Jump to content
mtt

kuranda güneş ve ay

Recommended Posts

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

arapçaya saydıran vatandaş 


Arapçaya saydırmıyorum kötülemiyorum. Bilakis,

 

Şimdi, HATEM yazdı:

Arâbça Kur'ân, dehşetli bir mu'cîzedir lâkin aslolan Hakikattir


Diyerek, senin karıştırdığın mertebeleri yerli yerine va'z ediyorum.
 

 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

vatandaş


Sen karaktersiz cibiliyetsiz birisin.
Beni defâlarca muhatab almadığını almayacağını söylüyorsun,
 

23 saat önce, nogodbutAllah yazdı:

asla muhatab almam mesajlarını dahi okumam pas geçerim

Diyorsun

 

22 saat önce, HATEM yazdı:

İnşAllah öyle yap karaktersizlik yapma.

Diyorum.

Ama, Cibiliyetsiz ve karaktersiz olduğun için,
Enaniyetinle baskın gelme arzun,  seni, benle muhatab olmaya zorluyor.
Senin karaktersizliğinin bu forumdaki en belirgin özelliği; Alıntı yapmadan tartışmaya çalışmandır.
 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

arapçaya saydıran vatandaş ne hikmet ise "gark" kelimesin kullanmaya başladı:)

acaba daha önce neden yazmdın:)


Senin, bir cevap niteliği taşımayan, nutuk çeker tarzdaki yazındaki "gark kelîmesini kullanmadan çok önce, ben poiz'e vereceğim cevâbı çoktan hazırlamıştım.
İnsânları yanlış yönlendirmeyeyim, Gâvurların karşısında yanlış bir şey söylemeyeyim diye, Bir cevap vermeden önce gerekirse kitap karıştırırım veyâ nette araştırma yaparım.
Fakat herkesin bilebileceği ve kolayca ulaşabileceği ve her yerde de yazan bir bilgiyi (Garake), Senin kendi i'câdın olarak görmen,,
Karaktersizliğinin sayısız tezâhürlerinden biri,,
Bak, 2015 yılında Adam açıklamış, Güneşin Balçıkta batmasının fiziksel bir hâdise olmadığının delîli olarak Garake'yi ortaya koymuş.
Ben bu yazıyı, cevap yazımı yazmadan önce okumuştum.
Bak işte burda, herkese açık, en çok ziyâret alan sitelerden birinde,,

https://eksisozluk.com/entry/54344233

 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

bir de bizim yazdıklarımızı kendilerinden aşırdıklarımızla utanmadan cahilce edebsizce yazabiliyor

utanmıyorsan dilediğini yap bu olsa gerek


Not: Bak, Allah (c.c.) Dilini sürçtürmüş: "Aşırdıklarımızla" demişsin.

Gark Olma hakkındaki açıklama İnternette birçok yerde var. (Yukarda tek bir örnek verdim)
Olmasa bile Ayet-i kerîmeye bakan herkes bunu rahatlıkla görür.
Sen neyin mucidi olduğunu düşünüyorsun da havalara giriyorsun.
Senin yazdığın yazı ortada, senin yazdığın yazıda, ateistlerin yaptığı i'tirâzı çürütmek adına sana âid orjinal bir katkın varsa ben bunu alkışlamaktan çekinmem. Ama yok.
Sende Karaktersizlik var.

 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

tam fetö mantığı

başkasının malına kon

sonra sahibini hırsızlıkla suçla

soru çalarak adamlarını yerleştirdiler hak edenleri de hak etmiyorlar diye kumpaslar ile yerlerinden ettiler


Malın olmayan birşeyi sâhiplenmek, Kendi malın olmadığı hâlde bununla övünmek,
Bununla iftirâ atmak ve bununla başkasını küçük düşürmeye çalışmak,,
Bu hâller tâmm da seni ta'rif ediyor işte
Evet, Fetö Karakteri,
Sana çok uyuyor.
Muhatab olmam okumam pas geçerim diyerek yalan söylemek,
Enâniyetinin baskısıyla,  "ALINTISIZ" Korkakça yazı yazmak.
Hem vurmak,Hem kaçmak, Hem bağırmak,,
Tâmm bir yahûdî karakteri sergiliyorsun.

 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

tarikat şirk bataklığıdır

eninde sonunda bu tür zehirli sarmaşıklar yabani otlar biter.


Ben senin Tasavvuf ve Evliyâ  Düşmânı olduğunu bilmiyordum,
Bu özelliğini ilk defa belki burda kusmana rağmen,
Senin karaktersizliğini her kalem oynatışında,
Verdiği basiretle bana baştan hissettiren Allah'a şükürler olsun.

Müşrîk olmayanlara şirk isnâd ettiğin için
Müşrîk olmak sana iâde edildi,
Haberin olsun.
 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

-Zülkarneynın Büyük İskender olduğu söylenir. Fakat İskenderin askerleri Himalayaları dünyanın sonu sanırlar ve devam gitmek istemezler.

 

-Müslümanlara göre Zülkarneyn deniz kenarına gitmiş ve sahilden Güneşi denize gömülüyormuş gibi görmüşmüş. 

Halbuki ayette DENİZ (BAHRE) kelimesi geçmez


-Allah Zülkarneyna "güneşin battığı yere git" demiş, kara bitince Zülkarneyn orda durmuşmuş. 
Nuhun zamanında bile gemi varmış ama Zülkarneyn kara bitince durmak zorunda kalmış.


-Zülkarneyn aslında güneşin batışını görmeye değil güneşi batar vaziyette bulmaya gider.
Amaç batışı görmek olsa bunu her hangi bir yerden rahatça görebilirdi


-Zülkarneyn bizim her gün gördüğümüz gibi güneşin batışını uzaktan gördüyse ne b*k varda öne çıkartıp "güneşin battığı yere vardı" deniyor. 
Herkesin hergün gördüğü bir şeyi görmüş işte.

 

 

Müslümanlar bu kadar tutarsızlık gördükleri halde, (Kuranın yanlışlığını apaçık gösteren) bu kadar kanıt gösterildiği halde neden mantıksız teorilere bel bağladıklarını, neden saçmalamak zorunda kaldıklarını anlamak için aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz.

 

Bilişsel Çelişki Kuramı

İnsan algılarını açıklama ve davranışlarının kaynağını öğrenme amacıyla birçok çalışma yapılmıştır. Bunlarda en önemlilerinden biri 1950’lerde ortaya konan Bilişsel çelişki kuramıdır.

Aslen bir sosyal psikoloji konusu olan Bilişsel Çelişki, 1950’lerden itibaren iletişim modelleri ve kitle iletişimi hakkındaki çalışmalarda da kendine yer edinmiştir. Modelin, insan iletişimine olan ilgisi bu açıdan önemlidir. Kuram; Bilişsel Çatışma, Bilişsel Tutarlılık ve Çelişki Kuramı, Bilişsel Uyumsuzluk Kuramı gibi isimlerle de anılmaktadır. Orijinal ismi; Cognitive Dissonance olan kuramı ortaya atan kişi; ABD’li sosyal psikolog Leon Festinger dir. Sosyal Karşılaştırma gibi teorileri de ortaya atan, Festinger, pozitivist akımın iletişim biliminde etkin olmasını da sağlamıştır.

Festinger’in bu kuramına göre insan davranışlarındaki temel kavram “biliştir”. Biliş, bilme eylemi, farkında olma eylemi ve yargı yetisi gibi kavramlarla açıklanabilir. Burada önemli olan insanın, dış dünya hakkındaki şeyleri algılayabilmesi ve onlar hakkında yargıda bulunabilmesidir. Günümüzde oldukça önemli bir yer tutan bilişim kavramı da buradan gelmektedir. Bilginin saklanması ve doğru bir biçimde iletilmesi demek olan bilişim, internetin gelişimiyle hayati bir öneme ulamıştır. Buradaki kavram sayısal veriler ve bilgisayar yazılımlarını kapsasa da, temel alınan, insan bilişimidir.

 

Bilişsel Çelişki Kuramına göre, insanlar davranışlarını ve düşüncelerini önceki değerlerine göre belirler. Bu değerler; inançlar, tutumlar ve gereksinimleri olabilir. Zamanla veya çevresel faktörlerle edindiğimiz tüm bu değerler kişiliğimize yön verir. İnsan, birçok değere sahip olabilir. Futbol takımı taraftarlığı, bir dine dâhil olma, siyasi bir partiyi tutma gibi genel bir toplumsal konu da olabileceği gibi; daha özel bir takım konular da olabilir. Örneğin, komşusu hakkındaki düşünceleri, sevdiği bir yemek hakkındaki önyargıları vs.

Ancak asıl sorun bundan sonra başlar. Kişiler zaman içinde bu değerlerine tezat oluşturabilecek bir takım verilerle karşılaşabilirler. Bu veriler, kendi varsayımlarıyla çelişirse, bilişsel çatışma yani bilişsel çelişki oluşur.

 

Örneğin, bir kadın âşık olduğu adamı uzaktan tanımaktadır. Kadına göre adam “mükemmeldir” Gerçektende uzaktan bakıldığında çevresi tarafından ilgiyle bahsedilen, oldukça “iyi” bir kişidir. Ancak sonradan bu adamın, aslında bir kiralık katil olduğunu öğrensin. Bu durum, algısal olarak yıkıcı bir sonuç doğuracaktır. Normal şartlarda “kiralık katil” olduğu bilinen bir kişi “kötü” kabul edilir. Zaten bu duyulduğu an, çevresi de ondan kötü bahsedecektir.

Ancak yukarıda ki örneğimizde; kadın, bir bilişsel çelişkiye düşer. Adama olan aşkı bir şekilde devam etmektedir. Ancak önceki düşünceleri ve şu anki duyguları, gerçekle uyumsuzluk gösterir. Kadın, önce bir çelişkiye düşse de, zamanla bunu atmaya başlar. Hala adamın iyi olduğunu düşünmektedir. Hatta belki eskisine göre daha iyi!!!

Bu örnek belki biraz abartılmış gözükse de, daha az veya daha çok çatışmanın olduğu birçok örnekle karşılaşmamız olasıdır. Festinger, bu davranışları incelerken kadının neden hala âşık olduğunu değil, neden hala adamı “iyi” olarak gördüğünü sorgular. Kötü bir kişi hala sevilebilir ancak kötü olduğu bilinen bir kişi hala iyi kabul edilebilir mi? Elbette bu örnekte, kadının “adam öldürmeyi” kötü bir davranış olarak kabul ettiğini varsayıyoruz. Aksi bir düşüncesi varsa, model burada geçersiz olabilir.

 

Bu ve buna benzer davranışlar, gerçeklere olan karşı duruşumuzu tanımlar. Kişiler, kendi inançları için sonradan ortaya çıkan uyumsuzlukları kabul etmeme iradesini gösterebilirler. Eğer bir konuya tamamen inanıyorsak, onun yanlış olmasını istemeyiz. İşte tam bu nokta da gerçeklerle yüzleşmekten ya kaçarız, ya da ona karşı koyarız. Kurama göre, insanlar veya toplumlar inandıkları şeylere karşı gelen konulara saldırma eğilimindedir

Festinger’e göre, bireyler inançlarını korumak için, gelen karşı görüşleri sansür ederler. Sadece inandıkları değerleri seçerler ve onları korurlar. Eğer bu karşıt görüşler arasında seçme zorunluluğu varsa en iyisini değil, kendisiyle en uyumlusunu seçerler. Bu açıdan bireyler faydacı bir anlayış güderler.


Evet, bu yüzden müslümanlar Allahın (100 milyarlaca galaksi bulunan) uzayı direksiz yapabildiğine, dünyanın üstüne düşmesin diye Allahın tuttuğuna, uzayda bir "çatlak" olmamasının Allahın bir kanıtı olduğuna inanmak zorunda kalıyorlar.
Ayrı yörüngede dönen ay ve güneşi yarıştırmayı bir mucize olarak görüyorlar. Döşeği, yaymayı vs "yuvarlak" olarak okumak zorunda kalıyorlar. "Güneşin battığı yere vardı"yı "güneşin battığını gördü" yapmak zorunda kalıyorlar. Allahın (100 milyarlarca galaksinin bulunduğu) 3 boyutlu uzayı bir kitap gibi dürmek istediğini görmemezlikten gelmek zorunda kalıyorlar.
Sanırım yukardaki yazıyı okuyan herkes bunu neden yaptıklarını anlıyorlardır.


İyi günler

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Şimdi, poiuz yazdı:

...


Hayret edilecek bir vâkıasın/vâkıasınız
Gerçekten sizde anlayış bakımından bir mahrûmiyet var veyâ bir sakatlık durumu var.
Tekrârdan sana satır satır cevap versek, yine anlamayacaksın. Bunu çok tecrübe ettik.
Ateist olmak sizin için bir tercîh olmaktan çok zorunlu bir durum.
Bu kafa müslümân olamaz, Bu kafa Allah ile muhatab olamaz.

Bezdim artık ama yine de çok kısa cevap vereyim de nutuk çekmiş gibi olmayayım.

 

Şimdi, poiuz yazdı:

-Zülkarneynın Büyük İskender olduğu söylenir. Fakat İskenderin askerleri Himalayaları dünyanın sonu sanırlar ve devam gitmek istemezler.


Zülkarneynin Büyük İskender olması Palavradır. Palavraları kendine dayanak yapıp indî hükümler çıkarmak size yakışıyor.

 

Şimdi, poiuz yazdı:

-Allah Zülkarneyna "güneşin battığı yere git" demiş, kara bitince Zülkarneyn orda durmuşmuş. 
Nuhun zamanında bile gemi varmış ama Zülkarneyn kara bitince durmak zorunda kalmış.


Benim yazdıklarımı okumuyor musun? Ey Anlayış fukârası,
Kara bittiği için Gemileri olmadığı için durmuyorlar. İmkân eksikliği sebebiyle zorunlu olarak durmuş değiller.
Kara Bittiği için adreste verilen Hedefe geldiklerini anladıkları için durmuşlar.
Sizin gibi Dangalak olmaları gerekir ki, Kara kütlesi su kütlesi demeden dolanıp dolanıp Dünyâyı turlasınlar...
"Güneşin Battığı yere kadar git" Emrinden, Batıya git, Dolan dolan dur anlamını çıkarmak, bir anlayış sakatlığıdır.
"Dünyâyı bir tepsi olarak biliyorlardığı, Tepsinin ucuna kadar gitmeleri gerekiyordu" İddiasındaysan
Demek ki Ne Allah, ne de Peygamberinin böyle düşünmediğini artık anlamış olman lâzım.

 

Şimdi, poiuz yazdı:

-Zülkarneyn aslında güneşin batışını görmeye değil güneşi batar vaziyette bulmaya gider.
Amaç batışı görmek olsa bunu her hangi bir yerden rahatça görebilirdi


Amaç, Güneşin Batışını görmek değil, Güneşin batışı her yerden görülür.
Amaç Güneşi Batar vaziyette bulmaktan Daha çok, Güneşi Batar vaziyette bulduğu/Gördüğü ândaki "Yer"i bulmaktır.

Çünkü Güneşin Su kütlesindeki Ufukta batışı ile Güneşin Dağların üzerinden batışı arasında fark vardır.
Güneşi Batar vaziyette,, Yansıttığı ışıkların muhteşemliğiyle ve Batışın her ânını gometrik belirginliğiyle görmek.
En Ziyâde, Karada değil, Güneşin Su ufkunda batışını gözlemlemek ile olur.

 

Şimdi, poiuz yazdı:

-Zülkarneyn bizim her gün gördüğümüz gibi güneşin batışını uzaktan gördüyse ne b*k varda öne çıkartıp "güneşin battığı yere vardı" deniyor. 
Herkesin hergün gördüğü bir şeyi görmüş işte.


Biz sana öceki yazıda ne anlattık, Taşa mı yoksa Keresteye mi konuşuyorum ben.
Güneşin, Karada Dağların arasında battığını Her gördüğünde,
Adreste verilen hedefe ulaşmadığını ve daha ileriye Batı yönünde yürümesi gerektiğini anlıyor.
Meselâ O gün, Güneşin Batışını gördüğü dağa ulaşması gerektiğini biliyor. Çünkü Battığı yere kadar gitme talimatı almış.
Ertesi gün,  O dağa ulaşıyor ama Güneşi bu sefer, bir Ova da batarken görüyor, Aldığı tâlimat, o ovaya da ulaşmasını îcâb ettiriyor.
Tâ ki Büyük bir su kütlesine varıncaya kadar bu sefere devâm ediyor. Çünkü Allah'ın ne dediğini anlıyor. Sizin gibi eşşek değil.

Siz o kadar dangalaksınız ki,  "Güneşin battığı yere kadar git" tâlimâtını alsanız. Diyorsunuz ki
"Ben olsam Güneşin battığını gördüğüm o dağa kadar giderim."
Şunu da diyebildin;
"Önüme Deniz çıksa onu da geçerim"
Dolanıp dolanım durursun yani,
Mâdem kafanız çalışmıyor
Sürekli cevap yazıp
@teflon un dediği gibi kendinizi ezdirmeyin, küçük düşürmeyin.

 

Şimdi, poiuz yazdı:

Müslümanlar bu kadar tutarsızlık gördükleri halde, (Kuranın yanlışlığını apaçık gösteren) bu kadar kanıt gösterildiği halde neden mantıksız teorilere bel bağladıklarını, neden saçmalamak zorunda kaldıklarını anlamak için aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz.


Tutarsızlık Sende. Kur'ânı anlamıyorsun. Doğtu açıklamasını da anlayamıyorsun. Varlık düzeyinizin kapasitesi müsâit değil.

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
8 hours ago, HATEM said:

Güneşin, Karada Dağların arasında battığını Her gördüğünde,
Adreste verilen hedefe ulaşmadığını ve daha ileriye Batı yönünde yürümesi gerektiğini anlıyor.
Meselâ O gün, Güneşin Batışını gördüğü dağa ulaşması gerektiğini biliyor. Çünkü Battığı yere kadar gitme talimatı almış.
Ertesi gün,  O dağa ulaşıyor ama Güneşi bu sefer, bir Ova da batarken görüyor, Aldığı tâlimat, o ovaya da ulaşmasını îcâb ettiriyor.
Tâ ki Büyük bir su kütlesine varıncaya kadar bu sefere devâm ediyor.

 

Hangi büyük su kütlesinden bahsediyorsun? Oku ayeti bakalım, ne yazıyor?

 

Kehf 86. Güneşin battığı yere ulaştığı zaman, onu (güneşi) bulanık, çamurlu, balçıklı bir pınarda batarken buldu.

 

Daha önce deniz, göl, körfez diye sayıklıyordun, şimdi de büyük su kütlesi diye sayıklamaya başlamışsın.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Şimdi, sağduyu yazdı:

 

Hangi büyük su kütlesinden bahsediyorsun? Oku ayeti bakalım, ne yazıyor?

 

Kehf 86. Güneşin battığı yere ulaştığı zaman, onu (güneşi) bulanık, çamurlu, balçıklı bir pınarda batarken buldu.

 

Daha önce deniz, göl, körfez diye sayıklıyordun, şimdi de büyük su kütlesi diye sayıklamaya başlamışsın.


"Aynin Hamietun" veyâ "Aynin Hamiyetün" İlâhî ifâdesinde, Allah (c.c.) İki zıddı birleştirmiş. Acaba ne anlatmak istemiş?
Ayn: Göz, Pınar, Temiz su kaynağı, Akışkan göze
Hâmiet: Kokmuş çamur, Kara Balçık.
Tamâmiyle birbirine zıd iki anlam iki durum,, Fakat birleştirilmiş.
"Aynin Hamietun", Bir sıfat tamlamasıdır. Hamiet (Çamurlu, çökeltili, karanlık) Pınarı (Akışkan, berrak, temiz), Hamiet gözesi..
İlginç,

Oksijen ve Hidrojen,, Yakıcı ve yanıcı olmak gibi özellikleri ile
Bir araya gelip oluşturdukları "Su" dan Çok farklıdırlar. İnsân hayret etmelidir. Oksijen ve Hidrojenden,
Bu ikisine hiç benzemeyen ap-ayrı, ateşi söndürücü bir madde nasıl oluştu?

Aynin ve Hamietun, Gerçekte bir araya gelemez ya'nî maddî olarak iki zıd, maddî olarak bir araya gelemez.
Bu iki zıd, Ancak hayâlde birleşir.
Ayna Yüzeylerindeki yansımaya "hayâl" denir.
Su kütlesinin üzerindeki yansıma da Bir hayâl'dir. Ve Ayn ile ve Hamiet zıdlarını birleştirmeyi kabûl eder.
İlâve bir bilgi vereyim; Denizin eşsiz renkleri, Güneş batarken/ battıktan sonra karanlığa döner. Denizin kendisi değişmemiştir. Yansıyan rengi değişmiştir.

Bir Tefsîrden alıntıyla bitiriyorum.

“Kara bir balçık” diye tercüme ettiğimiz aynin hamietin tamlaması farklı iki okunuşa göre “siyah balçıklı göze, sıcak göze” anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta ve başka bazı denizlerde meydana gelen manzarayı tasvir eder. Buralarda, güneşin battığı noktada ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki mânayı birleştirerek, “güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü” şeklinde bir mâna vermek de mümkündür.
 
Yüce Allah, Zülkarneyn’i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve mânevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini elde edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O bu imkânları Allah yolunda kullanmak üzere cihad ve fütuhata çıktı. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, batıda Atlas Okyanusu’na veya Karadeniz’e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkunda batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur’an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir.
 
Tefsircilerin kanaatine göre Zülkarneyn’in sahilde karşılaştığı kavim inkârcı bir topluluk idi. O yüzden Allah Teâlâ onu, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek ve böylece iyilikle yola getirmek arasında serbest bıraktı.
 
Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 578

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
39 minutes ago, HATEM said:


"Aynin Hamietun" veyâ "Aynin Hamiyetün" İlâhî ifâdesinde, Allah (c.c.) İki zıddı birleştirmiş. Acaba ne anlatmak istemiş?
Ayn: Göz, Pınar, Temiz su kaynağı, Akışkan göze
Hâmiet: Kokmuş çamur, Kara Balçık.
Tamâmiyle birbirine zıd iki anlam iki durum,, Fakat birleştirilmiş.
"Aynin Hamietun", Bir sıfat tamlamasıdır. Hamiet (Çamurlu, çökeltili, karanlık) Pınarı (Akışkan, berrak, temiz), Hamiet gözesi..
İlginç,

Oksijen ve Hidrojen,, Yakıcı ve yanıcı olmak gibi özellikleri ile
Bir araya gelip oluşturdukları "Su" dan Çok farklıdırlar. İnsân hayret etmelidir. Oksijen ve Hidrojenden,
Bu ikisine hiç benzemeyen ap-ayrı, ateşi söndürücü bir madde nasıl oluştu?

Aynin ve Hamietun, Gerçekte bir araya gelemez ya'nî maddî olarak iki zıd, maddî olarak bir araya gelemez.
Bu iki zıd, Ancak hayâlde birleşir.
Ayna Yüzeylerindeki yansımaya "hayâl" denir.
Su kütlesinin üzerindeki yansıma da Bir hayâl'dir. Ve Ayn ile ve Hamiet zıdlarını birleştirmeyi kabûl eder.
İlâve bir bilgi vereyim; Denizin eşsiz renkleri, Güneş batarken/ battıktan sonra karanlığa döner. Denizin kendisi değişmemiştir. Yansıyan rengi değişmiştir.

Bir Tefsîrden alıntıyla bitiriyorum.

“Kara bir balçık” diye tercüme ettiğimiz aynin hamietin tamlaması farklı iki okunuşa göre “siyah balçıklı göze, sıcak göze” anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta ve başka bazı denizlerde meydana gelen manzarayı tasvir eder. Buralarda, güneşin battığı noktada ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki mânayı birleştirerek, “güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü” şeklinde bir mâna vermek de mümkündür.
 
Yüce Allah, Zülkarneyn’i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve mânevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini elde edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O bu imkânları Allah yolunda kullanmak üzere cihad ve fütuhata çıktı. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, batıda Atlas Okyanusu’na veya Karadeniz’e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkunda batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur’an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir.
 
Tefsircilerin kanaatine göre Zülkarneyn’in sahilde karşılaştığı kavim inkârcı bir topluluk idi. O yüzden Allah Teâlâ onu, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek ve böylece iyilikle yola getirmek arasında serbest bıraktı.
 
Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 578

 

 

 

Putun sıçmış, sen sıvıyorsun. Ayette bahsedilen şey balçıklı, çamurlu bir pınar. İstediğin kadar kıvırabilirsin, ayette asıl bahsedileni gizlemek için istediğin kadar şaklabanlık yapabilirsin ama yazılan şey orada, onu görebilen gözlerden gizleyemezsin. Kara balçıklı, çamurlu bir pınardır bahsedilen şey.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Şimdi, sağduyu yazdı:

 

Putun sıçmış, sen sıvıyorsun. Ayette bahsedilen şey balçıklı, çamurlu bir pınar. İstediğin kadar kıvırabilirsin, ayette asıl bahsedileni gizlemek için istediğin kadar şaklabanlık yapabilirsin ama yazılan şey orada, onu görebilen gözlerden gizleyemezsin. Kara balçıklı, çamurlu bir pınardır bahsedilen şey.


Omuzlarının üzerinde taşıdığın kafa, İnsân kafası değil.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Şimdi, sağduyu yazdı:

Allah yanlış kafa mı takmış bana?


Dış Yüz olarak,,Allah sana ve herkese, İnsân-ı kâmil şeklinde kafa vermiş, imtihan için tabi, kalıcı değil, Aynaya baktığın zaman, haketmediğin bu şekli görürsün.
Fakat bir de ç yüzün, gerçek yüzün vardır. Mahşerde herkesin göreceği, Burada İnsân-ı kâmillerin gördüğü veyâ rü'yâlarda gözüken...
İşte bu gerçek yüzünü, Burada (Dünyâda) kendi iğrençliklerinle kendin inşâ edersin.
Lâyığın olan Kafadır bu,, Seninkisi insân kafası değil...
 
 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

"Gark olmak veyâ dâhil olmak gibi maddî bir batış"

 

kara balçığı geçtim

ancak kara cahil biri bu cümleyi kurabilir

sağdan soldan aşırdığı için bilmiyor

dahası öğrenmekte istemiyor

bilenlerede iyi küfür edebiliyor

 

arapça bilse sözlüklere yönlendirecem

o yüzden gerek yok 

dahil olmak diye bir batış yoktur

gark batışı ifade eder dahası esası boğulmadır batışı ifade eden başka kelimelerde var ancak asla dahil duhul bunlardan ibaret değildir

 

 

dahil dışın tersi manasında iç demektir

oda duhul demektir

eve mescide cennete duhul edilir 

bu mantıkla cennet ev veya mescit su dolu olması lazım

kişi girer girmez suya batıyor öylece kalıyor

 

en fazla taş çatlasa deniz kıyısında durup ayağını suya duhul edebilir birisi

veya suya girip yüzebilir

veya tekne suya girip çıkar

bunların hiç biri batmaya karşılık gelmez yani fiziki batmaya

 

suyun üzerinde sathında hareket eder.

batma çok farklı bir şey.

 

***

cehalet kötü değildir her kesin bilmediği cahil olduğu konular var

ancak bilmediğini bilmemek ise en derin cehalet ne yazık ki tedavisi de yok

böylelerinin yanında ya kaçacaksın

yada kitap gibi sesiz olacaksın

başka çıkar yol yok.

 

tarihinde nogodbutAllah tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kolay kolay miğdem bulanmaz artık miğdemi bulandırıyorsun.
Hakettiğin sıfatlarla donatmıştım cevâbı, ama çoğunu sildim,, günâha girmemek için...

Nutuk çekerek anlamları gargaraya getiriyorsun
Alıntıyla konuşmayan kişi, Tartışma namusundan yoksundur.
Yazdıklarımın senin zihninde nasıl bir şekle büründüğünü ben de bilemem Forumu takip edenler de bilemez.
O halde bana cevap veriyorsan, Neye i'tiraz ettiğine dâir, Alıntını yapacaksın, altına da ne istiyorsan yazacaksın.
Başkalarının yazılarından ne anladığın mechûl kalacak şekilde, Kendi fikirlerini herkesin sürekli gözüne sokmaya hakkın yok.
Ben admin olsam, Fikirleri ne olursa olsun kimseyi engellemem.
Seni ise, alıntısız tartıştığın için mutlaka engellemiş olurdum.
 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

"Gark olmak veyâ dâhil olmak gibi maddî bir batış"

 

kara balçığı geçtim

ancak kara cahil biri bu cümleyi kurabilir


Cümlem şöyleymiş:
Gark olmak veyâ dâhil olmak gibi maddî bir batışı ifâde eden kelîmelerin burada (âyette) tercîh edilmemesi bir tesâdüf olamaz.

Kara câhillik nerdeymiş ve de kimdeymiş inşAllah görelim?

Ayrıca; Allah'ın izni ile Akıl sâhipleri nezdinde Mes'ele buharlaşmış, Ateistlerin iddiâsı çürütülmüş,
ortadaki problemin, anlayış sakatlığından ve akıl yoksunluğundan kaynaklandığı gösterilmiş iken
Beyefendinin Arapça bilgisiyle övünerek, zuhûr eden  ezikliğini önleme tartışmasına başlamış bulunuyoruz.
Ayrı bir karaktersizlik perdesi...
DONGGG....

 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

arapça bilse sözlüklere yönlendirecem

o yüzden gerek yok 

dahil olmak diye bir batış yoktur

Hakikatçe, Allah ca,, Arapçadan üstündür, Anlatıyorum ama sağır gibisin anlamıyorsun.

Nasıl yoktur?
Arapça bilsen ne kıymeti var ki Akıl noksânlığı var Sende.
Not: Akıl; zekâ değildir.
Akıl, Kalpte olan bir nûrdur.

Bana Celâl Şengör'ü hatırlattın.
Adam Jeoloji Profösörü,
Dağların kökleriyle bir kazık olarak depremleri engelleme özelliğine,,
Kur'ân'a i'tirâz edecem diye;
"Blâkis Tâmm Tersi diyor, Dağların olduğu yerde müthiş zelzele olur"
Diyor.
Gâvurluk yapacam diye şuurunu yitirmiş.
Dağlar, Depremleri engelleyip karşıladığı için çok zelzele olduğunu idrâk edemiyor.
Jeoloji profösörü ama mantık ve şuur kayması var.

 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

gark batışı ifade eder dahası esası boğulmadır batışı ifade eden başka kelimelerde var ancak asla dahil duhul bunlardan ibaret değildir


Du bakalım, Batış'tan hangi sınırlı anlamı anlıyorsun ve dâhil olmayı, zihnindeki bu anlamdan nasıl ayıracaksın,,
Ne saçmalayacaksın gerçekten merâk ediyorum.
 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

batışı ifade eden başka kelimelerde var


Batışı ifâde eden başka kelime yok diyen ben değilim,
Alıntıyı yaptığım ekşi sözlük yazarı demiş.
 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

dahil dışın tersi manasında iç demektir

oda duhul demektir

eve mescide cennete duhul edilir 

bu mantıkla cennet ev veya mescit su dolu olması lazım

kişi girer girmez suya batıyor öylece kalıyor


Dâhil'in anlamını bilmeyen mi var ne açıklıyorsun sen.

Niye Cennet ev ya da mescîd su ile dolu olmalıymış ki
Batma ya da girme ne farkeder ki.
Ateist açısından, Güneşin Gemi gibi Battığını düşünmesi ile Güneşin Dünyâya girmesi arasında, saçmalık noktasında bir fark, bir ayrıcalık yok ki...

 

 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

en fazla taş çatlasa deniz kıyısında durup ayağını suya duhul edebilir birisi

veya suya girip yüzebilir

veya tekne suya girip çıkar

bunların hiç biri batmaya karşılık gelmez yani fiziki batmaya


Sen batmadan sâdece "Suda gemi gibi batmayı mı anlıyorsun?
Ayrıca, Bir Denizaltı suya battığı zamân, Denizaltı suya hem batmış hem de girmiş olmuyor mu?
Ateistin zihnindeki çelişkiyi, Güneşin batmasıyla paralellik kursan, Geminin batışı mı Denizaltının girişi mi daha uygun düşer.
Titanik battığı zamân bir daha çıkmaz. Denizaltı ise Battığı ve girdiği zaman tekrâr tekrâr çıkar, Güneş gibi...
 

 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

suyun üzerinde sathında hareket eder.

batma çok farklı bir şey.


Senin zihnindeki acayip anlamları bulmaca gibi çözmek zorunda mıyım ben.
Sen Batmaya Hangi anlamı lâyık görüyorsun, açıkla da ne anlatmaya çalıştığın anlaşılsın.

Sırf suya Batmayı anlıyorsan eğer, Bir cisim Çamura, Toprağa Kuma Batamaz mı?
Her neye batarsa batsın, Güneş gibi de gözden kayboluyorsa Battığı yere girmiş olmaz mı?
Enâniyetin seni öyle akılsızlaştırmış ki,, Senin, batmadan neyi anladığının da aslında hiç bir bir önemi yok.
Çünkü, Senin Kafandaki batma anlamıyla, Ateistin kafasındaki Batma anlamının uyuşma zorunluluğu yok.

Türkçe de batmanın 12 anlamı var. Sen neyi isbatlamaya çalışıyorsun.
Bundan daha önemlisi ise Ateistlerin âyet-i Kerîmeye i'tirâz ederken,
Meâldeki Batma ifâdesinden, Güneşin, Bilim dışı Batmasından ne anladıklarıdır.

Onlar, saçma Batma Türlerinin (anlamlarının) hiçbirisine de karşı değiller.
Dertleri Batma kelimesi de değil. Güneşin, Dünyâ üzerinde "BİR YER"de Batmasına karşı çıkıyorlar.
Bunun, senin anladığın şekilde suya batmak olması şart değil. Suya Veyâ Çöle veyâ Ovaya veya Dağa Gömülmesi,
Güneşin Dünyâ üzerinde sıvı veya katı, Dünyânın içine girmesine karşı çıkıyorlar.
Veyâ tepsi şeklinde vehmedilen Dünyânın hemen arkasında, Dünyâdan daha küçük kütlesiyle Güneşin, uçurumun kenarından alta inmesine karşı çıkıyorlar.

 

Şimdi, nogodbutAllah yazdı:

dahil olmak diye bir batış yoktur


Demen,
Batmayı suda batmakla sınırlandırman senin akılsızlığını gösteriyor.
Lan batmanın 12 anlamı olmasa bile,
Gemi suya battığı zamân suya dâhil oluyor, Suya giriyor işte.
Ateistlerin vehmindeki anlama göre, Güneş Suya/suda battığında suya girmemiş mi olacak.
Karada (Dağda,Ovada,Çölde) Battığında Kara'nın içine girmemiş mi olacak? Dil kitapları içinde Kafayı mı üşüttün?
Hem benimle cengâverliğe kalkıştığın "Batma" kelimesi Bir meâl, anladın mı bir meâl,, Orjinal kur'ân kelîmesinden bahsetmiyoruz.
Meâlde Batma yerine, Gömüldü, Kayboldu veyâ İçine girdi (dâhil oldu) dense ne farkeder ki,
Ateist zâten, Güneşin Gömüldüğü "YER"e, Kaybolduğu "YER"e Dünyânın içine girdiği "YER" e i'tirâz ediyor/edecek.

Bak bu da sana kapak olsun diyemeyeceğim, Kafanda kapak koyacak yer kalmadı,
Vaktimizi çaldığın, konuyu bulandırdığın Cümlem şuydu:

"Gark olmak veyâ dâhil olmak gibi maddî bir batışı ifâde eden kelîmelerin burada (âyette) tercîh edilmemesi bir tesâdüf olamaz."
Bu Cümlede, Dâhil kelimesiyle birlikte hadi bu da benden olsun, Gark'ı da çıkardım. Ve cümleyi şöyle kurdum:

"Allah-u Teâlâ, âyet-i kerîmede Güneşin, Fiziksel bir şekilde battığını ifâde eden hiç bir kelîme kullanmamıştır.
Güneşin gurub'u ve tulû'u Fiziksel/maddî bir batış ifâde etmez."

Ne oldu şimdi?
Ne değişti?
Burada önemli olan, âyetteki orjinal lafzın (gurub ve tulû), Ateistlerin vehmettikleri gibi, Fiziksel bir batış ifâde etmediğini belirtmektir.
Akıl eksikliğinden yaptığın i'tirâzlar doğru bile olsaydı ne değişecekti?
Her iki durumda da Benim söylrdiklerimde bir yanlışlık ve tutarsızlık yok ki...

Arabça bilginle ve karaktersizliğinle Kal,
İnşAllah muhatab olma.

 

tarihinde HATEM tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 19.01.2020 at 18:25, HATEM yazdı:

Zülkarneynin Büyük İskender olması Palavradır.

Palavradır, doğru.

Zülkarneyn aslında başka biridir. Kuran yazarı bu şiirleri Bizans İmparatoru Heraklius’a ithafen yazmıştır. O dönem inancına göre;  Pers zaferiyle dünyaya da Hristiyan egemenliği sağlanmış ve kıyamet günü (wa-yawmaʾiḏin) beklenmektedir. Müminler buna sevinmiştir. Rum suresinde anlatılan budur.

Zülkarneyn’in batı-doğu, Güney kuzey seyahatleri haç işaretini simgeler. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Bir saat önce, nogodbutAllah yazdı:

image.png.a997d9b1c7980836e4cb15f997ce99f4.png

**

dünya 3 boyutlu olduğuna göre daire çember gibi iki boyutlu olamaz

geriye çapından bahsedilecek şey küredir.bunuda göz önüne almak gerekir.

esasen çaplar deyip gökleri de işin içine kattığına göre hem göklerdeki umum kürevi cisimleri yıldız gezegenleri hemde galaksileri dahi ihtiva eden umum

semavatın şeklen kürevi olduğu açıktır.

 

son bilimsel verilerde hem galaksilerin hem umum kainat denilen evrenin kürevi olduğunu söyler

 

https://www.universetoday.com/143956/new-research-suggests-that-the-universe-is-a-sphere-and-not-flat-after-all/


New Research Suggests that the Universe is a Sphere and Not Flat After All
The universe is a seemingly endless sea filled with stars, galaxies, and nebulae. In it, we see patterns and constellations that have inspired stories throughout history. But there is one cosmic pattern we still don’t understand. A question that remains unanswered: What is the shape of the universe? We thought we knew, but new research suggests otherwise, and it could point to a crisis in cosmology. "

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...