bilgiler verse
Müslümânlar bile inançlarından şüphe etmeye başlar, Gereksiz doğru bilgiler vermek, trafolara (düşünce sistemine) zarâr verir.

11 saat önce, poiuz yazdı:

İslamın ibadet sisteminin düz dünyada işlemediğini hatırlattıktan sonra...


Kıbleye yöneldiğimizde Kâbenin karşı istikametimize düşmediğini anlatmaya çalışıyorsan,
Biz Zâten Kâbeye tapmıyoruz.

 

11 saat önce, poiuz yazdı:

Muhyiddîn Arâbî, Endülüsde (İspanyada) doğmuştur. Şam, Bağdat, Mekke, Kairo, Kuddüs, Halep gibi şehirlere seyahat etmiş; Türkiyede  Sivas, Malatya, Kayseri, Konyayı ziyaret etmiştir. 
Muhyiddîn Arâbî,  "Sufi metafiziği" adlı eserinde varlığın birliği dolayısıyla varlığın tanrı olduğunu da söylemiştir. Bu yüzden onun küfre battığını, görüşlerinin hristiyanların üçlemesinden etkilendiğini ve Kurana itiraz ettiği söylenmiştir. Şeyh-i Ekfer (en kafir şeyh) diye de nâm salmıştır. Yazdığı kitapların okunması yasaklanmıştır.


"Allah, kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır.”

"Mükemmel şekil küredir. Onun için Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır." (Fütûhât-ı Mekkiye 1. cilt)


Muhyiddîn Arâbî, sadece Kurandan değil bir çok kitap/bilgiden yararlanmıştır. Bildiğim kadar Antik Yunanlılar küreyi evrende en mükemmel şey sayıyorlarda. Gökyüzünde herşey küre şeklindeydi. Hatta gökcisimlerinin yörüngelerinin  elips şeklinde olması Yunanlılar için büyük bir bulmaca olmuştur. Gökteki herşey gibi yörüngelerin de tam yuvarlak (mükemmel) olmasını bekleyen Yunanlar elips şeklinde haraket eden gökcisimlerine bir anlam verememişlerdir. Senelerce yörüngelerin elips şeklinde olabileceği akıllarına gelmemiş, gökcisimlerinin yavaşlayıp hızlandığını sanmışlardır.


Nâkıs müslümânların  veya dış yüz müslümanlarının Hazret-i Şeyhe Şeyh-i ekfer diye hakâret etmeleri, Şeyhin Şeyh-i ekber olmasına zarâr vermez. Hâtemü'l Evliyâ dır, Şeyh-i ekberdir, sayısız kerâmetleri görülmüştür. Senin iddiâ ettiğin anlamda Dünyâ düz bir tepsi gibi olsa,, Böyle bir müslümân,, Senin iddiâna göre Kur'âna karşı gelerek, Dünyânın bir küre olduğunu söyleyemez.
 

 

11 saat önce, poiuz yazdı:

Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor (yükevviru).” (39:5)

 

Bu ayetin yanlış olduğunu yazmıştım. Gece gündüzü sarmaz. Gece ve gündüz sabittir.


Ama Dünyâ sâbit değil...

Hem Gündüz nasıl sâbit olsun ki Güneş te hareket ediyor.

Ayrıca Güneş ışığı veyâ Gün ışığı farklı Gündüz farklı,
Gündüz, Yeryüzüyle Güneş ışığının birlikteliğinden oluşan bir durum.
Meselâ Dünyâ ile Güneş arasında (uzay boşluğunda) güneş ışığı olmasına rağmen, gündüzlükten bahsedilemez.

Bence "Geceyi gündüzün üstüne sarma" ifâdesinde dehşet detaylar var.

Güneş ışığı nisbeten sâbit olduğu için, Dünyânın kendi ekseni etrafında dönüşüyle karanlık olan yerler aydınlıkla küreleniyor, aydınlık olan yerler de karanlıkla küreleniyor sarılıyor.
Dünyâ pirizma veyâ tepsi şeklinde olsaydı bu kürelenme, sarma olmazdı.

Gündüz,, Yeryüzüyle Güneş arasında gerçekleşen bir fonksiyon olduğu için Gündüzün ya da gecenin sâbit olması bu açıdan imkânsız. Çünkü Yeryüzü Dönüyor.

Ayrıca bunlardan daha temel bir gerçek var ki, O dâ Bütün Kâinâtın Güneşin ve Dünyânın her sâniye binlerce kez yeniden yaratılmış olmasıdır.
Bu yüzden Her Dünyâ gecesinde sayısız Dünyâ gecesi mahluğu Her gününde de sayısız gündüz mahluğu yaratılıyor. Evrende sâbit olan hiç bir şey yok.
Belki 24 saatte bir kere tâmm olarak birbirini örtme durumu var zannetsekte,
Saniyedeki binlerce yaratılışın her birinde,, yok oluşta gece, vâr oluşta gündüz, sayısız kere birbirlerini örtmektedir.
 

 

12 saat önce, poiuz yazdı:

Dünyanın güneş gören tarafı gündüz, gölgede kalan tarafı gecedir. Ve bu hep böyledir, hiç bir zaman gece gündüzü sarmaz da, örtmez de!


Ah işte, Dünyâ kendi ekseni etrafında bir dönmeseydi, İslâmın insan ürünü olduğunu isbatlayacaktın ama mâlesef ve körolasıca Dünyâ, yerinde durmuyor.
Dolanıp dolanıp kürelenip duruyor.

 

12 saat önce, poiuz yazdı:

Yapabilirsen gece nasıl gündüzü örtüyormuş, sarıyormuş bana gösterebilirsin.


Gece ve Gündüzün,
Güneş,
Gün ışıkları
ve Yeryüzü arasındaki
birlikteliğinden kaynaklanabilecek fonksiyonlar olduğunu bilirsen,
Ya'ni Gece ve Gündüz olayını sırf Güneşe veyâ Güneşin görünmezliğine bağlamaktan vazgeçersen sen de görürsün.
Ya'ni Gündüz ve Gece, Ancak yeryüzünde tahakkuk eden bir olgu. Güneşin içinde veya yakınında tahakkuk eden bir olgu değil.
Allah, Geceyi nûr (Ay) Gündüzü ziyâ (Güneş) kavramları ile izâh etmiyor.
Senin anladığın gibi sadece bir ışık kaynağı ile konu îzâh edilseydi, Yeryüzünde kapalı bir odaya girdiğimiz zamân o karanlık ortamı gece diyerek adlandırabilirdik.

 

13 saat önce, poiuz yazdı:

yaratıldığını sanıyorlardır

 

13 saat önce, poiuz yazdı:

bilmezler.


1450 sene önceki insânların Uzay hakkındaki bilgilerinde bir kısım yanlışlar olduğu muhakkaktır.
Kur'ân âyetlerini okusa bile aynen senin gibi yanlış netîce çıkarmaları da doğaldır.
Önceden de söyledim, Algılarını kökten değiştirici açık seçik lüzûmsuz fakat doğru bilgiler yüklemek, tarafoyu (Düşünceyi) ârızalandırır.
1450 sene önceki insânların uzay algısını boşver.
Kur'ân ne buyuruyor ona bakalım.
Haa vahyin indirildiği toplumun algısına uygun fakat yanlış olmayan bilgilerle hitâb etmek,
ya'ni ilâhî gerçekleri onların anlayabileceği şekilde söylemek, 
Hattâ İlâhî bilgilere o toplumun dünyâsına özgü elbiseler giydirmek, işin önemli bir sırrı, büyük bir hikmet. Anlayabilirsen...

 

13 saat önce, poiuz yazdı:

O gökkubbede (en yakın gökte) şeytanları taşlamak için yıldızlar asılıdır. Ve bu gökkubbe hiç bir direk olmadan orda durmaktadır,  dünyanın üstüne düşmesin diye Allah tutmaktadır. (Kuranda böyle yazar)


Grip sebebiyle bırakıyorum.
Allah izin verise burdan kaldığım yerden devam edeceğim.
 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

20 kişi 200 kişi "devekuşu yumurtası" dememiş ama 3 kişi "devekuşu yumurtası" demiş. Eski mealciler neden "yaydık döşedik" dediklerini açıklamışlar. Aynı şeyleri 10 kere tekrarlatma, neden böyle dediklerini, neden "devekuşu yumurtası" demenin saçmalık olduğunu yazdım. Tekrar etmek gerekmez.

Kimler devekuşu yumurtası demiş bir bakalım:
Ali Ünal. Kim? Ben tanımam, kitaplarını, mealini okumadım. Fetöcüler bunun mealini okurlarmış, Zaman gazetesi yazarıymış, itirafçı olmuş, anladığım kadar 19-20 yıllığına hapise atılmış biri. 
Edip Yüksel, hocasını peygamber ilan eden adam. Sünnetleri kabul etmiyor, sünnetler olmadan neye göre namaz kıldığını ama söylemiyor. Kuranda "deve"yi (dâmirin) "taşıt aracı" diye çeviren adam.
Yaşar Nuri Öztürk, müslümanken favori din adamımdı, hatırladığım kadar sonraları deist mi olduydu ne. 
En azından reenkarnasyona inanıyordu. O da "toz"u " atom" diye çevirmişti.
Bu adamlar Kurana "embriyo", " yerKÜRE" gibi bir sürü yeni/bilimsel anlamlar sokmuşlardır.
Muhyiddîn Arâbî, o da Kurandaki dinden saparak "varlık tanrıdır" demiş. O da küfre batmış.
Dikkat edersen din adamları bilime, mantığa yaklaştıkça islamdan uzaklaşıyorlar. (İroni)

Bir kişinin, iki üç kişinin ayrı düşünmesi birşeyi değiştirmez. Kuranda dünyanın yuvarlak olduğu yazmaz.

 

Ama dünya’nın yuvarlak olduğunu Yunan filozofu Aristoteles 2000 yıl önce hesaplamış. Gökyüzü Üzerine adlı kitabında şöyle der: “Yıldızları gözlediğimizde sadece Dünya’nın yuvarlak olduğunu değil, çok büyük olmadığını da açıkça görüyoruz. Pozisyonunun güneye ya da kuzeye doğru azıcık değişmesi ufuk çizgisinde bariz bir değişime yol açar.
Başka bir deyişle gökyüzünde gördüğümüz yıldızlar bulunduğumuz yere göre değişir. Kuzey yarıküresi üzerindeki gökyüzü güney ile aynı değildir. Dünya düz olsaydı her zaman aynı yıldızları görürdük.
Millattan önce yaşayan Eratosthenes dünyanın çevre uzunluğunu ölçmüş. O günden bu yana en azından eğitimli insanlar Dünya’nın yuvarlak olduğunu biliyorlardı.
Neden Allah, Kuranda dünyanın yuvarlak olduğunu yazınca insanlar inançlarından şüphe edecekmiş?


Benden dünyaya benzer bir örnek istemişsin. Kendin demişsin, portakal. Devekuşu yumurtasından daha iyi bir örnek. Üzücü olan Kuranda devekuşu yumurtası bile yazmıyor.
Sen aslında müslümanların nasıl düşündüğüne güzel bir örnek oluyorsun. "Devekuşu yumurtası belki 3 milyon yıl önceki dünyaya benziyordur" gibi şeyler diyorsun. Öyle olduğunu varsayalım. Neden üç milyon yıl önceki dünya? Çünkü belki o dünya devekuşu yumurtasına benzer!!! Yani maksat olayları/bilgileri Kurana uydurmak. Hani 7 (kat) yer vardı, ne oldu?

Ayetlerden birini portakalla ilişkilendirseler portakalın içindeki dilimler unutulur, " tam da dünyayı anlatıyor" denirdi. Müslümanlar ayetlerde bir yerde 1000 sene başka bir yerde 5000 sene yazan "Allahın katındaki günü" Einsteinen İzafiyet Teorisine bile bağlamaya çalışıyorlar, ben ne anlatıyorum!?!


İbadet sisteminiz düz dünyaya göre dememin nedeni kıble değil. Kıble diye zaten hep göğe doğru yöneliyorsunuz ama bu küçük problem. Müslümanlar, kutuplara yakın yerlerde namaz ve oruç gibi en önemli ibadetlerini yerine getiremezler.  Sadece düz bir dünyada, islam evrensellik iddiasında bulunabilir.


Gece ve gündüze sabit dedim. Tamam dünya güneşin etrafında dönüyor, güneş dönüyor, samanyolu dönüyor vs. Bunları biliyorum. Benim demek istediğim dünyanın güneş görmeyen yüzü gecedir ve güneş gören tarafı gündüz. Seni yanıltan şey, sen ayetten gecenin dünyayı sardığını anlıyorsun, burdan dünyanın yuvarlaklığını çıkartmaya çalışıyorsun. Ama ayette gecenin gündüzü sardığı yazıyor, dünyayı felan değil. 
"GECE GÜNDÜZÜ SARIYOR" diyor
Bu yanlış çünkü gece ve gündüz birbirlerine yaklaşmıyorlar bile. Hiçbir zaman.


Gece: Güneş’in batışından günün ağarmasına değin geçen süre.
Gündüz: günün sabahtan akşama değin süren aydınlık bölümü.
Gece ve gündüzü güneşten ayırmakta nasıl bir mantık? Olayları Kurana uydurabilmek için bu kadar da saçmalamayın lütfen. 


Aslında o günün gök bilgisin gören (bundan önceki iletimdeki resim) herkes taşların nasıl yerine oturduğunu, ayetlerin nasıl anlam kazandığını kesinlikle görebilir. 
Mesela uzaydaki milyarlaca galksiler (samanyolu da bir galaksidir) nasıl dünyanın üzerine düşsün? Ama gökkubbeyi görünce neyin dünyanın üzerine düşebileceğini, neyin direksiz durduğunu, Allahın neyi düşmesin diye tuttuğunu, nerde hiç çatlak olmadığı anlaşılıyor.

 

Hadi sana geçmiş olsun
İyi günler

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 13.01.2020 at 16:26, HATEM said:

Elbette varlık. Hem gece bir varlık Hem de gündüz ayrı bir varlık.
Fotonlar da bir varlık.

 

Senin gibi bir cahil bedevinin kıçından çıkardığı zırvaları mutlak doğru kabul eden bir malın geceyi ve gündüzü varlık sanması gayet normal, işin gerçeği gece ve gündüz dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi nedeniyle güneşe dönük yüzünün güneş ışınlarını alıp dönük olmayan yüzünün alamama durumu. Bu yüzden dünyanın güneşe dönük yüzünde gündüz olurken, diğer tarafında gece oluyor.

 

On 13.01.2020 at 16:26, HATEM said:

Sen âlimsen ben câhilim, sen akıllıysan ben deliyim, Sen insânsan ben eşşeğim...

 

Ona ne şüphe? Sen tabii ki bir eşeksin, 1400 yıl önceki bir yağmacının güttüğü bir eşek. Bir insan kendi var olan aklını, mantığını, beynini kullanmak yerine gidip bir başka cahilin zırvalarını rehber edinirse eşek olması kaçınılmaz oluyor tabii.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yazdıklarını okurken gerçekten tahammülüm zorlandı.
Anlayış noktasında hakkında kötü konuşmak istemiyorum fakat yazmadan geçemeyeceğim,
Anlama hususunda sizde bir farklılık bir başkalık olduğunu görüyorum.
Ba'zı hususları çok iyi anlıyorsunuz, bazı husûsları ise hiç anlamıyorsunuz.
Objektif bir zekânız var sanki.
Bu anlattığım ilginç bir durum.

Bu ilginç durum hakkında, Bu forumda bu mes'eleyle ilgili Akıl kapsamında kendimce güzel açıklamalar yapmıştım.
Aklın kalpte bir nûr olduğunu ve kâfirlerde olmadığını belirtmiştim.
Yakınlarda, Muhyiddin Arabinin El bulga Fi'l hikme eserine bakarken
Kâfirlerin Beyindeki bölgesine de işâret ederek aynı bir sakatlık gibi ba'zı Düşünme fonksiyonlarının yokluğunu belirtmiş,
Bu bilgi beni şaşırtmış bilgilerimi tamamlamıştı.
Kitapta o yeri bulup Akıl konusuyla ilgili başka bir yazıda forumu bilgilendireceğim.
Ve bunun ardından, Ateistler nasıl kurtulur diye reçete gibi bir yazı yazmayı düşünüyorum.
Tamâmen iyi niyetli olarak ve faydalı olmak istediğim için yazmak istiyorum,  Başka bir amacım yok.
Bunları yazarken, Kimseyi kendimden küçük görme gibi bir durumum da olamaz.

Satır satır cevap vermek için bana epey bir malzeme vermişsin fakat ben bezdim.
Tekrâr ettiğim konuları bile anlamıyor oluşun, satır satır cevap verme isteğimi engelliyor.
 

Şimdi, poiuz yazdı:

Muhyiddîn Arâbî, o da Kurandaki dinden saparak "varlık tanrıdır" demiş. O da küfre batmış.

Seni aşar bu konular.
Doğru olan,, Muhyiddin Arabî hazretleri hakkında senin, Vahhâbîlerin, Işid kafasının "kâfirdir" hükmü değil...
Doğru olan, Senin bir ateist ve Işid kafalıların da Anlayış özürlü olmalarıdır.

Allah'ın varlık olması, Ne senin ya'nî içiyle dışıyla kâfir olanların, ne de ışid kafalıların ya'nî dışıyla müslümân içiyle kâfir olanların anlayabileceği bir durum değildir.
Allah sizleri, kendisini anlamaktan uzak tutmuştur. Kendi amellerinizle sizi körleştirmiştir.
Buradaki varlık, senin anladığın anlamda maddî varlık değildir. Kâinâtın toplamındaki varlık bile Allah'ın bir parçası değildir.
Fakat Elbette, Allah mutlak varlıktır ve varlığın ta kendisidir.

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Neden Allah, Kuranda dünyanın yuvarlak olduğunu yazınca insanlar inançlarından şüphe edecekmiş?


Dünyânın yuvarlaklığını doğrudan söylemek îcâb etseydi, faydalı olacak olsaydı söylenirdi. Gerektiği kadar, İşâret yollu zâten belirtilmiş.
Bak, En Kötü insânların küfürleri daha da artsın ve En İyi insânlara da dehşetli detay bilgiler verilmiş;  Ba'zı cinnlerin (şeytânların) birinci kat semâda taşlandıklarından bahsetmiş.
Bu Dehşet detay bilgi verilmiş, İnsân-ı kâmiller bunu anlamış, sizin ise küfrünüzü artırmış.
Kur'ânda Verilecek her doğru bilginin İnsânlara Faydalı olma özelliği vardır.
Çünkü Kur'ân bir Rahmet (acıma) kitabıdır.
 

Şimdi, poiuz yazdı:

Gece ve gündüzü güneşten ayırmakta nasıl bir mantık? Olayları Kurana uydurabilmek için bu kadar da saçmalamayın lütfen. 


Dön de bi tekrâr bak belki üç kere yazmışımdır ama anlamamışsın.
Biz, Gece ve Gündüz olgusunu Güneş'ten ayırmıyoruz. Bunu kafana bi yerleştir.
Tek başına Güneşin, Gece ve Gündüz olgusunun sâhibi olmadığını söylüyoruz.
Tek başına Güneş ve Güneş ışınları Gece ve gündüzü oluşturamaz.
Gündüz Ve Gece olgusunun oluşabilmesi, yaratılabilmesi için bu ışınları karşılayacak, atmosfer ve yeryüzü gibi absorbe edici veyâ yansıtıcı başka bir varlığa ihtiyâç var.
Uzay boşluğunda Güneş ışıklarını karşılayan bir varlık olmadığı için ne gündüzden ne geceden bahsedilebilir.
Uzay boşluğunda bir insan güneşin karşısında dursa, Retinasına Güneşin fotonlarının değmesiyle ancak Güneşin aydınlatıcı özelliği bir anlam kazanır.
O insân güneşe sırtını dönse, hooop gece gibi olmuştur.
Gündüz ve Gece olgusu, Güneş ile yerkürenin birlikte oluşturdukları bir fonksiyondur. Yeryüzünde tahakkuk edince ancak gece veyâ Gündüz oluşur. (Anlaman için kaç kere belirtmem lâzım)
Dünyâ dönmese, Gece Gündüzü, Gündüz de geceyi tâkip etmez.
Dünyâ yuvarlak olmasa bu takip ediş, "Yukevviru" kelîmesiyle ifâde edilmezdi.

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Ama ayette gecenin gündüzü sardığı yazıyor, dünyayı felan değil. 
"GECE GÜNDÜZÜ SARIYOR" diyor
Bu yanlış çünkü gece ve gündüz birbirlerine yaklaşmıyorlar bile. Hiçbir zaman.


Senin yanlışın Geceyi, Yeryüzünden bağımsız bir Karanlık olarak değerlendirmek. Halbuki Gece, ancak dünyânın varlığı ve Dünyânın güneşe olan konumu ile gece olabiliyor.
Dünyâdan bağımsız, Dünyâ için bir gece tasavvuru yanlıştır.
Geceyi oluşturan unsurlardan birisi yeryüzü olduğu için (diğeri de güneş), Dünyânın dönmesi ile gece ve gündüz de dolanıyor ve birbirlerini sarıyorlar.
Gece ve gündüzün dolanmasına da her gün şâhit oluyoruz. Her gün gündüz, dolanıp karşımıza çıkıyor. :)
Dünyânın dolanması kâbul edildiğinde, Gece ve gündüzün dolanması da zorunlu olarak kâbul edilir.
Çünkü Gece ve gündüz olgusu Fotonların atmosfer ve yerküreyle buluşması ânında tahakkuk ediyor.

Gece ve gündüz, Sırf güneş ile değil Yeryüzüyle birlikte ancak gece ve gündüz olduğu için, Gölgelere bakarsan, Gölgenin aydınlığı örttüğünü görürsün.
Gölge uzadığı ve kısaldığı için bu oluyor. Dünyâ yuvarlak olmasaydı, Ve Dünyâ kendi ekseni etrafında dönmeseydi senin yorumun doğru olurdu.
Mâlesef Dünyâ dönüyor ve yuvarlak. Konumuzda bu zâten. Dünyânın yuvarlak olduğu Kur'ânda tercîh edilen kelîmelerden de anlaşılıyor.
Gecenin gündüzü, gündüzün de geceyi örttüğünü, sardığını Güneş ve ay tutulmalarında daha iyi görür ve anlarsın.

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Benden dünyaya benzer bir örnek istemişsin. Kendin demişsin, portakal. Devekuşu yumurtasından daha iyi bir örnek.


Portakal örneği bana âid değil, yazılanları biraz dikkatli oku. En iyi örnek diye portakalı gösterecek kadar şuursuz değilim.

Portakaldan daha iyisini bulamadın değil mi?
Dünyânın Sapı, kökü, çekirdekleri, dilimleri mi var?
 

 

Şimdi, sağduyu yazdı:
22 saat önce, HATEM yazdı:

Elbette varlık. Hem gece bir varlık Hem de gündüz ayrı bir varlık.
Fotonlar da bir varlık.

 

Senin gibi bir cahil bedevinin kıçından çıkardığı zırvaları mutlak doğru kabul eden bir malın geceyi ve gündüzü varlık sanması gayet normal, işin gerçeği gece ve gündüz dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi nedeniyle güneşe dönük yüzünün güneş ışınlarını alıp dönük olmayan yüzünün alamama durumu. Bu yüzden dünyanın güneşe dönük yüzünde gündüz olurken, diğer tarafında gece oluyor.


Ben senin süzme mal eşşeği olduğunu bildiğim için, Gündüzü oluşturan ışığın ham maddesi olarak "Foton" u gösteriyorum.
Fotonun bir varlık olduğunu belirterek, Tirilyon çarpı trilyonlarca fotondan oluşan Gündüz olgusunun ve bu fotonların azlığı ile meydana gelen gece olgusunun (veyâ yıldızların fotonlarıyla oluşan gece olgusunun) bir varlık olduğunu isbatlıyorum. 
Fotonlar bir varlık olunca, Gündüz'ler nasıl varlık olmaz?

Fotonların bir varlık olmadığını isbatlamaktan başka bir çıkış yolun yok iken,
Bize Gece ve gündüzün nasıl oluştuğuna dâir ilkokul dersi mi veriyorsun,? Okuduğunu anlamayan Süzme dangalaksın.
 

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Benden dünyaya benzer bir örnek istemişsin. Kendin demişsin, portakal. Devekuşu yumurtasından daha iyi bir örnek. Üzücü olan Kuranda devekuşu yumurtası bile yazmıyor.
Sen aslında müslümanların nasıl düşündüğüne güzel bir örnek oluyorsun. "Devekuşu yumurtası belki 3 milyon yıl önceki dünyaya benziyordur" gibi şeyler diyorsun. Öyle olduğunu varsayalım. Neden üç milyon yıl önceki dünya? Çünkü belki o dünya devekuşu yumurtasına benzer!!! Yani maksat olayları/bilgileri Kurana uydurmak. Hani 7 (kat) yer vardı, ne oldu?


3 milyon değil üç milyar.
Neden 3 milyar yıl önceki Dünyâ olduuğunu açıklamışım. Ya dikkatli okumuyorsun ya da anlamıyorsun.
Demişim ki Naziat 30. ayetin öncesi ve sonrası âyetler, Dünyânın yaratılışına atıf yapıyor.
Dünyânın yaratılışı 3-5 veyâ 1 milyar, her neyse uzun bir süreç olduğu için,
Okyanuslar oluşmadan önceki döneme doğrudan işâret ediyor,
çünkü bir sonraki âyette suların insânlar için hizmete sunulduğu anlatılıyor.
Burada Sana âyetten bahsediyorum, yumurtadan değil.
Hatta demişimki 3 milyar yıl önceki Dünyânın şekli, Deve kuşu yumurtasına çok benzemese bile (ki bilemiyorum) çok önemli değil,
Çünkü, Dünyâya benzer, yumurtadan daha iyi bir örnek yok.
 

 

Şimdi, poiuz yazdı:

badet sisteminiz düz dünyaya göre dememin nedeni kıble değil. Kıble diye zaten hep göğe doğru yöneliyorsunuz ama bu küçük problem. Müslümanlar, kutuplara yakın yerlerde namaz ve oruç gibi en önemli ibadetlerini yerine getiremezler.  Sadece düz bir dünyada, islam evrensellik iddiasında bulunabilir.


Kutuplarda Bir Peygamber gelseydi Nasıl namaz kılınacağını ve oruç tutacaklarını söylerdi.
Şu ânda Peygamber vârisi âlimler ve veliyler onların sorunlarını çözmeye çalışıyorlar.
Ve kutuplarda yaşayan müslümânlar namaz da kılıyor, oruç da tutuyor... Onları dert etme, kendi derdine yan...

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Ayetlerden birini portakalla ilişkilendirseler portakalın içindeki dilimler unutulur, " tam da dünyayı anlatıyor" denirdi. Müslümanlar ayetlerde bir yerde 1000 sene başka bir yerde 5000 sene yazan "Allahın katındaki günü" Einsteinen İzafiyet Teorisine bile bağlamaya çalışıyorlar, ben ne anlatıyorum!?!


Önemli olan, misâlin en güzelinin Kur'ân tarafından belirtilmiş olmasıdır. Yumurtadan daha iyi bir örnek olmadığı için  çırpınıp duruyorsun.
Zamânın izâfî olduğunu biz kimseden öğrenmedik, zamânın izâfî olduğu bildiğimiz şeyler. Bin sene önceki kitaplarımızda Zâten yazılı.
Ben Fetöcü Nursistlerin Bilim şebekliği yaparak Kur'ânı Bilimsel verilerle îzâh etmeye çalışmalarına karşıyım.
Siz burda Bilimle Kur'ân çatışıyor iddiâsında olduğunuz için cevap veriyorum. Kur'ân, Bilimin çok ötesinde...

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Aslında o günün gök bilgisin gören (bundan önceki iletimdeki resim) herkes taşların nasıl yerine oturduğunu, ayetlerin nasıl anlam kazandığını kesinlikle görebilir. 


Evhâmlarınızın içinde tartışmayı boğmamak için fânus konusuna girmemiştim.
Dünyânın yuvarlaklığını da ifâde eden âyet-i kerîmenin devâmı, aynı zamânda fanus tasavvurunu da de ibtâl ediyor.
Bak,

"Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı.
Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor.
Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Dikkat et! O, azîzdir, ve çok bağışlayandır." (Zümer 5)

Dünyâ sâbit bir fânus gibi olsa, Kur'ân, Dünyâ için "akıp gidiyor" der mi?
Doğrudan, Ay ve Güneşin akıp gittiği belirtilirken, Dünyânın Güneşe mesâfesi yıllar ölçeğinde değişmediğine göre
Heralde âyetten Dünyânın da Güneş ve ay ile birlikte Akıp gittiğini anlamışsındır.
 

Şimdi, poiuz yazdı:

Mesela uzaydaki milyarlaca galksiler (samanyolu da bir galaksidir) nasıl dünyanın üzerine düşsün? Ama gökkubbeyi görünce neyin dünyanın üzerine düşebileceğini, neyin direksiz durduğunu, Allahın neyi düşmesin diye tuttuğunu, nerde hiç çatlak olmadığı anlaşılıyor.


Evet teker teker inceleyelim,
Aynı şeyleri 3 kere yazıyoruz diğer konulara bir türlü geçemiyoruz.
Sırada daha şeytan taşlama konusu var.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Gerçekten sıktı, devam yazmanız gerekmez.

Okurlar, gökkubeli dünya ile ayetlerin nasıl %100 uyuştuğunu sanırım görmüşlerdir.

 

Aşağıdaki video da okurlar gecenin gündüzü örtmediğini açıkça görebilir. Dünya yuvarlak olsa bile 😉

 

Gece ve gündüze dikkat edin birbirlerini örtüyorlar mu?

 


Sana iyi günler dilerim

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Şimdi, poiuz yazdı:

Gerçekten sıktı, devam yazmanız gerekmez.


Siz boşuna ateist olmadınız. Kör olduğunuz için ateistsiniz.
 

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Okurlar, gökkubeli dünya ile ayetlerin nasıl %100 uyuştuğunu sanırım görmüşlerdir.


Ateistlerin anlayacağına garanti veremem.

 

Şimdi, HATEM yazdı:

Yazdıklarını okurken gerçekten tahammülüm zorlandı.
Anlayış noktasında hakkında kötü konuşmak istemiyorum fakat yazmadan geçemeyeceğim,
Anlama hususunda sizde bir farklılık bir başkalık olduğunu görüyorum.
Ba'zı hususları çok iyi anlıyorsunuz, bazı husûsları ise hiç anlamıyorsunuz.
Objektif bir zekânız var sanki.
Bu anlattığım ilginç bir durum.

Bu ilginç durum hakkında, Bu forumda bu mes'eleyle ilgili Akıl kapsamında kendimce güzel açıklamalar yapmıştım.
Aklın kalpte bir nûr olduğunu ve kâfirlerde olmadığını belirtmiştim.
Yakınlarda, Muhyiddin Arabinin El bulga Fi'l hikme eserine bakarken
Kâfirlerin Beyindeki bölgesine de işâret ederek aynı bir sakatlık gibi ba'zı Düşünme fonksiyonlarının yokluğunu belirtmiş,
Bu bilgi beni şaşırtmış bilgilerimi tamamlamıştı.
Kitapta o yeri bulup Akıl konusuyla ilgili başka bir yazıda forumu bilgilendireceğim.
Ve bunun ardından, Ateistler nasıl kurtulur diye reçete gibi bir yazı yazmayı düşünüyorum.
Tamâmen iyi niyetli olarak ve faydalı olmak istediğim için yazmak istiyorum,  Başka bir amacım yok.
Bunları yazarken, Kimseyi kendimden küçük görme gibi bir durumum da olamaz.


 

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Aşağıdaki video da okurlar gecenin gündüzü örtmediğini açıkça görebilir. Dünya yuvarlak olsa bile


Gece eşittir karanlık, Gündüz eşittir aydınlık zannediyorsun halâ,
Penceresiz bir odaya girdiğin zaman o oda hakkında "Karanlık" tanımını yapabilirsin fakat ben odaya girdim "Gece" oldu diyemessin.
Daha önceden bunu da yazmıştım, tekrâr ede ede asıl ben sıkıldım.

Bunu kavramadığın için, Dünyâ üzerinde Gece ve gündüzün Tahakkuk ettiği yere (zemîne) bakacağına, Karanlık ve aydınlık olarak tasavvur ettiğin havvaya bakıyorsun. (Dünyâdan bağımsız Güneşin  Karanlık ve aydınlık yapma özelliği de yoktur.)
Sen Gece ve Gündüze değil, Yeryüzüne (veyâ) Düşmeden oluştuğunu zannettiğin, Karanlık ve aydınlığa bakıyorsun.
Gece ve Gündüzün tahakkuk ettiği yer senin baktığın bölge değil, yeryüzü zemini olduğu için,, Dünyâ üzerinde bir mekâna bir noktaya bakman gerekiyor.
O videoda Dünyâdaki hangi noktaya, ülkeye veyâ kıtaya bakarsan bak,  Gece olan yerin Gündüz, Gündüz olan yerin de bir müddet sonra (iki gece arası 24 saat) gece olduğunu görürsün. Böylece gece ve gündüz dolanmaktadır.
Daha da detay vereyim, Eğer atmosfer Dönmeseydi, soğurabildiği ve yansıtabildiği ışık oranınca senin zannın doğru olurdu.
Atmosferdeki gece veyâ gündüz için dolanır örter denilemezdi.
Mâlesef Dünyâ da dönüyor, Atmosfer de...

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Gece ve gündüze dikkat edin birbirlerini örtüyorlar mu?


Örtüyor tabi, Sen yanlış yere bakıyorsun.
Yanlış yere baktığın zaman örtmüyor. (Havaya bakıyorsun, yere bakacaksın -aşağıda biraz daha açıklayacağım-)
Doğru yere bakarsan örtüyor :)
Gündüz kavramı, Güneşten gelen Fotonların bir yüzeye çarpmaları ânında tahakkuk eden bir olgu.
Fotonun Çarptığı yeri kaydedeceksin. Çarpmadan önceki bir milim yüksekteki bölgeyi bile kaydedemessin.
1 milim üstünün bile gündüzü oluşturma adına hiçbir önemi yok. Fotonun Güneş ile Dünyâ arasındaki bütün bölgenin Gündüzün tahakkuk etmesi bakımından hiçbir değeri yok.
 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

 

 

Aslında uzun uzun yazmaya hiç gerek yok, şu ayetler bile Kuranda dünya yuvarlaktır iddiasını çürütüyor:

 

Kehf
86-Sonunda güneşin battığı yere varınca güneşi, çamurlu bir su pınarında batarken buldu...
89-Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
90-Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü

 

Demekki güneşin doğduğu ve battığı yere varılıyormuş!!!

Burası neresi acaba???

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Poiuz'un yazdığı ayetlere şimdi bir müslümal balıklama atlayıp  şöyle diyecektir;  ''Orda zülkarneynin gözünden anlatılmaktadır o olay''

 

1.Bu her hikaye için aynı değil mi o zaman? Kuranda çoğu hikayede bir peygamber şuraya gitti şunu yaptı oraya gitti bunu yaptı şekilde anlatılır! Bunların hepsi palavra o zaman... Hiçbirine inanma ! Hepsi kendi gözünden sallamış olayları... 

2. Bu ayeti oraya yazan allah mı yoksa zulkarneyn mi? Allah kendi gördüklerini anlatmıyor mu bu kuranda? Zulkarneynin kendi götünden uydurduğu bir hikayenin ne işi var evrensel kitapta? Üstelikte insanları yanlış yönlendiren bir hikaye....

 

Müslümal kafası budur işte , işlerine gelmedimi o olay onun gözünden bunun gözünden....  işine geldimi o olay aynen doğrudur der...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Şimdi, poiuz yazdı:

 

 

Aslında uzun uzun yazmaya hiç gerek yok, şu ayetler bile Kuranda dünya yuvarlaktır iddiasını çürütüyor:

 

Kehf
86-Sonunda güneşin battığı yere varınca güneşi, çamurlu bir su pınarında batarken buldu...
89-Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
90-Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü

 

Demekki güneşin doğduğu ve battığı yere varılıyormuş!!!

Burası neresi acaba???


İnşAllah okkalı bir cevap vermeden önce, sorunu netleştirelim.
Güneşin doğmasına batmasına bir i'tirâzın yok değil mi?
Zannediyorum "YER"e batmasına i'tirâzın var.

Güneş (veyâ Dünyâ) uzayda dolanıyor, Güneşin doğması batması da neymiş?
Güneş Havadadır ne doğar ne batar,
Falan diyosan, Cevâbı ona göre vereyim.

Ya'nî ilkönce Güneşin doğması ve Batmasının mümkün olmadığını düşünen kişinin ne kadar sivri zekâlı olduğunu göstereyim.
Daha sonra da Güneşin Battığı "YER"i isbât edeyim.
Bi kısa cevap ver
Başlayayım
Ellerim kaşınıyor.
 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Buyrun.

Allah o kadar ince düşünüyor ki, bir yerde bilmem neyin kelime kökendinden "devekuşu yumurtası"na işaret ederek dünyanın yuvarlak olduğunu anlatıyor.
Ama başka bir ayette öylesine konuşuyor, öylesine sallıyor ki, sözlerin ne anlama gelebileceğini fark edemiyor olamaz değil mi?

 

SORULAR:
Bu ayete göre bu adam güneşin battığı yere gitmiş. 
Bir yere gitmiş işte.
Peki nere gitmiş bu adam?
Nerde güneş batıyormuş?


Adam sonra da başka bir yere gitmiş. Orası da güneşin doğdu yermiş.
Peki bu adam güneşin battığı yerden ayrılıp nere gitmiş acaba?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...