Jump to content
anti-christ

tübitak'tan jeolojik devirler ve evrim atlası

Recommended Posts

''Endosimbiyoz kuramına göre önce mitokondri hücreye katılır, sonra kloroplast. Dolayısıyla bitkisel hücreler daha sonradan oluşur.

Endosimbiyoz için özet bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz: http://evrimagaci.org/makale/148

Evrim mantığına göre bitkilerden hayvan evrilemez. Bitkisel hücreler kloroplast ve mitokondri organellerinin her ikisine de sahiptir ve bu şekilde doğaya uyum sağlamıştır. Bitkilerin kloroplastını kaybetmesi bir avantaj değil onlar için dezavantaj olabilir. Doğal seçilim sadece avantaj sağlayanları seçer, ortama uyum sağlayamayacak özellikleri eler. Kloroplastını kaybeden bir bitki hücresi ölür. Bu yüzden kloroplastsız bitki hücreleri genlerini sonraki nesillere aktaramaz. Ancak bir hayvan hücresi, mitokondri organelinin yanına bir de kloroplast eklerse onun için müthiş bir avantaj olur. Kendi besinini kendisi üretebilen bu hayvan hücreleri, diğer hayvanlardan izole olur ve bitki olarak türleşmeye başlar.''

Sadece beyin cimnastiği yapıyorum, çok saçma ise kusuruma bakma. Kloroplastını kaybeden bitki hücresi ölür diyorsun ve çok haklısın.

1- Peki kloroplastını kaybetmeden hayvana evrilip(neticede her taraf bitki dolu ve kendi besinini üretme yeteneğine sahip bir bitkinin buna ek olarak otobur bir özellik kazanması doğal seçilim açısından bir avantajdır) sonra bir mutasyon neticesinde kloroplastını kaybetmiş olamaz mı? Yani bundan 1 milyar yıl önce kloroplasta sahip otobur bir ''bitki-hayvan'' var olmuş, duruma göre kendi besinini sentezlemiş, duruma göre de her tarafta hazır bulunan bitkileri yiyerek beslenmiş sonra da bir mutasyon neticesinde kloroplastını kaybetmiş olamaz mı?

2-Halen etobur bitkiler var. Etobur bitkiler kloroplastlarını kaybetse bile yaşayamaz mı? Hayvanlar etobur bir bitkiden evrilmiş olamaz mı?

1. Ökaryotik alg hücreleri ilk kez kloroplast kazandıklarında, hayvansal heterotrof hücreler çoktan evrilmişti. Fosil bulguları bu yönde. Ek olarak zaten hem heterotrof hem ototrof bir alg türü var. Hem kloroplastla kendi besinini üretebiliyor, hem de dışarıdan hazır alabiliyor. Yani böyle bir ara form var. Ancak bulgular sayesinde önce heterotrof hücreler, sonra fotosentetik hücrelerin evrildiğini biliyoruz. Yine de karaya önce çıkan bitkiler oldu. Karada hayvanlar için uygun yaşam ortamı oluştuğunda da hayvanlar çıktı. Ayrıca ilkin fotosentetik türler kendi besinini üretebiliyor olduğundan, aktif harekette bulunmazlar dışarıdan besin almak için. Bu hem zahmetli hem de gereksiz bir iştir. Aktif hareket ihtiyacı olmayan bu canlıların, evrimi sonucu hareketli canlılar değil, bugünkü gibi yere sabit, köklü canlılar oluşur.

Fosil bulguları olmasaydı, söylediğiniz gibi olma olasılığı çok az da olsa mümkün olabilirdi. Daha ayrıntılı düşünmek lazım tabi.

2. Et yiyen bitkiler kloroplastlarını kaybederse ölürler. Et yiyen bitkilerin, et yeme sebebi, topraklarındaki azot eksikliğidir. Bu bitkiler azot eksikliğini karşılamak için, böcekleri sindirirler. Yoksa glikoz ihtiyacını yine fotosentez ile sağlamak zorundadırlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Fantazmatik bir konu gerçekten, ama teorik olarak konu oldukça basit. Her organizma kademe kademe "yeterince zaman ve seçilim sureci ile" herhangi bir organizmaya dönusebilir. Özellesmislik bir daha degismemeyi gerektirse, her organizma kendi yasam ortasina göre uyumludur ve evrim imkansiz olurdu. Bu zaten bastan saçma bir sudan konu. Baska isiniz mi yok. O kadar bos iseniz alin bir kitap bilginizi tazeleyin bari...

weekender-015-for-press4.jpg

Iste hala suphe eden varsa, bu da bir ottan olusan hayvan fotografi. :D

tarihinde Levia tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

2. Et yiyen bitkiler kloroplastlarını kaybederse ölürler. Et yiyen bitkilerin, et yeme sebebi, topraklarındaki azot eksikliğidir. Bu bitkiler azot eksikliğini karşılamak için, böcekleri sindirirler. Yoksa glikoz ihtiyacını yine fotosentez ile sağlamak zorundadırlar.

Evrimi biliyorsunuz ama, yanlış yorumluyorsunuz. Açıklamaları evrimsel süreci başından sonuna doğru ilerleyerek yapmıyorsunuz.

Sondan başlayıp başa dönüyorsunuz.

Et yiyen bitkilerin, et yeme sebebi, topraklarındaki azot eksikliği değildir. Et yiyen bitkiler toprakta azot olsa da etçildirler, olmasa da.

Etobur bitkilerin diğer bitkilerden farkı azotu ve diğer gıdaları tuzağa düşürdükleri böceklerden sağlamalarıdır.

Milyonlarca yıl önce bir mutasyon olmuş ve bir bitki azotu topraktan sağlamada zorlukla karşılaşmıştır.

Ama bu sırada çiçekleri ile böceklerden azot sağlamaya başladığı için soyu tükenmemiştir. Bu sürecin kendisi milyonlarca yıl sürmüş olabilir.

Daha sonra bu bitki azot gereksinimini böceklerden sağlayarak, diğer bitkilerin yaşayamadığı azottan yoksun çorak yerlerde yaşamaya başlamış ve diğer etobur bitkilere evrilmiştir.

Yani etobur bitkilerin et yeme nedeni mutasyondur.

Aslında bu mutasyon da zararlı olabilirdi. Ama olmamıştır. Çünkü bitki çiçekleri ile azotu sağlayabilmiştir.

Bu durumda bu mutasyon için yararlı mutasyon diyebiliriz.

Mutasyonları yararlı ve yarasız olarak ayırmak çoğu kere anlamsızdır.

Zararlı gibi duran bir mutasyon zamanla yararlı olabilmektedir.

Etobur bitkilerin evrimi buna güzel bir örnektir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

1. Ökaryotik alg hücreleri ilk kez kloroplast kazandıklarında, hayvansal heterotrof hücreler çoktan evrilmişti. Fosil bulguları bu yönde. Ek olarak zaten hem heterotrof hem ototrof bir alg türü var. Hem kloroplastla kendi besinini üretebiliyor, hem de dışarıdan hazır alabiliyor. Yani böyle bir ara form var. Ancak bulgular sayesinde önce heterotrof hücreler, sonra fotosentetik hücrelerin evrildiğini biliyoruz. Yine de karaya önce çıkan bitkiler oldu. Karada hayvanlar için uygun yaşam ortamı oluştuğunda da hayvanlar çıktı. Ayrıca ilkin fotosentetik türler kendi besinini üretebiliyor olduğundan, aktif harekette bulunmazlar dışarıdan besin almak için. Bu hem zahmetli hem de gereksiz bir iştir. Aktif hareket ihtiyacı olmayan bu canlıların, evrimi sonucu hareketli canlılar değil, bugünkü gibi yere sabit, köklü canlılar oluşur.

Fosil bulguları olmasaydı, söylediğiniz gibi olma olasılığı çok az da olsa mümkün olabilirdi. Daha ayrıntılı düşünmek lazım tabi.

2. Et yiyen bitkiler kloroplastlarını kaybederse ölürler. Et yiyen bitkilerin, et yeme sebebi, topraklarındaki azot eksikliğidir. Bu bitkiler azot eksikliğini karşılamak için, böcekleri sindirirler. Yoksa glikoz ihtiyacını yine fotosentez ile sağlamak zorundadırlar.

1-Sözünü ettiğiniz evrimleşmeyi destekleyen fosil bulguları şüphe bırakmıyacak ölçüde güçlü mü sizce?

2-Bitkiler bu kadar avantajlı bir konuma sahipken(kendi besinini üretebilme) dünyaya hakim olmaları gerekmez miydi? Neden ileri evrimleşmeyi gerçekleştiremediler?(sinir sistemleri, zeka vs.). Dezavantajlı konumdaki hayvanların dünyada hakimiyet kurmaları çelişkili değil mi?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili kaytan,

Bu bilgiler böyle akıl yürütme yoluyla değil, binlerce fosil incelenerek yapılıyor. Genetik, anatomi hepsi içinde.

İyi de dostum, yüzmilyonlarca yıl önceden bahsediyoruz. Onca zaman öncesine ait genetik materyal var mı elimizde? Ayrıca o kadar zaman öncesine ait ne kadar fosil var elimizde ve ne derece sağlıklı durumda bu fosiller bilmiyorum ama boşluklar akıl yürütmeyle dolduruluyor yine de, haksız mıyım?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

1-Sözünü ettiğiniz evrimleşmeyi destekleyen fosil bulguları şüphe bırakmıyacak ölçüde güçlü mü sizce?

2-Bitkiler bu kadar avantajlı bir konuma sahipken(kendi besinini üretebilme) dünyaya hakim olmaları gerekmez miydi? Neden ileri evrimleşmeyi gerçekleştiremediler?(sinir sistemleri, zeka vs.). Dezavantajlı konumdaki hayvanların dünyada hakimiyet kurmaları çelişkili değil mi?

Bu soruları soranın önce canlılığın ve evrimin ne olduğunu öğrenmesi gerekiyor.

Sizi eğitmek kolay olmayacak.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrimi biliyorsunuz ama, yanlış yorumluyorsunuz. Açıklamaları evrimsel süreci başından sonuna doğru ilerleyerek yapmıyorsunuz.

Sondan başlayıp başa dönüyorsunuz.

Et yiyen bitkilerin, et yeme sebebi, topraklarındaki azot eksikliği değildir. Et yiyen bitkiler toprakta azot olsa da etçildirler, olmasa da.

Etobur bitkilerin diğer bitkilerden farkı azotu ve diğer gıdaları tuzağa düşürdükleri böceklerden sağlamalarıdır.

Milyonlarca yıl önce bir mutasyon olmuş ve bir bitki azotu topraktan sağlamada zorlukla karşılaşmıştır.

Ama bu sırada çiçekleri ile böceklerden azot sağlamaya başladığı için soyu tükenmemiştir. Bu sürecin kendisi milyonlarca yıl sürmüş olabilir.

Daha sonra bu bitki azot gereksinimini böceklerden sağlayarak, diğer bitkilerin yaşayamadığı azottan yoksun çorak yerlerde yaşamaya başlamış ve diğer etobur bitkilere evrilmiştir.

Yani etobur bitkilerin et yeme nedeni mutasyondur.

Aslında bu mutasyon da zararlı olabilirdi. Ama olmamıştır. Çünkü bitki çiçekleri ile azotu sağlayabilmiştir.

Bu durumda bu mutasyon için yararlı mutasyon diyebiliriz.

Mutasyonları yararlı ve yarasız olarak ayırmak çoğu kere anlamsızdır.

Zararlı gibi duran bir mutasyon zamanla yararlı olabilmektedir.

Etobur bitkilerin evrimi buna güzel bir örnektir.

O yanlışı bilerek yaptım sayın haci. Elbette azot eksikliğini karşılamak için et yemiyor. Arkadaşa; etobur bitkilerin et yiyerek, doyamayacağını sadece azot eksikliğini giderebileceğini anlatmak için kullandım o cümleyi. Çünkü kendisi, o bitkilerin kloroplastlarını kaybetse bile yaşayabileceğini sanıyordu. Yoksa elbette evrimin amaç doğrultusunda gerçekleştiğini düşünmüyorum.

tarihinde nemesis_ tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

O yanlışı bilerek yaptım sayın haci. Elbette azot eksikliğini karşılamak için et yemiyor. Arkadaşa; etobur bitkilerin et yiyerek, doyamayacağını sadece azot eksikliğini giderebileceğini anlatmak için kullandım o cümleyi. Çünkü kendisi, o bitkilerin kloroplastlarını kaybetse bile yaşayabileceğini sanıyordu. Yoksa elbette evrimin amaç doğrultusunda gerçekleştiğini düşünmüyorum.

Aslında bu hata veya yanlış bile değil. Evsimsel açıklamalar hemen her zaman sondan başa doğru yapılır. Olayın daha iyi anlaşılması için buna baş vurulur.

Bu herkesin anlayacağı bir açıklamadır. Evrimsel süreçler rastgeledir. Çünkü mutasyonlar rastgeledir. Ama doğal seçilim rastgeleliğe bir sınır koyar.

Rastgeleliğe inanmayanlara ve evrimin ne olduğunu bilmeyenlere bunu açıklamak zordur. Sizin açıklamanız bu nedenden doğrudur. Ama doğru olmasına rağmen olayı kronolojik olarak açıklamamaktadır. Eksiklik oradadır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

1-Sözünü ettiğiniz evrimleşmeyi destekleyen fosil bulguları şüphe bırakmıyacak ölçüde güçlü mü sizce?

2-Bitkiler bu kadar avantajlı bir konuma sahipken(kendi besinini üretebilme) dünyaya hakim olmaları gerekmez miydi? Neden ileri evrimleşmeyi gerçekleştiremediler?(sinir sistemleri, zeka vs.). Dezavantajlı konumdaki hayvanların dünyada hakimiyet kurmaları çelişkili değil mi?

1. Bilimde her zaman şüphe vardır. Bilimin yöntemi budur.

2.

Dünyaya hakim olmaktan kastınız nedir ? Bitkiler zaten dünyaya hakim sayılır. İnsanlar yakıp kesene kadar, dünya zaten sırf yeşillikti.

Bitkilerin neden sinir sistemi yoktur ? Önce, "Neden 'sinir sistemi' vardır ?" diye sorulması gerekir. Sinir sistemi bir canlıya çevresini duyumsama özelliği kazandırıyor. Böylece diğer canlılarla olan rekabetinde üstünlük kazandırıyor. Avını görebiliyor, duyabiliyor ya da koklayabiliyor. Tüm bu özellikler onu "besin"e ulaştırmaya yarıyor. Hayvanlar için bu sistem bir avantajdır. Örneğin koku duyusu güçlü olan bir avcı, ava diğer avcılardan önce ulaşabilir. Bu da onu "besin"e ulaşmada üstün kılar. Peki bir bitkiye bu sistemi taksanız ne işe yarar ? Besinini kendisi üretebiliyor. Besin için rekabete girmiyor. Ona rekabette üstün kılacak bir özellik sağlıyor mu ? Dolayısıyla sinir sistemi bir bitki için avantaj değil, etkisiz bir özelliktir. Etkisiz özellikler seçilmez, hatta çoğu zaman elenir. Çünkü bitki gereksiz bir sinir sistemi için ekstra enerji harcamaktadır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu soruları soranın önce canlılığın ve evrimin ne olduğunu öğrenmesi gerekiyor.

Sizi eğitmek kolay olmayacak.

Bence ümitsiz olmayalım, ben azimli bir insanım, çabuk öğrenirim. Her ne kadar evrim konusuyla yeni tanışmış olsam da(başka bir konuda araştırma yaparken hasbel kader evrimle ilgilenme mecburiyeti duydum) teori bana oldukça karmaşık ve dağınık görünüyor. Doğası gereği böyle olmak zorunda sanırım. Siz evrim konusunda uzman sayılabilirsiniz sanırım, sizden bir ricam olacak, sıçramalı evrim konusunu işleyen türkçeye çevrilmiş bir kitap var mı?Stephen Jay Gould, Niles Eledridge ya da Richard Goldsschimidt tarafından yazılmış ise tercih sebebidir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

1. Bilimde her zaman şüphe vardır. Bilimin yöntemi budur.

2.

Dünyaya hakim olmaktan kastınız nedir ? Bitkiler zaten dünyaya hakim sayılır. İnsanlar yakıp kesene kadar, dünya zaten sırf yeşillikti.

Bitkilerin neden sinir sistemi yoktur ? Önce, "Neden 'sinir sistemi' vardır ?" diye sorulması gerekir. Sinir sistemi bir canlıya çevresini duyumsama özelliği kazandırıyor. Böylece diğer canlılarla olan rekabetinde üstünlük kazandırıyor. Avını görebiliyor, duyabiliyor ya da koklayabiliyor. Tüm bu özellikler onu "besin"e ulaştırmaya yarıyor. Hayvanlar için bu sistem bir avantajdır. Örneğin koku duyusu güçlü olan bir avcı, ava diğer avcılardan önce ulaşabilir. Bu da onu "besin"e ulaşmada üstün kılar. Peki bir bitkiye bu sistemi taksanız ne işe yarar ? Besinini kendisi üretebiliyor. Besin için rekabete girmiyor. Ona rekabette üstün kılacak bir özellik sağlıyor mu ? Dolayısıyla sinir sistemi bir bitki için avantaj değil, etkisiz bir özelliktir. Etkisiz özellikler seçilmez, hatta çoğu zaman elenir. Çünkü bitki gereksiz bir sinir sistemi için ekstra enerji harcamaktadır.

Eğer amaç hayatta kalmak ve üremekse sadece besine ulaşmak yeterli olmaz, kendini savunabilmek veya avcıdan kaçabilmek de gerekir. Bu nedenle sinir sisteminin her canlıya faydası olur diye düşünüyorum.

Dünyaya hakim olmaktan kastettiğim ise şu; Örneğin biz insanlar zeka, araç kullanabilme, aklımızı kullanabilme, üretebilme, hatta sınırlı da olsa yaratabilme özelliklerine sahibiz. Bitkileri dilediğimiz gibi ekiyor, biçiyor, genleriyle oynuyor vs. yapıyoruz. Çok açık bir şekilde bitkilerden üstünüz. Belki ilerde başka gezegenlere koloniler kurma mız bile mümkün olabilecek. Bitkiler ise yüzyıllar önce hayvanlardan çok daha avantajlı oldukları halde şimdi çok geride kalmış gibi görünüyorlar. Adeta diğer canlıların hizmetinde gibiler. Hem besin olarak, hem fotosentez yoluyla 02 üreterek. Kendilerini savunmak için yapabilecekleri pek birşey de yok.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bence ümitsiz olmayalım, ben azimli bir insanım, çabuk öğrenirim. Her ne kadar evrim konusuyla yeni tanışmış olsam da(başka bir konuda araştırma yaparken hasbel kader evrimle ilgilenme mecburiyeti duydum) teori bana oldukça karmaşık ve dağınık görünüyor. Doğası gereği böyle olmak zorunda sanırım. Siz evrim konusunda uzman sayılabilirsiniz sanırım, sizden bir ricam olacak, sıçramalı evrim konusunu işleyen türkçeye çevrilmiş bir kitap var mı?Stephen Jay Gould, Niles Eledridge ya da Richard Goldsschimidt tarafından yazılmış ise tercih sebebidir.

Evrim son derece zor bir konudur. Ayrıntıları teoridir. Sıçramalı (punctuated) evrim bütün evrimciler tarafından kabul edilmese de,mantıklı bir evrim senaryosudur. Çünkü fosil kayıtları ile bağdaşır. Ara geçiş şekillerini aramak gerekmez. Onlarla karşılaşmak gerekmez. Ama bu konuda Türkçe bir kaynağın olup olmadığını bilmiyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Eğer amaç hayatta kalmak ve üremekse sadece besine ulaşmak yeterli olmaz, kendini savunabilmek veya avcıdan kaçabilmek de gerekir. Bu nedenle sinir sisteminin her canlıya faydası olur diye düşünüyorum.

Dünyaya hakim olmaktan kastettiğim ise şu; Örneğin biz insanlar zeka, araç kullanabilme, aklımızı kullanabilme, üretebilme, hatta sınırlı da olsa yaratabilme özelliklerine sahibiz. Bitkileri dilediğimiz gibi ekiyor, biçiyor, genleriyle oynuyor vs. yapıyoruz. Çok açık bir şekilde bitkilerden üstünüz. Belki ilerde başka gezegenlere koloniler kurma mız bile mümkün olabilecek. Bitkiler ise yüzyıllar önce hayvanlardan çok daha avantajlı oldukları halde şimdi çok geride kalmış gibi görünüyorlar. Adeta diğer canlıların hizmetinde gibiler. Hem besin olarak, hem fotosentez yoluyla 02 üreterek. Kendilerini savunmak için yapabilecekleri pek birşey de yok.

Kendilerini savunmalarına gerek yok çünkü. Üreme ve yayılma hızları sayesinde, hayvanların bütün bitkileri bir anda yemesine imkan yok. Bu bahsettiğimiz bütün avantaj, dezavantaj olayı popülasyon bazındadır. Tek bir bitkinin hayvanlardan korunmak için gelişmiş savunma sistemlerine ya da zekaya sahip olması beklenemez. Popülasyon neslini devam ettirebiliyorsa, rekabette kazananlar arasında demektir.

Ayrıca sizin de söylediğiniz gibi bitkinin sadece besin üretebiliyor olması, diğer tüm canlılardan üstün olacağı anlamına gelmiyor. Bitki besinini kendi sağlayabiliyor, üreme ve yayılma kabiliyetlerinin gelişmiş olmasından dolayı da otoburlar tarafından elenmesine imkan yok. Öyleyse üzerilerinde hayvanlar gibi sinir sistemi oluşturmayı sağlayacak seçilimsel baskı yok. Seçilimsel baskı olmazsa evrim de olmaz.

Üstünlük zeka değildir. Üstünlük, hayatta kalmak ve üremektir. Zeka ise üstünlüğe ulaşmada bir araçtır. İnsanlarda araç olmaktan çıkmıştır orası ayrı. Ancak evrim bilinçli bir şey değil sonuçta. Bitkiler kendi besinini üretebiliyor diye zeka kazanacak değiller. Aslına bakarsanız besin üretebiliyor olmakla, sinir sistemi geliştirmek arasında bir bağlantı yok. Yani olaya, "Bitkiler besin bulma açısından üstün, öyleyse diğer her konuda da üstün olmalı" diye bakmamalısınız. Her özellik kattığı avantaj doğrultusunda seçilir ya da elenir. Bir bitki hücresi mutasyonla ışığı algılayabilen bir hücre kazansaydı bile bu özellik onu diğerlerinden üstün konuma getirmezdi. Diğerlerinden farksız olurdu. Zamanı geldiğinde onu seçecek bir ortam olmazdı. Seçilmeyince de yok olup giderdi. Ancak heterotrof bir mikroskobik canlıda, mutasyonla ışığı algılayabilen hücreler oluşsaydı; besine yaklaştığında diğerlerinden önce fark eder ve üstün konuma geçerdi. Bu da özelliğin seçilmesini sağlardı.

Bitkiler besin için rekabete girmediğinden, rekabette yenik düşeni eleyecek bir mekanizma yok. Ancak hayvanlar besin için sürekli rekabet halinde olduğundan, avantaj sağlayan en küçük özellik bile seçilmesini sağlıyor. Bu yüzden hayvanlar, bitkilerden daha çabuk gelişebilir. Evrimin hızı zaten sabit değildir. Önceden bitkilerin üstün olması, hala bitkilerin üstün olacağı anlamına da gelmez. Hayvanlar daha çabuk evrildi.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kendilerini savunmalarına gerek yok çünkü. Üreme ve yayılma hızları sayesinde, hayvanların bütün bitkileri bir anda yemesine imkan yok. Bu bahsettiğimiz bütün avantaj, dezavantaj olayı popülasyon bazındadır. Tek bir bitkinin hayvanlardan korunmak için gelişmiş savunma sistemlerine ya da zekaya sahip olması beklenemez. Popülasyon neslini devam ettirebiliyorsa, rekabette kazananlar arasında demektir.

Ayrıca sizin de söylediğiniz gibi bitkinin sadece besin üretebiliyor olması, diğer tüm canlılardan üstün olacağı anlamına gelmiyor. Bitki besinini kendi sağlayabiliyor, üreme ve yayılma kabiliyetlerinin gelişmiş olmasından dolayı da otoburlar tarafından elenmesine imkan yok. Öyleyse üzerilerinde hayvanlar gibi sinir sistemi oluşturmayı sağlayacak seçilimsel baskı yok. Seçilimsel baskı olmazsa evrim de olmaz.

Bitkiler besin için rekabete girmediğinden, rekabette yenik düşeni eleyecek bir mekanizma yok. Ancak hayvanlar besin için sürekli rekabet halinde olduğundan, avantaj sağlayan en küçük özellik bile seçilmesini sağlıyor. Bu yüzden hayvanlar, bitkilerden daha çabuk gelişebilir. Evrimin hızı zaten sabit değildir. Önceden bitkilerin üstün olması, hala bitkilerin üstün olacağı anlamına da gelmez. Hayvanlar daha çabuk evrildi.

Bitkinin hayatta kalma şansını arttıran bir mutasyon oldu diyelim, bu mutasyon o bitkiye diğer bitkilere kıyasla bir avantaj sağlar, bitki daha uzun süre hayatta kalacağı için daha fazla döl verir ve uzun vadede bu faydalı mutasyon seçilmiş olur, haksız mıyım? Bu durum bitki üzerinde seçilimsel bir baskı yaratmaz mı?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kendilerini savunmalarına gerek yok çünkü. Üreme ve yayılma hızları sayesinde, hayvanların bütün bitkileri bir anda yemesine imkan yok. Bu bahsettiğimiz bütün avantaj, dezavantaj olayı popülasyon bazındadır. Tek bir bitkinin hayvanlardan korunmak için gelişmiş savunma sistemlerine ya da zekaya sahip olması beklenemez. Popülasyon neslini devam ettirebiliyorsa, rekabette kazananlar arasında demektir.

Şöyle diyelim; bitkide hayatta kalma şansını arttıracak bir mutasyon oldu. Dolayısıyla bu bitki diğer bitkilere kıyasla daha uzun süre hayatta kalacak ve daha fazla döl verecektir, bu durum uzun vadede söz konusu faydalı mutasyonda seçilim baskısı yaratıp evrimleşmeye neden olmaz mı?

Hadi hepsini geçtim, bitkiler kendilerini savunabilmek için ne gibi savunma mekanizmaları geliştirmişler?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Şöyle diyelim; bitkide hayatta kalma şansını arttıracak bir mutasyon oldu. Dolayısıyla bu bitki diğer bitkilere kıyasla daha uzun süre hayatta kalacak ve daha fazla döl verecektir, bu durum uzun vadede söz konusu faydalı mutasyonda seçilim baskısı yaratıp evrimleşmeye neden olmaz mı?

Hadi hepsini geçtim, bitkiler kendilerini savunabilmek için ne gibi savunma mekanizmaları geliştirmişler?

Hayatta kalma şansını artıran mutasyonlar elbette seçilir. Bunun aksini söylemiyoruz zaten. Ancak sinir sisteminin bitkinin hayatta kalma şansını artırıcı bir etkisi yok. Direk gelişmiş sinir sistemi olarak bakma. Çünkü evrim basitten karmaşığa doğrudur. Basit yapılı sinirsel özelliklerin bitkiye fayda sağlaması gerek ki seçilsin. En basitinden bir ışık reseptörü bitkinin hayatta kalma şansını artırmaz.

Bitkilerin de hayatta kalmak için geliştirdiği savunma mekanizmaları var. Isırgan otu en belirginlerinden. Asit salgısıyla hayvanları kendisinden uzak tutuyor. Böylece ezilme, parçalanma gibi tehlikelere karşı korunmuş oluyor. Bir başka örnek de acı biberler. İçindeki bir madde, dildeki sıcaklık reseptörlerini uyararak, sanki çok sıcak bir şey dile değmiş gibi beyni uyararak acı yaratıyor. Böylece memelilerin biberleri yiyerek, biber tohumlarının memeli sindirim sisteminde zarar görmesi engellenmiş oluyor. Ancak kuşlarda dil olmadığı için, kuşlar acı biber yiyebiliyor ve onların sindirim sistemi tohumlara zarar vermediği için biber bitkisinin de yayılmasını sağlıyor.

Tüm bu savunma sistemleri, hayvanların ki gibi aktif değil. Bitki kısmen veya tamamen zarar görmeden, etkisini gösteremiyor. Burada da şunu görüyoruz: Bu savunma sistemleri bireysel değil, türsel. Yani amaç bireyi savunmak değil, türün devamlılığını korumak. Biberi yiyen bir memeli, biberin acısından dolayı bir daha yemiyor. Ancak bitki çoktan zarar görmüş oluyor. Aynı memeli bir daha biber yemiyor. Böylece biberlerin yayılmasının hayvanlar tarafından engellenmesi önlenmiş oluyor.

Kısaca, neslin devamı için aktif savunmaya gerek yok. Popülasyonun devamlılığını sağlayan her özellik, doğa tarafından seçiliyor. Ve bu basit savunma sistemleri bile, gayet işe yarıyor. Zaten işe yaradığı için seçiliyor.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrimin kolay anlaşılır ve sıradan bir süreç olduğunu düşünenler yanılıyor.

Evrim son derece sofistike, karmaşık ve öngörülmesi imkansız bir süreçler dizidir.

Ben evrimin ayrıntılarını öğrenmekten çoktan vazgeçtim.

Özellikle moleküler düzeye inince, içinde kayboluyor insan..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

1. Ökaryotik alg hücreleri ilk kez kloroplast kazandıklarında, hayvansal heterotrof hücreler çoktan evrilmişti. Fosil bulguları bu yönde. Ek olarak zaten hem heterotrof hem ototrof bir alg türü var. Hem kloroplastla kendi besinini üretebiliyor, hem de dışarıdan hazır alabiliyor. Yani böyle bir ara form var. Ancak bulgular sayesinde önce heterotrof hücreler, sonra fotosentetik hücrelerin evrildiğini biliyoruz. Yine de karaya önce çıkan bitkiler oldu. Karada hayvanlar için uygun yaşam ortamı oluştuğunda da hayvanlar çıktı. Ayrıca ilkin fotosentetik türler kendi besinini üretebiliyor olduğundan, aktif harekette bulunmazlar dışarıdan besin almak için. Bu hem zahmetli hem de gereksiz bir iştir. Aktif hareket ihtiyacı olmayan bu canlıların, evrimi sonucu hareketli canlılar değil, bugünkü gibi yere sabit, köklü canlılar oluşur.

Fosil bulguları olmasaydı, söylediğiniz gibi olma olasılığı çok az da olsa mümkün olabilirdi. Daha ayrıntılı düşünmek lazım tabi.

2. Et yiyen bitkiler kloroplastlarını kaybederse ölürler. Et yiyen bitkilerin, et yeme sebebi, topraklarındaki azot eksikliğidir. Bu bitkiler azot eksikliğini karşılamak için, böcekleri sindirirler. Yoksa glikoz ihtiyacını yine fotosentez ile sağlamak zorundadırlar.

Sözünü ettiğin algin adını biliyor musun?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Gerçekten, turkçe evrimi genis tabakalara yeterince basit, doyurucu ve anlasilabilinir olarak sunan ne bir kitap ne de bir siteye henuz rastlamadim. Malesef bu nedenle hala Turkiyede evrimin anlasilmamasi anlasilabilinir. Ilginç olan onu savunanlarin bile sikca yanlislarla iyiden supheleri artirmalarina sahit olabiliyoruz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sözünü ettiğin algin adını biliyor musun?

Chlorella minutissima

Ayrıca aynı şekilde hem heterotrof hem ototrof farklı alg türleri de buldum:

Chlamydomonas globosa

Scenedesmus bijuga

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×