Jump to content

ABD Kapitalizminin Sonu mu Geldi?


Recommended Posts

Sayın mantik, var olan en düzgün sistem bile istenirse manüple edilerek birilerinin faydasına yönelik kullanılabilir. Aksak bir sistem bile istenirse gayretlerle ve desteklerle daha sağlıklı işletilip toplum yararına kullanılabilir. Aslında var olan sistem enstrümanlarının ortadan kaldırılması bile sorunları çözecek değildir ve buna gerek yoktur. Anlamsız birşey olur. Bu enstrümanlarla devam etmek sorun değil. Sorun onların nasıl kullanıldığıdır. Sosyalist söylemlerden etkilendiğim yok. Hiçbir zaman benimsemediğim, fazla incelemeye bile dayanamadığım bir sistemden etkilenmem. Ama toplum yararını çok önemserim. Tabii genel anlamda.

Kara para sadece borsa ve şirketler üzerinden aklanmaz. Başka yollarıda vardır. Esas sorun aklanan kara paranın ekonomiye girmesi ile yarattığı sorundur. Devlet para bassa ve enflasyon artsa daha iyi. Kara para sonuçta büyük servet olarak birilerinin elinde sisteme giriyor ve gayri menkul ve toprak satın alıyor, şirket satın alıyor, iş kuruyor. Bunun piyasada iş yapan ortalama insanlara ve toplumun kalanına vereceği zarar ortadadır.

Sistemde fiyatların dalgalanması, borsanın bir inip bir çıkması zaten işin nirengi noktasıdır. Herkes satarken al, herkes alırken sat. Bunu bilirsiniz değil mi? Bunu ancak servet sahipleri yapabilir ve korkunç para yaptıran bir yoldur. Dalgalanmalar olmasa böyleleri nasıl kazanır? Hele birde sistemi manüple edenler ve bazılarına gerçek tüyolar verenler varsa (borsa ve diğer piyasalar hepsinde geçerli) trilyoner olmak işten değil. Türkiyede böyle bir döviz olayı yaşanmıştı, hatta soruşturması bile oldu. Amerikada şöyle Türkiyeyi bilmem diyorsunuz. Türkiye felaketttir, iyi ki bilmiyorsunuz. Bu ülkede borsada küçük servertlerini kaybeden tonla insan vardır. Türk halkı ne yazık ki oldukça saf. Oysa bu işin böyle olduğu yıllardır bilinir. Kumar seviyorlar naparsınız. Halbuki küçük bile olsa halkın elindeki sermaye ne kadar değerlidir. Ekonomide önemli bir faktördür. Şu insanlara bakın. Bunu değerlendirmek yerine kaybediyorlar. Böyle toplum adam olur mu? Bu kafalarla çok zor.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 107
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Kapitalist üretim ilişkileri, başta teknoloji olmak üzere üretici güçlerin gelişimi önünde engeldir. Makineleşmenin artışı istihdamı azaltır ve işsizliğe sebep olur çünkü çalışanın yerini makine almaktadır. Kapitalist sistem teknolojiye vurgu yapıp da makineleşmeyi sağlarsa, toplumun önemli bir bölümünün hayatı -işsizlik nedeniyle- daha kötü bir hale gelecektir. Yani bu sistem içerisinde üretici güçlerin gelişimi toplumun önemli bir bölümünü olumsuz etkilemektedir. İnsanların böyle çelişkili bir durumu uzun süre kabul etmelerine olanak var mıdır?

Kapitalizm bolluktan değil, kıtlıktan hayat bulan bir sistemdir. Örneğin pırlanta değerlidir, peki neden? Çünkü az bulunur birşeydir. Eğer her taraftan pırlanta fışkırıyor olsaydı bunu satan burjuvazi bu denli kar edebilir miydi? Hayır, kar oranları sürekli olarak düşer ve burjuva batardı. Hava bedavadır, neden? Çünkü satılamayacak ve fiyatlandırılamayacak kadar boldur. Teknolojinin gelişimi sayesinde her alandaki üretim bollaştıkça, ondan elde edilecek kar -tıpkı hava örneğindeki gibi- sürekli olarak düşecektir. Bolluk, karları düşürür ve kapitalizmi krize sokar. Bu yüzden kapitalizm, bolluğun önünde bir engeldir. Bol bol üretilen malların, -sırf sistem yaşamaya devam etsin diye- depolarda çürüdüğü bir düzendir bu! Bol olan birşeyin hala fiyatlandırılarak satılıyor olmasını kimse kabul etmez. Havayı satmaya kalksalar ayaklanmaz mısınız? Bu düzenin ömrü ne kadar olabilir ki? Kapitalizmin geleceği yoktur. Çünkü teknoloji sürekli gelişiyor, üretici güçler artıyor ve bolluk çoğalıyor. Bolluk ne kadar çoğalırsa, onun fiyatlandırılması ve satılabilir olması o kadar azalır, gereksizleşir, akıl dışı bir hal alır. Bu yüzden kapitalist sistem akıl dışı bir düzendir, kıtlıktan hayat bulur. İnsanlara bolluk içinde yokluk çektirir.

Ayrıca, kar edebilmek için maliyetlerini en düşük düzeyde tutmak ve böylece çalışanları yoksullaştırmak durumunda olan bir sistem bu. Fakat maliyetini düşürüp çalışanları yoksullaştırarak artırdığı üretimini kime satacak? Gene o yoksullaştırdığı insanlara! Tüketiciler ve çalışanların aynı insanlar olduğu göz ardı edilmemelidir. Kapitalistler sürekli olarak üretirler, hep daha fazla kar için çalışırlar. Bunun sonucu olarak üretimi artırırlar ama bunu tüketicilerin(yani çalışanların) alım güçlerini düşürerek yaparlar. Tüketicinin geliri, kapitalistin üretim ve kar hızını karşılayacak oranda artmadığı için; bol bol üretilen ürünler en sonunda satılamayarak burjuvazinin elinde patlar! Kriz de bu yüzden çıkar. Üretim planlanmadığı için kriz çıkmaktadır. Kapitalizm, bol bol ürettiği ürünleri satmak istediği tüketici(çalışan) kitleyi yoksullaştıran(en azından onun ürettiğini tüketemeyecek kadar az zenginleştiren) bir sistemdir. Bu durumu, kendi gövdesinden beslenen bir vampire benzetmek yanlış olmayacaktır. Kapitalizmin bu ürün bolluğu ''fazla üretim krizi''ne sebep olmakla kalmaz, bu bolluk, söz konususu ürünün neden hala fiyatlandırılıyor ve satılıyor olduğu sorusunuda gündeme getirir.

Kısacası; kapitalizm teknolojik gelişimin önünde engel olan, kıtlıktan beslendiği halde kar hırsı yüzünden kendi sonunu(yani bolluğu) yaratan ve bunu yaparken de ürünlerini satmayı planladığı tüketicileri yoksullaştırarak kendi iflasını hazırlayan bir krizler sistemidir. Bu akıl dışı sistemi revize etmeye kafa yormaktansa sosyalizmi daha iyi(demokratik) bir biçimde gerçekleştirmek için kafa yormak daha akıllıca olacaktır.

ABD'nin politika değişikliğine gelince... Buna sosyalizm denmez, denemez. Eğer buna sosyalizm dersek ortaya birden fazla sosyalizm çıkacaktır. Kaldı ki ABD'de zarar eden burjuvaların mülkleri kamulaştırılıyor ve bu zarar devletçe üstleniliyor. Yani burjuvazinin ettiği zararı, Amerikan halkı vergileriyle ödüyor! Burada halkın keriz yerine konması durumu yok mudur? Senin zararını niye biz ödeyelim kardeşim? Devletin burjuva karakterine çok iyi bir örnektir bu durum. Burjuvanın mülkünü zarar ederken alıp zararı halka ödetiyor ve sonra da tekrar burjuvaziye veriyor. Üstelik devletleştirerek zararı halka ödettikten sonra tekrar özelleştireceğini en baştan söylüyor! Bunun neresi sosyalizm? Sosyalizm, halkı devlet eliyle kazıklamak demek değildir. Fakat yine de liberalizmin ''görünmez elin herşeyi yoluna koyduğu'' masallarının çöktüğünü göstermesi bakımından değerli bir durum. Sosyal demokratların ve Keynesçilerin gözü aydın.

tarihinde Freddie tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

Çalışanların, hisse senetleriyle işletmelere ortak olması şirin görünüyor. Ama bu ortaklaklarda işletmelerin yönetimi her zaman en fazla hissesi olanların inisiyatifinde olmaktadır. Diğer ortaklar yönetimden uzak oldukları için, yöneticiler tarafından yapılabilecek bazı spekülasyonlardan haberdar olmayabilir. Şirket karları gerçekçi bir şekilde kendilerine yansıtılmayabilir.

Örneğin; Yugoslavya dağıldıktan sonra, sırp sendikacılar ziyarete gelmişledi. Genel olarak özelleştirmeleri savunuyorlardı.

Özetle şöyle bir diyalog oldu aramızda.

-İşçiler olarak özelleştirmelerden ne gibi yarar sağlıyorsunuz?

-Hisse senetleri alarak işletmeye ortak oluyoruz.

-Hisse senetlerinin getirileri sizleri memnun ediyor mu?

-Elimizde bir şey kalmadı ki, hepsini satmak zorunda kaldık.

Görüldüğü gibi. Hisse senetleri geçici bir dönem işçilerin ellerinde kalabilmektedir. Bir şekilde. Değeri düşüyor diye veya geçim sıkıntısından dolayı sonuçta elden çıkarmak zorunda kalıyorlar. Ve Başlangıçta kamuya ait olan fabrikalar özelleştirilirken, işçilerin tepkisini ortadan kaldırmak için onlara da hisse veriyorlar. Daha sonraki süreçlerde bu hisseleri geri alıyorlar.

Başka bir bakış açısı geliştirmek istiyorum.

Toplum yararına üretim yapan bir işletmenin, mülkiyetinin özel kişilerde olmasının da çok büyük bir sakıncası yoktur. Çünkü ürün toplum yararına bir üründür. Bir şekilde topluma sunulacaktır.

Özel mülkiyetin, tek sakıncası işletme sahibinin karın bir kısmını kendi lüks tüketimine harcamasıdır. Yalnız kendilerinin yararlandığı, büyük masraflar isteyen (malikhaneler, özel uçaklar, yatlar vb) yatırımlardır. Bunları bir insan olarak, kaliteli bir insan anlamında haketmiyorlar. Çünkü bu imkanlar kendi yetenekleri ve kalitelerinden dolayı sağlanmıyor. Toplum yararına üretim yapan bir işletmeyi yöteniyor, ama bu yönetim işinin karşılığı bu kadar büyük paralar olamaz, olmamalıdır.

Bu şekilde lüks tüketim yatırımları yapılmasın da demiyorum. Bunlar da yapılmalı, Ancak yararlandırılanlar, toplum vicdanını rahatlatacak insanlar olmalıdır. Örneğin, bu tür imkanlar hastanelere, okullara, malüllere, başarılı biliminsanlarına, sanatçılara ve sporculara vb. sağlanmalıdır.

Evrim ve devrim meseleleri ise birbirine zıt şeyler değildir. Uzun süreçlerde evrimi kimse engelleyemez. Evrimin birikimleri baskı altında tutulabilir. Ama bu baskı, karşı baskıyı doğurur. Baskı yapanların kendileri de özgür değildir. Ve bir yerde zaaf ortaya çıktığı zaman, baskı kalktığı zaman bu kez kaybedilmiş zaman kısa sürede telafi edilir. Ki bu devrimdir. Devrim bir patlamadır. Çoğu haksızlıkları da bağrında taşıyabilir. Bir hınç ve öcalmaya dönüşebilir. Ama önüne geçilmez bir patlama, bir tür seldir. Bu tür patlamalara meydan vermemek için evrimsel gelişmelerin önü tıkanmamalıdır.

Sevgiler.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Freddie,

Bu kadar dünyadan bir haber ve düşünmeden yaşamayı nasıl beceriyorsun hayret.

Kapitalist üretim ilişkileri, başta teknoloji olmak üzere üretici güçlerin gelişimi önünde engeldir.

Bu zırvadır,kapitalizm altında son ikiyüzelli yıldır teknoloji kesintisiz olarak gelişiyor ve hala gelişmekte ve hala da üretici güçlerin gelişmesine engel olmadığı gibi üretici güçler gelişimini kapitalizme borçludur.

Yani kapitalist üretim ilişkileri etrafına bakan herkes görür ki teknolojinin veya üretici güçlerin(ne demekse) gelişimine engel değildir,tersine insanlık adına yararlı bütün buluşlar kapitalizm altında gerçekleşti,elinizdeki cep telefonu ile yapabildiklerinize bakın,önünüzdeki ekrana ve klavyeye bakın ondan sonra kapitalizm teknolojinin önünde engeldir diyin.

Ama sosyalizm teknolojinin ve üretimin önünde engeldir bu da ayrı tartışma konusu.

Makineleşmenin artışı istihdamı azaltır ve işsizliğe sebep olur çünkü çalışanın yerini makine almaktadır. Kapitalist sistem teknolojiye vurgu yapıp da makineleşmeyi sağlarsa, toplumun önemli bir bölümünün hayatı -işsizlik nedeniyle- daha kötü bir hale gelecektir.

Freddie sen de hiç mi akıl kalmadı???

Bu zırvayı Engels 1847 de söylemişti,o günden bugüne dünya nufusu misli misli arttı,çalışanların sayısı yüzlerce,binlerce kat arttı ve 1847 ye göre de inanılmaz ölçüde makineleştik.

Ne oldu sonuç????

Çalışanlar azaldı mı???

Çoğaldı mı???

Makine çalışanın yerini alır ama,makineleşme sayesinde daha değişik üretim kolları doğar bu da istihdam yaratır.Makineleşme olmadan salt insan faktörü ile yapılamayacak bir çok ürün var.

Üstelik geri kalmış ülkeleri düşün oralarda makineleşme,sanayileşme olmadan iş alanları açılıp istihdam sağlanabilir mi????

Yani bu sistem içerisinde üretici güçlerin gelişimi toplumun önemli bir bölümünü olumsuz etkilemektedir. İnsanların böyle çelişkili bir durumu uzun süre kabul etmelerine olanak var mıdır?

Yaw yukarıda kapitalizm üretici güçlerin gelişimi önünde engeldir diyorsun burada ise üretici güçlerin gelişiminden bahsediyorsun,bu çelişkileri göremiyormusun??

İnsanların kabul etmesine gelince son iki yüz elli senedir kabul ediyorlar asıl kabul edemedikleri sosyalizm deneyimleri oldu ve yine dönüp kapitalizmi tercih ettiler,sen simdi bizi mi kandıracaksın???

Bak bu kadar kriz var,nerede devrim sosyalizm vs var mı bir yönelim???

Kapitalizm bolluktan değil, kıtlıktan hayat bulan bir sistemdir. Örneğin pırlanta değerlidir, peki neden? Çünkü az bulunur birşeydir. Eğer her taraftan pırlanta fışkırıyor olsaydı bunu satan burjuvazi bu denli kar edebilir miydi? Hayır, kar oranları sürekli olarak düşer ve burjuva batardı.

Yaw sen Marksizmin M sini de bilmiyorsun.

Pırlanta'nın kullanım değeri düşüktür ama değişim değeri yüksektir,ona bu yüksek değişim değerini veren Marks'a göre çıkarılması ve işlenmesi için gereken emeğin yüksek olmasıdır,pırlantayı satan burjuvazinin çok para kazandığını sanmak ahmaklıktan başka bir şey değildir.Pırlantanın alış fiatı vardır ve satış fiatı vardır aynı altın gibi,bütün parayı kahpe burjuva kazanmıyor merak etme.

Üstelik pırlanta az bulunursa satan bir adetinden belli bir kar elde etmek durumundadır,çok bulunur da çok satarsa çok daha cüzzi kar ona yeter , sürümden kazanır,yani ayda bir tane satıp bin dolar kazanması ile on tane satıp yüzer dolar kazanması aynı şeydir.

Hava bedavadır, neden? Çünkü satılamayacak ve fiyatlandırılamayacak kadar boldur. Teknolojinin gelişimi sayesinde her alandaki üretim bollaştıkça, ondan elde edilecek kar -tıpkı hava örneğindeki gibi- sürekli olarak düşecektir. Bolluk, karları düşürür ve kapitalizmi krize sokar. Bu yüzden kapitalizm, bolluğun önünde bir engeldir.

Bolluk neden karları düşürsün???

Satışlar artar sürümden kazanılır.

Bir alan iki alır.

Mango,Zara,Berschka,Pull and bear,Stradivarius,Adil Işık.

Hanımlar ne demek istediğimi anladı sanırım.

Üstelik bolluğa rağmen rekabet imkanı vardır,tasarım, yenilik,moda,kullanım kolaylığı vs vs

Ayrıca, kar edebilmek için maliyetlerini en düşük düzeyde tutmak ve böylece çalışanları yoksullaştırmak durumunda olan bir sistem bu. Fakat maliyetini düşürüp çalışanları yoksullaştırarak artırdığı üretimini kime satacak? Gene o yoksullaştırdığı insanlara! Tüketiciler ve çalışanların aynı insanlar olduğu göz ardı edilmemelidir.

Freddie bu zırvalar gene Marks vs çağından.

Ve o zamandan bu zamana kapitalistler katrilyonlarca dolar para kazandı ama işci ücretleri hem misli misli arttı hem de çalışma saatleri yarıya düştü,sosyal haklar izin paraları,emeklilik vs edinildi.

Kapitalist ülkelerin işcileri senin ülkende bir ay beşyıldızlı tatil yapıyor farkında değilmisin???

İşcileri evleri var arabaları var artık,sinemaya da gidiyorlar tiyatroya da,ha bazı ülkelerde durum daha kötü ise bu kapitalizmin suçu değil,kapitalizm dediğimizde baz almamız gereken en gelişmiş ülkeler değilmidir???

Öte yandan tersine sosyalist geçinen ülkelerde maaşlar azdır,yirmi dolar,otuz dolar,eh Freddie onları görmez,onun işi zikir yapar gibi ezberlediği dogmaları sıralamak.

Kapitalistler sürekli olarak üretirler, hep daha fazla kar için çalışırlar.

Ne güzel,öyle yapmasalar işciler nerede çalışacak????

İşciler ne için çalışır???

Onlar da daha fazla kazanabilmek için.

Yani burada çıkarlar ortak.

Bunun sonucu olarak üretimi artırırlar ama bunu tüketicilerin(yani çalışanların) alım güçlerini düşürerek yaparlar. Tüketicinin geliri, kapitalistin üretim ve kar hızını karşılayacak oranda artmadığı için; bol bol üretilen ürünler en sonunda satılamayarak burjuvazinin elinde patlar! Kriz de bu yüzden çıkar.

Yaw kardeşim,farzet tüketicinin alım gücü düştü,zaten kriz de mallar da ucuzluyor yarı yarıya ne anladık bu argümanından????

Bu ilkel bakış açıları ie nereye varacaksınız????

Kriz'in bunlarla hiç alakası yok,tamamen gelişmekte olan ülkelerin bazı dinamikler(Emtia,petrol vs) sonucu aşırı zenginleşmesinin sermaye ihracını tersine çevirdiğinin anlaşılması sonucu onları törpüleme gayreti.

Yani burjuvazinin ettiği zararı, Amerikan halkı vergileriyle ödüyor!

Eminim öyledir,Amerikan Halkı dediğin zaten o şirketlerde çalışıyor ve vergisini o şirket ödüyor.

Devletin gelirinin büyük çoğunluğu zaten burjuva dediklerinizin vergilerinden oluşuyor kalanın çoğu kağıt üzerinde.

O şirketlerden vergi alıyorsan sıkışınca da yardım edeceksin,etmezsen ilerde tekrar vergi alamayacağın gibi o firmalar işci de çalıştıramaz,sarmala gireresin.

Üstelik devlet çıkartıp firmaların zararını veya edemediği karları falan ödemiyor,geçici kaynak yaratıyor.

'Bu sene 50 milyar dolar kazanamamışsınız bay burjuva,işte işcilerimizin vergilerinden size elli milyar dolar güle güle yiyin' diyen falan yok.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Deha,

Kapitalizm üretici güçlerin gelişimi önünde engeldir çünkü yarattığı bollukla çelişir. Bolluk yaratmadığını iddia etmedim zaten. O yüzden bana yapılan icatları sıralamana gerek yok. Kaldı ki onları da(mesela cep telefonunu) yine emekçiler üretiyor burjuvazi değil. Çarpıtma. Patron baskısı olmadan hiçbir şeyin üretilemeyeceği iddiası mantıksal olarak gösterilemez.

Bu zırvayı Engels 1847 de söylemişti,o günden bugüne dünya nufusu misli misli arttı,çalışanların sayısı yüzlerce,binlerce kat arttı ve 1847 ye göre de inanılmaz ölçüde makineleştik.

Ne oldu sonuç????

Çalışanlar azaldı mı???

Çoğaldı mı???

Makine çalışanın yerini alır ama,makineleşme sayesinde daha değişik üretim kolları doğar bu da istihdam yaratır.Makineleşme olmadan salt insan faktörü ile yapılamayacak bir çok ürün var.

Geçmişten günümüze kadar dünya nüfusu ve buna paralel olarak da çalışan sayısı arttı elbette ama işsiz sayısı da arttı. Çalışanların çoğalması, nüfus artışından kaynaklanıyor. Yoksa işsizliğin azaldığı falan yok, işsizlik de artıyor. Sosyal haklar geçmişe göre geriliyor.

Makineleşme sayesinde daha başka üretim dalları da doğar, bu doğru. Ama bu yayılma daha ne kadar devam edecek? Başlangıçta karlı olan bir sektöre kapitalistler yığılır ve orada yeni istihdam olanakları doğar ama bu yığılma sonucunda kar oranları düşmeye başlar ve iflas edenler olur. Bu iflaslar işsizliğe sebep olur. Anlatmak istediğim şu aslında; makineleşmenin sebep olduğu işsizlik, makineleşme sayesinde doğan yeni üretim kollarının sağladığı istihdamdan büyük olabilir. Kapiş?

İnsanların kabul etmesine gelince son iki yüz elli senedir kabul ediyorlar asıl kabul edemedikleri sosyalizm deneyimleri oldu ve yine dönüp kapitalizmi tercih ettiler,sen simdi bizi mi kandıracaksın???

Bak bu kadar kriz var,nerede devrim sosyalizm vs var mı bir yönelim???

Kapitalist ülkelerde hiç sol hareket yokmuş gibi konuşmuyor musun, hasta oluyorum valla. Sanki o ülkelerde hiç marksist hareket yok ve herkes piyasaya duacı! :blink: Öve öve bitiremediğin Avrupa ülkelerinde bile başta 68 hareketleri olmak üzere pek çok sosyal çalkantı olmadı mı? Daha düne kadar Fransa'da işçiler grevde, İngiltere'de de öğrenciler protestodaydı. Yunanistan'ın hali zaten malum, her tarafı isyan! 250 senelik kapitalizm, kendisine çok güçlü bir reaksiyonun(marksizmin) da doğmasına sebep olmadı mı? Ayrıca kriz sebebiyle zaten ortaya çıkmaya başlamış olan tepkilerin sosyalizme ve iktidar hedefine yönlendirilebilmesi için dışsal ve örgütlü bir müdahele gerekir. Bir kriz oldu diye işçi sınıfı kendiliğinden sosyalizmi getirmez. ''O kadar kriz oldu niye sosyalizm gelmedi'' demek saçmalıktır. Biraz leninizm öğrenmelisin.

Bolluk neden karları düşürsün???

Satışlar artar sürümden kazanılır.

Bir alan iki alır.

Mango,Zara,Berschka,Pull and bear,Stradivarius,Adil Işık.

Hanımlar ne demek istediğimi anladı sanırım.

Üstelik bolluğa rağmen rekabet imkanı vardır,tasarım, yenilik,moda,kullanım kolaylığı vs vs

Anlatmak istediğimi anlamamakta direniyorsun Deha. Pırlantanın çıkarılması ve işlenmesinde büyük kolaylık sağlayan bir makineleşme sağlandığında pırlanta gene eskisi gibi pahalı olacak mı? Ama esas vurgulamak istediğim bu değil. Pırlanta bol bol elde edilebilen birşey haline geldiğinde neden hala satılık olsun ki? Birileri çıkıp da soluduğumuz havayı mülkiyetine geçirip fiyatlandırmıyor ve satmıyor değil mi? Neden? Çünkü hava bol. Hepimize yetiyor ve kolay elde ediliyor. Üretici güçlerin, en başta da teknolojinin gelişimi sayesinde ürünler bolca ve kolayca elde edilmeye başlandığında tıpkı hava muamelesi görmesi gerekecek, toplumda bu yönde bir talep olacaktır. Örneğin; herhangi bir ürün tekonolojinin gelişimi sayesinde bolca ve herkese yetecek şekilde üretilmeye başlandı diyelim. Bu durumda bile sen bu ürünü fiyatlandırıp satmaya ve üstünden kar etmeye kalkarsan çok tepki çekersin. Bedavaya herkesin rahatça kullanabileceği kadar bol üretilen bir ürünü satmaya kalkarsan millet seni parçalar. Çünkü bu, havayı mülküne alıp satmaya kalkmak gibi birşeydir. Üretici güçlerin gelişimi en sonunda böyle bir bolluğu yaratacak ve bolca üretilen bu ürünlerin fiyatlandırılmasına gerek kalmayacak. Çünkü bolca üretiliyor zaten, herkese yeter. Bu bol ürünleri fiyatlandırmanın, satmanın, üretim araçlarındaki özel mülkiyetin ve hatta paranın bir gereği kalmayacak. Yani kapitalist üretim ilişkilerini, üretici güçlerin gelişiminin sunduğu bolluk tasfiye edecek. Bu yüzden gelişim ile kapitalizm arasında bir çelişki vardır. Bolluk, burjuvazinin işine gelmez. Şimdi anladın mı?

Freddie bu zırvalar gene Marks vs çağından.

Ve o zamandan bu zamana kapitalistler katrilyonlarca dolar para kazandı ama işci ücretleri hem misli misli arttı hem de çalışma saatleri yarıya düştü,sosyal haklar izin paraları,emeklilik vs edinildi

İşçi ücreti arttı çünkü ekmeğin fiyatı da arttı. Hayat pahalılığına hiç değinmeden işçi ücretlerinde zaman içinde meydana gelen artışa değinmek ahlaksızlıktır. Okuyanları yanıltmaya çalışıyorsun. Ayrıca ben işçi ücretlerinin düşmesinden değil, kapitalistin ürettiği kadarını tüketebilecek kadar artmamasından bahsediyorum. Bugünkü krizin sebebi budur ve tamamen sistemin yapısından kaynaklanıyor. Ürün üretiyorsun ama tüketicilerin(yani çalışanların) senin bu arzını karşılayabilecek bir talepleri yok. Çünkü onun ücreti senin karın ve üretimin kadar hızlı artmıyor. Öyle olunca da ürettiklerin elinde patlıyor ve krize giriyorsun. İşin özü budur. Gerisi hikayedir.

Yaw kardeşim,farzet tüketicinin alım gücü düştü,zaten kriz de mallar da ucuzluyor yarı yarıya ne anladık bu argümanından????

Deha sen hakikaten saflaştın mı yoksa numara mı yapıyorsun? Krizin sebebi zaten tüketicinin alım gücünün düşmesidir. Alım gücünün düşmesi, krizden öncedir, sonra değil. Ayrıca tüketicinin alım gücü düşüp sistem krize girince kapitalist satamadığı malları elden çıkarabilmek için fiyatını mecburen ucuzlatıyor. Yani bu fiyat düşüşünün ve çok az karla, hatta bazen zararına satışın sebebi tüketicilerin alım güçlerinin düşmesidir zaten. Dolayısıyla bu argüman önemlidir çünkü mal fiyatlarının düşüşünün sebebini açıklıyor zaten.

Bu düzen hep böyle mi dönecek? Bu sistem devam ettiği sürece bize daha kaç krizi savunmak zorunda kalacaksın Deha? Bir düşün bakalım...

tarihinde Freddie tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
Ve o zamandan bu zamana kapitalistler katrilyonlarca dolar para kazandı ama işci ücretleri hem misli misli arttı hem de çalışma saatleri yarıya düştü,sosyal haklar izin paraları,emeklilik vs edinildi.

İşçiler bu hakları almak için mücadele etti de öyle aldı. Fazla uzağa gitme kendi ülkendeki sınıf mücadelelerine bak. Kapitalistler sanki bedavadan veriyor bu hakları vermek zorunda olduklarından veriyor.

Link to post
Sitelerde Paylaş
İşçiler bu hakları almak için mücadele etti de öyle aldı. Fazla uzağa gitme kendi ülkendeki sınıf mücadelelerine bak. Kapitalistler sanki bedavadan veriyor bu hakları vermek zorunda olduklarından veriyor.

Diyelim dediğin doğru, işçiler için bugün bu fark yaratır mı? Bu haklar var mı yok mu?

Link to post
Sitelerde Paylaş
Diyelim dediğin doğru, işçiler için bugün bu fark yaratır mı? Bu haklar var mı yok mu?

Evet sayın Astur haklar var; ancak bu hakların nasıl alındığını, alınış yöntemlerini görmezden gelerek bu hakları kapitalizim verdi demek yanlış. İşçi sınıfı "Ekonomik Savaş" vererek bu hakları aldı. Önemli olan nokta şu: Bu haklar kapitalist sistem içinde ne derece korunabilir?

Link to post
Sitelerde Paylaş
Deha,

Kapitalizm üretici güçlerin gelişimi önünde engeldir çünkü yarattığı bollukla çelişir. Bolluk yaratmadığını iddia etmedim zaten. O yüzden bana yapılan icatları sıralamana gerek yok.

Freddie,

Bolluk olması zaten üretici güçlerin gelişiminin neticesi değilmidir????

Bolluk olunca neden üretici güçler gelişemesin????

Tam tersine yeni üretici güçlerin gelişimine zemin hazırlamaz mı ???

Örnek verelim,bir ürün bol üretiliyor çünkü aynı makine herkeste var,ne yaparız o makinelerden daha üstün bir makine yaparak ürüne diğerlerinde olmayan bir özellik veriririz ve rekabette öne geçeriz.

Yani bolluk aslında üretici güçleri geliştirir ve üretimi yetkinleştirir.

Kaldı ki onları da(mesela cep telefonunu) yine emekçiler üretiyor burjuvazi değil. Çarpıtma. Patron baskısı olmadan hiçbir şeyin üretilemeyeceği iddiası mantıksal olarak gösterilemez.

hah haaah çok komiksin Freddie.

Hangi emekçiler SSCB deki emekçiler mi bulmuş cep telefonunu???

Cep telefonu,bilgisayara,araba,uçak ne varsa kapitalizm altında burjuvazi taradından bulundu,eğer bir işci böyle bir buluş yaptı ise o zaten öbür tarafa geçmiş olur,hem cep telefonu bulup hem asgari ücrete çalışacak değil,o yüzden boşa zırvalama.

Sosyalist ülkelerde emekçilerin insanların faydasına ve gelişimine yarayan herhangi bişr şey bulduğunu gösteremezsin.

Geçmişten günümüze kadar dünya nüfusu ve buna paralel olarak da çalışan sayısı arttı elbette ama işsiz sayısı da arttı. Çalışanların çoğalması, nüfus artışından kaynaklanıyor. Yoksa işsizliğin azaldığı falan yok, işsizlik de artıyor. Sosyal haklar geçmişe göre geriliyor.

Zavallı freddie,gerçekleri de mi çarpıtacaksın???

Sosyal haklar geriliyormuş haah haaah espri mi bu????

Örneğin Marks'ın devrinde işciler 6 saat çalışıyordu ve haftada 3 gün tatil yapıyordu deel mi????

Senede de 2 ay izin maaşlarda 1500 er Usd.

Makineleşme asla işsisliğe yol açmadı tersine istihdam alanları yarattı,Marksizm burada da cuvallamış oldu,iddia ettikleri gibi makineleştikçe işcinin hali perişan falan olmadı.

Bak Engels 1847 de Komunizmin İlkelerinde ne buyurmuş,

Ayrıca, bu ne denli gelişirse, el emeğini yerinden eden o denli çok makine icat olunur, büyük sanayi, daha önce de söyledigimiz gibi, ücretleri o denli asgariye indirir, ve böylelikle proletaryanın durumunu giderek daha da çekilmez hale getirir.

Makineleşme ücretleri düşürür diyor ama havasını aldı,tersine makineleşme ücretleri yükseltti,ücretleri düşüren ne hikmetse kendi sosyalizmleri oldu,maaşları 20-30 usd a düşürdüler,acı ama o kadar da komik.

Öve öve bitiremediğin Avrupa ülkelerinde bile başta 68 hareketleri olmak üzere pek çok sosyal çalkantı olmadı mı?

Oldu da ne oldu???

Birileri çıkıp da soluduğumuz havayı mülkiyetine geçirip fiyatlandırmıyor ve satmıyor değil mi? Neden? Çünkü hava bol. Hepimize yetiyor ve kolay elde ediliyor.

Bu nasıl bir örnektir???

Hava almadan yaşayamazsın ve istemdışı bir sistemdir ama oksijen tüpleri,hiperbarik oksijen tedavisi ve yeni açılan oksijen barlarla da hava ticareti yapılmıyor değil.

Kriz konusunda söylediklerin gerçekten ucube cevap vermeye bile değmez.

Bu sistem devam ettiği sürece bize daha kaç krizi savunmak zorunda kalacaksın Deha?

Bu krizler sizin gibi Marks'ı vs de heveslendirmişti aldılar kağıt kalem 'Avrupa da Komunizm hayaleti geziyor' diye başladılar manifestolar döktürmeye yol haritaları çizmeye ama aradan 160 sene ve 20 den fazla kriz iki dünya savaşı vs geçti hala kapitalizm ayakta,çökens nedense Sosyalizm oldu.

Link to post
Sitelerde Paylaş
İşçiler bu hakları almak için mücadele etti de öyle aldı. Fazla uzağa gitme kendi ülkendeki sınıf mücadelelerine bak. Kapitalistler sanki bedavadan veriyor bu hakları vermek zorunda olduklarından veriyor.

Ne acı,böyle bir cevabı yazabilenler de var daha önce bir kişi daha yazdı,insan biraz düşünür de öyle yazar.

Kapitalist sana bu hakkı verirken kendi karı da düşmemiş misli misli artmış dedim düşündün mü neden diye?????

Link to post
Sitelerde Paylaş
Evet sayın Astur haklar var; ancak bu hakların nasıl alındığını, alınış yöntemlerini görmezden gelerek bu hakları kapitalizim verdi demek yanlış. İşçi sınıfı "Ekonomik Savaş" vererek bu hakları aldı. Önemli olan nokta şu: Bu haklar kapitalist sistem içinde ne derece korunabilir?

İşçilerin hakları gelişmiş kapitalist ülkelerde daha iyi korunuyor, Avrupa'daki bir işçi ile sosyalist bir ülkedeki işçinin durumlarını karşılaştırırsanız olay rahatça görülür, sosyalizmde işçilerin grev hakkı bile yoktu.

Ben kapitalizmi bazen demokrasiye benzetiyorum, değişen ve gelişen bir sistem, kadınlar da seçme seçilme hakkını sonradan aldı, bu demokrasi kötü anlamına mı gelir? Bence tam aksi anlama gelir.

Neyse, konudan çok uzaklaşmamak adına bu konuda başka mesaj yazmayacağım.

tarihinde Astur tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
modern mystic,

ABD'de işsizlik oranı uzun süredir %5 ile %8 arasında değişir. %7'nin üstüne çıkması genellikle ekonomik durgunlukla birlikte olur. O açıdan verdiğin işsizlik rakamları gerçeğe yakın gözüküyor. Ama evsizlerle ilgili rakam bana fazla gözüktü. O konudaki tam rakamları bilmiyorum ama birkaç milyondan fazla evsiz olduğunu zannetmiyorum. Bu tür konularda yanıltıcı rakam çok. Rakamların nereden aldığına dikkat etmek gerekiyor.

İşsizlik rakamlarını Erinç Yeldan'ın makalesinde okudum gerçi o 13 milyon olarak zikretmiş ama ben 11-13 arası olarak aldım..

ABD'de işçilerin yoksullaşmasını ABD li Akademisyen JAmes Petras'ın makalesinden aldım orada da belirttim..

ABD'de ki evsizler olayı ilginçtir ben çocukken yani 1980 lerde ABD de milyonlarca evsiz olduğu ortalıkta konuşulurdu hatta meclis konuşmasında Adnan Kahveci ile SHP liler arasında gerçekleşmişti orada milyonlar zikredilmişti :)

aradan yıllar geçti artması ya da sbt kalması muhtemeldir..

ABD'deki milyonlarca Evsiz Rakamları

Stephen Bezruchka, Profesör Doktor Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi Kamu Sağlığı ve Topluluk Tıbbı Bölümü

tarafından yazılan bir makaleden aldım...Makalede ayrıntılı bir biçimde ABD halkının gittikçe yoksullaştığı ve sağlık sisteminin çöküşte olduğunu anlatıyor..

Link to post
Sitelerde Paylaş
Sistemde fiyatların dalgalanması, borsanın bir inip bir çıkması zaten işin nirengi noktasıdır. Herkes satarken al, herkes alırken sat. Bunu bilirsiniz değil mi? Bunu ancak servet sahipleri yapabilir ve korkunç para yaptıran bir yoldur. Dalgalanmalar olmasa böyleleri nasıl kazanır?

baglanti,

Herkes satarken al, herkes alırken sat prensibini uygulamak için servet sahibi olmak şart değil. Sorun başka bu konuda. (Ona birazdan değineceğim). Borsa işinden pek anlamadığını tahmin ediyorum. Elindeki para miktarı, sadece alabildiğin hisse miktarını etkiler. Sen elindeki parayla sadece 100 hisse alabilirken, zengin biri aynı işi 100000 hisse ile yapacaktır. Ama aynı şeyi yaptığınız sürece kazanç ya da kayıp oranı olarak aynı durumdasınız. Yaptığınız işlem paranızın ikiye katlanmasını sağlıyorsa, sizin koyduğunuz birkaç bin tl ikiye katlanır, adamın koyduğu yüzbinlerce tl de ikiye katlanır. Yaptığınız işlem paranızın yarıya düşmesine yol açıyorsa sizin birkaç bin ytl de yarıya iner, adamın yüzbinlerce ytl parası da.

Olayın bu anlamda servet gerektiren bir yönü yok. Eğer zenginler bu işte daha başarılıysa, bu meseleye daha fazla önem vermek zorunda olup daha iyi öğrenmesindendir. Ayrıca elindeki imkanların daha fazla olup daha iyi kararlar almasındandır. Çünkü işin ucunda ciddi miktarda para sözkonusu, daha dikkatli olmak zorunda.

Yoksa küçük yatırımcı ile büyük yatırımcı arasında sistemin zorladığı bir fark yok bu konuda. Bir fark varsa, küçük yatırımcı elindeki para az olduğu için daha kısa süre piyasada kalabilir (kayıpları absorbe etme gücü azdır), zengin kişinin ise daha uzun süre kalma şansı vardır.

İşin aslı, herkes satarken al, herkes alırken sat prensibi sadece lafta kolay bir prensip. Uygulamaya gelince yapması çok zor olan birşey. Zaten bu yüzden, ister küçük yatırımcı olsun, ister büyük, sistemde zamanlama yapmaya kalkarak, dalgalanmalardan yararlanmaya kalkarak para yapmaya çalışanların (ingilizce 'trader' tabir edilen kişilerin) önemli bölümü, belki %80'i, hatta %90'ı para kaybeder. Ancak 'trader' değil, uzun vadeli 'investor' (yatırımcı) olarak yararlanırsanız borsadan, ve yatırımlarınızı yeterince çeşitlendirirseniz, o zaman kar edenlerin oranı çok artacaktır, hatta çoğunluk o durumda uzun vadede kar edecektir.

'Trader' dediğim kişilerin, yani kısa vadeli dalgalanmalardan yararlanarak para yapmaya çalışanların da başlangıçtaki kayıplarına rağmen uzun süre piyasada kalmayı başaranları ve ısrarla konuya yönelip öğrenmeye çalışanları, zamanla o düzenli kar eden %10 - %20'lik azınlık grubunun içine girebilir.

Link to post
Sitelerde Paylaş

drekinci,

Görüldüğü gibi. Hisse senetleri geçici bir dönem işçilerin ellerinde kalabilmektedir. Bir şekilde. Değeri düşüyor diye veya geçim sıkıntısından dolayı sonuçta elden çıkarmak zorunda kalıyorlar. Ve Başlangıçta kamuya ait olan fabrikalar özelleştirilirken, işçilerin tepkisini ortadan kaldırmak için onlara da hisse veriyorlar. Daha sonraki süreçlerde bu hisseleri geri alıyorlar.

Bahsettiğin kişilerin, o hisseleri satmalarının konuyla alakası yok. Sonuçta kendileri kısmi mülkiyet sahibi olmuşlardır. Onları bu hisseleri satmaya iten sebepler ayrı bir konu. Benim bahsettiğim uygulamanın, insanları sosyalizmin hiçbir zaman yapamayacağı bir şekilde gerçekten hisse ortağı yapabilmesidir önemli olan. Daha önce de bahsettiğim gibi, üretim aracı ortaklığı sizin dediğiniz gibi olmaz, olsa olsa böyle olur.

Çünkü böyle olunca, bu kişiler hissedarlar olarak yönetim kurulunun düzenlediği ve tüm hissedarlara açık olan o toplantılara katılma ve verilecek kararlarda oy kullanma hakkına da sahiptirler. Sizin sosyalist uygulamaların hiçbirinde böyle bir imkan yoktu.

Ama bu ortaklaklarda işletmelerin yönetimi her zaman en fazla hissesi olanların inisiyatifinde olmaktadır. Diğer ortaklar yönetimden uzak oldukları için, yöneticiler tarafından yapılabilecek bazı spekülasyonlardan haberdar olmayabilir. Şirket karları gerçekçi bir şekilde kendilerine yansıtılmayabilir.

Bu uygulamada işletmenin yönetiminin her zaman en fazla hissesi olanların inisiyatifinde olacağı doğru. Ama her duruma, sosyalist uygulamalarda da, yöneticiler vardır, diğerleri vardır. İşletmenin edeceği zarardan en fazla etkilenecek olanların (yani en fazla hissesi olanların), yönetimde daha fazla sözü olması da doğal.

Yöneticiler tarafından yapılacak spekülasyonlardan haberdar olmama konusunda ise, öyle bir zorunluluk yok. Dediğim gibi, hissedarlar yönetim toplantılarına katılabilir, kendi hissesi oranında kararlara katılabilir. Hem sosyalist uygulamalarda, bu kişiler bu süreçten tamamen kopuktu zaten. Hangisinin, işletmenin hangi politikasını belirlemede söz hakkı vardı? Bütün kararlar, partideki bağlantıları sayesinde işletmenin yönetimine yukarıdan getirilmiş kişiler tarafından veriliyordu, işletmede çalışan diğer herkes de bu duruma razı olmak zorunda kalıyordu. Kamulaştırma uygulamasında, yani her şeye devletin sahip olduğu bir durumda, bu sürecin daha farklı işlemesine imkan yok zaten.

Böyle bir durumda, işletmenin edeceği kar ya da zarardan ne yöneticiler ne de çalışanlar doğrudan etkilenmediği için, tüm zararlar devlet tarafından absorbe edilip, karlardan da kimseye bir fayda gelmediği için, işletmeyi daha verimli, daha kaliteli, daha fazla kar eden, vs bir hale getirmek için de geçerli bir motivasyon kaynağı yoktu.

Halbuki kapitalizmdeki gibi, benim bahsettiğim türde uygulamada, her şeyin hissedarlara doğrudan bir etkisi var. Kar ya da zarar olarak. Herkes daha sorumlu olmak zorunda. Ayrıca, herkesin hisse miktarına bağlı olarak yönetimde az ya da çok söz hakkı var.

Şirket karları gerçekçi bir şekilde kendilerine yansıtılmayabilir.

Bu iddian ise, bu konuyu, yani kapitalist sistemdeki bu hisse sahibi olma, şirket yönetimi, borsa, vs meselelerini pek bilmediğini açıkça ortaya koyuyor.

Şirketlerin dediğim gibi belli aralıklarla yaptıkları toplantılar vardır. Bu toplantılarda, şirketin o döneme ait kar zarar rakamları, vs açıklanır. Edilen karın ne kadarının ne iş için kullanılacağı yönetim kurulu tarafından kararlaştırılır. Bu kararlar zaten oya konularak verilir. Bu toplantılarda, edilen karın ne kadarının 'divident' (türkçesini bilmiyorum ama 'kar payı' denebilir herhalde) olarak dağıtılacağına karar verilir. Örneğin o dönemde edilen karın %40'ının 'divident' olarak hissedarlara dağıtılmasına karar verildiyse, hisse başına diyelim $1.27 divident düşüyordur (bunun hesabı yapılır, divident olarak dağıtılacak karın toplam hisse sayısına bölünmesi suretiyle), böylece de tüm hissedarlar, ellerindeki hisse miktarına bağlı olarak bu kardan pay alırlar. 1000 hissesi olan, bizim verdiğimiz örnekteki rakama göre $1270 pay alirken, 100000 hissesi olan $127000 pay almış olur.

Yani karın küçük hissedarlara yansıtılmayacağı fikrin tamamen bu konudaki bir bilgisizliğin ürünü gibi gözüküyor. Lütfen, yaşadığınız sistemden bu kadar kopuk olmayın. Şu haliyle bile, ki ideal olmaktan çok uzak, kapitalist sistemin küçük, büyük her türlü yatırımcıya, herkese sunduğu belli imkanlar var. Lütfen bunları öğrenin. Eminim sisteme öfkeniz biraz azalacaktır bu bilgileri edindikten sonra.

Link to post
Sitelerde Paylaş
Makalede ayrıntılı bir biçimde ABD halkının gittikçe yoksullaştığı ve sağlık sisteminin çöküşte olduğunu anlatıyor..

faithnomore,

Orta sınıf ABD'de bir süredir erimekte. Bunu burada demokratlar da söylüyor ve bundan Bush'un politikalarını sorumlu tutuyorlar. Bunlar bazı politika değişiklikleriyle düzeltilebilecek konular.

Sağlık sistemi konusu da aynı şekilde. Obama yönetimi, ABD'de ulusal bir sağlık sistemi oluşturmaya çalışacak. ABD bu konuda geç kalmıştır zaten kanımca. Dünyadaki tüm sanayileşmiş Batı ülkelerinde ulusal sağlık planları var.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili mantık

borsa meselesini daha önce tartıştık.

Bunun apaçık bir kumar olduğu ortada.

Yani adamların borsada milyarları var.

Senin benim de üç beş kuruşumuz.

Senin benim üç beş kuruşum ikiye üçe beşe katlansa ne yazar.

Adamlarınki %20 kazandırsa milyonlar eder.

Şimdi otur düşün. Bu milyonlar hangi emeğin karşılığıdır. Bu milyonlar kimlerden çıkıyor. Milyonlar matbaada basılmış kağıt değildir. mal veya hizmettir, emek ürünleridir.

Deha gibi, bu meseleleri sosyalist uygulamalar ile karşılaştırman ayrı bir talihsizlik. Sosyalist ülkelerde kararları sosyalistlerin vermesi, sosyalistlere para veya kar kazandırmıyor. Sosyalist liderler son zamanlara kadar apartman katlarıda otuyorlardı. İşçi ve emekçilerden çok farklı bir yaşam standartları yoktu. Aslolan budur zaten. Ayrıca grev hakkı konusunu da anlamalışsın. Hiç insan kendi işyerine grev yapar mı? Kendine çalışan, kendi işinde çalışan bir esnaf hiç grev yapar mı? Gülerler adama.

Sen üçbeş kuruşun peşindesin, sana bana üçbeş kuruş düşüyor. Daha ne istiyorsun diye düzeni bana haklı göstermeye çalışıyorsun.

Ben, senin benim üçbeş kuruş hesabını yapmıyorum.

adamların milyonlarının kaynağını araştırıyorum.

Tekrar sorayım nerden geliyor bu milyonlar?

Böyle kazanç olur mu?

Böyle kazançlar ancak kumar ile kazanılır.

Sevgiler.

Link to post
Sitelerde Paylaş

drekinci,

Farklı şeylerden bahsediyorsun. Konuyu hemen yine kapitalizmdeki gelir dağılımı uçurumlarına getirmişsin.

Halbuki bahsettiğimiz konu o değildi. Konu, ABD sosyalizme yaklaşıyor mu konusundan çıktı, kapitalizm evrim geçirerek sosyalizmin vaadettiği bazı idealleri nasıl gerçekleştirebilire geldi.

Ben dedim ki, reel sosyalizmde hiçbir zaman işçiler işletmelerin gerçek sahibi olamadılar, kendilerini hiçbir zaman öyle hissetmediler.

Ayrıca dedim ki, kapitalizmde öyle bazı uygulamalar var ki, bu hayale, yani insanların çalıştıkları işletmenin mülkiyet ortaklığı hayaline sosyalizme göre daha başarılı bir şekilde götürme potansiyeline sahip.

Ben bunların ideal olduğunu iddia etmiyorum. Ama bana göre sosyalizm için sizin önerdiğiniz mekanizmalarla kesinlikle sağlanamayacak bu tür bazı şeyler, ancak kapitalizmde uygulanmaya başlanmış ve ileride belki daha iyi hale gelebilecek bu tür yöntemlerle mümkün olabilir diyorum.

Yoksa konumuz burada kapitalizmin sebep olduğu servet birikimi değil. Hem bu birikime olan düşmanlığınız ne, onu da anlamıyorum. Sonuçta herkes, kendine yetecek kadar pay alabiliyorsa bir sistemde, varsın bazıları kaymağına konsun üretimin, ne farkeder?

400 dolara da yatak alabiliyorsun ABD'de, 5000, hatta 10000 dolara da.

400 dolara aldığın yatakta da sırtını ağrıtmayacak, omurilik sağlığını bozmayacak bir şekilde, gayet rahat yatabiliyorsun, 10 bin dolarlık yatakta da. 10 bin dolarlık yatak biraz daha rahatmış, yok bilmemne işlemeli ya da süslemeliymiş, vs kim takar? İşi gördükten sonra ne önemi var. Herkes 400 dolarlık yatağı alabilecek duruma geliyorsa, varsın %5'lik kesim de 5000 ya da 10000 dolarlık yatakta yatsın. Bunlara takmamak lazım kafayı. Yani benim bakış açım bu.

Eğer ekonomi yeterince gelişir, yeterince zenginlik yaratılır ve en alttakilerin bile bu zenginlikten alacağı pay benim bahsettiğim minimum standartları yerine getirebilecek duruma gelirse, sorun çözülmüş olur. ABD bu yolda gidiyor zaten. Oraya varmalarına az kaldı. Benim dediğim budur.

Link to post
Sitelerde Paylaş
baglanti,

Herkes satarken al, herkes alırken sat prensibini uygulamak için servet sahibi olmak şart değil. Sorun başka bu konuda. (Ona birazdan değineceğim). Borsa işinden pek anlamadığını tahmin ediyorum. Elindeki para miktarı, sadece alabildiğin hisse miktarını etkiler. Sen elindeki parayla sadece 100 hisse alabilirken, zengin biri aynı işi 100000 hisse ile yapacaktır. Ama aynı şeyi yaptığınız sürece kazanç ya da kayıp oranı olarak aynı durumdasınız. Yaptığınız işlem paranızın ikiye katlanmasını sağlıyorsa, sizin koyduğunuz birkaç bin tl ikiye katlanır, adamın koyduğu yüzbinlerce tl de ikiye katlanır. Yaptığınız işlem paranızın yarıya düşmesine yol açıyorsa sizin birkaç bin ytl de yarıya iner, adamın yüzbinlerce ytl parası da.

Olayın bu anlamda servet gerektiren bir yönü yok. Eğer zenginler bu işte daha başarılıysa, bu meseleye daha fazla önem vermek zorunda olup daha iyi öğrenmesindendir. Ayrıca elindeki imkanların daha fazla olup daha iyi kararlar almasındandır. Çünkü işin ucunda ciddi miktarda para sözkonusu, daha dikkatli olmak zorunda.

Yoksa küçük yatırımcı ile büyük yatırımcı arasında sistemin zorladığı bir fark yok bu konuda. Bir fark varsa, küçük yatırımcı elindeki para az olduğu için daha kısa süre piyasada kalabilir (kayıpları absorbe etme gücü azdır), zengin kişinin ise daha uzun süre kalma şansı vardır.

İşin aslı, herkes satarken al, herkes alırken sat prensibi sadece lafta kolay bir prensip. Uygulamaya gelince yapması çok zor olan birşey. Zaten bu yüzden, ister küçük yatırımcı olsun, ister büyük, sistemde zamanlama yapmaya kalkarak, dalgalanmalardan yararlanmaya kalkarak para yapmaya çalışanların (ingilizce 'trader' tabir edilen kişilerin) önemli bölümü, belki %80'i, hatta %90'ı para kaybeder. Ancak 'trader' değil, uzun vadeli 'investor' (yatırımcı) olarak yararlanırsanız borsadan, ve yatırımlarınızı yeterince çeşitlendirirseniz, o zaman kar edenlerin oranı çok artacaktır, hatta çoğunluk o durumda uzun vadede kar edecektir.

'Trader' dediğim kişilerin, yani kısa vadeli dalgalanmalardan yararlanarak para yapmaya çalışanların da başlangıçtaki kayıplarına rağmen uzun süre piyasada kalmayı başaranları ve ısrarla konuya yönelip öğrenmeye çalışanları, zamanla o düzenli kar eden %10 - %20'lik azınlık grubunun içine girebilir.

Sayın mantik, ben herkes alırken sat, herkes satarken al prensibini sadece borsa için söylemedim. Bu geyri menkul işinde çok para kazandıran bir yöntemdir. Ama borsa içinde böyledir. Elbette elinde çok parası olan ve bu işleri iyi takip edenler borsadan zengin olur. Sepet yapma şansları çok daha fazladır. Ne var ki batma riskleride yok değildir elbette. Ancak elinde küçük bir miktar parası olan kişi hemen her zaman kaybeder. Zaten borsa işindende pek anlamaz. Zaten ben anlamıyorum neden böyle bir kumar oynanıyor. Siz dahil bir çok kişiye bu normal gelebilir ama bana hiç normal gelmiyor. Borsadan başka nerede böyle bir kumar var? Hele bu borsa denilen kurumun ülke ekonomilerinin canına nasıl okuduğu düşünülürse ak bir kurum olduğunu söylemek imkansız olur. Biz insanlık olarak dünyada bir yaşam mücadelesi ve hayatı iyileştirme mücadelesi mi veriyoruz yoksa oyun nu oynuyoruz? Bu kadar acımasız bir sistem olmamalı. Piyasaları canlı tutmanın daha mantıklı yollları bulunmalı. Katılmayabilirsiniz ama ben böyle düşünüyorum. Amerika için iyi bir kurum belki borsa ama gelişmekte olan ülkeler için bir felaket.

tarihinde baglanti tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
Borsadan başka nerede böyle bir kumar var? Hele bu borsa denilen kurumun ülke ekonomilerinin canına nasıl okuduğu düşünülürse ak bir kurum olduğunu söylemek imkansız olur.

baglanti,

Borsa neden ülke ekonomilerinin canına okusun? Borsada olan bitenler, ülke ekonomisinde olan bitenlerin bir barometresi olduğu için arada bir korelasyon var sadece. Borsa ekonominin canına okuduğu için değil. Tabi borsadaki aşırı şişmeler ve düşüşler de ekonomiyi etkileyebilir bir miktar, burada karşılıklı bir ilişki var elbette. Ama borsanın fonksiyonu bence belirleyici olmaktan çok gösterge olma noktasında.

Ayrıca kumar başka nerede var demişsin, kumar yatırımın her türünde var. Daha doğrusu, eğer hiçbir risk almayacağım diyorsan, en büyük riski almış olursun. Finans uzmanlarına göre yatırımda en büyük risk enflasyon riskidir ve paranı yastık altında tutarsan (ya da banka hesabında), enflasyon yüzünden paran erir gider. En az enflasyonla başa baş gitsin paramın değeri, hatta onu aşsın diyorsan, bir miktar risk almak zorundasın. Hiçbir faizli tasarruf hesabı, enflasyon karşısında paranın değerini korumaz. En azından tahvil veya bonolara, ya da bunları yatırım aracı olarak kullanan yatırım fonlarına yatıracaksın ki, enflasyonla başa baş gitme şansın olsun. Ama o zaman da minimum da olsa bir risk almış olursun. Yani paran gerçekten de enflasyonla başabaş gidip, hatta onu aşabileceği gibi, değerinin bir miktar azalması, yani bir miktar kaybetmen de mümkün. Daha da yüksek bir getirisi olsun bu paranın diyorsan, o zaman daha da yüksek bir risk alman gerekir, ki bu konudaki tek gerçekçi seçenek borsa. Borsada eğer parana dokunmazsan uzun vadede (10, 20 ya da 30 yıl gibi) genellikle paran enflasyonun üzerinde değer kazanır. Ama kısa vadeli alım satımlar yaparsan, dalgalanmalardan kar etmeye, kısa sürede zengin olmaya çalışırsan, o zaman büyük ihtimalle zarar edersin.

Bunlar temel finans bilgileridir ve herhangi bir yatırım uzmanı ile konuştuğunuzda zaten size bunları söyleyecektir.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...