Jump to content
haci

EVOLUTION FOR DUMMIES

Recommended Posts

İlk primatlar hangi kıtada ortaya çıkmışlardır?

Afrika'nın ilk primatların evrildiği kıta olduğuna inanılmaktadır.

Neden Afrika?

Primatlar 65 milyon yıl önce dinozorların yok olmasından sonra ortaya çıkan canlılardan evrilmişlerdir.

İlk primatlara ait fosiller nerede bulunduysa, ilk primatların orada evrildiğini düşünmek yanlış sayılmaz.

Primatlara ait en eski fosil Afrika'da bulunduğuna göre, Afrika primatların ve çok sonra onlardan evrilen insanların çıktığı kıtadır.

Bu idddiaya ciddi olarak meydan okuyan ve reddeden başka bir teori yoktur.

Afrika haricinde baska kıtalardada "öncesiz" primatlar ortaya çıkmışmıdır? varsa ve mümkünse türlerinin isimleriyle beraber.

Öncesi olmayan hiç bir canlı türü yoktur.

Bir tür ancak başka bir türün evrilmesi ile ortaya çıkabilir.

Afrika'da ortaya çıkan ilk primatlar kuzeye ve diğer kıtalara yayılmışlardır.

Dünyanın değişen iklimi onların soğuk yörelerde tükenmesine neden olmuştur. Bazıları Afrika'ya tekrar göç etmiş olabilir. Bazıları sıcak yerlere yerleşmişlerdir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Dünyda mevcut bütün canlılar birbirlerinin akrabası mdır?

Birbirleri ile yakından, uzaktan ilgili midirler?

Evet. Dünyada şu anda var olan ve çoktan tükenmiş olan bütün canlı türleri birbirlerinin akrabasıdır.

Yaşamı bir ağaç olarak düşünün.

Türleri de o ağacın dalları olarak imgeleyin.

Bazı türler aynı kökten kaynak alırlar. Kök iki çatala ayrılır.O çatalları birer tür olarak düşünürseniz, her ikisinin de çıktığı kök, onların ortak atasıdır. Yaşam ağacında o kadar çok çatallaşan kökdal vardır ki, türler arasındaki yakınlık, onlar arasındaki uzaklığa göre büyük çeşitlilik arzeder. Canlı türlerini bu yaşam ağacının dalları olarak düşünürseniz, aralarındaki ilişkiyi (ona akrabalık da diyebiliriz) daha doğru olarak değerlendirebilirsiniz. Dallar birbirlerine ne kadar yakınsa, ortak ata onlarla o kadar yakından ilgilidir.

Örneğin insanlar ve şempanzelerin paylaştığı ortak ata, 5-8 milyon yıl önce yaşamıştır. İnsan ve bakteri ise, çok daha önce yaşamiş bir ortak atadan çıkmışlardır. Bakteri ile insanın akrabalağını kanıtlamak sanıldığından çok daha kolaydır. İnsan insülin geni bakteriye injekte edilirse, bakteri sürekli olarak insan insülini sentez eder. O halde ikisi genetik yapı olarak aynı biyolojik yasalara tabi olmalıdırlar. Bu da onların ortak bir atadan gelmelerini zorunlu kılar. 200'den fazla gen insanlar ve bakteriler tarafından paylaşılır. Bu sayı şempanzelerde çok daha fazla olup, fark yüzde 2'den azdır.

Türlerin birbirleri ile akraba olmaları, onların aynı atadan geldiklerinin mi kanıtıdır?

Değildir. Türlerin birbirleri ile akraba olmaları, birinin diğerinin atası olduğu anlamına gelmez.

Bir insanın kan bağı ile ilgili olduğu yakın akrabaları vardır. Kuzenler, amca ve dayılar, teyze ve halalar gibi.

İnsan onlarla, babaanne, anneanne gibi bir veya birden fazla ortak atayı paylaşır.

Ama bu akrabalar, kuzenler, amcalar ve dayılar, teyzeler ve halalar o insanın atası değillerdir.

Aynı şekilde insanlar ve primatlar birbirleri ile akrabadırlar ama, onların hiç biri insanın atası değildir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Denizden karaya geçiş nasıl gerçekleşmiştir?

Denizden karaya geçiş, canlı türüne bağlı olarak, bir kereden fazla tekrarlanmıştır.

Biz burada aynı filumua ait olduğumuz için balıkların denizden karaya nasıl geçtiklerine değineceğiz.

Balıklar denizden karaya geçerlerken ilginç bir evrimsel sürece maruz kalmışlardır.

Karaya ilk çıkan deniz hayvanı için tetrapod terimi kullanılır. Bu tetrapodun en tipik örneği Ichthyostega denen dört ayaklı bir hayvandır.

Bu hayvanın ataları denizden karaya çıkmışlardır.

Peki solungaçları akciğere nasıl dönüşmüştür?

Bu konudaki en mantıklı görüşe göre (Liem, K.F.: Form and function of lungs: The evolution of air breathing mechanisms. American Zoologist 28:739-759, 1988) karaya çıkma sürecini deneyimleyen ilk vertebralı hayvan da dual, yani çifte solunun sistemi mevcut idi..

Bunlardan biri solungaçlardır ki hayvanın suda solumasını sağlamaktadır. Diğeri ise daha çok akciğere benzeyen bir organdır. Bu organla hayvan yuttuğu hava ile karada bir süre için bile olsa yaşayabiliyordu.

Günümüzde bile bu tür solunumu olan balıklar mevcuttur. Bazı vertebralılarda bu organ gelişmiş ve solungaçlar atrofiye uğramışlardır. Onlar kara yaşamına adapte olmuşlardır. Köpek balıkları gibi, bazı balıklarda ise, akciğerler atrofiye uğramış ve solungaçlar korunmuştur.

Eski bir görüş olan ve swim bladder denen yüzme keselerinin zamanla akciğerlere evrimleştiği görüşü rağbetten düşmüştür. Bu konudaki son görüşlere göre, dual solunum sistemine sahip balıklarda mevcut akciğerler zamanla yüzme keselerine evrimleşmişlerdir.

Balığın sudan nasıl çıktığı hakkında elimizde ayrıntılı bilgi yoksa da, yeterince delil mevcuttur.

Karaya ilk çıkan balık bir tetrapod olan Ichthystega'nın atasıdır. Bu hayvanda solungaçlar gerileyip, akciğerler gelişirken, yüzgeçler ekstremiteye evrimleşmişlerdir. Hayvan karada yürümeye ve yaşamaya başlamıştır.

Önceleri karaya adaptasyonun linear, yani çizgisel bir seyir izlediği sanılıyordu.. Yani amphibi-reptile-memeli-insan sırasının izlendiğine inanılıyordu.

Bugün bu sıranın böyle olmadığını biliyoruz.

Her ne kadar amphibiler tetrapodlardan çıkmışlarsa da, bu kör bir sondur. Kurbağa ve salamanderler bu sonu oluştururlar.

Kara vertebralıları onlardan çıkmamışlardır.

Bundan yüzmilyonlarca yıl önce tetrapod'ları içeren grup ikiye ayrılmıştır.

İlki amfibilerdri..

Diğeri ise Amniota olarak isimlendirilen gruptur.

Bu gruptan sürüngenler (reptiller), kuşlar ve insanlar çıkmışlardır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Böcekler denizden karaya çıkarken nasıl bir uyum yapmışlardır?

Karaya ilk çıkan hayvanların, 400 milyon yıl önce, böcekler olduğuna inanılmaktadır.

Böceklerde suya dayanıklı ve su geçirmeyen exoskeleton (dış iskelet) vardır.

Vücudun her tarafına dağılan soluma tüpleri gelişmiştir. Onlarla dokulara oksijen taşırlar ve biriken karbondioksiti atarlar.

Birçoğunda kanatlar ortaya çıkmıştır. Böcekler karada ilk uçan canlılardır.

Böceklerin yumurtası içerde döllenir ve yumurtalar suya dirençlidirler. Embryo hem suda hem de karada gelişebilir.

Azotlu atıkları ürik asit olarak atarlar. Bu atık çok az suya gereksinim gösterir. Susuz ortam için idealdir.

Böcekler karaya balıklardan daha kolay uyum yapmışlardır.

Daha başarılı hayvanlardır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir türün evrimi diğer türlerin evrimini etkiler mi?

Evrim bir vakümde gerçekleşmiyor. Türler birbirleri ile sürekli olarak etkileşiyorlar.

Özellikle aynı ortamı paylaşan canlı türlerinden birinin yok olması, çevrenin uyguladığı doğal basıncı değiştirerek, diğer canlılar üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Bunun çeşitli örnekleri vardır.

Örneğin Amerika kıtasında yaşayan bir yılan türü ile, bir kertenkele türü bu konuda tipik bir örnek oluştururlar.

Yılan kertenkeleleri yiyerek varlığını sürdürmektedir.

Kertenkele ise yenmemek için derisinden toksik bir madde salgılamaktadır.

Yılanlarda bu toksik maddeye karşı bir direnç gelişmiştir.

Kertenkeler ise bu direnci yenmek için toksisitesi giderek artan bir kimyasal madde salgılamaya devam etmektedir.

Bu ölüm kalım savaşı onbinlerce yıldır sürmektedir.

Kertenkeleler giderek daha zehirli olurlarken, yılanlar onların zehirine giderek daha dirençli hale gelmişlerdir.

Bitkilerle onları yiyerek yaşamlarını sürdüren otobur hayvanlar arasında da benzer bir mücadele vardır.

Bitkiler yenmemek için zehirli alkaloidler sentez etmeye başlamışlardır.

Otobur hayvanlar da zehirli alkaloidleri detoksifiye eden enzimler sentez etmeye başlamışlardır. Bu enzimlerin sentez edildiği organ, hazmedilen bütün gıdaların içinden geçmek zorunda olduğun karaciğerdir.

Görüldüğü üzere bir canlı türünün evrimi, diğerlerinin evrimi ile yakından ilgilidir..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

RELENTLESS EVOLUTION

Yazar: John N. Thompson

The University of Chicago Press

2013

İngilizce bilen biyologların kütüphanelerinde mutlaka bulundurmaları gereken bir kitap.

Ama evrimi öğrenmek isteyenler için uygun değil.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

EVRİM NEDEN DURMAK BİLMEZ..

Evrimin durduğu türlerin olduğu iddiası temelsizdir.

Aşağıda kısaca değineceğimiz nedenlerden dolayı bu mümkün değildir.

Herşeyden önce evrim yalnız genetik değil, ekolojik de olan bir süreçtir.

Ekoloji değişirse, içinde yaşayan türler de değişmek zorundadırlar. Bunu anlamak zor değil.

Daha da ötesi, coevolution denen bir kavram vardır. Buna göre türler birbirlerinden bağımsız değillerdir.

Biri evrilirse diğerleri de ona uymak üzere evrilmek veya yok olmak zorundadırlar.

Diğer türlerden bağımsız bir tür yoktur. Olduğunu iddia etmek bilimsel değildir. Dolayısıyla evrilmeyen bir tür var olamaz.

Türler diğer türlerin ve ekolojinin baskısı altında sürekli olarak evrilmek zorundadırlar..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Her tür her zaman küçük evrimsel genetik değişikliklere maruz kalır.

Çünkü içinde yaşadığı fiziksel ve biyotik ortam bunu zorunlu kılar.

Ama bu evrimsel süreçlerin çoğu yeni bir türün ortaya çıkması için yeterli olmadığı gibi, fosil kayıtlarına yansımadıkları için izlenmeleri de mümkün değildir.

Mikroevrim olarak bilinen bu değişiklikler son derece önemlidir. Canlı onların sayesinde varlığını sürdürür.

Mikroevrimler türlerin ve yakın ilişki içinde oldukları diğer türlerin evriminden sorumludur.

Yani bir türde vuku bulacak küçük bir evrimsel süreç, diğer türlere de yansıyacak ve onların da evriminden sorumlu olacaktır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Misafir
Bu konu kapalıdır ama konuya cevap yazmaya yetkiniz var görünüyor.

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...