Jump to content
haci

TÜRLEŞME

Recommended Posts

Aldığımız pozisyolar belli oldu sevgili Anibal.

Ben onların açıklık kazanmasını istiyordum.

Şimdilik açıklık kazandılar..

Gould'da laf söyletmem. Tanıdığım, konferansına girdiğim bir bilim adamı idi..

20 yıl mezotelyoma ile mücadele etti ve en değerli eserlerini mezotelyoma tanısı aldıktan sonra yazdı.

Benimle Gould'u nasıl karşılaştırırsın anlamadım.

Ben bir MD'yim o ise bir paleontolog idi.. Elma ile arumut karşılaştırılmaz.

Evrim konusunda ben olsa olsa onun görüşlerini adapte edebilirim. Hepsi o kadar.

Yani benden üstün biri değildi. Belki senden bile üstün biri değildi. Gerçi senden üstün olması mümkün.

Eğer benzer mesleklere sahipseniz tabii.

Fosil kayıtları açıkça Gould'u haklı çıkarıyor.

Türleşmeye sürpriz bir teori ile devam edeceğim..

Uyanın artık. İnsan 150 yıl uyumaz yaw..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Gould'a laf söyletmemek için, önce gould'u iyi anlaman gerekiyor. Sen bir konferansına girdin, ben 4 projede birlikte çalıştım, NYU'Da iken o..

Eminim sen, onun esrar hakkındaki fikirlerini de, "Uyuşturucuya özgürlük" olarak anlıyorsundur..

Fosil kayıtları Gould'u haklı filan çıkarmıyor Hacı.. Yanlıgı zaten oradan başlıyor.

Gould, bir biyolog olmamakla, elde ettiği veriyi, o yönde değerlendirme hatasını yapmıştır. Aslında çokta hatalı değildir, biraz ufak tuning ile, Dawkins'in yaptığı gibi, Darwin'in teorisinin başka bir kelime gurubu ile ifadesini yapmış olduğu görülecektir. Nedir onun sorunu? Önce, Darwin'i karikatürize eder ve filetik gradient geçişi, sabit hızlı evrim şeklinde bir korkuluk olarak sunar. "Evriimin yapısı"nda da bunu gayet güzel izah eder. Amanda üç ayağı vardır, Darwin'in.. Birini kestik ve ahada yıktık.. Neyse, bu korkuluğu fosil kemikleri ile dövünce, darwine sağlam bir sopa attığını sanır, kendini kandırır. Elbette, Darwni ne diyor anlamakta zorlanan sizler gibi konferans izleyicileri de, amand ane güzle dövdü darwini diye, ona şampiyon kemeri takmaya çıkarsınız, doğal olarak..

Gould, Mezotelyoma'nın keşfi ve median time denen zırvalığa olan çıkışları ile, takdirimizi kazanmış büyük bir adamdır. Ama bu, onun evrim konusunda yanıldığı gerçeğini maalesef değiştirmez..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hala Gould'a laf yetiştirmeye çalışıyorsun. Beni de Gould'u tanımamakla suçluyorsun.

Kitaplarının çoğu bende vardır Gould'un.. Ayrıca makalelerini de izlerim.. Sevilen ve aranan bir yazardı kendisi.

Din konusundaki görüşleri dışında bütün görüşlerini benimserim. Biraz sert ve no nonsense biri idi ve vurunca oturturdu.

Yanlış olduğiu bir konuyu bilmiyorum.

Punctated equilibrium onun ve Eldrege'in en cesur kuramıdır.

Gould'u okumanızı tavsiye ederim. Natural History mecmuasında makale yazardı ve makelesi editlenmeyen yegane baş yazar olduğu bilinir.

Punctated Equilibrium'u da biraz daha yakından incelerseniz, fosil kayıtları ile çok uyumlu olduğunu görürsünüz.

Zaten Gould bu kuramı fosit kayıtları ile cük otursun diye ortaya atmıştı.

Big Bang kuramını genişleme ile açıklama, yani eksik tarafını tamamlama gibi bir şey.

Punctated equilirium Darwin'in çizgisel evrimine bir alternatiftir. Neo-Darwinciler için oldukça eleştiri yapmıştır Gould.

Ve ilginç olarak Darwin'i pek sevmezdi rahmetli.. Gavura rahmet okunmazmış ama..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili Hacı, su ne tarafta.. Bir sakinleş evvela..

>>> Punctated equilibrium onun ve Eldrege'in en cesur kuramıdır.

Bu onların kuramı değildir. Ernst Mayer diyeyim, ötesini sen bulursun..

>>> Zaten Gould bu kuramı fosit kayıtları ile cük otursun diye ortaya atmıştı.

Ama oraya oturmadı.. Dahası, başka yerlere, mesela genetiğe hiç oturmadı.. Ortada kalıverdi.. 71'den sonra, tamam, hallettik, bitirdik iş demedi paleontoloji. Kazma sallamaya devam etti ve görülen şey, öyle düz git, düz git, birden zıpla, sıçra olmadı.. İşte balinanın ve atalarının fosilleri, en basit örnektir..

Bugün, o kuramın havada kalan bir kuram olduğunu, onların sundukları verilerin, klasik teori ile daha kolay açıklanabildiğini, yeni veriler ile örtüşmediğini, bu nedenle de, kabul göremdiğini söylüyoruz. Sen hala, amanda neo-darwinizm, amanda günü modası bu.. İstersen modaya uyup, rap söyleyelim bari o zaman... Bilimin modası mı olur? Getirirsin verileri, iş biter, ama yok, geldiği filanda yok, geleceği de..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili Anibal

Bilimsel bir tartışma böyle yapılmaz. Daha doğrusu ben yapamam.

Benim seninle bu konuları tartışmamamın nedeni tartışmaların afaki bir mecraya dökülmesi.

Türleşmenin de öyle bir tartışma ile güme gitmesini istemiyorum.

Bu nedenden dolayı senin iddialarını bire bir yanıtlamayacağım. Ve ben bilimsel olduğuna inandığım açıklamalara devam edeceğim.

Sana direkt cevap versem bile onlar çok kısa olacak.

Ama işleyeceğim konular senin gündeme getirdiğin soruları da kapsayacak..

Ben soru sorulmasından ve yapılan itirazlardan hoşlanıyorum.

Onların yapılma şeklinden hoşlanmıyorum sadece.

Ama onları iletilerimin arasında mutlaka yanıtlayacağım.

Şimdilik açıklamasını yapacağım konular arasında genetic drift, natural selection, punctated equilibrium var..

Ernst Mayer, Gould ve Elderege var. Darwin var. Neo Darwinciler var. Evrim var.. Vs..

Bu bölümde türleşmeye devam edeceğim..Çok ilginç bir konu çünkü.

Şimdilik şu kadarını eklemekten kendimi alamıyorum.

Natural selection ve genetik drift aynı şeyler değil. Farklı evsimsel süreçler. Bir arada olabilirler veya olamazlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Türleşmenin henüz kesin bir açıklamasının yapılamadığına değinmiştik.

Bunun nedeni olarak da türleşmenin farklı mekanizmalarla gerçekleşmesi olabilir diyebiliriz.

Biz daha o mekanizmaların kendileri üzerinde bir anlaşmaya varamadık.

Türleşme konusunda nasıl bir konsensusa varabiliriz, bilmiyorum.

Burada türleşmenin önce kuramsal olarak nasıl gerçekleşmesi gerektiğine değinmek istiyorum.

Ama yanlış anlaşılmasın..

Ben türleşmenin nasıl gerçekleştiğine değinmeyeceğim.

Çünkü o konu az biliniyor.

Ben sadece kuramsal olarak türleşme nasıl olabilir sorusunun yanıtlarını vermeye çalışacağım.

Şurası bir gerçek ki bu kuramsal yaklaşımların hiç birisi doğru olmayabilir.

Ya da birkaçı veya hepsi birden doğru olabilir.

Çünkü birden fazla türleşme mekanizması var olabilir.

İzole bir popülasyonda gen havuzundaki değişiklikler çoğu kere aşağıdakilerin birlikte etkisi ile gerçekleşir.

Herne kadar birlikte etkileri olan bu faktörlerin birbirleri ile ilgili olmaları gerekmezse de, Founder etki genetik kayma ile ilgilidir.

Ama doğal seçilim ve genetik kayma farklı etkilerdir. Birbirleri ile ilgili değillerdir.

Doğal seçilimde doğal baskılar vardır. Genetik kaymada ise doğal baskılar yoktur. Şans ve tesadüfler vardır.

-Doğal seçilim

-Genetik Kayma

-Founder etki.

Bu faktörler örneğin adalarda yaşayan farklı canlı popülasyonlarının ortaya çıkmasına neden olabilirler. Onlar birbirlerinden ayrı olarak yaşadıkları süre, yani aralarında gen alış verişi yapmıyorlarsa, bir alt tür olarak nitelendirilebilirler. Allopatric ayrı yaşayan bu gruplar için kullanılan bir teknik terimdir.

Yeni bir türün ortaya çıkması ne kadar genetik değişikliğe ihtiyaç gösterir?

Düşündüğünüzden daha az genetik değişiklik yeni bir türün ortaya çıkması için yeterli olabilir.

Bunu Darwin bilmiyordu. Bilmesine de olanak yoktu. Çünkü bu bilgi son 150 yıl içinde kazanılmıştır..

Bir veya birkaç gende vuku bulacak değişiklikler türleşme nedeni olabilirler.

Bir çiceğin renginin veya taç şeklinin değişmesi yeni bir tür bitkinin ortaya çıkması demektir. Bu mekanizma ile çapraz polenizasyon önlenebilir.

Zannederim onların birlikte gen havuzundaki değişiklilerden sorumlu olmaları, birbirleri ile direkt ilişkileri olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.

Genetik kaymanın, doğal seçilimle hiç ilgili olmayabileceğine değinmiştik.

Peki founder etki nedir?

Founder etki genetik çeşitliliğin yok olması demektir. Genetik kayma ile ilgilidir ama, doğal seleksiyonla direkt olarak igili değildir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Türleşmeye biraz daha yakından bakalım.

Yeni bir türün ortaya çıkması için nasıl bir genetik değişikliğe gereksinim vardır?

Yeni türlerde genetik yapının türün çıktığı türdeki genetik yapıdan farklı olması doğal.

Evrimin tanımı o zaten.

Genetik değişiklik kendini fenotipik değişiklik şeklinde manifest edecek elbette.

Yani genetik değişiklik bir zorunluk ise, neden onun nasıl ortaya çıktığını bilemiyoruz?

Burada açıkça bir sorun var.

Ve soruna hitabeden çözümler ortaya atılıyor.

O çözümlerden biri türleşmeye neden olacak olan kromozom değişiklikleridir.

Türleşmenin nasıl gerçekleştiği, Darwin'den(1869) Mayr'a kadar(1970), öteden beri tartışılan bir konudur.

Bu bilim adamları ve diğerleri evrimin uzun zaman içinde tedrici olarak gerçekleşen değişiklikler olduğuna inanıyorlardı.

Son yıllarda bu görüş değişmiştir. Paleontolojist Eldredge ve Gould ve Stanley ve genetikçi Carson ve Dover bu görüşe meydan okumuşlardır.

1978 yılında White çabuk türleşmenin kromozomlardaki değişikliklere bağlı olduğunu ileri sürmüştür.

Ve konu üzerinde yoğun çalışmalar başlamıştır.

İlginç olarak sonuç bir düş kırıklığı olmuştur.

Hiç kuşkusuz türler arasında kromozomlarla ilgili nicel ve nitel farklar varsa da, onlarla türleşme arasında neden sonuç ilişkisi kurulamamıştır.

Başka bir deyişle kromozomlarla ilgili değişiklerin türleşmeye mi neden olduğu, yoksa türleşmenin mi kromozomlardaki değişikliklere neden olduğu anlaşılamamıştır.

Her türlü kromozom değişiklikleri için böyle bir sonuca varılmıştır.

Bu gerçekten büyük bir düş kırıklığıdır.

Kromozomları inceleyerek çabuk bir sonuca ulaşmak isteyen genetikçiler düş kırıklığına uğramışlardır.

Doğa sırlarını kolay ifşa edeceğe benzememektedir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Yeni bir türün ortaya çıkması için nasıl bir genetik değişikliğe gereksinim vardır?

Bildiğimiz, sıradan, alelade genetik değişikliğe..

Sorun, türleşme denen şeyin nasıl olduğu değil. Bu zaten Darwin'in açıklamaları ve bunun müteakip düşük düzey keşiflerle (genetik, DNA vs.) gayet açık şekilde izah edilmiş halde.

Sorun, türleşme değil, türler.. Türlerin ne olduğuna bir karar verebilsek, bu karara uyan yapının nasıl ortaya çıktığını söylemek kolay.. Şu örnekler, konuyu daha iyi izah edecektir:

"The species problem is the long-standing failure of biologists to agree on how we should identify species and how we should define the word 'species'." Hey J. 2001. The mind of the species problem. Trends in Ecology and Evolution 16:326-329

"First, the species problem is not primarily an empirical one, but it is rather fraught with philosophical questions that require-but cannot be settled by-empirical evidence." Pigliucci M. 2003. Species as family resemblance concepts: The (dis-)solution of the species problem? Bioessays 25:596-602.

"An important aspect of any species definition whether in neontology or palaeontology is that any statement that particular individuals (or fragmentary specimens) belong to a certain species is an hypothesis (not a fact)" Bonde, N (1977), "Cladistic classification as applied to vertebrates", in Hecht, M.K., Goody, P.C., and Hecht, B.M., Major Patterns in Vertebrate Evolution, New York: Plenum Press, pp. 741-804

Eğer tür tanımını doğru yapabilirsek, ki maalesef henüz bunu beceremiyoruz, o zaman o tür tanımına uyan indirgemeye sebep olan evrismel faktörleri tespit etmek o kadar zor değil, ehven bir mesele..

Bizim, burada, bu konuyu tartışabilecek cladistic bilgisine, tasknomi alt yapısına sahip olduğumuzu sanmıyorum. Kendi adıma, elimdeki tanskriptler ve lisanslardan, bunu çıkarabiliyorum.. Ama taksonomi/filojein üzerine ihtisas yapmış başka birini bilmiyorum buralarda.. Ve ben kandi adıma, bir tarif yapabilirim, fakat bu tarfi budur, olmuştur diyemem. Ama, tarife vs. itiraz edecek/katkı verecek olanların yetersiz kladistik bilgisinin yaratacağı dezenformasyonu temizleme hamallığını da hiç gözüm kesmemektedir, o asıl mesele..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Bizim, burada, bu konuyu tartışabilecek cladistic bilgisine, tasknomi alt yapısına sahip olduğumuzu sanmıyorum. Kendi adıma, elimdeki tanskriptler ve lisanslardan, bunu çıkarabiliyorum.. Ama taksonomi/filojein üzerine ihtisas yapmış başka birini bilmiyorum buralarda.. Ve ben kandi adıma, bir tarif yapabilirim, fakat bu tarfi budur, olmuştur diyemem. Ama, tarife vs. itiraz edecek/katkı verecek olanların yetersiz kladistik bilgisinin yaratacağı dezenformasyonu temizleme hamallığını da hiç gözüm kesmemektedir, o asıl mesele..

Yani sevgili Anibal sen sesini kes, otur köşende parazit yapma mı demek istiyorsun.

Bana değil tabii. Bu konuda yazacaklara..

Çünkü çoğunun senin belirttiğin nitelikleri yok..

Çoğumuz sıradan insanlarız. Doktor ve biyolog bile olsak..

Sorunu biraz gözünde büyütmüyor musun?

Bilimi halka indirmeye çalışıyoruz biz.. Sen snob'lık yapıyorsun.

Allel frekansında olduğu gibi..

Biraz da halkın arasına insen de onların tenefüs ettiği havayı tenefüs etsen..

Biz evrimi herkesin anlamasını istiyoruz..

Tabii sen onu doktora sahibi olanlar bile anlamıyor diye düşünüyor olabilirsin.

Biz elimizden geleni yapacağız..

Ülkemizde cehalet diz boyu. Buna gönlün nasıl razı oluyor..

Çizmelerini giy ve ağlayıp sızlayacağına, halkına yardım etmeye koş..

Snob'lık da yapma lütfen..

Yeter artık..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Eğer tür tanımını doğru yapabilirsek, ki maalesef henüz bunu beceremiyoruz, o zaman o tür tanımına uyan indirgemeye sebep olan evrismel faktörleri tespit etmek o kadar zor değil, ehven bir mesele..

Türün tanımından vazgeçtik..

Daha doğru dürüst evrim tanımı yapamıyoruz diye yakınanlar var aramızda..

Bir de konunun uzmanlarından bahsediyoruz.. Kimmiş onlar çok merak ettim doğrusu.. Adnan Oktar mı?

Türün ne olduğu belli. Ama nasıl olduğu belli olmadığı için onu nasıl sorusu ile birleştirmek istiyoruz.

Öyle yapınca türün tanımı kolaylaşacak ve bu arada nasıl sorusu da yanıtlanacak..

Bunu bazıları bilimsel sahtekarlık olarak kabul edebilirler.

Ve bazı durumlarda öyledir de..

Bu yaklaşım her ne kadar bilimsel değilse de pratik bir anlama sahiptir.

Çok sık uygulanan bir yöntemdir..

Örneğin Big Bang kuramı.

Bu kuram yapılan gözlemlerle bağdaşmamaya başlayınca, bağdaştırmak için onu yeni kuramlarla zenginleştirmek gerekmiştir.

Genişleme kuramı Big Bang kuramına eklenmiş ve gözlemler bu keresinde cük oturmuşlardır.

Punctated equilibrium da böyle bir denemedir.

Fosit kayıtlarındaki boşlukları doldurmak gerekmiş ve bu kuram ortaya atılmıştır.

Artık kimse neden ara geçiş formları yoktur diye soramaz..

Yoksa sorabilir mi? Orası da ayrı bir konu..

Bu iki yaklaşım da yasaldır. Sahtekarlık değildir. Ama açıkça sahtekarlığın bir adım gerisindedirler.

Peki bu durumda cük oturması için türleri nasıl tanımlayacağız?

Tanımından önce bir türün nasıl ortaya çıkabileceğini düşünmeliyiz.

Tanımı sonradan gelecektir.

Bütün yapılacak yeni bir tür oluşturacak bir mekanizma bulmaktır.

Onu türün tanımı izleyecektir.

Gelecek iletimde ben bunu yapacağım..

Bakalım kabul görecek mi?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Fosit kayıtlarındaki boşlukları doldurmak gerekmiş ve bu kuram ortaya atılmıştır.

Fosil kayıtlarındaki boşlukları doldurmak için, daha çok fosil çıkarman gerekir hacı.. Böyle ortaya abes iddialar atarak bir şey çıkarmış olmazsın..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
>>> Fosit kayıtlarındaki boşlukları doldurmak gerekmiş ve bu kuram ortaya atılmıştır.

Fosil kayıtlarındaki boşlukları doldurmak için, daha çok fosil çıkarman gerekir hacı.. Böyle ortaya abes iddialar atarak bir şey çıkarmış olmazsın..

Doğru..

Yapılacak en akıllıca şey bu olurdu.

Tabii o fosiller var olsaydı. Ve onları nerede ve nasıl bulacağımızı bilseydik.

Şimdilik yapılacak tek şey o boşlukları açıklamaktır. Ben buna çalışanların çalışmalarıan yer vereceğim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrimin çizgisel olmadığını ve sıçramalar yaptığın biliyoruz.

Türler doğa için bir gece gibi kısa zaman dilimleri içinde ortaya çıkıp, yine öyle kaybolabiliyorlar.

Tabii önce bizi onların ortaya çıkması ilgilendiriyor.

Canlıların çok sayıda türlerden oluştuğu konusu biyolojinin en eski ve gizemli konularından biridir.

Charles Darwin canlıların zamanla değiştiğini kimsenin itiraz edemeyeceği bir şekilde ortaya koymuştur.

Ama bu değişikliğin tedrici olduğunu ileri sürmüştür.

Bazı evrimsel süreçlerin neden ve nasıl hızla geliştiği biyolojinin gizemini hala korumakta olan önemli bir konusudur.

400 milyon yıl kadar önce yumuşak gövdeli hayvanlardan nasıl olup da sert kabuklu hayvanlar çıkmıştır?

Atların ataları üç parmaklı iken, neden ve nasıl tek tırnaklı olmuşlardır?

Kuşların gagaları nasıl gelişmiştir?

Kanatlar nasıl ortaya çıkmıştır. Zürafanın boynu neden uzamıştır.

Aniden ortaya çıkan evrimsel süreçleri açıklamak biyolojinin önemli bir sorunudur.

Tabii bunu reddetmekle bu sorundan kurtulmak olanaksızdır.

Fosil kayıtlarındaki boşlukları kimse reddedemez.

Onları reddetmek ve bir tür açıklamamak, bilime ihanettir ve yaratılışa inananlara çanak tutmaktır.

Türleşme sırasında canlılarını genetik yapılarının değiştiğini biliyoruz.

Bu değişikliklerle dış görünüş arasında bir ilişki olduğu da biliniyor.

Ama bu değişikliğin nasıl gerçekleştiği bilinmiyor.

Yukarda kromozomlardaki değişikliklere değindim. Onların türleşme ile ilişkisinin neden sonuç şeklinde olmadığını biliyoruz.

Öyle bir mekanizma olmalıdır ki, hem türleşmeyi açıklasın, hem de genetik değişikliğin gizemini aydılatsın..

Evet. Aradaşlar.. Sizlere ilerde öyle bir açıklamanın varlığını müjdelemekle gurur duyacağım..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Şimdilik yapılacak tek şey o boşlukları açıklamaktır. Ben buna çalışanların çalışmalarıan yer vereceğim.

Valla, millet öyle yapmıyor hacı.. Bildiği gibi kazmaya devam.. Çalışana allah veriyo malum, kazmayı sallayan, o boşlukları güzel güzel dolduruyor zaten..

Senin anlamadığın şey ne biliyor musun Hacı.. Bak ben sana bunu izah edeyim en başta.. Evrimi eğer bir formüle koyacak olursak, birim evrimsel değişim için bir denkelm karşımıza çıkar:

Varyasyon X doğal seleksiyon X zaman = 1 birim evrim..

Bunlardan sabit olan, zamandır..

Eğer bir şekilde, varyasyon çoğalırsa, aynı zamanda daha çok evrim çıkacaktır.

Eğer bir şekilde doğal seleksiyon çoğalırsa, gene daha çok evrim çıkacaktır.

Dünya bir sürü dış etmenlerle boğuşur. en basit yönden, dünyanın manyetik alanı habire yön değiştirir ve bunun neticesi olarak daha çok radyasyon dünyaya ulaşır. Bu da doğrudan doğruya mutasyonları artırır, buda varyasyonların artması demektir, evrimin doğal seleksiyon tarafı uygun ise, daha çok evrim demektir.

Benzer şekilde, dünyanın eksen açısı değişir, bir kavrulur, bir buz çağına girer, doğal seleksiyon boyuna değişir.

İşte bu yüzden, periyodik değil, istatistik olarak periyotlanabilir bir şekilde, dünyadaki seleksiyon ve ona tabi olan alel frekansları sürekli değişir. Bu sebeple, evrimin, yani birim zamanda gerçekleşen değişimin, artması veya azalması beklenen bir sonuçtur.

Fakat bu, amanda pat diye ortaya çıkıveren kanat anlamına gelmez.. Peki ne anlama gelir? Kanadın gelişimi, 5 milyon yıl aynı kalıp, 5 milyon yıldan sonra, birden 2 milyon yılda çok çok fazla olabilir.

Bu bir sıçrama, bir boşluk vs. değilidr. Nedir mesele?

İki fosil buldun. Biri 50 diğer 40 milyon yıllık. 10 milyon yıllık bir gap mevcut.. Eğer iki fosil aynı ise sorun yok, olmaz zaten.. Aynı kalmışlar dersin. Fakat, biri diğerinden farklı ise, o zaman bunu nasıl açıklarsın? 50 milyon yıl evvel yaşayan canlı, 10 milyon yıl daha durdu, durdu da, bu fosil zamanında birden hop diye evrim mi geçiriverdi?

Bu değişim, o 10 milyon yıl içinde, herhangi bir zamanda gerçekleşmiş olabilir. İşte mesele budur. Çünkü bir değişimöin var olduğunu görüyorsun.. Mesele bunun ani mi, yoksa, yavaş yavaş mı olduğudur..

Denebilir ki, amanda aniden oldu.. Sen bunu diyorsun.. Ama, bunun olabilmesi için gerekleri sağlayacak bir mekanizma yok.. O yüzden, bu aradaki 10 milyon yıl için, evrimin zıplaya zıplaya geldiğini söyleyemezsin.. Söylüyorsan, buna neyin sebep olduğunu da söylemen lazım gelecektir..

Burada, bahsettiğim varyasyon değişimi ve seleskiyonun farklılaşması mevzuları böyle bir olguyu açıklamaya yeterli değildir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
>>> Evrimin çizgisel olmadığını ve sıçramalar yaptığın biliyoruz.

Bilmiyoruz hacı, böyle bir bilgi yok.. Nerden salladın ki bunu?

Senden duymuştum galiba..

keeeeeeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhhh

Gerçekten..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Darwinin eksik veya yanlış denebilecek tek tespiti budur. Evrimin çizgisel değil, düzlemsel gerçekleştiği, ancak yeni buluntular sayesinde, 2000'li yıllarda görülmüştür zaten.

Türleşme başlığı altındaki 4'üncü iletiden alınmıştır.

Ama sen aynı iletide evrimin çizgisel gerçekleştiğine de inanıyorsun..

Tabii düzlemsel evrimi biraz açıklaman gerekiyor.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Ama sen aynı iletide evrimin çizgisel gerçekleştiğine de inanıyorsun..

Saçmalıyorsun maalesef hacı..

Senin sayıkladığın şey, çizgisle değişl, hoplaya zıplaya gerçekleşen evrim.. Şu gould'un meşhur ettiği teranesi..

Benim bhsettiğim şeyin, senin söylediğin şey olmadığını, taaa o zaman söylemiştim zaten:

>>> Evrim teorisi lateral filan değildir Hacı.. Türlerin sayısı sürekli artmaz. Bu yönde hiç bir bulgu yoktur. Evrimsel ölçekte makul uzunluktaki birim zamanda, ortalama tür sayısının değişimi, istatistik olarak anlam taşıyacak bir artış veya azalma göstermez. Buna dair hiç bir bulgu yoktur. Ara geçiş formu dediğin şeylerde başta sen olmak üzere her yerdedir.

Bu, 4. den sonraki ilk mesajım..

Senin çizgisel olmayandan kastın, düz git, düz git, sıçra modeli.. Benim çizgisel evrim olarak bahsettiğim şey, bununla alakalı değil.. Darwin'in, bir türü alıp, bir diğer türe dönüşüm olarak modellediği olgu. Bu böyle değil, bir çizgi yok..

Nedir çizgi? Bir noktadan başlayıp başka bir noktaya ulaşan hat..

Evrim ise, bir notkadan başlamıyor. Noktalardan başlıyor. Sonuçta bir noktaya değil, noktalara ulaşıyor. İşte o yüzden çizgisel değil, düzlemsel evrim diyoruz.

Darwin'in öngörüsü, bir noktadan başlayan (bir maymun) evrimin bir noktaya kadar gittiğidir, oradan bir diğer noktaya.. Yani, maymun -> İnsansı -> insan gibi..

Ama düzlemsel evrimde, maymunlar -> kuyruksuz maymunlar -> iki ayak üstünde yürüyen maymunlar -> insansılar -> insan türleri şeklinde, her aşamada bir sürü kapsayan bir model öngörülür. Bunun senin bahsettiğin zıplayıp duran evrimel alakası yok hacı..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
>>> Evrim teorisi lateral filan değildir Hacı.. Türlerin sayısı sürekli artmaz. Bu yönde hiç bir bulgu yoktur. Evrimsel ölçekte makul uzunluktaki birim zamanda, ortalama tür sayısının değişimi, istatistik olarak anlam taşıyacak bir artış veya azalma göstermez. Buna dair hiç bir bulgu yoktur. Ara geçiş formu dediğin şeylerde başta sen olmak üzere her yerdedir.

Bunu okuduğuma inanamıyorum...

Bir yanlışlık var bir yerinde..

Sanırım geçiçi delilik sana bunu yazdırdı sevgili Anibal..

Ben okuduklarıma inanamıyorum..

Önce onları bir hazmedeyim. Sonra yanıtlarım.

İşin kötüsü biraz yoğunum bugün..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ben geçen sene bu zamanlar bir fakültede biyoloji bölümü öğrencileriyle beraber evrim derslerine giriyordum. Bazı adnanzede öğrencilerin ipe sapa gelmez sorularına hocanın verdiği cevabı, aklımda kaldığı kadarıyla, olduğu gibi aktarmak istiyorum.

-20 sene evvel Ziraat Bakanlığı ile çalışıyordum. Haftada 3 defa Mersin'e gidip geldiğimi bilirim. Oradan tarım ürünlerine zarar veren bir kelebekten örnekler alıyorduk. Fakat İstanbul'a getirdiğimizde bu kelebekler çok çabuk tükeniyordu. Bakanlıkla görüştüm, çalışmaların uzayacağını söyledim. Kelebekleri labratuvar koşullarına adapte etmek vakit alan bir iş. Kimi zaman yüzlerce jenerasyon sonra labratuvar şartlarında yaşayabilen kelebekler yetiştirmeyi başarabiliyoruz.. Bakanlıktan bana "Bizde labratuvar örnekleri mevcut, size gönderelim." dediler. Gönderdiler örnekleri. Birkaç ay çalıştıktan sonra tekrar Mersinden orijinal örneklerden alıp getirdim. Doğal ortamda yaşayan kelebeklerle labratuvar ortamına adapte olmuş kelebekler arasında döllenme başarısının yüzde kırklara kadar düştüğünü gördük.

Yani insektisit kullanmadan kelebeklere karşı tedbir alalım dedik ama kendi elimizle seçilime uğrattığımız ve başka bir türe dönüşmekte olan bir kelebeğe çözüm üretebildik ancak. Sizin anlayacağınız türleşme dediğimiz olay populasyonu zorlayan şartlar arttırıldığında beklendiğinden de hızlı gelişebiliyor.

Hocanın bu söyledikleri bu konu için bence gayet aydınlatıcı. Hacı'yı bir biyolog değil, bir entelektüel olarak kabul ettiğimizde yanılma payının olması bir kenara son zamanlarda bir geri dönüş evresine girdiğini sezinliyorum. Kendi postmodern çağlarını yaşıyor sanki.

Bu konuda Hacı'ya hak veremeyeceğim. Türleşme denen olay konusunda bilim camiasındaki pek çok insanın kafalarının Hacı'ya göre daha net olduğundan eminim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×