Jump to content
haci

EVOLUTION FOR DUMMIES

Recommended Posts

Dummy İngilizce aptal anlamına gelen bir kelimedir.

Bu başlık altında aptal terimi mecazi anlamda değil, gerçek anlamda kullanlmıştır.

Aptal yalnız bilmeyen değildir. Aynı zamanda zor öğrenendir. Ve öğrenmek için, çeşitli nedenlerden dolayı, ayrı bir çaba harcamamış olandır.

Ama aptal terimi yine de cahilden farklıdır.

Çünkü cahil hem bilmeyendir, hem de artık öğrenemeyendir.

Biz evrimi cahillere hiç bir şekilde öğretemeyiz. Ama aptallara öğretebiliriz.

Aptalların öğrenemeyeceği şey yoktur. Ve ilginç olarak yaşamının her döneminde, her insanın bilmediği ve öğrenmekte zorluk çektiği, o zamana kadar öğrenmek istediği halde, öğrenemediği, çok şey vardır.

Hepimizin yaşamımızın bir döneminde aptallık yapığı söylenebilir.

Çünkü hepimizin öğrenmek istediğimiz halde, kendimiz dışında kalan çeşitli nedenlerden dolayı öğrenemediğimiz, çok şey vardır.

Başka bir deyişle HEPİMİZ APTALIZ....

Çoğu kere bundan aptalın kendisi değil de, onu eğitmeye, bir şeyler öğretmeye çalışan bir başka aptal sorumludur.

Ve o aptal, daha da büyük bir aptaldır.

Burada biz aptallara evrimi öğretirken, daha büyük aptallıklar yapmamaya çalışacağız.

Çünkü en küçük bir yanlışımız bizi daha aptal yapacaktır.

Yine de daha aptal olmayacağımıza söz veremem.

Amacımız sadece evrimi bilmeyen ve şimdiye kadar, bilmek istedikleri halde, bir türlü zaman bulup da öğrenemeyen, ya da bazı daha büyük aptallar tarafından öğretilemeyenlere, evrimi öğretmektir.

Başlığı iğneleyecek ve kapatacağım.

Tartışmaların ayrı başlıklar altında yapılması, konunun dağılmaması için çok önemli.

Bu başlık altında yapılan açıklamalardan yanlış olduğuna inandıklarınızı açacağınız başlık altında tartışabiliriz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Önce evrimin tanımı ile başlayalım.

Evrim nedir?

Evrimi bilmeyenlere evrimi nasıl tanımlarsınız?

Hayatında bir fille karşılaşmamış bir insana, fili fizik olarak göstermeden nasıl tarif edersiniz?

Önce bir şeyi öğretmek istediğiniz kesimin ne bildiğini bilmeniz gerekir ki, onlara bildikleri muvacehesinde, kendi bildiklerinizi açıklayabilesiniz.

Burada evrimi bilmeyen ve anlamayanlara, evrim allel frekansında olan değişikliklerdir şeklinde tanımlamaya çalışan daha büyük aptallar gördük. Aynı hataları tekrarlamamaya çalışacağız.

Herkesin anlayabileceği şekilde evrimi nasıl tanımlayabiliriz?

Evrimi reddedenlerin çoğu evrimin ne olduğunu bilmiyorlar.

Daha da ötesi, evrimi bilenler, evrimi bilmeyenlerin, evrim konusunda neler bilip bilmediklerini bilmiyorlar.

Evrim konusunda herhangi bir insan ne biliyor?

Evrim, evrimi bilmeyenler için bile, hiç karşılaşmadıkları bir terim değil.

Bazı snabların ağızlarından düşürmediği ve diğerlerini aşağılamak için kullandıkları küfür gibi bir terim, evrim.

Evrim deyince onların aklında Darwin ismi çağrışım yapıyor.

Darwin deyince de, dinsiz, Allah’sız bir sahtekar akla geliyor.

Onlara göre evrim bir sahtekarlık.

İnsanlığı dinden uzaklaştırmaya çalışan bir şeytanlık.

Bu şekilde düşünen insanlara evrimi nasıl tarif edebilirsiniz?

Herşeyden önce evrimin tanımını çok dikkatli bir şekilde yapmanız gerekiyor.

İlk iş olarak Darwin’in evrimin tanımı ve hatta keşfi ile, en ufak bir ilişkisinin olmadığını açıklamanız gerekiyor.

Evrim teriminin Darwin ismini çağrıştırmamasına çalışmalısınız.

Uzun yıllardır Darwin’in ismi evrimle özdeş tutulduğu için, bunu başarmak oldukça zor.

Ve bir yerde, hem anlamsız, hem de gereksiz.

Çünkü Darwin, temel olarak, evrimi keşfeden birisi olmamasına rağmen, onunla ilgili bir yasayı bulduğu için, evrimle özdeş tutulan birisi.

Evrimi Darwin’den soyutladıktan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Hala evrimin tanımını yapmada zorlanıyorsunuz.

Çünkü evrimin ne olduğunu belki siz de, başkalarına evrimi anlatacak kadar, bilmiyorsunuz.

Evrimi önce kendinize açıklamanız gerekiyor. Size göre evrim nedir?

Evrim temelde, çok özel de olsa, bir değişimdir.

Evrimi bir insanın yaşamını betimleyerek tanımlayabilirsiniz.

İnsan doğar, büyür ve bir aile kurar.

Bu süreç sırasında fizik yapısı oldukça değişmiştir.

Bu değişiklik evrimsel bir süreçe benzetilebilir.

Erişginliğe ulaştıktan sonra evlenip, çocuğu olması da evrime örnek olarak gösterilebilir.

Kendisinden ve eşinden yeni bir canlı ortaya çıkmıştır.

O canlı her bakımdan kendisinin ve eşinin aynı değildir.

Arada farklar vardır.

Evrim bir canlı türünde zamanla bazı değişikliklerin vuku bulması ve ondan yeni canlıların ortaya çıkmasıdır.

Evrimi bu basit bir analoji ile açıklamak şimdilik yeterlidir.

Başka bir deyişle evrim, bir canlı türünün dünyada varlığını sürdürürken zamanla değişikliğe maruz kalması ve kendisinden başka tür canlıların çıkmasıdır. Bu değişikliklerin olması ve yeni türlerin ortaya çıkması milyonlarca yıl süren bir süreçtir. Yaşam dünyada yaklaşık 4 milyar yıl önce başlamıştır. Bu uzun zaman içinde çok sayıda canlı türü ortaya çıkmış ve yok olmuştur. Onların daha önce yaşamış ve tükenmiş olduklarını fosilleşen iskeletlerinden biliyoruz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrimi bu şekilde basite indirgeyerek tanımını yaptıktan sonra onunla ilgili zor ve temel soruları yanıtlamaya başlayabiliriz.

İlk engel en önemlisi idi.

Onu aşınca evrimi açıklamak kolaylaşıyor.

Tanımında yaptığımız analojiyi evrimin hemen her aşamasında kullanabiliriz.

Evrimi reddedenlerin önündeki en büyük engel, cansız maddenin nasıl olup da canlılık kazandığıdır.

Evrim bunu nasıl açıklar?

Bu sıkça sorulan bir sorudur.

Evrim bu sorunun yanıtını aramaz.

Evrim ilk canlı yaratık ortaya çıktıktan sonra başlayan bir süreçtir.

Yukarda verdiğimiz örneğe dönelim.

Evrimi sizin yaşamınızla simgeleyelim.

Doğup büyüdükten sonraki yaşamızı evrimle açıklayabiliriz.

Ama nasıl ortaya çıktığınızı evrimle açıklayamayız.

Evrim sizin doğduktan sonra geçirdiğiniz aşamalardır.

Ama siz doğmadan önce de, ana karnında bazı aşamalardan geçtiniz.

O ilk canlının nasıl ve hangi aşamaları izleyerek ortaya çıktığı ile ilgili bir konu olup, bizim tartıştığımız biyolojik evrimin ilgi alanı dışındadır.

İlk canlının nasıl ortaya çıktığı ksein olarak bilinmemektedir.

Aslında ilk canlının ortaya çıkması da, her süreç gibi, evrimsel bir süreçtir ama, biyolojinin değil, daha çok fizik ve kimyanın ilgi alanına girer. Biz burada evrimle ilgili bütün olguları değil, yalnız biyolojik evrimi açıklamaya çalışıyoruz.

Yine de canlıların yalnız cansız maddelerin bir araya gelmesinden ortaya çıktığını, başka bir şeye gereksinimleri olmadığını, tartışabiliriz.

Bu tartışmaları biyolojik evrimin ilgi alanına girecek şekilde yapabiliriz.

Kendinizi yeni doğmuş bir bebek olarak düşünün.

Şimdikinden çok farklısınız.

Vücudunuza nasıl yeni maddeler girerek, sizin gelişip büyümenizi sağlamışsa, ilk canlı hücre de zamanla yapısına katılan cansız maddelerle gelişmiş ve büyümüştür.

Canlılık cansız maddenin davranış biçimlerinden biridir.

Çok özel bile olsa, canlıların oluşması için, mevcut cansız maddelerden başka sihirli bir maddeye gereksinim yoktur.

Çünkü şimdiye kadar yapılan araştırmaların hiç birinde öyle bir sihirli madde veya güçle karşılaşılmamıştır.

Cansız da olsa madde hareketsiz değildir.

Atomlar sürekli hareket halinde olan öğelerden oluşmuşlardır.

Elektronların atom çekirdeği etrafında döndüklerini biliyoruz.

Bu bir harekettir.

Her atomda proton sayısı kadar elektron vardır.

Atomlar bu elektronlar aracılığı ile birbirleri ile ilişki kurarlar.

Bu ilişkiler kendiliklerinden gerçekleşir.

Atomların kendisinde o ilişkileri kurmaları için gerekli güç vardır.

Canlılık bu ilişkilerin aynı fizik yasalarına uyarak, başka bir boyutta devamından başka bir şey değildir.

Canlılık yeni ve özgün fizik yasalarına gereksinim duymaz.

Bir taş ve bir canlı aynı fizik yasalarına tabidir.

O halde evrim için de özel yasaların olmadığını ileri sürebiliriz.

Bu konuyu ilerde daha ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Darwin’in evrimle olan ilişkisi nedir?

Darwin evrimin temel oluş mekanizmasını bulan biridir.

O mekanizma türlerin birbirlerinden çıkması değildir.

Çünkü bu Darwin’den önce biliniyordu.

Darwin’in bulduğu yeni türlerin, eski türlerden nasıl çıktığıdır.

Darwin evolution (evrim) terimini, kitabının ilk baskılarında kullanmamıştır.

Türlerin zamanla değiştiğine inanır Darwin.

Bu değişiklik milyonlarca yıl sürmüş ve sonunda yeni bir tür ortaya çıkmıştır.

Darwin'e göre arada aratürler vardır.

Onlar olmak zorundadır.

Buna çok inanmıştır Darwin. Hatta, aratürlere ait fosiller bulunmazsa, benim teorim yanlıştır bile demiştir Darwin.

Darwin’in bulduğu mekanizma doğal seçilimdir.

Giderek değişmekte olan canlı türü ortama uymazsa, yok olur.

Canlı varlığını sürdürebilmek için, ortamdaki doğal baskılara uymak zorundadır.

Ve her ortamda çok sayıda doğal baskılar vardır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrim Darwin’den önce biliniyor idi ise, evrimle ilgili yanlış anlaşılmalardan ve sosyal darwinizmden neden hep Darwin sorumlu tutulur?

Burada ilgi uyandıran ilke, Darwin’e ait olan doğal seçilimdir. Sosyal darwinizmi savunanlar, doğal seçilimin evrensel bir yasa olduğunu da savunurlar. Madem canlılara olan doğal baskılar onların seçilmesi ile sonlanmaktadır, insanlara olan baskılar da, onların seçilmesi için bir neden oluşturmalıdır. İnsanların insanlara olan baskıları da, doğal seçilim kapsamında incelenmelidir. Bu durumda baskıya maruz kalan insanlar diğerleri kadar uyumlu değillerdir. O halde onlara yaşama hakkının verilmemesi ve onların yok edilmesi, ya da yok olmalarına göz yumulması, doğaldır.

Bu yanlış bir düşünce midir?

Aslında hiç de yanlış gibi durmamaktadır diyebilirsiniz.

Şimdiye kadar yapılan gözlemler insanın insana hükmettiği yönündedir.

O halde bazı insanlar zayıf, diğerleri güçlüdür.

Bu gerçeği nasıl reddedebilirsiniz?

Ama bunun acı da olsa, bir gerçek olduğunu görmek başkadır, kabul etmek ve ona direnmeyerek zayıf insanların ezilmesine razı olmak ve onları ırkı bozuk, alttür, ya da aşağı insanlar olarak nitelendirmek daha başkadır.

Sosyal darwinizme göre Türk’ler vahşi ve barbar insanlardır.

Yaşam hakları yoktur.

Aynı şekilde siyah afrikalıların da yaşam hakları yoktur, Müslüman Arap’ların da, çeşitli ülkelerde yaşayan yerlilerin de.

Sosyal darwinzimin ihmal ettiği ilginç bir gerçek vardır.

O da bütün insan toplumlarının uygar olduğudur.

Yeni Zelanda ormanlarında yaşayan kanibal kabileler bile uygardırlar.

Uygar toplumlar varlıklarını diğer uygar toplumlardan bağımsız olarak sürdürebilirler.

İnsan toplumları kendileri dışındaki toplumların doğal baskılarına maruz kalmadan yaşayabilirler.

Onbinlerce yıl da onlara muhtaç olmadan ve onların baskılarından etkilenmeden yaşamışlardır.

Toplumların sahip olduğu uygarlık düzeyi, diğer insan toplumlarının onlara baskı yapması ile ulaşılmış değildir.

Dolayısıyla doğal seçilim ilkesi insan toplumları için geçerli değildir.

Sosyal darwinizm, doğal seçilimdeki doğal baskıların, insan toplumlarına adapte edilmesi demek olduğundan, yanlış, yapay ve sapkın bir uygulamadır.

İnsanların insanlara hükmetme nedenlerini başka etmenlerde aramak gerekmektedir.

Moğol istilası sırasında, moğolların diğer insanlardan daha uyumlu ve güçlü, dolayısıyla dünyada yaşama haklarının daha çok olduğunu iddia etmek ne kadar doğru ise, sosyal darwinzim de o kadar doğrudur.

Sosyal darwinizmden dolayı Darwin'i suçlamak gereksizdir.

Ama isterseniz suçlayın ve Darwin'i ırkçı yapın.

Bu hiç bir şeyi değiştirmeyecektir.

Çünkü Darwin'in bulduğu doğa yasası hala doğru olarak kalacaktır.

Doğal seçilim yasasına hiç bir şey olmayacaktır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrim tekamül müdür?

Evrim çok spesifik bir genetik değişikliktir.

Genlerdeki değişiklikler için tekamül terimi tam anlamı ile doğru değildir.

Çünkü ortaya çıkan yeni canlıdaki genetik değişiklik onun daha tekamül etmiş ve ileri bir canlı olması için yeterli olmayabilir.

Hatta yeni canlı bazı genlerini kaybettiği için gerilemiş bile olabilir.

Evrimsel sürece maruz kalan bazı canlıların birçok genini kaybedip, parazit olduğu bilindiğine göre, evrimi her zaman bir tekamül olarak nitelendirmek doğru olmaz.

Tabii evrimin tekamüle benzediği durumlar da vardır.

Evrimsel süreç sırasında genetik değişiklikler kalma ve birikme eğilimi gösterirler.

Yine de onlar için tekamül terimi uygun değildir.

Doğada tekamül yoktur.

Tekamül insansal bir kavramdır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tekamül için nasıl yok diyebilirsiniz?

İnsanın maymundan gelmiş olduğunu ileri süren sizler değil misiniz? O halde insan için tekamül etmiş bir maymun demek neden yanlış olsun? İnsan açıkça tekamül etmiş bir maymun değil midir? İnsanın kuyruksuz maymunlarla aynı aileyi paylaştığı ve onlarla birlikte ortak bir atadan çıktığı söyleniyor. O halde insanı tekamül etmiş bir maymun olarak nitelendirmek yanlış olmamaldır. İnsan maymunlarla ortak bir atadan geliyorsa açıkça bir tekamülü simgelemektedir.

İnsan diğer hayvanlardan ve bu arada içinden çıktığı kuyruksuz maymun ailesinden neden daha ilerdedir?

Aklından başka ne üstünlüğü vardır insanın?

Başka hiç bir üstünlüğü yoktur.

Ve aklı da bir yerde üstünlük olmayabilir.

İnsanda akıl hem onun dünyaya hakim bir canlı olmasını sağlayan, hem de muhtemelen ilerde onun sonunu getirecek olan bir özelliktir.

İnsanın diğer hayvanlardan üstün başka hiç bir niteliği yoktur.

İnsandan aklını alın, geride hiç bir şey kalmayacaktır.

Bir hayvan türü olarak insanın tek değeri aklıdır.

Aklı tekamül olarak kabul ederseniz, diğer nitelikleri açısından insanın kendisine en yakın olan kuyruksuz maymunlardan çok daha geride yer alan bir hayvan olduğunu da kabul etmek zorundasınız. Şempanzeler insandan 10 kere daha kuvvetlidirler. İnsan temel olarak zayıf ve nahif bir maymun türüdür. Herşeyini aklına borçludur. Fantezilerini de, kurduğu uygarlıklarını da.....

Evrenin halifesi olduğuna, görkemine ve uydurduğu yalanlara inanan, onların ve gerçekle en ufak ilişkileri olmayan diğer düşlerinin peşinde koşan ve her seferinde kendisini aldatıp düş kırıklıkları içinde yaşayan tek canlıdır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Genetik yapı nedir?

Canlılıkla ilgili etkinliklerin çoğu genlerin denetimi altındadır.

Genler her canlıda bulunan ve hereditenin temel birimi olan çeşitli uzunluklardaki DNA segmentleridir.

Aslında genler çeşitli şekillerde kullanılacak olan bilginin biriktiği DNA bölümleridir.

Genlerin etkinlikleir sayesinde canlı hem yaşam mücadelesi yaparak varlığını sürdürür, hem de kendisi ile ilgili bilgileri yeni nesillere geçirir.

Böylece canlı ile ilgili nitelikler yeni nesillerde devam eder. İ

İnsandan insan, timsahtan timsah çıkar.

Canlının kendisi ile ilgili bilginin yeni nesillere doğru olarak geçmesi çok önemlidir.

Eğer bu bilgi yanlış geçerse, yeni neslin yaşamı tehlikeye girebilir.

Her genin kendine göre DNA zinciri üzerinde belli bir yeri vardır.

Bazan o yer değişebilir ama çoğu kere değişmeden kalır.

DNA zincirinin tümü genlerle tıka basa dolu değildir.

Mevcut DNA’nın yalnız yüzde 10 kadarı işlevleri bilinen genler tarafından işgal edilmiştir.

Geride kalan yüzde 90 için hurda DNA denir ve hurda DNA protein şifreleyen genlerden yoksun olup, bilinen hiç bir işlevi yoktur.

Aslında genler bazı özel niteliklere sahip DNA yöreleridir.

Bu genlerin regülatör bölümleri olduğu gibi, protein şifreleyen ve diğer bölümleri de vardır.

Yani her DNA segmenti gen değildir.

Gen çok özel bir DNA segmentidir.

Her ne kadar insanlardaki gen sayısı tam olarak bilinmiyorsa da 20-25 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Önceleri insanlardaki gen sayısının 100 binin üstünde olduğuna inanılmaktaydı.

Bu sayının 40 bin olduğu tahmin edildiği zaman bilim adamları şiddetli bir şok yaşadılar.

Bu sayı 20 binlere inince bilim dünyası ikinci şokunu yaşamıştır.

İnsanda neden bu kadar az gen olduğu tam olarak bilinmemektedir.

Bu sayı açıkça insanın doğadaki yerinin sanıldığı kadar önemli olmadığının kanıtıdır.

Yani gen sayısı bir kriter olarak ele alınırsa, insanın evrendeki yeri temelde diğer canlılardan üstün değildir.

Bu durum insanın diğer canlılardan daha fazla tekamül etmediğinin, ya da evrimin bir tekamül olmadığının, kanıtıdır.

Evrim sırasında gen sayısı azalabilir de, artabilir de.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Genetik yapının değişmesi ne demektir?

Genetik yapı çeşitli şekillerde değişebilir.

Mutasyon olarak bilinen değişiklikten, gen olarak işlev yapan uzun, çifte sarmal DNA üzerindeki bazı özel moleküllerdeki spesifik değişiklikler sorumludur.

Mutasyondan başka genetik değişiklikler de vardır.

Kimyasal olarak DNA, birbirlerine parelel ama ters yönte dizilmiş, iki uzun zincir oluşturan polimerlerden oluşmuştur.

Şekerler ve fosfat grupları bir araya gelerek omurgayı oluştururlar.

Baz da denen nükleotidler şeker moleküllerine tutunaral birbirleri ardından dizilip, DNA’nın uzun, polimer denen omurgasını oluştururlar.

Onlar adenin, timin, sitozin ve guanindir.

Bu bazların şekerler ve fosfatlardan oluşan omurga üzerindeki dizilim sırası bilgi içerir.

Bu bilgi genetik koda göre okunur.

Proteinler üzerindeki amino asitlerin sıralanması bu şekilde saptanır.

Proteinler amino asitlerden oluşmuşlardır ve her protein türünde onların sıralanmaları farklıdır.

Mutasyon temel olarak milyonlarca bazdan oluşan DNA molekülünde baz çiftlerinde olan değişikliklerdir.

Tek bir baz çiftinde olan değişiklik bile canlının yaşamını etkilemeye yetebilir. Proteinde yer alan amino asitlerden birinin yerine başka bir amino asitin gelmesi mutasyondur ve bu değişiklik yararlı veya zararlı sonuçlar verebilir.

Mutasyon genetik çeşitliliğin en önemli kaynağıdır.

Evrimi yönlendiren en önemli süreçtir.

Röntgen ışınları, viruslar, kimyasal maddeler ve kozmik radyason mutasyona neden olabileceği gibi, mutasyonlar kendiliklerinden de ortaya çıkabilirler.

Mitoz veya meyoz bölünme sırasında mutasyonların ortaya çıkması için gerekli koşullar oluşmaktadır.

Mutasyonun kendiliğinden, ortamla ilgili bir nedene bağlı olmadan (spontane) olarak ortaya çıktığı ilk defa Max Debrück ve Salvador Luria tarafından bulunmuştur. Daha sonra bu konu yeterince açıklanmıştır.

En önemli mutasyon nedeni tesadüflerdir.

İnsanlar ve diğer bütün canlılar, çoğu kere, yukarda değindiğimiz mutasyon nedenlerine maruz kalmazlar.

Genlerde mutasyon doğal ve rastgele olarak ortaya çıkar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

En iyi uyum yapan mı yaşar?

Survival of the fittest tümcesini ilk kullanan Darwin değildir.

1864 yılında Darwin’i okuyan Herbert Spencer kendi ekonomik kuramları ile Darwin’in biyolojik kuramlarını birleştirmiş ve ikisi arasındaki paralelliğe dikkati çekmek için en iyi uyum yapanın yaşadığı tümcesini ortaya atmıştır.

Sosyal Darwinizmin kökeni bu tümcedir.

On the Origin of Species kitabının 1869 baskısında Darwin ilk defa bu tümceyi, en üstün bir fiziksel yapıya ve güce sahip olmak olarak değil de, yerel ortama kısa zamanda ve daha iyi adapte olmanın metaforu olarak kullanmıştır.

Darwin için en iyi uyum yapmak, doğal seçilim terimi ile özdeştir.

Ancak Herbert Spencer bu terimi farklı bir anlamda kullandığı için, Darwin’in sonradan yaptığı açıklama yeterli olmamış ve Darwin’in bu şanssız davranışı sosyal Darwinizm teriminin ortaya çıkması ile sonlanmıştır.

Survival of fittest, yani en iyi uyanın yaşaması ilkesi bilimsel değildir ve artık biyologlar tarafından kullanılmamaktadır.

Çünkü bu terim doğal seçilimin karmaşık doğasını yansıtmada yetersizdir.

Bu nedenden dolayı doğal seçilim her zaman bu terime yeğlenmelidir.

Yaşamak doğal seçilimin öğelerinden yalnız biridir ve her zaman türün başarılı olması anlamına gelmez.

Örneğin, bir canlı türünde yeterince erkeğin çoğalma yaşına ulaştığını kurgulayalım.

Bunlardan yalnız birkaçı çiftleşme olanağına sahipse, burada yaşamanın tür açısından hemen hiç bir yararı olmadığı görülecektir.

Bu senaryoda önemli olan çiftleşmek için karşı seksi kendine çekmektir.

Ne kadar uyumlu olunursa olunsun, çoğalmadan, tek başına yaşamanın evrimsel bir yararı yoktur.

Evrimsel açıdan uyum, genetik havuzda gerçekleşen çoğalmadır. Fizik olarak güçlü, kuvvetli olmakla karıştırılmamalıdır.

Tür için önemli olan genlerin yeni nesillerde devamıdır.

Bunu fiziksel olarak güçlü olan da başarabilir, zayıf olan da. Güçlü olanın ek bir avantajı yoktur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Doğal seçilim nedir?

Doğal seçilim evrimin oluş mekanizmalarından biridir.

Diğer mekanizma genetik kayma olarak bilinir. Ona sonra değineceğiz.

Basit bir kavram olduğu halde veya o yüzden doğal seçilim, kafa karıştıcı olabilir.

Özellikle seçme (seçilme) ve bu seçilmenin sonucu ortaya çıkan uyum (adaptasyon) konularını birbirlerinden ayırmada zorluk çekilebilir.

Bu nedenden dolayı burada seçme (seçilme) ve uyum (adaptasyon) konularına kısaca değineceğiz.

Seçilim yapay da olabilir.

Hayvancılıkta ve tarımda bunun sayısız örnekleri olduğunu biliyoruz.

Hayvan ve bitkileri çeşitli şekillerde çiftleştirerek insanlık için daha yararlı, daha sağlıklı, hastalıklara daha dirençli hayvan ve bitkiler oluşturmak mümküdür. İnsanlar yüzlerce yıldır yapay seçilime baş vurmaktadırlar ve bunda çok başarılı olmuşlardır.

Doğal seçilimle evrim, bireylerle değil, bir grup canlı ile ilgili bir davranış biçimidir.

Hiç kuşkusuz evrim kuramsal olarak, bireylerden başlar ama, orada kalmaz.

Çünkü evrim bireylerin kazandığı yeni özelliklerin yeni nesillerde devam etmesi ile nitelikli bir süreçtir.

Bireyler doğal seçilime maruz kalacak bu özelliği nasıl kazanırlar?

Önce bu sorunu çözelim.

Örneğin bir balığın denizden karaya çıkma sürecini inceleyelim.

Balıklardan birinde bir gün yüzgeçlerin yerini ayakların aldığı bir mutasyon ortaya çıkabilir mi?

Her ne kadar evrimin oluş mekanizması mutasyon ise de, böyle bir değişiklik asla vuku bulmaz.

Çünkü tek bir mutasyonla bu başarılamaz. Belli bir zaman diliminde-ki çok uzun olabilir, birbiri ardından bir dizi mutasyon olmak zorundadır.

Peki bu balığın yüzgecindeki ilk değişiklik ne olabilir?

Suda balığa kolaylıkla yön veren yüzgeçlerin ne kadar yumuşak ve ince olduklarını biliyoruz.

Sert ve katı yüzgeçler balıklar için handikapdirler.

Ama eğer balık sahilde yaşıyor ve arada bir kumsalda kısa anlar geçirerek avlanıyorsa, üzerinde daha kolay hareket edeceği sert ve katı yüzgeçlere sahip olması ona kesin olarak bir avantaj sağlayacaktır.

Bunu da tek bir mutasyonla kolaylıkla başarabilir.

Bu basit ve ilk mutasyona sahip balığın yaşama şansı daha fazla olacağından, genlerini yeni nesillere geçirme şansı da daha yüksek olacaktır.

İleri nesillerde bu sert ve katı yüzgeçlerin kazandırdığı avantaj abartılarak devam edecektir.

Yine rastgele vuku bulacak olan mutasyonlar, doğal seçilim yasasına göre, yüzgeçlerin daha fonksiyonel olmalarını sağlayacak ve sonunda balıkta bacaklar ortaya çıkacaktır.

Bu süreç sırasında balıkta başka mutasyonlar da vuku bulmakta, solungaçlarına ek olarak akciğerlerin öncüsü olan bir organ da evrilmektedir.

Aslında mutasyon balıkta aynı anda, doğal seçilme maruz kalan, çeşitli niteliklerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Bu örnekte doğa tek bir mutasyonun sonucu olarak ortaya çıkan yüzgeç değişikliğini yeğlemiş ve bu değişiklik zamanla balığın denizden karaya çıkmasını sağlamıştır. Ortada bir seçilim vardır. Seçilen balık ortama daha iyi uymaktadır. Yani daha iyi adapte olmuştur.

Doğal seçilim seçme (seçilme) ve uyum (adaptasyon) süreçlerini bünyesinde barındıran bir kavramdır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Uyum (adaptasyon) hakkında başka neler söyleyebiliriz?

Doğal seçilimle kazanılan özellikler için uyum (adaptasyon) terimi kullanılır.

Gazelleri kovalayan çitalar ne kadar hızlı koşarlarsa, o kadar iyi uyum yapmışlar demektir.

Çitalara yakalanmayacak kadar hızlı koşan gazeller için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

Bir mikrobun antibiyotiğe direnci de uyumdur.

Bu özellik bakterilerde rastgele mutasyonlar sonucu ortaya çıkar.

Ortamda antibiyotik olduğu için ortaya çıkan bir genetik özellik değildir.

Varlık nedeninin ortlamdaki antibiyotikle en ufak bir alakası bile yoktur.

Antibiyotik direnç geni kendiliğinden rastgele ortaya çıkmıştır ve bakteri o geni bir hamal gibi içinde taşımaktadır.

Normalde bakteriye ne yararı vardır, ne de zararı.

Tabii bir antibiyotikle karşılaşıncaya kadar..

O zaman ne kadar yararlı olduğu anlaşılır.

Ortamda antibiyotik varsa, ona direnci olan bakteriler yaşarlar. Diğerleri ölürler.

Zamanda antibiyotiklere direnci olan bakteriler sahneye hakim olurlar.

Çünkü diğerleri yok olmuşlardır.

Öyle gibi görünmesine rağmen, antibiyotiğe direnç, antibiyotikten dolayı ortaya çıkmamıştır.

O gen zaten vardır. Ortama giren antibiyotik o geni taşıyan bakterilerin doğal seçilim imtihanını kazanmasına neden olmuştur.

Burada antibiyotik doğal baskıları simgeler ve bakteri doğal seçilimle antibiyotikli ortama adapte olur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Doğal seçilimle kazanılmayan uyuma ne denir?

Bütün uyumlar doğal seçilimle mi kazanılırlar?

Doğal seçilimle kazanılan uyumla, doğal seçilimle kazanılmayan uyum arasında ilginç bir fark vardır.

Doğal seçilimle kazanılan uyum, bireyler için değil, tür için geçerlidir.

Ama uyum bireysel de olabilir. Onlar için doğal seçilimle kazanılmayan uyumdan bahsedilir.

Canlılar çevrelerine uyarlar.

Çoğu kere kısa bir zamanda bunu başarırlar.

Örneğin, denizden 2 bin metre yükseklikte olan bir dağ köyünde tatile çıkan birisi, ilk günler normalde hergün koştuğu mesafayi koşmakta zorluk çeker. Nefesi daralır. Ama aradan bir hafta bile geçmeden oraya uyar. Adapte olur. Artık her zaman koştuğu mesafeyi koşarken nefesi daralmaz.

Bu açıkça bir uyumdur ama, bireysel düzeyde olduğu için adaptasyon değildir.

Düşük oksijenli atmosfer kanda oksijen düzeyinin düşmesine neden olur.

Kan düzeyi düşen oksijen böbrekleri uyararak, onların normalden daha fazla eritropoietin salgılamasını sağlar.

Artan eritropoietin kemik iliğini uyararak, yeni kırmızı hücrelerin yapılmasına neden olur.

Artan kırmızı hücre miktarı kanın oksijen düzeyini de artırır ve kişi dağ başında yaşamaya uyum yapar.

Bu doğal seçilme bağlı bir adaptasyon değildir.

Çünkü kazanılan özellik yeni nesillerde devam etmez. Sadece tepkisel bir uyumdur.

Güney Amerika'nın dağlık bölgelerinde yaşayanlarda uyum bu şekilde sağlanır.

Bireylerin her biri teker teker uyum yapmak zorundadır.

Buna doğal seçilime bağlı adaptasyon değil de, havaya veya iklime uyma denir.

Himalayalarda yaşayan insanlar da yükseklerde yaşamaya uymuşlardır.

Ama onlarda, Güney Amerika’da yaşayanlardan farklı olarak, oksijen taşıyan kırmızı hücrelerin sayısı artmamıştır.

Sadece o hücrelerdeki hemoglobinin oksijen bağlama kapasitesi artmıştır.

Bu genetik bir değişikliktir ve yeni nesillere genlerle geçer.

Himalayalarda yaşayanlar için bu durum tam anlamı ile doğal seçilime bağlı bir adaptasyondur.

Arada çok önemli bir fark vardır.

İlkinde atmosferdeki düşük oksijen miktarına vücut oksijen taşıyan yeni kırmızı hücreler yaparak alışmaktadır.

İkincisinde ise, kemik iliğinde vuku bulan rastgele bir mutasyon, Himalayalarda yaşayanların oksijen eksikliği sorununu genetik olarak ve yeni nesillerde devam edecek şekilde çözüme bağlamıştır. Onlarda kırmızı hücre sayısı fazla değildir.

Görüldüğü üzere her uyum evrimsel bir adaptasyon değildir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrimi öğrenmek isteyenlerin herşeyden önce rastgele mutasyon kavramına alışması gerekiyor.

Evrimin bütün esprisi mutasyona bağlı olmasından da önemli olarak, mutasyonların rastgele olmasıdır.

Bu kavramı anlayamayan evrimi anlayamaz.

Rastgele mutasyonlar oluyor ve ortaya çıkan fenotip, doğal seçilime maruz kalıyor.

Ana tema budur.

Evrim bu ana temanın sayısız varyasyonlarından ibarettir.

O varyasyonlar da çok önemli olup, sanıldığından çok daha karmaşıktırlar.

Onlardaki incelikleri anlamak her zaman kolay olmayabilir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Mutasyonun rastlantılara bağlı olarak ortaya çıktığını iddia ediyorsunuz.

Bu evrimin şansa bağlı, rastgele ve kaotik bir süreç olduğunu göstermez mi?

Mutasyonların rastgele olması elbette şansla ilgili bir süreçtir.

Ama unutmayalım ki biz ratgele mutasyonlarla birlikte doğal seçilim yasasının evrimi yönlendirdiğine değinmiştik.

Mutasyonlar rastgele olabilirler ama, doğal seçilim rastgele değildir.

Doğal seçilim seçer ve seçilen özellikler rastgele mutasyonların değiştirdiği fenotipidir.

Doğal seçilim rastgele değildir. Bir amacı yoktur ama, canlılarla ilgili bazı özelliklerin gelişip, rafine olmasını sağlar.

Bu süreçin kendisi rastgele olamaz. Doğal seçilim geçemeyen canlı yaşayamaz.

Örneğin:

Suda yaşayan canlıların yaşayıp genlerini yeni nesillere geçirebilmeleri için hızlı yüzmeleri gerekir.

Bu yüzden doğal seçilim suda yaşayan canlıların hızlı yüzmeleri için gerekli, rastgele olmayan bazı özelliklerin abartılarak gelişmesini ve yayılmasını sağlar. Yunus, balina ve köpek balıklarının aerodinamik bir şekil almasının nedeni budur. Suda yaşayan canlıların çoğu bu şekli almalarını sağlayacak evrimsel süreçlere maruz kalmışlardır. Başka türlü genlerini yeni nesillere geçiremezler.

Evrimin ilk yarısı ve başlangıcı olan mutasyonlar tümüyle tesadüflere bağlıdır. Ama devamında tesadüflerin hiç yeri ve rolü yoktur.

Doğal seçilim tesadüflerle bağdaşmaz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Dinozorlarda tüy neden ortaya çıkmıştır?

Bildiğimiz kadarıyla yalnız kuşların tüyü vardır. Hepsi uçmaz belki ama, uçmayanların bile, çok uzun zaman önce, dinozorlar henüz dünyaya hükmediyorlarken, aynı ortak atadan kaynak aldıklarını biliyoruz.

Dinozorlarda tüye ne gerek vardır?

Uçmadıkları halde tüylü dinozorlar neden evrilmişlerdir?

Tüyler kuşları simgeleyen bir fenotipik özelliktir.

Başka hiç bir canlı türünde tüy yoktur.

İlk ortaya çıkan tüylü dinozorların uçmadıklarını biliyoruz.

O halde onlarda tüyün evrilmesinin nedeni uçmak olamaz.

Başka bir işlevi olmalıdır o tüylerin. Nedir o işlev?

Dinozorlarda tüylerin ortaya çıkma nedeni olarak vücudun ısı regülasyonu gösterilmiştir.

Tüylü dinozorlar vücut ısılarını daha kolay kontrol edebilmektedirler.

Bu da oldukça önemli ve yararlı evrimsel bir gelişmedir.

Vücut ısılarını daha kolay ve etkili olarak kontrol edebilen tüylü dinozorlar diğer dinozorlardan daha geniş alanlara yayılabilir ve yeni ve farklı ortamlara daha kolay adapte olabilirler.

Bu yüzden dinozorlarda yararlı bir mutasyon sonucu ortaya çıkan tüyler yeğlenmiş ve tutulmuşlardır.

Burada evrimsel bir tasarım yoktur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Dinozorlarda ilk tüyün ortaya çıkması nedeni doğal baskılar mıdır?

Kılların yerini tüylerin almasının nedeni doğal baskılar olmayıp, basit ve yararlı bir mutasyondur.

Bu mutasyon sonucu ortaya çıkan dinozor doğal seçilim yasasına göre imtihana tabi tutulmış ve onu geçmiştir.

Tüylerin kazandırdığı yarar günümüze kadar gelebilmiştir.

Ayrıca tüyler zamanla ilk işlevleri olan vücut ısısını regüle etmekten başka işlevler de üstlenmeye başlamışlardır.

Örneğin tüylerin, diğer mutasyonlar sırasında kaybolmayıp onlara eşlik ederek, soğuk kanlı dinozorlardan, sıcak kanlı kuşların evrilmesi sırasında uçmaya katkıları olmuştur.

Her uçan canlının mutlaka tüylü olması gerekmez ama, bugün uçan bütün kuşlar tüylüdür.

Burada yararlı bir özellik olarak ortaya çıkan bir nitelik (tüyler), zamanla başka bir nitelik için yararlı ve gerekli olmaya başlamıştır.

Isı regülasyonunu sağlayan tüyler uçma eylemine de önemli ölçüde katkıda bulunurlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Canlılar uygun bir ortamdan yararlanmak için mi evrime uğrarlar?

Bazı hayvanların kutuplara adapte olduklarını biliyoruz.

Örneğin beyaz kutup ayıları için kuzey kutbu ideal bir ortamdır.

O kadar idealdir ki, dünyanın ısınarak kutupların erimesi durumunda kutup ayılarının tükeneceğine inanılmaktadır.

Bu durumda kutup ayılarının kuzey kutbunda mevcut zengin besin kaynaklarından yararlanmak için ortaya çıktığını ileri sürmek yanlış sayılmamalıdır. Değil mi?

Her ne kadar dünyada mevcut bütün doğal nichler canlılar tarafından işgal edilmişlerse de, canlılar o ortamlardan yararlanmak için evrilmemişlerdir.

O ortamlara uyum yapmalarını sağlayan mutasyonlara ve o onlar da doğal seçilime maruz kaldıkları için seçilmişlerdir.

Mutasyonlar rastgeledir.

Canlının içinde yaşadığı ortamdan biraz farklı bir ortamda yaşamasını sağlayan bir mutasyon ortaya çıkar çıkmaz canlı, doğal seçilim yasasına göre, o farklı ortama adapte olmaya başlamıştır. Yani canlı önce hem kendi yaşadığı ortama uyum yapmaktadır, hem de yeni ortama uyum yapacak yararlı mutasyonlarla donanmıştır.

Başka bir deyişle canlının yer aldığı eko sistemi değişmiştir.

Canlı daha önce içinde yaşadığı eko sisteminden çıkmış ve farklı bir eko sisteminin öğelerinden biri olmaya başlamıştır.

Örneğin etobur bitkileri ele alalım..

Enzimsel bir veya birkaç mutasyon sonucu bu bitkiler toprakta bulunan azotu ve diğer gerekli maddeleri artık vücutlarına alamamaya başlamışlardır.

Ama bu arada gereksinimleri olan azot ve diğer kimyasal maddeleri çiçeklerine konan bazı böceklerden arta kalanlarla sağlamaya başlamışlardır.

Onları bitkiler için gerekli bazı enzimlerden yoksun eden mutasyona rağmen bu bitkiler, varlıklarını sürdürmeye devam etmektedirler.

Etobur bitkiler diğer bitkilerin yaşayamadığı çorak ve bataklık yerlerde rahatlıka yaşayabilmekte ve çoğalabilmektedirler.

Bu bitkiler çorak yerlerden yararlanmak için evrilmemişlerdir.

Öyle bir evrimsel sürece tabi tutulmuşlardır ki, artık çorak topraklarda bile varlıklarını sürdürebilmektedirler.

Kutup ayıları için de durum aynıdır.

Kutup ayıları kuzey kutbuna adapte olmak için evrilmemişlerdir.

Rastgele mutasyonlar ve doğal seçilim sonucu oraya adapte olmakta zorluk çekmeyen bir canlı türüne dönüşmüşlerdir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu arada eklemeyi unutmuşum..

Dinozorlarda tüy sanıldığından daha yayın bir özelliktir.

Birçok dinozor türünün tüylü olduğuna inanılmaktadır.

Renkli tüylerin karşı cinsi cezbederek çiftleşmeyi kolaylaştırması mümkündür.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrim kuramı Darwin ile özdeş gibidir.

Oysa evrimi ilk düşünen Darwin değildir. Darwin evrimin oluş mekanizmalarından birini bulmuştur.

Evrim kuramını ilk kimin ortaya attığı kesin değildir ama, bu konudaki görüşerl MÖ 520 yılına kadar gider.

Bir Greek filozofu olan Anaximander 520 yılında Doğa Üzerinde başlıklı bir yazısında evrim kavramına değinmiştir.

Anaximander'e göre yaşam okyanuslarda yosun olarak başlayıp, oradan karaya geçmiş ve orada devam etmiştir. Anaximander, aptalın ve zındığın biri olmalıki ayrıca, türlerin zamanla evrildiklerini de iddia etmiştir.

MÖ 500 yılında Xenophanes fosiller üzerinde çalışmış ve yaşamın evrimi konusunda çeşitli teorilere yer vermişti.

MÖ 350 yılında Aristo deniz hayvanları üzerine yaptığı araştırmalar sonunda evrimin epigenetik bir modelini geliştirmiştir.

Yani kalıtımın da ötesini görebilmiştir Aristo ve bu arada hayvanları kendine göre sınıflandırmıştır.

Bu teorileri izleyen dönemde insanlık 2000 yıl, semavi dinlerin etkisi altında kalarak, evrim konusunda yeni teoriler geliştirememiş ve cehaletin zifiri karanlığına gömülü kalmıştır. Bu zaman diliminde insan nereden geldiğini sorgulamamıştır. Çünkü nasıl ortaya çıktığı gün gibi aşikardır. Araştırmaya ne gerek vardır.

1686 yılında John Ray bitki türleri ile ilgili bir kitap yazmış ve aynı atayı paylaşan 18600 tür bitki türünden bahsetmiştir. Böylece ilk defa bir tür kavramı ortaya atılmıştır..

1735 yılında Carolus Linnaeus Systema Naturae adlı bir kitabında bütün canlıları sınıflandırmada yararlı bir yöntem yayınlamıştır.

İlginç olarak bugün bile onun bulduğu bu yöntem kullanılmakta, canlılar onlara göre sınıflandırılmaktadırlar. Ama Carolus bununla yetinmemiş ve bütün yaratıkları Tanrı'nın yarattığını ve kendisinin de onun emri ile bu sınıflandırmayı yaptığını ilan etmiştir.

1749 yılında Comte de Buffon ilk defa tür kavramının çağdaş tanımını yapan fransız olmuştur. O da bundan Tanrı'yı sorumlu tutmuştur. Ona göre hiyerarşik sınıflandırmanın başında insan yer almaktadır. Buffon evrime inanmaktadır. Neden olarak da canlılardaki değişiklikten çevreyi direkt olarak sorumlu tutmuştur. Mekanizmayı ise açıklamamıştır.

1751 yılında Pierre-Louis Moreau de Maupertuis "Systeme de la Nature" adlı kitabında kalıtımın doğası ve yeni türler hakkında çeşitli görüşler ortaya atmıştır. Yeni türlerin ortaya çıkma sürecini tesadüflerle açıklamıştır. Başka bir kitap daha yayınlayarak güçlü-kuvvetli hayvanların daha başarılı olduklarını iddia etmiştir. Bu iyi uyum yapanın yaşaması iddiasına (survival of fittest) benzemektedir. Benzeri bir terim sonraları Darwin zamanında ve onun tarafından da kullanılmıştı..

1770 yılında İsviçreli bir doğa bilimci olan Charles Bonnet "Philosophical Palingesis" adlı kitabında dişilerde gelecek nesillerin minyatür şekillerinin bulunduğunu iddia etmiştir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Misafir
Bu konu kapalıdır ama konuya cevap yazmaya yetkiniz var görünüyor.

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×