Jump to content

2012’deki Güneş patlamasından kurtulsanız dahi?


Recommended Posts

HaberTürk'teki bir Haberde aşağıdaki ifadelere rastladım.

Ulusal Bilim Akademisi üyesi John Bongaarts, 2012 tartışmasına bir de 2050 tartışmasını ekledi.

Dr. Bongaarts, “2012’deki Güneş patlamasından kurtulsanız dahi bu sefer 2050’de tanıyamayacağınız yaşanmaz bir dünya ile karşı karşıya kalacaksınız” diyor.

Yaşamı tehdit edecek kadar büyük bir patlama mı bekleniyor? Nedir bu söylemler?

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 57
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Bir takım angutlar, yok maya takvimi, yok incilde şu yazıyor gibi zırvalıklarla güneşin 2012 yılında patlayıp herkesi yok edeceğini söylüyor.

John Bongaarts ise diyor ki, "2012'de kıyamet filan olmayacak, laf bunlar. Yani 2012 kıymaetini bekleyenler kurtulacak, merak etmeyin. Velakin eğer böyle üremeye devam ederseniz, 2030 yılından sonra açlık ciddi bir konu olacak. 2050 yılında ise, açlıktan kurtulamayacaksınız, gününüzü göreceksiniz. Bir şekilde bu aşırı üremeye dur demeniz gerekiyor.."

Peki bu konu üzerinde ne denebilir. Alsında söylenecek şey belli: Adam haklı beyler, dağılabilirsiniz.

Link to post
Sitelerde Paylaş

2012'deki patlamadan kurtulsanız dahi diyor Ulusal Bilim Akademisi Başkanı.

Ben onla ilgili soruyorum. 2050 değil.

Ya her sene bir sene cikariyorlar,kiyamet kopuyor,bilmem ne oluyor.Aslinda tesadüfen yasiyoruz,yarin da dünyanin sonu gelir,bes dakika sonra da,bir kaosun icindeyiz zaten...Güneste ki lekeler de orda günesin yüzeyinde dolasan sonra da asagi inip kaybolan sonra tekrar görünen bir girdap,leke falan degil,hidrojen,helyum gibi gazlarin oyunu...

Link to post
Sitelerde Paylaş

Velakin eğer böyle üremeye devam ederseniz, 2030 yılından sonra açlık ciddi bir konu olacak. 2050 yılında ise, açlıktan kurtulamayacaksınız, gününüzü göreceksiniz. Bir şekilde bu aşırı üremeye dur demeniz gerekiyor.."

Sen kahin misin anibal. Kim yok olacak açlıktan?

Yoksa dünyadaki arpa ve buğdayları mı saydın?

Hem gününüzü göreceksiniz söyleminden yola çıkarsak

sen hain misin anibal? Gününü görecek dediğin varlıklar/toplum

seni yaratan unsurlardır. Sanki onların yok olmasını arzuluyor

muşsun gibi hissettim seni. Umarım yanılıyorumdur.

Ne malum insanoğlunun uzayda konumlanmayacağı ne malum

başka gezegenlerde gıda üretebilecek teknolojiye ulaşamayacakları.

Ne malum yüzmilyonlarca yıl sonra galaksimizin insanlarla dolmayacağı.

İnsan örtüsünün galaksiyi sarmayacağını nerden biliyorsun?

Ne de olsa insan nesnesi evrene son derece uyumlu zeka/bilinç olarak.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili Zazo...

Bu dediklerinin hepsi olabilir.

Everything is possible but not probable....

Doğru kabul edelim..

Dünyada şu anda 7 milyar insan var.

Bu gidişle 2050 yılında bu nufus 10 milyar olacak..

Bunu kimse önleyemez.

Nufus daha çok fakir ülkelerde artacak.

Dünyada büyük bir dengesizlik ortaya çıkacak.

Batı ülkelerinde ömür uzarken ve refah artarken, fakir ülkelerde halk açlıktan kırılacak.

Bir başka gezegene insanların göçeceğini ve orada oluşturacakları kolonilerde yaşamaya başlayacaklarını düşünelim.

Teknoloji buna izin verse de bu hemen olacak birşey değil.

Ve bu sırada belki de milyarlarca insan ölecek veya öldürülecek.

Bunlar büyük felaketler değil mi?

Anibal haklı.. Nufus artışı insanlığın en büyük sorunu.

Buna bir çare bulunmazsa insanlık kendini yok edebilir.

İnsan da bir hayvan türüdür. Bu şekilde aniden çoğalan hayvanlar var. Onlardan ders alabiliriz.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Dünya nüfusu bence 8 milyarı yukarı aşamaz.

Dengeler kabul etmez.

Her 8 milyara geldiğinde bir savaş çıkar ve %20-%25 azalır.

Veya o kadar insanın tabiatta yaratacağı şok ani bir salgına neden olup aynı oranda insanı yok eder.

Bir üst limit illaki var.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Her şey mümkündür ama olası değildir... diyor Hacı ve çok haklı.

Doğa yasalarına aykırı olmadıkça her şey günün birinde mümkün olabilir.

Ancak... her bir kaç yılda Dünya'nın batacağına, insanlığın yok olacağına veya bir yerden bir Mehdi çıkacağına dair 'haberler' alırız.

Bu tür habercilik başlı başına bir sektör ve esoterik branşının cebini doldurmaktan başka bir işe yaramaz.

İnsanların bilgisizliği de buna iyi bitr tabandır.

Bir kaç gün önce bir internet haber sitesinde şunu okudum:

'Depremden sonra Dünya'nın ekseni 10 DERECE kaydı.'

Dikkat edin, adam 10 DERECE diyor. Yani Dünya'nın ekseni 23 dereceden ya 13 derece veya 33 derece oldu.

Oysa Dünya'nın ekseni 10 cm kaydı.

Adam 10 cm ile 10 derece arasında farkı bilmeyecek kadar cahil. 10 derece kayma demek, bütün iklimin alt üst olması, kutuplardan birinin hemen erimeye başlaması demektir, mevsimlerin değişmesi demektir.

Ama haber yapıyor.

Merak etmeyin. Dünya 2010 de batmayacak.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Dünya nüfusu bence 8 milyarı yukarı aşamaz.

Dengeler kabul etmez.

Her 8 milyara geldiğinde bir savaş çıkar ve %20-%25 azalır.

Veya o kadar insanın tabiatta yaratacağı şok ani bir salgına neden olup aynı oranda insanı yok eder.

Bir üst limit illaki var.

Bir limit var elbette. Ona ulaşmadan ne olduğunu bilemeyiz.

Ulaştığımızı nasıl bileceğiz?

Bütün sorun odur.

Şu anda oraya ulaştık ve hatta o limiti aştık diyebiliriz.

O limiti bulmak için felaketlerin ortaya çıkmasını beklememeliyiz.

Ama o limiti bilmek başka, oraya ulaşmamak için çaba göstermek çok daha başka şeylerdir.

İnsanlık bir felaketle karşılaşmadan önlemler alamayacak kadar bencildir.

Diğer canlılar için geçerli doğal yasalara bizim için de geçerlidir.

Çoğalacağız.. Sonra azalacağız..

Bu da bir doğa yasasıdır. İnsan olmamız rağmen doğa yasalarına karşı gelemeyiz.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Her şey mümkündür ama olası değildir... diyor Hacı ve çok haklı.

Doğa yasalarına aykırı olmadıkça her şey günün birinde mümkün olabilir.

Ancak... her bir kaç yılda Dünya'nın batacağına, insanlığın yok olacağına veya bir yerden bir Mehdi çıkacağına dair 'haberler' alırız.

Bu tür habercilik başlı başına bir sektör ve esoterik branşının cebini doldurmaktan başka bir işe yaramaz.

İnsanların bilgisizliği de buna iyi bitr tabandır.

Bir kaç gün önce bir internet haber sitesinde şunu okudum:

'Depremden sonra Dünya'nın ekseni 10 DERECE kaydı.'

Dikkat edin, adam 10 DERECE diyor. Yani Dünya'nın ekseni 23 dereceden ya 13 derece veya 33 derece oldu.

Oysa Dünya'nın ekseni 10 cm kaydı.

Adam 10 cm ile 10 derece arasında farkı bilmeyecek kadar cahil. 10 derece kayma demek, bütün iklimin alt üst olması, kutuplardan birinin hemen erimeye başlaması demektir, mevsimlerin değişmesi demektir.

Ama haber yapıyor.

Merak etmeyin. Dünya 2010 de batmayacak.

Sevgili Darvinist... Amerikalıların bu ünlü lafını Türkçeye çevirememiştim. Sen çevirmişsin.

Everything is possible, but not probable....

Herşey mümkündür ama olası değildir.

Bu aslında güzel bir tümce. Hiçbir şey söylememekle çok şey söylüyor.

Kuramsal olarak mümkün olacak her ihtimale limit koyuyor. Onlara aslında anlam kazandırıyor.

Şu anda tepemize bir meteor taşı düşerek bizi öldürebilir. Bu elbette ihtimal dahilinde ve mümkün. Ama olası değil.

Bu bağlamda dünyanın batması da mümkün.. Neden olmasın. Bir karadelikle karşılaşabiliriz. Yok olabiliriz. Ama olası değil.

Probability, possibility ye limit koyuyor.

Olasılıklardan bahsederken biraz mantıklı olmak gerekiyor.

O limiti bilmeyenler için akıl hastası demek bile mümkün.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Sevgili Hacı,

olasılık, yani Probability, benim gibi cahillerin arasında tartışmalarda belki en çok küçümsenen kavram.

Oysa olasılık dikkate alınmadan quantum fiziği bile anlanamaz.

Belki senin Bilin Forum'unda olasılık üzerine ayrı bir konu açılsa iyi olur.

Olasılık ne kadar iyi anlaşışırsa o kadar da bir çok bilimsel konuyu anlamak kolaylaşır.

Hazır demişken, hatta evrim teorisinin dahi olasılık ile daha iyi anlaşılır.

Olaslığın ta Murphy's Law dediğimiz konuya kadar uzandığını anlatmak lazım.

Bu arada yukarıda 2012 demek isterken 2010 yazmışsım. Sen alıntı yapmışsım onun için edite etmedim.

Sevgiler

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bütün canlıların ortak özelliklerinden birisi de üreyebilmeleridir.

Fakat, insan haricindeki canlı topluluklarının artışı ekosistemler tarafından

kontrol edilmektedir. İnsan zekası ve teknolojisi sayesinde böyle bir

kontrolün dışında kalmayı başarmıştır. İnsan, canlıların en az

üreyenlerinden birisi olmasına rağmen, dünya nüfus artışı günümüzün

önemli sorunlarından biridir..

......

..Ekologların bir adada yaptığı deneyi anlatalım: Daha önce geyiklerin bulunmadığı bir adaya

erkekli dişili bir grup geyiği bıraktılar. Amaç geyiklerin artış hızını tespit

etmektir. Adadaki geyik nüfusu başlangıçta çok yavaş arttı. Sonra giderek

hızlandı. Geyiklerle insanlar arasında bir benzerlik olmamasına rağmen

artışları insanın artışına benzer "Deli J" artışı şeklindeydi.

Ancak bu hızlı çoğalış da devam etmedi.

Bir zaman sonra nüfus artışı "geometrik dizi"den ayrılarak yavaşladı ve sonunda durdu.

Böylece adada yıldan yıla pek değişmeyen bir geyik nüfusu kaldı.

Bunun nedeni konusunda ekologlar şöyle diyorlar:

"Başlangıçta bol yiyecek bulan geyikler çoğalma kapasitelerine

uygun şekilde çoğaldı. Nüfus arttıkça baştaki yiyecek bolluğu azaldı. Yem

azaldıkça beslenmek ve hayatı devam ettirmek zorlaştı. Yiyecekler ve su

(kaynaklar demek de mümkün) güçlülerin inisiyatifine girdi, onların

ayrıcalığı haline geldi. Kaynaklar azaldıkça geyiklerde saldırganlık arttı,

kıtlık başladı. Bu kıtlıktan nasibini önce yavrular, sakatlar, güçsüz

yetişkinler ve dişiler aldı. Annelerin sütü azaldı. Kısırlık ve ölü doğumlar

arttı. Bireylerin vücut dirençleri düştü ve hastalıklardan ölümler çoğaldı.

Sonuçta nüfus artışı yavaşladı ve adada ancak kaynakların yettiği kadar

geyik kaldı.

Bu konuda doğada birçok örnek yaşanır. Karadeniz'deki hamsiler ile

insanlar, fareler ve yılanlar, tavşanlar ve vaşaklar arasındaki ilişki gibi.

.....

Acaba adadaki geyikler ile insanlar arasında saldırganlık ve

kaynakların paylaşımı yönüyle bir benzerlik var mı? Yani kaynaklar

azaldıkça insanlar da birbirlerine mi saldırıyorlar?

....

kaynak: http://sbe.balikesir.edu.tr/dergi/edergi/c8s13/makale/c8s13m9.pdf

Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Bir zaman sonra nüfus artışı "geometrik dizi"den ayrılarak yavaşladı ve sonunda durdu.

İşte o durma noktasına 2030 yılında ulaşmış olacağız. 2050 yılında, 2030'dan hala hayatta kalmış ve yeni doğmuş olanlara yetecek kadar su ve gıda olmayacak. Hesabı basit, ortada.

Bu günkü tarım kapasitesi ile bakarsak, zaten 2020 yılını aşmamız çok güç. 2030 teknolojimizi çok çok ilerletip maksimum seviyeye çıkardığımızı düşünerek yapılmış bir tahmin zaten.

>>> başka gezegenlerde gıda üretebilecek teknolojiye ulaşamayacakları.

BU mümkün değil. Şu anda bunu yapabilmek için çok geç. En olası gezegen Mars. BU gezegeni gıda üretilebilir hale getirmek içinse en az 300 yıl filan gerekiyor ki, buna o teknolojiyi son sürat ve aksamadan geliştirmek dahil.

Senin ise miadın 2050. Eğer böyle giderse, o gün yaşayanlar açlıktan birbirini yiyecekler.

Ve biz Dünya gezegeni için konuşuyoruz. Başka gezegenler olur mu, olursa ne olur, o başka bir mesele.

Neyse. 2050 meselesi sadece üreme mi? Yani nüfusun artması mı? Aslında böyle değil. Şu anda denizler atık sularınızı taşıyamıyor. Bugün kolayca yakıp elektrik vs. elde ettiğiniz kömür, petrol, doğalgaz gibi şeyler o gün bitmiş olacak. Havadaki sera gazlarından karbondioksidi emen denizlerin bu kapasitesi sınırına ulaşmak üzere. Dünyanın eksen kayması, güneşe mesafesi ve güneşin parlaklığı değişiyor. 30 yıl sonra küresel ısınma alıp başını gidecek. Ve bugün 6 Milyar olan nüfus, o zaman 9 milyara dayanmakla, daha çok kirletecek, daha çok sera gazı üretecek vs.

Sonuç, dünyada gıda elde edilebilir su ve toprak kaynakları hızla azalırken, insan sayısı hızla çoğalacak. İşte mesele bu. Eğer kaynaklar bugünkü gibi kalsa, bu belki başka gezegenlere kaçacak kadar zaman tanırdı bize. Ama öyle değil. Şimdi kolay geliyor, Sibirya'da da, Çölde de yaşarız, sobamız ve klimamız var diyoruz. Ama sobaya kömür, klimaya elektrik kalmayınca göreceğim ben onları.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Acaba adadaki geyikler ile insanlar arasında saldırganlık ve

kaynakların paylaşımı yönüyle bir benzerlik var mı? Yani kaynaklar

azaldıkça insanlar da birbirlerine mi saldırıyorlar?

Bence kıtlık saldırganlığı körüklüyor.

Hani derler ya açlık sofuluğu bozar diye

aynen öyle.

Bir sorun ortaya çıkıyorsa aynı zamanda

o sorunun bozduğu sistem farklı çözümleri

de yaratmış oluyor.

Nüfus artışının kıtlık tehlikesi doğurmasının yanı sıra

artan nüfus parelelinde üretim/teknik gelişmeyi

de meydana getiriyor. Yeni çözümler için teknolojik

imkanlar sağlıyor. Her şey birbiriyle uyum içinde.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir kişi de iyimser yaklaşım göstermiyor.

Nüfus artışı kıtlığa neden olabilir. Ama doğada olanlar ile yetinen canlılar için.

Bizler artık bilim ve teknolojik imkanlar ile yiyecek kaynaklarımızda büyük verimlilikler yaratabilecek, her geçen gün daha fazla alandan istifade edebilecek durumdayız. Daha okyanuslara, deniz diplerine el atmadık. Daha dünyanın çok az bir coğrafyasında modern tarım yapılıyor. Dünya kaynaklarını verimli kullanabilirsek çok daha fazla nüfusu besleyebiliriz.

Ayrıca artık çoğalma eylemlerimiz cinsel dürtülerimizele olmuyor. Ürememizin bütün mekanizmalarını biliyoruz. Üremeyi önlemenin bilinçli yolları var. Nüfus planlaması diye bir şey duymadınız mı. Gelişmiş pek çok ülkede nüfus neredeyse yarım asırdır artmıyor.

Peki bu felaket senaryoları, bu karamsarlık neden?

Çünkü dünyadaki hakim düzen kapitalizm. Bu düzenin karakteri. Altta kalanın canı çıksın düzenidir. Her koyun kendi bacağından asılır düzenidir. Kapitalistlerin gözüdoymazlığı ideolojik olarak herkese pompalanıyor. Kapitalizmin saldırganlığı böylelikle doğallaştırılıyor, normalleştiriliyor. Hani bir video vardı nüfus artışının nelere yol açacağına ilişkin. Orada gelişkin ülkelerin geri kalmış ülkeler nüfusunu azaltmak için nükleer savaşı kitle imha silahlarının kullanılmasının kaçınılmaz olduğu söyleniyordu satır arasında. Ve ben bu yaklaşım üzerinde durmuş eleştirmiştim. kimseden karşı bir görüş gelmedi.

Şimdi doğa yasalarını insanlar için geçerli göstermek isteyenlerin amacı işte bu yaklaşımdır. İnsanı hayvan kategorisinde görenlerin bakış açısı, insanın hayvan gibi yok edilebileceğini deklare etmek içindir. Çünkü bunlar yalnız kendilerini insan kabul edip başkalarının yok edilebilmelerine ses çıkarmayanlardır. Birde sureti haktan görünüp benim gibi düşünenleri megalomanlık, insan türünü dindarlar gibi yüceltmek, bencillik gibi göstermek isterler. Hümanist yaklaşımları mahkum etmek, kötü göstermek isterler.

Dindarların, insanları kıyamet korkusu ile manüple etmek gayretleri ne ise, bunların nüfus çoğalması ve kıtlık korkusu ile insanları yönetmek esprisi aynıdır.

Artık doğanın kör yasaları bize sökmez. Kendi kendimizi yok edecek kadar da aklımızı yitirmedik.

Sevgiler.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir kişi de iyimser yaklaşım göstermiyor.

Nüfus artışı kıtlığa neden olabilir. Ama doğada olanlar ile yetinen canlılar için.

Bizler artık bilim ve teknolojik imkanlar ile yiyecek kaynaklarımızda büyük verimlilikler yaratabilecek, her geçen gün daha fazla alandan istifade edebilecek durumdayız. Daha okyanuslara, deniz diplerine el atmadık. Daha dünyanın çok az bir coğrafyasında modern tarım yapılıyor. Dünya kaynaklarını verimli kullanabilirsek çok daha fazla nüfusu besleyebiliriz.

Ayrıca artık çoğalma eylemlerimiz cinsel dürtülerimizele olmuyor. Ürememizin bütün mekanizmalarını biliyoruz. Üremeyi önlemenin bilinçli yolları var. Nüfus planlaması diye bir şey duymadınız mı. Gelişmiş pek çok ülkede nüfus neredeyse yarım asırdır artmıyor.

Peki bu felaket senaryoları, bu karamsarlık neden?

Çünkü dünyadaki hakim düzen kapitalizm. Bu düzenin karakteri. Altta kalanın canı çıksın düzenidir. Her koyun kendi bacağından asılır düzenidir. Kapitalistlerin gözüdoymazlığı ideolojik olarak herkese pompalanıyor. Kapitalizmin saldırganlığı böylelikle doğallaştırılıyor, normalleştiriliyor. Hani bir video vardı nüfus artışının nelere yol açacağına ilişkin. Orada gelişkin ülkelerin geri kalmış ülkeler nüfusunu azaltmak için nükleer savaşı kitle imha silahlarının kullanılmasının kaçınılmaz olduğu söyleniyordu satır arasında. Ve ben bu yaklaşım üzerinde durmuş eleştirmiştim. kimseden karşı bir görüş gelmedi.

Şimdi doğa yasalarını insanlar için geçerli göstermek isteyenlerin amacı işte bu yaklaşımdır. İnsanı hayvan kategorisinde görenlerin bakış açısı, insanın hayvan gibi yok edilebileceğini deklare etmek içindir. Çünkü bunlar yalnız kendilerini insan kabul edip başkalarının yok edilebilmelerine ses çıkarmayanlardır. Birde sureti haktan görünüp benim gibi düşünenleri megalomanlık, insan türünü dindarlar gibi yüceltmek, bencillik gibi göstermek isterler. Hümanist yaklaşımları mahkum etmek, kötü göstermek isterler.

Dindarların, insanları kıyamet korkusu ile manüple etmek gayretleri ne ise, bunların nüfus çoğalması ve kıtlık korkusu ile insanları yönetmek esprisi aynıdır.

Artık doğanın kör yasaları bize sökmez. Kendi kendimizi yok edecek kadar da aklımızı yitirmedik.

Sevgiler.

İyi de sevgili Drekinci...

Sen kör de değilsin.. Bu ne gaflet..

Sen bu dünyadaki sefaleti, açlığı, hastalıkları, vahşeti, dehşeti görmeyen bir idiot da değilsin..

Bunları nasıl yazabiliyorsun?

İnsanların şu anda içinde yaşadıkları çaresiz koşulları görememek ne demek acaba?

İyimser olmak için önce deli olmak gerekiyor.

Deli de değilsin.. Umarım..

Eğer herşeyi düzeltmek istiyorsan o zaman önce onları kabul etmek zorundasın.

Sen kabul de etmiyorsun. Nasıl düzelteceksin?

Link to post
Sitelerde Paylaş

>>> Daha okyanuslara, deniz diplerine el atmadık. Daha dünyanın çok az bir coğrafyasında modern tarım yapılıyor. Dünya kaynaklarını verimli kullanabilirsek çok daha fazla nüfusu besleyebiliriz

Keşke öyle olsaydı. Ama maalesef denizlere el attık. Ağzına ettik hepsinin. Verimli kullanacak kaynak kalmadı. Çünkü bilinçsizde kestiğimiz ormanlar, yaptığımız sulama, diktiğimiz baraj, ektiğimiz gübre vs. bitirdi o verimli olabilecek yerleri. En kötüsünü de şöyle yaptık, güzelim mekanlara binalar, caddeler vs. yaptık, tarıma en elverişli yerleri betonala boğduk.

TÜm mesele nasıl gideceğimiz? Böyle mi gideceğiz? Yoksa aklımızı başımıza alıp doğru dürüst mü gideceğiz? Bu seçimden sonrası daha kolay. Velakin böyle gidersek, akıbetimiz belli.

Sanayisi vs. olmayan, en doğayla içiçce yaşanan afrikada biel doğanın işi bitmiş durumda. Bütün mesele doğayla barışık mısınız, yoksa talancımısınız?

Link to post
Sitelerde Paylaş

İyi de sevgili Drekinci...

Sen kör de değilsin.. Bu ne gaflet..

Sen bu dünyadaki sefaleti, açlığı, hastalıkları, vahşeti, dehşeti görmeyen bir idiot da değilsin..

Bunları nasıl yazabiliyorsun?

İnsanların şu anda içinde yaşadıkları çaresiz koşulları görememek ne demek acaba?

İyimser olmak için önce deli olmak gerekiyor.

Deli de değilsin.. Umarım..

Eğer herşeyi düzeltmek istiyorsan o zaman önce onları kabul etmek zorundasın.

Sen kabul de etmiyorsun. Nasıl düzelteceksin?

Sevgili hacı, ben körüm, gaflet ve delalet içindeyim. idiot ve de hastayım.

Daha birkaç ileti önce beni hasta diye ilan ettin.

Neyse bu tür yaklaşımları geçelim.

Dünyadaki, sefaleti, açlığı, hastalıkları, vahşeti ve dehşeti de görmüyor değilim. Bunlar objektif gerçekler.

Sen hiç hastalarına. Senin hastalığın iyileşmez git başının çaresine bak diyor musun?

Hastalığa önce tanı koyuyorsun, sonra nedenlerini göz önünde bulundurarak bir sağıltım prosedürü uyguluyorsun.

İşte mesele budur ve her türlü hastalıklı yaklaşımları da aynı yöntemle tedavi etmek gerekir.

Nüfus artışı kontrol edilebilir.

Çevre kirliliğinin önüne geçilebilir.

Kaynaklarımız ile orantılı bir planlı ekonomi uygulanabilir.

Mesele yaklaşım meselesidir. Artık iş işten geçti yaklaşımının kıyamet yaklaşımından farkı yoktur.

Megalomanik olun demiyorum. Her şeye gücümüz yeter de demiyorum. Aklımızın, gücünüzün, imkanlarınızın, yeteneklerinizin, bilincinde olun yeter.

Sevgiler.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...