Jump to content

Aman Allahm seni göremiyorum!


Recommended Posts

Yaratıcıyı görememekten şikayetçi gibiyiz. Aslında normal. Çeşitli hastalıklı felsefelere giriftar olmuş şu geçen birkaç asırda insanların akılları gözüne inmiştir veya insanlar hep bu yönde telkin edilmiştir malasef. ‘Görmediğime inanmam, hani nerde, varsa çıkardı ortaya’ gibi sözleri duyabiliyoruz. Halbuki, şu kesindir: ‘Görmemek olmadığının delili değildir.’ Şimdi sizlere burada, ‘işte, kızıl ötesi ışınları da görmüyorsun, yerçekimini de, uzaktaki şeyleri de, mikropları da, atomları da…’ anlatmayacağım. Fakat, bir şeyin varlığını hissetmek veya var olduğuna kanaat getirmek burunla da olur, kulakla da olur, dille de, dokunmakla da olur. Bunu da zaten hepimiz kabul ediyoruz. Gözün kapalıyken, koku alırsın, işitirsin, tadarsın, hissedersin. Yine denilebilir ki bunlar beş duyudur ve bahsettiğin şeyler de zaten maddedir. Hatta bu duyular bize kesin sonuç vermeyebilir, bizleri şaşırta da bilir. Evet kesinlikle öyledir.

Zaten, insan olarak şu canlılar arasında bedenimizle övünebilir miyiz? Çok hızlı koşan, çok güzel yüzen, çok uzağı gören, çok hassas duyan,koku alan canlılar zaten mevcut. Fakat bizde evrenin tılsımları çözen öyle bir anahtar var ki... Aklımız. Duymaya çok alışkın olduğumuz bu kelime hakkında biraz düşünelim. Sözlükteki anlamıyla düşünme, anlama ve kavrama gücü. İnsan, bu akıl aletini kullanarak, en sıradan işlerini de yapar, teknikler, teknolojiler de üretir. Şu an kullandığımız bilgisayar bunun en güzel örneklerinden biri. İnsan plastiği, metali elektriği kendi için kullanıp işini yaptırıyor. Bu müthiş bir hadisedir.

İşte insan bu müthiş aklıyla görür. Evet, aslında biz hep aklımızla görüyoruz, hüküm veriyoruz. Elimize aldığımız kitabın, bir yazarı veya yazarları olduğunu kesinlik derecesinde anlıyoruz, biliyoruz. Kitabın önüne arkasına bakarak, sayfalarını çevirerek, kitabın içine bakarak hani nerede yazarı? Olsa görürdük diyor muyuz? Biz zaten hep eserden müessiri anlamıyor muyuz? İşte bunun gibi, şu evren şu düzen, intizam bir eserdir. Bizim dünya sahasında yegane amacımız eserden müessire geçmektir. Bu eserler heryerde. Şu an mouse u tuttuğumuz el eser değil midir? Parmakların sayısına muhalefet edebilir miyiz? Veya uzunluklarına şekline? Hem ben de öyle bir başparmağı var ki bilim adamları önemine binaen ‘farklı bir organ o’ diye tartışmışlar. Bütün teknoloji belki de bu baş parmağa bağlıdır ne dersiniz? Bu parmak olmasa yazma eylemi ne kadar kolay olurdu? Elime aldığım çekiçle ne ölçüde vurabilirdim? Söküğümüzü dikebilir miydik? Engelli vatandaşlarımız için bile bu parmak önemli değil mi?

İşte bu eli tüm özellikleriyle yapan, insanın neye ihtiyacı olduğunu bilendir. Evet, teknolojiyi de bilen bu elin bana lazım olacağını bilmiştir ve vermiştir. Sizce bunları bilen kimdir?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Aaa kendisini göremiyorsak yolladıgı kitabı görüyoruz.Okuyupta hacca gitmemek mümkünmü... Kendisini göremesekte bestesi hit , 5 kere çalıyorlar burada.Kendisini göremesekte , var kabul edebiliriz dimi.Yani sonuç olarak bu dünya nasıl olabilir.Biliyormuyuz dünya nasıl olmuş yok o zaman arkasında sihirli bi güç var.Ne o güç ? Pele.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Dostum sen bir kitap yaz . Masal kitabı . Cidden yaratıcı bir zekan var .

Şimdi görmüyoruz o halde yok öylemi . Sen hiç algı ve izlenim diye bir şey duydun mu ? Ya teknoloji hakkında birşey ? Peki ya deneyin ne işe yaradığı hakkında bir bilgin var mı ?

Şimdi sizlere burada, işte, kızıl ötesi ışınları da görmüyorsun, yerçekimini de, uzaktaki şeyleri de, mikropları da, atomları da anlatmayacağım.

kızıl ötesi ışınları algılayan aletlerimiz var . Ve bu sayede onu görüyoruz . Yerçekimini bize gösteren izlenimlerimiz var ve bu sayede yerçekimini biliyoruz . Uzaktaki şeyleri atlıyorum ...

Mikropları , atomları gören mikroskoplarımız var . Bu sayede onların yapısı hakkında bilgimiz var .

Senin tanrını nasıl göreceğiz ? Etrafımıza bakarak mı ? E etramıza bakıyoruz canlı organizmalar görüyoruz . Ve bunları evrim oluşturdu diyoruz .

Sonra yine bakıyoruz . Dağlar ,tepeler , ovalar görüyoruz . Bunlarıda jeolojik oluşumlar meydana getirdi diyebiliyoruz .

Sonra birdaha bakıyoruz bu sefer bulutlar , rüzgarlar , yağmurlar görüyoruz . E bunlara da sahip olduğumuz atmosfer neden oluyor diyoruz .

Ve bunları dememizi sağlayan sahip olduğumuz izlenimler , deneysel bilgiler , teknolojiler vs .

Sen şimdi uyanıklık yapıp " e kardeşim peki ya bu saydıkların ( jeolojik oluşumlar , atmosfer , izlenimler , evrim vs. ) nasıl oluştu ?

Bende sana derim ki güzel kardeşim bu kadar ayrıntıya inmek için senin bir kaç fırın ekmek yemen gerekiyor .

Link to post
Sitelerde Paylaş

red_ejder saçmalamış ki :

bende bunlara cevaben bu bizim süper zeka olan atomlar yarattı....

sende şimdi bir uyanıklık yapta ATOMLARI KİM YARATTI onu cevapla...?

everest demiş ki :

Bende sana derim ki güzel kardeşim bu kadar ayrıntıya inmek için senin bir kaç fırın ekmek yemen gerekiyor .

Link to post
Sitelerde Paylaş

Yaratıcı sadece görülemediği için yok diye tanımlanmıyor. Tüm ölçme ve algılama araç ve gereçlerinden hiçbirisiyle herhangi bir tanrı varlığına ilişkin minicik bir kanıt olmadığı, kanıt teşkil edilecek herhangi bir şey yakalanamadığı için yok diye sınıflandırılıyor.

Bak sana temel mantık dersi vereyim.

Eğer bir şey tüm duyu organları ve dışarıdan kullanılan araç ve gereçlerle algılanamıyor veya tespit edilemiyorsa, o şeyin ortaya çıkacağı tek yer kalıyor: HAYAL GÜCÜ.

Dışarıdan algılanmadıysa (ki bu keisn ve net bir şekilde ortada) o zaman içeriden algılandı.

:)

Bu dersi de hiç unutma, çünkü bu senin normal bir gerçeklik algın olmasını sağlayacaktır.

Eğer unutursan (ki muhtemelen bir kulağındna girip diğerinden çıkacaktır) gerçeklik algın bozulacak ve algıladığın herşey çarpık çurpuk olarak beynindeki işleme merkezine ulaşacaktır.

Burada da malum o saçma düşüncelerin ve beklentilerin üretilmesine geçilecektir.

Silkin ve kendine gel!

Tanrı vardı da biz mi yok dedik?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Şayet sizin taptığınız Tanrı adl ise ama gerçekten adl ise ve ortada şu Kuran paradoksu durduğu sürece kendisini görmediğim halde bana niye tapmadın ulen deyip beni cehenneme atacaksa ben o adl'ı çakma olan Tanrı bozmasının cehennemine seve seve girerim arkadaş... Şimdi sana Allah ademe ne üfledi diyeceğim sen ruhundan üfledi diyeceksin ben sana diyeceğim nasıl bütünden parça kopar,parça kopan nasıl bütün ve noksansız olarak sıfatlaandırılır diyeceğim on saat geyip yapacaksın bana.Kuran bir dediği bir dediği ile çelişen bir kitap,ne yani aklıma yatmıyor diye şimdi Rahman Tanrı'nız gelip beni cehenneme mi atacak? Ne diyecek bana sen hırsızdın? sen katildin? sen tecavüzcüydün? sen insanlara yardım etmezdin? sen hak tanımazdın? sen doğayı katlederdin? ha ey müslüman arkadaşım ne diyecek?Yatmıyor arkadaşım aklıma,inanmıyorum bu kitabın kainatı yaratan bir Tanrı varsa eğer ondan geldiğine,var mı ötesi?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Görmek istiyoruz da göremiyoruz? yoksa başta inkar ettiğimiz için zaten görmemiz mi mümkün olamıyor? Bakıyoruz fakat göremiyor muyuz? Bakmak ile görmek arasında çok fark vardır. Yoksa neyi görmek istersek sadece onunla mı yetiniyoruz.

Üzerinde çok durduğum düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

İnsan Allah ı neden göremiyor veya Allah neden bizlere görünmüyor?

Bir insan öncelikle kendisini bilmek ve tanımaktan acizdir. Bir astroloji uzmanı gezegenleri ve yıldızları bilir onların özelliklerini bilir fakat kendisini ne kadar bilmektedir meçhul.

Bir inançsız kişiyi birde inançlı kişiyi 5 dakikada bakarak yada konuşmalarını dinleyerek onun kendisini bile bilmekten aciz olduğunu anlayabiliriz. Bilim henüz bir insanın nasıl olurda ben diyebildiğini çözememiştir. Düşünün bir robot yapıyoruz çok gelişmiş fakat benim diyemiyor.

Dinimizde ise bu olgu şöyle gerçekleşmektedir anlayabileceğimiz şekilde. İnsan yaratıcısını aklına getirip onu andığı zaman Allah ta onu anar işte bu anda insan kendisini bilir ve benim der. Ben iki şekilde görünebilir ve bizi yanıltabilir. Ben diyebiliriz fakat benliğimizin derinliğini vurgulayamayız ve bilemeyiz işte bu noktada ben diyen sadece nefsimizdir. Nefsimiz çok sinsi olup bize dost olarak görünerek yanıltabilir. Ben kavramı insanın aslında özünü temsil eder gerçek manada. Bu öze ulaştığımızda ise onun benlik olmadığını bir var oluş olduğunun yüce bir bilgisini ediniriz. Mevlana kısaca şöyle anlatmıştır; Bir ben var benden içeri..

İnsana ben demesini sağlayan ve onu yanıltan aslında nefsinden kaynaklanmaktadır. İnsan olmadığı bir şey sanmaktadır kendisini. Ben bunu şöyle vurguluyorum; insanlar saf bir enerjiye veya bir bardak suya benzerler. Bir suyun akıp gitmemesi için varlığını anlayabilmesi için bir kalıba girmeleri gerekmektedir. Elimizde birkaç çeşit farklı bardaklar vardır, cola bardağı, çay bardağı, bira vardağı, su bardağı gibi. Nefis ise görünüşte bu bardakların fiziksel görünüşüdür. Bunların içerisinde su vardır. Su aynı sudur fakat bulundukları kap ise farklı olduğundan kendisini bu sıfat ile özdeşleştirmiş ve öyle olduğunu sanmıştır. Ancak bardağı parçalayarak nefis duvarlarını cam gibi kırabilen bir su gerçek güzelliğini görebilir. İnsanlarda bu şekildedir. Biz kendimizi olmadığımız birer beden birer kalıp olarak görmeye devam ettiğimiz sürece bunun farkına varamayız. Bilirsiniz uzman bir kişi öğrenimini almış bir kişi , sizin yüzünüze boyunuza , kulağınıza burnunuza bakarak nasıl bir kişiliğe nasıl bir yapıya sahip olduğunuzu anlayabilir ve buna göre sizi yönlendirebilir. Gerçekten bu böyledir. Örneğin kulağı kepçe olan birisi saftır ve yönlendirilmeye açıktır. Tabii istisnalar hariç.

Bir insan yüzü ile görünüşü ile tamamen kötülüğe açık ise meyilli ise eğer bu kişi bu olguyu başından atamaz ve kendisini aynaya her baktığında bilinçsizce yönlendirirse kaçınılmaz olarak kendisini nefsinin karanlık kuyusuna çeker. Bazılarımızda göründüğümüz yada bizi öyle görüp sen kötü birisin veya sen şöyle birisine benziyorsun dediklerinde işte o zaman aslında olduğumuz gibi görünmeye çalışarak içimizde ki mükemmel olguyu harekete geçiririz. Anlatmak istediğim bizler her gün aynaya baktığımızda gördüğümüzü sandığımız bir deri ve bir kemikten öte varlıklarız. Öncelikle bunu düşünerek anlayabilmemiz idrak edebilmemiz gerekiyor.

Hz.Musa yaratıcısına seslenerek, Kendini bana göster der. Allah sana görünemem Ya Musa diye cevap verir. Çünkü Allah bizden ayrı gayri değildir, biz onu şu maddi evrende karşımıza çıkarak bizlere görüneceğini sandığımız bir şekil bir yüz bir sıfat olarak arayıp düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. İnsan baktığı nesnelerde bile bir insan yüzü ortaya çıkartabilir ve düşünebilir.

Allah bizlere kalbimizden ve şah damarımızdan daha yakındır. Allah bizlerle bir bütünlük halindedir bu yüzden biz onu bizden ayrı olarak ve olmadığı bir şekillerde aramaya görmeye çalıştığımız sürece kendimizi kandırmaktan başka bir şey yapmayız.

Bunu anlamak insanın bilgi derecesine ve farkındalık derecesine göre zorlaşmaktadır bu yüzden örnek vereceğim.

Karagöz ile Hacivat oyununu çocukluğumuz da eğlenerek izlemişizdir. Çok hikaye vardır aslında manaları derindir fakat aklımız yetmediği için sadece güler geçeriz, anlayana ise hep ibretlik olaylar vardır.

Karagöz ile Hacivat amca sohbet ederler tartışırlar ve dövüşürler ama biliriz ki bir perde vardır. Kaldır o perdeyi diyor , sanma ki o perde kumaştandır. O perdeyi kaldırdığımızda görürüz ki bir el oradan uzanmış ve onları yönlendiriyor. Karagöz'de kendisi Hacivat'ta kendisi. Bu perde kumaştan değildir bu perde nefis perdesidir, benlik perdesidir. Sizin aslında olmadığınız bir şey haline gelmenizi sağlayan bir olgudur. Şu halde anlıyoruz ki Allah ı görmek için bir çift göz mümkün değildir , bir çift aciz göz ile akıl gözümüz sadece bir rehber bir vesiledir. Eğer gözümüzü kapatarak akıl gözümüzü ve gönül gözümüzü içeride yoğunlaştırırsak karanlık sandığımız yerde çok derinlerde kendimizi ve Allah ı görmeye ve anlamaya başlarız.

Bir örnek verelim ,

Nasrettin Hoca kendi yüzüğünü bodrumda kayıp etmiş, hoca dışarı çıkmış yüzüğünü arıyor, komşuları da hocanın dışarıda bir şeyler aradığını görüyor, komşuları hocanın yanına geliyor hocam burada neyi ararsın, ya benim yüzüğüm kayıp olmuş demiş. Peki demişler burada kayıp ettiğinden emin misin, yok demiş, ben yüzüğümü bodrumda kayıp ettim demiş. Peki o zaman burada niye yüzüğünü ararsın, hoca de demiş ya bodrum karanlıktır ondan, dışarı aydınlık olduğu için burada ararım demiş.

Bu hikayeyi dinleyen veya okuyan bizler hemen gülerek eğleniriz. Fakat hakikatı açıktır anlayabilirsek güzel olur. Yüzük daire şeklinde olup bir taşı vardır. Daire 360 derece dir. Üzerinde ki taş ile birlikte 361 rakamını simgeler. 19 un karesidir 361. Besmele de 19 harften oluşmaktadır. Besmele Allah'ı simgeler ve vurgular. 360 derece birlik anlamını yani bizleri temsil eder. Bu yüzden Kabenin etrafında döner dururuz. Hoca yüzüğünü bodrumda kaybediyor fakat orası karanlık olduğu için bulamayacağını sanıyor ve dışarıda aydınlıkta arıyor. Hoca bizlere bir şey anlatmak istiyor.

İnsan kendisini ve yaratıcısını kaybetmiş veya unutmuş ve her an onu aramakta , fakat ya ne aradığının farkında değil yada yanlış yerde aradığı için yolunu kaybetmiş ve onu kendisinde aramak yerine evrende arıyor. İnsan her gün kalkar ve her gün farklı şeyler peşinde umut ederek isteyerek koşar. Fakat bunda başarılı olamaz umudu bazen söner. Hep bir şeylerin peşinde koşarız, bir emelimiz olur ve onu elde etmek için savaşırız fakat bir bakarız ki, dönüp dolaşıp aynı yere gelmişiz elde avuçta bir şey yoktur. Onu dışarıda boş madde aleminde değilde kendi içinizde derinlerde aramaya koyulmamız gerekir. Çok yapmak isteyip te başardığımız bir iş olunca veya bir şeyi elde edince seviniriz ve mutlu oluruz, fakat yaptığımız işlerin veya elde ettiğimiz maddi şeylerin gerçek mana da insana hiç bir getirisi yoktur. Ama onu kendisine hedef eden insan aradığını sandığı şeyi elde edince bir anlık kendisini görür ve güneşi bulduğunu anlayarak sevinir. Fakat bu bilinci, ne aradığımızın farkında olmadığımız için sürdüremeyiz ve elden kaçırırız. Güneş hiç sönmüyor fakat kendimize bir perde oluşturarak O' nun ışığından kaçıyoruz. Bu yüzden bu ışığa perde oluşturarak sonra da güneşim nerede diye hayıflanan insana hayretler içinde şaşırmamak elde değildir.

Kendisinde Hakkı görerek ben Hakkım diyen Hallac-ı Mansur'u gerçeği göremeyenler onun şirk koştuğunu sanarak dar ağacına çekmişlerdi. Fakat Hallac-ı Mansur benliğini aradan çıkarttığı için aslında Allah tan ayrı gayri olmadığını anlamış ve bu yüzden ben O'yum diyebilmişti. Buradaki ben kelimesi aslında kendisini veya nefsini vurgulamıyor , Mevlanın kastettiği şeyi anlatmak istiyor; Bir ben var benden içeri. O'nu ayrı olarak görmeye çalıştığımız sürece ondan ve dolayısı ile gerçek benliğimizden yoksun ve biçare olarak habersizce gitmek bir cehennemdir bana.

Bunları ne kadar anlıyorsunuz bilmiyorum fakat kaçınılmaz birer gerçektir. Bir kitap önereceğim , bu kitabın yazarı bütün dinleri araştırmış ve bunların sadece birer araç olduğunu fakat onları okuyanların bunları birer amaç olarak gördüğü için yollarının uzadığını görmüş. Aydınlanmanın çok basitçe görünebileceğini kendi içinde keşfederek bizlere de bu kitabı ile yol göstermeye çalışmış. Fakat bu kitap eğer gerçekten O nu arıyorsanız size yardımcı olacaktır , insan sadece görmek istediği şeyi değilde var olanı görmeye çalışırsa başarabilir. Musa da Allah ı sadece bir ateş olarak görebildi çünkü ayrı bir şey olarak görmeye çalışıyordu. İnsan bir güneşe bile bakmaktan aciz iken her şeyi yaratan yaratıcısını o mükemmel nurunu nasıl görebilir. Sadece gönül gözü ile görebilir, ve akıl gözü ile idrak etmeye çalışır.

Kitabın ismi: Rüyadan Uyanmak Yazarı: Michael Langford.

Divanı Kebirden alıntıdır:

Ey gönül, işlediğin suçlara, kusurlara karşılık, Hakk'tan özür dilemek için neler düşünüyorsun? O'ndan sayılamayacak kadar lutuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede...

O'nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykın işler; O'ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar...

Senden bunca haset, bunca kötü düşünce, bunca dedikodu. O'ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler.

Yaptığın kötülüklerden, işlediğin günahlardan pişman olup da, candan Allah dediğin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetişen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O'dur.

İşlediğin günah yüzünden korkuyorsun, kurtulmaya çareler arıyorsun. Bir daha işlememeye karar veriyorsun, işte o anda bu duygularla için karıştığı, kendinden utandığın, kendini ayıpladığın, vicdanın sızladığı zaman düşünmüyor musun? Bu duyguları sana veren, bu pişmanlığa seni düşüren, senin içindedir. Sana çok yakındır. O'nu sen ne diye kendinde, kendi içinde göremiyor, hissedemiyorsun?

O, seni bazen yaratılışına, kötü tabiatına bırakır, seni gümüş, altın, kadın sevdasına düşürür. Bazen de canına Hz. Mustafa'yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır.

Seni bazen bu tarafa çeker, iyi adamlara katar, bazen de o tarafa çeker, seni kötülere ulaştırır. Kurtuluş gemisini korkunç dalgalarla hırpalar, onu kırar, parçalar.

Ey zavallı insan, bu düşüşlerden, bu hallerden sakın ye'se kapılma; gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok ağla, inle ki; sonunda yedi kat gökten kulağına kurtuluş sesleri gelsin.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Dostum sen bir kitap yaz . Masal kitabı . Cidden yaratıcı bir zekan var .

kızıl ötesi ışınları algılayan aletlerimiz var . Ve bu sayede onu görüyoruz . Yerçekimini bize gösteren izlenimlerimiz var ve bu sayede yerçekimini biliyoruz . Uzaktaki şeyleri atlıyorum ...

Mikropları , atomları gören mikroskoplarımız var . Bu sayede onların yapısı hakkında bilgimiz var .

Senin tanrını nasıl göreceğiz ? Etrafımıza bakarak mı ? E etramıza bakıyoruz canlı organizmalar görüyoruz . Ve bunları evrim oluşturdu diyoruz .

mikroskopa, teleskoba bisey demiyorum ki.

'Yine denilebilir ki bunlar beş duyudur ve bahsettiğin şeyler de zaten maddedir' diyerek bunları algilayabilecegimizi söyledim. mikroskop, teleskop bunlara bişey demiyoruz ki.

Evrim yoktur demedim farkındaysan. Benim vurgulamak istediğim; bu evrimde bir eviren, çevirenin olduğu.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Görmek istiyoruz da göremiyoruz? yoksa başta inkar ettiğimiz için zaten görmemiz mi mümkün olamıyor? Bakıyoruz fakat göremiyor muyuz? Bakmak ile görmek arasında çok fark vardır. Yoksa neyi görmek istersek sadece onunla mı yetiniyoruz.

Üzerinde çok durduğum düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

İnsan Allah ı neden göremiyor veya Allah neden bizlere görünmüyor?

Bir insan öncelikle kendisini bilmek ve tanımaktan acizdir. Bir astroloji uzmanı gezegenleri ve yıldızları bilir onların özelliklerini bilir fakat kendisini ne kadar bilmektedir meçhul.

Bir inançsız kişiyi birde inançlı kişiyi 5 dakikada bakarak yada konuşmalarını dinleyerek onun kendisini bile bilmekten aciz olduğunu anlayabiliriz. Bilim henüz bir insanın nasıl olurda ben diyebildiğini çözememiştir. Düşünün bir robot yapıyoruz çok gelişmiş fakat benim diyemiyor.

Dinimizde ise bu olgu şöyle gerçekleşmektedir anlayabileceğimiz şekilde. İnsan yaratıcısını aklına getirip onu andığı zaman Allah ta onu anar işte bu anda insan kendisini bilir ve benim der. Ben iki şekilde görünebilir ve bizi yanıltabilir. Ben diyebiliriz fakat benliğimizin derinliğini vurgulayamayız ve bilemeyiz işte bu noktada ben diyen sadece nefsimizdir. Nefsimiz çok sinsi olup bize dost olarak görünerek yanıltabilir. Ben kavramı insanın aslında özünü temsil eder gerçek manada. Bu öze ulaştığımızda ise onun benlik olmadığını bir var oluş olduğunun yüce bir bilgisini ediniriz. Mevlana kısaca şöyle anlatmıştır; Bir ben var benden içeri..

İnsana ben demesini sağlayan ve onu yanıltan aslında nefsinden kaynaklanmaktadır. İnsan olmadığı bir şey sanmaktadır kendisini. Ben bunu şöyle vurguluyorum; insanlar saf bir enerjiye veya bir bardak suya benzerler. Bir suyun akıp gitmemesi için varlığını anlayabilmesi için bir kalıba girmeleri gerekmektedir. Elimizde birkaç çeşit farklı bardaklar vardır, cola bardağı, çay bardağı, bira vardağı, su bardağı gibi. Nefis ise görünüşte bu bardakların fiziksel görünüşüdür. Bunların içerisinde su vardır. Su aynı sudur fakat bulundukları kap ise farklı olduğundan kendisini bu sıfat ile özdeşleştirmiş ve öyle olduğunu sanmıştır. Ancak bardağı parçalayarak nefis duvarlarını cam gibi kırabilen bir su gerçek güzelliğini görebilir. İnsanlarda bu şekildedir. Biz kendimizi olmadığımız birer beden birer kalıp olarak görmeye devam ettiğimiz sürece bunun farkına varamayız. Bilirsiniz uzman bir kişi öğrenimini almış bir kişi , sizin yüzünüze boyunuza , kulağınıza burnunuza bakarak nasıl bir kişiliğe nasıl bir yapıya sahip olduğunuzu anlayabilir ve buna göre sizi yönlendirebilir. Gerçekten bu böyledir. Örneğin kulağı kepçe olan birisi saftır ve yönlendirilmeye açıktır. Tabii istisnalar hariç.

Bir insan yüzü ile görünüşü ile tamamen kötülüğe açık ise meyilli ise eğer bu kişi bu olguyu başından atamaz ve kendisini aynaya her baktığında bilinçsizce yönlendirirse kaçınılmaz olarak kendisini nefsinin karanlık kuyusuna çeker. Bazılarımızda göründüğümüz yada bizi öyle görüp sen kötü birisin veya sen şöyle birisine benziyorsun dediklerinde işte o zaman aslında olduğumuz gibi görünmeye çalışarak içimizde ki mükemmel olguyu harekete geçiririz. Anlatmak istediğim bizler her gün aynaya baktığımızda gördüğümüzü sandığımız bir deri ve bir kemikten öte varlıklarız. Öncelikle bunu düşünerek anlayabilmemiz idrak edebilmemiz gerekiyor.

Hz.Musa yaratıcısına seslenerek, Kendini bana göster der. Allah sana görünemem Ya Musa diye cevap verir. Çünkü Allah bizden ayrı gayri değildir, biz onu şu maddi evrende karşımıza çıkarak bizlere görüneceğini sandığımız bir şekil bir yüz bir sıfat olarak arayıp düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. İnsan baktığı nesnelerde bile bir insan yüzü ortaya çıkartabilir ve düşünebilir.

Allah bizlere kalbimizden ve şah damarımızdan daha yakındır. Allah bizlerle bir bütünlük halindedir bu yüzden biz onu bizden ayrı olarak ve olmadığı bir şekillerde aramaya görmeye çalıştığımız sürece kendimizi kandırmaktan başka bir şey yapmayız.

Bunu anlamak insanın bilgi derecesine ve farkındalık derecesine göre zorlaşmaktadır bu yüzden örnek vereceğim.

Karagöz ile Hacivat oyununu çocukluğumuz da eğlenerek izlemişizdir. Çok hikaye vardır aslında manaları derindir fakat aklımız yetmediği için sadece güler geçeriz, anlayana ise hep ibretlik olaylar vardır.

Karagöz ile Hacivat amca sohbet ederler tartışırlar ve dövüşürler ama biliriz ki bir perde vardır. Kaldır o perdeyi diyor , sanma ki o perde kumaştandır. O perdeyi kaldırdığımızda görürüz ki bir el oradan uzanmış ve onları yönlendiriyor. Karagöz'de kendisi Hacivat'ta kendisi. Bu perde kumaştan değildir bu perde nefis perdesidir, benlik perdesidir. Sizin aslında olmadığınız bir şey haline gelmenizi sağlayan bir olgudur. Şu halde anlıyoruz ki Allah ı görmek için bir çift göz mümkün değildir , bir çift aciz göz ile akıl gözümüz sadece bir rehber bir vesiledir. Eğer gözümüzü kapatarak akıl gözümüzü ve gönül gözümüzü içeride yoğunlaştırırsak karanlık sandığımız yerde çok derinlerde kendimizi ve Allah ı görmeye ve anlamaya başlarız.

Bir örnek verelim ,

Nasrettin Hoca kendi yüzüğünü bodrumda kayıp etmiş, hoca dışarı çıkmış yüzüğünü arıyor, komşuları da hocanın dışarıda bir şeyler aradığını görüyor, komşuları hocanın yanına geliyor hocam burada neyi ararsın, ya benim yüzüğüm kayıp olmuş demiş. Peki demişler burada kayıp ettiğinden emin misin, yok demiş, ben yüzüğümü bodrumda kayıp ettim demiş. Peki o zaman burada niye yüzüğünü ararsın, hoca de demiş ya bodrum karanlıktır ondan, dışarı aydınlık olduğu için burada ararım demiş.

Bu hikayeyi dinleyen veya okuyan bizler hemen gülerek eğleniriz. Fakat hakikatı açıktır anlayabilirsek güzel olur. Yüzük daire şeklinde olup bir taşı vardır. Daire 360 derece dir. Üzerinde ki taş ile birlikte 361 rakamını simgeler. 19 un karesidir 361. Besmele de 19 harften oluşmaktadır. Besmele Allah'ı simgeler ve vurgular. 360 derece birlik anlamını yani bizleri temsil eder. Bu yüzden Kabenin etrafında döner dururuz. Hoca yüzüğünü bodrumda kaybediyor fakat orası karanlık olduğu için bulamayacağını sanıyor ve dışarıda aydınlıkta arıyor. Hoca bizlere bir şey anlatmak istiyor.

İnsan kendisini ve yaratıcısını kaybetmiş veya unutmuş ve her an onu aramakta , fakat ya ne aradığının farkında değil yada yanlış yerde aradığı için yolunu kaybetmiş ve onu kendisinde aramak yerine evrende arıyor. İnsan her gün kalkar ve her gün farklı şeyler peşinde umut ederek isteyerek koşar. Fakat bunda başarılı olamaz umudu bazen söner. Hep bir şeylerin peşinde koşarız, bir emelimiz olur ve onu elde etmek için savaşırız fakat bir bakarız ki, dönüp dolaşıp aynı yere gelmişiz elde avuçta bir şey yoktur. Onu dışarıda boş madde aleminde değilde kendi içinizde derinlerde aramaya koyulmamız gerekir. Çok yapmak isteyip te başardığımız bir iş olunca veya bir şeyi elde edince seviniriz ve mutlu oluruz, fakat yaptığımız işlerin veya elde ettiğimiz maddi şeylerin gerçek mana da insana hiç bir getirisi yoktur. Ama onu kendisine hedef eden insan aradığını sandığı şeyi elde edince bir anlık kendisini görür ve güneşi bulduğunu anlayarak sevinir. Fakat bu bilinci, ne aradığımızın farkında olmadığımız için sürdüremeyiz ve elden kaçırırız. Güneş hiç sönmüyor fakat kendimize bir perde oluşturarak O' nun ışığından kaçıyoruz. Bu yüzden bu ışığa perde oluşturarak sonra da güneşim nerede diye hayıflanan insana hayretler içinde şaşırmamak elde değildir.

Kendisinde Hakkı görerek ben Hakkım diyen Hallac-ı Mansur'u gerçeği göremeyenler onun şirk koştuğunu sanarak dar ağacına çekmişlerdi. Fakat Hallac-ı Mansur benliğini aradan çıkarttığı için aslında Allah tan ayrı gayri olmadığını anlamış ve bu yüzden ben O'yum diyebilmişti. Buradaki ben kelimesi aslında kendisini veya nefsini vurgulamıyor , Mevlanın kastettiği şeyi anlatmak istiyor; Bir ben var benden içeri. O'nu ayrı olarak görmeye çalıştığımız sürece ondan ve dolayısı ile gerçek benliğimizden yoksun ve biçare olarak habersizce gitmek bir cehennemdir bana.

Bunları ne kadar anlıyorsunuz bilmiyorum fakat kaçınılmaz birer gerçektir. Bir kitap önereceğim , bu kitabın yazarı bütün dinleri araştırmış ve bunların sadece birer araç olduğunu fakat onları okuyanların bunları birer amaç olarak gördüğü için yollarının uzadığını görmüş. Aydınlanmanın çok basitçe görünebileceğini kendi içinde keşfederek bizlere de bu kitabı ile yol göstermeye çalışmış. Fakat bu kitap eğer gerçekten O nu arıyorsanız size yardımcı olacaktır , insan sadece görmek istediği şeyi değilde var olanı görmeye çalışırsa başarabilir. Musa da Allah ı sadece bir ateş olarak görebildi çünkü ayrı bir şey olarak görmeye çalışıyordu. İnsan bir güneşe bile bakmaktan aciz iken her şeyi yaratan yaratıcısını o mükemmel nurunu nasıl görebilir. Sadece gönül gözü ile görebilir, ve akıl gözü ile idrak etmeye çalışır.

Kitabın ismi: Rüyadan Uyanmak Yazarı: Michael Langford.

Divanı Kebirden alıntıdır:

Ey gönül, işlediğin suçlara, kusurlara karşılık, Hakk'tan özür dilemek için neler düşünüyorsun? O'ndan sayılamayacak kadar lutuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede...

O'nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykın işler; O'ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar...

Senden bunca haset, bunca kötü düşünce, bunca dedikodu. O'ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler.

Yaptığın kötülüklerden, işlediğin günahlardan pişman olup da, candan Allah dediğin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetişen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O'dur.

İşlediğin günah yüzünden korkuyorsun, kurtulmaya çareler arıyorsun. Bir daha işlememeye karar veriyorsun, işte o anda bu duygularla için karıştığı, kendinden utandığın, kendini ayıpladığın, vicdanın sızladığı zaman düşünmüyor musun? Bu duyguları sana veren, bu pişmanlığa seni düşüren, senin içindedir. Sana çok yakındır. O'nu sen ne diye kendinde, kendi içinde göremiyor, hissedemiyorsun?

O, seni bazen yaratılışına, kötü tabiatına bırakır, seni gümüş, altın, kadın sevdasına düşürür. Bazen de canına Hz. Mustafa'yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır.

Seni bazen bu tarafa çeker, iyi adamlara katar, bazen de o tarafa çeker, seni kötülere ulaştırır. Kurtuluş gemisini korkunç dalgalarla hırpalar, onu kırar, parçalar.

Ey zavallı insan, bu düşüşlerden, bu hallerden sakın ye'se kapılma; gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok ağla, inle ki; sonunda yedi kat gökten kulağına kurtuluş sesleri gelsin.

Uydurup uydurup söylüyorsunuz. Halbuki birşey bildiğiniz yok. Size en uygun cevabı ateist bakış vermiş:

Yaratıcı sadece görülemediği için yok diye tanımlanmıyor. Tüm ölçme ve algılama araç ve gereçlerinden hiçbirisiyle herhangi bir tanrı varlığına ilişkin minicik bir kanıt olmadığı, kanıt teşkil edilecek herhangi bir şey yakalanamadığı için yok diye sınıflandırılıyor.

Bak sana temel mantık dersi vereyim.

Eğer bir şey tüm duyu organları ve dışarıdan kullanılan araç ve gereçlerle algılanamıyor veya tespit edilemiyorsa, o şeyin ortaya çıkacağı tek yer kalıyor: HAYAL GÜCÜ.

Dışarıdan algılanmadıysa (ki bu keisn ve net bir şekilde ortada) o zaman içeriden algılandı.

:)

Bu dersi de hiç unutma, çünkü bu senin normal bir gerçeklik algın olmasını sağlayacaktır.

Eğer unutursan (ki muhtemelen bir kulağındna girip diğerinden çıkacaktır) gerçeklik algın bozulacak ve algıladığın herşey çarpık çurpuk olarak beynindeki işleme merkezine ulaşacaktır.

Burada da malum o saçma düşüncelerin ve beklentilerin üretilmesine geçilecektir.

Silkin ve kendine gel!

Tanrı vardı da biz mi yok dedik?

Link to post
Sitelerde Paylaş

"Uydurup uydurup söylüyorsunuz. Halbuki birşey bildiğiniz yok. Size en uygun cevabı ateist bakış vermiş"

Benim bildiklerim uydurma ise sende kendi uydurma düşüncelerini yaz başka yerden alıntı yapma lütfen. İnsan nasıl kendisini algılıyor ve biliyorsa Allahı'da algılayıp bilebilir. Sen nasıl BENİM diyebiliyorsan onuda kendi içinde seninle birlikte olduğunu far edip görebilirsen onuda gözlemleyerek ispatlamış olursun. Bilim adamlarının ispatladığı ve gözlemlediklerini sen nereden gördün de biliyorsun? Sadece sana söylenene inanıyor ve arıyorsun. Çok güçlü olan bilgiler bile an gelir çürütülebilir nerden bilebilirsin emin olduklarını? Sen nasıl bilimi gözlemleyemiyorsan şu an bizim bildiğimiz ve gözlemlediğimiz Allahıda gözlemleyemiyorsun. Herkes gözlemleyemez fakat çoğu kişi senin bilime inandığın gibi Allah a inanmaktadır. Ben görmediğim bir bilimi yalanlayabilirim sende görmediğin çünkü henüz tespit edemediğin Allah ı yalanlayabilirsin. Ama bu gerçeği asla değiştirmeyecektir. Nasıl bilime inanarak onu arıyorsan Allah ı da aramak zorundasın aksi taktirde aramadığın bir şeyi bile yalanlaman sana bir getiri sağlamayacaktır.

Link to post
Sitelerde Paylaş

yahu görmeyi bırak varlığına işaret eden adam akıllı tek bri kanıt bile yok. görmekten vazgeçtik akla uygun bir kanıt olsun ona da razıyız.

Ayrıca dinlerin iddia ettiği gibi şizofrenik, psikolojik-manyak türünden bir yaratıcının var olduğunu tartışmak bile çılgınlığın ta kendisidir.

yaratıcı kendisinin nasıl var olduğunu açıklamadan önce onun varlığına inanmak saflıktık dostum.

Yaratıcının var olduğunu iddia eden insanlar tarih öncesinde yaşamış ve doğru dürüst felsefe bile yapmayan ilkel insanlardı.

ne diye onların ortaya attığı mantıksız bir şeyin peşinden koşuyoruz ki?

evet bir gün bir yraatıcı olacak. Evrimin sonunda. Evrim sonunda ortaya çıkacak olan o mükemmel canlı işte o yaratıcı olacak.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Biz bir masa gördüğümüz zaman bu masayı yapan birinin olduğunu biliriz. Yani bu masayı yapan biri vardır. Kimdir bu masayı yapan? Ahmet mi? mehmet mi? ali mi? veli mi? Bu Masayı kimin yaptığını bilmeniz mümkün mü? Mümkün değil. Fakat bu masayı Allahın yarattığını bilmeniz mümkün olabiliyor! Ahmeti mehmeti aliyi veliyi Allah yarattığına göre masayı da Allah yaratmıştır. (Saffat 96 - Sizi ve imal ettiğiniz şeyleri yaratan Allahtır.) Her şeyi yaratan Allahtır. (Furkan 2) Toprağı , suyu , havayı , güneşi , ışığı Allah yaratmıştır. Bitkileri, ağaçları çicekleri böcekleri de Allah yaratmıştır. Her şeyi yapan Allah nedense bazı kulları hariç insanlarla konuşmak iletişim kurmak istemez. En süper güçlere sahip olan tanrı zavallı insandan ne ister? Allah toprağı , suyu , havayı ve güneş ışığını kullanmadan bir ağaç yaratabilir mi? Yani bir sabah uyandığımızda bomboş olan bir çölü ağaçlarla dolmuş olarak bulabilir miyiz? Veya bir eşeği onu doğuran başka bir eşek olmadan yaratabilir mi? = (Bakara 259) Biraz show yapmasını , yani biraz güç gösterisi yapmasını Allahtan istemek insanların hakkı değil mi? Ben yaratıcı yoktur demiyorum. Var mıdır yok mudur bilmiyorum. Ben aliye, veliye , toprağa, suya, havaya ve güneşe haksızlık edildiğini düşünüyorum. Ben hintlilere , çinlilere , ruslara, almanlara, inkalara, azteklere , moğollara peygamber gönderilmeyerek haksızlık edildiğini düşünüyorum.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...