Jump to content
haci

Dünyanın karşılaşacağı felaket ile ilgili bir konu..

Recommended Posts

Tartışma konusu:

Nufus artışının, ömrün uzamasının ve ölümsüzlüğün bulunmasının, teknolojik ilerleme ile birlikte dünyaya felaket getirip getirmeyeceği..

Astur ve Hacı arasında yapılacak..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu tartışmanın nedeni benim bu konuda yazdığım bir ileti........

Ben nufus artışının, ömrün uzamasının ve ölümsüzlüğün bulunmasının, teknolojik ilerleme ile birlikte dünyada büyük bir felakete neden olacağını düşünüyorum.

Astur öyle düşünmüyor...

Ben nedenini yazmaya çalıştım. Onları sonra açacağım elbette.

Astur da ne düşündüğünü yazacak..

Belli bir sıra yok. İsteyen istediği zaman yazabilir. Üst üste de yazabilir.

Tartışmaya neden olan iletiyi aşağıya bir kere daha yapıştırıyorum.

BİYOTEKNOLOJİ, KIYAMET VE ÖLÜMSÜZLÜK....

Kıyamet ve ölümsüzlük……

Çirkin ve güzel….

Siyah ve beyaz..

Ateş ve buz……

Son ve sonsuzluk…..

Ne ilginç…… İç içe, el ele, kucak kucağa…

Biyoteknoloji bunların katalizörü.

Cehalet, fakirlik ve düşkünlük onların kurbanı……

Biyoteknoloji, teknolojinin biyolojiye uygulanmasıdır. Biyoloji çok geniş bir bilim dalıdır ve her türlü canlı varlıkla ilgilenir. Tıp aslında tek başına bir bilim dalı değildir. Biyolojinin bir koludur ve biyoloji gibi, diğer bütün bilimlerden yararlanır. Biyoloji insan dışı canlıların, tıp ise insanların nasıl çoğaldıklarını, büyüyüp geliştiklerini, yaşam döngülerini, cinsiyetlerini, yaşayış şekillerini, ömürlerini ve onlarla ilgili hemen her konuyu yakından inceler.

Teknolojik gelişmelerin tümü insanlığa hizmeti amaçlar. Görünüşe göre insana yararlıdır. Ama bu yarar koşulsuz değildir. Teknolojinin insanlığa yararı sınırlıdır. Teknoloji bazı ülkelere diğerlerinden daha çok yararlıdır. Örneğin uçak teknolojisini ele alalım. Kim daha iyi savaş uçağı imal ederse, savaşı o kazanacaktır. Günümüzde havadan bombalayarak bir ülkeyi ortadan kaldırmak mümkündür. Teknoloji o kadar ilerlemiştir. Sırplar’a Kosava’da verilen ders ve Irak’ın iki defa uğradığı hezimet, Taliban’ın havadan yapılan saldırılara bir ay bile dayanamaması, hava üstünlüğünün önemini açıkca göstermektedir.

İlerde tarih bu örnekler için ilkel teknolojik gelişmeler terimini kullanacaktır. Çünkü ülkeleri birkaç nötron bombası ile, geride radyoaktivite bile bırakmadan, bir anda ortadan kaldırmak mümkün olabilecektir. Hatta bu günümüzde bile mümkündür…. Teknolojik olarak geri ülkeler, halkları belli bir uygarlık ve teknolojik düzeye ulaşamamış çoğu Müslüman fakir ülkeler, bu kategoriye dahildirler. Dünya hızla değişmektedir. Teknoloji geometrik bir hızla ilerlemektedir. Bir süre sonra öyle bir devirden geçilecektir ki, bu hıza ayak uyduramayan ülkelerin elinden yaşama hakları alınabilecektir. Yaşam bir hak olmaktan çıkacak, ayrıcalık olacaktır. O zaman hızla yaklaşmaktadır. Bu gerçekleri yadsımaya olanak yoktur.

Teknolojiye geri dönelim ve gelişmeleri yakından inceleyelim… Şu ana kadar önce teknolojinin, sonra onun bir dalı olan biyoteknolojinin insanlığa kazandırdıklarına bir göz atalım.

Teknoloji sayesinde dünya 21’nci yüzyılda informasyon çağına girmiştir. Bilgi artımı inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Her yedi yılda bir mevcut bilgi iki ile katlanmaktadır. Son zamanlarda hiç google taraması yaptınız mı bilmiyorum. Günümüzde bilgi enflasyonu vardır. Her hangi bir konuda karşınıza o kadar çok bilgi çıkmaktadır ki, onlardan yararlanmak ayrı bir bilgi birikimini gerektirmektedir. Bilgili olanların dışındakilerin mevcut bilgilerden yararlanması nerdeyse olanaksızdır.

Teknoloji sayesinde yapılan ilerlemeleri sıralamaya gerek olduğunu sanmıyorum. Yalnız yaşamın değil, evrenin ortaya çıkış mekanizmasının bile gizeminin çözülmeye başlandığı bir zamanda yaşıyoruz. Teknolojinin insanlığın yararına değil, zararına kullanıldığının sayısız örnekleri olduğunu biliyoruz. Atom ve Hidrojen bombaları bunların sadece ikisidir. Teknoloji sayesinde kitle imha silahları yapmak ve onları başarılı bir şekilde kullanmak bir sorun oluşturmamaktadır.

Aynı şeyleri biyoteknolojik ilerlemeler için de ileri sürebilirim. Bu bağlamda biyoteknoloji insanlığa, diğer teknolojik ilerlemelerden daha yararlı veya daha az zararlı değildir. Biyoteknoloji bir yandan bulduğu yöntemlerle insanlara daha çok süt veren inekler, organ transplantasyonu için kullanılacak domuzlar, iri ve kıpkırmızı domatesler, ilaçlar, protezler, yapay kalp makineleri, böbrekler, iri ve besili piliçler kazandırmışsa da, bütün insanlığı yok edebilecek bakteri ve virusların sentezini de kolaylaştırmıştır. Bu bilgilerle donanan sapkın bir diktatör, hatta kendi özel laboratuvarında araştırma yapmakta olan çılgın bir bilim adamı, dünyanın diğer ülkeleri için ciddi bir tehlike oluşturabilmektedir. Biyoteknolojik ilerlemelerin hepsi insanlığa yararlı, masum ve istenilir etkinlikler değillerdir. Biyoteknoloji içinde ayrıca uyumakta olan ve giderek uyanmaya başlayan bir canavarı barındırmaktadır.

Bu korkunç canavara birkaç yüz yıl sonra, hatta belki daha da önce, dünyayı bir felakete sürükleyebilecektir. İnsanlık bu canavarı keşfetmek üzeredir. Bu canavar ölümsüzlüktür. Ya çok uzun yaşamaktır...

Bilim ölümsüzlük konusunda yoğun araştırmalar yapmaktadır. Ölümsüzlük henüz bulunamamıştır ama, mevcut ilerlemeler yakın bir zamanda bulunabileceğine işaret etmektedir. Bilim ölümsüzlüğü bulmadan önce çeşitli evrelerden geçecektir. Bu süreç başlamıştır. Günümüzde çeşitli genetik olan ve olmayan müdahalelerle laboratuvar hayvanlarının ömrü uzatılmaya çalışılmaktadır. Genetik olmayan manüplasyonlarla farelerin ömrü iki ile katlanmıştır. Sıra genetik manüplasyonlara gelmiştir. İnsan kök hücre deneyleri ve insan genomunun ayrıntıları, insanların doğal ömrünün ne kadar uzun olduğunu kesin olarak ortaya koyabilecek çalışmalardır. Bu çalışmaları ilerde insan genomuna müdahale eden diğerleri izleyecek ve insan ömrü uzatılacaktır.

İnsanlar öteden beri ölümden nefret etmektedirler. Firavunlardan tutun, Çin imparatorlarına, Osmanlı padişahlarından çeşitli diktatörlere kadar dünyada sayısız lider ölmemek için ellerinden gelen ne varsa yapmışlardır. Onların hepsi ölmüşlerdir. Bizler de ölümü tadacak ve ölümsüzlüğü göremeyeceğiz. Uzun yaşama bile bizim için bir ütopi olmaktan öteye gidemeyecektir. Ama bir gün gelecek, ölümsüzlük veya çok uzun yaşamak gerçekleşecektir.

İslam’ın şiddetle reddettiği evrim kuramı artık moleküler düzeyde tartışılmaktadır. İnsanın genlerini yakından inceleyerek ömrünün ne kadar olacağını saptamak bulunmak üzeredir. Bu konuda bazı gelişmeler vardır. Bu öylesine önemli bir konudur ki, bir süre sonra şeffaflığını yitirecektir. Hatta belki de yitirmek üzeredir. Biyoteknolojik ilerlemeler önce insan ömrünü 150-200 yıla çıkaracaktır. Ardından bu ömür hızla uzayacak ve önce yüzlerce yıla, sonra binlerce yıla ulaşacaktır. Ölümsüzlük bulunmasa bile bu başarı insanlığın geleceği için son derece tehlikeli bir gelişmedir.

Önümüzdeki bin yıl içinde dünyaya şeklini verecek olan sosyo-politiko-ekonomik gelişmeler daha çok teknolojik ilerlemelerden etkilenecektir. Dinler bir tür metamorfoza uğrayarak kendilerini yeniden yapılandırmaya çalışırlarken, iklim ılımanlaşacak, kutuplar eriyecek, insan nüfusu artacak ve sosyal yapıda büyük değişiklikler olacaktır. Önlemler alınmazsa, bundan 500 yıl sonra dünya nufusu 500 milyarı aşacaktır.

Bu arada Ay ve Mars kolonileri kurulacak ve insanların bir kısmı oralarda yaşamaya başlayacaklardır. Dünyada mevcut kaynaklar bu nüfus için yeterli değildir. Petrol çoktan bitmiş ve kömür reservleri çok azalmış olacak, stratejik önemi olan diğer madenler tükenmeye başlayacaklardır. Teknoloji bütün bu sorunlara çözümler getirecektir. Ama o zaman teknolojinin zararlı etkileri de egzajere edilecek ve dünya daha iyi bir mekan değil, öncekinden çok daha sefil bir yer olacaktır.

Kısaca açıklamaya çalıştığım senaryoya göre dünyanın diğer gezegenlerden gelecek ham maddelere olan gereksinimi artacaktır. İklim Myosen çağında olduğu gibi, sıcak ve rutubetli olacak, deniz seviyesi en azından 50 metre yükselecektir. Bütün bu gelişmeler insan ömrünün uzamaya başladığı ve ölümsüzlüğün bulunduğu bir zamana rastlayacaktır.

Dünya ikliminde olan değişiklik, nüfus patlaması, kaynakların tükenmeye başlaması ve teknolojik ilerleme, ölümsüzlüğün bulunması ile bir araya gelince ortaya çıkacak patlayıcı karışım, dünyaya korkunç bir felaket sürükleyecektir...

İyi günler.. Selamlar..

HACI

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hacı amcaya ilk iletiyi yazdığı için teşekkürler, güzel bir tartışma olmasını umuyorum. Hacı amca yazısında bir sürü konuya değinmiş, ortaya bir sürü de iddia atmış. Ben tartışmanın hem taraflar hem de okuyanlar için rahatça anlaşılabilir şekilde gelişmesi için bu iddiaları izole edip tek tek ele almaya ve konu hakkında Hacı ile ayrışan görüşlerimi belirtmeye çalışacağım.

Teknolojik gelişmelerin tümü insanlığa hizmeti amaçlar. Görünüşe göre insana yararlıdır. Ama bu yarar koşulsuz değildir. Teknolojinin insanlığa yararı sınırlıdır. Teknoloji bazı ülkelere diğerlerinden daha çok yararlıdır. Örneğin uçak teknolojisini ele alalım. Kim daha iyi savaş uçağı imal ederse, savaşı o kazanacaktır. Günümüzde havadan bombalayarak bir ülkeyi ortadan kaldırmak mümkündür. Teknoloji o kadar ilerlemiştir. Sırplar’a Kosava’da verilen ders ve Irak’ın iki defa uğradığı hezimet, Taliban’ın havadan yapılan saldırılara bir ay bile dayanamaması, hava üstünlüğünün önemini açıkca göstermektedir.

Teknolojik gelişmelerin tümünün insanlığa hizmeti amaçladığını öne sürmenin olaya safça bir bakış açısı ile yaklaşmak olacağını düşünüyorum. Almanların V2 roketlerini, ya da Sarin gazını(herhangi bir kitle imha silahı örneğini kullanabiliriz) ürettiklerinde amaçlarının insanlığa hizmet olduğunu savunmak çok da mantıklı olmayacaktır. Ancak üretilen teknolojilerin dolaylı olarak insanlığa hizmet ettiği savunulabilir. Almanların 2. dünya savaşında kullandıkları V2 roketlerinin teknolojisi daha sonra uzay programları için yararlı olmuştur mesela. Ya da nükleer silahlar örneğine bakalım, insanlığın elindeki en yıkıcı silahlar olan nükleer silahların dünya barışına katkı yaptığı iddia edilebilir. Savaşların "fiyatını" taraflar için çok yükselttiklerinden dolayı caydırıcı etki yaparak muhtemel çatışmaları önledikleri düşünülebilir. Bu teknolojinin yayılmasının da caydırıcılıkta payı olduğu unutulmamalı, bu teknoloji ABD'nin tekelinde olduğu kısa sürede 2 kez kullanıldı, ancak teknoloji diğer ülkelerin eline geçtikten sonra insanlar üzerinde kullanılmadı. Burada söylemek istediğim şu, üretilme amacı ve kapasitesi bakımından son derece yıkıcı olan teknolojilerin insanlığın kullanımına girmesi oldukça "yapıcı" sonuçlara sahip olabiliyor.

Uçak örneğine gelirsek, hava saldırıları elbette etkili, ve bana sorarsanız Sırplar'a ve Taliban'a karşı etkili biçimde kullanılmaları olumlu bir şeydir. Hava üstünlüğüne yetecek teknolojinin sadece bazı ülkelerin elinde olması bence daha olumlu, ben şahsen Taliban'ın ya da Sırpların hava üstünlüğüne sahip olabildikleri bir durumu tercih etmezdim.

İlerde tarih bu örnekler için ilkel teknolojik gelişmeler terimini kullanacaktır. Çünkü ülkeleri birkaç nötron bombası ile, geride radyoaktivite bile bırakmadan, bir anda ortadan kaldırmak mümkün olabilecektir. Hatta bu günümüzde bile mümkündür…. Teknolojik olarak geri ülkeler, halkları belli bir uygarlık ve teknolojik düzeye ulaşamamış çoğu Müslüman fakir ülkeler, bu kategoriye dahildirler. Dünya hızla değişmektedir. Teknoloji geometrik bir hızla ilerlemektedir. Bir süre sonra öyle bir devirden geçilecektir ki, bu hıza ayak uyduramayan ülkelerin elinden yaşama hakları alınabilecektir. Yaşam bir hak olmaktan çıkacak, ayrıcalık olacaktır. O zaman hızla yaklaşmaktadır. Bu gerçekleri yadsımaya olanak yoktur.

İlk kısım doğru, katılıyorum. Teknolojinin gelişmesinin insan haklarının gelişimi ile negatif bir ilişki içinde olduğu düşüncesi ise dayanaksız. Bu görüşünüzü neye dayandırıyorsunuz? İnsan hakları bahsettiğiniz gelişmiş silahların kullanıma girmesinden sonra dünya çapında daha fazla kabul görmedi mi? Daha iyi korunmaya başlamadı mı? İnsanlık bu konuda daha hassas hale gelmedi mi?

Teknoloji sayesinde dünya 21’nci yüzyılda informasyon çağına girmiştir. Bilgi artımı inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Her yedi yılda bir mevcut bilgi iki ile katlanmaktadır. Son zamanlarda hiç google taraması yaptınız mı bilmiyorum. Günümüzde bilgi enflasyonu vardır. Her hangi bir konuda karşınıza o kadar çok bilgi çıkmaktadır ki, onlardan yararlanmak ayrı bir bilgi birikimini gerektirmektedir. Bilgili olanların dışındakilerin mevcut bilgilerden yararlanması nerdeyse olanaksızdır.

Yine ilk kısma katılıyor, ikinci kısma katılmıyorum. İnsanlığın neredeyse tüm kültürel mirasının sıradan bir insan için birkaç "tık" ötede olması muazzam bir şey. Bilgiden yararlanmak ise iddia ettiğin gibi çok zor değil, her gün birkaç Wikipedia maddesi okuyan biri bile genel kültürünü epey geliştirir. Çoğu konu hakkında yapılan aramalarda en yararlı sonuçlar da Google gibi araçlar kullanıldığından en üstlerde oluyor, bilgiden yararlanmak çok kolay.

Teknoloji sayesinde yapılan ilerlemeleri sıralamaya gerek olduğunu sanmıyorum. Yalnız yaşamın değil, evrenin ortaya çıkış mekanizmasının bile gizeminin çözülmeye başlandığı bir zamanda yaşıyoruz. Teknolojinin insanlığın yararına değil, zararına kullanıldığının sayısız örnekleri olduğunu biliyoruz. Atom ve Hidrojen bombaları bunların sadece ikisidir. Teknoloji sayesinde kitle imha silahları yapmak ve onları başarılı bir şekilde kullanmak bir sorun oluşturmamaktadır.

Doğru, ancak ben atom ve hidrojen bombalarının dünya barışına katkı yaptığını savunuyorum.

Aynı şeyleri biyoteknolojik ilerlemeler için de ileri sürebilirim. Bu bağlamda biyoteknoloji insanlığa, diğer teknolojik ilerlemelerden daha yararlı veya daha az zararlı değildir. Biyoteknoloji bir yandan bulduğu yöntemlerle insanlara daha çok süt veren inekler, organ transplantasyonu için kullanılacak domuzlar, iri ve kıpkırmızı domatesler, ilaçlar, protezler, yapay kalp makineleri, böbrekler, iri ve besili piliçler kazandırmışsa da, bütün insanlığı yok edebilecek bakteri ve virusların sentezini de kolaylaştırmıştır. Bu bilgilerle donanan sapkın bir diktatör, hatta kendi özel laboratuvarında araştırma yapmakta olan çılgın bir bilim adamı, dünyanın diğer ülkeleri için ciddi bir tehlike oluşturabilmektedir. Biyoteknolojik ilerlemelerin hepsi insanlığa yararlı, masum ve istenilir etkinlikler değillerdir. Biyoteknoloji içinde ayrıca uyumakta olan ve giderek uyanmaya başlayan bir canavarı barındırmaktadır.

Bu paragrafta da gördüğümüz üzere, biyoteknolojinin bir dolu somut getirisi olduğu açık. Olumsuzluk olarak ise sapkın bir diktatör ya da bilimadamının muhtemel hareketleri var. Ki bunların üretebilecekleri her zehirin panzehiri yine teknolojide saklıdır. Bu muhtemel riski ciddiye almamız için herhangi bir somut gerekçemiz var mı?

Önlemler alınmazsa, bundan 500 yıl sonra dünya nufusu 500 milyarı aşacaktır.

İşte bana en ters gelen, en dayanaksız iddia bu. Bu iddiayı ayrı bir iletide detaylı bir biçimde inceleyeceğim.

Bu arada Ay ve Mars kolonileri kurulacak ve insanların bir kısmı oralarda yaşamaya başlayacaklardır. Dünyada mevcut kaynaklar bu nüfus için yeterli değildir. Petrol çoktan bitmiş ve kömür reservleri çok azalmış olacak, stratejik önemi olan diğer madenler tükenmeye başlayacaklardır. Teknoloji bütün bu sorunlara çözümler getirecektir. Ama o zaman teknolojinin zararlı etkileri de egzajere edilecek ve dünya daha iyi bir mekan değil, öncekinden çok daha sefil bir yer olacaktır.

Dünyada kaynakların tükenmek üzere olduğu fikri oldukça yaygın ama temelli değil. İnsanlar tarih boyu bir çok kaynağı kaynakların kendilerini yenileme hızlarına göre çok daha hızlı bir biçimde tükettiler, ve de tarih boyunca bu konuda endişelenler oldu. Ancak bu sorunları teknolojik gelişme ile aşmayı başardık, gelecekte de aynısını yapabileceğimizi düşünüyorum.

Geçenlerde forumda tuz örneğini vermiştim, yaklaşık üç yüzyıl önce, yemekleri saklamak için gerekli olan tuzun biteceği endişesi oldukça yaygındı. Hükümetler ülkelerinin "tuz bağımsızlığı" için çalışıyor, bununla ilgilenen kurumlar bile yaratıyorlardı. Bu sorun nasıl aşıldı? Koruma yöntemleri, buzdolapları ve konserveler gibi yeniliklerle.

Petrol bittiğinde de alternatifi hazır olacak, zira petrol azaldıkça onun fiyatı artacak, alternatif teknolojilere yatırım yapmak daha avantajlı hale gelecek ve insanlık yaratıcı enerjisini bu alanlara kaydıracak.

Kısa kesip şu soruyu da sorabilirim:

İnsanlığın ölümsüzlüğe eriştiğini tahmin ettiğin bir dönemde füzyon ile pratik olarak sınırsız miktarda enerji üretebileceğimizi varsaymak çok mu uçuk olur?

Bu tarz bir teknoloji neden hayatı daha sefil yapsın?

Kısaca açıklamaya çalıştığım senaryoya göre dünyanın diğer gezegenlerden gelecek ham maddelere olan gereksinimi artacaktır. İklim Myosen çağında olduğu gibi, sıcak ve rutubetli olacak, deniz seviyesi en azından 50 metre yükselecektir. Bütün bu gelişmeler insan ömrünün uzamaya başladığı ve ölümsüzlüğün bulunduğu bir zamana rastlayacaktır.

Küresel ısınmanın bir gerçek olduğunu varsayalım, teknoloji ile önlem alınamayacağını nereden çıkartıyoruz? İklimi ısıtabilen bizler neden soğutamayalım?

http://online.wsj.com/article/SB10001424052748704335904574495643459234318.html Şu makaleyi bugün başka bir başlıkta paylaştım, küresel ısınma ile mücadele için ortaya atılan fikre bakın. Gerçekçi gelmeyebilir, ama madem gelecekten bahsediyoruz gelecekte teknoloji bu tarz şeyler için neden yeterli olmasın?

Dünyanın diğer gezegenlerden gelecek ham maddelere gereksinimi artması neden negatif bir şey onu da anlayamadım. Gidip getirme imkanımız olacaksa sorun ne? Durdukları yerde kime faydası var o hammaddelerin?

Dünya ikliminde olan değişiklik, nüfus patlaması, kaynakların tükenmeye başlaması ve teknolojik ilerleme, ölümsüzlüğün bulunması ile bir araya gelince ortaya çıkacak patlayıcı karışım, dünyaya korkunç bir felaket sürükleyecektir...

Yukarıda bunlara değindim, nüfus kısmına ise ayrı değineceğim ama burada temelsiz varsayımlardan ötürü yanlış sonuçlara varıldığını düşündüğümü tekrarlayayım.

Nüfus patlaması, iklim değişikliği, kaynakların tükenmeye başlaması sorunlarının gelecekte sorun olacaklarını düşünmüyorum. Nüfusun patlayacağını düşünmüyorum. İklim değişikliğinin ne yönde olacağının belirli olduğunu ve bunu etkileyemeyeceğimizi düşünmüyorum. Teknolojik ilerlemenin korkulacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. Dünyanın geleceğinin felaket olduğunu düşünmüyorum.

Sevgiler

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Astur

Çok uzun yazıyorsun. Bu senin aleyhine. İzleyiciler tarafından okunmazsın..

Bütün itirazlarını bir kaç cümle ile yapman mümkünken sen bir sayfa yazıyorsun.

Ben bu yazını paragraf paragraf yanıtlayacağım.

Başka çarem yok. Bu kadar uzun yazıyı bir anda yanıtlayamam.

Teknolojik gelişmelerin tümünün insanlığa hizmeti amaçladığını öne sürmenin olaya safça bir bakış açısı ile yaklaşmak olacağını düşünüyorum. Almanların V2 roketlerini, ya da Sarin gazını(herhangi bir kitle imha silahı örneğini kullanabiliriz) ürettiklerinde amaçlarının insanlığa hizmet olduğunu savunmak çok da mantıklı olmayacaktır. Ancak üretilen teknolojilerin dolaylı olarak insanlığa hizmet ettiği savunulabilir. Almanların 2. dünya savaşında kullandıkları V2 roketlerinin teknolojisi daha sonra uzay programları için yararlı olmuştur mesela. Ya da nükleer silahlar örneğine bakalım, insanlığın elindeki en yıkıcı silahlar olan nükleer silahların dünya barışına katkı yaptığı iddia edilebilir. Savaşların "fiyatını" taraflar için çok yükselttiklerinden dolayı caydırıcı etki yaparak muhtemel çatışmaları önledikleri düşünülebilir. Bu teknolojinin yayılmasının da caydırıcılıkta payı olduğu unutulmamalı, bu teknoloji ABD'nin tekelinde olduğu kısa sürede 2 kez kullanıldı, ancak teknoloji diğer ülkelerin eline geçtikten sonra insanlar üzerinde kullanılmadı. Burada söylemek istediğim şu, üretilme amacı ve kapasitesi bakımından son derece yıkıcı olan teknolojilerin insanlığın kullanımına girmesi oldukça "yapıcı" sonuçlara sahip olabiliyor.

Uçak örneğine gelirsek, hava saldırıları elbette etkili, ve bana sorarsanız Sırplar'a ve Taliban'a karşı etkili biçimde kullanılmaları olumlu bir şeydir. Hava üstünlüğüne yetecek teknolojinin sadece bazı ülkelerin elinde olması bence daha olumlu, ben şahsen Taliban'ın ya da Sırpların hava üstünlüğüne sahip olabildikleri bir durumu tercih etmezdim.

Teknolojinin insanlığa hizmet etmesi amacının gerçekleşmediğini söylüyorum. Teknolojinin başka ne amacı var? Yalnız birilerini zenginleştirmek mi amacı? Ya da bir devletin büyük bir güç kazanıp, diğerlerini bir tür esir etmesi mi? Almanların savaş teknolojileri diğer alana kayarak insanlığa hizmet etmeye başlamış olabilir. Savaşlarda kazanılan teknolojik bilgiler hemen her zaman barışta kullanılır.

Senin bu paragrafta neyi savunduğunu anlayabilsem bile, benim hangi iddiama karşı olduğunu anlayabilmiş değilim. Sen gerçekten nükleer silahların barışa katkısı olduğuna inanıyorsan, sende önemli bir defo var demektir. O zaman karşılıklı silahlanalım.. Ve barış içinde yaşayalım.. Bu mu senin barışa olan yaklaşımın? Caydırıcılık işe yaramaz. Silahlar caydırmaz. Tam tersine.. Onları kullanmak isteyen generallerin elinde oyuncak olacaktır barış. Savaşların nedeni biraz da insanların savaşa hazır olmalarıdır. Orduların, general ve askerlerin neden var olduğunu bir düşün. Yalnız savunma için mi var onlar? İnsan nasıl elindeki silahı hasmına karşı kullanmaktan çekinmezse, devletler de öyledir. Özellikle silah üstünlüğünü elinde tutan taraf karşı tarafa meydan okur ve saldırır. Tarih kitaplarına bak istersen...

Sendeki bu mentalite savaş mentalitesidir ve çok tehlikelidir.

Dikkat edersen ben teknoloji tekelinden bahsediyorum. Sen onu yanıtlamamışsın. İkinci dünya savaşından sonra ABD dünyadaki tek güçlü devlet oldu. SSCB'i çöktükten sonra bu daha da açık ve net.. Bütün teknolojik ilerlemelerin kaynağı ABD.. ABD'nin elindeki bir nükleer uçak gemisi, şimdiye kadar son 10 bin yıl içinde yapılan bütün savaşlarda kullanılan silah gücünden daha büyük bir silah gücüne sahip.... Tek bir nükleer uçak gemisi. Ayrıca bir nükleer denizaltı da ona yakın güce sahip. Tek bir nükleer denizaltı ile 100 büyük şehri haritadan silmek mümkün. Bir anda hem de..

Sen buna mı caydırıcılık diyorsun? Ben buna çılgınlık diyorum. Delilik. Manyaklık...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
İlk kısım doğru, katılıyorum. Teknolojinin gelişmesinin insan haklarının gelişimi ile negatif bir ilişki içinde olduğu düşüncesi ise dayanaksız. Bu görüşünüzü neye dayandırıyorsunuz? İnsan hakları bahsettiğiniz gelişmiş silahların kullanıma girmesinden sonra dünya çapında daha fazla kabul görmedi mi? Daha iyi korunmaya başlamadı mı? İnsanlık bu konuda daha hassas hale gelmedi mi?

Teknolojinin zararının insan hakları ile negatif bir ilişki içinde demiyorum. Bir uygarlığın diğerlerine baskın olmasından bahsediyorum. Teknoloji asimetrik olarak gelişiyor. Birçok ülkede alt yapı yok ama bazı teknolojiler var. O ülkeler, örneğin bizim ülkemiz, ileri teknoloji gerektiren cihazlar bile yapabiliyor. Ama onları geliştirecek alt yapıdan yoksun. Onları ancak kopyalayabiliyor. Hatta onları monte etmek için bile gerekli makineleri yapamıyor. Hepsini dışardan getirtiyor. Ben insan haklarından vazgeçtim. Yaşama hakları ellerinden alınabilir diyorum. Şu anda zaten İslam ülkeleri ve diğer bir çok ülkede insan hakları yok. Ama kimse onları öldürmüyor. İlerde öldürebilir diyorum. Bazı ülkeler teknolojide çok ileri giderlerse, arada açılan uçurum, sonunda gerilimi ortadan kaldırmak isteyen güçlü ülkelerin geri ülkeleri bir anda yok etmesine neden olabilir. Öyle bir dünyada yaşam bir hak değil, ayrıcalık olacaktır diyorum. Çünkü kimin yaşayıp, mevcut kaynaklardan sınırsız olarak yararlanacağına güçlü ülkeler karar verecektir. Burada asıl vurgulamaya çalıştığım husus uzun yaşamak veya ölümsüzlüktür..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili Hacı getirdiğim itirazlara karşı çeşitli itirazlarla gelmiş, onlara değineceğim, ancak bundan önce konudaki ilk iletimde belirttiğim üzere nüfus konusuna değinmek ve o alandaki eğilimler hakkında bilgi vermek istiyorum.

Sevgili Hacı dünya nüfusunda bir patlama yaşanacağını öngörüyor, hatta şöyle deiyor "Önlemler alınmazsa, bundan 500 yıl sonra dünya nufusu 500 milyarı aşacaktır." Ben buna katılmıyorum, nedenlerini anlatacağım.

Ben 500 yıl sonrası hakkında tahmin yapmanın imkansız olduğunu düşünüyorum. 500 yıl yerine 50 yıl hatta 40 yıl sonrası hakkında konuşmak daha mantıklı olacaktır. Elbette yine kesin bir şeyler söylemek mümkün olmaz, ama 500 yıl sonrasına nazaran işimiz çok daha kolay olur.

Dünya nüfusu hakkındaki bilgilere baktığımızda, dünya nüfusunun sanayi devriminin başladığı dönemde 1 milyar civarında olduğunu görüyoruz. Bu rakam 1950 yılında 2.5 milyar civarı olmuş, 1990a gelindiğinde ise 5.2 milyara ulaşmış. Günümüzde ise 6.8 milyar civarında.

http://en.wikipedia.org/wiki/World_population_estimates

Bu bilgiler bize neler söylüyor? 1-Nüfus son iki yüzyılda büyük hızla artmış. 2-Nüfus artışı sabit hızda ilerlemiyor.

Sadece 1 numaralı gerçeğe bakarsak dünyamızın gelecekte yüzlerce milyarlık bir nüfus ile karşı karşıya kalabileceği düşüncesi kulağa mantıklı gelebilir. Ancak dikkate almamız gereken başka faktörler de var, mesela doğum oranlarının tüm dünyada düşme eğiliminde olması. Gelecekteki nüfus artışının çoğunluğunun olmasının beklendiği Afrika'da bile oranlarda düşüş var.

Bu dünyadaki nüfus artış(tam çeviri ile doğurganlık) oranlarının haritası:

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/7/78/Fertility_rate_world_map_2.png

Bu da Afrika'da düşen doğurganlık oranları ile ilgili haber:

http://www.economist.com/opinion/displaystory.cfm?story_id=14303769

Eğer Afrika geçmişte Asya'nın geçirdiği dönüşümü geçirebilirse, orada da nüfus artışı Asya'daki gibi düşecek. Yani şu anda cevaplanması gereken en önemli soru Afrika'nın geleceği hakkında, zira nüfusu büyük oranda oradaki gelişmemiş ülkelerin nüfusu belirleyecek.

2050 yılı hakkındaki tahminlere baktığımızda rakamın 8 ile 11 milyar arasında değiştiğini görüyoruz.

http://esa.un.org/unpp/ Bu adreste farklı tahminlere ulaşabilirsiniz. Eğer nüfus artış hızı sabit kalırsa 2050de nüfus 11 milyar olacak, ancak benim de katıldığım görüşe sahip bazı insanlar nüfusun 8 ya da 9 seviyesine çıkıp o noktada duracağını ya da o noktadan sonra azalma eğilimine gireceğini tahmin ediyor. 2006'da BMnin hazırladığı rapor da bu yönde.

Çok uzatmak istemiyorum, merak edilen bir nokta olursa açıklarım.

Şimdi soruyorum:

Eldeki bilgiler ışığında nüfusun yüzlerce yıl boyunca kesintisiz bir biçimde artacağını ve yüzlerce milyar (Hacı'nın tahminine göre bu insanlar ölümsüz de olacaklar) insanın dünyada yaşayacağını öngörmek ne derece mantıklı?

Benim tahminim dünya nüfusunun artışının 10 milyara ulaşmadan duracağı yönünde. Bunu düşünmemin sebebi de nüfus artışının düşme eğiliminde olması. Bu eğilimi Avrupa'da, Japonya'da, Kuzey Amerika'da gördük, buralarda nüfus göçmenler olmasa azalma eğilimine bile girdi. Gelişme ile Asya'nın büyük çoğunluğunda da benzer bir eğilim gördük ve nüfus artış hızı oldukça düştü. Sıra Afrika'da, ve Afrika'nın da benzer değişimler yaşayacabileceğini gösterecek işaretler var.

Sevgiler

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili Astur

Yani sen 500 yıl sonra dünyanın nufusunun 500 milyar olamayacağını savunuyorsun.

Haklı olabilirsin...

Ama bir an için 500 yıl sonra dünya nufusunun 500 milyar olacağını kabul et..

O zaman nasıl bir durumla karşı karşıya kalacağız?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili Astur

Yani sen 500 yıl sonra dünyanın nufusunun 500 milyar olamayacağını savunuyorsun.

Haklı olabilirsin...

Ama bir an için 500 yıl sonra dünya nufusunun 500 milyar olacağını kabul et..

O zaman nasıl bir durumla karşı karşıya kalacağız?

Sevgili hacı,

bir önceki mesajda da belirttiğim gibi 500 yıl sonrası hakkında isabetli tahminler yapmanın mümkün olduğunu düşünmüyorum.

500 yıl sonra nüfusun 500 milyar olduğunu kabul edip o temel üstünde fikir yürütebiliriz elbette. Bence o halde de durum tahmin ettiğin gibi olmaz. Şöyle düşün, dünyamız 1000 sene öncenin teknolojisi ile kaç insanı besleyebilirdi? Bugün kaç insanı, hem de daha iyi şartlarda besleyebiliyor? Bu sorulara cevap verdiğinde göreceksin ki dünyanın doğal kaynaklarının bazıları azalsa da besleyebileceği insan kapasitesi sabit değil ve çok büyük ölçüde bizim teknolojik yeterliliğimize göre değişiyor. Eğer 500 yıl sonra nüfus 500 milyara çıkabilecekse 500 milyarın beslenebileceğini de varsaymam çok da saçma olmasa gerek. Bu noktada diğer gezegenlerin, Ay'ın kaynaklarının vs. kullanılacağını da düşünebiliriz. Ama başka alternatifler de mümkün, bu konuda nükleer füzyon örneğini vermiştim, buradan sınırsız enerji ürettiğimizi varsayalım. 500 yıl sonra biyoteknoloji ile kendimizi nükleer füzyon ile elde ettiğimiz enerji ile yaşayabilecek hale getiremez miyiz? Matrix filmindeki gibi hisleri, tatları, kokuları vs.yi simüle edip kendimiz için makinalar tarafından sağlanacak bir sanal gerçeklik yaratıp onun içinde zenginlik, barış ve zevk içinde yaşayamaz mıyız? Teorik olarak bu tarz şeylerin mümkün olacağını herhalde sen de kabul edersin. Bilgi ve teknoloji bugün bile inanılmaz bir hızla gelişiyor ve de artıyor; ben şahsen 500 sene sonrasını hayal etmekte bile zorlanıyorum, isabetli tahmin yapmayı da o nedenle imkansız olarak görüyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili hacı,

bir önceki mesajda da belirttiğim gibi 500 yıl sonrası hakkında isabetli tahminler yapmanın mümkün olduğunu düşünmüyorum.

500 yıl sonra nüfusun 500 milyar olduğunu kabul edip o temel üstünde fikir yürütebiliriz elbette. Bence o halde de durum tahmin ettiğin gibi olmaz. Şöyle düşün, dünyamız 1000 sene öncenin teknolojisi ile kaç insanı besleyebilirdi? Bugün kaç insanı, hem de daha iyi şartlarda besleyebiliyor? Bu sorulara cevap verdiğinde göreceksin ki dünyanın doğal kaynaklarının bazıları azalsa da besleyebileceği insan kapasitesi sabit değil ve çok büyük ölçüde bizim teknolojik yeterliliğimize göre değişiyor. Eğer 500 yıl sonra nüfus 500 milyara çıkabilecekse 500 milyarın beslenebileceğini de varsaymam çok da saçma olmasa gerek. Bu noktada diğer gezegenlerin, Ay'ın kaynaklarının vs. kullanılacağını da düşünebiliriz. Ama başka alternatifler de mümkün, bu konuda nükleer füzyon örneğini vermiştim, buradan sınırsız enerji ürettiğimizi varsayalım. 500 yıl sonra biyoteknoloji ile kendimizi nükleer füzyon ile elde ettiğimiz enerji ile yaşayabilecek hale getiremez miyiz? Matrix filmindeki gibi hisleri, tatları, kokuları vs.yi simüle edip kendimiz için makinalar tarafından sağlanacak bir sanal gerçeklik yaratıp onun içinde zenginlik, barış ve zevk içinde yaşayamaz mıyız? Teorik olarak bu tarz şeylerin mümkün olacağını herhalde sen de kabul edersin. Bilgi ve teknoloji bugün bile inanılmaz bir hızla gelişiyor ve de artıyor; ben şahsen 500 sene sonrasını hayal etmekte bile zorlanıyorum, isabetli tahmin yapmayı da o nedenle imkansız olarak görüyorum.

500 yıl sonra dünya nufusunun kaç olacağını doğru tahmin edemeyiz ama 500 milyar olarak kabul ettik zaten. Tartışmamızın önerilerinden biri de o.

Bu nufus ile ne yaparız?

Onu doyurmak bir sorun elbette. Onun için dünyanın kaynaklarının yeterli olmadığını biliyoruz. Tarımı aya ve marsa götürmek zorundayız. İleri teknoloji ile bunu yapabiliriz elbette. Ama sorun bu değil. Sorun çok daha temel ve zor....

Dünya nufusunun çok yüksek olduğu bir zamanda ölümsüzlüğün bulunmasına değiniyor benim futuristic kurgu bilimsel iletim...

Ve o zaman büyük bir felaketin vuku bulacağına işaret ediyor. Bunu Hristiyan kıyametinde daha realistik olarak açıklamaya çalıştım.

Burada tek bir sorun yok.

Asimetrik teknolojik ilerleme, açlık, hastalıklar, doğal felaketler, insanların neden olduğu katastrofiler, insan nufusunun aşırı çoğalması ile birlikte kaynakların azalması, ölümsüzlüğün keşfedildiği bir zamanda gerçekleşiyor. Sorun birden fazla olumsuz değişgenin bir araya gelmesi...

Nufusun 500 milyar olmasına bile gerek yok. Dünyanın büyük bir felakete maruz kalması için 50 milyar, hatta daha az nufus bile yeterli.

İnsanlık büyük katastrofilere hazır değiller. Hiç bir zaman da hazır olmamışlardır. Katrina'nın ABD'de nelere neden olduğunu gördük.

Doğal katastrofilerin bazı uygarlıkları yok ettiğini de biliyoruz. Aztek ve Maya uygarlıkklarının iklim değişikliğine bağlı olarak yok olduğu şeklinde bir görüş var. Akdenizde Santorini adasındaki Minoan uygarlığının süper volkan olan bir caldera'nın patlaması sonu yok olduğu biliniyor.

İnsanlığı senin çok güvendiğin teknolojinin kurtarmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyoruz.

Büyük bir doğal felaket karşısında insanlık kargaşalığa uğrayacak ve sosyal düzenini yitirecektir. Tek başına bu sosyal düzensizlik bile insanlığın yok olması için yeterlidir. Çünkü bu sosyal düzensizlik sırasında savaşlar çıkacak, nükleer bombalar patlatılacak, diğer kitle imha silahları kullanılacaktır. Binlerce yıllık insan uygarlığı demoklesin kılıcı gibi ince bir tele tutunmaktadır. O telin kopması insanlığı yok etmeye yetecektir.

Nufus ne kadar çoksa, felaketin boyutları da o kadar büyük olacaktır.

Teknolojik ilerleme ne kadar asimetrik ve büyük ise de, o kadar büyük bir felaket ortaya çıkacaktır.

Yani senin iyimser futuristik görüşün hiç bir zaman gerçekleşemeyecektir.

Gelecek insanlığa her şeyi getirecektir. Onların hepsi iyi değildir. Ayrıca iyi olanları bile, aslında tehlikeli ve zaralı gelişmeler olarak yorumlamak mümkündür. Örneğin uzun yaşamanın keşfi olumlu bir gelişme olarak düşünülebilir. Ama bu keşif belki de insanlığın sonunu vurgulayacaktır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili hacı, bu 500 yıl sonra 500 milyar nüfus konusunda daha fazla tartışmak istemiyorum, konu hakkında söyleyeceğimi söyledim, o konuyu saçma buluyorum zaten. 500 yıl sonrası için ne desek boş. Ben mesajının geri kalanına ve önceden yazdığın iki mesaja cevap yazacağım.

İnsanlık büyük katastrofilere hazır değiller. Hiç bir zaman da hazır olmamışlardır. Katrina'nın ABD'de nelere neden olduğunu gördük.

Doğal katastrofilerin bazı uygarlıkları yok ettiğini de biliyoruz. Aztek ve Maya uygarlıkklarının iklim değişikliğine bağlı olarak yok olduğu şeklinde bir görüş var. Akdenizde Santorini adasındaki Minoan uygarlığının süper volkan olan bir caldera'nın patlaması sonu yok olduğu biliniyor.

İnsanlığı senin çok güvendiğin teknolojinin kurtarmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyoruz.

Katrina 300 küsür milyonluk ABD'de 2500 kişi öldürdü, ve de bu olay bildiğim kadarıyla ABD tarihindeki en büyük doğal afetlerden biri. Bu tarz şeyler mi insanlığın sonunu getirecek? Komik bir iddia. Doğal afetler tarihin her döneminde yaşandı ve yaşanıyor, bizim bunlara direncimiz ise her geçen gün artıyor. Aztek, Maya vb. uygarlıkları aşalı çok oldu, iklim değişikliği, volkan patlaması vs. artık insanlık için çok büyük riskler değiller. Bugün tsunamileri öngörmek, depremlere dayanıklı dev binalar inşa edebilmek, uydulardan hava olaylarını takip etmek mümkün ve bu alanlarda her geçen gün ilerliyoruz.

Büyük bir doğal felaket karşısında insanlık kargaşalığa uğrayacak ve sosyal düzenini yitirecektir. Tek başına bu sosyal düzensizlik bile insanlığın yok olması için yeterlidir. Çünkü bu sosyal düzensizlik sırasında savaşlar çıkacak, nükleer bombalar patlatılacak, diğer kitle imha silahları kullanılacaktır. Binlerce yıllık insan uygarlığı demoklesin kılıcı gibi ince bir tele tutunmaktadır. O telin kopması insanlığı yok etmeye yetecektir.

Bunu nereden biliyoruz? Elimizde bunun aksini gösteren bilgiler var bence, felaket zamanlarında insanların normalden daha fazla işbirliği yaptığı da oluyor.

İnsanlık sosyal düzensizliğin, savaşların alalarını yaşadı ama hala buradayız, hem de 7 milyara yakın sayıdayız. Bu tarz felaket senaryolarını niye ciddiye alalım? Doğal felaket var diye kim niye nükleer silah kullansın? İnsanlık ince bir tele falan tutunmuyor, oldukça dayanıklıyız.

Nufus ne kadar çoksa, felaketin boyutları da o kadar büyük olacaktır.

Teknolojik ilerleme ne kadar asimetrik ve büyük ise de, o kadar büyük bir felaket ortaya çıkacaktır.

Katılmıyorum. Dünyada 10000 insan olsa insanlığın sonunun gelme ihtimalinden söz edebilirdik ama aynısını 7 milyar insan varken yapmak çok zor. Dünyanın dört bir yanına yayılmış 7 milyar insan demek felaketlere karşı büyük bir direnç demektir. Milyarları öldüren dev bir felaketten bile milyarlar kurtulabilir.

Yani senin iyimser futuristik görüşün hiç bir zaman gerçekleşemeyecektir.

Gelecek insanlığa her şeyi getirecektir. Onların hepsi iyi değildir. Ayrıca iyi olanları bile, aslında tehlikeli ve zaralı gelişmeler olarak yorumlamak mümkündür. Örneğin uzun yaşamanın keşfi olumlu bir gelişme olarak düşünülebilir. Ama bu keşif belki de insanlığın sonunu vurgulayacaktır.

Gelecekte elbette olumsuz gelişmeler de olacaktır, ama bu insanlığın sonu anlamına gelmeyecektir.

İnsanlık 20. yüzyılda insanlık tarihinin en büyük salgınlarından birini yaşadı(İspanyol gribi), onlarca milyon insan öldü, iki dev savaş yaşadı, yine onlarca milyon insan öldü, inanılmaz yıkıcı silahlar üretti vs. bir sürü olumsuz şey oldu...Ona rağmen dünyada 7 milyara yakın insan var, hem de bu insanlar tarihteki tüm insanlardan ortalama olarak daha uzun ve iyi yaşıyorlar. Yaratıcı potansiyelimiz yıkıcı potansiyelimizden büyük. Gelecekte de böyle olmasını bekliyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Sevgili hacı, bu 500 yıl sonra 500 milyar nüfus konusunda daha fazla tartışmak istemiyorum, konu hakkında söyleyeceğimi söyledim, o konuyu saçma buluyorum zaten. 500 yıl sonrası için ne desek boş. Ben mesajının geri kalanına ve önceden yazdığın iki mesaja cevap yazacağım.

Önerilerden biri de bu idi. Tartışmayı kabul ederken bu öneriyi de kabul etmiş oldun.

Şimdi kaçıyorsun. Korkaklık yapıyorsun.

Tartışmak istemiyorsan, kabul ediyorsun demektir.

Saçma bulduğun bir konu idi ise, başlangıçta neden kabul ettin?

Yoksa sonra mı saçma bulmaya başladın?

Tartışma daha henüz başlamışken korkarak kaçıyor musun yoksa?

Sen coward sın..

Nufus artışını ve onun zararlı etkisini tartışacak intelligent kapasiteye sahip olmadığını gördün ve kaçıyorsun....

Sana güle güle..

Biz önce bu sorunu halletmeliyiz.

Sen gidebilirsin ama ben kalacak ve konuyu tartışmaya devam edeceğim.

Sana tartışma konumuzu tekrar hatırlatıyorum. Daha önce israrla hangi konuları tartışacağımızı ve onları kabul edip etmeyeceğini sana sormuştum ve sen tartışma konusunu onaylamıştın.

Onun dışına çıkmana izin veremem. Forumda yaptığın gibi laf kalabalığı yapmana da izine veremem..

Konuyu saptırma lütfen..

Nufus artışının, ömrün uzamasının ve ölümsüzlüğün bulunmasının, teknolojik ilerleme ile birlikte dünyaya felaket getirip getirmeyeceği..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Katrina 300 küsür milyonluk ABD'de 2500 kişi öldürdü, ve de bu olay bildiğim kadarıyla ABD tarihindeki en büyük doğal afetlerden biri. Bu tarz şeyler mi insanlığın sonunu getirecek? Komik bir iddia. Doğal afetler tarihin her döneminde yaşandı ve yaşanıyor, bizim bunlara direncimiz ise her geçen gün artıyor. Aztek, Maya vb. uygarlıkları aşalı çok oldu, iklim değişikliği, volkan patlaması vs. artık insanlık için çok büyük riskler değiller. Bugün tsunamileri öngörmek, depremlere dayanıklı dev binalar inşa edebilmek, uydulardan hava olaylarını takip etmek mümkün ve bu alanlarda her geçen gün ilerliyoruz.

Doğal felaketlerin geçmişte insanlığın başına büyük felaketler getirdiğini biliyoruz.

İnsan biraz tarih okur da kültürünü artırır. Senin bu kadar boş olabileceğini düşünsem, karşıma almazdım.

Doğal felaketleri önemsemeyen bir insan bence yeterince birikimli, tecrübeli ve aydın olamaz.

Ara ara dünyaya çarparak hayvanların yüzde 90'ını yok eden felaketlerin hepsi doğal olanlardır. Dünyaya ya bir meteor çarpmıştır, ya da patlayan volkanlar canlıları tükenmesine neden olmuştur. Sibirya volkanizmi bunların en müthiş olanlarındandır.

Avrupa'da veba salgını insanların yarısından fazlasını ölmesine neden olmuştur. İspanyol gribi denen hastalık 20. yüzyılın başında dünyada milyonlarca insanın ölümüne neden olan bir doğal katastrofidir. Birçok uygarlık doğal felaketlerden sonra kendini toparlayamamış ve yok olmuştur.

Yukardaki iddialar açıkça senin bir fantezi aleminde yaşadığını göstermektedir. Ne şu anda ne de yakın bir gelecekte tsunamileri öngörmek mümkün olacaktır. Çünkü tsunamiler ancak depremlerden sonra ortaya çıkarlar ve depremleri öngörmek mümkün değildir. Tsunamiler ancak ortaya çıktıktan sonra tanınırlar. Onlara karşı önlem alınamaz. Depremlere karşı kaç tane dayanıklı bina inşa edilebilir. Dünya nufusunun 500 milyara ulaştığı bir zaman diliminde sen insanları büyük binalarla mı korumak istiyorsun?

Bunları düşünenlere gülerler. Komik bir durumda düşüyorsun. Sen çok kurgu bilim film seyrediyor, havalarda uçuyorsun.

Yere in biraz. Dünyaya in. Ayağın yere değsin ve dünyadaki dengelerin ne kadar hassas olduğunu ve insanların yaşamlarını ne kadar çabuk ve kolay kaybedebileceklerini gör.. Kafandaki üstün insan uygarlığı bir mitdir.. İnsanlık belki de asla öyle bir miti gerçekleştiremeyecektir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Birkaç istisnası ile insanların oluşturduğu irili ufaklı toplumlar ve uygarlıklar hemen her zaman içten yıkılmışlardır.

Bunun en son örneği SSCB'idir. Onu izleyen dönemde Yugoslavya, Çekoslovakya içten parçalanmıştır.

Osmanlı imparatorluğu bile aslında içten parçalanmış, enkazından düzünelerle ülke çıkmıştır.

Sosyal uyumsuzluk ve huzursuzluk bu parçalanmaların temel nedenidir. Ekonomik nedenleri de asla ihmal etmememiz gerekmektedir.

Tek başlarına bir toplumu parçalayacak kadar büyük olmasalar da doğal feleketler, bunları tetikleyebilirler.

ABD'de Katrina yeterince büyük bir doğal felaket değildir ve ABD gibi büyük bir ülkeyi yıkamaz.

Ama eninde sonunda o da yıkılacaktır. Ya da sosyal yapısı tümden değişecektir.

Birkaç doğal felaket üst üste gelirse, yıkamayacağı toplum yoktur.

Çoğu kere doğal felaketler sosyo-ekonomik yapıyı tehdit ederek yıkıma neden olurlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Önerilerden biri de bu idi. Tartışmayı kabul ederken bu öneriyi de kabul etmiş oldun.

Şimdi kaçıyorsun. Korkaklık yapıyorsun.

Tartışmak istemiyorsan, kabul ediyorsun demektir.

Saçma bulduğun bir konu idi ise, başlangıçta neden kabul ettin?

Yoksa sonra mı saçma bulmaya başladın?

Tartışma daha henüz başlamışken korkarak kaçıyor musun yoksa?

Sen coward sın..

Nufus artışını ve onun zararlı etkisini tartışacak intelligent kapasiteye sahip olmadığını gördün ve kaçıyorsun....

Sana güle güle..

Biz önce bu sorunu halletmeliyiz.

Sen gidebilirsin ama ben kalacak ve konuyu tartışmaya devam edeceğim.

Sana tartışma konumuzu tekrar hatırlatıyorum. Daha önce israrla hangi konuları tartışacağımızı ve onları kabul edip etmeyeceğini sana sormuştum ve sen tartışma konusunu onaylamıştın.

Onun dışına çıkmana izin veremem. Forumda yaptığın gibi laf kalabalığı yapmana da izine veremem..

Konuyu saptırma lütfen..

Nufus artışının, ömrün uzamasının ve ölümsüzlüğün bulunmasının, teknolojik ilerleme ile birlikte dünyaya felaket getirip getirmeyeceği..

Ben bu şartlar altında, bu tavır karşısında sağlıklı bir tartışma yürütülebileceğine inanmıyorum ve de tartışmadan çekiliyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ben bu şartlar altında, bu tavır karşısında sağlıklı bir tartışma yürütülebileceğine inanmıyorum ve de tartışmadan çekiliyorum.

Yeterince bilmediğin bir konuyu tartışmaya hiç başlamaman lazımdı zaten.

Hatayı başında yaptın. Seni birkaç kere uyardığım halde hem de..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Astur

Seni neden korkaklıkla suçladığımı daha iyi anlamak istiyorsan aşağıdaki adrese bir göz at..

http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=29553&st=0

Orada tartışma konusunu değiştirmeyeceğine söz vermiştin. Ağlayıp sızlamayacaktın..

Ağlayıp sızlamayacağına söz verdin...

Ağladın ve sızladın. Sonunda kaçtın..

Sana coward değil de başka ne demeliydim?

Tartışma konusunu değiştirip saptırabileceğini mi düşünmüştün yoksa?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Astur

Seni neden korkaklıkla suçladığımı daha iyi anlamak istiyorsan aşağıdaki adrese bir göz at..

http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=29553&st=0

Orada tartışma konusunu değiştirmeyeceğine söz vermiştin. Ağlayıp sızlamayacaktın..

Ağlayıp sızlamayacağına söz verdin...

Ağladın ve sızladın. Sonunda kaçtın..

Sana coward değil de başka ne demeliydim?

Tartışma konusunu değiştirip saptırabileceğini mi düşünmüştün yoksa?

Oradaki iletini buraya taşıyorum:

Ama cayma yok sonunda..

Tartışma konusu şu:

Nufus artışının, ömrün uzamasının ve ölümsüzlüğün bulunmasının, teknolojik ilerleme ile birlikte dünyaya felaket getirip getirmeyeceği..

Bunun dışına çıkamazsın. Başlığı değiştiremezsin. Buradaki önerileri kabul ediyorsun demektir. Yalnız onların sonucunu kabul etmiyorsun..

Bunlar vuku bulmayacak diyemezsin. Çünkü onlar dünyanın başına gelecek felaketten sorumlu olacaklar veya olmayacaklar.

Neyi kabul ettiğini iyice anlamanı istiyorum.

Sonra ağlayıp sızlamaya başlarsın..

Ben bu 500 yıl-500 milyar saçmalığını nerede kabul etmişim? Neyi kabul ettiğim yukarıda, zaten bu konulardaki argümanlarına cevap verdim. Senden ise ad hominem dışında bir şey gelmedi. Bu çocukla yaklaşımın ile seviyeli bir tartışma yapmak mümkün değil, o nedenle de tartışmadan çekilmek istiyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Oradaki iletini buraya taşıyorum:

Ben bu 500 yıl-500 milyar saçmalığını nerede kabul etmişim? Neyi kabul ettiğim yukarıda, zaten bu konulardaki argümanlarına cevap verdim. Senden ise ad hominem dışında bir şey gelmedi. Bu çocukla yaklaşımın ile seviyeli bir tartışma yapmak mümkün değil, o nedenle de tartışmadan çekilmek istiyorum.

Sana kimse 500 milyar nufusu kabul ettin demedi.

O sayı bana bile ait değil. Ama ortaklıklarda dolaşıyor.

Ben nufus artışından bahsettim ve sen onun önemsiz olduğunu yazdın..

Hala öyle düşünüyor gibisin..

Nufus artışı insanlığın geleceğini tehdit eden en büyük tehlikedir.

Sen daha bunu anlamıyorsun ve önemini kabul etmiyorsun.

Biris 500 milyar diye bir tahmin yürütüyor ve sen onu uçuk buluyorsan, senin geleceğe yönelik tahminlerin de uçuktur.

İlerde gerçekten 500 milyar insan var olabilir.

Şu anda bütün insanları bir araya getirirsen, 15 km karelik bir yere sığarlar.

500 milyar insan da belki 250 km karelik bir alana sığar. Hepsi birlikte tabii.

Yani sayı absürd gibi duruyor ama, mümkün.. Sen kendi tahminlerini doğru kabul edip, başkalarınınkini reddedemezsin.

O lüksün yok senin.

Hepsini kabul etmek zorundasın.

Başka bir tahmin yürütebilirsin. Ama reddedemezsin.

Nufus artışı benim yazımın ana temasıdır. Onu aradan çıkarmaya çalışman çocukca bir oyun.

Buna izin veremezdim.

Ve sen tam da tahmin ettiğim gibi bir tepki gösterdin. Ağlayıp sızlandın, hatta kaçtın.

500 milyar sana göre saçma.. Başka birine göre değil. Sen kendini ne sanıyorsun.

Tartışma konusuna sadık kalmayacaksan hiç başlamasaydın.

Sen bir rüya aleminde yaşıyorsun. Diğer yazılarını da okudum. Alice wonderland de mi yaşıyorsun sen?

Sana doğal ve sosyal felaketlerin en büyük uygarlıkları bile yok edebileceğini geçmişten örnekler vererek kanıtlıyorum.

Sen gelecekten örnekler veriyorsun.

Sen çocuk bile değilsin bu halinle.. Çocuklarda yürek olur. Sende yok.. Yüreksizsin.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yani sayı absürd gibi duruyor ama, mümkün.. Sen kendi tahminlerini doğru kabul edip, başkalarınınkini reddedemezsin.

O lüksün yok senin.

Hepsini kabul etmek zorundasın.

Başka bir tahmin yürütebilirsin. Ama reddedemezsin.

Bu yazdıklarından mantık ilkelerini de reddettiğini görüyorum. Bu şartlar altında hiç tartışmam. Hala da ad hominem yapıyorsun. Bu bölümde yazma yetkisini geri alabilirsin, seni tartışmaya değer görmüyorum. Kendi kendine tartış burada, nüfusun hem 10 milyarda durabileceğini, hem de 500 milyara çıkabildiğini kabul et, kimlik kanunu ağlasın.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu yazdıklarından mantık ilkelerini de reddettiğini görüyorum. Bu şartlar altında hiç tartışmam. Hala da ad hominem yapıyorsun. Bu bölümde yazma yetkisini geri alabilirsin, seni tartışmaya değer görmüyorum. Kendi kendine tartış burada, nüfusun hem 10 milyarda durabileceğini, hem de 500 milyara çıkabildiğini kabul et, kimlik kanunu ağlasın.

Nufusun 10 milyarda durması mümkün.. 500 milyar ulaşılamayacak kadar büyük bir sayı olabilir.

Ama yine de nufusun artacağını ve bunun insanlık için tehlikeli olacağını kabul etmemek akıllı bir yaklaşım değil.

Burada senin varsyaımın, nufus artışının teknolojinin de ilerlemesi ile birlikte önemini yitireceği..

Seninle temel bazı hususlarda anlaşamıyoruz.

Nufusun insnlığın geleceği için bir tehdit olmadığı senin iddian. Onu yeterince savunamadan bana saldırıyorsun.

Önce nufusun insanlık için bir tehlike olduğunu kabul etmelisin.

Onu kabul etmden biz tartışmaya devam edemeyiz.

Bunu yapamayacağını anladığın için tartışmayı terkediyorsun. Ben başka bir neden göremiyorum.

Ve seni hala korkaklıkla itham ediyorum. Yüreksizsin..

Tabii sen de beni istediği gibi itham et.. O da senin hakkın..

Ağlayp sızlamayacacağına söz verdiğin halde, o sözünü yerine getiremedin..

Karşımda tartışma yapacağım değerli biri görmüyorum artık.

Sana güle güle..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Misafir
Bu konu kapalıdır ama konuya cevap yazmaya yetkiniz var görünüyor.

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×