Jump to content

Muhammed’in Siyasi İltica Kararı, Hicret ve Ardındaki Sebepler


Recommended Posts

Muhammed Mekke’de kabilesi içerisinde ve kabilesi dışında toplamda yaklaşık 13 yıl süren siyasi ve dinsel mücadelesi sonucunda istediği noktaya gelmek bir yana bir kısır döngünün içine düşmüştür. Bu süre içerisinde yakın birkaç güçlü akrabasını (aslında kendi kabilesi içinde güçlü demek daha doğrudur, mesela; Ebu Bekir Müslüman olduğunda 40,000 dirhem servete sahipti ki bu o dönemde küçük bir tüccarın servetine denkti) saymazsak kendisine inanan topluluk büyük oranda fakir ve toplumda statü sahibi olmayan, antlaşmalı (Güçlü yada zengin kişilerden koruma talebinde bulunan Mekke’li olmayan, Arap olmayan vb.) kişiler ve özellikle köle kişilerden oluşmaktadır.

Mekke’de Müslüman olan en önemli kişi Abdurrahman b. Avf’tır. Hatırı sayılır bir tüccar ve Mekke toplumunda saygın bir yeri vardı, İslam tarihçilerince anılan diğer isimler daha çok kendi kabilelerinde yada Müslüman toplumda yer edinebilmiş kişilerdi. Bu yüzdendir ki ilk Müslümanlar Mekke’de gerekli yayılmayı ve siyasi ittifakı kuramamışlardır. Dönemin Mekke’sinin kabul gören görüşü olan bireycilik ve ticari nedenlerle kurulan ittifakları sağlayan ve devam ettiren yeğane unsur elbette servetti, kabile anlayışının yerini yavaş yavaş ferdiyetçilik aldığı için ve siyasi/askeri ittifakların servet ile kurulması neticesinde, Müslüman toplum için geriye bir tek mazlum olarak güçlü kişilerden koruma istemek kalıyordu ki bunuda başaran kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmedi.

Siyasi ve ekonomik ittifak bulmakta zorlanan Müslüman toplum çareyi yakınındaki en önemli askeri güç olan ve Mekke’yi elde etmek için fırsat kollayan Habeş kralı ile ittifak etmekte aradı. İslam tarihinde birinci hicret olarak anılan bu olayda, Muhammed siyasi anlamda oldukça isabetli bir karar alarak elindeki kozları doğru kullanmıştır. Lideri olduğu toplumun zayıf unsurlarını mücadelenin dışında tutarak güncel yıpratma politikalarından kurtulmaya çalışmış, bu topluluk vasıtası ile Habeş kralından bir yardım alabilme olasılığını tecrübe etmiş ve geçici olarak zaman kazanmıştır. Mekke’de iyice yalnızlaşan ve baskı altında çaresiz bir yaşam süren Müslüman’larda çare hicret yani göç/iltica etmektir. Bir ara Müslüman’ların en önemli ikinci ismi olan Ebu Bekir bile hicrete kalkışmış, yolda bir kabilenin onu koruma altına alması ile Mekke’ye dönebilmiştir.

Bütün bu gerileme sürecinde ki aslında toplum içinde kendisini peygamber olarak lanse etmesinin üzerinden daha iki yıl geçmiştir(üç yıllık ilk dönem sadece çok yakınları ile ilgilenmiş ve topluma yönelik bir yapılanma içinde olmamaıştır), başarısız olması ve siyasi anlamda gerilemeye başlaması onu kısa vadede Mekke’deki rakipleri ile dinsel anlamda uzlaşmaya sevk edebilecek bir açılıma yönlendirmiş ve günümüzde şeytan ayetleri, İslam tarihinde Geranik vakası olarak bilinen eyleme sürüklemiştir. O dönemde Mekke ileri gelenleri ile uzlaşma çabalarını artıran, bir çok defa bir araya gelip konuşan ve yemekli toplantılar düzenleyen bu iki cephe için uzlaşma kısa bir süre için Muhammed’in Hicaz için önemli olan 3 tanrıçayı tanıması ile gerçekleşmiştir. Müslüman toplumdan gelen baskılar üzerine bu açılımdan geri adım atıp yaptıklarını şeytanın üzerine atan Muhammed rakiplerini lanetleyip atalarınıda sapkın olarak adlandıran söylemleri öne sürmesi neticesinde aşireti ile birlikte üç yıllık ekonomik ve sosyal boykotla karşı karşıya kalmıştır.

Ekonomik/ siyasi ve sosyal baskı’nın yanında Müslüman’lara karşı şiddet normal bir davranış olarak yer almıştır. Bütün bunlar olurken Haşimoğulları’nın başı olan amcası ölüp yerine siyasi rakibinin kabilenin başına geçmesi aslında Muhammed’in kabile içindeki korumasınıda kaybetmesine yol açmıştır. Mekke döneminde kurulan pazarlarda (döneminde pazarlar aynı zamanda dini ritüellerin yapıldığı yerlerdi) sık sık İslam’i söylemlerde bulunan ve taraftar toplamaya çalışan Muhammed için amcasının ölümü ile kalıcı müttefikler bulmak zorunluluğu ortaya çıkınca ilk büyük denemesini Taif’teki tüccarlar ve kabilelerle görüşme yaparak çözmeye çalışmış fakat başarısız olmuştur. Dönüş yolunda Mekke’ye girmeye çekinen Muhammed, bir aracı vasıtası ile Mekke ileri gelenlerinden birisinin korumasını aldıktan sonra girebilmiştir. Gerilemenin durması için gerekli olan güçlü bir kabile ile ittifak yada Müslüman topluma güçlü bireyler kazandırma gayretleri büyük oranda geri tepen Muhammed için her şey pamuk ipliğinin ucundadır o dönemde.

İslam tarihine göre 13 yıllık mücadele sonucunda iltica öncesinde Mekke’de toplamda Müslüman sayısı yüz kişinin biraz üzerindedir. Muhammed için ittifak yapacağı kişileri bulmak neredeyse imkansızdır, Muhammed 13 yıllık süreçte özellikle de son 3 yılda Hicaz’daki bütün kabileleri tek tek dolaşıp teklifte bulunmuştur. Karşılaştığı cevap oldukça siyasidir, desteklemeleri karşılığında genelde varis (halife) ilan edilmek istediklerini belirten bu kabileler, Muhammed’i peygamberden çok bir rahip kral olarak görmektedir. Yeni oluşuma katılımın az olması doğru söylemle kitlesel katılımlardan ziyade bireysel katılımların olması, kabilelerin reisleri açısından isteksizliği artıran bir diğer unsurdur. Bu sürecin tam tersi ise yükselen güc olarak Medine’de yerleşen Müslüman’lara katılım gerekçesi olarak kabilelerin geride kalıp rakiplerinden güçsüz bir konumda olma kaygılarıdır.

Üç yıllık ambargonun kalkması, Mekke içinde Müslüman’ların (Haşim ve Talipoğulları aşiretleri) mazlum olarak koruma altına alınmaları onları istedikleri yaşama kavuşturmamıştır, Muhammed görüşmelerini yoğunlaştırmış ve hicret’ten iki sene önce Kureyş’in rakibi olan Kusay’ın uzaklaştırdığı Yesrib (Medine) kabilelerinden (anne ve babaannesi tarafından akraba) Mekke’ye gelen birkaç kişi ile irtibata geçerek onları Müslüman olmaya ikna etmiştir, bu kişilerin geliş nedenide aslında Mekke’de ittifak kuracakları bir kabile bulmak, özelliklede Kureyş ile ittifak sağlayabilmektir. Yahudi kolonisi ile iç içe yaşayan bu kabileler için tek tanrılı bir din uzak bir kavram değildir, bir de üstüne siyasi ve ekonomik anlamda Kureyş’le mücadele şansı veren bir ittifakın içinde yer almak uzun süredir aradıkları bir şeydir, esas önemli kaygıları ise kendilerinden güçlü durumdaki Yahudi kabilelerinden duydukları, beklenen peygamberin gelmiş olması ihtimali ve kendilerinden önce Yahudi’lerin, Müslüman’larla kuracakları ittifak ile kendilelerinin zor durumu düşme kaygıları karar almalarını kolaylaştırmıştır. İki yıl süren görüşmelerden sonra nihai ittifak sağlanır ve Muhammed siyasi ilticasını yaparak Medine’ye yerleşir. İslam tarihinde ilk defa kabile bazında olmasada aşiretler bazında kitlesel katılım sağlanmıştır.

Mekke ileri gelenleri ile uzlaşma çabaları Muhammed’in sonradan yazılan hayatında göz ardı edilsede, bölgedeki bütün kabilelere verdiği mesajların İslam’ın sonraki dönemindeki versiyonu ile çeliştiği için silinsede, hala bir çok küçük bilgi kırıntısı bizlere yaklaşık bir fikir vermektedir. Muhammed Mekke’de sınırlı bir anlatımla, siyasi kaygılarla fazla açamadığı dinsel söylemlerinde hep bölgenin İnsanına bir şekilde uzlaşı için açık kapı bırakmıştır. İlk dönem ayetleri incelendiğinde daha çok geleneksel Bedevi öğretisinden geliştirdiği bir ahlak ve yaşam düsturunu doktirine ettiği görülür. Bu ve benzeri söylemlerin arkasında sonradan silinen ilk dönem İslam tarihinde açık ara Geranik vakası birinciliği alsada bir çok vaka İslam mitolojisinde gizlenir. Muhammed’in Medine’ye ilticası sırasında peşinden gelenlerden saklanmak için gizlendiği mağaradaki güvercin fenomeni aslında Lat adlı tanrının kutsal simgesinden başka bir şey değildir, bu efsane ile Hicaz’da en çok tapınılan tanrı olarak Lat Müslüman olmayanları uyarır ve Müslümanların yanında yer aldığını söyler, bir başka söyleyişle Lat adlı tanrı güvercin kılığında Muhammed’i korur.

Benzer bir çok detayı açık yada gizli kullanarak Mekke döneminde dinsel ittifakı kurmaya çalışırken Geranik vakasına kadar mevcut inancı sarsıcı keskin söylemlerden kaçınan Muhammed için Medine’deki siyasi iktidarına kadar ve hatta kesin olarak gücü elde edene kadar Hicaz’daki bütün inançları kullanmak sıradan bir uygulamadır. İlk dönem ayetlerinde ki Hrıstiyan’lara yönelik söylemlerin arkasında bölgede bir siyasi güç olan Hrıstiyanlar’la ittifak kurma çabası varken, sonrasında ki söylemlerde bölgedeki Dehr inancına tabii olanlar için kader anlaşıyışını, tek tanrılı inanca sahip olanlar için öldükten sonra dirilmeyi ve yaygın olan kurban verme fenomeni içinde İslama, pağan kültüründe tanrıları memnun etmek için yapılan kurban etme tapınmasını getirmekten çekinmez. Bütün bu inançların arkasında ise değişik kabileler vardır, Muhammed değişik kabilelerin birbirinde değişik tapınma ritüellerini Kabe etrafında yapılan tapınma seansına tek tek dahil ederek mümkün mertebe orta yolu bulmaya çalışmıştır.

Kaynaklar:

1- Kuran

2- Kutubusitte (Buhari) hadisleri

3- Câhiliye’den İslâm’a Geçiş: Tebliğ ve Sosyal Akışkanlık, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:14 Sayı:1 Yard. Doç. Dr. Vejdi Bilgin

4- Sosyo-ekonomik ve kültürel yönden İslam öncesi Mekke toplumu, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:10 Sayı:2 Prof.Dr. Abdurrahman Kurt

5- Dinler tarihi, Prof.Dr. Hüseyin G. Yurdaydın-Doç.Dr. Mehmet Dağ 1978

6- İslam’dan önce Arap yarımadasında Putperestlik ve yayılışı, Hüseyin Atay

7- Putlar kitabı (Kitap el-Asnam), İbn el-Kalbi, Roza Klinke-Rozenberger, Almanca-Arapça çeviri Beyza Düşüngen, AÜİF yayınları 1968

8- İslam öncesi Mekke. Dr. Yaşar Çelikkol 2003 (birinci basım)

9- Demografik Değişkenler Açısından İlk Müslümanlar, Prof.Dr. Abdurrahman Kurt, UÜİF dergisi, Cilt: 18 Sayı:2, Sayfa: 27-41, 2009

10- Hz. Muhammed Mekke’de, W. Montgomery Watt, AÜİF yayınları no:5, çeviri: Doç.Dr. M. Rami Ayas, Doç.Dr. Azmi Yüksel, 1986

11- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1. Cilt, 1978

12- Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Taberi, MEB yayınları, 4. Cilt, 1992

Link to post
Sitelerde Paylaş

O dönemde Mekke ileri gelenleri ile uzlaşma çabalarını artıran, bir çok defa bir araya gelip konuşan ve yemekli toplantılar düzenleyen bu iki cephe için uzlaşma kısa bir süre için Muhammed’in Hicaz için önemli olan 3 tanrıçayı tanıması ile gerçekleşmiştir. Müslüman toplumdan gelen baskılar üzerine bu açılımdan geri adım atıp yaptıklarını şeytanın üzerine atan Muhammed rakiplerini lanetleyip atalarınıda sapkın olarak adlandıran söylemleri öne sürmesi neticesinde aşireti ile birlikte üç yıllık ekonomik ve sosyal boykotla karşı karşıya kalmıştır.

Rica etsem sadece bu kısmı hangi kaynaktan aldığınızı öğrenebilir miyim?

Link to post
Sitelerde Paylaş

İslam tarihini incelerseniz buna ve bunlara benzer onbinlerce yazılı kaynak olduğunu görürsünüz.

Onların birer masal ve efsane olduğunu bilmek sanıldığından çok daha kolaydır.

İslam tarihi Muhammed'in yaşadığına inanılan zaman dilimine ait oldukları söylenen onbinlerce yazı üretmiştir.

Onların hiçbiri kendi zamanlarında yazılmamışlardır. Kur'an bile yüzlerce yıllık bir zaman diliminde ortaya çıkmış olan bir kitaptır.

Kitaplaştırılması, değişmemek üzerek kutsallaştırılması 9'uncu yüzyılda gerçekleşmiştir.

Bu kaynakların sonradan ve geriye doğru dönük olarak yazıldıklarını nasıl bilebiliyoruz?

Aslında bunu bilmek çok basit..

Yazılı bir tarihleri ve adı geçen zamanlarda yazma gelenekleri olmayan Arapların, Muhammed'in yaşadığına inandıkları dönemi konu edinen onbinlerce yazılarının olması ve o zamanın gün be gün bilinmesi kuşku uyandırmalıdır. Günümüzde bile bu kadar ayrıntılı bilgi kaydedilemez.

İkinci neden bu bilgilerin her yıl sürekli olarak çoğalmasıdır. Muhammed hakkında bilinenler her yıl azalmamakta, artmaktadır.

Hadisler en büyük hızla artan yazılı kayıtlardır. Ama İslam hadislerle yetinmemekte, daha başka ve tarihsel olduğu izlenimi veren yazılarla Muhammed zamanının çok daha ayrıntılı bi şekilde bilinmesini sağlamaktadır.

Muhammed'in yaşadığı söylenen zaman diliminde Arap toplumunda okuma yazma bilen sayısı yüzde bir bile değildir.

O yazıları o zaman diliminde yazacak ve okuyacak Arap yoktur bile diyebiliriz.

Onların yazılacağı kağıt bile yoktur. Yazılmış olsalar bile çürüyüp gitmeye mahkumdur geride kalan artefaktlar.

O devirden günümüze tek bir artefakt bile kalmamıştır.

Ayrıca komşu ülkelerde orada büyük bir İslam impratorluğunun ortaya çıktığına dair tek bir tarihsel kayıt yoktur..

Araplar tarih değil efsane yazmada iyidirler. Ve onları da çok sonraları yazmaya başlamışlardır..

Daha başka nedenleri de var. Onlara ayrıca değinmemiz lazım. Başka başlıklar altında onları tartışıyoruz.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Garanik olayına baktımda şimdi ilginç geldi. Bu olayı mı anlatıyor bahsettiğiniz kitap? Yukarıdaki 12 kaynak arasında sizin söylediğiniz kaynak yok ama sanırsam benim kaynağını merak ettiğim kısım garanik olayı.

Tarih-i Taberi /Ebu Cafer Muhammed Bin Cerir-üt Taberi SAĞLAM YAYINLARI bahsettiğiniz kitap bu sanırım.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Garanik olayına baktımda şimdi ilginç geldi. Bu olayı mı anlatıyor bahsettiğiniz kitap? Yukarıdaki 12 kaynak arasında sizin söylediğiniz kaynak yok ama sanırsam benim kaynağını merak ettiğim kısım garanik olayı.

Tarih-i Taberi /Ebu Cafer Muhammed Bin Cerir-üt Taberi SAĞLAM YAYINLARI bahsettiğiniz kitap bu sanırım.

Garanik olayı, İslam tarihçi, hadisçi ve siyercilerinin kitaplarında yer verdiği bir konudur.

İslam hakkındaki diğer bilgilerle birlikte Hicretten yaklaşık 300 yıl sonra kaleme alınmıştır.

İlk kaleme alan İbnül Kelbi'dir. Ve en ayrıntılı olarak onun bahsettiği ifade edilir. Ondan sonra Vakıdi, İbni Sad, Taberi, Zemahşeri gibi birçok İslamcı da bu konuyu anlatmıştır.

Günümüz İslamcıları bu olayı reddeder.

Eğer bu olay yalansa, bu İslam tarihçilerinin diğer yazdıkları da yalandır. Bu durumda İslam hakkında tüm yazılanlar yalan-yanlış sayılır.

Tarih-i Taberi kitabı sadece bu olayı değil, İslam öncesi Araplardan Taberi zamanına kadar olan tüm olayları anlatır.

Link to post
Sitelerde Paylaş

E.T. sorduğun sorunun cevabı;

10- Hz. Muhammed Mekke’de, W. Montgomery Watt, AÜİF yayınları no:5, çeviri: Doç.Dr. M. Rami Ayas, Doç.Dr. Azmi Yüksel, 1986

11- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1. Cilt, 1978

12- Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Taberi, MEB yayınları, 4. Cilt, 1992

bu kaynaklar haricinde bütün Hadis, siyer ve megazi kitaplarında da konuya ait bilgi mevcuttur. Geranik vakası olarak İslami kayıtlarda yer alan günümüzde şeytan ayetleri adıyla popüler olan olay dışında o dönemi olduğu gibi aktarmak babında Muhammed'in sık sık siyasi ve dini ttifak görüşmeleri yaptığını yazar İslam kaynakları, Muhammed'in ittifak arayışlarını benzer kaynaklarda bulabilirsin.

Haci gene abesle iştigal bir çok boş laf yazmışsın, Müslümanlar gibi kendi söylediğinle çelişen cümeler, sadece sen ve bir kaç kişinin olmasını istediği bir takım varsayımlar ve buna benzer şeyler işte yazdıkların. En az Müslümanlar kadar çelişki içerisinde bir söylemin var, neresinden tusan elinde kalıyor. Muhammed'in yaşayıp yaşamadığı, İslam'ın kaynaklarının ne kadarının ne zaman nasıl ve kimler tarafından neresinin değiştirildiğini daha önce bir çok yerde bir çok defa tartıştık yanlış hatırlamıyorsam. Tüm bunlara rağmen ortada İslam diye bir din ve onun oluşturduğu bir toplum ile onların içinde yer aldıkları bir takım kurumlar var ve mevcut bilgiler içerisinde değerlendirmeler yapılır ve yapılıyor. Yani yukarıdaki bilgiyi Muhammed yada bir başkasının yazmış olması, Muhammed döneminde yada sonrasında yazılmış olması değiştirmez, burada sorgulanan bilginin kim ve ne zaman yazıldığı değildir, burada sorgulanan bilginin içerisindeki bir takım gerçeklerin yaklaşık olarak tez halinde çıkartılması ve tahlil edilmesidir. Elbette daha önce her konuda sana yazdığım gibi bilgi şüphesiz bir doğma olarak kesin bir şekilde doğru diye kabul edilip alınmamaktadır, islami bilgiyi kimin ne zaman tahrif ettiğinin elbette sadece tarihçiler açısından bir önemi vardır, bizler açısından önemli olan bilginin tahrif edildiğinin bilinmesidir. Bu bilindikten sonra her türlü yazıma şüphe ile yaklaşıp bir çok kaynak ile karşılaştırıp, daha öncede tazdığım gibi benzer tarihsel ve arkeolojik vb. bir çok bilimsel kayıtlarla karşılaştırıp yaklaşık bir teze yada sonuca ulaşmak yapılandır. Senelerdir yaptığın tek şey bütün bunlar yalan demekten öteye gitmemektedir, bütün bu yazılanların aksini ispatlayamamak bir yana, yazdıkların konuları sulandırmaktan öteye gidememektedir. Ya doğru düzgün konuya yönelik yeni ve eleştirisel bilgiler yaz yada bu şekilde konuları dağıtıp sulandırmaktan vaz geç derim sana.

Link to post
Sitelerde Paylaş

İslam kaynaklarını sadece yazılı olarak algılamak yanlıştır, günümüzde sadece Müslüman toplum değil bir çok toplum ve kendisine Millet, Ulus vb. tanımlamalarda bulunulan toplumlar dahil yazılı kaynaklar haricinde birde sözlü kaynak vasıtası ile tarihsel bilgiler öğreniriz. Buna en güzel örnek ise Türk milleti olarak adlandırılan toplumların sözlü kaynakları vasıtası ile yaklaşık olarak 4000-5000 bin yıllık tarihi hakkında gene yaklaşık olarak bilgi sahibi oluruz. Söz konusu örnekte olduğu gibi bu toplumların yazıyı öğrenip yerleşik hayata geçtikten sonra oluşturdukları kültür neticesinde geçmiş sözlü tarihleri yazıya aktarılmıştır. Bu örnek aynı zamanda Arap'lar ve İslam tarihi içinde geçerlidir. Kaldıki o bilginin o anda yazılmış olması doğru olduğunuda göstermez bizlere, tıpkı Kartaca'nın tarihini gene o dönemde yazan Roma'lı tarihçilerin çartpıtması kabilinden örnekler o kadar çokturki burada önemli olanın tarihsel kaydın çartpıtılmış olduğunun bilinmesi ve doğrusunun bulunması gerçeği olduğunu bilmek gerekliliğidir. Elbette bilgiyi çarpıtmak, ve bunun zamanı ve yapan kişinin bilinmesi önemlidir fakat bu bizler gibi normal kişilerin değil bizzat uzmanlarının işidir. Kaldı ki daha önce bir çok yerde burada yazdığım gibi bir bilgi çarpıtılmışda olsa içerisinde gerçekleri barındırır, bu örnekten hareketle bahsedersek, Kartaca'lılardan ilk önce Roma'lılar sayesinde haberdar olan bilim onları çocuk katili olarak bilirken yapılan arkeolojik kazılar elde edilen görsel ve yazınsal bilgiler doğrultusunda artık Roma'lıların yalan söylediğini biliyoruz. Kaldıki bilgiyi Roma'lılar değilde bir başka devlet de değiştirebilirdi, bilgiyi şu yada bu yüzyılda felanca yada filanca kişide değiştirebilirdi, burada bizi ilgilendiren bilginin değişime uğradığını ve içinde yalan yanlış bilgiler barındırdığını biliyor olmamızdır. Bilginin değiştirilmiş olması tamamını red etmemize vesile olamaz, ancak ve ancak tamamı yanlış olan bir bilgiyi yada kaynağı red etme hakkında sahibiz bilimsel olarak.

Bir şeyi red edip sonra onun hakkında eleştirilerde bulunamayız, tıpkı klasik sünni Müslümanlığı red eden herhangi bir tarikat müridinin konuya dahil olup eleştiriyi yapanı Müslüman olmakla suçlaması kabilinden, sadece kendi gerçeğinin doğru olduğunu dayatması saçmalığını yapmak sadece söz konusu kişilerin değil tıpkı Haci gibi kendi doğmalarında ısrar edip, kendi doğmaları üzerinden yapılmayan her türlü eleştiriyi red ederek ve mevcut konu/kurum yada yazımların eleştirilmesini, söz konusu eleştirilen konuların kabulü ve inananı olarak görmek ancak bir doğmaya inanıp bir başka doğmayı red etmekle mümkün olabilir. Bilimsel düşünce mevcut olan şeyi sorgular, ortada var olan bir şeyi sorgulamanın amacı ne sorgulanılan şeye katılmak nede onunla taraf olmaktan geçer. Burada yapılan ve sorgulanan bilimsel verilerin içeriğindeki tarihsel sapmaların olması, sorgulanan şeyin gerçekliğini değiştirmeyeceği gibi varılan sonucuda etkilemez elbette. Örnekte olduğu gibi sünni İslam'ın sorgulanıyor olması onun salt doğma olarak kabülü değildir, burada nesnel olarak bir sünni İslam adı altında bir inanç ve buna inanan bir toplum ile onların yazdıkları bir tarihin olmasıdır. Bizler dinler tarihini biliyorsak vede din terminolijisinden haberdarsak eğer yapacağımız şey yukarıdaki konuda olduğu gibi ortadaki verilerden bilimsel sonuçlar çıkarmaktır, ortaya çıkan sonuçlar salt doğru yada bir doğma olmayacağı içinde her zaman eleştiriye açıktır.

Bu ve benzeri açtığım konularda hep aynı şekilde Haci'den benzeri cevabi yazılar alıyorum, bu konuda ben Muhammed'in hicret olayındaki efsanesinde bir tespitte bulunuyorum, bunu çok açık yazıyorum bu tespit bana aittir ve daha öncesi yoktur, efsanedeki güvercin fenomeninden ve onun temsil ettiği şeyden bahsediyorum. Burada Hacinin itiraz ettiği şey gerek Muhammed diye birisinin yaşamamış olması savı, gerekse bununla bağlantılı her şeydir, yani güvercin fenomeninin içinde yer aldığı efsane vs. vs. herşey yalandır, peki gerçek nedir Haci'ye göre? Muhammed yaşamadı ve İslam tarihi yalanlar üzerine kurulu ve İslam'ın tamamı yalan önermesi, olabilir bu önermede tartışılabilir ama yukarıda anlattığım gibi ortada bir bilgi var ve ben o bilgiyi tahlil ediyorum, burada tartışılması gereken benim tezlerim ve ortaya koyduğum önermeler olması gerekirken, tartışılan şeyin aslında tartışılmaması gerektiği söylemi Haci için bile çok abesle iştigal bir söylemdir. Müslüman'lar kendi içlerindeki ayrımlar neticesinde rakip tarikat yada mezheplerin düşüncelerinin eleştirilmesini, eleştirilen şeye katılım olarak görüyorlar, Haci gibi farklı doğmalara inanan kişilerde benzer bir tepki ile davranıyorlar, halbuki bir şeyi eleştiriyor olmak o şeyi kabuletmek değildir, kaldı ki bir bilgiyi gene kendi disiplini ve kendi içindeki bilgilerle çürütebilirsin. Ben ve benim gibi sadece İslami kaynaklar üzerinden İslam'ın eleştirisini yapanların en sık karşılaştıkları durum farklı İslam dışı kaynakların Müslüman toplum aşısından kabul görmemesidir, fakat söz konusu bilgi eğer İslam içinde gelirse itiraz edecek şey mümkün mertebe azalır, gene örnekleyecek olursam Muhammed'in ittifak için görüşmeler yaptığını bir ateist yazarın kitabından yazarsam kabul görmez ama zaten ilk dönem İslam tarihinin tek kaynağı gene İslam olduğunu bilmesine rağmen illede kaynak olarak İslami bir kaynak görmek ister. Bu ve benzeri nedenlerle sade İslami kaynakları kullanıyor olmak beni Müslüman yapmaz, gene aynı şekilde işbirlikçi yada benzeri bir çok kötü şeyde yapmaz ama Haci ve benzeri kişiler için doğmalara inanan bir kişi ile aynı tepkiyi vermek normal bir içsel davranış olarak algılanır ve onlara normal bir inanmayan gibi davranılır, halbuki onlarda doğmaya inanan her kişi gibi kendi bilgilerini dayatmada ve bunun dışındakileri bir takım mesnetsiz ithamlarla meşgul ederek yormada ustadır.

Link to post
Sitelerde Paylaş

1.Mekke’de 13 yıl boyunca siyasi döngü yoktur. Ortaya çıkan yeni bir dinin mevcut din sahipleri tarafından her türlü baskı veyıldırma yoluna başvurularak yok edilmesi vardır. Mekke’de dinsel yaşam ile ilgili hiçbir hüküm bulunmaz. Tamamen mevcut düzene bir başkaldırı vardır. Bu sebeple bir dinsel döngüden bahsedemeyiz. Henüz bir siyasi güç olmadıkları içinde konuya siyasi davranmanın hiçbir anlamı yoktur.

2.Habeşistan’a hicret ittifak arayışı değildir. Çünkü zaten o tarihte Müslümanlar bir güç değildir. Zulümden kurtulmak için, kendi çevresine göre adil olduğuyla ünlenmiş bir devlet adamının himayesine sığınılmıştır ve bu devlet adamı da gerçekten bu adaletini göstermiştir. Tüm tarafları dinlemeden karar vermemiştir.

3. İlgili kıssa İslam tarihinde genel kabul görmeyen bir kıssadır.Bu sebeple buna şüpheyle yaklaşmak gerekir.Fakat bazılarınca kendisi putları övmüş fakat Allah tarafından İsra 73-75 ayetlerinde uyarılmıştır: “

73- Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasınıbize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman da senidost edineceklerdi.

74- Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun,sen onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin.

75- Bu durumda, biz sana, hayatın da kat kat, ölümünde kat kat (acısını) taddırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın.

Diğer yandan uzlaşma çabaları içine giren peygamberdeğil Mekke oligarşisidir. Defaten Ebu Talibe gelmişler, ılımlı olmasıylameşhur Utbe b.Rebiayı göndermişler ama hiçbiri onu davasından vazgeçirmemiştir.Fakat ayetten anladığımız, ortada bir niyetlenme zaafı yaşamış ama vahiy anındaolaya el koyarak bunun önüne geçmiştir.

4.Medinelilerin Müslüman olmalarının kolay olmasıpeygamber beklentisinden kaynaklanabilir. Medinede Yahudilerin varlığıpeygamberin dini anlatmada daha inandırıcı olmasını sağlamış olabilir. Fakatbunlar, peygamberin davasında prensiplerinden vazgeçme uğruna uzlaşmasını gerektirmemiştir.Onlara tek bir kelime etrafında bir araya gelme çağrıları yapılırken bile Müslümanlarıntemel değerlerini satma gibi bir durum yoktur.

Anlamadığım bir durum var. Bir taraftan bir yazarçıkar İslam sakin olan bir ortamı gererek yayıldı der, diğeri de gelir İslam tavizvere vere yayıldı der. Sanırım inanmak istediği gibi yazmak buna derler.

tarihinde ozedonus_ tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

1.Mekke’de 13 yıl boyunca siyasi döngü yoktur. Ortaya çıkan yeni bir dinin mevcut din sahipleri tarafından her türlü baskı veyıldırma yoluna başvurularak yok edilmesi vardır. Mekke’de dinsel yaşam ile ilgili hiçbir hüküm bulunmaz. Tamamen mevcut düzene bir başkaldırı vardır. Bu sebeple bir dinsel döngüden bahsedemeyiz. Henüz bir siyasi güç olmadıkları içinde konuya siyasi davranmanın hiçbir anlamı yoktur.

2.Habeşistan’a hicret ittifak arayışı değildir. Çünkü zaten o tarihte Müslümanlar bir güç değildir. Zulümden kurtulmak için, kendi çevresine göre adil olduğuyla ünlenmiş bir devlet adamının himayesine sığınılmıştır ve bu devlet adamı da gerçekten bu adaletini göstermiştir. Tüm tarafları dinlemeden karar vermemiştir.

3. İlgili kıssa İslam tarihinde genel kabul görmeyen bir kıssadır.Bu sebeple buna şüpheyle yaklaşmak gerekir.Fakat bazılarınca kendisi putları övmüş fakat Allah tarafından İsra 73-75 ayetlerinde uyarılmıştır: “

73- Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasınıbize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman da senidost edineceklerdi.

74- Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun,sen onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin.

75- Bu durumda, biz sana, hayatın da kat kat, ölümünde kat kat (acısını) taddırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın.

Diğer yandan uzlaşma çabaları içine giren peygamberdeğil Mekke oligarşisidir. Defaten Ebu Talibe gelmişler, ılımlı olmasıylameşhur Utbe b.Rebiayı göndermişler ama hiçbiri onu davasından vazgeçirmemiştir.Fakat ayetten anladığımız, ortada bir niyetlenme zaafı yaşamış ama vahiy anındaolaya el koyarak bunun önüne geçmiştir.

4.Medinelilerin Müslüman olmalarının kolay olmasıpeygamber beklentisinden kaynaklanabilir. Medinede Yahudilerin varlığıpeygamberin dini anlatmada daha inandırıcı olmasını sağlamış olabilir. Fakatbunlar, peygamberin davasında prensiplerinden vazgeçme uğruna uzlaşmasını gerektirmemiştir.Onlara tek bir kelime etrafında bir araya gelme çağrıları yapılırken bile Müslümanlarıntemel değerlerini satma gibi bir durum yoktur.

Anlamadığım bir durum var. Bir taraftan bir yazarçıkar İslam sakin olan bir ortamı gererek yayıldı der, diğeri de gelir İslam tavizvere vere yayıldı der. Sanırım inanmak istediği gibi yazmak buna derler.

Güzel tespitlerde bulunmuşsunuz.

Link to post
Sitelerde Paylaş

1.Mekke’de 13 yıl boyunca siyasi döngü yoktur. Ortaya çıkan yeni bir dinin mevcut din sahipleri tarafından her türlü baskı veyıldırma yoluna başvurularak yok edilmesi vardır. Mekke’de dinsel yaşam ile ilgili hiçbir hüküm bulunmaz. Tamamen mevcut düzene bir başkaldırı vardır. Bu sebeple bir dinsel döngüden bahsedemeyiz. Henüz bir siyasi güç olmadıkları içinde konuya siyasi davranmanın hiçbir anlamı yoktur.

İlk olarak Rönesans’a kadar tüm Dünya’da din ile siyasetin aynı çatı altında yürütüldüğünü unutmayalım, o dönemde din sadece tanrılara karşı İnsan’ın vazifeleri yada ölüm sonrası bir yaşam için yapılması gereken ritüeller değildir, din aynı zamanda ait olunan toplumun hukuku’nuda belirler ve uygulamasını yapardı, günümüzde biz buna şeriat diyoruz. Mekke gibi yazılı hukuk kuralları olmayan tapınak devletlerde din ile beşeri hukuk (daha çok ananeler ve dönemine göre değişen klan/kabile ahlak yapısı) birlikte egemen gücün ihtiyaçları doğrultusunda uygulanırdı.

Muhammed Mekke’deki söylemlerinde hem dinsel hemde hukuksal yani toplumun yaşamı ile ilgili söylemlerde bulunmuştur, o dönem söylemleri daha çok Ahlak, iyi erdem vb. Bedevi yaşamından esinlendiği söylemlerdir. Bu söylemler aynı zamanda Mekke’nin siyasi yapısını değiştirecek söylemlerdir, din ve güncel siyaset iç içedir çünkü. Egemen gücün baskı ve yıldırma politikasından önce mevcut muhalefeti kendi içerisinde çözme planları vardır. Muhammed ileriye dönük olarak güçlü bir siyasi hareketin başlangıcı olarak görüldüğü içindir ki Mekke egemen güçleri ona kral’lık dahil bir çok ittifak önerisi götürmüşlerdir. İlk 5 yıl tamamen olmasada mevcut düzeni değiştirme söylemleri vardır, başkaldırı değildir bu söylemler, tamamen mevcut siyasi ve dini yapılanmayı değiştirmek için kendiliğinden zamanla oluşan ve kazanılan yandaşların istek ve gözlemleri ilede şekillenen bir alternatif harekettir. Muhammed döneminde zayıf bir siyasi güçtür, zayıf olduğu içindir ki üzerine fazla gidilmez, ne zaman ki Muhammed aktif olarak siyasi ittifakların peşine düşer ve gelecekte yeterli ittifakı sağlayabilirse egemen bir güc olması olasılığı ortaya çıkar o zaman Mekke’li egemen güçler saldırının şeklini değiştirir.

2.Habeşistan’a hicret ittifak arayışı değildir. Çünkü zaten o tarihte Müslümanlar bir güç değildir. Zulümden kurtulmak için, kendi çevresine göre adil olduğuyla ünlenmiş bir devlet adamının himayesine sığınılmıştır ve bu devlet adamı da gerçekten bu adaletini göstermiştir. Tüm tarafları dinlemeden karar vermemiştir.

Elbette başlıbaşına hicret bir ittifak arayışı değildir, hicret bir zorunlu siyasi menevradır ve orada bulunan Müslüman’lar vasıtası ile Habeşistan’ın ittifakı sağlanmaya çalışılır fakat başarılı olunamaz. Bunu Gerek Taberi gerekse Şibli’nin kitaplarında açıkça kaydeder İslam tarihi, hatta Şibli açıkça ittifak olarak tanımlar tüm bu görüşmeleri.

3. İlgili kıssa İslam tarihinde genel kabul görmeyen bir kıssadır.Bu sebeple buna şüpheyle yaklaşmak gerekir.Fakat bazılarınca kendisi putları övmüş fakat Allah tarafından İsra 73-75 ayetlerinde uyarılmıştır: “

Sanırım geranik vakası denilen şeytan ayetlerini kast ediyorsun. Vakayı kabul etmiyenler sadece Hadis ve Fıkıh yazarı olarak bilinen kişilerdir, vakayı kabul edenler ise özellikle Siyer yazarları başta olmak üzere Hadis ve Siyer yazarlığı yapanlardır. Gerek Kuran’daki ayetler, gerekse özellikle Taberi tarihindeki değişik ravi/anlatımcılardan aktarılanlar doğrultusunda bu olayın vaki olduğunda herkes hem fikirdir, sadece İslam din adamlarının bir kısmı olayı red eder. Konu bir çok yerde kendi özelinde tartışılmıştır, burada benim söylemim vakanın ardında yatan ittifak arayışlarının Muhammed’i bir ara mevcut egemen düşünce ile ortak bir noktada uzlaşma arayışına sürüklemiş olmasıdır.

Diğer yandan uzlaşma çabaları içine giren peygamberdeğil Mekke oligarşisidir. Defaten Ebu Talibe gelmişler, ılımlı olmasıylameşhur Utbe b.Rebiayı göndermişler ama hiçbiri onu davasından vazgeçirmemiştir.Fakat ayetten anladığımız, ortada bir niyetlenme zaafı yaşamış ama vahiy anındaolaya el koyarak bunun önüne geçmiştir.

İttifak arayışları için sadece tek bir vaka söz konusu değildir, dönemin kabile hukuk yapısı nedeniyle Ebu Talib’e yapılan girişimler daha çok Haşimoğulları özelinde olmakla birlikte Abbasoğulları’nıda içine alacak şekilde aşiretler arası bir genel savaşı önlemek babındadır. Uzlaşma’nın tek taraflı bir eylem olduğunuda ayrıca iddia etmedim, yukarıda örneklediğim gibi Mekke egemen gücünün bir ara ona mevcut sistem içerisinde Dar’ül-Nedve (yerel siyasi yaptırım gücü olmayan bir çeşit gelir ve statü sağlayan federasyon resiliği) başkanlığını teklif etmesi onu ilk önce siyasi güc olarak görmesi, daha sonrada kendi sistemi içerisinde eritme poltikası gütmesinin sonucudur. Tek taraflı olarak Muhammed’i asla ittifak aramayan ve uzlaşmayan bir konumda tasvir etmek İslam kaynaklarını red etmek olacaktır ki aksini gerek Kuran, gerekse İslam hadis, siyer ve megazi kaynaklarından biliyoruz.

4.Medinelilerin Müslüman olmalarının kolay olmasıpeygamber beklentisinden kaynaklanabilir. Medinede Yahudilerin varlığıpeygamberin dini anlatmada daha inandırıcı olmasını sağlamış olabilir. Fakatbunlar, peygamberin davasında prensiplerinden vazgeçme uğruna uzlaşmasını gerektirmemiştir.Onlara tek bir kelime etrafında bir araya gelme çağrıları yapılırken bile Müslümanlarıntemel değerlerini satma gibi bir durum yoktur.

Söz konusu söylem kendi içinde çelişmektedir. Müslüman toplum zaten Muhammed ne derse onu yapmaktadır, duruma göre söylem ve çareler üretme Muhammed’in çok sık yaptığı bir şeydir. Medine’deki ilk katılımlarda tıpkı Mekke’de olduğu gibi toplukdaki daha güçsüz ve tekil katılımlardır, Medine’de egemen bir güc olduktan sonra Muhammed’e katılım artmıştır, kurulan ittifaklar büyük oranda siyasidir, ilk dönem katılımlar daha çok dinsel/siyasaldır Medine özelinde.

Anlamadığım bir durum var. Bir taraftan bir yazarçıkar İslam sakin olan bir ortamı gererek yayıldı der, diğeri de gelir İslam tavizvere vere yayıldı der. Sanırım inanmak istediği gibi yazmak buna derler.

Bilimi tıpkı bir doğma din gibi olduğu söylemi ile ve tek bir söylem olarak algılamak gibi bir tek şart yoktur, kaldı ki din bile kendi içinde bir çok söyleme ve yola ayrılırken, bilimin değişik fikirler öne sürmesi daha doğaldır. Genel söylem geçerli söylem olarak algılanır, bütün bunlar tez’dir büyük çoğunlukla ve aksi ispatlanabilecek verilerdir, aksi ispatlanana kadar bilimsel veridir ve doğma olarak tapınılmaz. Gelelim sakin tespitine; Muhammed öncesi dönemde başlayan bölgedeki güc ve istikrar arayışları ancak Muhammed’in ardıllarının 10. Yy başlarında kurdukları devlet ile son bulmuştur. Bizans ile Pers İpm.luklarının savaşları, Habeşistan ile Mısır ve diğer devletlerin savaşları, bütün bunlar bölgede özelinde de istikrarsız ve lokal güçlerin yönetimindeki bir sürecin yansımalarıdır, bazı yazarların bu süreci sakin olarak adlandırmaları onların yanılgısıdır açıkçası. Evet İslam Mekke süreci başta olmak üzere Medine’deki gücünü sağlamlaştırıncaya kadar tavizler vermiştir, güçlendikçe verdiği tavizleri teker teker geride almıştır. Bilimde inanmak yoktur, yani tapınacağı bir put yaratan kişi değildir bilim İnsanı, yanıldığı yada eksik tespitte bulunduğu sonuçlar yada tezler vardır, 20. Yy başındaki bazı ögrüşlerin yerini daha güncel ve bilimsel görüşler almıştır, neticede bunları salt doğru kabul edip tapınmak gibide bir durum asla yoktur.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • 3 years later...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...