Jump to content
mantik

İslam ilahi midir, insan yapısı mıdır?

Recommended Posts

Kullandığınız mantık hoş ve de boş: "Kölelikten sözetmek köleliği doğal görmektir. Kuran ayetinde 'köle' kelimesi geçiyor. O halde Kuran köleliği doğal karşılıyor."

Kuran'ın köleliği doğal gördüğünün en büyük kanıtı, köleliği açıkça kaldırmamış olmasıdır. Tam tersi sıkça kölelerden, cariyelerden bahsetmektedir kuranda. "Hüre hür, köleye köle, kadına kadın" ifadeleri, köle azad edilecek durumlardan bahsedilmesi (ama belli durumlar için, belli kişiler için sadece), "kölelerinize iyilik edin" ifadesi, cariyeliğin sayısız ayette doğal karşılanması ve helal kılınması, vs bunların tümü kuran'ın temsil ettiği mentalitede köleliğin olağan olduğuna işaret eder.

Ayrıca, zaten Allah'a tapmak ile Allah'a "kulluk, kölelik" etmek dahi pek çok yerde aynı anlamdadır kuranda. Kuran'da sayısız ayette insanlar Allah'a kulluk etmeye çağırılmaktadır. Ben kendim, ilk kuranı okuduğum zaman, en az 20-30 yerde Allah'a kulluk etme ifadesini görüp altını çizdiğimi hatırlıyorum. Ki eminim kaçırdıklarım ve dikkat etmediklerim de vardır.

Yani kulluk ve kölelik kavramı o kadar normal ki bu kitabı yazanın mentalitesi açısından, ilah karşısındaki durum da bir "kulluk, kölelik" durumu olarak tanımlanmakta. (Allah karşısında hür bireylersiniz demiyor bu kitabın yazarı, Allah'ın kölelerisiniz diyor).

Herşeyden önce, "sözleşmelerinizle üzerinde hak sahıbi olduklarınız" anlamına gelen "ma meleket eymanukum" ifadesinin anlamını "abd" (köle) olarak çarpıtan çevirileri kabul etsek bile ne 16:71 ne de 16:75 ayetlerinden bir ONAY çıkarmak mümkündür. Zira, ayetlerin muhatabı Kuran'ın mesajını kabul etmeyenlerdir. Onların yaptıklarını örnek göstererek çelişkilerini ortaya koyuyor. Benzeri sorgulamayı, onların dişileri aşağılayan dini inançlarını ve buna rağmen melekleri dişi olarak kabul etmelerinde ortaya çıkan çelişkiyi tartışan ayetlerde bulabiliriz. Ancak, sözkosunu ifadenin "köle" olarak anlaşılmamasını gerektiğini hem Türkçe ve hem İnglizce çevirimde delilleriyle tartıştım. Kuran'da çoğul olarak geçen EYMAN kelimesinin heryerde SÖZLEŞME anlamına geldiğini o kelimeyi ELLER olarak çevirmenin hatalı olduğunu belirttim. İddianıza delil olarak alıntıladığınız Pickthall'in çevirisine biraz dikkatlice baksaydınız köle kelimesinin parantez için (köle) olarak araya sıkıştırıldığını görecek ve burada bir "manevra" olduğunu sezebilecektiniz. Ama, arniyetli yaklaşımınız bu basit gerçeği görmenize engel olmuş maalesef.

Tarih boyunca "ellerinizle satın aldığınız", "sağ elinizle sahip olduğunuz", vs diye çevrilen ifadeleri "sözleşme ile hak sahibi olduğunuz" diye anlamak ve buraki sözleşmenin o köle ile yapılan bir sözleşme olacağını farzetmek, yani o dönemde köleliğin köle edinilen kişinin rızasıyla olacağını farzetmek kusura bakmayın ama olsa olsa ya saflıktır, ya da bilinçli çarpıtma. Eğer ifade sözleşme anlamındaysa ve ortada bir sözleşme varsa, bu olsa olsa köle tüccarıyla köleyi satın alan kişi arasındaki sözleşme olabilir.

Ayrıca, zaten doğrudan "abd" yani köle ifadesi bile kuran'da pek çok yerde geçmektedir.

Bu kitabın kölelikle ilgili ifadeleri çağlar boyunca yanlış anlaşılmış da, günümüz Türkiye'sinde yaşayan birkaç reformcu kuran yorumcusu mu bunların gerçek anlamlarına vakıf olmuş? Lütfen siz bu iddiada bir taraf olmak yerine, iddiayı duyan üçüncü bir kişi olsanız ne düşüneceğinizin bir muhakemesini yapın.

Kuran'ın birçok ayetini çarpıtan Sunni meallerin yanında yer almanız sürpriz olmadı. Pich Sizin doğru çeviri diye sunmaya çalıştığınız mezhepçi mealler kelimelerin anlamını çarpıtarak, veya bağlamlarından kaydırırlar. Bu meallerde yapılan çarpıtların örneklerini Türkçe Kuran Çevirilerindeki Hatalar adlı kitabımda detaylarıyla tartışmış ve ifşa etmiştim. Kuşksuzu, Sunnilerin uydurma hadislere ve sünnetlere uydurmak için Kuran ayetleri üzerinde yaptıkları çarpıtmalar ve tahrifler işinize geliyor. Bu nedenle Ateistlerle tartışırken karşımda bir "Sünni olmayan bir Sünni" ile veya "Sünniden daha çok Sünni" biriyle tartışıyor hissediyorum kendimi.

Buna ise cevap olarak ana forumda bu tartışmayla ilgili olarak iğnelenmiş başlık altında forum katılımcısı arkadaşların bazı yorumlarını ve sorularını yapıştırıyorum:

Çakırcali:

Adama sormazlar mı, bugüne kadar bunu yapanlardan senin fazlalığın ne? İslam öncesi ve sonrası Arap dilini, tarihini, kültürünü vs. Araplardan ve Türkçeye çeviren müfessirlerden daha mı iyi biliyorsun? Eğer öyleyse, bu konuyla ilgili ihtisasın nedir? Elmalılı Hamdi Yazır'a, Turan Dursun'a, Abdulbaki Gölpınarlı'ya, Süleyman Ateş'e, Ali Bulaç'a, Suat Yıldırım'a, Seyit Kutup'a, Muhammed Esed'e, Diyanet Vakfı'na, Diyanet İşleri'ne (bende olan tefsir ve mealler bunlar) değil de, Edip Yüksel'e (bu da bende var) neden inanayım?

Gulyabani:

İlk soru Allah'ın, yazılışının üzerinden bin seneden fazla vakit geçtikten sonra, anadili Arapça olmayan bir avuç insana asırlarca yanlış anlaşılan, bu haliyle de pek çok insanlık dramının kaynağı olan Kuran'ı doğru anlatarak ne yapmaya çalıştığıdır. Madem bin dört yüz sene boyunca hemen herkes yanlış anlayacak, Allah bu kitabı ne demeye göndermiş? 1400 sene sonra Edip bey doğrusunu anlasın diye mi?

anibal:

İlk tefisr olayı, eli ayağı düzgün bir vaziyette olmak kaydıyla, Muhammed bin Cerir, yani Taberi'ye aittir. Cami-ul-Beyan et-Te'vil-ül-Kur'an bin seneye yakın, kaynak olarak kullanılmış, halada en muteber tefisrlerden birisi olarak kabul edilmiştir. Şimdi eğer o bin sene boyunca okuyup edip "yahu bu tefsir yanlış, alakasız vs." diyecek hiç kimse mi çıkmadı? Hiç mi arapça bilen yoktu?

Benzer başka yorumlar da var ama bu kadarı arkadaşların ve tartışmayı izleyen diğerlerinin aklına gelebilecek belli başlı itirazları ifade etmeye yeterli sanırım.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ayrıca başsavcıya yönelttiğiniz itirazların bir kısmı için de yorum yapmak istiyorum:

Başsavcı'nın İslam'da köleliğin mevcut olduğunu belgelemek için referans olarak verdiği ayetlerin hepsi garibtir ki istisnasız olarak "köleleri hürriyetlerine kavuşturmaktan, salmaktan" söz etmektedir. Bu gerçeği gizleyemiyen Başsavcı yine de kölelik konusunda İslam'ı suçlamaktan geri kalmıyor: "Butün bu ayetler, İslam'da köleliğin teşvik edilmediğini, tam tersine kaldırılması yolunda telkinlerin yapıldığını ortaya koymaktadır. Ancak kölelik yasaklanmamıştır."

Bu tez, "Kuran, alkollü içkilerin terkedilmesini emretmesine rağmen alkollü içkileri yasaklamamıştır" tezi kadar gariptir. İlla "yasak" kelimesini bulmak isterseniz, yasaklarla dolu Türkiye Anayasasında çok az "yasak" bulabilirsiniz. Örneğin, 10. maddedeki "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" ifadesi üzerine Başsavcının mantığını kullanarak şöyle bir yorumda bulunsak ne denir?: Anayasa sınıfçı bir toplumu teşvik etmemekte, tam tersine imtiyazlardan mahrum edilmesini öngörmektedir; ancak sınıflar yasaklanmamıştır.

Başsavcının verdiği ayetleri bilmem, ama bizim verdiğimiz pek çok ayet var ve çok azında kölelerin azad edilmesinden bahsediyor. Kuranda köleliğin yasaklanması ve kölelik diye bir kurumun doğrudan kaldırılması diye bir durum sözkonusu değil. Kölelere iyi davranılması ve bazı durumlarda (yanlışlıkla bir mümini öldürünce, vs) kendini bağışlatmak için köle azat edilmesini falan salık veren ayetler var, fakat doğrudan "köleliği kaldırıyorum, bundan sonra köle edinmeyeceksiniz" diye bir ayet yok. En azından bildiğimiz kadarıyla yok. Siz biliyorsanız, buyrun getirin.

...Ne var ki zor yola katlanmadı. Zor yolun ne olduğunu bilir misin? KÖLELERİ ÖZGÜRLÜKLERİNE KAVUşTURMAKTIR. Kıtlık anında doyurmaktır. Akraba bir öksözü, yahut düşkün bir yoksulu. ...

Bu alıntıladığınız ayette de yapılması zor olan şeylerden bahsedilmekte ve kölelerin özgürlüğüne kavuşturulmasının zor olduğu söylenmektedir. Ama köleleri azat etmek emredilmemektedir. Kuranda pek çok konuda açık emirler var. Kölelerin azat edilmesini isteyen bir Allah, bunu açıkça emretmeliydi, diğer pek çok konuda yaptığı gibi.

Kuran'a göre bir tek rab (efendi) vardır: ALLAH. Nitekim, Allah'tan başkasını "rab" (efendi) edinmek, veya başkaları üzerine rablik (efendilik) iddia etmek Kuran'a göre affedilmeyen biricik günah olan şirktir.

Köle sahipleri Arapça'da efendi anlamına gelen rab kelimesiyle ifade edilir. Nitekim, hapishane arkadaşlarına Allah'tan başka rableri inkar etmelerini öğütleyen Yusuf Peygamber (yukarıda alıntıladığımız 12:39 ayetine bakınız), hapishane arkadaşı olan kölenin efendisinden sözederken "rab" kelimesini kullanır: "biriniz rabbine şarap sunacak. . . beni rabbinin yanında an. . . " (12:41,42). Yusuf bir müslüman olarak Allah'tan başkasını rabbi (efendisi) olarak kabul edemezdi.[50]

ilahi.org'dan Rab kelimesinin anlamı:

Rab; Anlam ve Mâhiyeti

“Rabb” kelimesi, terbiye eden ve yetki sahibi anlamında Arapça bir isimdir. Bu kelime aynı zamanda, ıslah etmek, üzerinde tasarrufta bulunmak, kemâle erdirmek, efendi olmak, sorumluluğunu yüklenmek, başkanlık yapmak, mâlik ve sahip olmak, sözü dinlenmek, itaat edilmek, üstünlüğü ve otoritesi kabul edilmek gibi anlamlara da gelir.

Kur’ânî bir terim olarak Rab; varlıklar âlemini yaratan, terbiye ederek geliştiren, onları maddî ve mânevî olgunluğa götüren, terbiyenin bütün gereklerine mâlik ve her şeye sahip olan Allah anlamına gelmektedir. Allah'ın umumi isimlerindendir. Kur'an'da Allah lafzından sonra en çok kullanılan isimdir; 968 defa geçer. Nüzul sıralamasında ilk âyette kullanılan isim/sıfat, Rab ismi olduğu gibi, Kur'an'ı açtığımızda bizi ilk karşılayan Fâtiha'nın başlangıcında da yine O'nun onlarca ismi arasından seçilerek başa alınan Rab ismidir.

Rab, sadece terbiye eden (mürebbî) anlamında olmayıp, yardım etmek, yol göstermek, tasarruf etmek, korumak, her şeye hâkim olmak, emretmek ve yasaklamak, sakındırmak gibi terbiyenin bütün gereklerine sahip olabilmeyi de ifade etmektedir. Bunun için rab denilince, sadece terbiye ve mâlik olma durumları değil; her şeye sahip olan ebedi ve sonsuz kudret sahibi Allah anlaşılmalıdır. Bu özelliğinden dolayı rab kelimesi, Allah'tan başka varlıklar için, bir şeye izâfe edilmeden tek olarak kullanılamaz.

Kuran'da Rab deyince Allah kastedilmektedir. Bu kelimenin efendi anlamında bir yan anlamı belki olabilir ama temel anlamı ve kuranda geçtiği şekliyle anlamının ne olduğu bellidir ve bu konuda sizden başka hemen hemen tüm kuran yorumcuları birleşmektedir.

Köle diye kastedilince kullanılan başka kelimeler mevcut kuranda. Örneğin, insanların "Allah'ın kulları, köleleri" olduğu ifadelerinde dahi çoğunlukla geçen kelime başka bir kelime ('abd') kelimesidir.

Rab kelimesinin köle sahibi ya da efendisi olarak anlamı, görüldüğü kadarıyla sadece insanların Allah'ın kulları olmalarına ithaf eden anlamdadır. Diğer köle sahiplerinden (köle sahibi insanlardan) rab olarak söz edilmemektedir. Rab ilahi varlıklara ithaf edilen bir kelime olarak kullanılmaktadır ve "Allah'tan başka rabbı olmamak" diğer putlar ve ilahları ilah edinmemek anlamında anlaşılmalıdır. Ya da diğer ilahlara "kulluk, kölelik" etmemek anlamında olduğu da söylenebilir belki. Ama bunun köle sahibi insanlarla ilgili bir ifade olduğunu iddia etmek, kuran'dan kölelik karşıtı bir anlam çıkarabilmek için meseleyi oldukça zorlamaktır.

"Mümin kölelerden azat etmek" ifadeleri, mümin olmayan kölelerin de olabildiği ve mümin olanların da hepsinin azat edilmediğinin göstergesidir.

Başsavcı "cariye uygulaması" başlığı altında Kuran'ın 4:24 ayetini yanlış yorumluyor. Kuran'a göre evlilik için iki tarafın rızası gerekir.

İyi de, cariyelerle evlenme zorunluluğu nerede? Evlenmeden, yani 'eş' haline getirilmeden de cinsel ilişki kurulabiliyor bu kadınlarla. Tamam, Nisa 25'de cariyelerle evlenmeye de izin veriliyor (mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyenler için) ama bu savaş esiri kadın kölelerin, 'eş' olan kadınlardan ayrı tutulduğu kuranda çok açıktır.

Hem cariyelik kurumunun gerçekten o kadınların rızasıyla vuku bulan bir kurum olduğunu düşünüyorsanız, gerçekten çok saf ve iyi niyetlisiniz, ya da bilerek çarpıtıyorsunuz demektir.

Savaşta esir düşmüş ve köle yapılmış bir kadın düşünün. Bu duruma razı olmayacak da ne yapacak? Çoğu durumda elinde ölüm ve cariyelik dışında başka bir seçenek olmasa gerektir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kuran'ın insan yapısı olduğuna işaret ettiğini düşündüğüm başka ayetlerden ve bu konudaki başka argümanlardan daha sonra bahsedeceğim. Anlaşıldığı kadarıyla bu kölelik konusu Edip Bey için önemlidir ve bu yüzden ona odaklanmaktadır. Halbuki benim odak noktam tartışmanın başından beri bu kitabın ve dinin insan yapısı olup olmadığı noktasındadır.

Kölelik tartışması da benim için sadece bu göstergelerden biridir. Edip Bey kölelik konusuna takılıp kalmış, başka konularda yorum yapmamış yukarıda.

Fakat cevap gelmeden bir sürü ayeti ortaya yığmak istemediğimden, başka ayetler getirmeden ve yeni argümanlarla konuya devam etmeden önce biraz daha bekleyeceğim.

Bu ille de diğer konularda kendisinden bir cevap beklediğim anlamında anlaşılmasın. Getirdiğim argümanların hangisine cevap vermek istediği Edip Bey'in seçimidir. Bazılarına fazla bulaşmak istememesi anlaşılır bir konu.

Örneğin cariyeliğin yasaklandığını açık olarak iddia edemiyor Edip bey.

Kuran'da birbirine zıt anlamlara gelen ayetler olduğuna da itiraz edeceğini zannetmiyorum. Sadece bu durumu kurandaki "çelişki"lere bir örnek olarak görmüyor olsa gerektir. Muhtemelen bu durum onun için olağan bir durum.

Allah'ın fikir değiştirmesi, vs bizler için tuhaf durumlar olmasına rağmen (bir mümin kaç kafire bedeldir konusunda olduğu gibi), bu din ve inanç ile küçüklükten beri yetişmiş bir kişinin bizim tuhaf bulduğumuz bu tür tüm ayrıntıları tuhaf bulmaması ve daha kabul edilir karşılaması da anlaşılır bir durum.

Miras bölüşümündeki matematik hatası, vs gibi konular da bu tür durumların örnekleri kabul edilebilir. Bu durum müslümanlar tarafından belli ki doğal karşılanmaktadır, çünkü Ömer zamanında görülmüş olmasına rağmen garip karşılanmamış.

Fakat bunların tümü, kurana ve bu dine dışarıdan bakan objektif gözler için alarm sinyalleridir ve bu dinin insan yapısı olduğunun göstergeleridir.

Asıl problem bunların birikimi sonucu çıkmaktadır çünkü ortaya. Daha önce de dediğim gibi, bu tür tutarsızlıkların, saçmalıkların ve ilkelliklerin belki 1-2 tanesinin üstünü örtebilir ve altından kalkmaya çalışabilirsiniz ama kuran'ın tamamı böyle meselelerle doludur. Kaç tanesini ve ne tarafını düzelteceksiniz?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Allah, Muhammed'in cinsel yaşamıyla çok ilgileniyor

Ahzab suresinin bu ayetleri [Ahzab 37, 50-51], forumda en çok gündeme getirilen ve sözü edilen ayetler arasındadır. Bunun da sebebi açık. Allah burada resmen Muhammed'in cinsel hayatı ile yakından ilgilenmekte ve onun işini kolaylaştıracak, onun istediği türde hükümleri bildirmektedir.

Bütün bunlar, bu tartışmada işleyeceğimiz diğer tüm konularla birleştirildiğinde, bana göre açık bir şekilde bu kitabın o dönemde ortaya çıkartılmış insan yapısı bir eser olduğunu ortaya koymaktadır.

Eğer Muhammed Allah'ın dünyada sınadığı yaratıklarına gönderdiği bir elçisi ise ve o elçi diğer insanlar gibi bir insansa, o zaman o elçisinin ihtiyaçları, zaafları, sıkıntılarıyla niye ilgilenmesin? Altı bin küsür ayet içinde cımbızlayarak seçtiğin birkaç ayet için "ÇOK" ilgileniyor ifadesini kullanmanız belki sizin merceğinizin o konuyla "ÇOK" ilgilenmesinden dolayıdır.

Ahzab 52:Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile, başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helal değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah her şeyi gözetleyendir.

Bu ayette, cariyeleğin doğal karşılanması ve cariyelerinin Muhammed'e helal kılınmasına dikkat çekmek istiyorum. (Yukarıdaki kölelik konusuyla bağlantılı olarak).

Yukarıda, kölelikle ilgili iddianıza cevap vermiştim. Muhammed peygamberden yüzyıllar sonra Hadis ve Sünnet hurafelerini izleyenlerin Kuran ayetlerinin kelimeleri üzerinde yaptıkları tahrifatları tartıştığım bir kitabımı okumanızı öneriyorum: Kuran Çevirilerindeki Hatalar... Dilerseniz, www.quranix.com sitesinde yayımlanan Türkçe ve İnglizce Kuran çevirilerime ve ilgili ayetler ile igili düştüğüm dipnotlarda yaptığım tartışmalara bakarsanız, Kuran'ın vahyi ile cahiliyye geleneği olarak mahkum edilip pratik hayattan kaldırılan Köleciligin, cariyeciliğin yüzyıllar sonra hadis ve sünnetler yoluyla hortladıldığını öğreneceksiniz.

Tahrim 1

Ey Peygamber! Karılarını hoşnut edeceksin diye, Tanrı’nın sana helal kıldığını neden haram yaparsın?..

Bu ayet, tefsircilere göre Hafsa Olayı ile ilgilidir. Muhammed, karıları arasında huzursuzluk ve kıskançlığa yol açtığı için, cinsel ilişkiyi sıraya sokmuştu. Bir gün, sıra karılarından Hafsa’dayken, ilişkide bulunmak amacıyla odasına gider, fakat Hafsa’yı bulamaz. O sırada cariyelerinden Marya ile karşılaşır. Bunun üzerine Marya’yı Hafsa’nın yatağına yatırıp onunla ilişkiye girer. O sırada Hafsa içeri girer ve ikisini yakalar. “Ey Tanrının elçisi! Beni aşağıladın. Benim günümde, benim sıramda, benim yatağımda bir cariyeyle yatıyorsun!” diyerek tepkisini dile getirir Hafsa. Bunun üzerine Muhammed “Vallahi billahi Marya ile bir daha yatmayacağım” diye yemin eder ve olay kapanır. (Taberi, Camiu’l Beyan)

Fakat Muhammed, yemininden pişmanlık duymuş olsa gerek ki, hemen ilgili vahiy gelmiştir: “Ey Peygamber! Karılarını hoşnut edeceksin diye, Tanrı’nın sana helal kıldığını neden haram yaparsın?..” (Tahrim 1) Bu ayetin bu olayla ilgili olarak geldiği, tüm saygın tefsirlerde anlatılır

Tabi bu tartışmada kuran dışında başka kaynaklara dayanmamamız gerektiği için, kısmen hadislere dayanan bu konunun üstüne düşmek istemiyorum.

Yine de, bu ayeti en azından Allah'ın Muhammed'in günlük işlerine ve cinsel hayatına nasıl karıştığına bir örnek olarak görmekte fayda var.

Hadisçi Sünnetçi tefsircilere itibar etmediğimi biliyorsun. Aslında ciddi ve dürüst ateist bir eleştirmenin de itibar etmemesini gerektiren birçok sebep var.

Selam,

Edip

tarihinde EdipYuksel tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kurandaki dünya ve evren tasviri

Kaf 38

Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk çökmedi.

Araf 54

Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!

Furkan 59

Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor.

Hadid 4

O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'ın üzerine istiva edendir. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.

Allah evreni 6 günde yaratmış ve hiç yorulmamış.

Bakara 29

O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Fussilet 12

Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semayı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, aziz, alim Allah'ın takdiridir.

Önce yeri yaratmış, sonra gökleri. Ayrıca yıldızlar buradaki mantığa göre yakın gökteymişler ve kandil vazifesi görmekteler.

Nahl 15

Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.

Hicr 19

Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.

Lokman 10

Allah gökleri gördüğünüz gibi direksiz yaratmış, sizi sallar diye yeryüzüne sabit dağlar koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip orada her hoş çiftten yetiştirmişizdir.

Nuh 19

Allah sizin için yeri bir yaygı yapmıştır

Yeri uzatıp döşek gibi yaymış Allah. Yani bu kitabın mantığına yöre dünya düz. Gökleri ise direksiz yaratmış, yani düşmeleri gerek ama Allah izin vermediği için düşmüyorlar. (Allah'ın kudretine örnek). Dağlar ise yeryüzü sarsılmasın diye denge unsuru olarak dikilmiş.

Nuh 19'u pek çok meal "yaygı" değil, "sergi" olarak çeviriyor. Sergi kelimesinin günümüzdeki çok anlamlılığı yüzünden, dünyanın düzlüğüne atıfta bulunan "yere serip yaymak, yaygı yapmak" anlamını gizleyebilmek için.

Rad 2

Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Bunların) her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip ayetleri açıklamaktadır.

Yine göklerin direksiz olarak yükseltilmesi var burada. O zaman yaşamış bir insanın bu olaya bakış açısını, meseleyi görüş biçimini gösteren güzel bir örnek.

Ayrıca, Ay ve Güneşi buyruğu altına almış Allah. Yani kendi hallerine bırakılsalar başlarına buyruk davranmaları konusu bir yana, asıl dikkat çekmek istediğim, bu gök cisimlerine biçilen değer. Yani bunların evrendeki sayısız yıldız ve gezegenlerin ve onların uydularının alelade örnekleri olduğunu bilmeyen, kendisi için özel olan bu gök cisimlerine özel yer biçen eski zaman insanlarının mantığı var burada da, kuran'ın tamamında olduğu gibi.

Nebe 6 -13 arası

6. Biz yeryüzünü bir döşek, yapmadık mı?

7. Dağları da birer kazık .

8. Sizi çifter çifter yarattık.

9. Uykunuzu bir dinlenme kıldık.

10. Geceyi bir örtü yaptık.

11. Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık.

12. Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik.

13. (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık.

Yine yukarıda değindiğimiz aynı temalar. 1400 yıl önce yaşamış birinin bakış açısından dünya ve kainat.

Yerler döşek, dağlar birer kazık, güneş bir kandil.

Tabi "bunlar mecazi anlamlardır" mantığıyla dincilerin nasıl işin içinden çıkmaya çalıştıklarını biliyoruz. Ama örnekler çoğaldıkça bizim bu ayetlere bakış açımızın gerçeği yansıtan asıl doğru bakış açısı olduğu daha açık hale gelmektedir.

Bu kitabın yazarının mantığında dünya koca evrende önemsiz bir toz tanesi falan değil. Tam tersi asıl yer daha önemli. Gökler yerin üzerine bina edilmiş, onu örten, içinde kandiller taşıyan (yerdekilere ışık olsun diye) bir yer. Zaten önce yerler, sonra gökler yaratılmış bu kitabın mantığına göre.

Nuh 16

Ayı bunların içinde nur yaptı. Güneşi de bir lamba yaptı.

Benzer ifadelerin yeni örnekleri.

Kehf 83 - 86

83. (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.

84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.

85. O da bir yol tutup gitti.

86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.

Bu kitaba göre güneşin battığı yer gidip bulunabiliyor ve güneş kara bir balçıkta yatıyor battığı zaman. Dünyadaki kara bir balçıkta bulunabilecek kadar küçük yani.

Tabi yine bunlar mecazi anlatımlar olarak algılanmaya ve yutturulmaya çalışılabilir. Ama örnekler çoğaldıkça insanların bunu yutması da zorlaşacaktır.

Hicr 28, 29

Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.

Allah Adem'i çamurdan yaratıp elleriyle şekil vermiş ve kendi ruhundan üflemiş.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Allah Katının kurandaki tasviri

Yunus 3

Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde yaratan, sonra da Arş’a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?

Hud 7

O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler.

Zümer 75

Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve "alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" denilmiştir.

Mümin 7

Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru.”

Fatır 1

Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamdolsun. O, yaratmada dilediği arttırmayı yapar. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.

Mülk 16, 17

16. Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.

17. Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!

Allah gökte yaşıyor. Göklerde bir yerde bir Arş'ı (taht, saray) var. Bu Arş'ı taşıyan ve etrafında dönüp tesbih eden melekler var. Eskiden bu arş su üzerinde imiş. Bu meleklerin ikişer, üçer, dörder kanatları var.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Allah insan gibi portre edilmiş

Kuran'ın pek çok yerinde Allah gökte yaşayan bir hükümdar gibi portre edilmiş. Tahtı var, hizmetçileri var, insanları kendisine "kul, köle" olsunlar diye yaratmış. Bazı ayetlerde Allah'ın ellerine (Maide 64, Sad 75), yüzüne (vech) atıfta bulunuluyor (Bakara 115).

Allah kuranda "Efendi" (Rabb), "Kral" (Melik) olarak geçer. "Ev"i (Kabe) vardır, "Tahtı, Sarayı" (Arş) vardır. "Güçlü" (Aziz) dir, "Zorba" (Cebbar) dır, "Sevecen" (Vedud) dur.

Ayrıca Allah insan gibi görür, işitir, konuşur, yatışır, düşünür, acır, bağışlar, vs.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kısacası, kuranın o zamanın bir insanının dünya görüşü ve mantığını yansıttığı çok açık. Dünyanın, güneşin ve ayın evrendeki yeri, gökteki yıldızların mahiyeti, evrenin ve dünyanın yapısı, vs günümüzde çocukların bile bildiği gerçekleri yansıtmaktan çok uzak.

Bütün bunlar bu kitabın ilahi değil insan yapısı olduğunun açık göstergeleridir.

İşin ilginci, kuranı çeşitli dillere çevirecek kadar haşır neşir olmuş ve bilincinde olan birinin bunları görmemesi, yani bizim bu kitaba olan bakış açımızın en azından farkında olmaması mümkün değildir.

Yani Edip Bey'in de, kuranı çeviren diğerlerinin de bunları görmemesine imkan yok. Asıl mesele, buna rağmen onları bu kitabı kutsal ve ilahi görmeye iten psikolojik faktörlerin ne olduğudur.

Açıktır ki, küçükten beri öyle yetişmiş olmasalar, bu kişilerin de kuranı ilahi görmelerine imkan yoktur.

Bence zaten bu yüzden, kurana inanabilmek için başka gerekçeler arıyorlar. 19 mucizesi, ya da başka mucizeler bulmaya falan çalışıyorlar bu kitapta. Çünkü kendilerini bu kitabın ilahiliğine ikna edecek delil arayışı içindeler. Kitabın kendisinden tatmin olmadıkları açıktır.

Kendi paradigmalarına (kuranın ilahi olması) uymayan tüm ayrıntıları açıklayabilmek için çok fazla çaba harcamak ve bu konuda kullandıkları dayanakları aşırı zorlamak durumunda kalıyorlar. Bu ise onların gözünde bile kuranın ilahi oluşunun inanılırlığını zayıflatıyor. Bu yüzden de başka gerekçe arıyorlar.

Kuran'ı, tüm tersi işaretlere rağmen ilahi göstermeye çalışan gerekçelerin kullanımında ise, tüm bu çabanın içyüzünü açıkça gösteren başka bir problem var aslında. O da, ilahiliğini baştan kabul etmiş olmalarıdır!

Yani, kurana eleştirel bir gözle bakıp, "Bakalım iddia edildiği gibi ilahi mi, insan yapısı mı" diye yaklaşmıyorlar, bizim yaklaştığımız gibi. Tam tersi, ilahi olduğunu baştan kabul etmişler, ifadeleri ona uyacak şekilde yorumlamanın yollarını arıyorlar sürekli.

Yani bilimin uyguladığı yöntemin tam tersini uyguluyorlar. Yargıya testten sonra, testin sonucuna göre varmıyorlar. "Acaba bu kitap ilahi midir, okuyalım bakalım ve görelim" diye yaklaşmıyorlar. Baştan bir yargıları var (bu kitap ilahidir), testin sonucunu bu yargıya göre yorumluyorlar (öyleyse buradaki 6 gün, 6 evre olmalı, vs gibi).

İşte dinsel düşünce tarzının bilimsel düşünce tarzından olan temel farklarından biri burada göze çarpıyor ve dinlere neden "dogmatik" dendiğini de gözler önüne seriyor.

Üniversitede felsefe dersleri veriyor olduğunu zannettiğim Edip Bey'in bunları görmemesi bana göre çok ilginç. Kendisi gibilerin nasıl olup da inançlarını koruyabildiklerinin tartışılması gerekir bana göre, islamın ilahi olup olmadığından ziyade. Bence bu durumun sebebini inceleyen bir tartışma daha ilginç ve herkes için daha da öğretici olacaktır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Edip Yüksel tartışmaya dönmemeyi tercih etmiş gözüküyor. Kendisini suçlamıyoruz.

Son mesajdan beri yeterince vakit geçtiğinden Hodri Meydan forumu kuralları gereği tartışma bitmiş kabul edilecektir. Başlığı kilitliyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Misafir
Bu konu kapalıdır ama konuya cevap yazmaya yetkiniz var görünüyor.

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×