Jump to content
Ateistforum

Hayatimin hikayesi(siir)


Recommended Posts

Bir saat önce, Magnesia yazdı:

Kurulduğu gün foruma üye olmuş en eski katılımcıdır Tolonbey. Şimdi yaşı 83 olduğuna göre, Ateistforum kurulduğunda yaşı 63'müş... Sen çok yaşa Tolonbey...

 

Ben de Tolonbey dedemize "sen çok yaşa" demek istiyorum... Kendisinin Ateistforum'un sembol isimlerinden, bayrak isimlerinden birisi olduğu gerçeğine herhalde hiç kimse itiraz etmez. Kendisinin karakter olarak çok iyi bir insan olduğuna dair bir izlenime sahibim. Din dahil bütün hurafelerden arınmış aydınlık bir zihni vardır. Neredeyse 20 yıldır Ateistforum'a istikrarlı biçimde yapmış olduğu katkı da hiç de az buz bir şey değildir. Böylesi bir efor hiç kolay iş değildir. Tolonbey'in hem bilgi birikiminden hem de uzun hayat tecrübesinden öğrenilecek çok şey olmuştur...

 

Tekrar "sen çok yaşa ve bizi kendinden mahrum etme Tolonbey dede" demek istiyorum...

Link to post
Sitelerde Paylaş
5 saat önce, pica pica yazdı:

Vay be 20 yıl önce kuruldu burası yani. İyiymiş. Kurucuları genç sanıyordum ben ama iyi yapmışlar bence kurmakla forumu. 

 

20 yıl oldu Ateistforum kurulalı. Kendini rakip sanan onlarca benzerleri kuruldu, hiç biri tutunamadı hepsi tarih oldu. Yaşanmış ne hikayeler, atlatılmış ne badireler var. Elbette kolay olmadı Ateistforum'u yaşatmak, bazen 3-5 ay kapandı, hack'lendi, aylarca saldırı altında kaldı, hosting firmaları sorgusuz sualsiz hesabı kapattı, kimi hosting firmaları da vebadan kaçar gibi kaçtı Ateistforum'dan. Ama hiç birinin gücü Ateistforum'u kapatmaya yetmedi. 

 

Ateistforum'un kapanması ancak sahipsiz kalması nedeniyle olacaktır. Yeni kuşaktan hiç kimse Ateistforum'a sahip çıkmıyor, hep eski kurucularının çaba ve emeği ile ayakta duruyor. Alttan yeni kuşak gelmiyor, gelip foruma sahip olmak istemiyor. İşte hepinizin bildiği gibi yirmi yıldır foruma destek olan Haci gitti, en önemli bir kaç kişiden biriydi... Bundan sonra sıra birer birer diğerlerine mi gelecek, yoksa Ateistforum'u genç kuşaklar mı sahiplenecek?

Link to post
Sitelerde Paylaş
40 dakika önce, Magnesia yazdı:

 

20 yıl oldu Ateistforum kurulalı. Kendini rakip sanan onlarca benzerleri kuruldu, hiç biri tutunamadı hepsi tarih oldu. Yaşanmış ne hikayeler, atlatılmış ne badireler var. Elbette kolay olmadı Ateistforum'u yaşatmak, bazen 3-5 ay kapandı, hack'lendi, aylarca saldırı altında kaldı, hosting firmaları sorgusuz sualsiz hesabı kapattı, kimi hosting firmaları da vebadan kaçar gibi kaçtı Ateistforum'dan. Ama hiç birinin gücü Ateistforum'u kapatmaya yetmedi. 

 

Ateistforum'un kapanması ancak sahipsiz kalması nedeniyle olacaktır. Yeni kuşaktan hiç kimse Ateistforum'a sahip çıkmıyor, hep eski kurucularının çaba ve emeği ile ayakta duruyor. Alttan yeni kuşak gelmiyor, gelip foruma sahip olmak istemiyor. İşte hepinizin bildiği gibi yirmi yıldır foruma destek olan Haci gitti, en önemli bir kaç kişiden biriydi... Bundan sonra sıra birer birer diğerlerine mi gelecek, yoksa Ateistforum'u genç kuşaklar mı sahiplenecek?

Hiçbir fikrim yok ama zamanı gelince bir yolu bulunur. Bence arayüz düzenlenmeli en başta. Daha ilgi çekici şeyler olmalı. Aslında bence yönetimle bu konu konuşulabilir ama ben öğrendiğim bilgileri buraya aktarmaya çalışacağım zamanla. Bakalım neler olacak? 

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

                      ŞİİR, olumlu,olumsuz,sevgi ve düşmanlığı en kestırme yoldan anlatma sistemidir ŞİİR.

                        HIYAR bülem arapcaymış.

Vay hıyarlar var hıyarlar. Şimdi bu iki cümlecigin ifade ettigini normal yazıyla yazmaya kalksak, bir küçük kitap olur yazdıklarımız.Ama şiirde iki cümlecikle bunları ifade edebiliyoruz.

Dedeniz Tolonbeg

 

 

 

 

 

 

          

            

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

                     Yaşamımda beni encok etkileyen şiirlerin başında bu şiir gelir.Irak TÜRKMENLERİNİN sıkıntılarını duymayan TC hükümetlerinin bir kısmı, IRAK  TÜRKMENLERİNE bu izdırabı yaşatmışlardır.Bu adamlardan NEFRET ediyorum.

                     Gelin bakalım TÜRKMEN  gardaşlarımızın dertleri, çekilebilir dertlermiymiş.

 

hqdefault.jpg?sqp=-oaymwEZCNACELwBSFXyq4

mqdefault_6s.webp?du=3000&sqp=CJ752P0F&rs=AOn4CLAyZK4q7gxZhG7gRy2VgPgKVM27iw
 
Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

                      Arkadaş sanırım yaylalarda yaşamış, şiirle,yazmayla,çizmeyle, pek bağı olmamış.Bu nedenle söylemek zorunda olduğu gerçegin tersini söylüyür.

                      Düz yazıyla bir  konunun anlatımı daha kısa sürermiş.Şirle anlatımıysa daha üzün.

Arkadaş tam tersini iddia ediyor.

Şimdi bu HIYARBİLE  ARAPCAYMIŞ şiirinin anlatmak istedigini düz yazıyla  anlatmaya kalksak bir kitapcıkdaki kadar yazı yazmamız gerekir.

Şiir kestırmeden ifadedir.

 

Hiyarlar,

Hiyar bülem Arabcaymis,

vay hiyarlar,vay hiyarlar,

Bu nebücüm eyitimkine,

Ne görürlerrrrr,ne duyarlarrrrrrrrrrrrrrrrrr.

-

Iki kelimeden biri Arap,

Dilimi etmisler harap,

Dilimin düsmani cohdur,

Bune illettür,bune Yarapppppppppppppp.

Vay hiyarlar,vay hiyarlar,

Ne baharlar,ne sayarlar,nede görüben duyarlar.

-

Hiyar sösyite,ilaci,

Sosyitenin basin taci,

Yüz cildine coh eyyü gelür.

Bu hiyarlar,bu hiyarlarrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.

-

Bülmem begenebilebülecekmisiniz?

Galin saglicahla

tolonbeg

                     Şimdi bu şiirde anlatılmak isteneni düz yazıyla yazmaya  kalksak rahat küçük bir kitabdaki yazı kadar yazı yazma zorunda kalırız.

Şiirle,istegini kestirmeden anlatabilisin.

Vedeee,ŞİİR çok etkilidirde,düz yazıda pek etki okadar yoktur,emmioğliiii.

Dedeniz.

 

                     

Link to post
Sitelerde Paylaş
9 dakika önce, tolonbey yazdı:

İşte böyleee,

                      Arkadaş sanırım yaylalarda yaşamış, şiirle,yazmayla,çizmeyle, pek bağı olmamış.Bu nedenle söylemek zorunda olduğu gerçegin tersini söylüyür.

                      Düz yazıyla bir  konunun anlatımı daha kısa sürermiş.Şirle anlatımıysa daha üzün.

Arkadaş tam tersini iddia ediyor.

Şimdi bu HIYARBİLE  ARAPCAYMIŞ şiirinin anlatmak istedigini düz yazıyla  anlatmaya kalksak bir kitapcıkdaki kadar yazı yazmamız gerekir.

Şiir kestırmeden ifadedir.

 

Hiyarlar,

Hiyar bülem Arabcaymis,

vay hiyarlar,vay hiyarlar,

Bu nebücüm eyitimkine,

Ne görürlerrrrr,ne duyarlarrrrrrrrrrrrrrrrrr.

-

Iki kelimeden biri Arap,

Dilimi etmisler harap,

Dilimin düsmani cohdur,

Bune illettür,bune Yarapppppppppppppp.

Vay hiyarlar,vay hiyarlar,

Ne baharlar,ne sayarlar,nede görüben duyarlar.

-

Hiyar sösyite,ilaci,

Sosyitenin basin taci,

Yüz cildine coh eyyü gelür.

Bu hiyarlar,bu hiyarlarrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.

-

Bülmem begenebilebülecekmisiniz?

Galin saglicahla

tolonbeg

                     Şimdi bu şiirde anlatılmak isteneni düz yazıyla yazmaya  kalksak rahat küçük bir kitabdaki yazı kadar yazı yazma zorunda kalırız.

Şiirle,istegini kestirmeden anlatabilisin.

Vedeee,ŞİİR çok etkilidirde,düz yazıda pek etki okadar yoktur,emmioğliiii.

Dedeniz.

 

                     

Şiir gerçekten yetenek işi. Ben bunu yazamazdım mesela asla. Anca acemice söz dizer dururum 😆

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

                      

İslam öncesi Arap şairlerinin şiirleri Kur,ana ayat olu vermiş.Vaybabooooo

Konuyu değerlendir

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Oluşturan: tolonbey,
Temmuz 8, 2014 in ATEİSTCAFE

  •  

İşte böyleee,

Islam öncesi Arap şairlerin bir çok şiirleri Kur,anda Ayat olmuş.

Kur,an Allahın degil Arap şairlerin kıtabı o zaman.

Tolonbeg

Temmuz 8, 2014 tarihinde tolonbey tarafından düzenlendi
 
  •  

İşte böyleee,

Kuranın Kaynağı:İslam Öncesi Şiirler

Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Ve ortaya bir ceylan çıktı,yüreğimi aldı,ve sonra kaçtı.

Bembeyaz,kaliteli,uykulu gözleri,festival zamanı önümden geçti.

Süslenip sanki beni vurdu ve bakışlarıda işe koyulup,birer ok gibi beni kesip geçti.

Ve benden uzağa,ağıldaki kuru çöplerin duvar gibi yükseldiği köşeye kaçtı.

Benden tek saat bile uzaklaşması,o an bana acı ve ağır bir yük gibi geldi.

Güzellik yanaklarının her yanına,tıpkı keskin bir maskarayla yazılmış.

Ay yine karanlığın içine yolculuk ediyor ve ayla birlikte gecenin seyehatini görüyorum.

Karanlığın çöktüğü vakit geceye andolsunki,herşey ortaya çıktı.

Yağmurlar yanaklarımdan süzülürken,kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Bu ifadeler Kur'an'da harfi harfine geçer:

Şiir:Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Sure:Kamer=1:Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Şiir:Süslenip sanki beni vurdu ve bakışlarıda işe koyulup,birer ok gibi beni kesip geçti.

Sure:Kamer=29: Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.

Şiir:Ve benden uzağa,ağıldaki kuru çöplerin duvar gibi yükseldiği köşeye kaçtı.

Sure:Kamer=31:Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.

Şiir:Karanlığın çöktüğü vakit geceye andolsunki,herşey ortaya çıktı

Sure: Duha=1-2: Kasem olsun kuşluk vaktine. Ve sâkin olduğu zaman geceye ki,

Kur'an'ın kaynağı vahiy mi,yoksa İslam'dan 30 yıl önce yaşamış İmrul Kays Kur'an'ın etkilendiği isimlerden biri mi?Görüldüğü gibi Kamer Suresi'nin kaynağı İmrul Kays'dır.İmrul Kays İslam'dan 30 yıl önce yaşamış bir şairdir.

Aynı zamanda Turan Dursun ''Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III'' isimli eserinde aynen şunları söyler;

 

Kimi araştırmacılar , Ay'ın bölündüğünü anlatan Kur'an ayetinin İslam öncesi Arap şairlerinden birinin,''söylevi''yle de ünlü Kus İbn Saide'nin dizelerinde yer aldığını yazmaktalar.Şiirde birkaç kez geçen bir dizenin anlamı şöyledir:''Kıyamet yaklaştı ve ay bölündü!''Kur'an'dakiyle bu dizedeki sözler de aynı.Yalnızca bir sözcük dışında:Kur'an'daki ''ikterebet'' sözcüğü yerine,Kuss İbn Saide'nin dizesinde ''denet'' sözcüğü görülür.Ama iki sözcüğün anlamı da bir:İkisi de ''yaklaştı'' anlamında.Ne denli ilginç değil mi?Ama pek de şaşırtıcı gelmemeli.Çünkü Kur'an'da başka yerlerden aktarılmış olan yalnızca bu değil.

Anlayacağınız Kuss İbn Saide'nin şiirlerinde de geçiyor Kamer Suresi'nin 1. ayeti.Geçmesi de çok normal çünkü ayın yarılması Araplarda ''herşeyin açıklığa kavuşması'' manasına gelen bir deyimdir.Şu linkten izleyebilirsiniz;

http://www.fetva.net/goruntulu-fetvalar/kamer-suresinde-bahsedilen-ayin-yarilmasi-olayi-nedir.html

Ayrıca Kurtubi gibi büyük alimler de bahseder bunun bir deyim olduğundan;

 

"Ve ay yarıldı" buyruğunun, iş açıklık kazandı ve ortaya çıktı, aniamına geldiği de söylenmiştir, Araplar açık ve seçik olan hususlara ayı misal verir­ler. Şair şöyle demiştir:

 

"Ey anamın oğullan! Bineklerinizin göğsünü doğrultunuz, Çünkü ben sizden başka bir kabileye daha çok meylediyorum. Çünkü artık ihtiyaçlar baş göstermiş gece ise aylıdır. Katedilecek mesafeler için binekler ve yükler bağlanmış bulunuyor."

 

Kurtubi:

 

 

 

El Camiul Ahkamul Kur'an:Kamer Suresi 1. Ayet Tefsiri

 

 

Yani ayın yarılması Araplarda bir deyim olduğuna göre,Kamer 1. ayetin İslam Öncesi Şiirlerde geçmesi doğaldır.

Devam Edelim:

Şahsın bir diğer şiiri:

Yaklaşırken arkasında aşıklar vardır,

Bunlar önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler,

Süslü bir şekilde festivale gelirler,

İşte çalışanlar böylesi için çalışırlar.

Şiir:Bunlar önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler,

Sure:Enbiya=96:Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.

Şiir:İşte çalışanlar böylesi için çalışırlar.

Sure:Saffat=61:Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

Görüldüğü gibi bunlar kelimesi kelimesine aynı.

Tabi Muhammed'in etkilendiği tek şair İmruul değildir.

Diğerleri:

Ümeyye Bin Ebi Salt'ın şiirlerinden de çok etkilenmiştir.Bunun hakkında birde hadis var:

Sahih Müslim'de bu konuda 3 rivayet geçer:6022, 6023 ve

6024 numaralı rivayetler:

Bir adam ve Muhammed karşılıklı otururlar,Muhammed adama sorar:

Ümeyye Bin Ebi Salt'ın şiirlerini bilir misin?

Adam:Evet.

Muhammed söylemesi için ısrar edince O'da şiirden bir cümle okur.Muhammed devam etmesini söyler.Bunun üstüne adam şiirden 100 cümle okur.

Muhammed şiiri o kadar beğenmiştir ki,sonunda şiiri Kur'an'a koyarlar.

Bir Örnek:

Evrenin,yeryüzünün ve dağların Rabbi,Gökleri yarattı.

Görebileceğimiz direkler üstünde olmadan 7 tane yarattı.

Yeryüzünü yarattı ve oraya sizler sarsılmayın diye sabit dağlar yerleştirdi.

Onları mükemmelleştirdi ve parlayan güneş ve ayın ışıklarıyla süsledi.

Karanlıkta üstlerine parlayan yıldızlar koydu ki,

Onların ışıkları oklardan da yücedir.

Onları mükemmelleştirdi ve parlayan güneş ve ayın ışıklarıyla süsledi.

Karanlıkta üstlerine parlayan yıldızlar koydu ki,

Onların ışıkları oklardan da yücedir.

Bu Ümeyye'nin bir şiiri,şimdi bu şiirin Kur'an'daki yerlerine bakalım:

Şiir:Görebileceğimiz direkler üstünde olmadan 7 tane yarattı.

Yeryüzünü yarattı ve oraya sizler sarsılmayın diye sabit dağlar yerleştirdi.

Sure:Lokman=10:Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.

Gördüğünüz gibi Kur'an'daki yerlerini de bulduk.

Şimdi şahsın bir diğer şiirine bakıp Kur'an'daki yerlerini bulalım:

Yücelik,zafer ve egemenlik üstüne olsun Rabbim,

Çünkü seni yücelikte hiç kimse geçemez.

Sen kendinden başka hiçbir kral bulunmayan bir kralsın

Sana yüzler eğilir ve etrafında bir ışık perdesi arkasından tapınılır

Ve seni ışıklar çevreler ve ışık nehirleri etrafındadır.

Seni gözler idrak edemez

Tahtının ayaklarındaki ve çevrendeki melekler seni hamd etmekten yorgun düşerler

Çünkü O yaratan ve yoktan var edendir.

Haşr=23: O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.

Şura=51:Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Ve böyle devam eder,İslam öncesi yazılmış bu şiirler ne kadar da Kur'an'a benziyorlar değil mi?

Muhammed devrin büyük dinlerinden biri olan ''Sabilik''ten de alıntılar yapmıştır:

Sabiler günde 5 kere dua ederlerdi,

Kabe'yi yüceltirlerdi,

1 ay oruç tutarlardı,ay çıkınca orucu bozarlardı.(Sabahtan akşama kadar oruç).

Ölülerin ardından yere çokmeden ayakta dua ederlerdi.

Bayramları vardı.

İslam'daki öğretişlerin aynısı.

Bir kaç tane de Turan Dursun'un ''Allah'' adlı eserinden örnek vermek isterim:

 

"Yedi Askı" ("el muailekatu's.-Seb'a") şairlerinden kimine göre islam dönemine kavuştuğu halde (ileri sürülen ölm. tarihi: 627) müslüman olmayan, kimine göre Müslümanlık'tan kısa bir süre önce ölen

 

(Bkz. Dr.Şevki Dayf, El Asru'l-Cahili, s. 302.) Zübeyr İbn Ebi Sülma'nın bir şiiri:

 

İçinizde olanı sakın ha, "Allah'tan" gizlemeye çabalamayın. Gizli kalsın diye çaba göstermeyin. Ne denli gizlenirse gizlensin; "Allah onu bilir" Cezası ertelenir; bir "kitap"a konur; "hesap günü"ne (Kıyamete) biriktirilir, ya da ivedilik gösterilip öç alınır.

 

(Bkz. Zevzeni, Şerhu Mual-lekati's-Seb', Beyrut, s. 81; Dr. Şevki

 

 

 

Dayf, El Asru'l-Cahili, Mısır, s. 303; Dr Toshihiko Izutsu, a.g.k., s. 84.)

 

 

Kur'an ayetlerine ne kadar çok benziyor değil mi?

İslam öncesinin "hutbe"lerinde, yani "söz ustalığı"na örnek gösterilen seslenişlerde de "Allah" adına yer verildiğini görmekteyiz: Ünlü söz ustalarından Kus İbn Saide'nin (ölm. yak. 600.) ünlü "hutbe"si:

 

"Ey halk! Dinleyin, belleyin: Yaşayan ölür. Başa gelen gelir. Gece, karanlık; gündüz, durağan; gök, burçları olan; yıldızlar parlar; denizler kabarır; dağlar birer çivi; yer yayılıp döşenmiş; ırmaklar akağında akmakta.

 

Gökte haber, yerde 'ibret' var. insanlar gidiyorlar (ölüyorlar) ve dönmüyorlar. Öyle istedikleri için mi kalıyorlar, yoksa uyusunlar diye mi bırakılıyorlar? Ey güçlü topluluk! Nerde Semûd (toplumu), nerde Ad(toplumu)? Nerede babalar, atalar? Şükürle karşılanmayan iyilik nerede, ne oldu? Yadırganmayan zülüm nerede, ne oldu? Kus gerçek ve içinde günah bulunmayan bir antla ant içer ki, üzerinde bulunduğunuz dininizden daha sevgili bir din vardır 'Allah kalında.'

 

(Ali Muhammed Hasen, e't-Tarihu'l.Ebedi, 1964, s.115.)

 

 

Burada da gördüğümüz üzere,çivi olan dağlar mucize değilmiş,İslam öncesi şiirlerde geçiyormuş.

Gerçi ilgili başlıklarda da yazdım ama Turan Dursun'un ''Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III'' isimli kitabındaki şiirleri bir de buraya alacağım;

Ümeyye İbn Ebi's-Salt'a göre:

 

"Yalnızca bir Tanrı vardır. Bu Tanrı, var olan her şeyi yönetir. O, bir nur perdesi içinde, Arş’ındadır. İnsan gözü, bu nur perdesini aşamadığı için Tanrı'yı göremez. Bu perde, mukaddes gök melekleriyle kuşatılmıştır. Bunlar, 'saf saf dizilmiş'tir. Kimi Arş'ı taşıyor, kimi sessizce Tanrı'nın vahyini dinliyor. Bunlar arasında Cibril (Cebrail), Mikail ve diğer bazıları, en yüksek yeri almışlardır. Dünyada hiçbir şey kalıcı değildir. Her yaşayan, er geç ölür, çürür. Tek kalıcı, kutsallık ve 'celal sahibi' olan Tanrı'dır. Hiçbir zaman yok olmayan O'dur yalnızca."

Ümeyye'nin bu düşüncelerinin de aynını Kur'an'da bulabiliyoruz;

 

  • 1 Tanrı olması
  • Perdenin ardında olması(yukarıda da ayet verilmiştir)
  • Arşın melekler tarafından taşınması,
  • Cibril ve Mikail'in yüksek rütbeli meleklerden sayılması,
  • Her nefsin ölümü tadacak olması,sadece Tanrı'nın sonsuz yaşamının olduğu inancı.

 

Yukarıda bazılarının ayetlerini vermiştim,bunları zaten bilirsiniz tek tek ayet vermeye gerek var mı?Örneğin bir ayet vereyim,meleklerin arşı taşımasıyla ilgili,ola ki birileri bu ne kadar saçma,Kur'an'da yok deyip beni yalancı ilan eder;

Hakka:17=Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.

Mümin:7=Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler; O’na inanırlar. Müminler için: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru" diye bağışlanma dilerler.

Şimdi diğerlerine geçelim;

Ümeyye'nin bir şiirinde şöyle denir:

 

"Tanrı'dır O. Varlıkların yaratıcısıdır. Tüm yaratıklar, birer cariye ve köle niteliğinde O'nun buyruğuna, isteyerek boyun eğmede."

Şu şiirlerin de Ümeyye'nin olduğu söylenir:

 

"Bütün insanlar, Tanrı'nın halkıdır. Yeryüzünde (evrende) tek hükümran, O'dur."

 

"Ve O Tanrı ki, yaratıklardan hiç kimse, mülkünde O'nunla çekişemez, bir hak ileri süremez. Yaratıklar O'nu birlemese de O Birdir."

Bir de şu var ki çok önemlidir;

 

Celaleddin Süyûtî'nin (ö. Hicri 911/ Miladi 1505) El İtkân Fi Ulumi'l-Kur'an adlı ünlü (kaynak) kitabında, "cennet" ve "cehennem" de, Kur'an'daki gibi ve Kur’an'dan önce Ümeyye'nin şiirlerinde anlatıldığı açıklanır. Ümeyye'nin bir şiirinde "cinan" (cennetler) şöyle anlatılır:

 

"Asıl bahçeler cennetlerdedir. Gölgelikler oluşturmakta. Ve o gölgeliklerde, göğüsleri yeni tomurcuklanmış kızlar var. O cennetlerdeki sedir ağaçları dikensizdir'"

Kur'an'daki yerini bulalım şimdi de;

Nebe:33=Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar...

Görüyorsunuz ya bu ayet aynen Ümeyye'den alınmış.İkisinde de ''göğüsleri yeni tomurcuklanmış'' kızlardan bahsediliyor.

Turan Dursun Ümeyye'nin bu şiiri hakkında bir de şunları yazar ki,asıl önemli dediğim yer burası;

 

"Cennet"lerdeki "sedir ağacı" için Arapçada pek rastlanmayan ve "garip" sözcükler arasında gösterilen "mahzût" (dikensiz) sözcüğü Kuran'da da kullanılmakta. Vâkıa Suresinin 28. ayetinde, "Ve dikensiz sedir ağaçlarında..." denmekte. Aynı surenin 30. ayetinde de bu ağaçların, "uzayıp giden gölgelikler" oluşturduğu anlatılmakta.

 

Dikensiz anlamındaki "mahzût" sözcüğünün "garip" (yadırganan) sözcüklerden olmasından ötürü, İslam öncesi Araplarda kullanılıp kullanılmadığı sorulmuş, az da olsa, kullanıldığına Ümeyye'nin yukarıdaki şiiri, "tanık" gösterilmiş.Aynı şiirde, "cennet" ve "bahçeleri"yle ilgili anlatılanlar, "göğüsleri tomurcuklanmış kızlar"ıyla birlikte Kur'an'ın Nebe' Suresi'nde de anlatıldığı görülmekte:

 

Tanrı'ya karşı gelmekten sakınanlara, kurtuluş var. Bahçeler, bağlar var. Göğüsleri yeni tomurcuklanmış yaşıt kızlar var. Ve içki dolu kadehler var (cennette)." (Ayet 31-34.)

İlgili ayeti Turan Dursun da vermiş bunun yanında bir de ''garip'' sözcüklerden bahsetmiş.Kur'an'da 700 kadar garip kelime denen anlamı bilinmeyen kelime vardır,bunların anlamları daha sonra alimler tarafından araştırılıp bulunmuştur.Ve gariptir ki Ömer bile bilmiyordu bunların(bunlardan bazılarının) anlamlarını.Şimdi sonrasında vereceğim kaynaktan şunu alıntılıyorum;

 

Kur'an-ı Kerim'de garip kelimeler unvanı verilen bir takım kelimeler vardır ki, bunların mânaları herkes tarafından kavranılmamaktadır. Bunlar 700 kadar sayılmıştır. Bunların hemen hepsi Hazreti Abdullah İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur. O canlı bir lügattir: "Şiir Arap divanıdır, Kur'an'da bir kelimenin mânası kapalı kalırsa şiire müracaat eder, divanlardan onun mânasını anlamaya çalışırız.'' derdi.

 

Hazreti Ömer'den "Tehavvüf" kelimesinin mânası sorulduğu zaman: "Şiir divanlarınıza bakın, onlar sizi aldatmaz. Cahilîyet şiirinde kitabınızın tefsirini, kelâmınızın mânasını bulabilirsiniz" demişti.

 

 

 

 

Kaynaktan devamını okuyabilirsiniz.İslam alimleri Kur'an'ı İslam öncesi şiirlerden tefsir etmişlerdir,Kur'an'daki anlamını bilmedikleri kelimeleri şairlere sormuşlardır,Müslümanlara sormalarını emretmişlerdir,Ömer bile düşünün Ömer bile!Bu nedenle şiirler Kur'an'ın kaynakları oldukları gibi aynı zamanda Kur'an'ın tefsirleri de olmuşlardır.

 

 

 

Şimdi başka bir şiire geçelim;

 

 

 

"Zu'l-Karneyn, benim 'muslim' dedemdir. Yeryüzünde bir hükümdar olarak yücelmişti. Ama bunak olmamıştı. Doğuya ve batıya ulaştı. Yol gösteren iyilikseverden sağlayacağı mülk-egemenlik yollarını aradı. Varıp, güneşin dönüş yerindeki battığı yeri gördü.
Kara balçıklı bir suda batıyordu güneş
."(Arapcasmdan, olduğu gibi çevirdim- T.D.)

 

Bu şiirde kullanılan sözcüklerin çoğu, aynen Kur'an'ın konuyla ilgili ayetlerinde de geçmekte.

 

 

 

Yani devlet kurmuş olan (Yemen'de) "Himyeriler"in de "iki boynuzlusu vardı.

 

 

 

Bu şiirlere de yansımıştır.

 

 

 

"Zu'l-Karneyn" iki sözcükten oluşturulmuş: "Zu" (yerine göre za ve zi de olabiliyor) ve "Karneyn" sözcüklerinden.

 

 

 

Yemen'deki söz konusu toplumun hükümdarlarının adları da "Zu"luydu genellikle.Buna bakarak, "Zu'l-Karneyn"in bu toplumun hükümdarlarından biri olduğuna hükmeden ciddi yazarlar bile var.Bana göreyse başka kaynaklardan yansımalarla ve bu arada Büyük İskender'in de etkisiyle oluşmuş bir masalın kahramanıdır buradaki Zu'l-Karneyn de. Olabilir ki, Muhammed, "Zu'l-Karneyn"i, "Himyeriler"de, bunların şiirlerinde görmüştür. Kur'an'a da buralardan alıp geçirmiştir. Niye olmasın? "İman"ın da, "hikmet"in de, "şeriat"ın da "Yemenli" olduğunu söylememiş miydi?

 

 

Şiire bakın sonra da şu ayete;

Kehf:86=Güneşin battığı yere varınca, onu kara balçıklı bir suda batar buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.

Gördüğünüz gibi aynı,''kara balçıklı bir suda'' batıyormuş güneş,Muhammed bu masalı da olduğu gibi İslam öncesi şiirlerden almış.'

'Müslim'' kelimesine bakıp da aldanmayın,bu İslam sonrası bir şiir değildir,

Turan Dursun bu konuya genişçe yer verir,yukarıda ismini verdiğim kitabında,Muhammed ''Müslim'',''hanif'' gibi kelimeleri bile İslam öncesi kaynaklardan aşırmıştır.

Şiire göre de Zülkarneyn doğa ve batıya ulaşmış Kur'an'a göre de,yukarıda verdiğim ayette Güneş'in battığı yere gittiği yazıyor,bakınız şu ayette de Güneş'in doğduğu yere gittiği yazıyor,nasıl gitmişse!

Kehf:90=Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

Görüyorsunuz ya noktasına,virgülüne kadar aynılar!

 

Tüm bunlar Kur'an'a benzeri yazılamaz nitelemelerinde bulunanlara tokat gibi çarpıyor olsa gerek,Kur'an benzeri yazılamaz bir kitap değil,benzerlerden alıntı bir kitaptır.

 

 

Şiirlerin Turan Dursun eserlerinden aldıklarım dışındaki bölümü;

http://www.fatherzakaria.net/books/qaf/pdf/55-Episode.pdf

linkinden alıntıdır.

Tolonbeg

 

                     

Link to post
Sitelerde Paylaş
6 dakika önce, tolonbey yazdı:

İşte böyleee,

                      

İslam öncesi Arap şairlerinin şiirleri Kur,ana ayat olu vermiş.Vaybabooooo

Konuyu değerlendir

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Oluşturan: tolonbey,
Temmuz 8, 2014 in ATEİSTCAFE

  •  

İşte böyleee,

Islam öncesi Arap şairlerin bir çok şiirleri Kur,anda Ayat olmuş.

Kur,an Allahın degil Arap şairlerin kıtabı o zaman.

Tolonbeg

Temmuz 8, 2014 tarihinde tolonbey tarafından düzenlendi
 
  • İşte böyleee,

Kuranın Kaynağı:İslam Öncesi Şiirler

Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Ve ortaya bir ceylan çıktı,yüreğimi aldı,ve sonra kaçtı.

Bembeyaz,kaliteli,uykulu gözleri,festival zamanı önümden geçti.

Süslenip sanki beni vurdu ve bakışlarıda işe koyulup,birer ok gibi beni kesip geçti.

Ve benden uzağa,ağıldaki kuru çöplerin duvar gibi yükseldiği köşeye kaçtı.

Benden tek saat bile uzaklaşması,o an bana acı ve ağır bir yük gibi geldi.

Güzellik yanaklarının her yanına,tıpkı keskin bir maskarayla yazılmış.

Ay yine karanlığın içine yolculuk ediyor ve ayla birlikte gecenin seyehatini görüyorum.

Karanlığın çöktüğü vakit geceye andolsunki,herşey ortaya çıktı.

Yağmurlar yanaklarımdan süzülürken,kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Bu ifadeler Kur'an'da harfi harfine geçer:

Şiir:Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Sure:Kamer=1:Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Şiir:Süslenip sanki beni vurdu ve bakışlarıda işe koyulup,birer ok gibi beni kesip geçti.

Sure:Kamer=29: Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.

Şiir:Ve benden uzağa,ağıldaki kuru çöplerin duvar gibi yükseldiği köşeye kaçtı.

Sure:Kamer=31:Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.

Şiir:Karanlığın çöktüğü vakit geceye andolsunki,herşey ortaya çıktı

Sure: Duha=1-2: Kasem olsun kuşluk vaktine. Ve sâkin olduğu zaman geceye ki,

Kur'an'ın kaynağı vahiy mi,yoksa İslam'dan 30 yıl önce yaşamış İmrul Kays Kur'an'ın etkilendiği isimlerden biri mi?Görüldüğü gibi Kamer Suresi'nin kaynağı İmrul Kays'dır.İmrul Kays İslam'dan 30 yıl önce yaşamış bir şairdir.

Aynı zamanda Turan Dursun ''Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III'' isimli eserinde aynen şunları söyler;

 

Kimi araştırmacılar , Ay'ın bölündüğünü anlatan Kur'an ayetinin İslam öncesi Arap şairlerinden birinin,''söylevi''yle de ünlü Kus İbn Saide'nin dizelerinde yer aldığını yazmaktalar.Şiirde birkaç kez geçen bir dizenin anlamı şöyledir:''Kıyamet yaklaştı ve ay bölündü!''Kur'an'dakiyle bu dizedeki sözler de aynı.Yalnızca bir sözcük dışında:Kur'an'daki ''ikterebet'' sözcüğü yerine,Kuss İbn Saide'nin dizesinde ''denet'' sözcüğü görülür.Ama iki sözcüğün anlamı da bir:İkisi de ''yaklaştı'' anlamında.Ne denli ilginç değil mi?Ama pek de şaşırtıcı gelmemeli.Çünkü Kur'an'da başka yerlerden aktarılmış olan yalnızca bu değil.

Anlayacağınız Kuss İbn Saide'nin şiirlerinde de geçiyor Kamer Suresi'nin 1. ayeti.Geçmesi de çok normal çünkü ayın yarılması Araplarda ''herşeyin açıklığa kavuşması'' manasına gelen bir deyimdir.Şu linkten izleyebilirsiniz;

http://www.fetva.net/goruntulu-fetvalar/kamer-suresinde-bahsedilen-ayin-yarilmasi-olayi-nedir.html

Ayrıca Kurtubi gibi büyük alimler de bahseder bunun bir deyim olduğundan;

 

"Ve ay yarıldı" buyruğunun, iş açıklık kazandı ve ortaya çıktı, aniamına geldiği de söylenmiştir, Araplar açık ve seçik olan hususlara ayı misal verir­ler. Şair şöyle demiştir:

 

"Ey anamın oğullan! Bineklerinizin göğsünü doğrultunuz, Çünkü ben sizden başka bir kabileye daha çok meylediyorum. Çünkü artık ihtiyaçlar baş göstermiş gece ise aylıdır. Katedilecek mesafeler için binekler ve yükler bağlanmış bulunuyor."

 

Kurtubi:

 

 

 

El Camiul Ahkamul Kur'an:Kamer Suresi 1. Ayet Tefsiri

 

 

Yani ayın yarılması Araplarda bir deyim olduğuna göre,Kamer 1. ayetin İslam Öncesi Şiirlerde geçmesi doğaldır.

Devam Edelim:

Şahsın bir diğer şiiri:

Yaklaşırken arkasında aşıklar vardır,

Bunlar önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler,

Süslü bir şekilde festivale gelirler,

İşte çalışanlar böylesi için çalışırlar.

Şiir:Bunlar önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler,

Sure:Enbiya=96:Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.

Şiir:İşte çalışanlar böylesi için çalışırlar.

Sure:Saffat=61:Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

Görüldüğü gibi bunlar kelimesi kelimesine aynı.

Tabi Muhammed'in etkilendiği tek şair İmruul değildir.

Diğerleri:

Ümeyye Bin Ebi Salt'ın şiirlerinden de çok etkilenmiştir.Bunun hakkında birde hadis var:

Sahih Müslim'de bu konuda 3 rivayet geçer:6022, 6023 ve

6024 numaralı rivayetler:

Bir adam ve Muhammed karşılıklı otururlar,Muhammed adama sorar:

Ümeyye Bin Ebi Salt'ın şiirlerini bilir misin?

Adam:Evet.

Muhammed söylemesi için ısrar edince O'da şiirden bir cümle okur.Muhammed devam etmesini söyler.Bunun üstüne adam şiirden 100 cümle okur.

Muhammed şiiri o kadar beğenmiştir ki,sonunda şiiri Kur'an'a koyarlar.

Bir Örnek:

Evrenin,yeryüzünün ve dağların Rabbi,Gökleri yarattı.

Görebileceğimiz direkler üstünde olmadan 7 tane yarattı.

Yeryüzünü yarattı ve oraya sizler sarsılmayın diye sabit dağlar yerleştirdi.

Onları mükemmelleştirdi ve parlayan güneş ve ayın ışıklarıyla süsledi.

Karanlıkta üstlerine parlayan yıldızlar koydu ki,

Onların ışıkları oklardan da yücedir.

Onları mükemmelleştirdi ve parlayan güneş ve ayın ışıklarıyla süsledi.

Karanlıkta üstlerine parlayan yıldızlar koydu ki,

Onların ışıkları oklardan da yücedir.

Bu Ümeyye'nin bir şiiri,şimdi bu şiirin Kur'an'daki yerlerine bakalım:

Şiir:Görebileceğimiz direkler üstünde olmadan 7 tane yarattı.

Yeryüzünü yarattı ve oraya sizler sarsılmayın diye sabit dağlar yerleştirdi.

Sure:Lokman=10:Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.

Gördüğünüz gibi Kur'an'daki yerlerini de bulduk.

Şimdi şahsın bir diğer şiirine bakıp Kur'an'daki yerlerini bulalım:

Yücelik,zafer ve egemenlik üstüne olsun Rabbim,

Çünkü seni yücelikte hiç kimse geçemez.

Sen kendinden başka hiçbir kral bulunmayan bir kralsın

Sana yüzler eğilir ve etrafında bir ışık perdesi arkasından tapınılır

Ve seni ışıklar çevreler ve ışık nehirleri etrafındadır.

Seni gözler idrak edemez

Tahtının ayaklarındaki ve çevrendeki melekler seni hamd etmekten yorgun düşerler

Çünkü O yaratan ve yoktan var edendir.

Haşr=23: O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.

Şura=51:Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Ve böyle devam eder,İslam öncesi yazılmış bu şiirler ne kadar da Kur'an'a benziyorlar değil mi?

Muhammed devrin büyük dinlerinden biri olan ''Sabilik''ten de alıntılar yapmıştır:

Sabiler günde 5 kere dua ederlerdi,

Kabe'yi yüceltirlerdi,

1 ay oruç tutarlardı,ay çıkınca orucu bozarlardı.(Sabahtan akşama kadar oruç).

Ölülerin ardından yere çokmeden ayakta dua ederlerdi.

Bayramları vardı.

İslam'daki öğretişlerin aynısı.

Bir kaç tane de Turan Dursun'un ''Allah'' adlı eserinden örnek vermek isterim:

 

"Yedi Askı" ("el muailekatu's.-Seb'a") şairlerinden kimine göre islam dönemine kavuştuğu halde (ileri sürülen ölm. tarihi: 627) müslüman olmayan, kimine göre Müslümanlık'tan kısa bir süre önce ölen

 

(Bkz. Dr.Şevki Dayf, El Asru'l-Cahili, s. 302.) Zübeyr İbn Ebi Sülma'nın bir şiiri:

 

İçinizde olanı sakın ha, "Allah'tan" gizlemeye çabalamayın. Gizli kalsın diye çaba göstermeyin. Ne denli gizlenirse gizlensin; "Allah onu bilir" Cezası ertelenir; bir "kitap"a konur; "hesap günü"ne (Kıyamete) biriktirilir, ya da ivedilik gösterilip öç alınır.

 

(Bkz. Zevzeni, Şerhu Mual-lekati's-Seb', Beyrut, s. 81; Dr. Şevki

 

 

 

Dayf, El Asru'l-Cahili, Mısır, s. 303; Dr Toshihiko Izutsu, a.g.k., s. 84.)

 

 

Kur'an ayetlerine ne kadar çok benziyor değil mi?

İslam öncesinin "hutbe"lerinde, yani "söz ustalığı"na örnek gösterilen seslenişlerde de "Allah" adına yer verildiğini görmekteyiz: Ünlü söz ustalarından Kus İbn Saide'nin (ölm. yak. 600.) ünlü "hutbe"si:

 

"Ey halk! Dinleyin, belleyin: Yaşayan ölür. Başa gelen gelir. Gece, karanlık; gündüz, durağan; gök, burçları olan; yıldızlar parlar; denizler kabarır; dağlar birer çivi; yer yayılıp döşenmiş; ırmaklar akağında akmakta.

 

Gökte haber, yerde 'ibret' var. insanlar gidiyorlar (ölüyorlar) ve dönmüyorlar. Öyle istedikleri için mi kalıyorlar, yoksa uyusunlar diye mi bırakılıyorlar? Ey güçlü topluluk! Nerde Semûd (toplumu), nerde Ad(toplumu)? Nerede babalar, atalar? Şükürle karşılanmayan iyilik nerede, ne oldu? Yadırganmayan zülüm nerede, ne oldu? Kus gerçek ve içinde günah bulunmayan bir antla ant içer ki, üzerinde bulunduğunuz dininizden daha sevgili bir din vardır 'Allah kalında.'

 

(Ali Muhammed Hasen, e't-Tarihu'l.Ebedi, 1964, s.115.)

 

 

Burada da gördüğümüz üzere,çivi olan dağlar mucize değilmiş,İslam öncesi şiirlerde geçiyormuş.

Gerçi ilgili başlıklarda da yazdım ama Turan Dursun'un ''Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III'' isimli kitabındaki şiirleri bir de buraya alacağım;

Ümeyye İbn Ebi's-Salt'a göre:

 

"Yalnızca bir Tanrı vardır. Bu Tanrı, var olan her şeyi yönetir. O, bir nur perdesi içinde, Arş’ındadır. İnsan gözü, bu nur perdesini aşamadığı için Tanrı'yı göremez. Bu perde, mukaddes gök melekleriyle kuşatılmıştır. Bunlar, 'saf saf dizilmiş'tir. Kimi Arş'ı taşıyor, kimi sessizce Tanrı'nın vahyini dinliyor. Bunlar arasında Cibril (Cebrail), Mikail ve diğer bazıları, en yüksek yeri almışlardır. Dünyada hiçbir şey kalıcı değildir. Her yaşayan, er geç ölür, çürür. Tek kalıcı, kutsallık ve 'celal sahibi' olan Tanrı'dır. Hiçbir zaman yok olmayan O'dur yalnızca."

Ümeyye'nin bu düşüncelerinin de aynını Kur'an'da bulabiliyoruz;

 

  • 1 Tanrı olması
  • Perdenin ardında olması(yukarıda da ayet verilmiştir)
  • Arşın melekler tarafından taşınması,
  • Cibril ve Mikail'in yüksek rütbeli meleklerden sayılması,
  • Her nefsin ölümü tadacak olması,sadece Tanrı'nın sonsuz yaşamının olduğu inancı.

 

Yukarıda bazılarının ayetlerini vermiştim,bunları zaten bilirsiniz tek tek ayet vermeye gerek var mı?Örneğin bir ayet vereyim,meleklerin arşı taşımasıyla ilgili,ola ki birileri bu ne kadar saçma,Kur'an'da yok deyip beni yalancı ilan eder;

Hakka:17=Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.

Mümin:7=Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler; O’na inanırlar. Müminler için: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru" diye bağışlanma dilerler.

Şimdi diğerlerine geçelim;

Ümeyye'nin bir şiirinde şöyle denir:

 

"Tanrı'dır O. Varlıkların yaratıcısıdır. Tüm yaratıklar, birer cariye ve köle niteliğinde O'nun buyruğuna, isteyerek boyun eğmede."

Şu şiirlerin de Ümeyye'nin olduğu söylenir:

 

"Bütün insanlar, Tanrı'nın halkıdır. Yeryüzünde (evrende) tek hükümran, O'dur."

 

"Ve O Tanrı ki, yaratıklardan hiç kimse, mülkünde O'nunla çekişemez, bir hak ileri süremez. Yaratıklar O'nu birlemese de O Birdir."

Bir de şu var ki çok önemlidir;

 

Celaleddin Süyûtî'nin (ö. Hicri 911/ Miladi 1505) El İtkân Fi Ulumi'l-Kur'an adlı ünlü (kaynak) kitabında, "cennet" ve "cehennem" de, Kur'an'daki gibi ve Kur’an'dan önce Ümeyye'nin şiirlerinde anlatıldığı açıklanır. Ümeyye'nin bir şiirinde "cinan" (cennetler) şöyle anlatılır:

 

"Asıl bahçeler cennetlerdedir. Gölgelikler oluşturmakta. Ve o gölgeliklerde, göğüsleri yeni tomurcuklanmış kızlar var. O cennetlerdeki sedir ağaçları dikensizdir'"

Kur'an'daki yerini bulalım şimdi de;

Nebe:33=Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar...

Görüyorsunuz ya bu ayet aynen Ümeyye'den alınmış.İkisinde de ''göğüsleri yeni tomurcuklanmış'' kızlardan bahsediliyor.

Turan Dursun Ümeyye'nin bu şiiri hakkında bir de şunları yazar ki,asıl önemli dediğim yer burası;

 

"Cennet"lerdeki "sedir ağacı" için Arapçada pek rastlanmayan ve "garip" sözcükler arasında gösterilen "mahzût" (dikensiz) sözcüğü Kuran'da da kullanılmakta. Vâkıa Suresinin 28. ayetinde, "Ve dikensiz sedir ağaçlarında..." denmekte. Aynı surenin 30. ayetinde de bu ağaçların, "uzayıp giden gölgelikler" oluşturduğu anlatılmakta.

 

Dikensiz anlamındaki "mahzût" sözcüğünün "garip" (yadırganan) sözcüklerden olmasından ötürü, İslam öncesi Araplarda kullanılıp kullanılmadığı sorulmuş, az da olsa, kullanıldığına Ümeyye'nin yukarıdaki şiiri, "tanık" gösterilmiş.Aynı şiirde, "cennet" ve "bahçeleri"yle ilgili anlatılanlar, "göğüsleri tomurcuklanmış kızlar"ıyla birlikte Kur'an'ın Nebe' Suresi'nde de anlatıldığı görülmekte:

 

Tanrı'ya karşı gelmekten sakınanlara, kurtuluş var. Bahçeler, bağlar var. Göğüsleri yeni tomurcuklanmış yaşıt kızlar var. Ve içki dolu kadehler var (cennette)." (Ayet 31-34.)

İlgili ayeti Turan Dursun da vermiş bunun yanında bir de ''garip'' sözcüklerden bahsetmiş.Kur'an'da 700 kadar garip kelime denen anlamı bilinmeyen kelime vardır,bunların anlamları daha sonra alimler tarafından araştırılıp bulunmuştur.Ve gariptir ki Ömer bile bilmiyordu bunların(bunlardan bazılarının) anlamlarını.Şimdi sonrasında vereceğim kaynaktan şunu alıntılıyorum;

 

Kur'an-ı Kerim'de garip kelimeler unvanı verilen bir takım kelimeler vardır ki, bunların mânaları herkes tarafından kavranılmamaktadır. Bunlar 700 kadar sayılmıştır. Bunların hemen hepsi Hazreti Abdullah İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur. O canlı bir lügattir: "Şiir Arap divanıdır, Kur'an'da bir kelimenin mânası kapalı kalırsa şiire müracaat eder, divanlardan onun mânasını anlamaya çalışırız.'' derdi.

 

Hazreti Ömer'den "Tehavvüf" kelimesinin mânası sorulduğu zaman: "Şiir divanlarınıza bakın, onlar sizi aldatmaz. Cahilîyet şiirinde kitabınızın tefsirini, kelâmınızın mânasını bulabilirsiniz" demişti.

 

 

Kaynaktan devamını okuyabilirsiniz.İslam alimleri Kur'an'ı İslam öncesi şiirlerden tefsir etmişlerdir,Kur'an'daki anlamını bilmedikleri kelimeleri şairlere sormuşlardır,Müslümanlara sormalarını emretmişlerdir,Ömer bile düşünün Ömer bile!Bu nedenle şiirler Kur'an'ın kaynakları oldukları gibi aynı zamanda Kur'an'ın tefsirleri de olmuşlardır.

 

Şimdi başka bir şiire geçelim;

 

"Zu'l-Karneyn, benim 'muslim' dedemdir. Yeryüzünde bir hükümdar olarak yücelmişti. Ama bunak olmamıştı. Doğuya ve batıya ulaştı. Yol gösteren iyilikseverden sağlayacağı mülk-egemenlik yollarını aradı. Varıp, güneşin dönüş yerindeki battığı yeri gördü.

Kara balçıklı bir suda batıyordu güneş
."(Arapcasmdan, olduğu gibi çevirdim- T.D.)

 

Bu şiirde kullanılan sözcüklerin çoğu, aynen Kur'an'ın konuyla ilgili ayetlerinde de geçmekte.

 

Yani devlet kurmuş olan (Yemen'de) "Himyeriler"in de "iki boynuzlusu vardı.

Bu şiirlere de yansımıştır.

 

"Zu'l-Karneyn" iki sözcükten oluşturulmuş: "Zu" (yerine göre za ve zi de olabiliyor) ve "Karneyn" sözcüklerinden.

 

 

 

Yemen'deki söz konusu toplumun hükümdarlarının adları da "Zu"luydu genellikle.Buna bakarak, "Zu'l-Karneyn"in bu toplumun hükümdarlarından biri olduğuna hükmeden ciddi yazarlar bile var.Bana göreyse başka kaynaklardan yansımalarla ve bu arada Büyük İskender'in de etkisiyle oluşmuş bir masalın kahramanıdır buradaki Zu'l-Karneyn de. Olabilir ki, Muhammed, "Zu'l-Karneyn"i, "Himyeriler"de, bunların şiirlerinde görmüştür. Kur'an'a da buralardan alıp geçirmiştir. Niye olmasın? "İman"ın da, "hikmet"in de, "şeriat"ın da "Yemenli" olduğunu söylememiş miydi?

 

 

Şiire bakın sonra da şu ayete;

Kehf:86=Güneşin battığı yere varınca, onu kara balçıklı bir suda batar buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.

Gördüğünüz gibi aynı,''kara balçıklı bir suda'' batıyormuş güneş,Muhammed bu masalı da olduğu gibi İslam öncesi şiirlerden almış.'

'Müslim'' kelimesine bakıp da aldanmayın,bu İslam sonrası bir şiir değildir,

Turan Dursun bu konuya genişçe yer verir,yukarıda ismini verdiğim kitabında,Muhammed ''Müslim'',''hanif'' gibi kelimeleri bile İslam öncesi kaynaklardan aşırmıştır.

Şiire göre de Zülkarneyn doğa ve batıya ulaşmış Kur'an'a göre de,yukarıda verdiğim ayette Güneş'in battığı yere gittiği yazıyor,bakınız şu ayette de Güneş'in doğduğu yere gittiği yazıyor,nasıl gitmişse!

Kehf:90=Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

Görüyorsunuz ya noktasına,virgülüne kadar aynılar!

 

Tüm bunlar Kur'an'a benzeri yazılamaz nitelemelerinde bulunanlara tokat gibi çarpıyor olsa gerek,Kur'an benzeri yazılamaz bir kitap değil,benzerlerden alıntı bir kitaptır.

 

 

Şiirlerin Turan Dursun eserlerinden aldıklarım dışındaki bölümü;

http://www.fatherzakaria.net/books/qaf/pdf/55-Episode.pdf

linkinden alıntıdır.

Tolonbeg

 

                     

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...