Jump to content
haci

TÜRLEŞME

Recommended Posts

Türleşmeye bıraktığımız yerden devam edelim...

Türlerin jeolojik zaman ölçüsü ile değerlenrirsek, nisbeten kısa zamanda ortaya çıktığından bahsetmiştim.

Bu ani ortaya çıkış, ara şekillerin olmaması ile niteliklidir.

Daha doğrusu fosil kayıtlarında ara şekillerle karşılaşılmadığı için, böyle bir sonuca varılmıştır.

Bu gözlem fosil kayıtlarının geçmişte yaşamış olan canlıların ortaya çıkış şekline az çok ışık tutmaktadır.

Bu ortaya çıkış anidir.

Bir tür içinde yavaş bir evrimleşme her zaman mümkündür. Bu yadsınamaz.

Ama bu evrimleşme süreci aniden doruğa ulaşmakta ve türden yeni bir tür ortaya çıkabilmektedir.

Gözlemler bu sürecin de yadsınmasını olanaksız kılmaktadır.

İki tür arasında geçişi simgeleyen tür çoğu kere yoktur. Bazan vardır.

Ve bunu fosil kayıtlarına ait doğal bir kusur ve eksiklik olarak yorumlamak doğru değildir.

Biyologların çoğu bu şekilde evrimleşmeyi kabul etmişlerdir.

Bu bir hipotezdir. Teorilerle desteklenmesi gerekmektedir.

Tabii teoriler bu hipotezi kendileri ile ilgili delillerle açıklayacaklardır.

Ben o teorilere ve delillerine değineceğim.

Şimdilik bu konuda önemli olduklarına inandığım şu kavramlara değinmek istiyorum:

Evrimin temel olarak zamanla değişme anlamına geldiğini biliyoruz.

Evrimi bu şekilde zamana vurursak, iki türlü evrimden bahsedebiliriz.

İlki makro evrimdir. İkincisi ise mikro evrimdir.

Makro evrim milyonlarca yıl süren evrimdir.

Mikro evrim ise bazan bir canlının yaşamı kadar zaman işgal eden bir evrim türüdür. Çok kısa bir süredir.

Mikro evrimde türün bireyleri arasında kısa vadede hafif değişikliklerin olduğu söylenir.

Örneğin insanların göz, saç veya deri rengi gibi. Bunların değişmesi mikro evrimin kapsamına girer.

Makro evrim ise yeni bir sınıf canlının ortaya çıkması ile niteliklidir. Değişiklik çok büyüktür.

Richard Dawkins mikro evrimlerin uc uca birleşerek makro evrimi oluşturduğuna inanan biyologlar grubundandır.

Makro evrimi açıklamaya çalışan diğer kuramlar da vardır ve onları ortaya atanlar Richard Dawkins gibi düşünmemektedirler.

Onlara birazdan değineceğim. .

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Öncelikle mesele şu Hacı:

>>> Türlerin jeolojik zaman ölçüsü ile değerlenrirsek, nisbeten kısa zamanda ortaya çıktığından bahsetmiştim.

"Nispeten", nispi bir kavramdır, bir milyon yıl içinde, 50 milyon içinde aynı şeyi söyleyebilirsin..

>>> Bu ani ortaya çıkış, ara şekillerin olmaması ile niteliklidir. Daha doğrusu fosil kayıtlarında ara şekillerle karşılaşılmadığı için, böyle bir sonuca varılmıştır.

Fosil kayıtlarının bize gösterdiği, bu çıkışın ani olmadığıdır. Ara şekillere ait kayıtlarda gayet yeterlidir, mevcuttur.

Bu, sadece belki böyledir nevinden bir hipotezden ibaret. Bunun böyle olduğuna dair bir kanıt yok.

Doğal seleksiyon değişmediği sürece, türün mevcut formunun en adapte form olacağı ve bu formun seleksiyon koşulları değişmedikçe öyle kalacağı gerçeğini öncelikle yok sayıyorsunuz. Doğal seleksiyon koşullarının değişmesi, lineer olmayabilir. Beş milyon yıl aynı kalan çevrenin, on bin yılda komple değişmesi mümkündür. Bu da elbette, yeni duruma adapte olmak üzere yeni türlerin oluşumunu getirecektir.

Örneğin, mevcut türlerin pek çoğu son buzul çağının başlaması ile birlikte ortaya çıkmış türlerdir. Mesela ayılar, bu ani iklim değişimi ile birlikte, yaşadıkları bölgelerde farklılaşıp (izole olup) pek çok türe dönüşmüştür.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Doğal seleksiyon değişmediği sürece, türün mevcut formunun en adapte form olacağı ve bu formun seleksiyon koşulları değişmedikçe öyle kalacağı gerçeğini öncelikle yok sayıyorsunuz.

Bu çıkarım pek doğru gibi gözükmüyor veya böyleyse bile değişmeyen doğal seleksiyondan bahsedilebilir mi emin değilim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu netice zaten evrim teorisinin en anlaşılmayan yeridir. Herkes, amanda evrim, bir bakteriden fil çıkaran şey gibi düşünür. Velakin evrim tam tersine, türlerin milyonlarca yıl -hemen hemen- aynı kalmasını sağlar aslında..

Canlıda ortaya çıkabilecek ve canlıyı yaşayabilir/üreyebilir halde tutacak olan mutasyonlar bellidir. Yani, DNA'nın yüz milyar mutasyon ihtimali var olabilir, ama bunlardan sadece belki bin tanesi yaşayabilir form olacaktır. İşte bu bin mutasyon, bir varyasyon havuzu oluşturarak ortamda var olur. Ne zamanki doğal seleksiyon değişerek bu mutasyonlardan bazılarına avantaj getirdi, o varyasyonlar ilerlemeye başlar.

Yani, evrim külliyeten yanlış bilinir, bazıları tarafından.. Sabit duran doğal seleksiyona karşı canlının bingo yapıp doğru mutasyonu geçrimesi değil, var olması muhtemel olup zaten var olan mutasyonlar içinden, doğal seleksiyonun değişmesi ile, bazılıarının öne çıkmasıdır evrim..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Yani, evrim külliyeten yanlış bilinir, bazıları tarafından.. Sabit duran doğal seleksiyona karşı canlının bingo yapıp doğru mutasyonu geçrimesi değil, var olması muhtemel olup zaten var olan mutasyonlar içinden, doğal seleksiyonun değişmesi ile, bazılıarının öne çıkmasıdır evrim..

Bahsettiğiniz varyasyonların populasyon içersinde yer edinebilmesi yani belirli bir frekansta bulunabilmesi içinde seçilim şarttır diye düşünüyorum. Zaman gelir bu varyasyonların bazıların üzerinde seçilim baskısı artar veya azalır.Aslında yanlış hatırlamıyorsam bu konunu başlangıcında da genetik driftte anlatmak istediğiniz buydu ve mantıklı olanda buydu diye düşünüyorum. Şimdi neden vazgeçtiniz anlayamadım.

tarihinde alpcakir tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hatta bir ara doğal seçilimin süzgeci geniştir diye bahsetmiştiniz ya işte bende öyle düşünüyorum. Ama siz önceden doğal seçilim olarak adlandırdığınız bu yaşama uygun varyasyonların ismini artık farklı telaffuz eder oldunuz.

tarihinde alpcakir tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Bahsettiğiniz varyasyonların populasyon içersinde yer edinebilmesi yani belirli bir frekansta bulunabilmesi içinde seçilim şarttır diye düşünüyorum. Zaman gelir bu varyasyonların bazıların üzerinde seçilim baskısı artar veya azalır.Aslında yanlış hatırlamıyorsam bu konunu başlangıcında da genetik driftte anlatmak istediğiniz buydu ve mantıklı olanda buydu diye düşünüyorum. Şimdi neden vazgeçtiniz anlayamadım.

Aynı şeyi söylüyoruz.. Ama nedense, konuyu bir acayip indirgemecilik içinde ele alıp bir şeyler deniliveriyor..

Genetic drift, türleşme gibi, adaptasyon gibi evrimsel süreçlerde minör etkiye sahiptir. Bu bir üstünlük değil, bir zayıflıktır. Genetic drift, ortamda mümkün olan varyasyonların doğal seleksiyon dışındaki bir sebepten azalmasıdır. Bu ise, canlının adaptasyon yeteneğini azaltır. Sonuçta genetic drift canlıyı alıp daha iyi adaptasyonla çevreye uyuma değil, yok oluşa götürür. Sonuçta, genetik drift'te vardır, bilinen bir şeydir ve evrim sürecinde var olan mekanizmalardan biridir. Zira, evrim sadece bakterinin fil olması değil, orada bakterinin nasıl yok olduğunu da izah etmek zorundadır. Bu kapsamda, evrimsle gelişim için pranga olan genetic drifti yok saymak mümkün değildir. Fakat onun etkisi, genel olarak, negatif olarak yorumlanır. Evrim, canlının genetik havuzunun değişimi (kabaca, basitçe) olarak ifade edilebileceği için, genetik driftin bu negatif, bu bozucu etkiside el mahkum bu tanıma girmek durumundadır. Velakin, bu, türleşme ve adaptasyon gibi asli evrimsel süreçler için rol oynayan bir aktör değildir.

Anlaşılmak istenmeyen mesele şudur..

T zamanında, canlının olası varyasyonları AAAA, ABAA, ABAB olsun. T+1 zamanında da, T-1 zamanında da olası varyasyonlar bunlardır.

Burada öncelikle "olası" kavramının ne olduğunu anlamak önemlidir. Varyasyonu "toplam mutasyon"dan ayıran şey budur. Olası demek, ortamda mevcut olabilir ve varlığını sürdürebilir genler demektir. Yani, bunlar o 4 DNA kodonlu sözde canlımızın, kimyasal açıdan mümkün olan tüm permütasyonlarını değil, kimyasal olarak mümkün olsada, canlı olarak var olamayacak olan kombinasyonları kapsar. Yani, bu canlının BBBB, ABBB, AAAB gibi türevleri de olabilir, ama bunlar yaşayamadığı, üreyemediği vs. için ortamda var olabilecek şeyler değildir. Olası demek, sağ kalabilir ve üreyebilir demek anlamındadır, elbette bu doğal seleksiyondan arındırılmış olarak.. Mutasyon dediğinizde ise, olması kimyasal olarak mümkün olan her tür DNA permütasyonundan bahsedilmiş olur.

İşte bu olası varyasyonların, T-1, T ve T+1 zamanlarında mevcut oldukları kabul edilir. Genetik drift bu seçenekleri azaltan bir etmendir.

Eğer, T zamanında görülen bu varyasyonların dağılımı, AAAA %40, ABAA %30, ABAB %30 ise, T+1 zamanında ise bu değerler %50, %30, %20 oluyorsa, doğal seleksiyon ile, o zaman ortmada bir adaptasyon olduğu söylenir. Fakat iş değişmeye başlar.. T + N zamanında popülasyonda AAAA %90, ABAA %10 olduğunda, bu kez varyasyon kriterleri değişmiş olur ve AAAB gibi yeni bir varyasyonun yaşama şansı elde etmesi durumu ortaya çıkar. İşte boyuna tartıştığımız PE ve gradient evrim kavramının modeli burada ayrılır.

Gradient evrim, ortamdaki koşullar nedeniyle, var olamayan varyasyonun, diğer varyasyonların yagınlaşması ile birlikte, var olma şansı kazanabilmesi meselesidir. Basitçe, zürafanın boynu bir tek mutasyonla, 3m'ye çıkabilir. Ama bu zürafa yaşayamaz, kalbi bu boyna kan basacak şekilde değildir. Fakat, bu boyun 10cm büyür, bu 10 cm büyümeyle birlikte kalpte/damarlarda gelişen mutasyonlar avanatj sağlar olmaya başlayabilir.

Kısaca, boyun uzaması avantaj sağlayacak. Bu sayede boy gidip heyoo 3m oluveremez. Ancak, diğer organların kabul edebileceği kadarcık uzayabilir. Bu uzama doğal seleksiyon tarafından seçilmesi ile birlikte, yaygın hale geldikçe, bunu destekleyecek olan diğer mutasyonlarda işe yarar olacaktır.

Sorun şudur. Amanda doğal seleksiyon değişiyor, otlar yok olup, yapraklar yukarda kalıyor, zürafalar hemen doğru mutasyonu yapıp boy atsınlar minare gibi.. İşte yanlış anlaşılan şey budur. Zürafaların bu noktada, uzun boylu olanları, yani bunu sağlayan mutasyonlara sahip olanları mevcut olmalıdır. Bu, gidip öyle bir karış boyunlu ve bir kulaç boyunlu varyasyonlar olamaz, bu ancak birazcık daha uzun boyun anlamına gelir. Değişen seleksiyon koşulları, bu boynu uzun olanlar seçerek baskın hale getirdiğinde, onu daha iyi destekleyen dolaşım sistemine dair varyasyonlara gün doğmuş olacaktır. Eğer, boyun uzamasını avantajlı kılan doğal seleksiyon yoksa, o mutasyonlar anlamsızdır, çoğu durumda zararlı olup güme gidecektir.

Neden? Şu atlanır hep.. Canlı boynunun uzatmadan öncede doğal seleksiyon zaten vardır, sonradan çıkıvermez. Ve o T zamanındaki dolaşım sistemi, sinir sistemi vs. o T zamanının şartlarına göre adapte haldedir. BU T için geçerli olan doğal seleksiyon uzun boy için faydalı olan yüksek basınç sağlayan dolaşım sistemini zararlı hale getirmektedir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Lütfen konu ile ilgili bilgisiz kişilerin beklentilerini ve düşüncelerini bana atfetmeyin. Konuştuğumuz süreçte neredeyse herşeyde hem fikiriz.

Olası demek, sağ kalabilir ve üreyebilir demek anlamındadır, elbette bu doğal seleksiyondan arındırılmış olarak..

Sadece yukarıda yazdıklarınızda çelişiyoruz ve sadece isimlendirme farkımız var. Sağ kalabilir üreyebilirin anlamı zaten doğal seleksiyon eleğinden geçmiştir. Doğal seleksiyondan arındırılmış bir süreç değildir bu. Ki aslında bence bu konuda da sizden farklı düşünmüyorduk ama sonradan vazgeçtiniz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Ki aslında bence bu konuda da sizden farklı düşünmüyorduk ama sonradan vazgeçtiniz.

Sonradan vaz geçmek filan değil söz konusu olan..

Mesele şu.. Doğal seleksiyon, siyah yada beyaz ayrımı yapmaz. Gri tonlardır.. Yani, her mutasyonun bu iyi, bu kötü, bu iyi, bu kötü denerek biri harmana, öbürü çöpe atılması gibi bir durum söz konusu değildir. Doğal seleksiyon, sizin birazınız, sizin hepiniz, sizin çoğunuz diyebilir..

Benim bahsettiğim, doğal seleksiyonun böyle analog nitelemesi değilde, ilk an, yani doğum anı (elbette ilerki yaşam) üzerien olan etmenlerdir. Yani, doğal seleksiyon mekanizmaları etkin olmadan, genetik dirift bulaşmadan, sanki deney tüpünde imişçesine, var olabilir/olamaz şeklinde olan mutasyonlardır. Bunlardan var olabilir olanları, doğal seleksiyon için bir malzeme olur, arkası gelir.

Yani, akdeniz anemisine yol açan mutasyon, var olabilir bir mutasyondur.. Ama yok oluyor, yok işte (öyle diyelim).. Bu doğal seleksiyonun meselesi.. Bizim var olabilir dediğimiz, yalın, doğal seleksiyon daha karışmadan, yaşayabilir ve üreyebilir olma imkanı olan canlılar. Elbette burada doğal seleksiyon yok değil, onun eleğine griecek olanlar bunlar.

Yani, her mutasyon, her kombinasyon doğal seleksiyona tabi olma şansını bulamaz. Kaba bir örnekle, kalbin yok olmasına yol açan mutasyon, bir varyasyon olamazken, gözün yok olmasına yol açan bir mutasyon bir varyasyon olarak yerini alabilir. Ha, doğal seleksiyonun senin kör gözünle ne işin var diyerek ayıklaması mümkün olduğu gibi, zaten hiç bir haltına yaramıyordu göz bu türün, siz öne çıkın demesi de mümkündür..

Varyasyon ile mutasyon karıştırılır, aynı şey değildirler. Bahsettiğim husus budur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yaşayabilir üreyebilir olmayı açmam gerekiyor herhalde. Somut örnekler üzerinden gidersem şu anda AB0 kan grupları için en azından bizim farkettiğimiz aralarında bir seçilim baskısı olmadığıdır. Fakat bu varyasyonları oluşturan mutasyonlar doğal seçilimden geçmeden gelmiştir demek değildir. Seçilimin geniş süzgeci bunların arasında herhangi bir ayrım gözetmemiştir. Belki yarın bir ayrım yapmaya başlayabilir onu şimdilik bilmiyoruz. Ama her halukarda bu gruplar doğal seçilim eleğinden geçmiştir.

Not:Yukarıdaki sadece bir örnektir aralarında benim bilmediğim ama sizin bildiğiniz bir seçilim baskısı varsa onu antitez olarak ortaya sürmeyin lütfen ama bilgi olarak verirseniz sevinirim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kısacası varyasyonlar arasında seçilim farkı gözetilmemesi varyasyonların seçilimden geçmediğini göstermez, aksine seçilimden geçebilen mutasyonlar varyasyonları oluştururlar daha doğru bir ifadedir. Ayrıca doğal seçilim değişmediği sürece anomali olarak adlandırdığımız durumlara varyasyon denmez.

tarihinde alpcakir tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Kısacası varyasyonlar arasında seçilim farkı gözetilmemesi varyasyonların seçilimden geçmediğini göstermez, aksine seçilimden geçebilen mutasyonlar varyasyonları oluştururlar daha doğru bir ifadedir. Ayrıca doğal seçilim değişmediği sürece anomali olarak adlandırdığımız durumlara varyasyon denmez.

Bu gene indirgemecilik olur.

Varyasyonlar, ortamda sürekli, daha doğrusu raslantısal olarak sürekli görülen durumlardır. Yani belli bir istatistik örneklemeye bağlı olarak, hep mevcut, arada bir görünüp kaybolan vs. şeklinde var olabilirler. Fakat var olmayı, kalıcı olmak gibi değil, sahneye çıkmak gibi anlamak lazımdır. Bu var olmanın ötesi doğal seleksiyona kalmıştır. Bu, sahneye çıkabilenlerden kimlerin sahnede kalacağınıa doğal seleksiyon karar verir demektir.

Sahnede, atıyorum, 500 varyasyon mevcutsa, bunların orada var olabilmiş, gezinip durabiliyor olması, doğal seleksiyon tarafından aşağıya atılmamış olmalarıdır. İşte "varyasyonlarn var olması" demek, bu nokta için geçerlidir. Bu, olabilir olup, gerçekleşip sahneye çıkmak, birde bu sahnede tutunabilmek konusu. Bu mekanizma basittir ama yanlış anlaşılmaya çok müsaittir: Semantik karmaşa.. Sahnede var olan varyasyonlar, doğal seleksiyon tarafından belirlenir. Fakat, karıştırılan olgu, mutasyonların bir varyasyon olma şansı elde edemeyecek olmasıdır. Bu parağraftaki var olma, yaşayabilir, üreyebilir, doğal seleksiyona tabi olabilir olan mutasyonları ifade etmektedir.

Bu hal, şunu getirir. İşte en çok yanlış anlaşılan konuda budur. Sanki, doğal seleksiyon aynı kalırken, bir mucize mutasyon oluveriyor, ve o doğal seleksiyondan çıkacak yeni bir özellik gelişiveriyor. Bu pek olası değildir. Doğal seleksiyon değişmediği sürece, ortamdaki varyasyonlar aynı kalacaktır.. Eee, genetik drift, ya o ne olacak? Ne olacak, varyasyon sayısını azaltacaktır, adaptasyon yeteneğini düşürecektir, hepsi bu olacaktır. Genetik driftin ortama yeni bir varyasyon eklemesi mümkün değildir.

Bu noktada anomali olarak gördüğün şeylerde, o varyasyon setinin bir parçasıdır. Doğal seleksiyon onu aşağıya atmıyorsa, oda demekki var olan bir şeydir.

Varyasyonların var olabilmesi için, öncelikle bir kaç kriteri karşılaması lazım gelir. Ancak o zaman o mutasyonlar bir varyasyon olarak anlam kazanabilir. Bu, iyicil olmak demek değil, değişik olmak demektir sadece. Anomali vs. olgusu, daha ziyade doğal seleksiyon için geçerlidir. Doğal seleksiyon her hangi bir varyasyona müspet veya menfi davranabilir.

Biraz toparlamak lazım..

Doğal seleksiyon sabit. Bu nedenle göze almıyoruz şu anda.. Canlılar ürerken, mutasyonlar gerçekleşiyor. Bu mutasyonların belli bir kısmı, ortama çıkabiliyor. Belli bir kısmı ise ortama çıkamıyor. Ortama gelen mutasyonlar ise, varyasyonları oluşturuyor. İşte bu noktada bakmak gereken şey şu.. Mutasyonlar rasgele ise, bu varyasyonlarda rasgele dağılmak durumundadır. Yani eşit sayıda özellik başına varyasyon görmemiz gerekir. 3 cm gaga ile, 5 cm gaga eşit oranda olmalıdır. Fakat bu varyasyonlara doğal seleksiyon müdahale eder ve atıyorum 3 cm gaga baskın hale gelir. Mevcut bireylerin %75'i 3 cm gagalı olur.. İşte bu noktada evrimin ilk basamağıdır. Rasgele mutasyonların varyasyon olabilmesi. Varyasyonların ise, kaynağı olan rasgelelikten farklı olarak, rasgele olmayan bir şekilde dağılmaları. Yani, bir T anında, ortamda olası mutasyonlar sürekli olmaktadır. Bunlardan bir kısmı varyasyon olmaktadır. Bunların rasgele kavramına uygun olarak rasgele dağılmaları beklenir ki, bu böyledir, fakat, doğal seleksiyon gelir, onları ayıklar ve varyasyonlar buna bağlı olarak dağılım gösterir. Ama varyasyonlar genetik bir olgu oldukları için, bu ilk bakışta algılanmaz.

Her batında, olası her varyasyondan rasgele eşit miktarda doğum gerçekleşmez. Çünkü, varyasyonlar gelecek nesillere aktarılmaktadır. Kısaca, %40 ağırlıkta olan bir varyasyonun, yeni nesilde de %40 ağırlıkta görülmesi gerekir, kalıtım yoluyla böyle olması şarttır. Bunun 30 nesil sonra da böyle olması beklenir. Fakat, doğal seleksiyon söz konusu ise, bu değerler değişebilir. Değerlerin değişmiyor oluşu, doğal seleksiyonun değişmiyor olmasından kaynaklanır. Mutasyonlar (varyasyonlar) yüzünden oluşacak olan değişim ise, doğal seleksiyon tarafından baskılanır, önlenir. Böylece, sabit doğal seleksiyon parametreleri ile sabit bir alel frekansı mevcut olur.

İşte bu durumda, amanda ne güzel mutasyon, ne "perfect" mutasyon vs. oluverip, türe yeni bir özellik katamaz. Neden? Çünkü, zaten varyasyonlar, orada olası olan her mutasyonu ifade etmektedir. O mutasyonun orada, doğru zamanda, dorğu doğal seleksiyon koşulları ile ortaya çıkıvermesini beklemek mümkün değildir. doğal seleksiuon önünde olan, popülasyondaki tüm varyasyonlar, o doğal seleksiyon koşulları altında mevcut olabilecek tüm (anomaliler de dahil) varyasyonları ifade eder. BUnlara yeni, yepyeni, daha önce hiç görülmemiş bir mutasyonla yeni bir varyasyon eklenebilmesi mümkün değildir: Rasgele olgusu.

Fakat, doğal seleksiyon değişir, o daha önce sahne alma imkanı olmayan mutasyon bir varyasyon olarak görülebilir olur, hatta çabucak baskın olur, işte bu da evrimdir zaten..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Fakat var olmayı, kalıcı olmak gibi değil, sahneye çıkmak gibi anlamak lazımdır. Bu var olmanın ötesi doğal seleksiyona kalmıştır. Bu, sahneye çıkabilenlerden kimlerin sahnede kalacağınıa doğal seleksiyon karar verir demektir.

Anlaşamadığımız konu yine burada, doğal seçilim sadece sahnede kalacaklara değil kimlerin sahneye çıkabileceğine de karar verir. Öyle herkes sahneye çıkamaz.

Sahnede var olan varyasyonlar, doğal seleksiyon tarafından belirlenir

Yani bu dediğiniz gibi düşünüyorum.

tarihinde alpcakir tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sizin doğal seleksiyon diye diye gözünüzde büyüttüğünüz şey nedir?

Önce doğal seçilimin iyi bir tanımını bilmeniz gerekiyor.

Doğada böyle bir yasa mı vardır?

Doğa seçmekte midir?

Bu aslında absürd bir iddia.

Bir canlı doğar.. Genetik yapısı farklıdır.

Bu fark her şey olabilir.

Diyelim bir enzim defekti var ve aynı ortamı paylaştığı bireylerin beslendiği besin maddelerini onlarla paylaşırsa, iyi beslenemeyecek, hatta vücüdunda bazı toksik maddeler açığa çıkacak ve bu canlı ölecek..

Genetik değişiklik uyum sağlamazsa canlı yok olur ve nesli kurur. Güdük olur.

Ortama uyarsa yaşar. Değişmekte olan ortamdaki yeni gıda maddeleri ile de beslenebilirse bir avantaj sağlayarak yaşar. Diğer canlılardan daha başarılı olur ve genlerini onların içinde yayar. Zamanla onlardan yeni bir tür ortaya çıkar.

Doğal seçilim budur.

Darwin'in bahsettiği doğal seçilim de budur..

Bunu bilmek için evrimi hatmetmeye gerek yoktur. Köydeki muhtar efendi de bunu bilir. Çocuk doğuran ebeler de.

Ortama uymayan ölür. Uyan yaşar..

Bu basit açıklama aynı zamanda varyasyona da değinir.

Bireyler arasındaki genetik farklılıklar topluma baskı yapınca abartılarak kendilerini manifest ederler.

Onlar ne olursa olsun farketmez.

Genetik kayma oldu diyelim.

Kahverengi bir böcekten yeşil bir böcek ortaya çıktı ki bu bir mutasyonla bile mümkündür.

Yeşil böcek ağaçların yeşil yaprakları arasında kuşların daha az dikkatini çekeceği için, yaşar.. Kahverengi olanları ölür.

Bu da doğal seçilimdir. Ve nedeni genetik kaymadır.

Genetik kaymayı bir tür doğal seçilim kabul edenler için bu da geçerli bir senaryodur.

Doğal baskılar olmadan da tesadüfen yeşil allel frekansı artabilir ve canlı için daha avantajlı bir durum ortaya çıkabilir.

Burada doğal seçilim olarak kabul ettiğiniz her olgu, aslında yeni doğan canlıya yaşama üstünlüğü sağlayan bir niteliktir.

Kromozom değişiklikleri de kuramsal olarak bundan sorumlu olabilir. Başka nedenler de vardır ve onlara ayrıca değineceğim.

Burada benim özellikle önem verdiğim türleşmenin aniden oluşmasıdır.

Bu genel kabul gören bir evrimsel süreçtir.

Burada bunun doğru olmadığı şeklinde bir takım safsatalara yer verilmektedir.

Onlar delilsizdir. Biz yapılan gözlemlerle bağdaşan bir kuram ortaya koymak istiyoruz.

Anibal ise yapılan gözlemleri bile reddederek, dayatmaya devam ediyor.

Dayatma ile bir yere gidemezsiniz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Zamanla onlardan yeni bir tür ortaya çıkar. Doğal seçilim budur.

Doğal seçilim bu değildir Hacı.. İşte sizin anlayamadığınzı şeyde bu.. Doğal seçilim bu kadar basit, şey bir iş değil..

Senin o oluverecek ve toksik olacak mutasyonunun o sahnede var olabilmesi, o mutasyonu geçirmeye değil, o mutasyonun ortamda belli bir avantaj sağlamasına, en azından dezavantaj olmamasına bağlıdır.. İşte anlamak ve bilmek gereken şey budur..

O mutasyon olabilecek bir şeyse, bunun neden bugün oluvermediği, bunun neden 100 Milyon yıl önce oluvermediği sorunsalı, meselenin bam telidir.

Hacı, anlaman gereken şey şu: Olması mümkün olna her mutasyon, her zaman sürekli olmaktadır. Her yöne gidersen, hiç bir yöne bir adım gidemezsin. Bu nedenle, mutasyonlar ile canlının yaşayabilir olduğunu bile gösteremezsin. ancak, her yöne giden mutasyonları kanalize edecek bir iftness fonksiyonu kullanman elzemdir işte o da doğal seçimdir..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
>>> Zamanla onlardan yeni bir tür ortaya çıkar. Doğal seçilim budur.

Doğal seçilim bu değildir Hacı.. İşte sizin anlayamadığınzı şeyde bu.. Doğal seçilim bu kadar basit, şey bir iş değil..

Senin o oluverecek ve toksik olacak mutasyonunun o sahnede var olabilmesi, o mutasyonu geçirmeye değil, o mutasyonun ortamda belli bir avantaj sağlamasına, en azından dezavantaj olmamasına bağlıdır.. İşte anlamak ve bilmek gereken şey budur..

O mutasyon olabilecek bir şeyse, bunun neden bugün oluvermediği, bunun neden 100 Milyon yıl önce oluvermediği sorunsalı, meselenin bam telidir.

Hacı, anlaman gereken şey şu: Olması mümkün olna her mutasyon, her zaman sürekli olmaktadır. Her yöne gidersen, hiç bir yöne bir adım gidemezsin. Bu nedenle, mutasyonlar ile canlının yaşayabilir olduğunu bile gösteremezsin. ancak, her yöne giden mutasyonları kanalize edecek bir iftness fonksiyonu kullanman elzemdir işte o da doğal seçimdir..

Benim söylediklerimle şu an söylediklerin arasındaki farkı söylersen nerede çeliştiğimizi anlayacağım.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Darwin canlıların ara şekillerinin neden olmadığını fosil kayıtlarının mükemmel olmaması ile açıkladğını biliyorsunuz.

Ama bu iddia artık geçerliğini kaybetmiştir. Evrim linear bir süreç değildir.

Aralarında Gould'un başını çektiği bir grup paleontolojist, fosil kayıtlarını yakından inceleyerek türlerin aniden ortaya çıktığını ileri sürmüşlerdir.

Bu aniden ortaya çıkma süreci milyonlarca yılı kapsamaz. Yüzbinlerce, hatta onbinlerce yılı da kapsamaz. Binlerce yılı kapsar ve muhtemelen bir kaç bin yıl içinde gerçekleşir.

Teori budur.

Bu süre geride fosil kayıtlarının bulunması, yani fosilleşme için yeterli değildir.

Bazı evrimsel biyologlar bu sorunu kuramsal olarak tedricilikle açıklamaya çalışmaktadırlar. Ama onların bu teorik açıklamalarının pratik delilleri yoktur. Dolayısıyla yapılan gözlemlerle hiç bağdaşmaz onların görüşü..

Ben şöyle bir senaryoda bahsedebilirim:

Ama bu senaryo da delilden yoksundur. Bu sadece bir spekülasyondur.

Ama makro evrimin, küçük mikro evrimlerin bir araya gelmesi ile ortaya çıktığını iddia eden görüşten daha spekülatif değildir. Hatta daha olasıdır.

Canlıların fenotipik ve genotipik özellikleri vardır.

Yani bir dış görünüşleri, bir de genomlarının mikroskopik yapısı..

Genler kendilerini fenotipdeki değişiklikler olarak manifest ederler.

Bir gen değişir. Fenotipin bir özelliği değişir.

Çoğu kere genler enzimlerde değişikliklere neden olurlar. Yani evrimin başlangıcı ve aslı molekülerdir.

Bir moleküldeki değişiklikle başlar evrim.

Bu da bir genin mutasyonu demektir.

Bu değişiklikler kalır ve birikir. Zamanla canlı popülasyonu içinde bu gen ve daha sonra mutasyona uğrayarak değişen genler doğal seçilim tarafından yeğlendikleri için kalırlar ve yayılırlar.

Bu süreç milyonlarca yıl sürebilir. Ve küçük genetik değişiklikler fosil kayıtlarına yansımaz. Çünkü genetik değişiklik henüz kemiklerde ve büyük ölçüde fenotipte bir değişiklik yapmamıştır. Milyonlarca yıl fosil kayıtlarına geçmeyen bu genotipik değişiklik, bir gün son bir veya birkaç mutasyonla ani bir hamle yapar ve yepyeni bir canlı ortaya çıkar.

Aslında milyonlarca yıllık süre içinde genom bu hamleye kendini hazırlamıştır. Son bir mutasyon fenotipte büyük bir değişiklik yapabilecektir.

İşte size yeni bir türün nasıl aniden ortaya çıkabileceğini kurgulayan bir kuram.

Evet. Bu elbette bir spekülasyona. Ama çizgisel evrime inananların kurguladıkları evrim senaryosundan daha saçma bir spekülasyon değil.

Evrim Darwin'in öngürdüğü şekilde gerçekleşmemiştir. Evrim tedrici bir süreç değildir. Ani sıçramalar yapar ve bu fosil kayıtlarına yansımıştır.

Her yeni teorinin fosil kayıtlarını da açıklaması gerekmektedir.

Bugünkü bilgilerin ışığında bundan sapan bir kuram ciddiye alınamaz. Doğruluğu kabul edilemez.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Alpçakır ve Anibal.

Siz burada evrim konusunda yalnız teoriden bahsediyorsunuz.

Bize biraz da pratikten bahsedin.

Evrimi bu teorilerle açıklayamazsınız.

Burada şu olursa şöyle olur, bu olursa böyle olur şeklinde ahkâm kesiyorsunuz.

Kesemezsiniz..

Önünüzdeki malzeme ne ise onunla yetinmek zorundasınız.

Onu yorumlamak zorundasınız.

Bu teorik bilgileriniz ve çıkarsamalarınız gözlemlenen evrim süreci ile bağdaşmak zorunda değil.

Bize yapılan gözlemleri açıklamanız gerekiyor.

Tabii siz onları da reddediyosunuz.

Kendinize göre bir evrim kuramı tutturmuş gidiyorsunuz.

Uamrım en kısa zamanda evrim teorisinden uzaklaşır, yeryüzüne iner ve fosil kayıtlarını yakından incelemeye başlarsınız.

Gökyüzünde bunu yapabileceğinizi sanmıyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hacı konu hakkında gerekli yanıtı anibal verdi, doğal seçilim sabit olmadığını, baskının bildiğimiz üzere bazı zamanlarda inanılmaz derecede arttığını anlattı. Siz bu söylenilenleri neden anlamlı bulmadığınızı mantıklı bir şekilde açıklayın öncelikle.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Bazı evrimsel biyologlar bu sorunu kuramsal olarak tedricilikle açıklamaya çalışmaktadırlar. Ama onların bu teorik açıklamalarının pratik delilleri yoktur. Dolayısıyla yapılan gözlemlerle hiç bağdaşmaz onların görüşü..

Sevgili Hacı, buradaki sorun bu değil..

Buradaki sorun, Gould'un bahsettiği şeylerin aslen gözlemlerle uyuşmuyor olması..

Gould, multidisipliner bir bilim adamıdır. Fakat bu hususta, yanlışı olaya sadece fosillerden bakmaya çalışmasıdır. Oysa fosiller böyle bir yargıya ulaşabilmek için kifayetsizdir. Dahası, işin genetik, ekobiyoloji vs. gibi açılardan bakılmasıyla hiç öyle olmadığı görülmektedir.

Kısaca, Gould, yanılmaktadır. Teorisi çok önemli değil. Önemli olan, eldee ettiği sandığı verilerin güvenilir olmayışıdır.

Eğer elimizde, bir yerdeki her nesilden ikişer tanes fosil olmuş kalmış olsaydı, bu X milyon yıla sari şecereden böyle bir bilgiyi çıkarabilirdik, ama maalesef böyle bir şeyimiz yok. Bir canlının ancak bir milyonuncu göbekten torununa erişebiliyoruz. İşte mesele bu zaten..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×