Jump to content

Şerif Mardin ve Said Nursi


Recommended Posts

Şerif Mardin'in "Bediüzzaman incelemsi"ni yani Said Nursiyi anlatan kitabını okudum. Başta çok sert eleştirdiğimi düşünmüştüm, ne de olsa büyük bir sosyologdu. Ama neden ben de bu kadar büyük bir tepkiye neden oldu? Bu basitti, sıradan bir Molla üzerine İnglizce ciddi ciddi bir biyografi kitabı sunmuştu. Ve O değil ben biliyordum bu hareketi iliklerine kadar. Ama bu yine de onun bu tarz bir inceleme yapmasına mani olmazdı.

Buradan hareketle Türkiye'nin Moderniteye girişini tüm sosyal boyutları ile anlatacaktı. Bu iş için elinde pozitif,somut veriler olmalıydı. Bu veri arayışını sonuçlandırdı. Said Nursi ve etrafındaki oluşumu diğer tüm gerici oluşumlardan yalıtıp kendi somut verisi saydı ve incelemeye başladı. Bundan sonra Türkiye'nin moderniteye giriş sürecindeki tüm toplumsal süreci, Nurcu harekete indirgeyerek açıklamaya koyuldu. Madem Atatürk yukardan inme "Gestapo Laikliği" getirmişti, bunun tolumda bazı etkileri olacaktı ve bu Nurcu hareket ve önderi idi. İşte bu adamın yaptığı hata budur. Koca ülkenin moderniteye giriş sürecini, "Ulan bu adamlar bu konulara hiç değinmiyor, bari ben bu konuya bir gireyim" diyerek. Ve topun altına girmitir.

Kitabın garip yönü nedir? Garip yönü koca ülkenin Cumhuriyet döneminin toplumsal yansımlarını, Nurculuk denilen bir tarikat vari oluşumun sosyal planda incelenmesi ve sadece buna indirgenerek çözümlenmeye çalışılmasıdır. Yani Şerif Mardin de modaya uymuştur. Yakında Serdar Turgut ile beraber Gülen'in elini öpmeye giderlerse şaşırmam. Belki de gitmiştir. Hala aklım almıyor. Sen bu adamı, bir Mollayı nasıl parlatırsın?

tarihinde inevitablen tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

bugün habertürkde okuduğuma göre said atatürke yazdığı mektubun sonuna saidi kürdi yazmış..biz öyle telaffuz edince delirenler görsün..ama tabi onlar her şekilde tanımlayabilir kendilerini.biz desek de demesekde kabul etsek de etmesek de suç..demokrasi işte..

Evet işi dine bağlamışlar. Adam çakal hareketini taaa en dibe bağlamış. Taaa derinlere... Sen onu ancak övebilirsin, ona nasıl "Sen" diye hitap edersin.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Para her şeyi parlatır.

Türkiye Bilimler Akademesi Şerif Mardi'nin cezasını kesti. Bu Mollayı parlattığı gerekçesi ile akademiye üye yapmadı. Ohhh tam okkalı olmuş. Bu akademide de siyaset konuşursa AKP buralara da böyle garip demokratik adamları yerleştirecek. Demokratiklik oldu tepkisizlik, uyuşukluk.

Demokratiklik oldu Çöpçülük. Yolda Bomba bulsan atmıyorsun artık okşayıp seviyorsun. Demokrasi bu dinci merhemet meraklısı adamların aracı oldu.

Modern zamanlarda Merhamet oldu Demokrasi. E anasını satiyim, madem Demokrasi sizin elinizde oldu Merhamet, ulan bu parasız eğitim isteyenleri neden jopluyorsunuz.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • 1 month later...

İlhan Arsel’in “Aydın ve Aydın” kitabında yer alan aydın acubesi tanımlaması ve örneklediği tiplemeler vardır.

Şerif Mardin gibi aydınları (!) görünce bu tiplemelerin ona ve benzerlerine göre çok ilerde olduklarını anlıyoruz.

Şerif Mardin bir aydın olmadığı gibi bir bilim adamı da sayılmaz.

Bunun nedeni onun cumhuriyet tarihinin en yobaz kişiliğine övgüler dizmesi değildir sadece.

Bugüne dek yazdıkları içinde ortaya koyduğu önemli bir eser olmadığı gibi, değerli bir akademik çalışması da mevcut değildir.

Adı ise Said Nursi hakkında yazdığı kitaptan sonra çok konuşulur olmuş, bir anda F tipi kesimin ve destekçisi liberallerin ağzında sakız olup şişirilerek Türkiye’nin yetiştirdiği büyük bilim adamlarından biri olduğu palavrası sıkılmaya başlamıştır.

Bu sözde büyük bilim adamının özelliklerini, niteliklerini, başarılarını sorsanız içi boş bir yığın kuru laf duyarsınız.

Saygı duyulacak, değerli bir üniversite hocası olup olmadığına gelince;

Bunun takdiri öncelikle yetiştirdiği öğrencilere kalmalı ama bunlar içinde tek tanınanın Emre Aköz olduğunu görünce o konuda da olumlu birşey söylemek mümkün olmuyor.

Link to post
Sitelerde Paylaş

“Bir Bilim Adamının Serüveni”nden Prof. Dr. Celal Şengör, Şerif Mardin’in neden Türkiye Bilimler Akademesi’ne kabul edilmediğini şöyle anlatıyor:

“Ben o toplantıya gittim.

Şerif Mardin’in reddedilmesi son derece enteresandır. (…)

Bir tarihçi ve yanılmıyorsam bir de sosyolog Şerif Mardin’i takdim etti.

Birisi Şevket Pamuk’tu ama diğerini hatırlamıyorum.

Şevket Pamuk, Şerif Mardin’in çalışmalarını anlattı, aldığı atıfları filan söyledi.

Ama bunları bizim alıştığımız metotlarla söylemiyordu.

Bunun üzerine Prof. Dr. Doğan Kuban birtakım şeyler söyledi.

Doğan Kuban’ın söyledikleriyle Şevket Pamuk’un verdiği rakamlar birbirini tutmuyordu.

Doğan Bey, ‘Benim bildiğim Şerif Mardin’in öyle çok ciddiye alınacak bir sürü çalışması yoktur’ dedi.

Sonra Prof. Dr. Cengiz Dökmeci söz istedi.

Hiç unutmuyorum, Prof. Dr. Erdoğan Şuhubi şöyle bir baktı bana ve ‘Şerif Mardin şimdi hapı yuttu’ dedi.

Cengiz Dökmeci, Şerif Mardin’in bütün akademik tarihini ortaya döktü.

Son yirmi senede kaç tane atıfı var, kaç tane yayını var, bunlar nerede yayınlanmıştır, diye bir bir saydı.

Bir baktık ki, Cengiz Dökmeci’nin söyledikleri ile Şevket Pamuk’un tahtaya yazdıkları hiç ama hiç birbirini tutmuyor.

Sonuçta bir kaç makale dışında Şerif Mardin’in önemli sayıda akademik çalışma yapmadığı ortaya çıktı.

Birkaç makale. Birkaç atıf.

‘Kusura bakmayın ama böyle bir adam akademiye seçilemez’ denildi.

Oylandı ve kabul edilmedi.”

Link to post
Sitelerde Paylaş

Saidi Nursi ve nurculuk hareketinin değerlendirmesi risale,mevkute vb yazılı iletişim belgelerinin içeriklerine göre yapılmıyor.Yani Şerif Mardin risalelerin ne anlattığıyla ilgili değil keza Şerif Mardin ilahiyatçı değil,teolog değil.Türkiye'nin en değerli sosyologlarından biri kanımca.

Nurculuk hareketine yönelik benzer tespitler Marksist Ünsal Oskay kitaplarında da yer alıyor."Sizlerin Saidi Nursiyi parlatma"olarak lanse ettiğiniz değerlendirmeler tamamen

Modernleşmeyi çok iyi analiz edebilen bir din adamının(saidi nursinin) dönem itibariyle medrese-mürid biçimli yüz yüze olan iletişim formunu kaldırarak,yani şifahi yöntemlere son vererek,risaleler,mevkuteler gibi yazılı belgelerle bambaşka bir iletişim biçimine geçişi üzerinden yapılıyor.Ve bu hareketin adı "modernleşmeye verilen gerici tepki"olarak ifade ediliyor.

tarihinde zensen tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
Türkiye'nin en değerli sosyologlarından biri kanımca.

Nurculuk hareketine yönelik benzer tespitler Marksist Ünsal Oskay kitaplarında da yer alıyor."Sizlerin Saidi Nursiyi parlatma"olarak lanse ettiğiniz değerlendirmeler tamamen

Modernleşmeyi çok iyi analiz edebilen bir din adamının(saidi nursinin) dönem itibariyle medrese-mürid biçimli yüz yüze olan iletişim formunu kaldırarak,yani şifahi yöntemlere son vererek,risaleler,mevkuteler gibi yazılı belgelerle bambaşka bir iletişim biçimine geçişi üzerinden yapılıyor.Ve bu hareketin adı "modernleşmeye verilen gerici tepki"olarak ifade ediliyor.

Bakalım gerçekten dediğin gibi mi Zensen. İlerleyen satırlarda göreceğiz bunu, örnekleriyle..

Özdemir İnce Şerif Mardin hakkında şöyle yazmış:

"Muhafazakar Türkiye’nin bütün katman ve kesimlerinde, İslamcı muhitlerinde unvanlar ve payeler bol kepçe dağıtılır. Bu kimselerin dokuza çıkan adı her ne olursa olsun bir daha inmez sekize. Böylece yazar, düşünür, bilim adamı olması gerekenler şeyhleşirler. Bu çarpıklığı Prof. Dr. Şerif Mardin örneğinde de görüyoruz.

Şerif Mardin’in öğrencisi olmadım, tanışmadım, kendisine herhangi bir cemaat hayranlığım yok. Kitaplarını son birkaç yıl içinde okumaya çalıştığım için, ne sosyal bilimciliğine ne de bir aydınlığına.

Kadınlarla ilgili çok ciddi sorunların olduğunu söyleyen Şerif Mardin, “Belki de bütün bu korkular yersizdir” diye ekliyor. Bir toplumsal olgu ya tehlikelidir ya da değildir. Bu olguyu bir sosyolog tehlikeli bulabilir, bir başkası bulmaz. Bu da doğal. Ama tehlikeyi saptayan bir bilim adamının “Belki de bu korkular yersizdir” dediğine ilk kez tanık oluyoruz.

Oysa tehlikenin ne olduğunu kendisi açıklıyor:

“19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Anadolu’da çok teşkilatçı bir dini kurum yayılmıştı: Nakşibendilik. Nakşibendilik, yalnız dini inanç değil, aynı zamanda insanlara yön vermeye çalışan bir kuruluştu.Türkiye’de bilinmeyen bir şey, Nakşibendilerin 18. yüzyılın sonunda ve 19. yüzyılda teşkilatçı olmaya başladıkları. Mahalli teşkilatçı. Devletle rekabet halinde. Kemalistlerin göremedikleri şeylerden bir tanesi, Nakşibendilerin kurdukları teşkilatın ne kadar güçlü olduğu. Bunu anlayamadılar.”

Prof. Dr. Şerif Mardin fena halde yanılıyor. Cumhuriyet, Nakşibendiğin nasıl bir bela olduğunu taa birinci Meclis’te görmüştü. Çıkartılan Devrim Yasaları bunun en önemli kanıtı.

Başta Şeyh Said isyanı olmak üzere Kürt isyanlarının Nakşibendiler tarafından çıkartıldığını bilmiyor mu Şerif Mardin? Devletle rekabet halinde olan Nakşibendiler, Nurculuk, Yeni Nurculuk (Fethullahçılık) ve öteki cemaatler neden teşkilatlandılar? Cumhuriyeti yıkmak için! Bunun böyle olduğunu çok iyi biliyor Said Nursi uzmanı ve hayranı Şerif Mardin ama bilimsel dürüstlüğü unutup söylemiyor gerçeği! Söyleyemiyor! Söylemeliydi!"

http://hurarsiv.hurr...arih=2007-09-26

Link to post
Sitelerde Paylaş

Pante ben nurculuk hareketine yönelik değerlendirmeleri okurken bir "said nursi hayranlığı"görmüyorum.En başından beri "gerici hareket"olarak niteleniyor zaten.Bir bilim adamı duyarlılığıyla toplumsal bir hareketin analizi yapılmış sadece..Kabaca analiz şu:

Modernleşme süreci "beşeri"anlamda da coğrafi anlamda da "taşrayı"sona erdirmekte olduğu için iletişim formlarının,kanallarının yeni baştan düzenlenmesi gerekmektedir.Saidi Nursi sona ermekte olan "taşrayı"farkediyor!

saidi nursinin rejim karşıtı,gerici bir hareketin başındaki kişi olması; modernleşmenin maddi temellerini,somut işleyişini farkedebilmiş,öğrenebilmiş olmasına engel değil Pante..

19. yy ortalaraına kadar süren pratiği değiştirerek,kendi görüşlerini,kutsal metin yorumlarını,müritlerine öğretip hıfzettirmek yerine risalaler,kitaplar yayımlatıyor ve modernleşmenin etkisi altına giren bu kitlelerin nurcu metinleri modernleşmenin kendi koşullarında yorumlanabilmesini sağlıyor.Yani kitleleri,kutsal metinlerin yorumlarını yapma yetkisini elinde tutan medreselerin çizdiği sınırlar içinde tutmak için tekkelere,medreselere,zaviyelere artık ihtiyaç olmadığını kavrıyor.

Modernleşmeye verilen bu gerici hareketin analizi yapıldığında neden saidi nursi hayranı olmuş oluyoruz?

tarihinde zensen tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği’nin (SORAR) düzenlediği “Mahalle Baskısı” konulu tartışmada:

“Kemalizm hakkında uzun çalışınca ne kadar kuru bir ideoloji olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Bu ideoloji topluma iyi, güzel ve doğru hakkında hiçbir şey verememiştir. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözü çok derin bir ifade değildir” ifadelerinden sonra;

“Türkiye’de laiklik tartışılamıyor. Laikliğin tartışılmasından korkulmamalıdır.” diyerek baklayı ağzından çıkarıyor.

Liberal oluşundan dolayı Kemalizmi eleştirmesi gayet normal de, bir liberal gerçekten özgürlükçüyse laiklik gibi özgürlüğün olmazsa olmazı bir sistemden neden rahatsızdır ve niçin acaba gericilerin taleplerinin sözcülüğünü üstlenir?

Şerif Mardin’in sağ ve liberal düşüncelere sahip olduğunu geçmiş siyasi girişimlerinden bilmekteyiz.

1957 yılında Hürriyet Partisinden milletvekili adayı olur, kazanamaz.

2. denemesini 1994 yılında Yeni Demokrasi Hareketi içinde Cem Boyner, Asaf Savaş Akat, Kemal Derviş, Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Hüseyin Ergun gibi isimlerle yapar ama yine başarısızdır…

Bir liberalin, sosyalistler hakkındaki iftiralarına, yurtseverliği reddetmesine, Kemalistlere, ulusalcılara saldırmasına, iktidarı desteklemesine hatta ABD işbirlikçiliğine alışığız da, Said Nursi gibi bir gerici yobaz şeyhi Kemalistlere karşı övüp göklere çıkarmasını ilk kez Şerif Mardin de gördük.

Bu aydın geçinen bir akademisyene yakışır ve hoşgörülebilir bir tavır değildir. İnanarak bunu yaptığı kesinlikle düşünülemez, öyleyse sırf Kemalizm’e saldırabilmek için mi, yoksa bağlı olduğu yüksek makamdan gelen isteği geri çeviremediğinden mi yani sipariş üzerine mi böyle bir kitap üzerinde çalışmış ve Türkiye’nin aydınlık geleceği için emek sarfetmek yerine karanlık zihniyetlere hizmeti tercih etmiştir?

Bunu bilemiyoruz, zamanla asıl sebebin ne olduğu ortaya çıkabilir ve hepimiz gerçeği öğrenebiliriz belki.

Ama sebep ne olursa olsun sırf Kemalizm’in tasfiyesine omuz vermek adına da olsa putlaştırılmış bir gerici yobaza methiye dizmemeliydi.

1998’e kadar 13 yılını Amerika’da geçiren Mardin, bunun nedenini Amerika’nın daha özgür bir ülke oluşuyla açıklamıştır.

12 Mart ve 12 Eylül’ü Türkiye’de geçirmiş olan Mardin 1998’de Türkiye’de özgürlüğü mü görmüştür de dönmüştür.

Üstelik de 28 Şubat’ın etkilerinin sürdüğü dönemde.

Şimdi kitabıyla ilgili eleştiriye geçebiliriz:

Link to post
Sitelerde Paylaş

Şerif Mardin'in liberal olup olmaması bambaşka bir konu Pante.Cumhuriyet rejimi ve laikliğe yönelik söylemleri de konu dışında.

Aynı zamanda çoğu sosyolog gibi dinsizdir şerif mardin hoca ama ben yazma gereği duymadım önceki mesajlarda.Çünkü konuyla hiç ilgisi yok.

Şerif Mardin her ne kadar dinsiz olsada kişisel olarak saidi nursiyi çok seviyor olabilir.Fakat Nurculuk hareketine ilişkin değerlendirmelerinde kişisel duygularını esas aldığını söylemek biraz komik olur.

Modernleşmenin yoğunlaşmasından önce kitleler toplumsal hayatın karar alma süreçlerinin çok uzağında yaşamaktaydı.yeni kararlar,yeni değişiklikler kitlelere çok yavaş gelmekteydi.Bu sebeple dini metinler denetim altında tutuluyor,din adamları tarafından tek bir biçimde hıfzettiriliyor,yorumlanıyordu.Toplumsal hayatın en temel alanındaki davranışlarından tutunda gündelik hayattaki çeşitli davranışlara kadar bir çok şey kitlelerce aynı şekilde duyumsanıyor,değerlendiriliyor,inandırılıyordu.Yukarıda yazdığım gibi 19.yy ortalarına kadar gelen bu pratik değiştirilmiş oluyor.

Saidi nursi'nin farkı bu işte..neyse pante eleştirilere devam etsin.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Şerif Mardin’in “Bediüzzaman Said Nursi Olayı” kitabında yapmış olduğu, Said Nursi’ye doğrudan değinmiş olduğu her yerde hayranlığını dile getiren ve derin övgüler içeren bazı ifadeler sıralamaktan ibarettir. Bunları kanıtlamak veya bu hayranlığa gerekçe olan olguları açıklığa kavuşturmak, onun sorunu değildir. Yazarın bu tür değinmelerini, şöyle sıralayabiliriz:

* ”Said Nursi, zamanımızda Müslümanlar için uygun düşen tavrın ilkelerini Kur’an’dan çıkaran bir İslam bilimleri uzmanı olarak görülebilir.”

* ”Said Nursi’nin mesajının modernleşme akımlarından birini oluşturduğu söylenebilir.”

* ”Said Nursi’nin Aydınlanma felsefesinin içinden doğmuş fikirleri kendi sistemine yedirmesi…”

* ”Said Nursi’nin kişiliğini oluşturan ve kendisi henüz gençken belirginleşen özellikler arasında, E.Erikson’un Luther’e atfettiği karakter özelliklerini anımsatan bir kararlılık da

bulunmaktadır.Resmi biyografisine göre, çocukluk dönemi inatçılığından anlaşılabileceği gibi, sahip olduğu misyon çok erken yaşlarda belirgineşmiştir; bunda bir velinin hayatında gereken vurguyu görmemiz mümkündür.”

* ”Çünkü o, kendisini millet’e din’e ve devlet’e adamış bir kişiydi.”

* ”…parlak bir dağlı çocuk…”

* ”…geleneksel İslam bağnazlığının hantallığını yok etmiş ve modern Avrupa düşüncesinde görüldüğü biçimiyle doğanın yasalarını kavramaya yönelik bir akım başlatmıştır.”

* ”Said Nursi’nin büyülü üslubu (…) Said Nursi’nin kıvraklığının,sarsıcı üslubunun ve gramer kurallarına aykırı cümlelerinin çekici etkisi (…) Türkçe cümlelerine özel bir ahenk veren Arapçalaşmış zengin kelime hazinesi (…) Said Nursi’nin retoriğinde, Kur’an üslubunu çağrıştıran yönler bile bulunmaktadır.”

Link to post
Sitelerde Paylaş

Said Nursi’ye böylesine cömert övgüler sıralamış olan yazar,onun hakkında olumsuz eleştiri anlamına gelebilecek tek bir sözcüğe kitabında yer vermemiştir.

Tam tersine, Said Nursi’nin kişilik yapısı hakkında kuşku uyandırabilecek bazı iddiaları yalanlamakta özenli davrandığı görülmektedir.

Örneğin, Nursi’nin Sultan tarafından akıl hastanesine kapattırılmış olmasıyla ilgili olarak “yapılan muayeneler sonunda akli dengesinin yerinde olduğu açıkça ortaya çıkmıştır“demektedir.

Bütün bunlardan sonra, Mardin’in kitabında Nursi’nin kişilik yapısı ile ilgili olarak çok ustaca bir üslupla ve ima yollu bazı eleştiriler ortaya konulduğuna dair görüşleri anlamak büsbütün olanaksızlaşmaktadır. Kitap üzerinde tartıştığımız kimileri, Mardin’in bu tavrına kanıt olarak aşağıdaki cümlelerini bir örnek olarak ileri sürmüşlerdir: “Belirttiğine göre, özel dünyasının yarısı annesinin ölümü ile kaybolup gitmişti; Abdurrahman’ın ölümü ise,özel evreninin diğer yarısının da yokolması anlamına geliyordu. Buna rağmen, Abdurrahman’ın ölümü ile ortaya çıkan kayıp, kısa bir süre sonra, kendisini Said Nursi’nin hizmetine ve yazılarının propagandasına adayan bir başka genç tarafından telafi edilecekti.” Ancak, benim görüşüm, bu türden satırların Nursi ile ilgili küçültücü bir ima amacı taşımadıkları veya o yönde algılanmalarının ve değerlendirilmelerinin mümkün olamayacağı doğrultusundadır.

Şerif Mardin’e Göre, Said Nursi’nin Kerametleri Mardin, böylesine derin hayranlık ifadeleriyle andığı Nursi ile ilgili bazı “keramet” iddialarını da hiç bir eleştiri süzgecinden

geçirmeye ve bu iddialara inanmadığına dair herhangi bir kayıt koymaya gerek duymaksızın (örneğin, iddiaları tırnak içine almak gibi) olduğu gibi nakletmiştir.

Mardin’in naklettiklerine göre, Nursi’ye medrese öğrenciliği çağlarındaki bir rüyasında “Hazreti Muhammedi görme izni” tanınmıştır. Nursi, gençlik yıllarına ait bir başka rüyada da “Kadiri tarikatının kurucusu Abdükadir Geylani’yi gördü“. Mardin, bu olayı bir “dini lider” olarak Nursi’nin “ortaya çıkışı yalnızca bir tesadüf sayılmamalıdır” yolundaki görüşünün kanıtı olarak ileri sürmektedir.

Mardin, ayrıca, 1890′ların başında, elleri kelepçeli olarak Bitlis’e gönderilirken “Nezaretçileri, ibadet için yürüyüşlerine ara verdiklerinde, Molla Said’in her nasılsa kelepçelerinden kurtulmuş biçimde ibadete hazırlandığını görmüşlerdir” diye yazmaktadır.

Öte yandan, gene Mardin’in naklettiğine göre, Said Nursi, ertesi gün kendisine sorulacak soruları “önceden malum olma yoluyla” bilme yetisine sahiptir.

Şerif Mardin'in Said Nursi Hayranlığı

Bütün bunlardan sonra, çok açık bir biçimde, inanmış bir Nurcunun kitabını okuduğumuz izlenimine varabiliriz. Akıldışı, bilimdışı yalanları sanki gerçekmiş ve kendisi de buna yürekten inanıyormuş gibi kitabına yazan ve bir meczup yobazı böylesine cilalayıp parlatan biri prof. dr. diye bilim adamı, aydın sayılabilir mi? Ne prof.lar görmekteyiz ki maalesef o ünvanın hakkını verecek bilimselliğe sahip değiller.

"Aydın" sıfatı, sadece "aydınlanmış olan" değil, aynı zamanda "aydınlatan" anlamı da taşımalı. Aydınlatmayan biri, ya da karanlığı aydınlıkmış gibi gösteren birinasıl aydın olabilir?

Aydınlanma yolunda savaş vermiş ve bu uğurda canından olmuş Turan Dursun’un henüz daha müslümanken yazdığı “Müslümanlık ve Nurculuk” adlı kitabında yazdıklarıyla Şerif Mardin’in yazdıklarını kıyasladığınızda hangisine aydın denmesi gerektiğine varın siz karar verin. Ve Turan Dursun adının altında siyaset yapıp Said Nursi ve cemaatini savunan zihniyetin Turan Dursun’a yakışıp yakışmadığının takdiri sizin olsun.

Müslümanlık ve Nurculuk

Kitabı indirmek için

Link to post
Sitelerde Paylaş

Aydınlanma yolunda savaş vermiş ve bu uğurda canından olmuş Turan Dursun’un henüz daha müslümanken yazdığı “Müslümanlık ve Nurculuk” adlı kitabında yazdıklarıyla Şerif Mardin’in yazdıklarını kıyasladığınızda hangisine aydın denmesi gerektiğine varın siz karar verin. Ve Turan Dursun adının altında siyaset yapıp Said Nursi ve cemaatini savunan zihniyetin Turan Dursun’a yakışıp yakışmadığının takdiri sizin olsun.

Kac para aldigini arastirmak gerekir.Yurt disinda organize edilen sempozyumlarda konusan yabanci akademik insanlara Türkiye hakkinda cok basit sorulari sorsaniz bilmezler fakat bir saat deli said fettullah hakkinda gevezelik ederler.

Deli hakkinda cekilen film ve diger faaliyetlerde de ayni oyun oynanir.Cemaatin dagittigi kemikleri yalamaktan dilleri sarkan liboslarin dilleri bes karis oldu.Dillerini daha fazla uzatabilmek icin birbirleri ile yaris yapmaktalar.Hazirlaniyorlar diye düsünüyorum.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Said Nursî safsatasına dair

9 NİSAN 2008 günü, Mustafa Yıldırım’ın “Meczup Yaratmak” (Ulus Dağı Yayınları) adlı kitabına dayanarak, “Mehdi Yaratma Sanatı ve Kullanım Kılavuzu” başlıklı bir yazı yayımlamıştım.

Amacım, Said Nursî olayının gerisindeki hurafelere ve safsatalara dikkatleri çekmekti. Yazı nurcuları öfkelendirip telaşlandırdı. Telaşlanmanın gereği yoktu aslında: Olan olmuş, bu safsatayı (“efsane” demiyorum) artık tersine çevirmek olanaksız.

Safsataya dayanak olarak, yazımda, birkaç örnek göstermiştim:

“İki düş görerek önemli görevler üstlenen Said-i Kürdi, kendi anlatımına göre ilk kerametini Bitlis yolunda gösterir: Elleri kelepçelidir. Abdest almak ister kelepçeler kendiliğinden açılır. (s. 19)”

HEM HAPİSTE, HEM DIŞARDA

Said Nursî safsatasının mimarlarından Süleyman Şahiner’in “Hatıralarda Bediüzzaman” adlı göz boyama kitabını bulup okuyamadım. Kitapta, Said Nursî’nin elinde çay bardağı ile Barla’daki evinin önündeki çınar ağacına ellerini kullanmadan çıktığı yazıyormuş.

Ama bir başka mehdi ya da meczup yaratma kitabını okudum yazarın: “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî” (Nesil Yayınları, 58. baskı).

Kitapta yer alan safsatalardan örnekler:

- Kürdistan Devleti kurmayı kabul etmez. (s. 221)

- 1921 yılında, “Ya rabbi senin askerin çoktur. Bu melunlara fırsat verme” diye yakarır. Bu yakarı üzerine bir maymun Yunan kralını ısırarak öldürür. (s. 228)

- Gemici Mehmet keklik avlamak ister. Said Nursî engel olur. Bunun üzerine bir keklik sürüsü saatlerce başlarının üzerinden ayrılmaz. Şükran mahiyetinde! (s. 279)

- Savcılar mapusane damında olması gereken Bediüzzaman’ı çarşıda pazarda dolaşırken görürler. Ama o hem hapishanede yatmakta hem de çarşıda pazarda dolaşmaktadır. Aynı anda iki yerde birden olabilmektedir. (s. 313, 336)

- “Eskişehir hapsinde tifo aşısı diye sol meme üzerinden zehir şırınga ediyorlar. Vücut zehri tecrit ediyor. Orası sertleşmiş kalmıştı. Zamanla zehir yavaş yavaş balmumu şeklini almış, bir defasında da kopmuştu.

Parçasını ayırmış, saklamış. Bir gün ziyaretine gittiğimde ‘Bak’ dedi. O parçayı sol göğsünün üzerinde çukurluğa koyuyor. Tam oraya koyuyor. Zehirlediklerini ispat ediyor.” (s. 352)

TEK TANIĞI KENDİSİ

Bu türden safsataların tanıkları nedense hep doktorlar, yüzbaşılar, albaylar, binbaşılar oluyor.

Said Nursî tam anlamıyla bir megaloman ve mitoman. Valileri, kaymakamları, devlet görevlilerini durmadan paylıyor. Örneğin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’a “Bu sarık bu başla beraber çıkar!” (s. 336) diye meydan okur. Ancak meydan okumalarının, mucize gösterilerinin kendisinden başka tanığı yoktur.

Bütün mucizeler ve kabadayılık gösterileri kendi sözlerine dayanır. Düşlerinde geleceği görür, düşlerinde Allah ve Peygamberi ile konuşur. İster inan ister inanma! Ben ne yazarsam yazayım, mürekkep yalamışlar, diplomalılar da aralarında olmak üzere ona birçok inanan var.

Anladığım kadarıyla “Hür Adam” filmi Cemal Kutay, Necmettin Şahiner, Rohat ve Şerif Mardin gibi safsata tüccarlarının kitaplarına dayanıyor.

Özdemir Ince

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16760173_p.asp

Link to post
Sitelerde Paylaş

Zensen;

Şimdi katılmadığım ifadelerini belirtmek istiyorum.

Saidi Nursi ve nurculuk hareketinin değerlendirmesi risale,mevkute vb yazılı iletişim belgelerinin içeriklerine göre yapılmıyor.

Peki, Risalelerin içeriklerine göre değerlendirme yapmadıysa şu yazdıklarını nereden almıştır?

Kitabının 113. sayfasında:

“Said Nursi'ye medrese öğrenciliği çağlarındaki bir rüyasında Hazreti Muhammed’i gör­me izni tanınmıştır.”İfadeye dikkat edin; "tanındığını iddia etmiştir" demiyor, bizzat doğruluyor, tasdikliyor.

Kitabının 119. sayfasında:

"dini lider" olarak Nursi'nin"ortaya çıkışı yalnızca bir tesadüf sayılmamalıdır" dedikten sonra bu görüşüne kanıt olarak şunu gösteriyor:

"Nursi, gençlik yıllarına ait bir başka rüyada da Kadiri tarikatının kurucusu Abdükadir Geylani'yi gördü".

Bu da risalelerden.

Halbuki Said bunları çevresini inandırmak için uydurmuş. Bütün şeyhlerin yalanları gibi.

Ve bu yalana Şerif Mardin de destek veriyor. Sanki olaya şahitmiş gibi anlatıyor. Müridleri bile bu kadarını yapmıyor.

Kitabının 123. sayfasında:

"1890'lann başında, elleri kelepçeli olarak Bitlis'e gönderilirken nezaretçileri, ibadet için yürüyüşlerine ara verdiklerinde, Molla Said'in her nasılsa ke­lepçelerinden kurtulmuş biçimde ibadete hazırlandığını görmüşlerdir"

Bu da Said Nursi'nin kerametleriyle ilgili Risalelerdeki uydurmalardan ve görüldüğü gibi sanki yanlarındaymış gibi anlatıyor.

Bu zırvaları Risalelerden okumuş ya da anlatılanlardan öğrenmiş olması hiç önemli değil.

Önemli olan bir bilim adamının, bir aydının bu zırvalar karşısındaki tavrıdır, yorumudur.

Tavrı da, yorumu da ortadadır.

Dolayısıyla, sağcıymış, solcuymuş, liberalmiş, dinsizmiş zerre kadar önemi yok.

Değilmi ki birileri çıkıp Said Nursi'den bahsederken konuşmalarına "Ya aslında söylendiği gibi değilmiş. Şerif Mardin kitabında diyor ki: (...)" diye başlıyorlarsa, Said Nursi için Şerif Mardin'i referans gösteriyorlarsa, Şerif Mardin doğru mesajlar vermemiş demektir. Bu da bir aydına yakışmaz ve aydınlığı tartışılır. Türkiye'nin yetiştirdiği ender sosyologlardan biri de olabilir, iyi bir akademisyen, hatta değerli bir insan da olabilir. Ama aydınlığı ancak nurcuların, laiklik karşıtlarının ve nurcu ittifakı içinde olan liberal geçinenlerin yani işbirlikçi liboşların gözünde mümkün olabilir. İlericilerin, laiklerin, sekülerlerin, ateistlerin, non-teistlerin gözünde değil.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Liboşlar iktidarı memnun edecek şeyleri yazarak küplerini dolduruyorlar. Bunlar, ilkesiz yavşaklar (liboşlar) için son derece doğal atraksiyonlar.

Aynı yavşaklar 12 Eylül'den sonra da Kenan'a yalamalık yapmışlar, postal yalamışlardı. Bu soysuzlar şimdi en birinci ordu düşmanı oldular ve birilerini postal yalamakla suçluyorlar.

Hep dediğim gibi; "Liboş görünce fena halde midem bulanıyor, öğürüyorum"

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...