Jump to content
haci

TÜRLEŞME

Recommended Posts

türleşme:

bir canlının ortam değiştirmesine bağlı olarak, yeni ortamda canlının yaşamını devam ettirebilmesine olanak sağlayacak biçimde genetik programında meydana gelen kısmi değişiklilerdir.aslında canlı kavramının yerine canlı grubu veya popülasyonda diyebiliriz.

bir canlı türü dna programı iki parçadan oluşur.

1.değişken kısım.

2.sabit kısım.

dna programının temel özelliği,her türlü ortamda varlığını sürdürme çabasıdır.

canlı ortam değiştirdiğinde programın değişken kısmı canlının yeni ortamda varlığını sürdürmesi için kendini farklılaştırır.bu farklılaştırma işlemi ortamdan elde edilen yeni verilerle olur.bu işleme adaptasyon diyoruz.eğer canlı yeni ortama adapte olamıyorsa,canlı varlığını sürdürme için sabit kısmında bir takım değişikliklere gider.bunun neticesinde canlının orijinal dna programı bozulur.buna da mutasyon diyoruz.canlı varlığını sürdürmeye calışır ama ucubeye benzer.ortam şartları dahada ağırlaşırsa canlı varlığını sürdüremez ve yok olur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Türleşme konusu gerçekten biyolojinin en kritik konusu, birden fazla yöntemle oluyor olması bencede mantıklısı...

Bence,

Sıçramalı evrim açık örneklerle henüz desteklenmemiş olsada ,hiçe sayılması yanlış, bazı türleşmeleri açıklamada ,teorik bir zemin olarak pekala da kullanılabilir.

Yani oda diğeride yanyana dursun.

Olguya göre ona en fazla uyan yöntem üzerinden açıklaması yapılır.

Neden illa hayır olamaz diye karşı çıkılsın?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu biyolojide önemli bir sorun.

Biyologlar evrimle ilgili sorunlara tek bir çözüm bulmaya çalışıyorlar.

Ve her seferinde düş kırıklığına uğruyorlar.

Evrimi yakından inceleyen onun bir çelişkiler yumağı olduğunu gözlemlerler.

O çelişkilerin tek ortak paydası değişimdir.

Bu değişimden çeşitli mekanizmalar sorumludur.

Bazan hızlı koşan hayvan yeğlenir, bazan yavaş hareket eden...

Bazan fizik olarak güçlü olan genlerini yeni nesillere geçirmede başarılıdır, bazan küçük ve güçsüz olan.

Bütün bu çelişkileri açıklayacak tek bir kuram yoktur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Eğer şartlarda bir değişim olmaz ise bir türün özelliklerinin minimum değişikliklerle milyonlarca yıl devam ettirmesi anlaşılır bir şeydir.

Buna bir itirazım yok. Mesela timsahlar buna örnek gösterilerilebilir.

Ama eğer türleşme yavaş yavaş olan ve değişen ortama uyum sağlamayla yürüyen bir mekanizmaysa,

Ortam değişmediği için nehirlerdeki timsahların değişmesini beklemeyiz.

Fakat nehir kıyılarından iç kesimlere doğru (nehir kıyısından uzaklaştıkça) değişik şekil ve ebatlarda timsah türlerinin olması gerekmez miydi?

Böyle bir beklenti neden yanlış olsun?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Eğer şartlarda bir değişim olmaz ise bir türün özelliklerinin minimum değişikliklerle milyonlarca yıl devam ettirmesi anlaşılır bir şeydir.

Buna bir itirazım yok. Mesela timsahlar buna örnek gösterilerilebilir.

Ama eğer türleşme yavaş yavaş olan ve değişen ortama uyum sağlamayla yürüyen bir mekanizmaysa,

Ortam değişmediği için nehirlerdeki timsahların değişmesini beklemeyiz.

Fakat nehir kıyılarından iç kesimlere doğru (nehir kıyısından uzaklaştıkça) değişik şekil ve ebatlarda timsah türlerinin olması gerekmez miydi?

Böyle bir beklenti neden yanlış olsun?

Evrimi açıklamada beklentiler, kuramsal senaryolar, mantıklı çıkarımlar, rasyonel düşünceler işe yaramıyor.

Beklentiler doğru gibi duruyor ama, bir yerde bir şeyler eksik..

Onları bilemiyoruz. Değişgenleri çok olan bir süreç evrim.

Türleşmenin kesin mekanizma veya mekanizmaları bilinmiyor.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu soruların cevabı verildi diye biliyorum. özellikle Richard Dawkins gen bencildir ve kör saatçide bunları açıklıyarak yazıyor. bildiğim kadarıyla kanıtlanma noktasında güçlük çekiliyor.

hacı gene okuduğum bu kitaplardan charles darwin zamanında genler bilinmese de. charles'in canlılarda böyle bir yapı olması gerektiği fikri vardı. aksi takdirde kuramın eder tutar yanı kalmazdı. göçerdi.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu soruların cevabı verildi diye biliyorum. özellikle Richard Dawkins gen bencildir ve kör saatçide bunları açıklıyarak yazıyor. bildiğim kadarıyla kanıtlanma noktasında güçlük çekiliyor.

hacı gene okuduğum bu kitaplardan charles darwin zamanında genler bilinmese de. charles'in canlılarda böyle bir yapı olması gerektiği fikri vardı. aksi takdirde kuramın eder tutar yanı kalmazdı. göçerdi.

Darwin bu konuda hiç bir şey bilmiyordu.

Bulduğu doğal seçilim ilkesidir. Ve onu Wallace da bulmuştur.

Yani Darwin'i biraz gözümüzde büyütüyoruz.

Richard Dawkins'ın bulduğu bir şey yok. Kendisi Neo Darwinci.. Darwin'in eksiklerini tamamlıyor.

İyi bir yazar, bilgili bir evrimsel biyolog ve kendini adamış bir ateist. İngiliz asıllı olduğu için Darwin'e fazla iltifat ediyor.

Bencil genini de aslında Lewontin'in evrim konusunda bireylerin rolü olduğunu iddia ettikten sonra ortaya attı.

Lewontin'e göre evrim bireylere baskı yapıyor. Türlere değil. Bencil gen kavramı bireylere olan bu baskı ile ilgili.

Bencil gen zamanla toplum içinde yayılıyor.

Tabii evrim yine türlerde gerçekleşiyor. Bireylerde değil.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bilgilendir me için teşekkürler. Peki Richard Dawkins dışında türkçeye çevrilen evrimle ilgili kaynakları yazabilir misin?

Darwin kitabını okumadım kendisi hakkında fazla bilgim olmadığı için açıkçası istesemde büyütemem. Yalnız dawkins'in kitabının bir yerlerinde Darwin'in bunu sezinlediği gibi birşeyler vardı. yada tekrardan bir bakmam gerekecek.

Baskın gen bireyin hayatta kalmasını sağlayarak türün devamını sağlıyor. peki bu genler bireyde ufak değişiklikler meydana getirse ama hayati önem arzeden. diyelim ki diş genlerinden biri türdeşlerine göre daha uzun ve sivri olsa. ve o türdeki bireyler için çiftleşmede erkekler birbirini yese doğal olarak bu geni taşıyan birey diğerlerini alt edecek ve türün devamını sağlayacak. tabi bu daha uzun ve sivri dişlerle olacak. imdiiiii. buda bir nevi türleşme olmuyor mu? gayet mantıklı gibi geldi bana.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yaklaşık 3.5 milyar yıl önce başlayan yolculukta canlı organizma rastgele mutasyonlar sonucu değişmesini devam ettirdikçe , bir yandan da kendisini var eden bilgiyi korumaya yönelik özelliklerde kazanmıştır.

Mesela başlangıçta RNA gibi tek zincir şeklinde bir yapıda bilgisini depolarken ,varoluşunun dayandığı bilgiyi hasardan korumak gayesiyle ,çift sarmallı DNA’ya geçmiştir .

Canlılar bununla da kalmayıp DNA ‘da oluşabilecek hasarları onarmaya yarayan genlerde geliştirmişlerdir.

Böylece koruma bir kat daha artmıştır.

Bir koruma tedbirini de eşeyli üremeyi keşfederek yapmışlardır.

Böylece genlerde oluşabilecek farklılaşmayı bir ölçüde bastıracak bir mekanizma daha keşfetmişlerdir

Bu sayede varoluşunu borçlu olduğu bilgiyi daha özenli korumaya çalışmıştır.

Bütün bu tedbirlere rağmen canlılar DNA daki mutasyonların önüne geçemeyip milyonlarca türe dönüşmüşlerdir.

Yani canlılar bir yandan varoluş bilgilerini DNA’ larını korumaya çalışırken bir yandan da ,değişen ortam şartlarına uyum sağlayarak hayatta kalıp yeni nesiller üretmek için değişmek zorunda kalmışlardır.

Mevcut tabloya bakınca bu kadar birbirinden farklı özelliklere sahip türün ortaya çıkması şaşırtıcıdır.

Zaten mutasyona uğramak canlı için ne getireceği belirsiz bir şey iken , birde canlıların genetik bilgilerini koruyabilmek için bu kadar tedbir geliştirmiş olması ,rastgele mutasyonlar sonucu canlıların değişip türleştiği düşüncesini kabul etmek açısından sağduyuyu zorluyor.

Bu demek değildir ki yaratılışçıların düşüncelerine katılıyorum veya onları tutarlı buluyorum.. Onların görüşleri bence zaten değerlendirmeye bile gerek görülecek bir temele dayanmıyor.

Benim söylemek istediğim,

Nasıl ki canlılar DNA ’larını onarmaya yönelik genler geliştirmişse , evrim geçirtmeye yönelik genler veya buna benzer birşey de geliştirmiş olması bana mantıklı geliyor..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Benim söylemek istediğim,

Nasıl ki canlılar DNA ’larını onarmaya yönelik genler geliştirmişse , evrim geçirtmeye yönelik genler veya buna benzer birşey de geliştirmiş olması bana mantıklı geliyor..

Evrim için özel bazı genlerin olduğu iddiası yeni değil.

Ama o genler henüz gösterilememişlerdir. Gösterilmeleri de mümkün olmayabilir.

Tabii var olmayabilirler de....

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrim için özel bazı genlerin olduğu iddiası yeni değil.

Ama o genler henüz gösterilememişlerdir. Gösterilmeleri de mümkün olmayabilir.

Tabii var olmayabilirler de....

Gösterilmeleri de mümkün olmayabilir.

Var oldukları halde de gösterilemeyebilirler mi? Neden?

tarihinde BAAL tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Gösterilmeleri de mümkün olmayabilir.

Var oldukları halde de gösterilemeyebilirler mi? Neden?

Genlerin nasıl etkinlik gösterdiklerini bilmek mümkün değil.

Evrim gözlemlenen bir olgu değil.

Belki başka işlevleri de vardır bu arada..

Bu teorik bir konu.. Bir sonuç çıkmaz bundan.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Öncelikle sitenin tekrar açılması beni çok sevindirdi. Eski forumdaki başlıkların ve konuların silinmiş olduğunu duydum ve üzüldüm. Umarım bu forumda çok daha yeni ve detaylı bir bilgi birikimi olur.

Konuya gelirsek:

1988'de john Karat isimli bir bilim insanının yaptığı bir deneyde, laktoz sindiremeyen bakteriler laktozla dolu bir kaba konuluyor. Ölmeleri gereken bakterilerin bir süre sonra laktozu sindirebildikleri görülüyor.

Bir evrim karşıtı arkadaş bu deneyin bir türleşmeyi değil sadece bir bağışıklığı ve antikor üretimini gösterdiğini dolayısıyla yeni uzuv geliştirebilecek bir protein sentezinin gerçekleşmediğini söylemişti. Yani ona göre burada bir türleşme veya bir evrimsel atak yoktu.

Bana göre burada çok ciddi bir evrimsel atak var. Sizin de bu deneyle ilgili görüşlerinizi almak isterim.

Saygılar.

tarihinde taylan74 tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Öncelikle sitenin tekrar açılması beni çok sevindirdi. Eski forumdaki başlıkların ve konuların silinmiş olduğunu duydum ve üzüldüm. Umarım bu forumda çok daha yeni ve detaylı bir bilgi birikimi olur.

Konuya gelirsek:

1988'de john Karat isimli bir bilim insanının yaptığı bir deneyde, laktoz sindiremeyen bakteriler laktozla dolu bir kaba konuluyor. Ölmeleri gereken bakterilerin bir süre sonra laktozu sindirebildikleri görülüyor.

Bir evrim karşıtı arkadaş bu deneyin bir türleşmeyi değil sadece bir bağışıklığı ve antikor üretimini gösterdiğini dolayısıyla yeni uzuv geliştirebilecek bir protein sentezinin gerçekleşmediğini söylemişti. Yani ona göre burada bir türleşme veya bir evrimsel atak yoktu.

Bana göre burada çok ciddi bir evrimsel atak var. Sizin de bu deneyle ilgili görüşlerinizi almak isterim.

Saygılar.

Bu klasik deneylerden biri Taylan kardeşim.

Mekanizması iyi biliniyor.

Laktoz sindiremeyen bir bakteri kolonisi var.

Ortamda yalnız laktoz varsa, bu bakteriler onu sindiremedikleri için ölüyorlar.

Ama bu koloni milyonlarca yıldır varlığını sürdürüyor ve bu süre içinde genleri milyonlarca kere mutasyona uğruyor.

Milyonlarca bakteriden oluşan bu koloni içinde mutlaka laktoz sindirebilen bir veya birkaç bakteri vardır.

Ortamda besin maddesi olarak yalnız laktoz varsa, bakterilerin birkaçı hariç hepsi ölüyor.

Geride kalan ve laktoz sindirebilen birkaç bakteri için ortam bir cennet..

Onlar çoğalarak laktoz sindirebilen yeni bir bakteri türü ortaya çıkıyor..

Antibiyotiklere direncin mekanizması da budur.

Bu bir türleşmedir. Başka türlü açıklanamaz.

İleri canlılardaki türleşme de buna benzer bir mekanizma ile gerçekleşir. Yalnız süreç tersinden işler. Tabii daha başka mekanizmalar da vardır.

Ölümcül olmayan ve bir yarar kazandıran doğal baskılara maruz kalan canlı toplumunda aslında baskılar önce yalnız bir bireye yöneliktir.

Bu birey bir avantaj kazanır ve genini topluma yayar.

Doğal baskı olmasaydı o bireyin bir avantaj kazanması mümkün olmayacaktı.

Bakterilerde de durum budur ama, tabii bakteri kültürü ölerek yok olmak tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır.

Aralarında bir iki uyumlu bakteri, ölen bakterilerin yerini doldurmakta zorluk çekmemişlerdir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bilgiler için teşekkürler. Evrim karşıtları türleşme konusunda oldukça bilgisiz. Bir türün devamı için sürekli bir bilgi artışı veya bilgi eklenmesi arıyorlar. Onlara göre bir tür mutlaka olumlu verilerle ileri atak yapmalı. Bir mutasyon sürekli zararlı olmalı. Anlamadıkları nokta bu. Mesela karaya çıkan ilkel anfibilerdeki yüzgeçlerin bacağa dönüşümü iki genin kaybolmasıyla oluşmuş. Onlara göre bu gen kaybolması türe evrimsel bir ilerleme sağlayamaz. Mutlaka yeni bilgi ve genler eklenerek süreç işlemeli.Bu mantığı anlamak güç. Halbuki bir mutasyon kendi başına yararlı ya da zararlı anlam içermez. Bunu süreç belirler.

Bir de bir türün yeni uzuv geliştirmesi konusu var. Bu konuda da sürekli yeni uzuvlar çıkmaz diye bir karşı çıkış oluyor. Halbuki tüm omurgalıların uzuvları bellidir. Yeni bir uzuv oluşmuyor zaten. Sadece işlevleri değişiyor. Mesela theropod dinozorlarındaki ön kolların kanada dönüşmesi gibi. Ön kolların tüylerle kaplanması kanadı oluşturuyor. Burada yeni bir organ söz konusu değil. Sadece var olan uzuvun kullanım alanı değişiyor. Yaratılışçıların türleşmeden anladıkları bu. Onlara göre tuhaf mitolojik canlılar olmalı. Milyonlarca patolojik fosil mümkünse hepsi sıralı ve eksiksiz olmalı.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Onlara göre tuhaf mitolojik canlılar olmalı. Milyonlarca patolojik fosil mümkünse hepsi sıralı ve eksiksiz olmalı.

Milyonlarca fosil olsa da, biz o geçişleri göremiyor olsak, hadi neyse. Olup olanı bir avuç fosil. Ve onlar açıkca evrimi gösteriyor.

Bunu diyenlere sorulacak şey şu. Getirin o zaman milyonlarca fosilde, bir de biz görelim sizin dediğiniz gibimiymiş hakkaten?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir kere evrim karşıtları için ara tür denen kavramın ne olduğu belli değil. Bir canlıyı ortadan ikiye ayırıp üstü farklı altı farklı olmalı diyorlar. Evrimi kanıtlayan bizim ara tür olarak adlandırdığımız fosilleri ise mükemmel canlı olarak tanımlıyorlar. Çoğu fosil zaten petrolün kömürün içinde eriyip gitmiş. Kalanı özel şartlar gerektiren sahalarda taşıllaşmış. Bizim fosil olarak gördüklerimiz zaten mevcut canlının bir kalıbı aslında.

Evrim karşıtlarının ikna olmak gibi bir durumu yok. Bize düşen ise çok daha fazla veri toplayıp o şekilde karşılarına çıkmak.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Zamana göre kıyaslandığında türleşmenin en hızlı gerçekleştiği memeli familyası hangisi ve böyle bir ölçme yöntemi var mı?

Evrimin tropik iklimlerde hızlandığı söyleniyor. Memelilerin çoğu orada yaşadıklarına göre hızlı bir evrimsel sürece tabi oldukları söylenebilir.

Hangisi daha hızlı evrilmektedir?

Bu sorunun yanıtını arıyoruz ama belki de doğru yanıtı bulmak mümkün olmayabilir.

http://www.the-scientist.com/blog/display/55797/

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sadece üç nesilde evrim!

Okyanusta yaşayan bir iskorpit türü, sadece 3 nesil boyunca iklim değişikliklerine uyum sağlamış.

devamı

Bu çalışmalar sıçramalı evrime destek gösterilebilir mi?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...