Jump to content
Andromeda

İslamistlerin Cumhuriyetine doğru

Recommended Posts

Andromeda türban kamuya yeni girmedi.

İstanbul Kağıthane Belediyesi' nde durum senin şu verdiğin resimden daha fena. İçerisi Arabistan' dan İran' dan farksız.

Sakallıdan, türbanlıdan geçilmiyor. Aksine başı açık olan garip görülüyor.

Dik dik bakıyorlar uzaylı görmüş gibi.

Namaz saatlerinde hayat duruyor herkes mescidin yolunu tutuyor.

Daha neler neler. Gidin kendiniz görün...

Bir de Türkiye, Malezya olur mu diyorlar; daha beter bile olur...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Gerçekten çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya Cumhuriyet... Yeni bir Mustafa Kemal'imiz de yok ve belki de hiç olmayacak...Bu yüzden sonuna kadar korumalıyız modern cumhuriyetimizi İslamist tehlikeden...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sakallıdan, türbanlıdan geçilmiyor. Aksine başı açık olan garip görülüyor.

Dik dik bakıyorlar uzaylı görmüş gibi.

Namaz saatlerinde hayat duruyor herkes mescidin yolunu tutuyor.

Daha neler neler. Gidin kendiniz görün...

-------

açık olanlar garipseniyor öylemi peki kapalı olduğu için aşağılayıcı

bakışlara sataşmalara maruz kalanlar ne oluyor

kabul etmek lazımki iki taraftada taassup sahibi insanlar var

bunu sadece islami kesimle sınırlandırmak saçmalıktır

saygıyla...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/...959#galeriStart

flu ötesi bu fotoyu niye kullanmışlark i ellerinde zaten bir ton malzeme var.

hallac merhaba,

bu haberi okuduğunuza göre on yıldır sahte doktorluk yapan bayanı da okumuşsunuzdur. sizce öncelikli sorun hangisi birisinin başı kapalı olması mı yoksa on yıldır sahte doktorluk yapılan bir ülkedeki sağlık skandalı mı ?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
açık olanlar garipseniyor öylemi peki kapalı olduğu için aşağılayıcı

bakışlara sataşmalara maruz kalanlar ne oluyor

kabul etmek lazımki iki taraftada taassup sahibi insanlar var

bunu sadece islami kesimle sınırlandırmak saçmalıktır

saygıyla...

asansörde arkadaşla konuşyurken türbanlı genç bir kız bindi... Sohbetimiz devam ederken, "Aşimiz gücümüz sizinle uğraşmak dedim (Meslek icabı) öğrenci olup olmadığın sordium.... Mersin üniversitesini kazanıdğı ve affın çıkmasını beklediğini söyledi... Genç kızın "Af çıkıtğında beni aşağılayan hocamın yüzünü görmek istiyorum" deyince, burada aşağılık olan türban taktığı için aşağılanan kız mı yoksa o insanı bakışlarıya aşağılayan hoca mı diye düşündüm. Ben bu durumda aşağılık olanın hoca olduğun sonuca varmıştım ve türbanlı bayana da iletmiştim...

saygılarımla

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

konuyu dar bir bakış açısından çıkarıp dürüstçe sorgulanması gerekiyor. ben üniversitedeyim hiçbir kapalı arkadaşımla bir sorunum olmadığı gibi açık olan arkadaşımla da olmadı. bizim snıfımızda tek bir kızla hiçbir şekilde irtibat kurmam belki yüzene bile bakmam o da kim biliyor musunuz pkk lı bir .....

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
hallac merhaba,

bu haberi okuduğunuza göre on yıldır sahte doktorluk yapan bayanı da okumuşsunuzdur. sizce öncelikli sorun hangisi birisinin başı kapalı olması mı yoksa on yıldır sahte doktorluk yapılan bir ülkedeki sağlık skandalı mı ?

zaten temel sorumumuz önceliklerimiz bence sayın aylin...

en basitinden türban ve yök meselesinde... Laiklerimiz, YÖK'ün başına getirilen kişiye epey bir tepki gösterdi... YÖK'ün başına kendilerine göre laik biri gelseydi hiç bir sorun olmayacaktı. Oysa burada tartışılması gereken YÖK'ün bayşına gelen kişinin niteliği değil YÖK'ün kendisi olmalıydı. İnsanlar YÖK anti demokratik bir kurum olduğunu tartışmak gerekirken öyle bir kurumun başına kimin gelip gelmediğinin kavgasını yapıyor...

Sizin sorunuza gelince...İnsanlar görmek estidğini görüyor... Türbanlı bir görevliyi gören gözler, sağlıktaki içler acısı durumumuzu görmeye pek niyetg östüermezler. Belki de burada yazan insanlar, ekonomik yönden ülkemiz standartlarının çok üzerindedirlerde ondan dolayı kim ölmüş kim rehin kalmış kime ne olmuş diye düşünmüyorlar ama her alanda olduğu gibi sağlık alanında da bu ülke karanlığa doğru gidiyor. Türban konusu tabiki tartışıalacak ama sağlık alanında ülke insanını karanlığa götüren süreç türbandan kaynaklanmıyor..

saygılarımla

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
zaten temel sorumumuz önceliklerimiz bence sayın aylin...

en basitinden türban ve yök meselesinde... Laiklerimiz, YÖK'ün başına getirilen kişiye epey bir tepki gösterdi... YÖK'ün başına kendilerine göre laik biri gelseydi hiç bir sorun olmayacaktı. Oysa burada tartışılması gereken YÖK'ün bayşına gelen kişinin niteliği değil YÖK'ün kendisi olmalıydı. İnsanlar YÖK anti demokratik bir kurum olduğunu tartışmak gerekirken öyle bir kurumun başına kimin gelip gelmediğinin kavgasını yapıyor...

Sizin sorunuza gelince...İnsanlar görmek estidğini görüyor... Türbanlı bir görevliyi gören gözler, sağlıktaki içler acısı durumumuzu görmeye pek niyetg östüermezler. Belki de burada yazan insanlar, ekonomik yönden ülkemiz standartlarının çok üzerindedirlerde ondan dolayı kim ölmüş kim rehin kalmış kime ne olmuş diye düşünmüyorlar ama her alanda olduğu gibi sağlık alanında da bu ülke karanlığa doğru gidiyor. Türban konusu tabiki tartışıalacak ama sağlık alanında ülke insanını karanlığa götüren süreç türbandan kaynaklanmıyor..

saygılarımla

haklısınız. şunu belirtmeden geçemeyeceğim. şimdilik erzurum dayım ve burada çok güzel işleyen bir sağlık sistemi var. bu belki ist bile zor bulunabilir. istedğin doktora gidiyorsun saatelerce sıra yok film röntgen flan herşye bir günde bitiyor.. ve en öenmlisi yatan hastlar hallerinden memnun neden mi yemekler falan çok güzel... inşALLAH bir çok yerde böyle olur.

hani bir öğretmenin öğencilerini verdiği ödevi bilirsiniz belki. bir kavanoz veriyor bunun ynından büyük taşlar, orta taşlar, çakıl taşları, kum ve su.. sorusu şu oluyor hangi yöntemle doldurursanız bu kavanoz da hiç boşluk kalmaz...anlatılan olay yni önceliklerimiz açısından önemli.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
şimdide bunamı el attınız

El atmayınca baktık ilkokullara kadar girmiş türban... Malum evlenme yaşı 6, gerdek yaşı ise 9 islamda biliyorsunuz...

Mehmet AZIMLI (Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi)

Kaynak:Islami Arastirmalar Cilt 16 Sayi 1/2003

Özet

Bu çalisma, Hz. Aise'nin Hz. Peygamber ile evlendiginde yasinin dokuz mu onsekiz mi oldugu

konusundaki tartismayi incelemektedir. Hz. Aise'nin onsekiz yasinda iken evlendigi görüsünü

savunanlarin, bölgenin iklim ve evlilik kültürünü dikkate almadiktan, bu görüsün bilimsel

olmaktan ziyade Oryantalist söyleme karsi tepkisel bir savunma psikolojisi içerisinde

ortaya konuldugu belirtilmektedir. Bölgenin iklim yapisi ve evlilik kültürü göz önüne

alindiginda birçok örnegi olan ve toplumsal olarak hiç problem edilmeyen bu evliligin

esasen Hz. Aise dokuz yaslarinda iken gerçeklestigi ve rivayetlerin de bu noktada

odaklandigi sonucuna ulasilmistir.

Giris

Hz. Muhammet (a.s.),VII. yy.da Arabistan'da yasamis ve Arap kültürü içinde yetismistir. Bu

kültürün bir üyesi olan Hz. Peygamber, Islam Dini olarak insanlara teblig ettigi "Din" ile

mensubu bulundugu kültürde önemli degisiklikler yapmistir. Sosyal yasamin birçok alaninda

ve kurumlarinda gelenek haline gelmis yasam biçiminde (adetlerde) büyük ölçüde degisimleri

gerçeklestirmistir. Aile yapisi, kadinin konumu, evlilik ve bosanma gibi sosyal hayatin en

basat degerleri de söz konusu degisimden pay alan kurumlar arasindadir.

Büyük degisimlerin mimari olmasina ragmen, ayni gelenegin bazi adetleri Islam Dini içinde

kabul edilmis ve sürdürülmüstür. Örnegin evlilik akdi (nikâh) konusunda Hz. Peygamber

önemli degisiklikler, düzenlemeler getirmistir, fakat evliligin yasi, evlilik merasimi vs.

gibi gelenegin hâkim oldugu cihetlere dokunmamistir. Hatta kendisi de bu alandaki gelenege

tabi olmustur. VII. yy. Arap kültürünün bir üyesi olmasina bagli olarak yapmis oldugu bir

kisim davranislari, zaman zaman elestiri konusu olmustur. Hz. Aise ile evliligi de

elestiriye konu olan hususlarin basinda gelmektedir. Özellikle bir kisim Oryantalistler,

Arap örfüne (kültürüne) ait özel durumlari yanlis yorumlayarak veya kendi kültürlerine

kiyaslayarak elestirilerinde ileri gitmislerdir. Hz. Peygamberin 9 yasindaki Hz. Aise ile

evlenmesi olayini "54 yaslarinda bir erkegin oyuncaklarla oynama çagindaki bir çocukla

evlenmesi"olarak nitelendirerek, bu evliligi bir anlamda sehvetperestlik, hatta daha da

ileri götürerek *******lik olarak nitelendirmislerdir. Yasli bir erkegin, bakire bir kiz

çocuguyla "garip evliligi" diye yorumlamislardir.

Oryantalistlerin haksiz ve hatali elestirmelerine, savunmaci bir refleksle cevap veren

Müslüman alimler, benzer bir hata ile Hz. Aise'nin evlilik yasini, kendi kültürlerindeki

ortalama evlenme yasi olan 15-20 arasina çekmeye çalismislardir. Hz.Peygamberin 9 yasinda

bir kiz çocuguyla evlen-i ermeyecegini, bunun bir iftira ve düzeltilmesi gereken bir yanlis

oldugunu savunup, Hz. Aise ile 17-18 yaslarindayken evlendigi görüsünü dile

getirmislerdir.Rivayetlerin, zorlama tevillerle yorumuna dayali bu tutum da, ayri bir

problem teskil etmektedir. Bu görüsü benimseyenlerin önde gelenlerinden olan Ö. Riza

Dogrul, tercüme ettigi Mevlana Sibli'nin Asr-i Saadet isimli eserine yaptigi ilavede bu

konuyu uzunca tartismis ve Hz. Aise'nin evlilik yasinin 17-18 oldugu görüsünü savunmustur.

Biz bu çalismamizda, hem batili bilim adamlarinin, hem de onlara cevap veren Müslüman

tarihçilerin konuyla ilgili görüslerini, kaynaklarimizda yer alan Hz. Aise'nin evlilik

yasiyla ilgili rivayetlerle yeniden degerlendirmeye çalisacagiz.

Arastirmamizin temel hedefi, bu konudaki kanaatimizce yanlis olan iddialari inceleyip,

tarihi rivayetler isiginda mevzuyu aydinlatmaya çalismaktir. Çalismamizda, agirlikli olarak

Ö. Riza Dogrul'un, kismen de benzer kanaatesahip olan çagdas müelliflerin görüslerine yer

verecegiz. Elestirisini yapacagimiz görüslerin akabinde kendi görüs ve kanaatlerimizi de

belirtecegiz.

A. Hz.Peygamber'in Evlilik Hayati

Hz. Peygamber'in birden fazla kadinla evlenmesine, özellikle Batili bilginler tarafindan,

çok evliligin o dönemin sosyal sisteminin bir parçasi oldugu ve birçok ahlaki, sosyal ve

iktisadi sorunlarin çözümünde gerekli bir olgu oldugu düsünülmeden, tarafgir bir anlayisla

tenkitler yöneltilmistir. Bu tenkitleri yapan Batili bilginlerin, ayni gelenegin mensubu

olan, Hz. Davud ve Hz. Süleyman'in evlilikleri konusunda hiçbir elestiride bulunmamalari,

tenkitlerinde tarafsiz olmadiklarini göstermektedir.

Hz.Peygamber'in kadin düskünü bir sehvetperest oldugu seklindeki iddialara karsi, Hz.

Peygamber'in niçin çok evlendiginin sebeplerini anlatarak savunan bir çok reddiyeler

yazilmis ve bu konuda degisik arastirmalarda cevaplar verilmistir. Onun çok evliligini sirf

Müslüman müellifler degil, ayni zamanda bazi insafli müstesrikler de savunmuslar ve

cevaplar vermislerdir. Bunlardan birisi olan Cariyle söyle demektedir:

"O, 25 yasinda iken kendisinden 15 yas büyük olan bir kadinla evlendi ve onunla 25 yil ömür

sürdü. Kadinlara ragbet etmedi. Birden bire huyunu karakterini ve davranisini degistirip

nasil kadin düskünü olabilir ki? Buna ben kendi hesabima inanmam ".

Gerçekten de 25 yasinda iken evlendigi ve kendisinden 15 yas büyük olan, Hz.Hatice ile 50

yasina kadar yasayan Hz. Peygamber, 50 yasinda iken yasiti olan Sevde ile evlenmis ve çok

evliliklerine 53 yasindan sonra baslamistir. Evlendigi hanimlardan biri hariç tümü, ya dul

ya da önceki evliliklerinden çocuklari olan kadinlardir. Bu da, evliligin ana saikinin

"sehvet" olmadigini göstermektedir.

Hz. Peygamber'in çok evlenmesinde, siyasi amaçlarin agirlikta oldugunu düsünüyoruz.

Örnegin, Hz. Aise ve Hz. Hafsa ile evlenerek, Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer'le iliskilerini

güçlendirmistir. Beni Mahzum'dan Ümmü Seleme ile evlenerek, Islam'a en büyük düsmanligi

yapan Ebu Cehil'in kabilesinin düsmanligini önlemistir. Ümmü Habibe ile evlenerek, Mekke

lideri olan babasi Ebu Süfyan'la iliskilerini yumusatmaya çalismis, bir daha savasta

kendisinin karsisina çikmamasini saglamistir. Benî Nadir liderinin kizi Safiyye ile

evlenerek Yahudilerin düsmanligini azaltirken, Benî Mustalik'in liderinin kizi Cüveyriye

ile evlenerek de, bu kabilenin Islam'a girmesini saglamistir. Meymune, ile evlenerek

Meymune'nin kiz kardesinin evli oldugu ünlü kabile lideriyle bacanak olmus ve onlarla

yakinlik saglamistir. Zeynep b. Cahs'la evliligini, bir Cahiliyye adetini yikmak için Allah

istemis ve Kuran'da bu konuyla ilgili ayetler indirmistir. Diger hanimi Zeynep binti

Huzeyme ise, Hevazin'in çok güçlü bir kabilesine mensuptur.

Kisaca zikrettigimiz bu politik sebeplerin bile onun evliliginin "sehvefile ilgili

olmadigini göstermeye yetecegi kanaatindeyiz.

B. Hz. Aise'nin Evlilik Yasi Konusundaki Görüslerin Tenkit ve Tahlili

Hz. Aise'nin Hz. Peygamber ile evlilik yasi konusundaki tartismalari maddeler halinde

verip, her bir madde içinde; bu görüslerin elestirilerini yaptiktan sonra, kendi görüs,

degerlendirme ve cevaplarimizi da ayni madde içinde belirtecegiz.

Mevlana Sibli "Asr-i Saadet" isimli eserinde; Hz. Aise'nin dogum tarihi ile ilgili

bilgilerin güvenilir olmadigindan hareketle evlilik yasini tespit etmeninde mümkün

olamayacagini, dolayisiyla rivayetlerde belirtilen yasin, kuskulu oldugunu söylemistir.Ayni

görüse Riza Savas'da katilmaktadir.Islam tarihi kaynaklarinda, hiçbir sahabînin dogum

tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. "Asri Saadet" isimli esere yaptigi (ilave)

açiklamalarda Ö. Riza Dogrul'un da belirttigi gibi, o dönemde, bugünkü gibi nüfus daireleri

yoktu ve kimsenin dogum kaydi yapilmiyordu. Nitekim günümüzde bile, özellikle kirsal

kesimde, dogan çocuklarin dogum kaydi yapilamamakta, çocuklarin ailelerine çocugun yasi

soruldugunda, tarih olarak "ekinler biçildigi zamanda, narlar kizardiginda, bir kis günü

veya su önemli olay oldugunda dogdu " seklinde cevaplar alinmaktadir.O dönemde bütün

sahabilerin yaslari, genelde ölüm zamanindaki yaslarina göre hesaplaniyordu. Bu ilkeden

hareketle, Hz. Aise'nin vefat tarihinden, yasi çikarildiginda yaklasik olarak dogum tarihi

bulunabilir. Islam tarihçileri, Hz. Aise'nin vefat tarihi olarak genelde H. 58 yilini,

vefati sirasindaki yasi olarak da 66 yasini vermektedirler. Bir kismi, vefat tarihi olarak

H.56-59'u, vefati sirasindaki yasi olarak da 65-67 yi belirtseler de, çogunlugu birinci

görüste müttefiktirler.11 Böylece Hz. Aise'nin vefat esnasindaki yasindan, vefat tarihini

çikardigimizda (66-58=8) Hicret sirasinda Hz. Aise'nin yasinin 8 oldugu ortaya çikar.

Hicretten bir yil sonra evlendigine göre ise evlilik yasi 9 olacaktir. 12 Ibn Kesir bu

yasta evlendigi konusunda hiçbir ihtilafin olmadigini belirtir.

Hicretin ilk yilinda evlendigi sirada 9 yasinda olduguna göre, dogum tarihi Nübüvvet'in IV.

yilina tekabül etmektedir. Hz. Aise'den gelen "Ben kendimi bildim bileli Islam in içindeyim

" sözü de bunu kanitlamaktadir.

Ö. Riza Dogrul, Hz. Aise'nin vefat ettigi sirada 74 yasinda oldugunu belirtse de bu rakami

(yasi), tarihsel olarak kabul etmek mümkün degildir. Çünkü hiçbir tarihi kayitta Hz.

Aise'nin bu yasta vefat ettigi belirtilmemektedir. Müellifin, Hz. Aise'nin 74 yasinda

öldügü konusundaki görüsü yalnizca Hz. Aise'nin 17 yasinda evlendigi görüsünü esas alarak

yaptigi yanlis bir kiyaslamanin sonucudur.

Sonuç olarak Hz. Hatice'nin Nübüvvetin 10. Yilinda vefat etmesi üzerine Havle'nin teklifi

ile söz kesilmis ve Hicretin I. Yilinda ise evlilik gerçeklesmistir. Bizzat Hz. Aise'den

gelen rivayetlerde 6 yasinda sözlendigi ve 9 yasinda da evlendigi belirtmektedir.

Ö. Riza Dogrul, Hz. Aise'den nakledilen "Ben Mekke'de oynayan bir çocuk iken Hz. Peygambere

"Hatta onlarin vadeleri kiyamettir ve kiyamet ise daha dehsetli ve daha acidir."

(Kamer 46) ayeti inmisti" seklindeki Hz.Aise'den nakledilen bu rivayeti delil alarak özetle

sunlari belirtir;

" Bu yasta bir çocugun bu ayetleri ezberlemesi, müsriklere aci azabi müjdeleyen bu ayetleri

anlamasi, Müslümanlarin basindan geçen buhranli vakalarla bu kadar alakadar olmasi ruhen ve

fikre mümkün degildir. Bunu kabul etmeye imkan yoktur. Ne kadar zeki olursa olsun bu yasta

bir çocuk Kur'anla bu kadar alakadar olamaz. Ayrica Kamer suresinin boykot yillarinda

inmesi mümkün degildir. Çünkü bu konuda mucize gösteriminin gerçeklesebilmesi için

Müslümanlarin müsriklerle görüsmeleri lazimdir. Öyleyse bu surenin Müslümanlarin iskence

yillarinda inmesi gerekir. Bu yillarda Hz. Aise hin çocuk oldugunu kabul etsek bile bu

durumda Hz. Aise peygamberlikten önce dogmus demektir" seklinde görüslerini aktarmaktadir.

Bu görüsü Riza Savas da paylasmaktadir.

Yazarin kendi görüsünü desteklemek için delil olarak ileri sürdügü Hz. Aise'den nakledilen

bu rivayet, aslinda yazarin görüslerinin aleyhine bir delil olarak alinabilir. Bu yasta bir

çocugun söz konusu ayetin ne sekilde indigini bilmesi degil, bilememesi mümkün degildir.

Çünkü bu yas grubundaki çocuklar, o dönemdeki bir olayi rahatlikla anlayabilecek ve

kavrayabilecek bir çagdadir. Günümüzde de, 5-6 yaslarinda hafiz olmus çocuklar

görebilmekteyiz.

Kaldi ki Dogrul; "Alti yasinda bir çocuk ne kadar zeki olursa olsun nihayet çocuktur. Bu

ayetlere nüfuz edemez" seklinde açikladigi paragrafta bu sözleri aktarirken ayni paragrafta

Hz. Aise'nin Nübüvvetin gelisinden 2 veya 3 yil önce dogdugunu, Kamer suresinin de

Nübüvvetten sonra IV. Yilda indigini belirtmistir. Bu durumda kendi hesabina göre bile bu

ayet indiginde Hz. Aise 6 veya en fazla 7 yasinda olmaktadir. Böylece müellif kendi de

çeliskiye düsmektedir. Ayrica Kamer suresinin boykot yillarinda, yani Nübüvvetin 8-10.

senelerinde indigi ifade edilmistir. Demek oluyor ki bu ayet indiginde Hz. Aise en az 5 en

fazla 7 yaslan arasindadir. Çünkü boykot yillari Islam'in gelisinin 8. veya 10. yillari

arasinda olmustur. Kamer suresi de boykot yillarinda indigine göre Hz. Aise sure indiginde

en azindan 5-6 yaslarindadir. Bu yasta biri de ayetleri rahatlikla ezberleyebilir ve

anlamlarini kavrayabilir.

Yazarin; "bu sûre boykot yillarinda inemez, çünkü Müslümanlar müsriklerle

görüsmüyorlardi"22 seklindeki iddiasi da dogru degildir. Çünkü, Müslümanlara bu dönemde,

Haram Aylarda, 4 ay boykot uygulanmiyordu.23 Bu dört ay içerisinde müsriklerle

görüsüyorlardi ve Kamer suresi de bu dönemde, boykot yillarinda, Mina'da iken inmistir.

Dolayisiyla Dogrul'un bu yaklasimi da isabetli degildir.

Riza Savas, Hz. Aise'nin; "Kendini bildi bileli anne-babasinin dine inandiklarini" belirten

ve devaminda, Hz Ebu Bekir'in Habesistan'a hicret etmek üzere yola çiktigini anlatan

rivayeti delil göstererek, Hz Aise'nin bu olayi nakledebilmesi için, yasinin bu olayi

gözlemleyecek kadar büyük olmasi gerektigi sonucuna varmaktadir. Olayi Hz. Aise'nin daha

sonra birilerinden nakletmis olabilecegi seklindeki bir yorumun ise, ancak rivayeti ikiye

bölerek (I.kisimla II. kismi birbirinden ayirarak) yapilabilecegi, bunun da yanlis oldugu

kanaatindedir.

Fakat rivayetin ilk bölümü de, Hz. Aise Nübüvvetten sonra dogmus oldugunu apaçik

göstermektedir. Rivayetin II.kismi ise, muhtemelen Hz. Aise'in yaptigi bir mürseldir. Ayni

rivayetle ilgili Dogrul, Hz. Aise'nin, "Kendini bildi bileli anne-babasinin dine

inandiklarini" belirten rivayeti delil alarak, bu rivayetin Hz. Aise'nin Nübüvvetten sonra

dogdugunu gösteremeyecegini, bilakis Hz. Ebubekir'in Nübüvvet gelmeden önce de putperest

olmadigini Hanif oldugunu, bundan dolayi bu rivayetin onun Nübüvvetten sonra dogdugu

konusunda delil alinamayacagini, belirtmektedir.

Halbuki rivayete iyi baktigimizda, bu yorum ikiyönden geçersizdir. Birincisi; hadisteki Din

kelimesi "ed-Din" seklinde marife olarak kullanilmistir. Bundan da Islam'i kastettigi

anlasilmaktadir. Ikincisi ve daha önemlisi; Hz. Aise rivayetin devaminda bu dinin Islam

dini oldugunu ve çocuklugunda Hz. Peygamber'in devamli kendilerine geldigini anlatarak,

kendisinin Nübüvvetin geldigi dönemde dogdugunu açiklamistir. Rivayette yer alan vurgu,

onun Islam döneminde dogdugunu belirtmektir. Böylece, rivayette zikredilen yasin dogrulugu

ortaya çikmis olmaktadir.

Riza Savas ve Dogrul, Hz. Aise'nin ablasi Hz. Esma'nin, Hicret sirasinda 27 yasinda

olmasindan hareketle, ablasindan 10 yas küçük olan Hz. Aise'nin de buna göre 17 yasinda

olacagi sonucuna ulasmaktadirlar. Hz. Aise de hicretten hemen sonra evlendigine göre,

evlendigi sirada 17-18 yaslarinda olmasi gerektigi görüsünü dile getirmektedirler.Simdi bu

görüsü incelemeye çalisalim.

Öncelikle Hz. Aise'nin vefati sirasinda kaç yasinda öldügünü tespit edebilirsek evlendigi

esnada ki yasini tespit etmek kolaylasacaktir. Daha öncede aktardigimiz gibi tarihçiler Hz.

Aise'nin H. 58 yilinda 66 yasinda vefat ettigini kabul etmektedirler.30 Buna göre eger H.58

de Hz. Aise 66 yasinda vefat ettiyse, Hicret sirasinda 8 yasinda ve evlendigi sirada H. I.

yilda 9 yasinda olacaktir.(66-58=8, 8+1=9)

Ayni hesaplama yöntemini ablasi Hz. Esma'ya da tatbik edersek, Hz. Aise vefat ettiginde (H.

58) Hz. Aise'den 10 yas büyük olan Hz. Esma'nin 76 yasinda olmasi gerekir. (66+10=76)

Hz.Aise vefat ettiginde, yani H.58 de 76 yasinda olan Hz. Esma, Hicret sirasinda 18

yaslarinda, 10 yas küçük olan Hz.Aise ise 8-9 yaslarinda olacaktir.(76-58= 18)

Hicret sirasinda 27 yasinda oldugunu savunan yazarlar, Hz. Esma'nin ölümü esnasindaki

yasindan yola çikarak bu sonuca varmaktadirlar. Simdi bu konuyu biraz daha genis bir

sekilde inceleyelim. Hz. Esma'nin H. 73 yilinda öldügü kesindir. Bu konuda tarih

kitaplarinda hiçbir ihtilaf yoktur. Öldügü esnadaki yasi konusunda bazi bilginler 100

rakamini verseler de kaç yasinda öldügü konusunda ihtilaf vardir. Hz. Esma, oglu Abdullah

b. Zübeyr'in Haccac tarafindan sehit edilmesinden birkaç ay sonra vefat etmistir.Hz

Esma'nin ölüm yasi konusunda ihtilaf bulundugundan bazi bilginler, Arapça'da genel de

40,70,100 gibi sayilarin çokluktan kinaye olarak kullanilabilecegi prensibinde oldugu

gibi, 100 yasinda öldügünü bildirmislerdir. Yani, bu bilgiyi veren bilginlerin kasitlari

Hz. Esma'nin uzun süre yasadigini belirtmektir. Yoksa net olarak tam yasini vermeyi degil.

Örnegin, muhakkik bilginlerden, Ibn Imad ve ez-Zehebi bu süpheli bilgiden dolayi

Hz.Esma'nin 90 yasinda veya bunu biraz asmis bir yasta vefat ettigini belirtirler.

Bu hususta söyle bir hesaplama yaparsak konu daha da netlesebilir: Hz.Aise'nin vefat ettigi

H. 58 den Hz. Esmanin vefat ettigi H. 73'e kadar geçen 15 yillik süreyi Hz. Esma'nin H. 58

deki yasina ekledigimizde Hz Esma'nin yasi vefat ettigi sirada 91 eder. (76+15=91). Bu da

gösteriyor ki Hz. Esma vefat ettiginde 91 yaslarida olmaktadir ve 100 yasinda olmasi mümkün

gözükmemektedir. 91'den öldügü tarih olan H.73 ü çikardigimizda (91-73=18) Hz. Esmanin

Hicrette, yani Hz.Aise'nin evlendigi yilda 18-19 yaslarinda oldugunu buluruz. Hz.Esma ile

Hz.Aise arasindaki yas farki 10 yas olacagina göre Hz. Aise'den nakledilen ve bütün

tarihçilerin müttefik oldugu "6 yasinda sözlendim 9 yasinda evlendim" ifadesinin dogru

oldugu ortaya çikar.

Bütün bunlara ilaveten sunu da söylemek mümkündür; O. Riza. Dogrul'un görüsüne göre,

Hz.Esma Hicrette 27 yasinda olmaktadir. Biliyoruz ki Hz. Esma Hicret sirasinda ilk çocuguna

hamile idi. Kizlarin çocukken nisanlandigi, 9-10 yaslarinda evlendigi bir yörede, 27

yasinda evlenerek ilk çocugu dogurmak oldukça geç bir yastir. Günümüzde bile kizlar küçük

yasta evlenebilmektedir. O gün için, sicaktan dolayi ergenligin erken yaslarda basladigi

bir yöre de, Mekke gibi, çok evliligin yaygin oldugu ve kadinlarin hiçbir zaman bu yasa

kadar bekâr kalmadiklari bir bölgede, Hz. Esmanin 27 yasinda evlenmesini kabul etmek

oldukça zor, hatta muhaldir diyebiliriz. Söz konusu yas o günkü sartlarda, torun sahibi

bile olunabilen bir yastir. Çünkü daha sonraki dönemlerde de kizlar, çocuk denecek yasta

evlendiriliyorlardi.

Özetle tarihi rivayetlere dayanarak yaptigimiz hesaplara göre Nübüvvetten 6 yil önce dogan

Hz.Esma, Hz. Aise dogdugunda 10 yas civarindadir. Hicrette ise, genç bir kadin olarak Hz.

Peygambere erzak tasimis ve 18 yaslarinda ilk çocuguna hamile kalmistir. Hz. Aise ise bu

sirada 8-9 yas civarindadir.

Dogrul, Hz. Aise'nin 9 yasinda evlenmedigine bir diger delil olarak; Hz. Peygamber'in, Hz.

Hatice'nin vefatindan sonra evi idare edecek, çocuklara bakacak birisine ihtiyacinin

oldugunu, bu vazifeyi ise 9 yaslarinda bir çocugun yapamayacagini belirterek, bundan dolayi

Hz. Aise ile 18 yaslarinda evlenmesinin daha makul olacagini, söylemis ve bu konuda

nakledilen Hz. Peygamberin ev islerini görmesi için Sevde ile evlenmesiyle ilgili

rivayetlerin güvenilir olmadigini, sayet bu rivayetler kabul edilse bile Sevde'nin iri,

yasli ve yavas haliyle ev islerini yapmaya elverisli bir hanim olmadigini belirtmektedir.

Dogrulun görüslerinden yola çikarak, Hz. Hatice'nin vefatindan sonra ev islerini

üstlenecek, çocuklara bakacak birisi lazimsa, neden Hz.Peygamber Hz.Aise ile (yazarin

iddialarina göre Hz.Hatice'nin vefatinda Hz.Aise 15 yaslarinda idi) Hz.Hatice'nin

vefatindan sonra Mekke'de evlenmedi de, Medine dönemine kadar bekledi? Ev islerini çocuk

bakimini neden ihmal etti? Kaldi ki Hz. Peygamberin en küçük çocugu Hz. Fatima bile Hz.

Aise'den büyüktür. Bu nedenle, Hz. Âise ile evliligini, çocuk ve ev bakimi gerekçeleriyle

açiklamak kabul edilebilir bir durum degildir.

Ayrıca Hz. Sevde'nin Mekke döneminde, Hz. Hatice'nin vefatından hemen sonra, Hz.

Peygamberle evlendiği sabittir. Bu rivayetlerin güvenilir olmadığı şeklindeki yazarın

görüşü pek tutarlı görünmemektedir. Çünkü tersine bir rivayet yoktur. Müslim'de geçen

"Şevde Resulullahın benden sonra nikahladığı (tezevvece) ilk kadındı"42 ifadesindeki

"tezevvüc" kelimesi "söz kesmek" anlamında olmalıdır. Zira, Hz. Aişe kendisinin söz

kesilmesini anlatırken de aynı kelimeyi "tezevvece"yi kullanmakta; "Rasulullah beni altı

yaşımda iken nikah etti (söz kesti), dokuz yaşımda iken de zifafa girdi"demektedir.

Yukandaki bilgileri özetleyecek olursak; Hz. Peygamber, Hz. Hatice'nin vefatından sonra Hz.

Şevde ile hemen evlenmiş, Hicretten sonra da, Hz. Aişe ile evlenmiştir. Doğrul'un iddia

ettiği gibi, Hz. Peygamber'in Hz. Aişe ile evlenme sebebinin ev işlerini yaptırmak

olmadığını şu şekilde de izah edebiliriz:

Hz.Peygamber, Hz. Aişe ile küçük yaşta evlenerek onun, diğer hanımlarından daha iyi bir

şekilde İslamî bilgileri kendisinden almasını ve Müslümanlara aktarmasını amaçlamış

olabilir. Çünkü, diğer hanımları, hem yaşları hem de zeka seviyeleri bakımından Hz. Âişe

ile kıyaslanamazlar. Hz. Âişe'nin, erken yaşlarda peygamber hanesine girmesinin en önemli

nedeni bu olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu küçük ve zeki kız sayesinde diğer sahabenin

göremedikleri Hz Peygamber'in evinde meydana gelen olayların, özellikle kadınlarla ilgili

özel meselelerin, Müslümanlara aktarılmasını ve Hz.Peygamber'in Müslüman kadınlarla olan

bilgi alışverişini o sağlamıştır. Bundan dolayı, kaynaklarımızda yer alan İslam'i

bilgilerin neredeyse tümü Hz. Aişe'den gelmiştir, diyebiliriz.

Hz. Âişe'nin üstlenmiş olduğu bu görevi diğer hanımları üstlenemez miydi, şeklindeki bir

soruya şu şekilde cevap verebiliriz: Hz. Peygamberin diğer hanımları, daha önce birkaç

evlilik hayatı geçirmiş, zeka olarak yorulmuş aynı zamanda yaşlanmış olan kadınlardı. Bir

kısmının, coçuk sahibi olmak gibi, zihinsel anlamda önemli meşguliyetleri de bulunuyordu ki

bu durum, Hz. Âişe'nin bilgi edinmedeki konumu ile kıyaslandığında, hanımlar arasındaki

fark daha iyi görülebilir. Hz.Aişe ise, özel yetenekleri, diri zekası ile müstesna bir

kadın olarak, İslam'ın bütün Medine dönemi hadiselerini gözlemlemiş ve bizlere aktarmıştır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Hz. Âişe'nin meziyet ve gayretleri konusunda "Siret

Ansiklopedisi" yazarı Afzalurrahman şunları aktarmaktadır:

"Hz. Peygamberle erken yaşta evlenen Hz.Âişe'nin eğitim ve talimi bizzat Hz.Peygamber'in

rehberliği ve nezareti altında gerçekleşti. Hz Aişe çok zeki, tecessüs sahibi, hıfzı

kuvvetli, çok çabuk öğrenmeye kabiliyetli idi. Hz.Peygamberden ne görüp duydu ise onu

hatırladı ve başkalarına nakletti. Bu sebeple Hz.Peygamber ona çok yakınlık duydu ki her

söylediğini dinleyip izlesin ve yaptığını daha hevesli yapsın. Böylece Hz.Aişe, İslam

prensiplerini ve Resulün sünnetini diğer hanımlarından daha fazla öğrendi ve hafızasında

tuttu. O, bu ilmi Hz.Peygamberden sonra yaklaşık 45 yıl kadar anlattı. Hz.Peygamberden 2210

hadis rivayeti ile en fazla hadis rivayet eden altıncı sahabi olmuştu". Bütün bunlardan Ö.

Rıza Doğrulun öne sürdüğü gerekçelerin, isabetli olmadığı anlaşılmaktadır.

Doğrul, bir önceki maddede anlattığımız Hz. Âişe'nin bilgisi, kabiliyeti ve İslam'i

bilgilerdeki büyüklüğünü genişçe anlatarak; "Bütün bunları 9-18 yaş arasında bir çocuk

öğrenemez. Bu evliliğin 18-27 yaş arasında olması daha makul değil midir?'' şeklinde bir

akıl yürütmeğe girmiştir.

Böyle bir akıl yürütmenin zorlama olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, bunun için çocukların

zeka ve öğrenme yaşına baktığımızda, çocuk eğitimcilerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği

ve dünyada hemen hemen her yerde uygulanan öğrenme yaşı 7-20 yaşları arası olduğunu

görürüz.

Bu yaşlar, genelde çocukların her bilgiyi toplama çağıdır. Yirmi yaş sonrası ise, artık

bilgileri değerlendirme çağı başlamaktadır. Bir de sıcak iklimde çocukların bedensel ve

zeka bakımından erken geliştikleri düşünülürse, öğrenme yaşının birkaç yıl daha düştüğü

görülecektir. Buna göre, Hz. Âişe'nin Hz.Peygamberle birlikte yaşadığı (9-19) yaşları

arası, onun öğrenmek için en müsait olduğu yaşlardır diyebiliriz. Hz. Peygamber'den sonra

ki döneminde, elde etmiş olduğu bilgileri diğer Müslümanlara 45 sene boyunca aktarmıştır.

Hz. Âişe'nin Hz. Peygamberle nişanlanmadan önce, Cubeyr b. Mutim'in oğlu ile

nişanlanmasından hareketle Doğrul, bu nişanlanmanın nübüvvet geldikten sonra olamayacağı,

çünkü İslam'a göre müşrike kız verilmeyeceğinden dolayı bu nişanın nübüvvet gelmeden önce

vuku bulması gerektiğini, bunun sonucu olarak da Hz. Âişe'nin İslam'dan önce doğduğunu

iddia etmiştir.

Bu iddia da iki yanlış tespit etmekteyiz: Birincisi, aktarılan rivayetteki Hz. Âişe ile

nişanlanan şahıs Cubeyr b. Mutim'in oğlu değil, bizzat Cubeyr'in kendisidir." Yani Hz.

Aişe, Mutim b. Adiyy'in oğlu Cubeyr ile nişanlanmıştır. Yazar burada bir isim yanlışlığı

yapmıştır.

ikincisi ve daha önemli hatası ise, nübüvvetin gelişinden sonra müşrike kız verilmeyeceği

görüşüdür.Halbuki Mekke döneminde böyle bir yasak yoktu. Bu yasağı bildiren ayet Medine'de

inmiş ve bu nedenle sahabe müşrik eşlerini boşamışlardı. Ancak Mekke döneminde, sadece

Hz.Ebubekir değil, Hz.Peygamber bile İslam'ın en büyük düşmanı olarak Kuran'da ismi

zikredilen Ebu Leheb'in iki oğluna iki kızını vermiş ve Nübüvvet geldikten sonra da Ebu

Leheb oğullannı zorlayıp bu iki kızı boşatıncaya kadar boşatmamıştı.

Müslümanlar için durum böyle olduğu gibi. Müşrikler için de böyle bir yasak bahis mevzu

değildi. Mekke'de bu yasak ilk defa Haberu's-Sahife olayında: yani, Mekkelilerin

Müslümanlara boykot yaptıkları sırada gündeme gelmiş ve Müslümanlarla kız alışverişini

durdurmuşlardı. Fakat Hz.Sevde'nin Hz. Peygamber ile evliliğinde olduğu gibi, boykottan

sonra da bu yasağa uyulmuyordu. Nitekim Hz.Şevde nin müşrik olan babası nübüvvetin 10.

Yılında Hz.Peygamberi beğendiği ve kızına denk bir insan gördüğü için onunla evlendirmişti.

Doğu toplumlarında, ülkemizde de olduğu gibi. çocukların küçük yaşta "Beşik Kertmesi'" adı

altında sözlenmeleri oldukça yaygındır. Hz. Ebû Bekir gibi Mekke'nin saygın iş adamlarından

birinin kızını, almak isteyenlerin çok olacağı muhakkaktır. İşte Hz. Aişe'nin Cübeyr ile

sözlenmesi de bu kabil bir söz kesme olayıdır, diyebiliriz. Dolayısıyla, O. Rıza Doğrul"un

söz konusu nişanlanmadan hareketle. Hz. Aişe'nin yaşının büyük olması gerektiği şeklindeki

çıkarımına katılmıyoruz.

Doğrul. Hz. Aişe'nin nişanlısı Cubeyr b. Mutim'in annesinin Hz.Ebubekir'e "eğer bu kız

benim evime girerse oğlumu atalarının yolundan çıkarır" demesini54 delil getirerek,

Hz.Aişe'nin dînî etkinliğinden dolayı nişanın bozulduğunu söylemiş ve bu nişanın

nübüvvetten önce vuku bulduğunu dolayısıyla da Hz. Aişe'nin yaşının rivayetlerde zikredilen

yaştan büyük olduğu sonucuna ulaşmıştır.Bir kısım yazarlar da bu görüşte ona

katılmaktadırlar.

Doğrulun bu yaklaşımı, yukarıda açıkladığımız üzere kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi.

Ibn Hanbel'den naklettiği. Cübeyr b. Mutim'in annesinin Hz.Ebubekir'e söylediği sözün

tercümesi de yanlıştır. Bu yanlış tercüme. Doğrul'un rivayetten yanlış sonuç çıkarmasında

etkili olmuş olmalıdır. Ibn Hanbel'deki rivayetin tercümesi şöyle olmalıdır: "Ey Ebubekir!

oğlumuzu senin kızınla evlendirdiğimizde, sen onu yeni dinine sokmak istersin " Doğrulun

yaptığı tercümeden, kadının oğlunu yeni dine sokacak şahsın Hz. Aişe olduğu anlaşılırken,

rivayetin doğru tercümesinde söz konusu şahsın Hz.Ebubekir olduğu anlaşılmaktadır. Bizim

tercümemize göre kadının korktuğu şahıs Hz.Aişe değil, bilakis Mekke döneminde birçok

kimsenin hidayete ermesine sebep olan Hz.Ebubekir'dir. Kadın bundan dolayı oğlu Cübeyr'in

Hz. Aişe ile evliliğini bozmuştur. Onunkorkusu oğlunun Hz. Ebubekir'in etkisine girmesidir.

Doğrul ayrıca bu rivayeti kabul edip kendisine delil olarak aktarırken, aynı rivayetin

birkaç satır sonrasında yer alan; Hz. Aişe'nin 6 yaşında Hz.Peygamberle sözlendiği

ifadelerini maalesef göz ardı etmektedir.

Rıza Savaş'da aynı rivayetten yola çıkarak, Cübeyr'le nişanın Hz. Ebu Bekir'in faal olarak

tebliğe başlamasından önce olduğunu, buradan da nişanın bozulduğu nübüvvetin 10. yıllarında

Hz Aişe'nin 14-15 yaşlarında olabileceği sonucuna varmaktadır. Bu tespiti esas kabul

edersek akla şu soru gelmektedir: Eğer bu nişan nübüvvetten önce veya en azından

nübüvvetin ilk yıllarında yani Ebu Bekrin faal olarak tebliğe başlamadığı yıllarda oldu

ise. neden Cübeyr in ailesi Hz.Hatice'nin vefatına kadar 10 yıl bekledi? Nübüvvetin 10.

yılına kadar beklemeden bu nişanı daha önce bozması gerekmez mi idi? Bu gerekçeye göre daha

önce bozmaları gerekiyordu. Bu konudaki bir diğer görüş de. Hz. Aişe'nin ifk hadisesi

sırasında Hz.Peygambere karşı sarfettiği sözlerin o sıralarda 15 yaşlarında, olgun olmayan

bir kızın söyleyebileceği sözler olmadığı, dolayısıyla Hz Aişe'nin yaşının daha büyük

olduğu iddiasıdır.

Bu iddia, tamamen sübjektiftir. Çünkü, insanın önemli sözler söylemesi, yine önemli işler

görmesi kişiye ve yaşa göre değişir. Örneğin, çeşitli sanat ve felsefe alanında çok küçük

yaşlarda, ileri zeka seviyesi gösterenler her zaman var olmuştur. Bu nedenle. Hz. Aişe on

beş yaşında böyle önemli sözleri sarf edemez demenin bir delili yoktur. Ayrıca bu tezin,

bilimsel bir dayanağı da söz konusu değildir.

Bu yaşlarda o sıcak bölgede genç kızlığının tam zirvesinde olan üstelik 6 yıldır Hz.

Peygamberin yanında yaşayan, daha önce de Hz.Ebubekir gibi İslam'ın en önemli

şahsiyetlerinden birinin yanında bulunan bir kimse bu sözleri rahatlıkla söyleyebilir.

Üstelik bu kimse Hz.Aişe gibi gayet kabiliyetli, zeki bir kimsedir.

Rıza Savaş, Hz. Aişe'nin abisi Abdurrahman b. Ebi Bekir'le aynı anneden doğduklarını göz

önüne alarak, iki kardeş arasındaki yaş farkını Hz. Aişe'nin yaşının tespitinde delil

olarak kabul etmiştir. Ona göre, o dönem şartları içinde iki kardeş arasındaki yaş

farkının 10 yaş kadar olamayacağı, ancak 1-2 yaş olabileceği tezinden hareketle, Hz.

Aişe'nin de 18 yaşlarında olacağı belirtmektedir. Çünkü, Abdurrahman b. Ebî Bekrin Bedir

Savaşı'nda 20 yaşlarındadır. Buna göre, aralarında 1-2 yaş fark bulunması

gereken Hz. Aişe de, 18 yaşlarında olmalıdır.

Rıza Savaş'in yukarıdaki tezini, o günkü Arap toplumunda yaygın olan çocuk edinme koşullan

içinde makul kabul etmek gerekir. Ancak genel olan bu durumun, her özel durum için de aynı

şekilde değişmez bir yasa imiş gibi kabul edilmesi, bilimsel olmadığı gibi. delil olarak da

kabul edilemez. Bu sadece tahmini bir varsayımdır. Bir bilgiye/belgeye dayanmamaktadır.

Çünkü, bir kadından doğan çocuklar arasındaki yaş farkının şu ya da bu miktarda olmasını

sağlayacak bir çok neden olabilir. Bu nedenleri tespit etmeden, yukarıdaki gibi, sadece

belirli bir adeti öne sürerek iddiada bulunmak, kabul edilebilir bir durum değildir. Bu

nedenle, Hz. Âişe'nin yaşının büyüklüğünü, söz konusu yaklaşımla ispatlamak mümkün

gözükmemektedir.

Dozy gibi müsteşrikler, 54 yaşlarında bir adamla, küçük bir kız çocuğunun evliliğini garip

görüldüğünü belirtirlerken bazı yazarlarda insanlık tarihi boyunca böyle bir evliliğin

olamayacağını söylemişlerdir.

Dozy kendi kültürünün tesirinde kalarak konuyu değerlendirmiş ve yadırgamışür. Biz bu

iddialara, hem o dönemden, hem de günümüzden örnekler vererek cevap vermek istiyoruz. O

dönemde bu tip evlilikler çoktu. 60 yaşlarındaki Halife Ömer'in Hz. Ali'nin çocuk yaşta

baliğ olmamış kızı ile evlenmesi o dönemde bu yaş farkının problem olmadığını gösterir.

Zehebi'nin naklettiği şu rivayet bu konuda ilginç bir örnektir. Amr b.el-As. oğlu Abdullah

b.Amr dan tam 11 yaş büyüktür.63 İbni Hacer bu yaş farkını 12 olarak verir. Bu rivayete

göre. Amr yaklaşık 10-11 yaşlarında evlenmiş olmalıdır. 10 yaşında erkeklerin evlilik

gerçekleştirebildiği bir yörede, daha erken ergenliğe giren kızların 9 yaşında evlilik

yapması kadar normal bir şey olamaz. Yine 53 yaşlarındaki Hz.Ebubekir'e Hz. Ömer'in 20

yaşlarındaki kızı Hafsa'yı teklif etmesi yaş farkının o dönemde pek de garip

karşılanmadığını göstermektedir.

Ergenlik yaşının yüksek olduğu ülkemizde bile kırsal kesimlerde kızlar 12-15 yaş arası

evlenebilmektedir. Arabistan bölgesinde ise ergenliğin 8 yaşlarına kadar düştüğünü ve

kızların 20 yaşlarında biyolojik gençlik çağını bitirme noktasına geldiğini biliyoruz.

Arap kültüründe yer alan bu durumun günümüzde de devam ettiğini, Kur'an Mesajı adlı eserin

yazarı Muhammed Esed'in Medine'de iken, başından geçen evlilik göstermektedir. Bu

evlilikte, ileri yaşlardaki Esed, 11 yaşlannda bir çocukla evlendirilmiştir. Buna itiraz

eden Esed'e Araplar şöyle demişlerdir: "Kız kocasının evinde büyür".

Günümüzde ergenlik çağı yüksek olan Batı ve ABD gibi soğuk bölgelerde bile 9-10 yaşlarında

bakire bir kız çocuğu bulmanın çok zor ve bu yaşlardaki çocukların serbestçe cinsel ilişki

içerisinde olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle insanlık tarihinde, Hz. Peygamberin

evliliğinde olduğu gibi bir evlilik olmadığını iddia etmek, bilimsel değildir.

Bu yaşlarda evliliğin halen Batıda ve ABD'nin kırsal kesiminde uygulandığı bilinmektedir.

Yapılan tespitlere göre Batı gibi soğuk ülkelerde bile ergenlik yaşları, çok küçük yaşlara

kadar düşmüştür. Bu gerçekler göz önüne alındığında, Hz. Peygamber in o yaşta bir kız ile

evliliğini garip karşılamamak gerekir. Nitekim Rodinson, Dermenghem, Caetani, gibi bir

kısım Oryantalistlerde Hz.Aişe'nin evliliğinin o dönem şartları içerisinde normal olduğunu

belirtmişlerdir. Ayrıca insaflı Oryantalistlerden Watt; "Arabistan bölgesinde kızlar erken

geliştiği için Âişe'nin bu yaşta evliliği normaldir" demektedir.

Burada şu noktayı da zikretmeliyiz; eğer Hz.Peygamberin bu evliliği içinde yaşadığı toplum

tarafından garip bir evlilik olarak karşılanmış olsaydı, Hz.Peygamber aleyhinde en küçük

eksikliği dahi kaçırmayan Mekkeliler bu durumu dillerine dolayacaklar ve Hz. Peygamber

aleyhine kullanacaklardı. Fakat, bu doğrultuda her hangi bir şey kaynaklarda

nakledilmemektedir. Ayrıca Hz. Aişe, Hz. Peygamberden önce Cübeyr'le nişanlanmıştı, yani,

Hz.Peygamber ile nişanlanmasından daha küçük bir yaşta iken yapılmış olan bu tür evlilikler

ya da nişanlanmalar, o günkü koşullarda doğal karşılanıyordu. Hatta daha küçük yaşlarda da

olabiliyordu. Hz. Peygamberin Hz. Aişe ile 9 yaşında evlendiğiyle ilgili rivayetleri

destekleyen başka rivayetler de vardır. Söyle ki: Hz. Aişe, evlendikten sonra kız

arkadaşlarıyla oyunlar oynadığı ve oyuncakları olduğunu söylemiştir. Eğer iddia edildiği

gibi 18 yaşında evlenmiş olsaydı, bu yaşlarda bir kadının oyuncaklarla oynaması normal ve

makul bir davranış olamayacağından, bu konudaki rivayetlerin kabulü imkansız olurdu. Oysa

bu rivayetler sahih olarak nakledilmiştir. Bu rivayetlerin bazdan şöyledir:

"Ben sokakta oynarken annem çağırdı, eve kapattı ve evleneceğimi anlattı '

"Ben Peygamberle evliyken evde arkadaşlarımla oynardım. Hz. Peygamber gelince arkadaşlarım

kaçardı. Hz.Peygamber gider onları toplar benimle oynamaları için gönderirdi

"Ben evde arkadaşlarımla oynuyordum. Hz.Peygamber geldi. Oyuncaklarımı kastederek bunlar

nedir ey Aişe" dedi. Ben de ''Süleyman in atları"dedim.

Bu rivayetlerden hareketle. Hz. Aişe:nin 18 yaşında evlendiğini iddia edip. sonra da

Hz.Aişe'nin çocuklarla oyuncak oynadığı, oyuncakları olduğu. Hz.Peygamberin ona sokaktan

arkadaş gönderdiğini kabul etmenin bir tenakuz olduğunu söylememiz gerekir.Sonuç olarak bu

rivayetleri dikkate alarak, çocuk yaşta evlendiği Hz. Aişe'yi, Hz.Peygamber hem eğitmiş,

hem de İslamî bilgiler ile yetiştirmiş ve bu arada onun çocukça isteklerine karşı da

anlayış göstermiştir.

Konu ile ilgili bir diğer iddia da: Hz. Aişe'nin 9 yaşında evlenmiş olduğuyla ilgili

rivayetlerin gayet az ve şaz olduğundan hareketle, onun 17-18 yaşlarındayken evlenmiş

olması gerektiği şeklindedir.

Hz. Aişe'nin 9 yaşında evlenmiş olduğu rivayetlerini, az ve şaz olmakla eleştirerek kabul

etmeyen yukarıdaki iddia, kendisinin ileri sürdüğü. Hz. Aişe'nin 17-18 yaşlarında

evlendiğine dair hiçbir rivayet yoktur. Yani şaz bir rivayet bile yoktur. Dolayısıyla, söz

konusu iddia sadece bir varsayımdan ibaret kalırken. 9 yaşında evlendiğine dair ise bir çok

rivayetler bulunmaktadır. Bizzat olayın kahramanı Hz. Aişe'nin ağzından 6 yaşında

nişanlandığı. 9 yaşında evlendiğine dair bir çok tarihi bilgilerin de varlığı tezimizi

güçlendirmekte ve desteklemektedir. Bu konudaki tartışmaları noktalamadan önce şu konuyu da

aktarmakta fayda mülahaza görüyoruz. Eğer 9 yaş rivayetlerini esas alırsak, bu noktada 9

yaşında evlendiği bir kızı 18 yaşında dul bırakmak ve Kuran da ki yasak gereği bir daha

evlenememe-sine sebep olmak zulüm değil midir? şeklindeki bir soru akla gelebilmektedir.

Hz Aişe'nin 18 inde dul kaldığı doğrudur. Öncelikle 9 yaşında evlenen bu kızdan yani Hz.

Aişe'den böyle bir pişmanlık hakkında bir rivayet göremediğimiz gibi bu evlilikten ötürü

bir çok kazancı olduğunu kendisi aktarmaktadır.

Kimse ne zaman öleceğini bilemez. Nitekim insanlar çok genç yaşta da ölebilmektedir.

Öyleyse bu düşünce ile mantıklı bir sonuca varmamız mümkün değildir. Ülkemizde bile halen

18-20 yaş arasında kocası ölüp ona sevgisinden dolayı bir daha evlenmeyen pek çok kadın

vardır. Bu Özel bir durumdur, sevgi aşk vs. gibi çok özel şeyler vardır ki bunlar bir

başkasının kendi öznelliği ile asla tenkit edemeyeceği realitelerdir. Ayrıca sevdiği ile

evlenmediğinden dolayı hayat boyu evlenmeyenleri de dikkate alabiliriz.

Ayrıca Hz. Aişe Hz.Peygamberle evlenmeseydi ne kaybederdi? diye düşünmekte gerekir. Eğer

evlenmeseydi onun yanında yetişemez, İslam'i bilgileri sahabelerin kendisine danıştığı

birisi olmazdı. 2210 hadis aktarmazdı. Hatırı sayılır bir fakihe, müfessire. müctehide ve

müftiye olmazdı.

Sonuç

Hz. Aişe'nin Hz.Peygamberle evlendiği evlilik yaşı konusunda klasik kaynaklarda yer alan

onun 18 yaşında evlendiğini savunan bilginlerin görüşlerinin isabetli olmadığı

göstermektedir.

Bu kadar rivayet, sadece yorumla reddedilemez. Rivayetlerin aksine getirilen deliller ise

bilimsel olmaktan ziyade, tepkiseldirler. Dolayısıyla, Hz.Aişe'nin Hz.Peygamber'in hanesine

küçük yaşta girmesinin pek çok hikmet ve hayırlı sonuçları dikkate alınmadan rivayetler

değerlendirilmiştir. Ulaşılan sonuçlar ise tatmin edici olamamıştır.

Bölgenin iklim yapısını ve evlilik kültürünü göz önüne aldığımızda o zaman ve hatta

günümüzde bu tür evliliklerin hiç de garip karşılanamayacağı ortadadır. Onun küçük yaşta

oluşu hiçbir zaman problem edilmemiş, oyuncaklarıyla oynamasına ses çıkarılmadan, onun Hz.

Peygamberle evliliği devam etmiştir.

Bütün bunlardan sonra özetle diyebiliriz ki Hz. Aişe'nin Hz. Peygamberle nişanlandığı yaş 6

dır. Bu da nübüvvetin 10. yılına tekabül etmektedir

Evlendiği yaş 9 dur. Bu da Hicretin I. yılında olmuştur. Genelde rivayetlerde bu noktada

odaklanmıştır. Bu evlilik o zaman hiçbir kimse tarafından garipsenmemiş ve o dönemde

gerçekleşen buna benzer bir çok evlilik bulunmaktadır.

Bireyler ve toplumlar bir tarih dilimine ve kültürel geleneğe aittir. Bundan kopmak

imkansızdır. Bu nedenle, her hangi bir tarihi olayı değerlendirirken onu kendi tarihselliği

ve kültürel çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir. Yoksa, kendi şartlarımızı ölçü alarak

farklı bir tarih diliminde yaşayan ve farklı toplumsal yapılanmalara sahip birilerini

yargılamak: hem doğru değildir, hem de bilimsel bir yöntem olarak kabul edilemez

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

:D

Türban - Hz Aişe ne alaka açtığınız başlığa bakın bir önce

yazacak bir şey bulamayınca alakasız bir başlığın altına alakasız bir konuyu yazmışsınız...

yazdığınız kaynaklarda sahih değildir...Hz Aİşe evlendiği zaman 18 yaşında idi aksi mümkün değildir...

"Yakında bileceksiniz."

saygıyla...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...