Jump to content
haci

TÜRLEŞME

Recommended Posts

Hacı konu hakkında gerekli yanıtı anibal verdi, doğal seçilim sabit olmadığını, baskının bildiğimiz üzere bazı zamanlarda inanılmaz derecede arttığını anlattı. Siz bu söylenilenleri neden anlamlı bulmadığınızı mantıklı bir şekilde açıklayın öncelikle.

Jeolojik tarih bize doğal baskıların son derece artabileceğini ve periyodisitesini gösteriyor.

Bunu kimse yadsımıyor ki..

Sizin anlamadığınız veya anlamak istemediğiniz husus, canlıların bu değişikliklere hızla adapte olabilmesi yeteneği.

Dünya ara ara buzul çağlarına giriyor ve bu çağlar ılımlı havaların hükmettiği onbinlerce yıllık aralarla kesintiye uğruyor.

Dünyada mevcut canlı türü sayısı kesin olarak bilimiyor ve 6 milyonla, 100 milyon arasında olduğ tahmin ediliyor.

Değişen koşullar bu canlıların ölümüne neden olmuyor.

Tam tersine.. Tür sayısı artıyor.

Ama bu demek değildir ki arada bir katastrofiler olmuyor.

Oluyor..

En son 65 milyon yıl önce gerçekleşen felaket. Mevcut canlıların yüzde 90'ı tükeniyor.

O zamandan bu zamana ortaya onmilyonlarca canlı türü çıkıyor.

Ve ılıman iklimlerle arada bir kesintiye uğrayan buzul çağları geliyor ve gidiyor..

O zaman siz neredeydiniz diye sorası geliyor insanın.

Size doğal seçilimin ne olduğundan bahsettim. Siz onu bir mucize ve doğanın en büyük yasası olarak kabul ediyorsunuz.

Ama yanılıyorsunuz.

Çünkü canlılarda o değişikliklere uymayı sağlayacak genler zaten var.

Siz bu basit gerçeği göremiyorsunuz.

Dünya ısınırsa kutup ayıları yok mu olacak?

Bunun delili var mı elinizde..

Dünya en son ne zaman ısındı. Ve kutup ayıları ne zamandan beri varlar.

Hadi diyelim miyosen çağından sonra ortaya çıktılar.

Nasıl bu kadar kısa bir zaman içinde ortaya çıktılar?

Teorik evrim bende bıkkınlık uyandırmaya başladı artık.

Teori ile bir yere gidemiyorsunuz ve pratik olarak gözlemlenen evirm açısından doğru olmayan, ya da cük oturmayan ididaları dayatıyorsunuz.

Herşeyde önce türleşmenin ani bir süreç olduğunu kabul etmeniz gerekiyor.

Siz bunu kabul etmedikçe benim sizlerle bu konuyu tartışmam mümkün değildir.

Jay Gould yanılmıyor. Belki kuramı olan PE yanlıştır. Ama şurası bir gerçektir ki türler aniden ortaya çıkıyorlar ve değişen koşullara uymalarını sağlayan genlerle donanmışlar..

Evrim genlerinin varlığından bahsediliyor. Ve daha başka ilginç fenomenlerden..

Onlardan bihabersiniz.

Burada onlardan bahsedeceğim birazdan.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Muhtemel epigenetik etkilerden, işlevsel olmayan genlerden bahsedeceksiniz

Çünkü canlılarda o değişikliklere uymayı sağlayacak genler zaten var.

Diyerek genetik değişiklikleri izah edemezsiniz. Bunu zaten bildiğinizin farkındayım. Ama bizi bilgisizlikle suçlamayın.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
>>> Bazı evrimsel biyologlar bu sorunu kuramsal olarak tedricilikle açıklamaya çalışmaktadırlar. Ama onların bu teorik açıklamalarının pratik delilleri yoktur. Dolayısıyla yapılan gözlemlerle hiç bağdaşmaz onların görüşü..

Sevgili Hacı, buradaki sorun bu değil..

Buradaki sorun, Gould'un bahsettiği şeylerin aslen gözlemlerle uyuşmuyor olması..

Gould, multidisipliner bir bilim adamıdır. Fakat bu hususta, yanlışı olaya sadece fosillerden bakmaya çalışmasıdır. Oysa fosiller böyle bir yargıya ulaşabilmek için kifayetsizdir. Dahası, işin genetik, ekobiyoloji vs. gibi açılardan bakılmasıyla hiç öyle olmadığı görülmektedir.

Kısaca, Gould, yanılmaktadır. Teorisi çok önemli değil. Önemli olan, eldee ettiği sandığı verilerin güvenilir olmayışıdır.

Eğer elimizde, bir yerdeki her nesilden ikişer tanes fosil olmuş kalmış olsaydı, bu X milyon yıla sari şecereden böyle bir bilgiyi çıkarabilirdik, ama maalesef böyle bir şeyimiz yok. Bir canlının ancak bir milyonuncu göbekten torununa erişebiliyoruz. İşte mesele bu zaten..

Gould yanılıyor mu? Gould ve Eldredge 1977 yılında birlikte bir makale yayınladılar.

Ortaya attıkları teorinin adı punctated equilibrium. (Paleobiology 3:115-151). Burada otorler PE'i savunan spesifik bilgiler sunuyorlar ve PE denenebilir diyorlar. Spesifik bir örnek de veriyorlar.

Bu otörler bu konu hakkında daha birçok yayınlar yaptılar.

Evet. Evrimsel biyoloji ve paleonto biyoloji alanında büyük tartışmalara neden oldu bu yayınlar ama, önemli olan onların gözleminin gerçekleri yansıtması.

Fosil kayıtlarını eksik görmek bir açıklama değil. Bir red temel olarak. Bilimsel bir kuram mevcut delillere dayandırılır.

Eğer bu deliller zamanla değişirse, yeni bir kuram ortaya atılır.

Fosil kayıtları bu halleriyle bazı evrimsel süreçleri destekliyor. Örneğin kutup ayılarının ortaya çıkışını çok güzel kanıtlıyor. Bütün ara geçiş şekilleri var.

Ama türlerin çoğu aniden ortaya çıkıyor. Bu yadsınması mümkün olmayan bir durum. Zaten bu sonuca varmak için fosil kayıtlarına bakmak da gerekiyor. Yani ani türleşmenin fosil kayıtlarında kanıtı var. Ani türleşme negatif bir çıkarsama değil. Pozitif bir gözlem.

Evrimsel sürecin teorik olarak şu veya bu şekilde olması diye bir kural yok.

Herşey mümkün. Ve bunu bilmek çok önemli.

Gould için yanılıyor diyemezsiniz. Bu çok saçma olur.

Bütün yapacağınız Gould'ın bulgularını başka türlü açıklamaktır.

Onları başka türlü açıklayamadığınız süre kabul etmek zorundasınız.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Herşeyde önce türleşmenin ani bir süreç olduğunu kabul etmeniz gerekiyor.

Yok böyle bir kavram, böyle bir süreç Hacı.. Türleşme ani filan değil.. İşte kuş türleri.. Son türlerin ayrılması atıyorum 50 bin sene önce olmuş olabilir. Ama, bu çeşitlilik, 100 milyon yılın birikimi sayesinde mevcut..

>>> Ama şurası bir gerçektir ki türler aniden ortaya çıkıyorlar ve değişen koşullara uymalarını sağlayan genlerle donanmışlar..

Böyle bir şeyde yok.. O genler neden öyle oluyor? Nasıl oluyorda öyle kalabiliyor?

Boyuna varyasyon, doğal seçilim diyoruz. Doğal seleksiyon koşullaır, o varyasyonların kompanze edebileceğinden daha hızlı değişmezse, canlı buna adapte olabilir. Daha hızlı değişirse, hızır gibi yetişecek bir mutasyon süvari birliği bekleme sakın.. Ama küresel ısınmaya kutup ayıları ayak uyduramıyor.. Hoş, ayıların yok olmuş türlerinin mevcut türlerinden kat kat fazla olduğunu nasıl izah edersin, onuda bilmiyorum..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Zaten bu sonuca varmak için fosil kayıtlarına bakmak da gerekiyor. Yani ani türleşmenin fosil kayıtlarında kanıtı var. Ani türleşme negatif bir çıkarsama değil. Pozitif bir gözlem.

Hacı, nerde bu fosil kayıtları? Biz neden görmüyoruz? Gould ne demişti, hangi örneği vermişti: Trilobitler.. Buyur sana "Hımm, iyi bir makale konusu" diyen uyanıkların ne yaptığı:

Parallel gradualistic evolution of Ordovician trilobites

http://webh01.ua.ac.be/funmorph/raoul/macr...Sheldon1981.pdf

Eh, gould gibi kazdığı 3 fosile bakıp ahanda diye atlamadan, kazmayı alıp, dur biraz kazalım diyenin varacağı yer işte bu olacaktır. 15 bin trilobit fosiline bakınca, karşımıza çıkan, Eldredge'in iddiasının havada kalıyor olduğu, bu yüzden de gould'un hipotezinin dayanaktan yoksun olduğudur..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Anladığım kadarıyla şu ana kadar aramızda bazı anlaşmazlık nedeni olan hususlar var..

1. Fosil kayıtlarının eksikliği

2. Türleşme süreci. Ani mi tedrici mi?

Önce bu iki soruyu halledelim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Fosil kayıtlarının tedrici bir evrime işaret etmediğini ilk bulanlar Gould ve Eldregde değildir.

Onlar daha doğmadan önce 1940 yılında Richard Goldschmidt türler arasındaki geçişin ani olduğunu yazmıştır. (Goldschmidt, R., 1940. The Material Basis of Evolution, Yale University Press)

Geleneksel paleontologlar ara geçiş şekillerinin bulunacağına inandıkları için Goldschmidt'in bu fikri ile alay edilmiş ve kendisi ciddiye alınmamıştır.

1972 yılına kadar bütün açıklamalar tedrici evrim kuramı ile yapılmıştır. O tarihde durum değişmiştir. Eldredge ve Gould PE kuramını ortaya atmışlardır. (Eldredge, N. and Gould, S. J., 1972. ‘Punctuated equilibria: an alternative to phyletic gradualism’, Time Frames: the Rethinking of Evolution and the Theory of Punctuated Equilibria, N. Eldredge, Heinernann, London, 1986, pp. 193-229.)

Daha sonra Gould ve Eldregde konu üzerinde çeşitli makaleler yayınlamışlardır.

Mayr 2001 yılında ani türleşmenin reddedilemeyeceğine dair bir makale yayınlamıştır.

Mayr da tedrici evrime inanmamaktadır.

Çünkü fosil delilleri tedrici evrime uymamaktadırlar.

Bu konuda yüzlerce makale vardır.

Jeolojik olarak kısa zaman ne demektir?

Bu soruyu Eldredge şöyle yanıtlıyor. 5 bin yıl ile 50 bin yıl arasında vuku bulan türleşme anidir diyor.

Türleşme bazı canlılar için belki de çok daha çabuk gerçekleşiyor bile olabilir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Türleşme hızı için zamanın kullanıldığı gerçektir. Ama aslolanın nesil sayısı olması gerektiğini düşünüyorum. Bildiğim kadarı ile deneysel olarak meyve sineklerinde ve e.coli'de türleşme gösterildi. Bu deneyler belirtilen sürelerle alakası olmayacak kadar kısadır. Burada kaç nesilin geçtiği önemlidir. Örneğin e. coli'de 31500 nesilden bahsediliyordu. İnsanda bu en azından 20 senede nesil yenileniyor desek yaklaşık 730000 yıla karşılık geliyor. Örneğin kambriyen patlaması birazda bu şekilde değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Türleşmenin hızı hakkında aşağıdaki makale özetlerine bakabilirsiniz.

İlki türleşmeyle ilgili bazı sayılara yer veriyor. Açıkça hızlı bir türleşme söz konusu..

İkincisi ise insanın iki ayak üzerinde yürümesinin aniden gerçekleşebileceği bir senaryodan bahsediyor.

The speed of ecological speciation

ANDREW P. HENDRY*†, PATRIK NOSIL‡ and LOREN H. RIESEBERG§

*Redpath Museum and Department of Biology, McGill University, 859 Sherbrooke St W., Montréal, Québec, H3A 2K6, Canada; ‡Department of Biological Sciences, 8888 University Drive, Simon Fraser University, Burnaby, British Columbia, V5A 1S6, Canada; §Department of Botany, University of British Columbia, 3529-6270 University Blvd, Vancouver, BC V6T 1Z4, Canada

†Author to whom correspondence should be addressed. E-mail: andrew.hendry@mcgill.ca

Copyright © 2007 The Authors.

Journal compilation © 2007 British Ecological Society

KEYWORDS

adaptive radiation • ecologically dependent isolation • mating isolation • microevolution • rapid evolution • reproductive isolation • temporal isolation

Functional Ecology (2007) 21, 455–464

doi: 10.1111/j.1365-2435.2006.01240.x

ABSTRACT

* 1. Adaptation can occur on ecological time-scales (contemporary evolution) and adaptive divergence can cause reproductive isolation (ecological speciation). From the intersection of these two premises follows the prediction that reproductive isolation can evolve on ecological time-scales. We explore this possibility in theory and in nature. Finding few relevant studies, we examine each in some detail.

* 2. heory: Several models have demonstrated that ecological differences can drive the evolution of partial reproductive barriers in dozens to hundreds of generations. Barriers likely to evolve quickly include dispersal rate, habitat preference and selection against migrants/hybrids.

* 3. Plants: Adjacent populations adapting to different fertilizer treatments or to mine tailings can develop reproductive barriers within at least 100 generations. These barriers include differences in flowering time and selection against migrants/hybrids.

* 4. Invertebrates: Populations on native and introduced host plants can manifest reproductive barriers in dozens to hundreds of generations. These barriers include local host preference and selection against migrants/hybrids.

* 5. Vertebrates: Salmon adapting to divergent breeding environments can show restricted gene flow within at least 14 generations. Birds evolving different migratory routes can mate assortatively within at least 10–20 generations. Hybrid sculpins can become isolated from their ancestral species within at least 20–200 generations.

* 6. Ecological speciation can commence within dozens of generations. How far it goes is an important question for future research.

A New Model for the Origin of Bipedality

JournalHuman Evolution PublisherSpringer Netherlands ISSN0393-9375 (Print) 1824-310X (Online) IssueVolume 21, Numbers 3-4 / August, 2006 DOI10.1007/s11598-006-9021-x Pages241-250 Subject CollectionHumanities, Social Sciences and Law SpringerLink DateTuesday, January 09, 2007

Evelyn J. Bowers1

(1) Anthropology Department, Ball State University, Muncie, IN 47306, USA

Received: 11 April 2003 Revised: 10 April 2004 Accepted: 4 January 2005 Published online: 9 January 2007

Abstract Scholars have long thought that bipedality evolved gradually in response to the opening of the savanna. Recently, both parts of this concept have come into question. A variety of benefits of bipedality have been posited as responsible, but a trait can not evolve unless a useful mutation appears. Perhaps we need to stop wondering about selective pressures and consider what kind of mutation might be involved in forming a bipedal pelvis. Work on the evolution of development has shown that there are segmental control genes, alterations in which have large effects. These include the hox genes, of which there are four sets in humans, referred to as the HOX A, B, C, and D sequences. Changes in their activation in embryogenesis alter the identity of vertebrae and limb structure. An alteration in the control region of certain of the distal HOX D genes may well be responsible for the sudden appearance of bipedality by moving the boundary between the lumbar and sacral vertebrae, and so moving the position of the pelvis and lower limb origin. Pongids usually have three lumbar vertebrae; early hominids, 6. Pongids also have 48 chromosomes while we have 46. HOX D is located on our 2nd chromosome, the one that is a fusion of two pongid chromosomes. If that fusion altered the onset of perhaps HOX D 10, so that it switched on a couple of segments later, then the sacrum would form further down the vertebral column and might be shorter. In this paper I look at the chromosomal location of HOX D and examine the likelihood that the fusion of two panid chromosomes could have given rise to alterations in its control resulting in the abrupt appearance of bipedality and accompanying changes in the limbs and in the chela in which the HOX sequences are reused.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Türleşme hızı için zamanın kullanıldığı gerçektir. Ama aslolanın nesil sayısı olması gerektiğini düşünüyorum. Bildiğim kadarı ile deneysel olarak meyve sineklerinde ve e.coli'de türleşme gösterildi. Bu deneyler belirtilen sürelerle alakası olmayacak kadar kısadır. Burada kaç nesilin geçtiği önemlidir. Örneğin e. coli'de 31500 nesilden bahsediliyordu. İnsanda bu en azından 20 senede nesil yenileniyor desek yaklaşık 730000 yıla karşılık geliyor. Örneğin kambriyen patlaması birazda bu şekilde değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.

Böyle bir hesaplama yapılamaz.

Delinin pösteki saymasına benizyor.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> 1. Fosil kayıtlarının eksikliği

Bu mutlak bir sorun. Ama asıl sorun şu: fosil kayıtları bize pek çok şeyi gösteremez. Örneğin, sıcak kanlı soğuk kanlı olup olmamayı.. Örneğin kalplerinin kaç odacıklı olduğunu. Bu gibi detayları verebilen fosillerin sayısı o kadar azdır ki, yok denecek kadar küçüktğür. O yüzden de bunlar en değerli fosillerdir.

Fosil kayıtlarının eksikliği zamanın çözebileceği bir sorun. Ama bunu yol açtığı sorun şu: Evrimin hızı sabit mi, yoksa, dur, dur, zıpla, gen dur, dur şeklinde mi?

>>> 2. Türleşme süreci. Ani mi tedrici mi?

Türleşme süreci için tedrici demek daha doğru, daha uygun.. Çünkü, kutup ayısı ile balina aynı memeli atalardan gelsede, aradaki o büyük farklar ancak çok uzun sürelerde gerçekleşebilmekte. Eğer, 65 MYA önce, o memeliden, bin yıl içinde bir balina ve bir insan çıkmış olsaydı, ahanda sıçradı evrim diyebilirdik.

Fakat burada, bir karikatürize etme eylemi görüyoruz. Evrimin, lineer olması, lineer bir denkleme sahip olmasından kaynaklanır:

Evrim = doğal seleksiyon x varyasyon x zaman

Burada, şöyle olsaydı: (doğal seleksiyon^2 x varyasyon x zaman) veya (doğal seleksiyon üssü varyasyon x zaman) o zaman bunun logaritmik olduğunu söylerdik.

Tedrici evrim ise, şöyle bir öngörüde bulunmaktadır:

Evrim = doğal seleksiyon x varyasyon x zaman x PE(mutlak zaman)

Buna göre, PE(n) değeri, bir zaman kesidi için sıfır olmakta, bir başka zaman kesidi için 1 olmakta ve değişim süratle gerçekleşmektedir.

Ama bu 1 ve 0 olma durumuna bir izahat getirilememektedir. Nerden bu böyle olmaktadır?

Şimdi, üzerinde anlaşılan evrim denklemimiz şudur:

Evrim = doğal seleksiyon x varyasyon x zaman

Burada yapılan karikaktürde, DS ve V, sabit parametreler olarak düşünülmekte, buna bağlı olarakta, bizim zamanda birim değişim meydana gelmesi öngörülmektedir.

Halbuki, gerek DS, gerekse V, birer sabit değil, pek çok alt parametrenin bir fonksiyonu olmaktadır. İşin en acayip tarafı ise, burada yapılanın bir karikatürizasyon olması babında, şunun atlanıyor olmasıdır:

Evrim = doğal seleksiyon x varyasyon x zaman

Varyasyon = Veryasyon % doğal seleksiyon..

Yani, doğal seleksiyonun değişimi, Varyasyon üzerind ebir faktör oluşturmakta, geri besleme yoluyla, sistemi kolayca limite götürebilmektedir.

Eğer DS ve V parametreleri, sabit olarak tarif edilebilseydi.. Dikkat edilecek husus bu.. Örneğin, insna için mutasyon oranı gamet hücresi başına 1.8 olarak sabit alınabilir. Ama bu oran, varyasyon değerine böyle yansımaz. Bu değer sabit değildir. Bu durumda, V ve DS sürekli değişebilen ve değişimleri belli bir periyod, belli bir eğim vs. gözetmeyen parametreler olarak karşımıza gelmektedir. Belli bir T zamanında, bu ikisinin birden pozitif değişerek evrimsel değişim, adaptasyon miktarını aşırı yükseltmesi veya tersi mümkündür. Bu yüzden, evrim, daha doğrusu değişim/adaptasyon hızı düzenli bir eğri izlemez. Evrimin, gradient olmakla birlikte, hızlı ilerlediği veya yerinde saydığı dönemler ortaya çıkabilir ve çıkmaktadır da.. Ayılar, bunun en güzel örneğidir. Adaptasyon yetenekleri son derece iyi olan bu memeliler (görece az özelleşmiş olmak) doğal seleskiyonun süratle değişmesine sebep olan buz çağı gibi etmenlerle karşılaşınca, farklı coğrafyalarda farklı türlere kolayca evrilebilmişlerdir. Bu, nerdeyse son 3-5 MYA'da gerçekleşmiştir.

Burada gözden kaçan husus, değişen iklimin, izolasyonu artırdığı, varyasyonlar üzerinde daha yüksek baskı oluşturup, bu yüzden daha uç varyasyonlara daha çok avantaj sağladığıdır.

Bunu bir anlamak gerekiyor. DS ve V sabit parametreler değildir. Bunu karikatürize ederek, sabti gibi göstermeye çalışıp, birim zamanda birim adaptasyon beklentisinde bulunmak, akla ziyan bir davranıştır..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Böyle bir hesaplama yapılamaz.

Delinin pösteki saymasına benizyor.

Hesaplama yapılamayacağını biliyorum, ama bakış açısını etkilemeyeceğini söylemek uygun düşmez.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1. Fosil kayıtlarının eksikliği

Bu mutlak bir sorun. Ama asıl sorun şu: fosil kayıtları bize pek çok şeyi gösteremez. Örneğin, sıcak kanlı soğuk kanlı olup olmamayı.. Örneğin kalplerinin kaç odacıklı olduğunu. Bu gibi detayları verebilen fosillerin sayısı o kadar azdır ki, yok denecek kadar küçüktğür. O yüzden de bunlar en değerli fosillerdir.

Fosil kayıtlarının eksikliği zamanın çözebileceği bir sorun. Ama bunu yol açtığı sorun şu: Evrimin hızı sabit mi, yoksa, dur, dur, zıpla, gen dur, dur şeklinde mi?

Bunun bir sorun olduğunu kabul etmenizi sizin açınızdan bir ilerleme olarak düşünüyorum.

Fosil kayıtları bize kemik yapısını ve canlının türünü gösterir. Türleşme hakkında yeterince bilgi verir.

Fosil kayıtlarının zamanla çözüleceği iyimse bir görüş. Darwin de öyle düşünüyordu. 150 yıl içinde çok fosil bulundu ve bu sorundan artık fosil eksikliğinin sorumlu olmadığı anlaşıldı.

Eldeki bütün deliller evrimin linear ve tedrici olmadığını gösteriyor. Bu yadsınamaz.

2. Türleşme süreci. Ani mi tedrici mi?

Türleşme süreci için tedrici demek daha doğru, daha uygun.. Çünkü, kutup ayısı ile balina aynı memeli atalardan gelsede, aradaki o büyük farklar ancak çok uzun sürelerde gerçekleşebilmekte. Eğer, 65 MYA önce, o memeliden, bin yıl içinde bir balina ve bir insan çıkmış olsaydı, ahanda sıçradı evrim diyebilirdik.

Bu bir kuramla alay etmekten başka bir şey değil. Komik bir iddia. Hopefull monster gibi bir saçmalık aslında.

Ben bu itirazı hiç ciddiye almıyorum. Alay ederek bilim yapılmaz. Bize delil gösterin. Hiciv ve alaylı olmasın ama.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Hesaplama yapılamayacağını biliyorum, ama bakış açısını etkilemeyeceğini söylemek uygun düşmez.

Hangi bakış açısını etkileyebilir ki?

Ben etkileyeceği tek bir bakış açısı düşünemiyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

* 1. Adaptation can occur on ecological time-scales (contemporary evolution) and adaptive divergence can cause reproductive isolation (ecological speciation). From the intersection of these two premises follows the prediction that reproductive isolation can evolve on ecological time-scales. We explore this possibility in theory and in nature. Finding few relevant studies, we examine each in some detail.

* 2. heory: Several models have demonstrated that ecological differences can drive the evolution of partial reproductive barriers in dozens to hundreds of generations. Barriers likely to evolve quickly include dispersal rate, habitat preference and selection against migrants/hybrids.

* 3. Plants: Adjacent populations adapting to different fertilizer treatments or to mine tailings can develop reproductive barriers within at least 100 generations. These barriers include differences in flowering time and selection against migrants/hybrids.

* 4. Invertebrates: Populations on native and introduced host plants can manifest reproductive barriers in dozens to hundreds of generations. These barriers include local host preference and selection against migrants/hybrids.

* 5. Vertebrates: Salmon adapting to divergent breeding environments can show restricted gene flow within at least 14 generations. Birds evolving different migratory routes can mate assortatively within at least 10–20 generations. Hybrid sculpins can become isolated from their ancestral species within at least 20–200 generations.

* 6. Ecological speciation can commence within dozens of generations. How far it goes is an important question for future research.

Ne güzel bakın burada alıntıladığınız yazıda nesillerden bahsediyor.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Ne güzel bakın burada alıntıladığınız yazıda nesillerden bahsediyor.

Ve o nesillein sayısının ne kadar az olduğuna da dikkat ediyor musunuz?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> İlki türleşmeyle ilgili bazı sayılara yer veriyor. Açıkça hızlı bir türleşme söz konusu..

Verdiğin örneklerde böyle bir senaryodan filan bahsetmiyor..

İlkinde, türleşme, özel olarak, üreme başarısı olarak ele alınmış. Ve bu durumda, böyle bir olayın gerçekleşmesi için, kaç nesil gerektiği araştırılmış. Üreme başarısının olmaması, yani, birbiriyle üreyemeyen bireylerin ortaya çıkması, kladistik manada türleşme için yeterli değildir. Bu, izolasyon için çok iyi bir örnek olsada, bu taksonomik olarak ayrı bir tür sayılmaya yetecek kadar kifayetli olmaz. Örneğin, biz kan gurubu uyuşmazlığı yüzünden, üreyemeyen insan çiftlerini ayrı bir tür olarak kataloğa almıyoruz..

İkinci örnekte de, evrimin amanda zıplıyor denecek bir şekilde durup durup fırladığına dair bir şey yok. İki ayaklı olmak.. Orangutanlar da iki ayka üzerinde yürüyebilir. Hatta çokta iyi yürüyebilir. Ve emin ol ki, bu HOX D genindeki gibi bu yönde avantaj sağlayan mutasyonları geçrimektedirler. Meşhur Şempanze Oliver'de iki ayak üstünde yürümekteydi. İşte bizim söylediğimiz yere varıyoruz. Orangutan ve şempanzede, aynı varyasyonlara saihp olabiliyor. Ama doğal seleksiyon onlar için bu varyasyonları avantajlı kılmadığı nedeniyle, iki ayaklı şempanze türü ortaya çıkmıyor. Bu, insanın iki ayaklı olma yönündeki işinin hop hop hooop değiş tonton misali, bir kaç mutasyonla oluvermediğini gösteriyor. Kısaca, bu, evrimin bu noktada hızlı gerçekleştiğini, durup durup birden sıçradığını göstermekten uzak bir örnek. Ve biz insan fosillerinden de biliyoruz ki, insanlar öyle pat diye iki ayak üstüne çıkıvermiş değil..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
>>> İlki türleşmeyle ilgili bazı sayılara yer veriyor. Açıkça hızlı bir türleşme söz konusu..

Verdiğin örneklerde böyle bir senaryodan filan bahsetmiyor..

İlkinde, türleşme, özel olarak, üreme başarısı olarak ele alınmış. Ve bu durumda, böyle bir olayın gerçekleşmesi için, kaç nesil gerektiği araştırılmış. Üreme başarısının olmaması, yani, birbiriyle üreyemeyen bireylerin ortaya çıkması, kladistik manada türleşme için yeterli değildir. Bu, izolasyon için çok iyi bir örnek olsada, bu taksonomik olarak ayrı bir tür sayılmaya yetecek kadar kifayetli olmaz. Örneğin, biz kan gurubu uyuşmazlığı yüzünden, üreyemeyen insan çiftlerini ayrı bir tür olarak kataloğa almıyoruz..

İkinci örnekte de, evrimin amanda zıplıyor denecek bir şekilde durup durup fırladığına dair bir şey yok. İki ayaklı olmak.. Orangutanlar da iki ayka üzerinde yürüyebilir. Hatta çokta iyi yürüyebilir. Ve emin ol ki, bu HOX D genindeki gibi bu yönde avantaj sağlayan mutasyonları geçrimektedirler. Meşhur Şempanze Oliver'de iki ayak üstünde yürümekteydi. İşte bizim söylediğimiz yere varıyoruz. Orangutan ve şempanzede, aynı varyasyonlara saihp olabiliyor. Ama doğal seleksiyon onlar için bu varyasyonları avantajlı kılmadığı nedeniyle, iki ayaklı şempanze türü ortaya çıkmıyor. Bu, insanın iki ayaklı olma yönündeki işinin hop hop hooop değiş tonton misali, bir kaç mutasyonla oluvermediğini gösteriyor. Kısaca, bu, evrimin bu noktada hızlı gerçekleştiğini, durup durup birden sıçradığını göstermekten uzak bir örnek. Ve biz insan fosillerinden de biliyoruz ki, insanlar öyle pat diye iki ayak üstüne çıkıvermiş değil..

Bu iki makale asında buz dağının deniz yüzünde kalan kısmı gibi.

Sadece size bir fikir versin diye qoute ettim onları.

Daha başka bir sürü makale var.

Bir iki genin değişmesinin derin etkileri olduğunu biliyoruz.

Özellikle beynin gelişmesi ile ilgili birkaç gen yetiyor.

Hox genleri konusunda ayrıca bilgi vereceğim. Şaşırtıcı bir kuramdan bahsedeceğim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Bir iki genin değişmesinin derin etkileri olduğunu biliyoruz.

Olur elbette.. Sorun bu bir iki genin değişmesinin, bir avantaj olup, türün içinde yayılıp yayılmayacağı..

Aslında sorun şu.. Bu bir iki genin uyuyup uyuyp, şöyel bir rüya filan görüp, tamam, artık zamanı geldi, uyanalımda, evrim yaptıralım demiyor oluşu.. O bir iki gende her zaman o mutasyonlar oluyor, olacak.. ama bunlar evrime, değişime, adaptasyona sebep olamıyor, işte mesele de bu..

>>> Özellikle beynin gelişmesi ile ilgili birkaç gen yetiyor.

İşte sizin işin karikatürünü çıkardığınız yer bu.. O zaman, bir soucan alıp, bir kaç geni değiştirip bunu yapıversenize? Tamam, timsahta olur, sorun değil.. Yok, daha iyisini yapayım, bir şempanzeye yapıver bunu..

Neanderthal, H.Erectus gibi iyice beyin olarak aşıp aşıp, sanallaştırma mevzusunda takılmış, %99 olmuş beyin için, elbette %1'lik bir sıçrama yetecektir. Ama neden o arkadaki %99 görülmek istenmez, mesele budur sevgili Hacı..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...