Jump to content

Ölümü durdurun ateist olacağım


Recommended Posts

Ölümü durdurun ateist olacağım,

Yağmuru yağdırın ateist olacağım,

Süt yapın ateist olacağım,

Maymunu insan yapın ateist olacağım.

Bir gün .... yaparsınız!

Ateist arkadaşlar sakın ola bunlara bir açıklık getirmeyin. Olaki açıklık getirsin cübbeli imandan çıkar ailesine bundan sonra olacakların sebebi siz olursunuz. Rezil cübbeli ensest ilişkiye girmemesinin tek sebebi olarak kendi imanını gösteriyor. Lütfen arkadaşlar bu konuya hassasyet gösterin

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 110
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Ateist arkadaşlar sakın ola bunlara bir açıklık getirmeyin. Olaki açıklık getirsin cübbeli imandan çıkar ailesine bundan sonra olacakların sebebi siz olursunuz. Rezil cübbeli ensest ilişkiye girmemesinin tek sebebi olarak kendi imanını gösteriyor. Lütfen arkadaşlar bu konuya hassasyet gösterin

Cübbelinin ya da diğerlerinin birden imandan çıkması zor görünüyor. İmandan çıkması için önce aydınlanması ve insan olması gerekiyor. Korkudan içine attığı cinsel dürtülerden etik olanları yaşayınca diğerlerini unutur. Adam olur çıkar. Bastırılmış ensestlik değil de bastırılmış eşcinsellik de olabilir.

tarihinde ermanevren tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

Yahu yazdığım ayeti anlamayacak ne var? Ayet açık seçik ortada. 5 yaşındaki çocuk bile ne demek istediğini anlar o ayetin. Artık o ayetin ne dediğini de anlamıyorsan boş yere okumuşsun. Hem bu Kuran'ın bir rehber olduğunu iddia eden siz müslümanlar değil misiniz? Bir rehberden herkes farklı anlam çıkarırsa o rehbere rehber mi denir artık? İşiniz gücünüz kıvırmak olmuş sizin. Arabın putuna laf gelecek diye her türlü insani değeri bile çiğnemekten çekinmiyorsunuz.

Sen nasıl anlarsan herkes o şekilde anlamak zorunda mı? Kuranı okuma şekline göre değişir çıkardığın anlam. Örnek veriyorum; Sen okursun biz satın alınmışız dersin, başkası okur bizim sahibimiz oymuş der, başkası farklı anlam çıkarır yani. Bizim rehberimiz Kuran dır evet belirli kurallar vardır ve o kurallara uyup uymamak bize kalmış birşeydir. Herkes özgürce davranabilir ama herkes bunu din adına yapıyorum diyemez. İnsani değeri çiğneyenin de insalığı kendisine kalmış. Din adına yapıyorum diyen yanlış yoldadır.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bizimki de bilimdir, hayattan edinilen tecrübelerdir, 9-10 karısı olan, etrafında terör esitmiş bir otaçağ tiranı değil..

Bilim sadece sizde olan bi özellik değil tecrübe desen bizde de var evelallah. 9-10 karıyı al etrafına terör estir diyen bir kaynak yok bizde. 1 eşin olur ona adaletle iyi bi şekilde bakarsın şiddet falan kesinlikle yasaktır. Ha ama sen başka bir eş istersin hanımın da kabul eder ve her ikisine de aynı düzeyde aynı eşitlikte davranırsın o zaman din buna müsade etmiş. Yalnız savunulan tek eşliliktir bizde o adaleti tam manasıyla yaşatabilecek adam çok çok azdır.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bilim sadece sizde olan bi özellik değil tecrübe desen bizde de var evelallah. 9-10 karıyı al etrafına terör estir diyen bir kaynak yok bizde. 1 eşin olur ona adaletle iyi bi şekilde bakarsın şiddet falan kesinlikle yasaktır. Ha ama sen başka bir eş istersin hanımın da kabul eder ve her ikisine de aynı düzeyde aynı eşitlikte davranırsın o zaman din buna müsade etmiş. Yalnız savunulan tek eşliliktir bizde o adaleti tam manasıyla yaşatabilecek adam çok çok azdır.

Nasıl kaynak yok? Muhammed'in kaç tane karısı, kaç tane cariyesi vardı? Etrafındaki kendine inanmayan kabilelere saldırıp, mallarını mülklerini yağmalayan, kadın, çoluk çocuk, genç, ihtiyar, demeden köle yapan, cariye yapan, mal gibi satanlar kimlerdi? Buraya kaynak yazdırmaktan bıktırdınız insanları. Açta biraz İslam tarihini oku, hadis oku, Kuran oku. Hem vargüçleriyle savunurlar, hem de okumaktan şeytan görmüş gibi kaçarlar. Hayatınız inkar olmuş. Açık açık delilleri bile inkar eder hale gelmişsiniz.

Çok eş almada da hanımın rızasının gerekli olduğu bir tane ayet getir, ayeti bıraktım hadis getir. Bu iş öyle desteksiz sallamakla olmaz. Bir şeyi savunuyorsan, savunduğun kaynaktan delil getireceksin, işkembeden atmayacaksın.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Nasıl kaynak yok? Muhammed'in kaç tane karısı, kaç tane cariyesi vardı? Etrafındaki kendine inanmayan kabilelere saldırıp, mallarını mülklerini yağmalayan, kadın, çoluk çocuk, genç, ihtiyar, demeden köle yapan, cariye yapan, mal gibi satanlar kimlerdi? Buraya kaynak yazdırmaktan bıktırdınız insanları. Açta biraz İslam tarihini oku, hadis oku, Kuran oku. Hem vargüçleriyle savunurlar, hem de okumaktan şeytan görmüş gibi kaçarlar. Hayatınız inkar olmuş. Açık açık delilleri bile inkar eder hale gelmişsiniz.

Çok eş almada da hanımın rızasının gerekli olduğu bir tane ayet getir, ayeti bıraktım hadis getir. Bu iş öyle desteksiz sallamakla olmaz. Bir şeyi savunuyorsan, savunduğun kaynaktan delil getireceksin, işkembeden atmayacaksın.

İşkembeden sallayan arkadaşım senin getirdiğin kaynağı da okuruz.

Etrafındaki kendine inanmayan kabilelere saldırıp, mallarını mülklerini yağmalayan, kadın, çoluk çocuk, genç, ihtiyar, demeden köle yapan, cariye yapan, mal gibi satanlar kimlerdi?

İslam tarihinde mi yazıyor bu? Kaynak yazmaktan bıktıysan yazma sana yaz diyen mi oldu? Senin o oku dediğin kitapları ben okudum canını sıkma. Kendi kafanda uydurdukların da sende kalsın.

Biraz bilgin varsa eğer fetva diye birşey var cep telefonu internet sigara kuranda hadiste geçmez. Bunlara kafanı çalıştıracaksın. İşkembeden atma değil bu düşüncelerden çıkma. Oralardan yola çıkıp doğruya gitme bu.

Bence, sen bu konulardan önce insanlara yaklaşım tavrıyla, tarzıyla ilgili eğitim al. Böyle tartışılmaz

Link to post
Sitelerde Paylaş

Herkesi ilgilendiren yorumlar yapmak ne kadar mantıksız. Hiç mi kimse takmaz bu nasıl bir anlayıştır.

Cennet cehennem, (yani ödül ve ceza) olmasa, sen takar mıydın Allah'ı?

Ya da neden takardın?

Nasıl takardın?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Cennet cehennem, (yani ödül ve ceza) olmasa, sen takar mıydın Allah'ı?

Ya da neden takardın?

Nasıl takardın?

Ben Allah a beni cennetine alsın diye inanmadım. Herşeye gücü yeten o bize göre. Ben ibadetimi sürekli yapsam O kabul etmedim dese ne diyebilirim ki? Başka kime ne diyebilirim? Benim için ilk esas cennet cehennem değil Onun rızasını kazanmak. Benim yaptığım ibadet dışı (namaz,oruç...) herhangi bir şey Onun hoşuna gitse bile yeterlidir benim için. Bu canı bana verdiği için minnet duyuyorum. Cehennemden korksam günah işlemem ama işledim. Cenneti istesem ibadetten başka birşey yapmam ama yapıyorum. Bende tabir-i caizse borcumu ödemeye çalışıyorum.

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşkembeden sallayan arkadaşım senin getirdiğin kaynağı da okuruz.

Etrafındaki kendine inanmayan kabilelere saldırıp, mallarını mülklerini yağmalayan, kadın, çoluk çocuk, genç, ihtiyar, demeden köle yapan, cariye yapan, mal gibi satanlar kimlerdi?

İslam tarihinde mi yazıyor bu? Kaynak yazmaktan bıktıysan yazma sana yaz diyen mi oldu? Senin o oku dediğin kitapları ben okudum canını sıkma. Kendi kafanda uydurdukların da sende kalsın.

Biraz bilgin varsa eğer fetva diye birşey var cep telefonu internet sigara kuranda hadiste geçmez. Bunlara kafanı çalıştıracaksın. İşkembeden atma değil bu düşüncelerden çıkma. Oralardan yola çıkıp doğruya gitme bu.

Bence, sen bu konulardan önce insanlara yaklaşım tavrıyla, tarzıyla ilgili eğitim al. Böyle tartışılmaz

239 - İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Ömer (radıyallahu anh) buyurdu ki: "Efendisinden çocuk doğuran cariyeyi efendisi artık satamaz, hibe edemez, miras olarak da bırakamaz. Hayatta kaldığı müddetçe ondan istifade eder. Ölecek olursa cariye hür olur."

5581 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hayber'e geldi. Allah kaleyi fethetmeyi müyesser kılınca, kendisine Safiyye Bintu Huyey İbnu Ahtab'ın güzelliğinden bahsedildi. Safiyye'nin kocası savaş sırasında öldürülmüştü. Kadın daha yeni evlenmişti. Aleyhissalâtu vesselâm, ganimetten pay olarak kendisine onu seçti. Oradan Safiyye ile birlikte çıktılar. Revhâ nem mevkiye geldiler. Aleyhissalâtu vesselâm orada gerdek yaptı. Sonra küçük bir yaygı içerisinde hays (denen hurma, yağ ve keş'ten mamul bir yemek) hazırladı. Sonra bana: "Etrafındakileri çağır!" buyurdu. Bu, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Safiyye için verdiği düğün yemeği idi. Sonra oradan Medine'ye hareket ettik. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Safiyye için, bineğinin terkisine bir örtü seriyordu. Sonra devesinin yanında çömelip dizini dayadı. Safiyye radıyallahû anhâ, dizine basarak deveye bindi."

Buhari, salat 12, Esan 6, Salatu'l-Havf 6, Cihad 102, 130, Menâkıb 27, Megazi 38; Müslim, Nikah 464, (1367); Ebu Davud, Harâc ve'l-İmaret 21, (2996, 2997, 2298); Nesai, Nikah 79, (6, 131-134).

5582 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Beni'l-Mustalik'ten Cüveyriye Bintu'l-Hâris, Sâbit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh'ın hissesine düşmüştü (esaretten kurtulmak için mukâtebe anlaşması yaptı). O, çok güzel bir kadındı, gözde onun için bir hisse vardı (gören göz haz duyardı). Mukâtebe bedelini ödemede yardım talep etmek üzere Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldi.

Hz. Aişe devamla der ki: "Cüveyriye kapıda durduğu vakit onu görünce durumu hoşuma gitmedi (Resûlullah'ın onu beğenip evlenmeye kalkacağından korktum). Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın da benim onda gördüğüm (güzelliği) göreceğini derhal anladım.

"Ey Allah'ın Resûlü dedi. Ben Hâris'in kızı Cüveyriye'yim. Durumum size meçhul değil. Ben Sâbit İbnu Kays'ın hissesine düştüm. Fakat hürriyetime kavuşmak için onunla mukâtebe yaptım. Size, mukâtebe (bedelini ödemem)de yardım istemek üzere geldim. Resûlullah:

"Sana ondan daha hayırlısını söylesem ne dersin?" buyurdular. Cüveyriye: "O nedir?" dedi.

"Senin yerine mukâtebe ücretini ödeyeyim ve seni zevce olarak alayım?" buyurdular. Cüveyriye de: "Kabul ediyorum!" dedi. (Bunun üzerine, Sabit İbnu Kays'a adam göndererek Cüveyriye'yi ondan talep etti. Sabit: "O senindir, Ey Allah'ın Resûlü! Annem babam sana feda olsun!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm mukâtebe ücretini hemen ödedi. Cüveyriye ile evlendiğini işitince ellerindeki esirleri salıp azad ettiler ve: "Bunlar Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın artık akrabalarıdır (esir olarak tutulamazlar)!" dediler. Hz. Aişe devamla der ki: "Kavmine ondan daha hayırlı bir kadın görmedik; onun sebebiyle Benî Mustalik'ten yüz aile halkı azad olundu."

Ebu Davud, Itk 2, (3931).

6654 - Hz. Enes radıyallahu anh'ın anlattığına göre: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, mü'minlerin annesi Safiyye radıyallahu anhâ'yı yedi baş (cariye-köle) ile satın aldı."

749 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) diyor ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ölmezden önce bütün kadınlarla nikâh kendisine helâl kılındı."

Tirmizî, Tefsir, Ahzâb, (3214); Nesâî, Nikâh 2 (6, 56).

1100 - Katâde (rahimehullah) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) gazveye bizzat iştirak edince, onun sehm-i safıyy denen riyaset hissesi olurdu. Bu hisseyi, taksimden önce köle, câriye, at gibi ganimete dahil mallardan dilediğinden alırdı. Safıyye validemiz de işte bu hissedendi. Gazveye bizzat iştirak etmediği takdirde bu hisse gıyabında ayrılırdı, ancak bu durumda seçme hakkı yoktu (ne ayrılmışsa onu kabul ederdi.)"

Ebu Dâvud, Harâc 21, (2993).

1564 - Ebu Hüreyre ve Zeyd İbnu Hâlid (radıyallahu anhümâ) şunu anlattılar: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a muhsan olmayan câriye zinâ yaparsa ne gerekir? diye sorulmuştu, şöyle cevap verdi:

"- Câriye zinâ yaparsa ona celde uygulayın, yine zinâ yaparsa yine celde uygulayın, yine zinâ yaparsa yine celde uygulayın ve sonra onu (kıldan mamul âdi) bir ipe mukabil de olsa satın gitsin."

Buhârî, Büyû 66,110,17; Müslim, Hudud 30, (1703);Muvatta, Hudud 14, (826); Tirmizî, Hudud 13, (1440);Ebu Dâvud, Hudud 33, (4469, 4470, 4471).

1574 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir adam, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ümmü veledine temas etmekle itham edilmişti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. Ali (radıyallahu anh)'ye : "Git boynunu vur!" diye emretti. Hz. Ali, adama geldiği vakit, onu bir kuyunun içinde (yıkanıp) serinliyor buldu.

"Çık dışarı!" diyerek elinden tutup kuyunun dışına çıkardı. Hz. Ali, adamın mecbub (burulmuş) ve tenâsül organından mahrum olduğunu gördü. Artık ona dokunmayıp, durumu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e haber verdi. Resûlullah, onu, davranışı sebebiyle takdir etti."

Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Şahid, gâibin görmediğini görür" buyurdu".

Müslim, Tevbe 59, (2771).

1578 - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapmış olan bir kimse için celde ile hadd tatbik edilmesini emretti. Sonra, onun muhsan olduğu bildirildi. Bu sefer recmedilmesini emretti ve recmedildi."

Ebü Dâvud, Hudud 24, (4438, 4439).

4271 - Hz. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Hz. Ali radıyallahu anh'ı humusu (ganimetin beşte birini) almak üzere Halid'e gönderdi. Halid radıyallahu anh, humusu ona verdi. ali, ondan (kendine) bir cariye seçti. Ali, geceleyin gusül yapmış olarak sabahha erdi. Ali'ye kızmıştım. Halid radıyallahu anh'a:

"Şunu görmüyor musun?" diye söylendim. Sonra da Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelince durumu anlattım.

"Ey Büreyde! buyurdular, sen Ali'ye kızıyor musun?"

"Evet!" dedim.

"Kızma! buyurdular, zira onun humustaki hissesi aldığından fazladır." (Ondan sonra Ali en çok sevdiğim insan oldu.)"

Buhari, Megazi, 61.

5575 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben altı yaşında iken benimle evlendi. Medine'ye geldik. Benî'l-Hâris İbnu'l-Hazrec kabilesine indik. Ben hummaya yakalandım. Saçlarım döküldü. (İyileşince) saçım yine uzadı. Annem Ümmü Rumân, ben arkadaşlarımla salıncakta oynarken, bana geldi, benden ne istediğini bilmeksizin yanına gittim. Elimden tuttu. Evin kapısında beni durdurdu. Evimizde, Ensârdan bir grup kadın vardı. "Hayırlı, bereketli olsun!", "Uğurlu mübarek olsun!" diye dualar, tebrikler ettiler. Annem beni onlara teslim etti. Onlar kılık-kıyafetime çeki düzen verdiler. Beni, (kuşluk vakti aniden) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm(ın gelişinden) başka bir şey şaşırtmadı. Annem beni O'na teslim etti. O gün ben dokuz yaşında idim."

Buhari, Nikâh 38, 39, 57, 59, 61; Müslim, Nikah 69, (1422); Ebu Dâvud, Nikâh 34, (2121); Edeb 63, (4933, 4934, 4935, 4936, 4937); Nesai, Nikah 29, (6, 82).

1010 - Seleme İbnu'l-Ekvâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gazve sırasında başımıza Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh)'i komutan tayin etti. Bu seferde müşriklerden bir gruba gece baskını yaptık. Onlardan çokça öldürüldü. Ben kendi elimle yedi kişi öldürdüm. Bunlar, farklı âilelerdendi. O gün parolamız: "Ey Mansur (yardım gören) öldür, öldür!" idi."

Ebu Dâvud, Cihâd 78, (2596),102, (2638).

4211 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Nadir ve Kureyza yahudileri Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile savaştılar. O da Beni'n-Nadir'i sürdü. Kureyza'yı yerinde bıraktı. Kureyza'ya ihsanda dahi bulundu. Sonradan onlar da Resûlullah'la savaştılar. Aleyhissalatu vesselam da erkeklerini öldürdü, kadınlarını, mallarını, çocuklarını müslümanlar arasında taksim etti."

838 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zaman zaman birleştiği bir câriyesi vardı. Hz. Aişe ve Hz. Hafsa (radıyallahu anhümâ) (cariyeye temasını önlemek için) peşini bırakmadılar. Sonunda Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu cariyeyi nefsine haram etti. Bunun üzerine: "Ey Peygamber, sen zevcelerinin hoşnudluğunu arayarak, Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?..." diye başlayan Tahrim süresi nazil oldu."

Nesâî, İşretu'n-Nisâ, 4, (7, 71).

'Ya Rasulallah silahınızı bıraktınız mı? Ama biz melekler topluluğu henüz silahlarımızı bırakmadık. Allah (cc) Sana, Kurayzaoğulları üzerine yürümeni emir buyuruyor'[1]

'O Cibril'di.. bizden önce gidip Beni Kurayza'nın kalbine korku ve panik saldı.. onların maneviyatlarını sarstı, ümitlerini bitirip tüketti...' [2]

Resûl-i Ekrem Efendimiz, silahını yeni çıkarmış, temizliğini henüz bitirmişti. Derhal Hz. Bilal'i çağırtarak, bütün Müslümanlara şunu nidâ etmesini emretti:

"İşiten ve Allah'ın emrine itaat edenler, ikindi namazını Benî Kurayza yurdunda kılsın!"[3]

Resûl-i Ekrem Efendimiz, mücahidlerle Benî Kurayza Yahudilerinin kalelerinin dibine kadar vardı. Oradan Yahudi ileri gelenlerinin isimlerini birer birer zikrederek onlara şöyle seslendi:

"Ey Allah'ın gazabına uğrayarak maymuna çevrilmiş olanların kardeşleri! Allah sizi hor, hakîr kıldı mı ve belâsını, cezasını üzerinize indirdi mi? Demek siz bana kötü söz söylediniz öyle mi?"

Yahudi ileri gelenleri süt dökmüş kediye dönmüşlerdi:

"Yâ Ebâ'l-Kasım! Sen, sözünü bilmezlerden değilsin! Musâ'ya indirilmiş olan Tevrat'a yemin ederiz ki, biz sana hiçbir kötü laf sarfetmedik" diyerek söylediklerini inkâr ettiler.[4]

Nabbaş, "Yâ Muhammed!" dedi, "Benî Nadir Yahudilerinin teslim olmalarındaki gibi kanımızı dökme, mal ve silahlar senin olsun! Kadınlarımız ve çocuklarımızı alıp memleketinden çıkıp gidelim. Her cins silah hariç olmak üzere, her âile için bir devenin taşıyabileceği gerekli eşyayı götürmemize müsâade et!"

Peygamber Efendimiz, "Hayır, bu teklifi kabul edemem" buyurdu.

Nabbaş ikinci olarak şu teklifi yaptı:

"Öyle ise kanımızı bize bağışla. Sadece kadınlarımızı ve çocuklarımızı alıp gidelim. malları olduğu gibi bırakalım!"

Peygamber Efendimiz, "Hayır," dedi, "kayıtsız, şartsız, benim hükmüme itaat edip teslim olmaktan başka hiçbir çareniz yoktur!"

Nabbaş, me'yus ve perişan bir halde, kavminin yanına döndü. Olup bitenleri olduğu gibi anlattı.[5]

Benî Kurayza, Peygamberimiz'den, Evs kabîlesinden Ebû Lübabe'nin istişâre için yanlarına gönderilmesini istediler. Bunun üzerine Ebû Lübabe, gönderildi. Ebû Lübabe, Medîne yahûdîlerinden Müslüman olmuş servet sâhibi bir kimse idi. Peygamberimiz, kendisine kıymet verirdi. Peygamberimiz, Ebû Lübabe'yi gönderirken; "git onlara Allah ve Rasûlü için nasihat et." buyurdu.

Ebû Lübabe, kale kapısından yanlarına vardı.

Kureyza yahûdîleri O'na; "Yâ Eba Lübabe! Sen ne dersin? Muhammed bize, "benim hükmüm ile kaleden dışarı çıkın!" dedi" dediler.

Ebû Lübabe de onlara nasihat etti. Fakat, bu arada bir eliyle sakalını bir eliyle de boğazını tutarak, "başınızı keser bilmiş olasınız" diye, harbetmelerine işâret etti[6]

Kuşatmanın yirmi beşinci günü Rasûlullah‘in hükmünü kabul ederek teslim oldular. Eli silah tutan adamlar kadın ve çocuklardan ayrılarak tutuklandılar. Cahiliye döneminde müttefikleri olan Evs, onlara Hazrec’in müttefiki Kaynuka oğullarına yapıldığı gibi iyilik yapılması ve ağır ceza verilmemesi hususunda ısrar etti. Rasûlullah Evslilere hitaben;

"Onlar hakkında sizden bir adamın hüküm vermesini ister misiniz?" diye sordu. Onlar da

"Elbette" diye cevap verdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-

"Bu kişi Sa’d bin Muaz’dır" buyurdu. Evsliler

"Tamam razı olduk" dediler. [7]

Hz. Sa'd bin Muaz bütün bunlardan sonra hükmünü şöyle açıkladı:

"Ben, onlar hakkında buluğ çağına eren erkeklerin boyunlarının vurulmasına; malların Müslümanlar arasında taksim edilmesine, çocuklarla kadınların ise esir alınmasına hükmettim."

Peygamber Efendimiz, Hz. Sa'd'ı bu hükmünden dolayı tebrik ve takdir ederek, "Sen, onlar hakkında, Allah Teâlâ'nın yedi kat gökler üzerinde verdiği hükmüne uygun hüküm verdin" buyurdu.[14

"Ayşe (Hz.) nin aktardığına göre, bu kesim işi sabahtan akşama kadar sürmüş. Erkekler idam edilirken, Yahudi kadınlar ve çocuklar da buna feryat edip saçlarını başlarını yolmuşlar"[15]

“Beni Kureyza Savaşı’nda kadınlar bölüşülürken bana üç tane düştü; hepsini de sattım”[17]

[1] Buhari, Meğâzi 30; İbni Kesir, el-Bidaye, 3/134

[2] İbni Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 4/120

[3] A.g.e., 3:244-245; Tabakât, 2:74.

[4] Sîre, 3:245.

[5] Sîre, 3:246

[6] Sîre, 3:247.

[7] Sîre, 3:290

[8] Buhârî, Magâzî, îbn Hişâm

[9] Buhari, Sehâdât, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64, Megâzi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11, Eyman 18, I'tisan 28, Tevhid 35, 52; Müslim, Tevbe 56, (2770); Tirmizi, Tefsir, (3179); Nesâi, Tahâret 1194, (1, 163-164).

[10] İbn Hişâm, 2/267; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/120; Müslim, 3/1403, (Hadis No: 1779) Kahire 1375/1955

[11] (Buhari, "Menakıb", 12) .

Al, sana kendi kaynaklarınızdan ufak bir demet. Bunlar buzdağının daha görünen kısmı. Daha neler var neler.

Çok eşlilikte, yeni bir karı almadan önce, öncekilerin izni olması gerektiğini söylemiştin, nerede yazıyor, öncekilerin izninin alınması gerektiği?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Cübelinin dediklerinin hapsini yapmak mümkün. Yüzyıl öncesinin dünyasına bi bakın birde günümüze.Bilim ve teknolojinin yapamayacağı şey yok.Yağmur mesela günümüzde yapay yağmur yağdırılabiliyor bulut tohumlama yönetmi ile ,yakın zamanda süt de yapılabilir bir yerlerde okumuştum kök hücre yöntemi ile laboratuvarda et üretmişler bu daha ilerletilebilir.Maymundan insan yapmakda mümkün maymun dna'sı ile oynayarak, ilerde biyo teknoloji ve nanoteknolojinin daha da ilelemesiyle istediğimiz canlıyı sıfırdan bile yapabiliriz.Ölüme gelince dünyada yaşam süresi son yüzyılda iki katına çıkmış, çoğu gelişmiş ülkelerde 80 lere ulaşmış durumda.Bu gelecekte artarak devam edecek.Gün gelecek tıp ,nanoteknoloji,biyoteknoloji alanındaki gelişmler sayesinde sayesinde insan ömrü yüzyıllara çıkarılabilir.İnsan yarı makine yarı biyolojik bir canlı olacak muhtemelen.Peki ondan sonra ne olacak sonsuz nasıl yakalanacak .Orası da insan beynindeki bilgilerin depolanmasında yatıyor. Bu bilgiler bir merkezde toplanarak tıpkı bilgisayarlarda olduğu gibi yedeklenecek. Eğer vucüda bir şey olursa tekradan kopyalanan başka bir vücuda aktarılabilir. Bütün bunlar sana deli saçması gibi gelebilir.Eminim bir kaç yüzyılönceye gidebilsek ve bugün olacakları insanlara anlatsak bize de deli gözüyle baklarlardı.Sonuç olarak her şey mümkün ama zaman alıyor benim tahminime göre 100-150 yıl içerisinde bu dediklerimin çoğu gerçekleşecek ondan sonra eğer insanlar yüzyıllarca yaşarsa teknolojik ilerlemenin nereye varacağı tahmin bile edilemez.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Sonra oradan Medine'ye hareket ettik. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Safiyye için, bineğinin terkisine bir örtü seriyordu. Sonra devesinin yanında çömelip dizini dayadı. Safiyye radıyallahû anhâ, dizine basarak deveye bindi."

Ne ince bir davranış.

Kadının kocasını, dostalarını, akrabalarını öldürtmüş, birde üstüne daha yoldayken, çadırda gerdeğe girmiş. Çook ince davranışlar, çook(!)

Link to post
Sitelerde Paylaş

Peygamberimiz, erkeklerin 12-14 yaşları arasında ergenliğe eriştiği bir iklimde doğup büyümüştür. O dönemde çevresinde zina ve fuhşun yaygın olmasına, iffetsizliğin kol gezmesine rağmen Peygamberimiz gâyet mazbut bir hayat sürmüş, o'nun iffetsiz, kadına düşkün, şehvetperest davranışlarda bulunduğu hiç görülmemiş ve duyulmamıştır. Peygamberimizin bu özellikleri, Doğulu-Batılı tüm târihçiler ve araştırmacılar tarafından da kabul edilmiştir.

Peygamberimiz ilk evliliğini, 25 yaşında bir genç iken, kendisinden 15 yaş büyük, başından iki evlik geçmiş dul bir kadın olan Hatice ile yapmıştır. Hatice'nin ölümüne kadar 25 yıl devam eden bu beraberlik esnasında Peygamberimiz başka bir kadınla evlenmemiş, tıpkı bekârlığındaki gibi hayatını, iffetine toz kondurmadan lekesiz olarak sürdürmüştür.

Allah tarafından elçi olarak seçildiğinde, davasından vazgeçmesi için kendisine krallık, servet ve Mekke'nin en güzel-zengin kızları teklif edilmiş, bütün bunları elinin tersiyle iterek herkesin bildiği o meşhur cevabı vermiştir: “Bir elime ay'ı, bir elime güneş'i koysanız, yine de davamdan vazgeçmem.”

Hatice öldüğü zaman yapayalnız kalan Peygamberimizin üzerindeki ağır elçilik görevine, bir de öksüz kalan çocukların sorumluluğu eklenmiştir.

Ve kadınlardan babalarınızın nikâhladıklarını nikâhlamayın. Ancak geçen geçmiştir. Şüphesiz bu, çirkin bir hayâsızlıktır ve öfke duyulan bir iğrençliktir. Ne kötü bir yoldu o! Size, anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, teyzeleriniz, halalarınız, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, sizi emzirmiş olan anneleriniz, sütten kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri, birleşme yaptığınız kadınlarınızın eski kocalarından doğup evinizde bulunan üvey kızlarınız –birleşme yapmadıysanız bir sakınca yok size– kendi sulbünüzden olan oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşin arasını birleştirmeniz –eski yapılıp geçenler hariç–, yeminlerinizin sahip oldukları hariç muhsan kadınlar [nikâhlı kadınlar] da haram kılındı. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Bunlar Allah'ın üzerinize yazdığıdır. Bunların dışında iffetlerinizi koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla muhsanlaşacak [evlenecek] kadın aramanız size helâl kılındı. Öyleyse onlardan ne ile faydalandıysanız, farz bir görev olarak ücretlerini ödeyiniz. Zorunlu ödemenizden sonra, rızalaştığınız şeyde size bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah en iyi bilen ve hikmet sahibi olandır. (Nisâ/22-24)

Ve müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikâhlamayın. İman etmiş bir câriye, –o [müşrik kadın], sizin çok hoşunuza gitmiş olsa da– müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye kadar nikâhlamayın; iman etmiş bir erkek köle, –o [müşrik erkek], sizin çok hoşunuza gitmiş olsa da– müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise Kendi bilgisi ile cennete ve mağfirete çağırır. O, öğüt alıp düşünürler diye insanlara âyetlerini ortaya koyar. (Bakara/221)

Yukarıdaki âyetlerde açıklanan kurallar dışında Kur’ân'da, Bakara/230'da, üçüncü kez boşanan bir kadınla tekrar evlenilemeyeceği, Ahzâb/6'da, Peygamber'in eşlerinin mü’minlerin anneleri olduğu, dolayısıyla onlarla da evlenilemeyeceği, teaddüd-i zevcâtın/çok eşliliğin ancak olağanüstü koşullarda uygulanabileceği bildirilmektedir.

İslâm'ın kuralları sadece erkekleri değil, kadınlara da ilgilendirmektedir; dolayısıyla onlara da bildirilmesi, anlatılması ve öğretilmesi gerekir. Bu kuralların bazıları ise öncelikle kadınlara yöneliktir ki bunların kadınlara öğretilmesi, öğretenlerin kadın olması ile daha kolay olur. Çünkü hem kadınlar zihinlerinde oluşan soruları bütün açıklığı ile bir erkeğe sormaktan utanabilirler, hem de Peygamberimiz özel hayatla, cinsellikle ilgili konuları kadınlara anlatma hususunda sıkıntıya girebilirdi.

Nitekim uygulama da bu yönde olmuş, kadınlara özgü kuralları Müslümanlar kadınlar, Peygamberimizin eşlerinden öğrenmişlerdir.

O bahsettiğin diğer konular ile ilgili de elimde kaynaklar var öyle dışardan bakıp kullandığın kelimeler tamamiyle gerçek dışıdır...

"Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin; çünkü bu büyük bir günahtır. Yetimlerin hakkına riâyet edememekten korkarsanız (bunların yakasını bırakın da) beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın; haksızlık etmekten korkarsanız bir tane kadın veya ellerinizin altında olanla yetinin; bu, adâletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır (Nisâ: 4/2-3).

Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an ve Hadislerde yer alan veya müslümanların tarihsel tecrübesinde yer edinen konular hakkında toplumu aydınlatırken hem dinin tarihindeki yorum, yaklaşım ve uygulama zenginliğini olduğu şekliyle yansıtmaya, hem de bu tür konuların hukuki ve kazai yönünün ülkemizin mer’i mevzuatı, aile hukukunda Medeni Kanun esas alınarak çözülmesi gerektiğine vurgu yapmaya özen göstermektedir. Bu tutumumuz, aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanlığının, hem dinin doğru bilgisiyle toplumu aydınlatma, hem de laiklik ilkesini esas alarak topluma hizmet sunma sorumluluğunun bir gereğidir. Aynı şekilde Başkanlığımız, ilgili Kur’an ayetinin (en-Nisa 4/3) çok evliliği değil tek eşliliği teşvik ettiğini, hukuken ve toplumsal genel kabul yönüyle tek evliliğin esas olduğu ülkemizde, kadının hakkı korunamadığı, çocukların nesebi ve mirası gibi konularda haksızlıklar söz konusu ve neticede kadın mağdur olduğu için ikinci evliliğin dinen de uygun olmadığını her vesileyle ifade etmektedir.

Günümüzde yapılması gerekeni de bu şekilde açıklamış olduk ama derin konular bunlar bu tür konuşmalarla yeterince anlaşılamaz...

Link to post
Sitelerde Paylaş

neredeyse 7-8 aydır bu foruma hiç uğramıyordum. gittim bu adam saçmalıyordu, geldim hala saçmalıyor. hiç mi birşey öğretemediniz bu arkadaşa ey forum ahalisi? :)

Senden önce benim yazılarım olduğu için üstüme alındım ve onun için cevap verme gereği duydum. Ben 7-8 ay öncesinde forumda yoktum yeni geldim. Eğer bana söylediysen saçmalayan ben değilim yani

Link to post
Sitelerde Paylaş

shams:

Ve kadınlardan babalarınızın nikâhladıklarını nikâhlamayın. Ancak geçen geçmiştir. Şüphesiz bu, çirkin bir hayâsızlıktır ve öfke duyulan bir iğrençliktir. Ne kötü bir yoldu o! Size, anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, teyzeleriniz, halalarınız, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, sizi emzirmiş olan anneleriniz, sütten kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri, birleşme yaptığınız kadınlarınızın eski kocalarından doğup evinizde bulunan üvey kızlarınız birleşme yapmadıysanız bir sakınca yok size kendi sulbünüzden olan oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşin arasını birleştirmeniz eski yapılıp geçenler hariç, yeminlerinizin sahip oldukları hariç muhsan kadınlar [nikâhlı kadınlar] da haram kılındı. Allah çok affedici, çok merhametlidir. Bunlar Allah'ın üzerinize yazdığıdır. Bunların dışında iffetlerinizi koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla muhsanlaşacak [evlenecek] kadın aramanız size helâl kılındı. Öyleyse onlardan ne ile faydalandıysanız, farz bir görev olarak ücretlerini ödeyiniz. Zorunlu ödemenizden sonra, rızalaştığınız şeyde size bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah en iyi bilen ve hikmet sahibi olandır. (Nisâ/22-24)

Bu da Ahsab 50:

50 - Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allahın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer müminlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygambere bağışlayan, Peygamberin de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mümin kadını da (sana helal kıldık.) Müminlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

buyur shams efendi?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Senden önce benim yazılarım olduğu için üstüme alındım ve onun için cevap verme gereği duydum. Ben 7-8 ay öncesinde forumda yoktum yeni geldim. Eğer bana söylediysen saçmalayan ben değilim yani

Sen sacmalamaya baslayanlarin yenilerindensin.Sana bir soru allahiniz insanlari sinava tabi tutuyor,bu insanlar ayrica mükemmel yaratilmis,neden yaslaniyorlar,mesala 30 larinda durup kulluklarini percinleyip ondan sonra rahmete kavussunlar....

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...