Jump to content

KURAN'DA TECAVÜZÜN CEZASI YOKTUR DİYENLER ! BU AYETİ OKUMADILAR MI ?!


Recommended Posts

Kaç yaşa kadar pedofili sayılıyor?...

peygamber efendimiz hüzün senesinde.. hazreti aişe annemiz ile nikahlandıkları vakit hazreti aişe annemiz 14 yaşlarında olduklarından 3 sene sonra evlenmişlerdir. 17 yaş yani..

bazı eserlerde 9 yaşında evlendiklerini yazar ki bu yalandır ! tabi atesitler (bilgizler) ve dindar gözüken atistler(Bilgizler) ve mana düşmanları bu yalanı hemen yayagaralarla çoklaştırıp bu yalana inanları çokmuş gibi gösterirler..

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 46
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Peygamber Efendimiz hüzün senesinde .. hazreti aise Annemiz ile nikahlandıkları vakit hazreti aise Annemiz 14 yaşlarında olduklarından 3 sene sonra evlenmişlerdir. 17 yaş yani ..

bazı eserlerde 9 yaşında evlendiklerini yazar ki bu yalandır! tabi atesitler () ve Dindar gözüken atistler (Bilgizler) ve mana düşmanları bu yalanı hemen yayagaralarla çoklaştırıp bilgizler bu yalana inanları Çökmüş gibi gösterirler ..

[/ quote]

Hz. Ayşe'demi yalan söylüyor yani? Yuh artık.

Link to post
Sitelerde Paylaş

TUVAT diğer başlıkta.. (başlık incelemesi) diyereketen sana bir topic aşmıştım

okumadın tabi !

yaptığınız tek şey.. bu günün inanlarını.. islam diye göstermeniz bunlara demagoji yaygara..denir

başka bir şey denmez

biz burada günümüz islam devletlerini mi konuşuyoruz

yoksa Kuranı mübinden bir ayeti kerimenin manasın mı ?

işte resmen ayet önünde manası açıklaması anlayabileceğin şekildede önünde iken

neden hala hatada ısrar edip.. Allahın söylediği dururken.. ilmen geri ahleken geri her saha da geri

bir toplumu işte islam budur diyerekten konuşuyorsun

işte sana bir örnek: israil ahlaken ilmen sanaten her sahada yunanistanı.. ingiltereyi yer yüzünden siler.. nasıl olur bu ? bunların dini.. islam dininden dha mı üstün

israil öyle bir ilerlediki o ilerleme.. onları ebedeiyete kadar götürüyor..

haham başı bütün yahudilere.. elimizdeki bu semavi cazibe varya.. ondan kıl kadar ayrılamazsınız diyor.. yahudilerin hepside boyun büküyor.. kıl kadar semavi cazeibeden ayrılmıyorlar

sen farklında mısın bunun ?

ve bütün kainata en büyük düşmnaları olan hıristiyanlarda dahil.. herkese meydan okuyorlar.. ingilizlerin alaylarına karşılık. bu çölde bahçe olursa çöldeki deve de bilmem ne olsun demişler

semavi cazeibeden ayrılmayan yahudiler..

okyonusun bilmem neresinden kum toprak getirmişler.. çölü cennet bahçelerinden bahçe yapmışlar..

bir deve heykelide yapıp.. oraya dikmişler.. deve.. bilemne olmadı ama.. burası çennet oldu.. diye yazmışlar

20 milyon insanı yurtlarından kovmuşlar.. dünyada kimseyde beş kuruş vermemişlerdir..

din hiç bir şekilde insanı geri bırakmaz.. geri bıraksaydı..

israil kurulamazdı.. dinlerinden kıl kadar ayrılmıyorlar KIL KADAR AYRILMIYORLAR KIL KADAR....

tevrat: kurandan daha üstün bir kitap mı ?

elindeki semavi cazibeye insanlar gönül vermedikçe.

kuranı kerimde beyan edildiği üzere... kendilerine kitap verildiği

halde böyle böyle batar rezil rüsva olurlar

verdiğin örneklere gelince: her zamanın nice mümin geçinip kafirden aşağı sınıf vardır

nice eşhedu enla muhammede resulüllah .. eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enla muhammede resüluluh der.. yine can yakar.. yine evini yıkar.. yine hainlik yapar

Sonra anlatsan

sana der ki: Bu ülkede senden başka müslüman yok mu ?

buna hakiki bir müslüman türk: şu an nakzı nisyan halindesiniz.. şu şekilde ölseniz cenaze namazı kılınmaz.. der..

öyle ağzınla Mümin oldum inandım demeni Allah istemez ağzınla 1 milyar kere ben mümin desen

mümin olur musun ? tuvat

eylesen tutiye talim-i edayı kelimat nutku insan olur ama özü insan olmaz

papanğını EĞİTSEN insan gibi konuşmayı ÖĞRETSEN.. şimdi ona insan mı oldu diycez tuvat

işte İnsan olmaklık.. bu papagan gibidir.. demek ne kadar yanlışsa

işte islam budur.. bakın islam devletlerine demekte O kadar yanlış..

bu kadar büyük bir hata olamaz..

Allah kuranı mübininde: bana iki tane şahit getirin diyor..

bir sözlerin iki halin.. tavrı hareketlerin

bu iki şahiti getirmezsen yakanı kurtaramazın diyor anladın mı ?

anlaşılsın notu: naks-ı nisyan demek: müslümanlıktan dem vurarak unutma eksikliğinizin olmadığını söylüyorsunuz.. yani gaflete olmadığınızı bana naklediyorsunuz.. hemde müslüman elinden dilinden kimseyi rencide etmeyen eza etmeyen kimse olduğu halde yaptınız çirkinlik fenalık hainliği müslümanlığa izafe ediyorsunuz.. hemde beni. (müslümanın kim olduğunu anlattığımda) ayıplıyorsunuz

demektir :

şu şekilde ölseniz.. cenaze namazınız kılınmaz..

dinde herkesin cenaze namazı kılınmaz..

herkesin cenaze namazını kılıyorlar ama şuur yok ki müslümanlarda..

çoktan Allah onun vucudu ruhisini alemi nara tard etmiştir kendisi orada yoktur ki.

halkın kendisi için namaza durduklarını o muazzam tecellinin kendisine getirdiklerini tadsın

Link to post
Sitelerde Paylaş

Hz. Ayşe'demi yalan söylüyor yani? Yuh artık.

Tuvat ! 2006 ta yazmış olduğun notlarıda buraya olduğu gibi kopyalarak sana bazı gerçekleri anlatıcam

hadis ulemasınca pek muteber inanılır güvenilir HAFIZ ZEHEBİ de demiş imiş ki : bidadı suğra (yani dinde pek küçük bir bidat gurubu) abartısız abartılı Şialik (yani üç halifeyi rededip Alinin takipçileri) gibi bidad denilen şeyler.. tabiin (sahabeleri görenler) ve etbaı tabiin (ve sahabeleri görenleri görenler)arasında vardı. halbuki bu zatların DİNLERİ- SIDDIKLARI-İFFETLERİ vardı? eğer bu adamlar RED edilirse ortada (ASAR) kalmaz

TUVAT acaba hangi Asar ? demek ki SEYHEYN yani : buhari ve Müslim kitaplarını yazanlar ehli bidat ile istişhad etmişlerdir yani onların sahitliği delilini öne sürerek yazmışlardır…. izahı vardır

TUVAT !hadisi şerif eserlerinde ana kaynak tabiin etba-ı tabbindir

ki bunlar büyük zatlar denilir hazreti muhammedi gören ve görenleri görenler.. olduklarından.. anladın mı ?

peki tabiin zamanına bakalım: müslümanlar arasında ki büyük fitne zamanı

yani bir tarafa hazreti aliye sövüyorlar bunlar muaviyeciler..

muavyenin saltanatından düşen kırıntıları toplamak isteyenler.. havaric cemati.. o saltanatada karı kız 9 yaş 13 yaşan neler neler var..

diğer bir tafta Hazreti aliye olan bu düşmanlığı karşı.. hazreti aliye çok sevdiklerinden

Onu aşırı dereceede övüyorlar.. şimdi buhari muslim kitaplarında hadisi şerif toplarken

tabin ve etabı tabiden toplanmıştır..

bu cemaatlere güvenilir mi ? tuvat

yani anlayıcağın: 9 yaşında evlenmiştir. uydurmaları muaviyenin saltanatından düşün kırıntılardır.. TUVAT

hazreti muhammedi görenler arasında havariç denilen cemat yok mu ?

hadisi şerifler bunlardan toplanmadı mı ? eğer bu zatlar red edlirse orda eser kalmaz diyor

bunu kim diyor 728 li yıllarında yaşıyan hadis ulamasınca muteber sayılan İslam dünyasını sürekli olarak tesiri altında tutan HAFIZ ZEHEBİ efendi demiş imiş

bu nerden yazıyor Diyenet tarafından takdir edilen meşhur ismail hakkı SİYERİ CELİLEİ NEBEVİ KİTABINDA

TUVAT ! tabiin arasında havaric denilen cammat yok mu

Atatürk’ün de nefret ettiği Muaviyenin yüzünden çıkan SIFFEYN denilen harbde HAKEM meselesi dolayısıyla Cenabı Aliye bugz edip ona kafir diyen ve Ali gibi: Din-kıble-sünnet ehli olan bir SAHABEYİ kafirliğe çıkaran lenet edip ettiren ?.. Diğerleri de ALİ yi VELİ diye daha ziyade sevdiklerinden dolayı HARİÇİLER ( sıffeyn harbinde Alinin ordusunda Alinin HAKEME gitmesini isteyip çıkan neticeden sonra Aliyi hakem meselesine gittiği için hüküm ancak Allahındır sloganıyla insanları hakem yaptın diye Alinin kafirliğine kadar giden guruba hariçiler denir)

İşte bu HARİCİLER Aliyi VELİi diye daha ziyade sevenleri ŞİİLİK-ALEVİLİK ile aşağılatılan ve bugün dahi EHLİ SÜNNETİM diyenler tarafından lanetlenen ve aşağılanan bu cematin HADİSE dair nakillerini SEYHEYN hazaratleri: buhari müslim eserleri çıkaran hazretleri niçin kabul buyurmuşlardır ? çünkü EHLİ HADİS ile beraber diyanet diyorlar ki HADİSİN ravisi (nakli) eshabı ittikadan vesikadan olması şarttır. FASIKİN KAZİBİN YALANCININ sözlerine nakillerine itimat caiz değildir.

O halde bunlarda yalancılardandır. Çünkü herkes bilir ki BU ADMALARDAN BİR KISMI eshabın büyüklerinden olan ALİ ye küfür ile diğerleri de buna karşı abartılı bir şekilde muhabbet edip hakkında büyük sözler söylediklerikden dolayı KAZİP FASIK MÜFTERİDİRLER..

her hangi bir mümine iftira edenin sözüne imanına dayanmak caiz değildir.

yani Tuvat anlyacağın şey bugün dahi ehli sünnetim diyenler tarafında aşağılanan bu cemaatin hadise dair nakillerini okuyorsun..

bak !o devirdeki büyük finte.. ne kadar büyük ki.. asırlar geçti hala milyonla varlığı birleştirememiştir.

hala muaviyeye hazret derler.. sahabe derler.. hazreti muaviye diyerekten bahsederler..

muaviyeyi hazret demeyeni kafir derler.. şiilik alevilik diye aşağaıtılan sınıfta

muaviyeyi hazret diyene kafir derler..

diyanette muaviyeye hazret der.. biiüf karmarışık olmuş..

bir savaş olmuş bir tarafta.. islamın kurulması için her türlü zorlukları boykotları

acımazsızlıkları belaları bal islam için canında malına herşeyisini vermiş

muaviyenin amcasını şusunu busunu kellesini almış Hazreti ali var..

diğer tarafta mekkenin fethinden sonra para ile rahat duracakları göz önüne alınarak..

para ile ağzıyla müslüman oldum diyen muaviye var..

hazreti ömer halifeliği zamanında.. 1400 sahir feth etmiştir.. romalıların 800 sende can yakrak savaşara parçalarak alabildiği yerleri can okşuyarak..8 senede almıştır.. islam misli görülmemiş bir şekilde hayetengiz bir şekilde yayılmıştır

işte hazreti ömerin halifeliği zamanında.. hazreti ömöer artık bu adamların propangadasıyla yalanlarıyla henüz müslümanlığı görnek şeklinde kabul eden gençler kanmaz diyerekten onların alacakları parayıda kesmiştir..

Aatatürkte cumhuriyetimizi kurduğu zaman bu milleti muaviyen saltanatından kurtardık demiştir

muaviye katildir zalimdir bagidir demiştir

meclis zabıtlarında var ve o mecliste hazır bulunan 300 küsür din adamıda bunu imzalanmıştır

şimdi inceliği şu : fatih sultan mehmethanın saltanatından bu milleti kurtardık demiyor.. muaviyenin saltanatından kurtardık diyor.. anladın mı

tarihinde Renaultferrari tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

Reno'cum, yazılarını okuyorum. Cevaplarını da...

Seni severim, bilirsin.

Benim anlatmak istediğim şu: hangi insan olursa olsun tecavüzün bir insanlık suçu oldupunu bilir. Çocuğa, kadına ya da erkeğe tecavüz hiç farketmez.

Ayrıca tecavüz her ne kadar cinsel anlamda algılanmışsa da senin bahsettiğinin adı "cinsel tecavüzd"dür.

Tecavüz zorla gasptır, eylem olarak.

Her kim ki gasp yapar cinsel ya da başka türlü, o kişi ya da kişiler cezalandırılmalıdır.

Bana da gasp yapar diye korkmayacaksın, cezayı verirken hak neyse onu yapacaksın, çıkar ve ya bir çekince göz etmeyeceksin.

Allah ya da bazılarına göre Muhammed Kuran'da buna değinmiş işte.

Bu kadar basit bir anlatımı bindir türlü verisyona çevirmeye gerek yok ki...

Kadın erkek farketmez, zorla kim kimi veya neyi gasp ederse etsin, karşılığında ceza verilmelidir. Gaspı görmezden gelmek veya hoşgörmek insani değerlere aykırıdır.

Ki hala daha cinsel tecavüze uğrayanı tecavüzcüsüyle evlendirirler bu memelkette. Yok olmaz işte, sen karışma çekil adalet versin cezasını... Mağduru cezalandırma sen...

Bu kadar.

Link to post
Sitelerde Paylaş

peygamber efendimiz hüzün senesinde.. hazreti aişe annemiz ile nikahlandıkları vakit hazreti aişe annemiz 14 yaşlarında olduklarından 3 sene sonra evlenmişlerdir. 17 yaş yani..

bazı eserlerde 9 yaşında evlendiklerini yazar ki bu yalandır ! tabi atesitler (bilgizler) ve dindar gözüken atistler(Bilgizler) ve mana düşmanları bu yalanı hemen yayagaralarla çoklaştırıp bu yalana inanları çokmuş gibi gösterirler..

Bu konuda üniversitelerde yapılmış bilimsel araştırma ve yayınlar var Röno... Bu yayınların hepsi evlilik 6 yaş ve gerdek 9 yaş diyor... Diğer rivayetler zayıf ve asılsız bulunuyor...

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu konuda üniversitelerde yapılmış bilimsel araştırma ve yayınlar var Röno... Bu yayınların hepsi evlilik 6 yaş ve gerdek 9 yaş diyor... Diğer rivayetler zayıf ve asılsız bulunuyor...

ÇOK BİLGİSİZSİN ! haliyle aldatılıyorsun.. söylediklerin bilgizlerin için demagoji hükümde oluyor öteye gitmiyor

demagojine verilecek cevap: bak araştır

hazreti Aişe annemizin 17 yaşında evlendiğine dair bilimsel araştırma ve yayınlar var Anromeda bu yayınların hepsi de evlilik 14 yaş 17- 18 yaş diyor.. rivatelerin asılsız ve zayıf bulunuyor

Seni aydınlatmaya çalşayım.. (tabi kafandan kurduğun: ne olursa olsun İslam yanlıştır desturu bir kere atman lazım)

yukarıda bahsettiğim gibi

hadis toplayanlar. tabin ve etbaıı tabiinden almışlardır.. peki tabiin ve etbaı tabiin arasında..

hazreti aliye ehli beyte zulmler.. lanetler yapanlar yok muydu ?

peygamberin omzunda gezdirdiği kucağına alıp bağrına bastığı hazreti hüseynin başını kesenler..

namaz kılmayan oruç tutmayan eşhedu enla ilahe illallah demeyen adamlar mıydı ? Andromeda !

hatta hazreti hüseynin başını keserken.. celat işini cabuk tutsun.. öğle namazı kazaya kalıcak diye DÖVÜNÜYORLARDI..

hadisleri rivayet edenler tabiin ve etbaı tabiindir.. bunlar halis muhlis MÜLÜMANLARMIDIR

andromeda !

evet dersen !!!

ne diye hazreti aliye savaş açtılar.. hazreti Aliyi 69 sene lanet edip ettirdiler...

gıgıkı çıkaranı geberttiler.. ne diye diğer bir grupta hazreti osmana düşmanlık ettiler.. ne diye hazreti aişeye hakaretler edildi. ifitralar edildi.. ne diye diğer bir gurupta hazreti ebubekiri ömere için hazreti alin hakkını gasb etti dediler

şimdi bütün bunlar olmuş.. bunlar tabbin ve etbaı tabbindendir.. bunların hadisleri red edilirse

ortada eser kalmaz ki.. hangi eser küttübü sitte halada 14 asır evvel ki finte bugün dahi devam etmekte.. istersen inspeak gir bak dinle neler neler işitirsin andromeda !

Mehebemizin İmamaı Ebuhanefi bile şöyle buyurmuştur: Allah ve resulünden geleni olduğu gibi kabul ederim.. tabiinden galene (yani hazreti Muhammedi görenlerden geleni) DÜŞÜNÜRDE kabul ederim.

hele Etbaı tabiinden geleni ise (HZ. Muhammedi göreni görenlerden geleni ise) DÜŞÜNÜR TARTAR

işime gelirse kabul ederim buyurmuşlardır anladın mı andromeda !

sonraa bilgilendirmek için şunlarıdan yazmadn geçemiycem

peygamberimizi ne mutlu beni göreni görene buyurmuşlardır evet doğru

ama bakana değil GÖRENE GÖRENE..

zira bakmak ile görmek arasında ölcüye girmeycek kadar fark vardır

olmasaydı.. Allah Kitabında.. habibim muhammedin onlar sana bakıyorlar ama GÖREMİYORLAR demezdi

hazreti muhammedi görmek demek kafa gözü ile görmeke demek değildir

çünkü Hazreti Muhammedi Hakkıyla Gören kimsenin (yani mauşku hakikiye gören kimse yani aşık olduğunu gören kimsenin) gözünde ne karı kız ne makam saltanat ne dünya alır

ferşten arşa kadar saha sivri sineğin kanadı kadar gelmez.. ki

sivri sineğin kanadını hiç düşündün mü ? umurunda mı ?

sonra hem hazreti Muhammedi Gören sınıftan kabul edilen bir kimse.. bir mümine iftira hakaret edilir mi

bahusus bu mümin ebubekir ömer osman Ali aişe olursa...

tabiin arasında (hazreti Muhammedi görenler arasında) bunlar vardı..

bunları sahitliğine dayanılarak hadisler toplanmış..

bunlar karadada ve denizde ticarette HIRSI olan kimselerdi

bunlar allahın emilerine karşı zıt hareket eden insalardı

bunlar başkasına yapmadığı kötülüğü isnad eden insalardı

bunların şahitliğine delil gösterilerek hadisler toplanmıştır

bunlar bu yük insalardır.. neden çünkü.. tabiinden ve etbaıı tabbinden yaa

onun bunların dinler sıddıkları iffetleri vardı canım o yüzden..

ya git kardeşim aç tarihi bak !

bir mümine hakeret eden iftra edenin imanına güvenilr mi hele bu müminler

Hazreti ebubekirler ömerler osmanlar aliler aişeler olursa

Diyenet tarafından takdir edilen meşhur ismail hakkı SİYERİ CELİLEİ NEBEVİ KİTABINDA

hadis ulemasınca pek muteber inanılır güvenilir HAFIZ ZEHEBİ de demiş imiş ki : bidadı suğra ve abartısız abartılı Şialik gibi bidad denilen şeyler.. tabiin (sahabeleri görenler) ve etbaı tabiin (ve sahabeleri görenleri görenler)arasında vardı. halbuki bu zatların DİNLERİ- SIDDIKLARI-İFFETLERİ vardı? eğer bu adamlar RED edilirse ortada (ASAR) kalmaz

ANDROMEDA ! acaba hangi Asar ? demek ki SEYHEYN yani : kütüübi sitte eseleriehli bidat ile istişhad etmişlerdir yani onların sahitliği delilini öne sürerek yazmışlardır…. izahı vardır

diyanet bile: takdir ettiği kitapta yazılan bu izahı göremiyorda.. hala akla ilme İnsanlığa vicdana zıt aykırı.. hadisleri sahih gösteriyor HADİSİN ravisi (nakli) eshabı ittikadan diyorlar..

yahu.. eshabı ittikadan takva ile amele eden insanlardan olanlar

zamanında hazreti ebubekire ömere osmana Aliye aişeye düşmanlık gösterir mi ?

anlatamıyoruz galiba..

konuşmanın Özü: Ebuhanefi Allah ve resulünden geleni olduğu gibi kabul ederim demiş ( yani akla ilme vicdana kalbe manaya aşka ait

içimden büyük bir rahatlıkla kabul edeceğim hadisleri olduğu gibi kabul ederim. )

tabiinden gelen hadiside: düşünürde kabul ederim

hele etba-ı tabiinden geleni ise: düşünür düşünür hak ve hakkikat teraziden tartar.. işime gelirse kabul ederim buyurmuşlardır)

bütün müslümanlara: IMAMI EBUHANEFİN bu sözleri küpe olsun..

tarihinde Renaultferrari tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
Ki hala daha cinsel tecavüze uğrayanı tecavüzcüsüyle evlendirirler bu memelkette. Yok olmaz işte, sen karışma çekil adalet versin cezasını... Mağduru cezalandırma sen...

Allah kitap kuran din mana.. mağduru cezalandırmıyor ki..

Mümine başını bu vaka gelmez diyor..

elinden dilinden kimseyi incetmeyen.. yani elinden tut diline kadar bütün azaları iman etmiş

kimsenin düzenini bozmamış evini yıkmamış.. bir kimsenin başına böyle bir vaka gelmez ki..

sen ne bir kimsenin ne de kanunun haberi olmadan.. kendi hırsı nefsi için ağzıyla diliyle bir kimsenin evini yıkmış ailesini bozmuş olanı.. Allah gördüğü halde ona ceza vermiyceğini mi zannettin..

burada büyük bir gühanın cezasını görmeden giderse.. ona çok acıyın diyor peygamberimiz..

ahirette bizzat allah kendi eliyle onun slandıracaktır

hatta belkide bu büyük hainliğine rağmen..onun insanlar arasındaki geçinnişindeki güzel bir huyuna bakmışta ona açımışta dünyada cezasını vermişte olabilir.. bilmem

bunları konuşurkende korkuyorum

allah affetsin.. ben bir öz çıkarmanız için bunları konuşuyorum..

güzel huyu olan kimse diliyle eliyle böyle bir hainlikte yapamz yaa neyse

Link to post
Sitelerde Paylaş

ÇOK BİLGİSİZSİN ! haliyle aldatılıyorsun.. söylediklerin bilgizlerin için demagoji hükümde oluyor öteye gitmiyor

demagojine verilecek cevap: bak araştır

hazreti Aişe annemizin 17 yaşında evlendiğine dair bilimsel araştırma ve yayınlar var Anromeda bu yayınların hepsi de evlilik 14 yaş 17- 18 yaş diyor.. rivatelerin asılsız ve zayıf bulunuyor

Seni aydınlatmaya çalşayım.. (tabi kafandan kurduğun: ne olursa olsun İslam yanlıştır desturu bir kere atman lazım)

yukarıda bahsettiğim gibi

hadis toplayanlar. tabin ve etbaıı tabiinden almışlardır.. peki tabiin ve etbaı tabiin arasında..

hazreti aliye ehli beyte zulmler.. lanetler yapanlar yok muydu ?

peygamberin omzunda gezdirdiği kucağına alıp bağrına bastığı hazreti hüseynin başını kesenler..

namaz kılmayan oruç tutmayan eşhedu enla ilahe illallah demeyen adamlar mıydı ? Andromeda !

hatta hazreti hüseynin başını keserken.. celat işini cabuk tutsun.. öğle namazı kazaya kalıcak diye DÖVÜNÜYORLARDI..

hadisleri rivayet edenler tabiin ve etbaı tabiindir.. bunlar halis muhlis MÜLÜMANLARMIDIR

andromeda !

evet dersen !!!

ne diye hazreti aliye savaş açtılar.. hazreti Aliyi 69 sene lanet edip ettirdiler...

gıgıkı çıkaranı geberttiler.. ne diye diğer bir grupta hazreti osmana düşmanlık ettiler.. ne diye hazreti aişeye hakaretler edildi. ifitralar edildi.. ne diye diğer bir gurupta hazreti ebubekiri ömere için hazreti alin hakkını gasb etti dediler

şimdi bütün bunlar olmuş.. bunlar tabbin ve etbaı tabbindendir.. bunların hadisleri red edilirse

ortada eser kalmaz ki.. hangi eser küttübü sitte halada 14 asır evvel ki finte bugün dahi devam etmekte.. istersen inspeak gir bak dinle neler neler işitirsin andromeda !

Mehebemizin İmamaı Ebuhanefi bile şöyle buyurmuştur: Allah ve resulünden geleni olduğu gibi kabul ederim.. tabiinden galene (yani hazreti Muhammedi görenlerden geleni) DÜŞÜNÜRDE kabul ederim.

hele Etbaı tabiinden geleni ise (HZ. Muhammedi göreni görenlerden geleni ise) DÜŞÜNÜR TARTAR

işime gelirse kabul ederim buyurmuşlardır anladın mı andromeda !

sonraa bilgilendirmek için şunlarıdan yazmadn geçemiycem

peygamberimizi ne mutlu beni göreni görene buyurmuşlardır evet doğru

ama bakana değil GÖRENE GÖRENE..

zira bakmak ile görmek arasında ölcüye girmeycek kadar fark vardır

olmasaydı.. Allah Kitabında.. habibim muhammedin onlar sana bakıyorlar ama GÖREMİYORLAR demezdi

hazreti muhammedi görmek demek kafa gözü ile görmeke demek değildir

çünkü Hazreti Muhammedi Hakkıyla Gören kimsenin (yani mauşku hakikiye gören kimse yani aşık olduğunu gören kimsenin) gözünde ne karı kız ne makam saltanat ne dünya alır

ferşten arşa kadar saha sivri sineğin kanadı kadar gelmez.. ki

sivri sineğin kanadını hiç düşündün mü ? umurunda mı ?

sonra hem hazreti Muhammedi Gören sınıftan kabul edilen bir kimse.. bir mümine iftira hakaret edilir mi

bahusus bu mümin ebubekir ömer osman Ali aişe olursa...

tabiin arasında (hazreti Muhammedi görenler arasında) bunlar vardı..

bunları sahitliğine dayanılarak hadisler toplanmış..

bunlar karadada ve denizde ticarette HIRSI olan kimselerdi

bunlar allahın emilerine karşı zıt hareket eden insalardı

bunlar başkasına yapmadığı kötülüğü isnad eden insalardı

bunların şahitliğine delil gösterilerek hadisler toplanmıştır

bunlar bu yük insalardır.. neden çünkü.. tabiinden ve etbaıı tabbinden yaa

onun bunların dinler sıddıkları iffetleri vardı canım o yüzden..

ya git kardeşim aç tarihi bak !

bir mümine hakeret eden iftra edenin imanına güvenilr mi hele bu müminler

Hazreti ebubekirler ömerler osmanlar aliler aişeler olursa

diyanet bile: takdir ettiği kitapta yazılan bu izahı göremiyorda.. hala akla ilme İnsanlığa vicdana zıt aykırı.. hadisleri sahih gösteriyor HADİSİN ravisi (nakli) eshabı ittikadan diyorlar..

yahu.. eshabı ittikadan takva ile amele eden insanlardan olanlar

zamanında hazreti ebubekire ömere osmana Aliye aişeye düşmanlık gösterir mi ?

anlatamıyoruz galiba..

konuşmanın Özü: Ebuhanefi Allah ve resulünden geleni olduğu gibi kabul ederim demiş ( yani akla ilme vicdana kalbe manaya aşka ait

içimden büyük bir rahatlıkla kabul edeceğim hadisleri olduğu gibi kabul ederim. )

tabiinden gelen hadiside: düşünürde kabul ederim

hele etba-ı tabiinden geleni ise: düşünür düşünür hak ve hakkikat teraziden tartar.. işime gelirse kabul ederim buyurmuşlardır)

bütün müslümanlara: IMAMI EBUHANEFİN bu sözleri küpe olsun..

Bu uzun ileti ve makale için kusura bakma ama belki ilgini çeker (aslında sanmıyorum, çünkü gözleriniz kapalı bu konularda)....

Mehmet AZIMLI (Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi)

Kaynak:Islami Arastirmalar Cilt 16 Sayi 1/2003

Özet

Bu çalisma, Hz. Aise'nin Hz. Peygamber ile evlendiginde yasinin dokuz mu onsekiz mi oldugu

konusundaki tartismayi incelemektedir. Hz. Aise'nin onsekiz yasinda iken evlendigi görüsünü

savunanlarin, bölgenin iklim ve evlilik kültürünü dikkate almadiktan, bu görüsün bilimsel

olmaktan ziyade Oryantalist söyleme karsi tepkisel bir savunma psikolojisi içerisinde

ortaya konuldugu belirtilmektedir. Bölgenin iklim yapisi ve evlilik kültürü göz önüne

alindiginda birçok örnegi olan ve toplumsal olarak hiç problem edilmeyen bu evliligin

esasen Hz. Aise dokuz yaslarinda iken gerçeklestigi ve rivayetlerin de bu noktada

odaklandigi sonucuna ulasilmistir.

Giris

Hz. Muhammet (a.s.),VII. yy.da Arabistan'da yasamis ve Arap kültürü içinde yetismistir. Bu

kültürün bir üyesi olan Hz. Peygamber, Islam Dini olarak insanlara teblig ettigi "Din" ile

mensubu bulundugu kültürde önemli degisiklikler yapmistir. Sosyal yasamin birçok alaninda

ve kurumlarinda gelenek haline gelmis yasam biçiminde (adetlerde) büyük ölçüde degisimleri

gerçeklestirmistir. Aile yapisi, kadinin konumu, evlilik ve bosanma gibi sosyal hayatin en

basat degerleri de söz konusu degisimden pay alan kurumlar arasindadir.

Büyük degisimlerin mimari olmasina ragmen, ayni gelenegin bazi adetleri Islam Dini içinde

kabul edilmis ve sürdürülmüstür. Örnegin evlilik akdi (nikâh) konusunda Hz. Peygamber

önemli degisiklikler, düzenlemeler getirmistir, fakat evliligin yasi, evlilik merasimi vs.

gibi gelenegin hâkim oldugu cihetlere dokunmamistir. Hatta kendisi de bu alandaki gelenege

tabi olmustur. VII. yy. Arap kültürünün bir üyesi olmasina bagli olarak yapmis oldugu bir

kisim davranislari, zaman zaman elestiri konusu olmustur. Hz. Aise ile evliligi de

elestiriye konu olan hususlarin basinda gelmektedir. Özellikle bir kisim Oryantalistler,

Arap örfüne (kültürüne) ait özel durumlari yanlis yorumlayarak veya kendi kültürlerine

kiyaslayarak elestirilerinde ileri gitmislerdir. Hz. Peygamberin 9 yasindaki Hz. Aise ile

evlenmesi olayini "54 yaslarinda bir erkegin oyuncaklarla oynama çagindaki bir çocukla

evlenmesi"olarak nitelendirerek, bu evliligi bir anlamda sehvetperestlik, hatta daha da

ileri götürerek *******lik olarak nitelendirmislerdir. Yasli bir erkegin, bakire bir kiz

çocuguyla "garip evliligi" diye yorumlamislardir.

Oryantalistlerin haksiz ve hatali elestirmelerine, savunmaci bir refleksle cevap veren

Müslüman alimler, benzer bir hata ile Hz. Aise'nin evlilik yasini, kendi kültürlerindeki

ortalama evlenme yasi olan 15-20 arasina çekmeye çalismislardir. Hz.Peygamberin 9 yasinda

bir kiz çocuguyla evlen-i ermeyecegini, bunun bir iftira ve düzeltilmesi gereken bir yanlis

oldugunu savunup, Hz. Aise ile 17-18 yaslarindayken evlendigi görüsünü dile

getir¬mislerdir.Rivayetlerin, zorlama tevillerle yorumuna dayali bu tutum da, ayri bir

problem teskil etmektedir. Bu görüsü benimseyenlerin önde gelenlerinden olan Ö. Riza

Dogrul, tercüme ettigi Mevlana Sibli'nin Asr-i Saadet isimli eserine yaptigi ilavede bu

konuyu uzunca tartismis ve Hz. Aise'nin evlilik yasinin 17-18 oldugu görüsünü savunmustur.

Biz bu çalismamizda, hem batili bilim adamlarinin, hem de onlara cevap veren Müslüman

tarihçilerin konuyla ilgili görüslerini, kaynaklarimizda yer alan Hz. Aise'nin evlilik

yasiyla ilgili rivayetlerle yeniden degerlendirmeye çalisacagiz.

Arastirmamizin temel hedefi, bu konudaki kanaatimizce yanlis olan iddialari inceleyip,

tarihi rivayetler isiginda mevzuyu aydinlatmaya çalismaktir. Çalismamizda, agirlikli olarak

Ö. Riza Dogrul'un, kismen de benzer kanaatesahip olan çagdas müelliflerin görüslerine yer

verecegiz. Elestirisini yapacagimiz görüslerin akabinde kendi görüs ve kanaatlerimizi de

belirtecegiz.

A. Hz.Peygamber'in Evlilik Hayati

Hz. Peygamber'in birden fazla kadinla evlenmesine, özellikle Batili bilginler tarafindan,

çok evliligin o dönemin sosyal sisteminin bir parçasi oldugu ve birçok ahlaki, sosyal ve

iktisadi sorunlarin çözümünde gerekli bir olgu oldugu düsünülmeden, tarafgir bir anlayisla

tenkitler yöneltilmistir. Bu tenkitleri yapan Batili bilginlerin, ayni gelenegin mensubu

olan, Hz. Davud ve Hz. Süleyman'in evlilikleri konusunda hiçbir elestiride bulunmamalari,

tenkitlerinde tarafsiz olmadiklarini göstermektedir.

Hz.Peygamber'in kadin düskünü bir sehvetperest oldugu seklindeki iddialara karsi, Hz.

Peygamber'in niçin çok evlendiginin sebeplerini anlatarak savunan bir çok reddiyeler

yazilmis ve bu konuda degisik arastirmalarda cevaplar verilmistir. Onun çok evliligini sirf

Müslüman müellifler degil, ayni zamanda bazi insafli müstesrikler de savunmuslar ve

cevaplar vermislerdir. Bunlardan birisi olan Cariyle söyle demektedir:

"O, 25 yasinda iken kendisinden 15 yas büyük olan bir kadinla evlendi ve onunla 25 yil ömür

sürdü. Kadinlara ragbet etmedi. Birden bire huyunu karakterini ve davranisini degistirip

nasil kadin düskünü olabilir ki? Buna ben kendi hesabima inanmam ".

Gerçekten de 25 yasinda iken evlendigi ve kendisinden 15 yas büyük olan, Hz.Hatice ile 50

yasina kadar yasayan Hz. Peygamber, 50 yasinda iken yasiti olan Sevde ile evlenmis ve çok

evliliklerine 53 yasindan sonra baslamistir. Evlendigi hanimlardan biri hariç tümü, ya dul

ya da önceki evliliklerinden çocuklari olan kadinlardir. Bu da, evliligin ana saikinin

"sehvet" olmadigini göstermektedir.

Hz. Peygamber'in çok evlenmesinde, siyasi amaçlarin agirlikta oldugunu düsünüyoruz.

Örnegin, Hz. Aise ve Hz. Hafsa ile evlenerek, Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer'le iliskilerini

güçlendirmistir. Beni Mahzum'dan Ümmü Seleme ile evlenerek, Islam'a en büyük düsmanligi

yapan Ebu Cehil'in kabilesinin düsmanligini önlemistir. Ümmü Habibe ile evlenerek, Mekke

lideri olan babasi Ebu Süfyan'la iliskilerini yumusatmaya çalismis, bir daha savasta

kendisinin karsisina çikmamasini saglamistir. Benî Nadir liderinin kizi Safiyye ile

evlenerek Yahudilerin düsmanligini azaltirken, Benî Mustalik'in liderinin kizi Cüveyriye

ile evlenerek de, bu kabilenin Islam'a girmesini saglamistir. Meymune, ile evlenerek

Meymune'nin kiz kardesinin evli oldugu ünlü kabile lideriyle bacanak olmus ve onlarla

yakinlik saglamistir. Zeynep b. Cahs'la evliligini, bir Cahiliyye adetini yikmak için Allah

istemis ve Kuran'da bu konuyla ilgili ayetler indirmistir. Diger hanimi Zeynep binti

Huzeyme ise, Hevazin'in çok güçlü bir kabilesine mensuptur.

Kisaca zikrettigimiz bu politik sebeplerin bile onun evliliginin "sehvefile ilgili

olmadigini göstermeye yetecegi kanaatindeyiz.

B. Hz. Aise'nin Evlilik Yasi Konusundaki Görüslerin Tenkit ve Tahlili

Hz. Aise'nin Hz. Peygamber ile evlilik yasi konusundaki tartismalari maddeler halinde

verip, her bir madde içinde; bu görüslerin elestirilerini yaptiktan sonra, kendi görüs,

degerlendirme ve cevaplarimizi da ayni madde içinde belirtecegiz.

Mevlana Sibli "Asr-i Saadet" isimli eserinde; Hz. Aise'nin dogum tarihi ile ilgili

bilgilerin güvenilir olmadigindan hareketle evlilik yasini tespit etmeninde mümkün

olamayacagini, dolayisiyla rivayetlerde belirtilen yasin, kuskulu oldugunu söylemistir.Ayni

görüse Riza Savas'da katilmaktadir.Islam tarihi kaynaklarinda, hiçbir sahabînin dogum

tarihi konusunda net bir bilgi yoktur. "Asri Saadet" isimli esere yaptigi (ilave)

açiklamalarda Ö. Riza Dogrul'un da belirttigi gibi, o dönemde, bugünkü gibi nüfus daireleri

yoktu ve kimsenin dogum kaydi yapilmiyordu. Nitekim günümüzde bile, özellikle kirsal

kesimde, dogan çocuklarin dogum kaydi yapilamamakta, çocuklarin ailelerine çocugun yasi

soruldugunda, tarih olarak "ekinler biçildigi zamanda, narlar kizardiginda, bir kis günü

veya su önemli olay oldugunda dogdu " seklinde cevaplar alinmaktadir.O dönemde bütün

sahabilerin yaslari, genelde ölüm zamanindaki yaslarina göre hesaplaniyordu. Bu ilkeden

hareketle, Hz. Aise'nin vefat tarihinden, yasi çikarildiginda yaklasik olarak dogum tarihi

bulunabilir. Islam tarihçileri, Hz. Aise'nin vefat tarihi olarak genelde H. 58 yilini,

vefati sirasindaki yasi olarak da 66 yasini vermektedirler. Bir kismi, vefat tarihi olarak

H.56-59'u, vefati sirasindaki yasi olarak da 65-67 yi belirtseler de, çogunlugu birinci

görüste müttefiktirler.11 Böylece Hz. Aise'nin vefat esnasindaki yasindan, vefat tarihini

çikardigimizda (66-58=8) Hicret sirasinda Hz. Aise'nin yasinin 8 oldugu ortaya çikar.

Hicretten bir yil sonra evlendigine göre ise evlilik yasi 9 olacaktir. 12 Ibn Kesir bu

yasta evlendigi konusunda hiçbir ihtilafin olmadigini belirtir.

Hicretin ilk yilinda evlendigi sirada 9 yasinda olduguna göre, dogum tarihi Nübüvvet'in IV.

yilina tekabül etmektedir. Hz. Aise'den gelen "Ben kendimi bildim bileli Islam in içindeyim

" sözü de bunu kanitlamaktadir.

Ö. Riza Dogrul, Hz. Aise'nin vefat ettigi sirada 74 yasinda oldugunu belirtse de bu rakami

(yasi), tarihsel olarak kabul etmek mümkün degildir. Çünkü hiçbir tarihi kayitta Hz.

Aise'nin bu yasta vefat ettigi belirtilmemektedir. Müellifin, Hz. Aise'nin 74 yasinda

öldügü konusundaki görüsü yalnizca Hz. Aise'nin 17 yasinda evlendigi görüsünü esas alarak

yaptigi yanlis bir kiyaslamanin sonucudur.

Sonuç olarak Hz. Hatice'nin Nübüvvetin 10. Yilinda vefat etmesi üzerine Havle'nin teklifi

ile söz kesilmis ve Hicretin I. Yilinda ise evlilik gerçeklesmistir. Bizzat Hz. Aise'den

gelen rivayetlerde 6 yasinda sözlendigi ve 9 yasinda da evlendigi belirtmektedir.

Ö. Riza Dogrul, Hz. Aise'den nakledilen "Ben Mekke'de oynayan bir çocuk iken Hz. Peygambere

"Hatta onlarin vadeleri kiyamettir ve kiyamet ise daha dehsetli ve daha acidir."

(Kamer 46) ayeti inmisti" seklindeki Hz.Aise'den nakledilen bu rivayeti delil alarak özetle

sunlari belirtir;

" Bu yasta bir çocugun bu ayetleri ezberlemesi, müsriklere aci azabi müjdeleyen bu ayetleri

anlamasi, Müslümanlarin basindan geçen buhranli vakalarla bu kadar alakadar olmasi ruhen ve

fikre mümkün degildir. Bunu kabul etmeye imkan yoktur. Ne kadar zeki olursa olsun bu yasta

bir çocuk Kur'anla bu kadar alakadar olamaz. Ayrica Kamer suresinin boykot yillarinda

inmesi mümkün degildir. Çünkü bu konuda mucize gösteriminin gerçeklese¬bilmesi için

Müslümanlarin müsriklerle görüsmeleri lazimdir. Öyleyse bu surenin Müslümanlarin iskence

yillarinda inmesi gerekir. Bu yillarda Hz. Aise hin çocuk oldugunu kabul etsek bile bu

durumda Hz. Aise peygamberlikten önce dogmus demektir" seklinde görüslerini aktarmaktadir.

Bu görüsü Riza Savas da paylasmaktadir.

Yazarin kendi görüsünü desteklemek için delil olarak ileri sürdügü Hz. Aise'den nakledilen

bu rivayet, aslinda yazarin görüslerinin aleyhine bir delil olarak alinabilir. Bu yasta bir

çocugun söz konusu ayetin ne sekilde indigini bilmesi degil, bilememesi mümkün degildir.

Çünkü bu yas grubundaki çocuklar, o dönemdeki bir olayi rahatlikla anlayabilecek ve

kavrayabilecek bir çagdadir. Günümüzde de, 5-6 yaslarinda hafiz olmus çocuklar

görebilmekteyiz.

Kaldi ki Dogrul; "Alti yasinda bir çocuk ne kadar zeki olursa olsun nihayet çocuktur. Bu

ayetlere nüfuz edemez" seklinde açikladigi paragrafta bu sözleri aktarirken ayni paragrafta

Hz. Aise'nin Nübüvvetin gelisinden 2 veya 3 yil önce dogdugunu, Kamer suresinin de

Nübüvvetten sonra IV. Yilda indigini belirtmistir. Bu durumda kendi hesabina göre bile bu

ayet indiginde Hz. Aise 6 veya en fazla 7 yasinda olmaktadir. Böylece müellif kendi de

çeliskiye düsmektedir. Ayrica Kamer suresinin boykot yillarinda, yani Nübüvvetin 8-10.

senelerinde indigi ifade edilmistir. Demek oluyor ki bu ayet indiginde Hz. Aise en az 5 en

fazla 7 yaslan arasindadir. Çünkü boykot yillari Islam'in gelisinin 8. veya 10. yillari

arasinda olmustur. Kamer suresi de boykot yillarinda indigine göre Hz. Aise sure indiginde

en azindan 5-6 yaslarindadir. Bu yasta biri de ayetleri rahatlikla ezberleyebilir ve

anlamlarini kavrayabilir.

Yazarin; "bu sûre boykot yillarinda inemez, çünkü Müslümanlar müsriklerle

görüsmüyorlardi"22 seklindeki iddiasi da dogru degildir. Çünkü, Müslümanlara bu dönemde,

Haram Aylarda, 4 ay boykot uygulanmiyordu.23 Bu dört ay içerisinde müsriklerle

görüsüyorlardi ve Kamer suresi de bu dönemde, boykot yillarinda, Mina'da iken inmistir.

Dolayisiyla Dogrul'un bu yaklasimi da isabetli degildir.

Riza Savas, Hz. Aise'nin; "Kendini bildi bileli anne-babasinin dine inandiklarini" belirten

ve devaminda, Hz Ebu Bekir'in Habesistan'a hicret etmek üzere yola çiktigini anlatan

rivayeti delil göstererek, Hz Aise'nin bu olayi nakledebilmesi için, yasinin bu olayi

gözlemleyecek kadar büyük olmasi gerektigi sonucuna varmaktadir. Olayi Hz. Aise'nin daha

sonra birilerinden nakletmis olabilecegi seklindeki bir yorumun ise, ancak rivayeti ikiye

bölerek (I.kisimla II. kismi birbirinden ayirarak) yapilabilecegi, bunun da yanlis oldugu

kanaatindedir.

Fakat rivayetin ilk bölümü de, Hz. Aise Nübüvvetten sonra dogmus oldugunu apaçik

göstermektedir. Rivayetin II.kismi ise, muhtemelen Hz. Aise'in yaptigi bir mürseldir. Ayni

rivayetle ilgili Dogrul, Hz. Aise'nin, "Kendini bildi bileli anne-babasinin dine

inandiklarini" belirten rivayeti delil alarak, bu rivayetin Hz. Aise'nin Nübüvvetten sonra

dogdugunu gösteremeyecegini, bilakis Hz. Ebubekir'in Nübüvvet gelmeden önce de putperest

olmadigini Hanif oldugunu, bundan dolayi bu rivayetin onun Nübüvvetten sonra dogdugu

konusunda delil alinamayacagini, belirtmektedir.

Halbuki rivayete iyi baktigimizda, bu yorum ikiyönden geçersizdir. Birincisi; hadisteki Din

kelimesi "ed-Din" seklinde marife olarak kullanilmistir. Bundan da Islam'i kastettigi

anlasilmaktadir. Ikincisi ve daha önemlisi; Hz. Aise rivayetin devaminda bu dinin Islam

dini oldugunu ve çocuklugunda Hz. Peygamber'in devamli kendilerine geldigini anlatarak,

kendisinin Nübüvvetin geldigi dönemde dogdugunu açiklamistir. Rivayette yer alan vurgu,

onun Islam döneminde dogdugunu belirtmektir. Böylece, rivayette zikredilen yasin dogrulugu

ortaya çikmis olmaktadir.

Riza Savas ve Dogrul, Hz. Aise'nin ablasi Hz. Esma'nin, Hicret sirasinda 27 yasinda

olmasindan hareketle, ablasindan 10 yas küçük olan Hz. Aise'nin de buna göre 17 yasinda

olacagi sonucuna ulasmaktadirlar. Hz. Aise de hicretten hemen sonra evlendigine göre,

evlendigi sirada 17-18 yaslarinda olmasi gerektigi görüsünü dile getirmektedirler.Simdi bu

görüsü incelemeye çalisalim.

Öncelikle Hz. Aise'nin vefati sirasinda kaç yasinda öldügünü tespit edebilirsek evlendigi

esnada ki yasini tespit etmek kolaylasacaktir. Daha öncede aktardigimiz gibi tarihçiler Hz.

Aise'nin H. 58 yilinda 66 yasinda vefat ettigini kabul etmektedirler.30 Buna göre eger H.58

de Hz. Aise 66 yasinda vefat ettiyse, Hicret sirasinda 8 yasinda ve evlendigi sirada H. I.

yilda 9 yasinda olacaktir.(66-58=8, 8+1=9)

Ayni hesaplama yöntemini ablasi Hz. Esma'ya da tatbik edersek, Hz. Aise vefat ettiginde (H.

58) Hz. Aise'den 10 yas büyük olan Hz. Esma'nin 76 yasinda olmasi gerekir. (66+10=76)

Hz.Aise vefat ettiginde, yani H.58 de 76 yasinda olan Hz. Esma, Hicret sirasinda 18

yaslarinda, 10 yas küçük olan Hz.Aise ise 8-9 yaslarinda olacaktir.(76-58= 18)

Hicret sirasinda 27 yasinda oldugunu savunan yazarlar, Hz. Esma'nin ölümü esnasindaki

yasindan yola çikarak bu sonuca varmaktadirlar. Simdi bu konuyu biraz daha genis bir

sekilde inceleyelim. Hz. Esma'nin H. 73 yilinda öldügü kesindir. Bu konuda tarih

kitaplarinda hiçbir ihtilaf yoktur. Öldügü esnadaki yasi konusunda bazi bilginler 100

rakamini verseler de kaç yasinda öldügü konusunda ihtilaf vardir. Hz. Esma, oglu Abdullah

b. Zübeyr'in Haccac tarafindan sehit edilmesinden birkaç ay sonra vefat etmistir.Hz

Esma'nin ölüm yasi konusunda ihtilaf bulundugundan bazi bilginler, Arapça'da genel de

40,70,100 gibi sayilarin çok¬luktan kinaye olarak kullanilabilecegi prensibinde oldugu

gibi, 100 yasinda öldügünü bildirmislerdir. Yani, bu bilgiyi veren bilginlerin kasitlari

Hz. Esma'nin uzun süre yasadigini belirtmektir. Yoksa net olarak tam yasini vermeyi degil.

Örnegin, muhakkik bilginlerden, Ibn Imad ve ez-Zehebi bu süpheli bilgiden dolayi

Hz.Esma'nin 90 yasinda veya bunu biraz asmis bir yasta vefat ettigini belirtirler.

Bu hususta söyle bir hesaplama yaparsak konu daha da netlesebilir: Hz.Aise'nin vefat ettigi

H. 58 den Hz. Esmanin vefat ettigi H. 73'e kadar geçen 15 yillik süreyi Hz. Esma'nin H. 58

deki yasina ekledigimizde Hz Esma'nin yasi vefat ettigi sirada 91 eder. (76+15=91). Bu da

gösteriyor ki Hz. Esma vefat ettiginde 91 yaslarida olmaktadir ve 100 yasinda olmasi mümkün

gözükmemektedir. 91'den öldügü tarih olan H.73 ü çikardigimizda (91-73=18) Hz. Esmanin

Hicrette, yani Hz.Aise'nin evlendigi yilda 18-19 yaslarinda oldugunu buluruz. Hz.Esma ile

Hz.Aise arasindaki yas farki 10 yas olacagina göre Hz. Aise'den nakledilen ve bütün

tarihçilerin müttefik oldugu "6 yasinda sözlendim 9 yasinda evlendim" ifadesinin dogru

oldugu ortaya çikar.

Bütün bunlara ilaveten sunu da söylemek mümkündür; O. Riza. Dogrul'un görüsüne göre,

Hz.Esma Hicrette 27 yasinda olmaktadir. Biliyoruz ki Hz. Esma Hicret sirasinda ilk çocuguna

hamile idi. Kizlarin çocukken nisanlandigi, 9-10 yaslarinda evlendigi bir yörede, 27

yasinda evlenerek ilk çocugu dogurmak oldukça geç bir yastir. Günümüzde bile kizlar küçük

yasta evlenebilmekte¬dir. O gün için, sicaktan dolayi ergenligin erken yaslarda basladigi

bir yöre de, Mekke gibi, çok evli¬ligin yaygin oldugu ve kadinlarin hiçbir zaman bu yasa

kadar bekâr kalmadiklari bir bölgede, Hz. Esmanin 27 yasinda evlenmesini kabul etmek

oldukça zor, hatta muhaldir diyebiliriz. Söz konusu yas o günkü sartlarda, torun sahibi

bile olunabilen bir yastir. Çünkü daha sonraki dönemlerde de kizlar, çocuk denecek yasta

evlendiriliyorlardi.

Özetle tarihi rivayetlere dayanarak yaptigimiz hesaplara göre Nübüvvetten 6 yil önce dogan

Hz.Esma, Hz. Aise dogdugunda 10 yas civarindadir. Hicrette ise, genç bir kadin olarak Hz.

Peygambere erzak tasimis ve 18 yaslarinda ilk çocuguna hamile kalmistir. Hz. Aise ise bu

sirada 8-9 yas civarindadir.

Dogrul, Hz. Aise'nin 9 yasinda evlenmedigine bir diger delil olarak; Hz. Peygamber'in, Hz.

Hatice'nin vefatindan sonra evi idare edecek, çocuklara bakacak birisine ihtiyacinin

oldugunu, bu vazifeyi ise 9 yaslarinda bir çocugun yapamayacagini belirterek, bundan dolayi

Hz. Aise ile 18 yaslarinda evlen¬mesinin daha makul olacagini, söylemis ve bu konu¬da

nakledilen Hz. Peygamberin ev islerini görmesi için Sevde ile evlenmesiyle ilgili

rivayetlerin güvenilir olmadigini, sayet bu rivayetler kabul edilse bile Sevde'nin iri,

yasli ve yavas haliyle ev islerini yap¬maya elverisli bir hanim olmadigini belirtmektedir.

Dogrulun görüslerinden yola çikarak, Hz. Hatice'nin vefatindan sonra ev islerini

üstlenecek, çocuklara bakacak birisi lazimsa, neden Hz.Pey¬gamber Hz.Aise ile (yazarin

iddialarina göre Hz.Hatice'nin vefatinda Hz.Aise 15 yaslarinda idi) Hz.Hatice'nin

vefatindan sonra Mekke'de evlenme¬di de, Medine dönemine kadar bekledi? Ev islerini çocuk

bakimini neden ihmal etti? Kaldi ki Hz. Peygamberin en küçük çocugu Hz. Fatima bile Hz.

Aise'den büyüktür. Bu nedenle, Hz. Âise ile evliligi¬ni, çocuk ve ev bakimi gerekçeleriyle

açiklamak kabul edilebilir bir durum degildir.

Ayrıca Hz. Sevde'nin Mekke döneminde, Hz. Hatice'nin vefatından hemen sonra, Hz.

Peygamberle evlendiği sabittir. Bu rivayetlerin güvenilir olma¬dığı şeklindeki yazarın

görüşü pek tutarlı görünme¬mektedir. Çünkü tersine bir rivayet yoktur. Müs¬lim'de geçen

"Şevde Resulullahın benden sonra ni¬kahladığı (tezevvece) ilk kadındı"42 ifadesindeki

"tezevvüc" kelimesi "söz kesmek" anlamında olmalı¬dır. Zira, Hz. Aişe kendisinin söz

kesilmesini anla¬tırken de aynı kelimeyi "tezevvece"yi kullanmakta; "Rasulullah beni altı

yaşımda iken nikah etti (söz kes¬ti), dokuz yaşımda iken de zifafa girdi"demektedir.

Yukandaki bilgileri özetleyecek olursak; Hz. Peygamber, Hz. Hatice'nin vefatından sonra Hz.

Şevde ile hemen evlenmiş, Hicretten sonra da, Hz. Aişe ile evlenmiştir. Doğrul'un iddia

ettiği gibi, Hz. Peygamber'in Hz. Aişe ile evlenme sebebinin ev işlerini yaptırmak

olmadığını şu şekilde de izah edebiliriz:

Hz.Peygamber, Hz. Aişe ile küçük yaşta evlenerek onun, diğer hanımlarından daha iyi bir

şekilde İslamî bilgileri kendisinden almasını ve Müslümanlara aktarmasını amaçlamış

olabilir. Çünkü, diğer hanımları, hem yaşları hem de zeka seviyeleri bakımından Hz. Âişe

ile kıyaslanamazlar. Hz. Âişe'nin, erken yaşlarda peygamber hanesine girmesinin en önemli

nedeni bu olmalıdır diye düşünüyoruz. Bu küçük ve zeki kız sayesinde diğer sahabenin

göremedikleri Hz Peygamber'in evinde meydana gelen olayların, özellikle kadınlarla ilgili

özel meselelerin, Müslümanlara aktarılmasını ve Hz.Peygamber'in Müslüman kadınlarla olan

bilgi alışverişini o sağlamıştır. Bundan dolayı, kaynaklarımızda yer alan İslam'i

bilgilerin neredeyse tümü Hz. Aişe'den gelmiştir, diyebiliriz.

Hz. Âişe'nin üstlenmiş olduğu bu görevi diğer hanımları üstlenemez miydi, şeklindeki bir

soruya şu şekilde cevap verebiliriz: Hz. Peygamberin diğer hanımları, daha önce birkaç

evlilik hayatı geçirmiş, zeka olarak yorulmuş aynı zamanda yaşlanmış olan kadınlardı. Bir

kısmının, coçuk sahibi olmak gibi, zihinsel anlamda önemli meşguliyetleri de bulunuyordu ki

bu durum, Hz. Âişe'nin bilgi edinmedeki konumu ile kıyaslandığında, hanımlar arasındaki

fark daha iyi görülebilir. Hz.Aişe ise, özel yetenekleri, diri zekası ile müstesna bir

kadın olarak, İslam'ın bütün Medine dönemi hadiselerini gözlemlemiş ve bizlere aktarmıştır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız Hz. Âişe'nin meziyet ve gayretleri konusunda "Siret

Ansiklopedisi" yazarı Afzalurrahman şunları aktarmaktadır:

"Hz. Peygamberle erken yaşta evlenen Hz.Âişe'nin eğitim ve talimi bizzat Hz.Peygamber'in

rehberliği ve nezareti altında gerçekleşti. Hz Aişe çok zeki, tecessüs sahibi, hıfzı

kuvvetli, çok çabuk öğrenmeye kabiliyetli idi. Hz.Peygamberden ne görüp duydu ise onu

hatırladı ve başkalarına nakletti. Bu sebeple Hz.Peygamber ona çok yakınlık duydu ki her

söylediğini dinleyip izlesin ve yaptığını daha hevesli yapsın. Böylece Hz.Aişe, İslam

prensiplerini ve Resulün sünnetini diğer hanımlarından daha fazla öğrendi ve hafızasında

tuttu. O, bu ilmi Hz.Peygamberden sonra yaklaşık 45 yıl kadar anlattı. Hz.Peygamberden 2210

hadis rivayeti ile en fazla hadis rivayet eden altıncı sahabi olmuştu". Bütün bunlardan Ö.

Rıza Doğrulun öne sürdüğü gerekçelerin, isabetli olmadığı anlaşılmaktadır.

Doğrul, bir önceki maddede anlattığımız Hz. Âişe'nin bilgisi, kabiliyeti ve İslam'i

bilgilerdeki büyüklüğünü genişçe anlatarak; "Bütün bunları 9-18 yaş arasında bir çocuk

öğrenemez. Bu evliliğin 18-27 yaş arasında olması daha makul değil midir?'' şeklinde bir

akıl yürütmeğe girmiştir.

Böyle bir akıl yürütmenin zorlama olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, bunun için çocukların

zeka ve öğrenme yaşına baktığımızda, çocuk eğitimcilerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği

ve dünyada hemen hemen her yerde uygulanan öğrenme yaşı 7-20 yaşları arası olduğunu

görürüz.

Bu yaşlar, genelde çocukların her bilgiyi toplama çağıdır. Yirmi yaş sonrası ise, artık

bilgileri değerlendirme çağı başlamaktadır. Bir de sıcak iklimde çocukların bedensel ve

zeka bakımından erken geliştikleri düşünülürse, öğrenme yaşının birkaç yıl daha düştüğü

görülecektir. Buna göre, Hz. Âişe'nin Hz.Peygamberle birlikte yaşadığı (9-19) yaşları

arası, onun öğrenmek için en müsait olduğu yaşlardır diyebiliriz. Hz. Peygamber'den sonra

ki döneminde, elde etmiş olduğu bilgileri diğer Müslümanlara 45 sene boyunca aktarmıştır.

Hz. Âişe'nin Hz. Peygamberle nişanlanmadan önce, Cubeyr b. Mutim'in oğlu ile

nişanlanmasından hareketle Doğrul, bu nişanlanmanın nübüvvet geldikten sonra olamayacağı,

çünkü İslam'a göre müşrike kız verilmeyeceğinden dolayı bu nişanın nübüvvet gelmeden önce

vuku bulması gerektiğini, bunun sonucu olarak da Hz. Âişe'nin İslam'dan önce doğduğunu

iddia etmiştir.

Bu iddia da iki yanlış tespit etmekteyiz: Birincisi, aktarılan rivayetteki Hz. Âişe ile

nişanlanan şahıs Cubeyr b. Mutim'in oğlu değil, bizzat Cubeyr'in kendisidir." Yani Hz.

Aişe, Mutim b. Adiyy'in oğlu Cubeyr ile nişanlanmıştır. Yazar burada bir isim yanlışlığı

yapmıştır.

ikincisi ve daha önemli hatası ise, nübüvvetin gelişinden sonra müşrike kız verilmeyeceği

görüşüdür.Halbuki Mekke döneminde böyle bir yasak yoktu. Bu yasağı bildiren ayet Medine'de

inmiş ve bu nedenle sahabe müşrik eşlerini boşamışlardı. Ancak Mekke döneminde, sadece

Hz.Ebubekir değil, Hz.Peygamber bile İslam'ın en büyük düşmanı olarak Kuran'da ismi

zikredilen Ebu Leheb'in iki oğluna iki kızını vermiş ve Nübüvvet geldikten sonra da Ebu

Leheb oğullannı zorlayıp bu iki kızı boşatıncaya kadar boşatmamıştı.

Müslümanlar için durum böyle olduğu gibi. Müşrikler için de böyle bir yasak bahis mevzu

değildi. Mekke'de bu yasak ilk defa Haberu's-Sahife olayında: yani, Mekkelilerin

Müslümanlara boykot yaptıkları sırada gündeme gelmiş ve Müslümanlarla kız alışverişini

durdurmuşlardı. Fakat Hz.Sevde'nin Hz. Peygamber ile evliliğinde olduğu gibi, boykottan

sonra da bu yasağa uyulmuyordu. Nitekim Hz.Şevde nin müşrik olan babası nübüvvetin 10.

Yılında Hz.Peygamberi beğendiği ve kızına denk bir insan gördüğü için onunla evlendirmişti.

Doğu toplumlarında, ülkemizde de olduğu gibi. çocukların küçük yaşta "Beşik Kertmesi'" adı

altında sözlenmeleri oldukça yaygındır. Hz. Ebû Bekir gibi Mekke'nin saygın iş adamlarından

birinin kızını, almak isteyenlerin çok olacağı muhakkaktır. İşte Hz. Aişe'nin Cübeyr ile

sözlenmesi de bu kabil bir söz kesme olayıdır, diyebiliriz. Dolayısıyla, O. Rıza Doğrul"un

söz konusu nişanlanmadan hareketle. Hz. Aişe'nin yaşının büyük olması gerektiği şeklindeki

çıkarımına katılmıyoruz.

Doğrul. Hz. Aişe'nin nişanlısı Cubeyr b. Mutim'in annesinin Hz.Ebubekir'e "eğer bu kız

benim evime girerse oğlumu atalarının yolundan çıkarır" demesini54 delil getirerek,

Hz.Aişe'nin dînî et¬kinliğinden dolayı nişanın bozulduğunu söylemiş ve bu nişanın

nübüvvetten önce vuku bulduğunu dolayısıyla da Hz. Aişe'nin yaşının rivayetlerde zikredilen

yaştan büyük olduğu sonucuna ulaşmıştır.Bir kısım yazarlar da bu görüşte ona

katılmaktadırlar.

Doğrulun bu yaklaşımı, yukarıda açıkladığımız üzere kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi.

Ibn Hanbel'den naklettiği. Cübeyr b. Mutim'in annesinin Hz.Ebubekir'e söylediği sözün

tercümesi de yanlıştır. Bu yanlış tercüme. Doğrul'un rivayetten yanlış sonuç çıkarmasında

etkili olmuş olmalıdır. Ibn Hanbel'deki rivayetin tercümesi şöyle olmalıdır: "Ey Ebubekir!

oğlumuzu senin kızınla evlendirdiğimizde, sen onu yeni dinine sokmak istersin " Doğrulun

yaptığı tercümeden, kadının oğlunu yeni dine sokacak şahsın Hz. Aişe olduğu anlaşılırken,

rivayetin doğru tercümesinde söz konusu şahsın Hz.Ebubekir olduğu anlaşılmaktadır. Bizim

tercümemize göre kadının korktuğu şahıs Hz.Aişe değil, bilakis Mekke döneminde birçok

kimsenin hidayete ermesine sebep olan Hz.Ebubekir'dir. Kadın bundan dolayı oğlu Cübeyr'in

Hz. Aişe ile evliliğini bozmuştur. Onunkorkusu oğlunun Hz. Ebubekir'in etkisine girmesidir.

Doğrul ayrıca bu rivayeti kabul edip kendisine delil olarak aktarırken, aynı rivayetin

birkaç satır sonrasında yer alan; Hz. Aişe'nin 6 yaşında Hz.Peygamberle sözlendiği

ifadelerini maalesef göz ardı etmektedir.

Rıza Savaş'da aynı rivayetten yola çıkarak, Cübeyr'le nişanın Hz. Ebu Bekir'in faal olarak

tebliğe başlamasından önce olduğunu, buradan da nişanın bozulduğu nübüvvetin 10. yıllarında

Hz Aişe'nin 14-15 yaşlarında olabileceği sonucuna varmaktadır. Bu tespiti esas kabul

edersek akla şu soru gelmekte¬dir: Eğer bu nişan nübüvvetten önce veya en azın¬dan

nübüvvetin ilk yıllarında yani Ebu Bekrin faal olarak tebliğe başlamadığı yıllarda oldu

ise. neden Cübeyr in ailesi Hz.Hatice'nin vefatına kadar 10 yıl bekledi? Nübüvvetin 10.

yılına kadar beklemeden bu nişanı daha önce bozması gerekmez mi idi? Bu gerekçeye göre daha

önce bozmaları gerekiyordu. Bu konudaki bir diğer görüş de. Hz. Aişe'nin ifk hadisesi

sırasında Hz.Peygambere karşı sarfettiği sözlerin o sıralarda 15 yaşlarında, olgun olmayan

bir kızın söyleyebileceği sözler olmadığı, dolayısıyla Hz Aişe'nin yaşının daha büyük

olduğu iddiasıdır.

Bu iddia, tamamen sübjektiftir. Çünkü, insanın önemli sözler söylemesi, yine önemli işler

görmesi kişiye ve yaşa göre değişir. Örneğin, çeşitli sanat ve felsefe alanında çok küçük

yaşlarda, ileri zeka seviye¬si gösterenler her zaman var olmuştur. Bu nedenle. Hz. Aişe on

beş yaşında böyle önemli sözleri sarf edemez demenin bir delili yoktur. Ayrıca bu tezin,

bilimsel bir dayanağı da söz konusu değildir.

Bu yaşlarda o sıcak bölgede genç kızlığının tam zirvesinde olan üstelik 6 yıldır Hz.

Peygamberin yanında yaşayan, daha önce de Hz.Ebubekir gibi İslam'ın en önemli

şahsiyetlerinden birinin yanında bulunan bir kimse bu sözleri rahatlıkla söyleyebilir.

Üstelik bu kimse Hz.Aişe gibi gayet kabiliyetli, zeki bir kimsedir.

Rıza Savaş, Hz. Aişe'nin abisi Abdurrahman b. Ebi Bekir'le aynı anneden doğduklarını göz

önüne alarak, iki kardeş arasındaki yaş farkını Hz. Aişe'nin yaşının tespitinde delil

olarak kabul etmiştir. Ona gö¬re, o dönem şartları içinde iki kardeş arasındaki yaş

farkının 10 yaş kadar olamayacağı, ancak 1-2 yaş olabileceği tezinden hareketle, Hz.

Aişe'nin de 18 yaşlarında olacağı belirtmektedir. Çünkü, Abdurrah¬man b. Ebî Bekrin Bedir

Savaşı'nda 20 yaşların¬dadır. Buna göre, aralarında 1-2 yaş fark bulunması

gereken Hz. Aişe de, 18 yaşlarında olmalıdır.

Rıza Savaş'in yukarıdaki tezini, o günkü Arap toplumunda yaygın olan çocuk edinme koşullan

içinde makul kabul etmek gerekir. Ancak genel olan bu durumun, her özel durum için de aynı

şekilde değişmez bir yasa imiş gibi kabul edilmesi, bilimsel olmadığı gibi. delil olarak da

kabul edilemez. Bu sadece tahmini bir varsayımdır. Bir bilgiye/belgeye dayanmamaktadır.

Çünkü, bir kadından doğan çocuklar arasındaki yaş farkının şu ya da bu miktarda olmasını

sağlayacak bir çok neden olabilir. Bu nedenleri tespit etmeden, yukarıdaki gibi, sadece

belirli bir adeti öne sürerek iddiada bulunmak, kabul edilebilir bir durum değildir. Bu

nedenle, Hz. Âişe'nin yaşının büyüklüğünü, söz konusu yaklaşımla ispatlamak mümkün

gözükmemektedir.

Dozy gibi müsteşrikler, 54 yaşlarında bir adamla, küçük bir kız çocuğunun evliliğini garip

görüldüğünü belirtirlerken bazı yazarlarda insanlık tarihi boyunca böyle bir evliliğin

olamayacağını söylemişlerdir.

Dozy kendi kültürünün tesirinde kalarak konuyu değerlendirmiş ve yadırgamışür. Biz bu

iddialara, hem o dönemden, hem de günümüzden örnekler vererek cevap vermek istiyoruz. O

dönemde bu tip evlilikler çoktu. 60 yaşlarındaki Halife Ömer'in Hz. Ali'nin çocuk yaşta

baliğ olmamış kızı ile evlenmesi o dönemde bu yaş farkının problem olmadığını gösterir.

Zehebi'nin naklettiği şu rivayet bu konuda ilginç bir örnektir. Amr b.el-As. oğlu Abdullah

b.Amr dan tam 11 yaş büyüktür.63 İbni Hacer bu yaş farkını 12 olarak verir. Bu rivayete

göre. Amr yaklaşık 10-11 yaşlarında evlenmiş olmalıdır. 10 yaşında erkeklerin evlilik

gerçekleştirebildiği bir yörede, daha erken ergenliğe giren kızların 9 yaşında evlilik

yapması kadar normal bir şey olamaz. Yine 53 yaşlarındaki Hz.Ebubekir'e Hz. Ömer'in 20

yaşlarındaki kızı Hafsa'yı teklif etmesi yaş farkının o dönemde pek de garip

karşılanmadığını göstermektedir.

Ergenlik yaşının yüksek olduğu ülkemizde bile kırsal kesimlerde kızlar 12-15 yaş arası

evlenebilmektedir. Arabistan bölgesinde ise ergenliğin 8 yaşlarına kadar düştüğünü ve

kızların 20 yaşlarında biyolojik gençlik çağını bitirme noktasına geldiğini biliyoruz.

Arap kültüründe yer alan bu durumun günümüzde de devam ettiğini, Kur'an Mesajı adlı eserin

yazarı Muhammed Esed'in Medine'de iken, başından geçen evlilik göstermektedir. Bu

evlilikte, ileri yaşlardaki Esed, 11 yaşlannda bir çocukla evlendirilmiştir. Buna itiraz

eden Esed'e Araplar şöyle demişlerdir: "Kız kocasının evinde büyür".

Günümüzde ergenlik çağı yüksek olan Batı ve ABD gibi soğuk bölgelerde bile 9-10 yaşlarında

bakire bir kız çocuğu bulmanın çok zor ve bu yaşlardaki çocukların serbestçe cinsel ilişki

içerisinde olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle insanlık tarihinde, Hz. Peygamberin

evliliğinde olduğu gibi bir evlilik olmadığını iddia etmek, bilimsel değildir.

Bu yaşlarda evliliğin halen Batıda ve ABD'nin kırsal kesiminde uygulandığı bilinmektedir.

Yapılan tespitlere göre Batı gibi soğuk ülkelerde bile ergenlik yaşları, çok küçük yaşlara

kadar düşmüştür. Bu gerçekler göz önüne alındığında, Hz. Peygamber in o yaşta bir kız ile

evliliğini garip karşılamamak gerekir. Nitekim Rodinson, Dermenghem, Caetani, gibi bir

kısım Oryantalistlerde Hz.Aişe'nin evliliğinin o dönem şartları içerisinde normal olduğunu

belirtmişlerdir. Ayrıca insaflı Oryantalistlerden Watt; "Arabistan bölgesinde kızlar erken

geliştiği için Âişe'nin bu yaşta evliliği normaldir" demektedir.

Burada şu noktayı da zikretmeliyiz; eğer Hz.Peygamberin bu evliliği içinde yaşadığı toplum

tarafından garip bir evlilik olarak karşılanmış olsaydı, Hz.Peygamber aleyhinde en küçük

eksikliği dahi kaçırmayan Mekkeliler bu durumu dillerine dolayacaklar ve Hz. Peygamber

aleyhine kullanacaklardı. Fakat, bu doğrultuda her hangi bir şey kaynaklarda

nakledilmemektedir. Ayrıca Hz. Aişe, Hz. Peygamberden önce Cübeyr'le nişanlanmıştı, yani,

Hz.Peygamber ile nişanlanmasından daha küçük bir yaşta iken yapılmış olan bu tür evlilikler

ya da nişanlanmalar, o günkü koşullarda doğal karşılanıyordu. Hatta daha küçük yaşlarda da

olabiliyordu. Hz. Peygamberin Hz. Aişe ile 9 yaşında evlendiğiyle ilgili rivayetleri

destekleyen başka rivayetler de vardır. Söyle ki: Hz. Aişe, evlendikten sonra kız

arkadaşlarıyla oyunlar oynadığı ve oyuncakları olduğunu söylemiştir. Eğer iddia edildiği

gibi 18 yaşında evlenmiş olsaydı, bu yaşlarda bir kadının oyuncaklarla oynaması normal ve

makul bir davranış olamayacağından, bu konudaki rivayetlerin kabulü imkansız olurdu. Oysa

bu rivayetler sahih olarak nakledilmiştir. Bu rivayetlerin bazdan şöyledir:

"Ben sokakta oynarken annem çağırdı, eve kapattı ve evleneceğimi anlattı '

"Ben Peygamberle evliyken evde arkadaşlarımla oynardım. Hz. Peygamber gelince arkadaşlarım

kaçardı. Hz.Peygamber gider onları toplar benimle oynamaları için gönderirdi

"Ben evde arkadaşlarımla oynuyordum. Hz.Peygamber geldi. Oyuncaklarımı kastederek bunlar

nedir ey Aişe" dedi. Ben de ''Süleyman in atları"dedim.

Bu rivayetlerden hareketle. Hz. Aişe:nin 18 yaşında evlendiğini iddia edip. sonra da

Hz.Aişe'nin çocuklarla oyuncak oynadığı, oyuncakları olduğu. Hz.Peygamberin ona sokaktan

arkadaş gönderdiğini kabul etmenin bir tenakuz olduğunu söylememiz gerekir.Sonuç olarak bu

rivayetleri dikkate alarak, çocuk yaşta evlendiği Hz. Aişe'yi, Hz.Peygamber hem eğitmiş,

hem de İslamî bilgiler ile yetiştirmiş ve bu arada onun çocukça isteklerine karşı da

anlayış göstermiştir.

Konu ile ilgili bir diğer iddia da: Hz. Aişe'nin 9 yaşında evlenmiş olduğuyla ilgili

rivayetlerin gayet az ve şaz olduğundan hareketle, onun 17-18 yaşlarındayken evlenmiş

olması gerektiği şeklindedir.

Hz. Aişe'nin 9 yaşında evlenmiş olduğu rivayetlerini, az ve şaz olmakla eleştirerek kabul

etmeyen yukarıdaki iddia, kendisinin ileri sürdüğü. Hz. Aişe'nin 17-18 yaşlarında

evlendiğine dair hiçbir rivayet yoktur. Yani şaz bir rivayet bile yoktur. Dolayısıyla, söz

konusu iddia sadece bir varsayımdan ibaret kalırken. 9 yaşında evlendiğine dair ise bir çok

rivayetler bulunmaktadır. Bizzat olayın kahramanı Hz. Aişe'nin ağzından 6 yaşında

nişanlandığı. 9 yaşında evlendiğine dair bir çok tarihi bilgilerin de varlığı tezimizi

güçlendirmekte ve desteklemektedir. Bu konudaki tartışmaları noktalamadan önce şu konuyu da

aktarmakta fayda mülahaza görüyoruz. Eğer 9 yaş rivayetlerini esas alırsak, bu noktada 9

yaşında evlendiği bir kızı 18 yaşında dul bırakmak ve Kuran da ki yasak gereği bir daha

evlenememe-sine sebep olmak zulüm değil midir? şeklindeki bir soru akla gelebilmektedir.

Hz Aişe'nin 18 inde dul kaldığı doğrudur. Öncelikle 9 yaşında evlenen bu kızdan yani Hz.

Aişe'den böyle bir pişmanlık hakkında bir rivayet göremediğimiz gibi bu evlilikten ötürü

bir çok kazancı olduğunu kendisi aktarmaktadır.

Kimse ne zaman öleceğini bilemez. Nitekim insanlar çok genç yaşta da ölebilmektedir.

Öyleyse bu düşünce ile mantıklı bir sonuca varmamız mümkün değildir. Ülkemizde bile halen

18-20 yaş arasında kocası ölüp ona sevgisinden dolayı bir daha evlenmeyen pek çok kadın

vardır. Bu Özel bir durumdur, sevgi aşk vs. gibi çok özel şeyler vardır ki bunlar bir

başkasının kendi öznelliği ile asla tenkit edemeyeceği realitelerdir. Ayrıca sevdiği ile

evlenmediğinden dolayı hayat boyu evlenmeyenleri de dikkate alabiliriz.

Ayrıca Hz. Aişe Hz.Peygamberle evlenmeseydi ne kaybederdi? diye düşünmekte gerekir. Eğer

evlenmeseydi onun yanında yetişemez, İslam'i bilgileri sahabelerin kendisine danıştığı

birisi olmazdı. 2210 hadis aktarmazdı. Hatırı sayılır bir fakihe, müfessire. müctehide ve

müftiye olmazdı.

Sonuç

Hz. Aişe'nin Hz.Peygamberle evlendiği evlilik yaşı konusunda klasik kaynaklarda yer alan

onun 18 yaşında evlendiğini savunan bilginlerin görüşlerinin isabetli olmadığı

göstermektedir.

Bu kadar rivayet, sadece yorumla reddedilemez. Rivayetlerin aksine getirilen deliller ise

bilimsel olmaktan ziyade, tepkiseldirler. Dolayısıyla, Hz.Aişe'nin Hz.Peygamber'in hanesine

küçük yaşta girmesinin pek çok hikmet ve hayırlı sonuçları dikkate alınmadan rivayetler

değerlendirilmiştir. Ulaşılan sonuçlar ise tatmin edici olamamıştır.

Bölgenin iklim yapısını ve evlilik kültürünü göz önüne aldığımızda o zaman ve hatta

günümüzde bu tür evliliklerin hiç de garip karşılanamayacağı ortadadır. Onun küçük yaşta

oluşu hiçbir zaman problem edilmemiş, oyuncaklarıyla oynamasına ses çıkarılmadan, onun Hz.

Peygamberle evliliği devam etmiştir.

Bütün bunlardan sonra özetle diyebiliriz ki Hz. Aişe'nin Hz. Peygamberle nişanlandığı yaş 6

dır. Bu da nübüvvetin 10. yılına tekabül etmektedir

Evlendiği yaş 9 dur. Bu da Hicretin I. yılında olmuştur. Genelde rivayetlerde bu noktada

odaklanmıştır. Bu evlilik o zaman hiçbir kimse tarafından garipsenmemiş ve o dönemde

gerçekleşen buna benzer bir çok evlilik bulunmaktadır.

Bireyler ve toplumlar bir tarih dilimine ve kültürel geleneğe aittir. Bundan kopmak

imkansızdır. Bu nedenle, her hangi bir tarihi olayı değerlendirirken onu kendi tarihselliği

ve kültürel çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir. Yoksa, kendi şartlarımızı ölçü alarak

farklı bir tarih diliminde yaşayan ve farklı toplumsal yapılanmalara sahip birilerini

yargılamak: hem doğru değildir, hem de bilimsel bir yöntem olarak kabul edilemez

Link to post
Sitelerde Paylaş

Allah kitap kuran din mana.. mağduru cezalandırmıyor ki..

O bir ay içerisinde gazetelerde çıkan onlarca olaydan iki tanesini sana kopyaladım. Ama sen görmemiş gibi yapıyorsun. Bunlar müslüman, hemde koyu müslüman aileler. Bu tecavüz olaylarının sanıkları şu anda cezaevinde. Hiç şahit yok. Anne yada babanın şikayetleri var. Toplanan deliller var. Dört şahit değil bir tane bile şahit yok.

Bu durumda şeriatın hukuk sistemine göre şikayetçi olan anne yada baba yada mağdur cezalandırılmazmıydı? Tecavüzcü sapık sanık serbest kalacağına göre bu bile tek başına müşteki ve mağdura verilmiş ağır bir ceza olmazmıydı? Allah mağduru cezalandırmıyorki lafı kocaman bir yalan olduğuna göre azıcıkta olsa utanıp sıkılarak yüzünün kızarması gerekmiyormu?

Renoferrari! iyi bir insan olabilirsin. İyi niyetle bazı yorumlar yapıyorsun ama dini ön yargılarını bir kenara bırakıp sorgulama yapmazsan ve yazdıklarını bir defa bile okumadan göndermeye devam edersen burada anlaşılanlar seni kötü insan olarak gösterecektir.

Hoşçakal...

Link to post
Sitelerde Paylaş

BİLGİLENDİRME MESAJI:

Andromeda !

zekere: erkek çocuk

ünsa: kız çocuk

rical : adam

nisa: kadın

Müminun: Mümin adamlar

müminati : Mümin Kadınla

Ya : Ey

Ya eyühelleziyene Amenu: Ey amenu oldum diyenler (idda edenler)

elleziyne amenu: onlar amenu oldular.. demektir..

andromeda ! kurandan melllerde bir çok tekrar vardır.. ama aynı tekar meallerde arapça kelimlerde böyle ölçeye girmeycek kadar da farklar vardır Ünsa diye hitap etti ile nisa diye hitap ettiği sınıf ayrıdır.

Ayetlre geçelim :

örneğin: Kiyame ayet 38 : Allah bir aleka (embriyo) dan sonra Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi. 39: sonra nihayet ERKEK VE KIZ ÇOCUĞU olarak var etti..

Kıyame 39 ayetin arapcası: Fe ceale minhuz zevceyniz ZEKERE VEL UNSA

ayetin meali :39: sonra nihayet ERKEK VE KIZ ÇOCUĞU olarak var etti..

2. örnek :Fussilet 27: ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmih(ilmihî),

O'nun ilmi olmadan Hiçbir Ünsa : hiçbir KIZ ÇOCUĞU hamile kalmaz ve doğum yapamaz..

yani Allah göre Bir Ünsa: yani Bir Kız çocuğu 14 15 yaşında evlense bile kadın sayılmaz hatta doğursa bile kadın sayılmaz Yani Allah ona NİSA:Kadın yahut MÜMİNAT : Müimin kadın demiyor Ünsa diyor.. yani çocukluğu vermiş olduğu zevkle yaşayan bir Kız Çocuğu diyor

3. örnek :Nahl suresi 97. ayet Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.

97. ayetin arapcası: Men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu’minun fe le nuhyiyennehu hayâten tayyibeh(tayyibeten), ve le necziyennehum ecrehum bi ahseni mâ kânû ya’melûn(ya’melûne). (Huve: Arapçada üçüncü tekil şahıs zamiri. O demektir.. bu bilgide bulunsun)

şimdi ayettin manası: .. MEN: KİM zekerin : erkek çocuk olsun.. ünsa: kız çocuk olsun VE huva muminun: ve her kimde mümün olarak iyi bir iş amel işlerse ona hoş bir hayat ile yaşatcağız.. işlemekte oldukları amellerine: ecrrehum bir ahseni: ahsen: daha güzek çok pek güzel bir mükavat vereceğiz..

yani zikredilen ayette.. ünsa sınıfından olan kız çocuklarında kabiliyete göre 13-14-15-16 ve17

zekere diye ayrılmış hitapta erkek çocuklarında da kabiliyete göre 13-14-15-16-17-18-19-20 yaşlarında.. salih amel işleyenlerin ..yapıyor oldukları iyi işler zayi olmadığını karşılığı olarak büyük bir mükavat verileceğini beyan ediliyor

şimdi burya kadar öğrendiklerinizle önümüzdeki yazılara ve ok işaretlerini dikkat ediniz !

İfk hadisesinde Hazreti Aişe zanlardan bulunan Mümin kadınlar : MÜMİNAT kelmesi ile Hitap beyan buyrulmuştur (bakınız nur 12)

Hazreti Aişe ıfk hadisin de nur 23 ayetinde de şöyle tarif edilmiştir

23: İffetli (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mü’min kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir..

ayetin arapcası :İnnellezîne yermûn el muhsanâtil gâfilâtil mu’minâti luınû fid dunyâ vel âhırati ve lehum azâbun azîm(azîmun).

Ifk hadisesinde Allah Hazreti Aişeyi: el muhsanâtil gâfilâtil MU'MİNATİ diyerekten tarif beyan buyurması

yani ayetin manası: allahın hukukunu muhazafe etmiş ismet ve iffet sahibi Allaha yakınan iman etmiş onun gönderdiği ahkamı.. Zihnin sevinci.. başının tacı yapmış. mümin kadınlardan bir KADIN OLARAKTAN buyurmuşlardır.. 13 yaşında çocukluğun zevkiyle yaşayan bir kız çocuğu olarak DEĞİL !

yani Ünsa olarak değil ! (çocukluğun verdiği zevkten yaş ilerledikçe ayrılmış) ) genç-yaşlı Mümin kadınlardan BİR Kadın olarak !! tarif etmişlerdir

onun için Ifk hadisesinde hazreti Aişe yukarıdaki ayet ALLAHIN beyanına göre öyle 13- 14- 15-16 yaşında Olamaz ! anromeda !

yani hicretten bir yıl sonra 9 yaşında evlenmiş bir Kız çocuğu.. hiçretten beş yıl sonra ıfk hadisesinde: 13 yaşında olur... Hazreti aişenin 9 yaşında evlendiğini söylerler.. hepsi yalandır..

hazreti aişe annemiz hüzün senesinde 14 yaşında 619 yılında nikahlandıların da daha çocuk olması dolayısıyla zifaf ertelenmiş 3 sene nikhalı kalmışlar 17 yaşında evlenmişlerdir.. DOĞRUSU BUDUR !

ve ıfk hadisesi hicretten 5 sene sonra 627'de olmuştur.. 627-619= 8 sene yapar

619 yılında 14 yaşında olduklarına göre: (14yaş +8sene= 22 yaş) yani hazreti Aişe annemiz ıfk hadisesinde 22 yaşlarındaydılar.. 13 yaşında olması nur 20. ayetin bizi aydınlatışına göre İmkansızdır.. !!

nur 20: ... el muhsanâtil gâfilâtil mu’minâti: buyurmuşlardır.. (bakınız 20)

yani manası: allahın hukukunu muhazafe etmiş ismet ve iffet sahibi Allaha yakınan iman etmiş onun gönderdiği ahkamı.. Zihnin sevinci.. başının tacı yapmış. mümin kadınlardan bir kadın.

13 yaşında çocukluğun zevkiyla yaşayan bir kız çocuğu.olarak değil... bu zevkten (tabaitan kanunu ile ayrılmış ) 22 yaşında Mümin kadınlardan bir kadın olarak anladın mı Anromeda !

aynı zamanda yukarıdaki uzun alındıyda okuyucam.. yalnız şu sıralar.. günlük işlerim yoğun...

Link to post
Sitelerde Paylaş

Allah kitap kuran din mana.. mağduru cezalandırmıyor ki..

O bir ay içerisinde gazetelerde çıkan onlarca olaydan iki tanesini sana kopyaladım. Ama sen görmemiş gibi yapıyorsun. Bunlar müslüman, hemde koyu müslüman aileler. Bu tecavüz olaylarının sanıkları şu anda cezaevinde. Hiç şahit yok. Anne yada babanın şikayetleri var. Toplanan deliller var. Dört şahit değil bir tane bile şahit yok.

Bu durumda şeriatın hukuk sistemine göre şikayetçi olan anne yada baba yada mağdur cezalandırılmazmıydı? Tecavüzcü sapık sanık serbest kalacağına göre bu bile tek başına müşteki ve mağdura verilmiş ağır bir ceza olmazmıydı? Allah mağduru cezalandırmıyorki lafı kocaman bir yalan olduğuna göre azıcıkta olsa utanıp sıkılarak yüzünün kızarması gerekmiyormu?

Renoferrari! iyi bir insan olabilirsin. İyi niyetle bazı yorumlar yapıyorsun ama dini ön yargılarını bir kenara bırakıp sorgulama yapmazsan ve yazdıklarını bir defa bile okumadan göndermeye devam edersen burada anlaşılanlar seni kötü insan olarak gösterecektir.

Hoşçakal...

tuvat ! senin bu soruları tekrar sormana çok şaşırdım.. demek ki ben ne yazdım sen hiç okumamışsın !

başlığı gözden geçir bu sorulara verdiğim yanıtların.. senin hiç beklemediğin yanıtlar cevap verdiğimi görürsün anlarsında bir daha bu soruları sormazsın

Hz. Peygamber'in çok evlenmesinde, siyasi amaçlarin agirlikta oldugunu düsünüyoruz.

Örnegin, Hz. Aise ve Hz. Hafsa ile evlenerek, Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer'le iliskilerini

güçlendirmistir. Beni Mahzum'dan Ümmü Seleme ile evlenerek, Islam'a en büyük düsmanligi

yapan Ebu Cehil'in kabilesinin düsmanligini önlemistir. Ümmü Habibe ile evlenerek, Mekke

lideri olan babasi Ebu Süfyan'la iliskilerini yumusatmaya çalismis, bir daha savasta

kendisinin karsisina çikmamasini saglamistir. Benî Nadir liderinin kizi Safiyye ile

evlenerek Yahudilerin düsmanligini azaltirken, Benî Mustalik'in liderinin kizi Cüveyriye

ile evlenerek de, bu kabilenin Islam'a girmesini saglamistir. Meymune, ile evlenerek

Meymune'nin kiz kardesinin evli oldugu ünlü kabile lideriyle bacanak olmus ve onlarla

yakinlik saglamistir. Zeynep b. Cahs'la evliligini, bir Cahiliyye adetini yikmak için Allah

istemis ve Kuran'da bu konuyla ilgili ayetler indirmistir. Diger hanimi Zeynep binti

Huzeyme ise, Hevazin'in çok güçlü bir kabilesine mensuptur.

Kisaca zikrettigimiz bu politik sebeplerin bile onun evliliginin "sehvefile ilgili

olmadigini göstermeye yetecegi kanaatindeyiz.

Hz. Peygamber'in çok evlenmesinde, siyasi amaçlarin agirlikta oldugunu düsünüyoruz... ve alıntının devamı

bu ne yaa..!! sen bunu benim külagıma anlat

anlat.. anlat !

insafı yanınıza alın ! 14 küsür asır evveline Sizinle fikren bir Seyahate çıkalım. !!

göreceğiz ki.. daha islam dini diye bir şey yok..

kim var ? çocukluğunda civarındaki insanların yanında büyümüş bir arap var.. ve bir gün diyor ki.. ben allahın elçisiyim.. bana iman edin.. 14 asır sonra bile dünyadaki ekserisi sizi konuşacaklar... istanbul muhakkak muhammedilerin olucaktır..

sizler 5 bin senelik malumat bilgi birkim tecrübe sahibi düşman karşısına milyonla çıkan roma ordusuna galip geleceksiniz yine iranı feth edeceksiniz.. ispanyayı feth edeceksiniz ispanyada ders okutacaksınız.. dediği vakit. hazreti Muhammedin elinde bir avuc insandan başka hiç bir şey yok..

ne ordu var ne para var.. en yakın akrabalarda düşman olmuş..

bedir harbinde ebu bekirin karşısında oğlu var.. kellesini alacak.. ömerin karşısında en yakın akrabası var.. kellesine alcak filanın karşısında abisi var.. filanın karşısında babası var..

kelesini koparacak..

bu nasıl bir siyasettir kii hazreti ebubekir bedir harbinde oğlunu öldürmeye ramak kala

hazreti Muhammed onun kılıcına vurmuş.. durdurmuş biraz sonra müslüman olcak demiş

bu nasıl bir siyaset amcaıdır ki.. ebubekir bir imza ile dünyanın öbür ucunda mal getirdiği o kadar zengin olduğu halde canında malınıda parasınıda her şeysini bir arabın akılın kabul etmediği edemeyeceği sözlerine deidkleri için verdii.. yarı aç yarı tok gezdi.. üç sene muazzam bir skıntı boykot görüdü.. boykottan sonra kureyşliler. nihayet artık geberticez bunları yeryüzünden silelim olmuyor diye karar verdiler.. bu keyfiyeti cibril geldi Hazreti Muhammede haber verdi

onlara savaş açılmıştı müslümanlar şiddetli boykot yüzünde hiç bir şeyleri yoktu..

kervana saldırdılar ihtitaçlarını temin ettiler.. sonra parası verilmek üzere bütün malları aldılar..

hazırlık yaptılar.. bedir harbine çıktılar..

yahu orda da hazreti Muhammed yok ki.. abdülmattalibin yetimi.. Muhammed isminde bir arap var..

henüz şu an dünyanın tanıdığı hazreti Muhammed yok !

bir şey anlatamıyormuyuz yoksa anlamıyormusunuz !

bunun siyasi amaç için hazreti ebubekirle hazreti ömerle.. ilişkilerini güçlendirmek için mi

kızlarıyla evlenmiş

ilişkiler böyle mi düzeltilir.. sen dünyada o gün dolaşan aklın asla kabul edemeyeceği bir şey söyle

bunun için kendi oğlunu babanı abini kardeşini öldür..

oradata dünyaya kökünü salmış kurulmuş bir İslam dini daha yok ki

yeni kurulacak

dünyanın tanıdığı hazreti muhammed yok.. abdülmatalip yetimi.. bir arap var

sen bunun için her türlü safandan rahatından vazgeç aklın alamıycağı zorluklara gir !

üç sene yarı aç yarı tok.. ne olucağında belli değil.. gebertmeyede gelicekler sizi !

vazgeçin bu davanızdan diyorlar. muhammedden ayrılın al karı kız para mal verelim !

hayır ! benim hiç bir şeyim yoksa bile hazreti Muhammede olan aşkım var

iyide ortada dünyanın tanıdığı hazreti muhammed daha yok.. insan pişirici br iklimde yetişen bir arap var.. bu arap sizler dünyaya din madeniyetini tanıttıracaksıznız diyor

ama elinde hiç bir şey yok.. bedir harbinde toplam 300 küsür adam var..

bu 300 küsür adamda bu Deli arap'a nasıl inanmışta.. kendi babasını ve abisini oğlunu.. bu adam için öldürmüş.!

arakadaşlar... dünyada bedir harbi denilen bir savaş olmuş

bu şavaş o güne kadar dünyada ne olmuş.. nede bir daha öyle bir savaş olur.. arakdaşlar !

dünyada misli görülmemiş bir savaş

yutrlarında kovulmuşlar.. ve daha bitmedi. gebertmeye geliyorlar

Tarafların Kuvvetleri Ebu Cehil'in kumandası altındaki kâfirler, 100 atlı, 700 develi, geri kalanı yaya olmak üzere 950 kişiydi. Çoğu zırhlı ve ağır silahlarla donatılmıştı.

Müminler ise 3 atlı, 70 develi 313 yiğitti. Hayvanlara nöbetleşe biniyorlardı.

Bedirde şimdiye kadar kan ve başka anlaşmazlıklar için çarpışan Arap kavmi.. bu sefer bambaşka duyulmamış bir şey... bir arabın akıl almaz kabul edilmez.. imkansız fikirleri hedefleri için çarpışıyorlardı

Bunun içindir ki iki tarafın askerlerinden çoğu birbirlerinin en yakınıydı.

Müslümanların sancağını Hazreti Mus'ab kâfirlerin bayrağını kardeşi Ebu Aziz taşıyordu. Peygamberimiz Aleyhisselamın amcalarından Hazreti Hamza kendi yanında diğer amcası Abbas düşman safındaydı. Yine damadlarından Hazreti Ali yanında iken.. diğeri Hazreti Zeyneb'in kocası Ebu as kafirler arasındaydı. Hazreti EbuBekirin oğullarından Hazreti Abdullah yanında, Abdurrahman ise karşısında bulunuyordu. Diğerlerinin yakınları da bunlar gibiydi

savaşa bak kendi en yakınlarıyla...

baba oğlunu öldürüyor.. abi kardeşini öldürüyor.. yeğen amcasını öldürüyor

ne için ? para içinde değil.. kan davası için değil... bir arabın akıl almaz asla kabul edemeyeceği

din medaniyeti için !

siz romayı iranı devireceksiniz.. siz çeyrek asırda.. düşman karşına meydan harbi gibi değil

paralı parasız milyonla ordu çıkaran.. askeri malumat bilgi birikim tecrübe sahibi

romayı iranı devireceksiniz..

daha bunların eli yine sailh tuttu.. bunlar kimse arkaa çıkmıyor ki.

en yakın akrabaları bile.. düşman olmuş

bir şey anlatamıyoruz galiba dimi anromeda !

Andromeda ! her şeyi yerinde görmek lazım !

bu cümle benim sana hediyem olsun !

Herşeyi yerinde gör !

akıl almaz.. kabul etmez.. fikirler için.. cahiliye devrinde yetişen arapların

kendi en yakın akrabalarını öldürmeleri.. ne kan davası ne para için

hatta boykot devam etse.. kendilerine savş açılmasa müslümanlar 3 sene boykota göğür germişlerdi

muhammediyim dşyenleri hiç bir işte çalıştırmadılar.. kız vermediler kervan gelince bütün malları daha fazla para vererek aldılar

Muhammediler.. yarı aç yarı tok gezdiler.. hatta peygamberimiz

öndeki saf secdeden kalkmadan arkadaki saf secdeden kalmsın diye emir verdiler..

yani muhammediler layıkı ile avret yerileri örtecek bir karış bez parası dahi bulamamışlardı..

kednilerine savaç açılmasa yine kimseye gıgık bile çıkarmıycaklardı.. çıkarmıyorlardı ki

hazreti muhammed .. aciap bir adam... muazzam bir adam.. 3 sene hiç kimseye beş kuruş vermeden

müthiş şiddetli sıkıntılara sokuyor.. ve esarı kaderden kimse haberdar değildir.. ne olcağıda beli değil açlıktan geberecekmiyiz yoksa bu böyle devam mı edcek bizi gebertecekler mi ?

peki ama soruyorum kimin için bütün bunlar Hazreti muhammed için mi ?

orta da dünyanın tanıdığı hazreti Muhammed yok ki !!!

bir arap var..

tarihinde Renaultferrari tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
  • 11 months later...

ZİNA

Yazar: İslam Ansiklopedisi, 18-3-2006Zina etmek, bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmak. Arapça "zenâ" fiilinden mastar. Zinanın sözlük ve terim anlamı birdir. Bu da; bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe "zânî" kadına ise "zâniye" denir.

Hanefîler, bir fıkıh terimi olarak zinayı şöyle tarif etmişlerdir: İslâmî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki diri bir kadına, İslâm ülkesinde nikâh akdine veya cariyelik gibi haklı bir nedene dayanmaksızın önden cinsel temasda bulunmasıdır.

Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin (haşefe) kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına meselâ; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek vb. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez. Küçük çocuk ve akıl hastası yükümlü olmadığı için bunların fiili de kendileri bakımından haddi gerektirmez. Diğer yandan Ebû Hanîfe'ye göre erkek veya kadına arkadan temasta bulunmak (livâta) zina hükmünde değildir. Çünkü bu, zina olarak nitelendirilmez. Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikîler aksi görüştedir. Ölü kadın ve hayvan ile temas da zina hükmünde değildir. Çünkü bu gibi temasları selîm fıtrat kabul etmez. Ayrıca erkek veya kadının zinaya zorlanmamış olması da şarttır. Çünkü Raslüllah (s.a.s): "Ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmü kaldırıldı" (Buhârî, Hudûd, 22; Talâk, II; Ebû Dâvud, Hudûd, 17; Tirmizî, Hudûd, 1; İbn Mâce, Talâk, 15) buyurmuştur.

Zinaya zorlanan kadına had cezası gerekmediği konusunda İslâm bilginlerinin görüş birliği vardır. Zinaya zorlanan erkeğe gelince, Şâfiîlere ve Mâlikîlerde tercih edilen görüşe göre böyle bir erkeğe ne had ve ne de ta'zîr cezası gerekmez. Delil, yukarıdaki hadis ve zorlanma özrünün bulunmasıdır. Ebû Hanîfe'nin ilk görüşüne göre zinaya zorlama Devlet başkanı tarafından olmuşsa had gerekmez. Devlet başkanından başkası zorlamışsa istihsân'a göre had uygulanır. Çünkü, zorlama ancak sultan tarafından gerçekleşir. Ebû Hanîfe'nin istikrar bulan görüşü ise, zorlanana had cezasını uygulamamasıdır. Çünkü bazan erkeğin istek dışı cinsel temasa gücü yetebilir. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e göre iki durumda da zorlanana had cezası uygulanmaz. İmam Züfer aksi görüştedir (el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', 2. baskı, Beyrut 1394/1974, VII, 34,180; eş-Şirâzi, el-Mühezzeb, Mısır t.y., II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Mûctehid, II, 267; İbn Rüşd, Bidâyetû'l-Müctehid, II, 431; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire,1970, VIII,187, 205; Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletüh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, VI, 27 vd.; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve İstilâhat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1968, III,197 vd).

Zina İslâm'da ve önceki bütün semâvî dinlerde haram ve çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiştir. O büyük günahlardandır. Irz ve neseplere yönelik bir suç olduğu için cezası da hadlerin en şiddetlisidir.

Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur" (el-İsrâ, 17/32). "Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah'ın haram kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış şekilde ebedî bırakılırlar" (el Furkân, 25/68).

Bekâr erkek veya bekâr kadının zina etmesinin cezası yüz değnek, evli ve iffetli erkek veya kadının zina cezası ise taşla öldürme (recm)dir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunları Allah'ın dinini uygulama hususunda acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da, onların cezasına şahid olsun" (en-Nûr, 34/2). Celde, ete geçmemek üzere, yalnız deriyi etkileyecek şekilde vurmak demektir. Vuruşta yalnız kürk ve palto gibi kalın elbiseler çıkartılır, diğerleri çıkarılmaz.

Evli, iffetli erkek veya kadına recm cezası ise, sünnetle sabittir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s) Mâiz'e ve Benî Gâmid'ten bir kadına recm cezasını uygulamıştır. Recm'in meşrûluğu konusunda sahabenin icmaı vardır.

Zina haddi Allah'a ait haklardandır. Bu, aileye, nesle ve toplum düzenine karşı işlenen bir suç olduğu için toplum haklarından sayılır.

Mezhep imamları çocuk ve akıl hastasına zina haddinin gerekmediği konusunda görüş birliği içindedir. Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Üç kişiden kalem kaldırılmıştır. Çocuktan büyüyünceye kadar, uyuyandan uyanıncaya kadar, akıl hastasından iyileşinceye kadar" (Ebû Dâvud Hudûd, 17).

Zina Haddini Uygulamanın Şartları

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir: Zina etmek, zina iftirasında bulunmak gibi had cezasını gerektiren durumlarda aranan bazı şartların olması, bu şartlar olmazsa ceza da verilmez anlamında değildir. Belirlenen şartlar olmadığı zaman Dinimizin emrettiği had cezası verilmez demektir. Ancak Devlet Başkanının veya görevlendirdiği hakimin vereceği cezalar vardır. Bunlara Tazir Cezası denilmetedir ki, suçun cinsine göre hapis, dayak atma ve öldürme gibi cezalar verilebilir. Nitekim Hanefî ve Mâlikîlere göre, İslâm devleti suçlarda tekrarı, suç işlemeyi alışkanlık haline getirmek veya eşcinsellik gibi bazı suçları işleyenlere ölüm cezası verebilir. Buna "siyaseten katl" denir. (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, III, 196; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 200).

Zina eden erkek veya kadına ceza uygulanabilmesi için bir takım şartların bulunması gerekir:

1- Zina edenin erginlik çağına ulaşması gerekir. Ergin olmayan çocuğa had uygulanmaz. Akıl baliğ olan bir kimse bir kız çocuğu ile cinsel ilişkiye girse, cocuğa had cezası gerekmez, ancak onunla ilişkiye girene had cezası gerekir. Çünkü çocuk mükellef değilse de akıl baliğ olan mükelleftir ve yaptıklarından sorumludur. (Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku İslamiye, 3/203, Zina Bölümü)

2- Akıllı olması gerekir. Akıl hastasına had uygulanmaz. Akıllı bir erkek, akıl hastası bir kadınla veya akıl hastası bir erkek akıllı bir kadınla zina etse, bu ikisinden akıllı olana had cezası uygulanır.

3- Çoğunluk fakihlere göre müslümana ve kâfire zina haddi uygulanır. Fakat Hanefilere göre muhsan olan kâfire recm uygulanmaz, değnek vurulur. Mâlikîlere göre kâfir bir erkek kâfir bir kadınla zina etse had uygulanmaz. Fakat zinasını açığa vurursa te'dib edilir. Müslüman bir kadını zinaya zorlarsa öldürülür. Şafii ve Hanbelîlere göre pasaportlu gayri müslim yabancılara ne zina ve ne de içki içme cezası verilmez. Çünkü bunlar Allah haklarından olup, müste'menler bu hakları üstlenmemiştir.

4- Zinanın istekle yapılmış olması. Çoğunluğa göre zinaya zorlanana had uygulanmaz. Hanbelîler aksi görüştedir.

5- Zinanın insanla yapılmış olması. Üç mezhebe ve Şâfiîlerde sağlam görüşe göre hayvanla temas edene had cezası gerekmez, ta'zir uygulanır. Hayvan öldürülmez ve çoğunluğa göre onun yenilmesinde de bir sakınca yoktur. Hanbelîlere göre ise, iki erkeğin şahitliği ile hayvan öldürülür, eti haram olur ve hayvanın tazmin edilmesi gerekir.

6- Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Bir kimse kendi eşi veya cariyesi sanarak yabancı bir kadınla cinsel temasta bulunsa çoğunluğa göre had gerekmez. Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf'a göre ise had gerekir. Çünkü burada failde şüphe vardır. Mezhepler arasında ihtilaflı olan fasıt nikâhtan sonraki cinsel temasa had gerekmediği konusunda da görüş birliği vardır. Velisiz veya şahitsiz evlenme halinde durum böyledir. Bu da akitte şüphe bulunduğu içindir. Evlilik ittifakla fasit olursa had uygulanır. iki kız kardeşi bir nikâhta toplamak, beşinci eşle evlenmek, nesep veya sût cihetinden haram olan bir hısımla evlenmek, iddet beklemekte olan kadınla veya üç talâkla boşadığı kadınla hulleden önce evlenmek bu niteliktedir. Ancak bütün bunların haramlığını bilmediğini iddia ederse, bunlarla olan cinsel temas haddi gerektirmez.

7- Zinanın dârul İslâm'da olması. İslâm Devlet başkanının dârul harp veya dârul baği (âsiller ülkesi) üzerinde velâyet yetkisi yoktur. Yani orada hadleri uygulamaya gücü yetmez.

8- Kadının diri olması. Çoğunluğa göre, ölü kadınla cinsel temasta bulunana had gerekmez. Mâlikîlerde meşhur olan görüş bunun aksinedir.

9- Cinsel temasın önden olması ve sünnet yerinin girmiş olması. Arkadan ilişki yani livata Ebû Hanîfe'ye göre yalnız ta'zir cezası gerektirir. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhebe göre ise livata haddi gerektirir. Yabancı bir kadına cinsel organın dışında, uyluk, karın v.b başka yerine temas ise yalnız ta'ziri gerektirir. Çünkü bu, şer'an kendisine bir şey takdir edilmeyen münker bir fiildir.

Zinanın Cezası

Zinanın cezası, zina eden erkek veya kadının bekar ya da evli olmasına göre değişiklik gösterir. Dayak, taşlâ öldürme, sürgün ve İslâm Devletinin koyacağı bir ta'zir cezası bunlar arasındadır.

1- Yüz Değnek Cezası

Bekâr erkek veya kadının zina cezası yüz değnek olup, Kur'ân-ı Kerîm'le belirlenen bir had cezasıdır.

"Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun" (en-Nûr, 34/2).

Dayak cezası uygulanan zina suçlusunun, suçun işlendiği yöreden bir yıl süreyle sürgün edilmesi İslâm'ın ilk dönemlerinde uygulanan bir ceza türü idi. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bekâr'ın bekârla zinası için yüz değnek ve bir yıl sürgün. Dulun dulla zinası için ise yüz değnek ve taşla recm vardır" (İbn Mâce, Hudûd, 7). Ancak bu uygulama Nûr sûresi inmezden önceye aittir. Bu sûre inince bekârlar için yalnız değnek (celde), evli (muhsan) olanlar için sünnetle recm cezası belirlenmiştir (es-Serahsî, el-Mebsût, 3. baskı, Beyrût 1398/1978, IX, 36 vd).

Hanefilere göre celde cezasına sürgün ilâve edilmez. Çünkü âyette celde zina cezasının tümünü ifade eder. Ancak sürgün bir had cezası değil, İslâm Devlet başkanının görüşûne bırakılan ta'zir cezası kabilindendir. O sürgünde bir yarar görürse uygular. Nitekim, zina edenin tevbe edinceye kadar hapsedilebilmesi de bu niteliktedir.

Şâfiî ve Hanbelîlere göre celde ve bir yıl sürgün birlikte uygulanır. Sürgün yeri seferîlik mesafesinden uzakta olmalıdır. Dayandıkları delil, yukarıda zikredilen sürgün bildiren hadistir. Ancak kadın kocası veya mahrem bir hısmı ile birlikte sürgüne gönderilir. Çünkü Hz. Peygamber; "Kadın, yanında kocası veya mahremi bulunmadıkça yolculuğa çıkamaz" (Buharî, Taksîr, 4, Mescidü Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebû Dâvud, Menâsik, 3; Müslim, Hacc, 413-434; Tirmizî, Radâ', 15) buyurmuştur.

Mâlikilere göre ise yalnız erkek sürgün edilir, yani bulunduğu beldeden uzakta hapsedilir. Kadın gittiği yerde de zina etmemesi için sürgün edilmez.

Diğer yandan sürgün hadisinin sonundaki dul için öngörülen celde ve taşla recmin birlikte uygulanması dört mezhebe göre amel edilmeyen bir esastır. Çünkü muhsan (evli) için yalnız recm uygulaması bildiren hadisler daha sahihtir. Nitekim Ebu Hureyre ve Zeyd bin Hillit'ten bir topluluğun naklettiği işçi kıssası bunu ifade eder. İşçisi ile zina eden evli kadın olayında Hz. Peygamber, bekâr olan işçi için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezasına, kadın için ise recm cezasına hükmetmiştir (es-Serahsî, a.g.e., IX, 37; ez-Zühaylî, a.g.e., VI, 39). Zâhirîlere göre, celde ve recm birlikte uygulanır. Onlar, sürgün hadisinin sonundaki "...evli evli ile zinasına yüz değnek ve taşla recm vardır" kısmının açık anlamına dayanırlar.

2- Recm Cezası:

Muhsan olan erkek veya kadının zinası için recm cezası konusunda İslâm bilginleri görüş birliği içindedirler. Delil; Sünnet ve İcmâ'dır.

Hz. Peygamber'in evli olarak zina edene recm cezası uyguladığı tevâtüre ulaşan hadislerle sabittir.

Bir hadiste şöyle buyurulur: "Müslüman bir kimsenin kanı şu üç durumda helal olur. Zina eden evli kimse, nefse karşılık nefsi ve İslâm toplumundan ayrılarak dinini terkedeni öldürmek" (Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25, 26; Ebu Dâvud Hudûd, 1; Tirmizî, Hudûd, 15, Diyât, 10; Nesâî, Tahrîm, 5, Kasâme, 6; İbn Mâce, Hudûd, Dârimî, Hudûd 2, Siyer, II).

Hz. Peygamber'in recm uyguladığı olaylar şunlardır.

a- Evli bir kadınla zina eden bekâr için yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası uygulanmıştır. Allah elçisi bir sahabeyi kadına göndererek şöyle buyurmuştur: "O kadına git, eğer suçunu itiraf ederse, onu recmet" (Buhârî, Hudûd, 3, 38, 46, Vekâlet,13; Tirmizî, Hudûd, 5, 8).

b- Çeşitli yönlerden sabit olan Mâiz olayı. Mâiz, zinasını itiraf etmiş ve Rasûlüllah (s.a.s) onun recmedilmesini emir buyurmuştur (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VII, 95, 109; Zeylaî, Nasbu'r-Râye, III, 314 vd).

c- Gâmidiyeli kadın zinasını ikrar etmiş ve doğumdan sonra recm uygulannııştır (İbn Mâce, Diyât, 36; Mâlik, Muvatta ; Hudûd II; eş -Şevkânî, Neylü'I-Evtâr, VII, 109).

İslâm ümmeti recmin meşrûluğu üzerinde icmada bulunmuştur. Ancak hâricîler ekolü recmi inkâr etmiştir. Çünkü onlar tevatür sınırına ulaşmayan haberleri delil olarak kabul etmezler (es-Serahsî, a.g.e., IX, 36).

İhsan Terimi ve Kapsamı

İhsan bir İslâm hukuku terimi olarak; bir erkek veya kadına had cezası uygulanabilmesi için bunlarda şer'an bulunması gereken vasıfları ifade eder. Bu niteliklere sahip erkeğe "muhsan", kadına "muhsana" denir. Çoğulu "muhsanat" tır.

İhsan, zina iftirası (kazf) ve recm ihsanı olmak üzere ikiye ayrılır.

Zina iftirası atılan kimsenin muhsan sayılması için akıllı, ergin, hür, müslüman ve zinadan iffetli bulunması gerekir. Bu nitelikler olunca iftiracıya âyette şu ceza öngörülür: Namuslu ve hür kadınlara zina iftirası atan, sonra da bunu dört şahitle ispat edemeyen kimselere seksen değnek vurun. Onların ebedî olarak şahitliklerini kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir" (en-Nûr, 24/4).

Ancak, kadın zinayı ikrar eder veya iftiracı dört şahitle bunu ispat ederse had cezası düşer (bk. "Kazf" mad)

Recm için muhsan sayılmada ise erkek veya kadında yedi niteliğin bulunması şarttır. Bu nitelikler şunlardır: Akıllı olmak, ergin bulunmak, hür ve müslüman olmak, sahih nikâhlı bulunmak ve bu nikâhtan sonra eşiyle meni gelmese bile guslü gerektirecek şekilde cinsel temasta bulunmak. Bu şartlardan herhangi birisi bulunmazsa ceza yüz değneğe dönüşür. Bu duruma göre, küçük çocuk, akıl hastası, köle, kâfir, fâsit nikâhla evli kimse veya cinsel temas olmayan mücerred nikâhla evli kimse için "muhsanlık" söz konusu olmaz. Diğer yandan erkek muhsanlık şartlarını taşır fakat karısı küçük, akıl hastası veya cariye olmak gibi bir sebeple muhsan bulunmazsa, ondan bu arızalar kalktıktan sonra kocası onunla eşit şartlarda yeniden cinsel temasta bulunmadıkça koca muhsan sayılmaz. Çünkü bu yedi şartın eşlerde birlikte bulunması gerekir.

Ebû Yusuf'a göre, bir müslüman sahih nikâhlısı olan bir gayri müslim kadınla cinsel temasta bulunmakla muhsan olur. Şâfiîler de bu görüştedir (eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 268). Buna göre, biri küçük, diğeri ergin, biri uykuda diğeri uyanık veya biri akıllı, diğeri akıl hastası olan karıkoca cinsel temasta bulununca, ehliyetli olan muhsan sayılır, daha sonra başkası ile zina ederse had cezası yalnız ona uygulanır.

Muhsanlık sıfatının devamı için evliliğin devam etmekte olması şart değildir. Bu yüzden ömründe bir defa evlenen ve eşiyle cinsel temasta bulunup da, dul kalmış olan kimse de muhsan olabilir (Bilmen, a.g.e., III, 201).

Link to post
Sitelerde Paylaş

Muhsan kelimesi ile Nisa suresi 24 ve 25. Ayetlerdeki Muhsanat kelimesi aynı kökten ise bu imamlar ya cahilmiş yada büyük bir ikiyüzlülüğün içinde olmuşlar.

Nisa 24'te muhsanat kelimesine evli kadınlar anlamı verilir. Nisa 25'te ise aynı muhsanat kelimesine hür kadınlar anlamı verilir. İkisi de yanlıştır. Nisa 24'te muhsanat ile evlenmek haramdır. Nisa 25'te ise muhsanat ile evlenmenin serbest olduğu anlaşılır. Bu çelişkiyi sizler ve sizin imamlarınız izah edemez. islamiyet aslında yaşanmayan terkedilmiş bir dindir. Şu anda islam diye tanıtılan şey islam öncesi müşrik dininin kılık değiştirmiş halidir.Yani aslında cahiller için bir azaptır(recm). Gizli müşrikler(bir zamanlar yönetici sınıf) için ise bir cennetmiş.

islamın ve müşrik dininin özeti En'am suresi 136 ve-138. Ayetlerdir.

Nisa 24 .............ve ühille leküm ma veraae zaliküm..... bunların(yani haram olanların) arkada olanı size helaldir. Haram olanların başında anneler var en geride ise muhsanat var.

Bu muhsanat helaldir ama nasıl? Bu muhsanat haramdır ama nasıl?

Nisa 24-.......... Muhsıniyne gayra müsafihiyne..... Burada muhsanat denen kadınların nasıl helal olacağı anlatılır. Yani deniyorki: akıtmayarak içersini koruyan adamlar olarak size helaldir.

Muhsanat çocuk doğurmak istemeyen, içini koruyan kadınlar demektir(Enbiya 91 Yarık yerinin içini koruyan meryemede ruhumuzdan üfledik.). Günümüzde müslüman dünyada böyle bir kadın sınıfı yoktur. Yani 600 lü yıllardaki islam dünyasında muhsanat sınıfına giren muhsan bir kadınla evlenen bir adam bu kadından çocuk sahibi olamazmış. Bu bizim bildiğimiz türde bir evlilik değil. Bu bizim bildiğimiz bir dünya değil.

Nisa24-..... Akıtmama yolu ile içeriyi koruyan adamlar olarak size haram olanların arkada olanları olan muhsanat sınıfına giren kadınları mallarınızla istemeniz size helaldir.... Şimdi şöyle diyen olabilir: bu haram olanlardan başkasını istemek helaldir. Ben de derim ki: Haram olan kadınlar tafsilatlı olarak anlatıldıktan sonra geriye kalanlarla evlenmenin helal olacağı gayet açık ve nettir. Ayriyeten şunlarla evlenmeniz helaldir denmesine gerek yoktur. Hem sonra helal olan kadınlar haram olan kadınların gerisinde neden olsunlar.- Ma veraae zaliküm- bu ayetlerdeki diziliş sırasına göre arkada olan geride olan kadınları (muhsanatı) anlatır.

Kur'anda olmayan recm olayını savunanlar insanlıktan çıkmış canavarlardır. İslam dini kendini doğru olarak insanlığa anlatamamıştır. Kendini doğru olarak anlatmaktan dahi aciz olan bir dinin insanları yönetmesine izin verilmemelidir.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • 1 year later...

100 değnek cezayı nerden buldun? Celdenin değnek cezası olduğunu nerden bildin?

Zani ve zaniye sıfatlarının sevişen kadın ve erkeği anlattığını nerden anladın?

Erkeğe tecavüz edilirse cezası neymiş?

Ya çocuğa? Ki daha cinsiyetinin bile farkına varamayan çocukları iğfal edenler var bu dünyada...

Allah, sen gel kainatı yarat sonra çık zani ile zaniyenin uçkuruna odaklan.

Yakışır mı sence?

Afrodit mecazsız yazınca gayet güzel yazabiliyormuşsun :)

Link to post
Sitelerde Paylaş

Kuran da tecavüz suç olarak görülmemektedir diyen ateyizler buyurun islami siteden cevap :) Tecavüz konusu işlenmiş bal kimin ama zopa filan yok umutlanmayın

-------------------------------

Tecavüz ile ilgili ayetler Mumsema Tecavüz ile ilgili ayetler

Boşanma iki defadır (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir) Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka) Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir (2/229)

Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık 'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık Biz şüphesiz doğru olanlarız (6/146)

(Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka Onlar da ne kadar azdır" Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü (38/24)

Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler Eğer Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti Şüphesiz onların ardından Kitaba mirasçı olanlar ise, her halde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler (42/14)

Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır (42/39)

Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir İşte bunlara acıklı bir azab vardır (42/42)

Ve onlara bu emirden açık belgeler verdik Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'hakka tecavüz ve azgınlıktan' dolayı ihtilafa düştüler Şüphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa düştükleri şeyde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir (45/17)

Mü'minlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın Şüphesiz Allah, adil olanları sever (49/9)

Link to post
Sitelerde Paylaş

KURANDA TECAVÜZÜN HÜKMÜ NEDİR ?

NUR SURESİ 2ci Ayetinde: ZANİYE ve ZANİ KELİMELERİ ile Allah söyler..

yani zina eden kadınla.. zina eden erkek demektir

DİKKAT EDİLİRSE: ZANİYE denmiş.. MEZNİYE denmemiş Demek oluyor ki:ZORLA KERHEN ZİNA EDİLEN

TECAVÜZE UĞRAYAN YANİ YA.... KADIN.. Bu 100 değnek cezadan hariçtir ANLADINIZ MI ?

Müslüman kafası böyle çarpık çalışır işte. Tecavüzün hükmü var diye gösterdiği ayete bakın. Madem bu tecavüzle ilgili ayet, o zaman tecavüz edilen kadına 100 değnek vurulması da ne demek oluyor?

Link to post
Sitelerde Paylaş

islamda TECAVÜZ

TAHRİM SURESİ:

1 - Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.

2 - Allah size yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hikmetle yönetendir.

3 - Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber (eşine) bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi?" dedi. Peygamber "Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana söyledi." dedi

Burada tecavüz ve tecavüzü gören erkeğin eşlerinden birisinin olayı diğer eşlere anlatmasını görmekteyiz. Fakat Allah her zaman olduğu gibi yetişip tecavüz edeni çok bağışlayıp esirgediğini ve "ben sana helal kılmışım takma kafanı aynı yolda devam et" demektedir.

Kuranı cahil cühela uçkur düşkünleri yazmıştır.Öyle olmasa,,,

Yaratan bir gücün bedevinin cinsel sapıklıklarının Önlerini açıp azdırmak için yanıp tutuş tuğunu düşünmek akıla mantığa sığmaz.

İSLAM DA CARİYELERE TECAVÜZ VE DOĞUM KONTROL YÖNTEMİ

Ebu Said el Hudrî anlatıyor: - "Peygamberle birlikte Benü Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarindan tutsaklar elde ettik. O sirada kadinlar istahimizi çekti. Bekarlik çok güç gelmisti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. Istiyorduk azil yapmayi. Ancak, 'Peygamber aramizdayken ona sormadan nasil azil yapacagiz?' dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azil yapmamakta sizin için bir sakinca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmaya bilirsiniz de.) Ama bilin ki, kiyamet gününe degin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir." (Bkz. Buhari, e'sSahih, Kitabu'l- Itk/13; Tecrîd, hadis no:1596; Müslim,e'sSahih, Kitabu'n-Nikâh/127, hadis no: 1438; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n- Nikâh/49, hadis no: 2170.)

Kısacası:Tutsak kadınların ırzına geçebilirlerdi "gaziler". Ama bu is i yaptiktan sonra da "çocuk sorunuyla" karşılaşmak istemiyorlardı. Çünkü gerektiğinde bu tutsak kadınları satabilirlerdi. Buna bir engel çıkmamalıydı. "Azl"i bunun için istemiş ve "Peygamber"e danışmışlardı. Peygamber de temelde bu kadınların ırzlarına geçilmesinde bir sakınca görmüyordu, buna izin veriyordu. "Azl"e gelince. Bunda da bir sakınca bulunmadığını dolaylı olarak belirtiyordu.

(Bkz. Diyanet yayinlarindan Tecrid, 1596 numaralı hadis, not: 1.)

Yahu, hadi savaşı "Allah için" yapmaktasınız.

Milletin ırzına/namusuna tasallut etmek hangi kitap'a sığar ?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...