Jump to content
analiz

Elektromanyetik Alan

Recommended Posts

aklıma birden çeşmesularının steril olduğunu kantlamak için kameralar karşısında şebeke suyu içen belediye başkanları geldi nedense :lol:

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Cep telefonu fareleri hiperaktif yaptı

Fareler üzerinde yapılan araştırma, anne karnında cep telefonunun yaydığı dalgalara maruz kalan hayvanların beyinlerinde ve davranışlarında bozukluk olduğunu gösterdi.

Scientific Reports dergisinen yayımladığı araştırma için hamile fareler, cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik dalgalara maruz bırakıldı. Doğan yavrularda hiperaktivite, korkusuzluk ve hafıza problemleri olduğu tespit edildi.

Bilim adamları, cep telefonunun yarattığı etkinin, çocuklardaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna (DEHB) benzediğini bildirdi.

Anne karnında cep telefonunun yaydığı dalgalara maruz kalan farelerin beyinlerinde de farklılık görüldü. Bu hayvanların beyninde glutamat maddesinin taşınmasında sorun tespit edildi. Bilim adamları, sorundan en çok etkilenen bölgenin, DEHB'de de önemli rol oynayan, prefrontal korteks olduğunu ifade etti.

Bilim adamları araştırmalarında, farelerin kafeslerinin üzerine cep telefonu yerleştirdi. Cep telefonlarının bir bölümü açık bırakılırken, kontrol grubunun kafeslerindekiler kapatıldı. Açık olan cep telefonlarının SAR değeri, kilo başına 1,6 vat olarak ayarlandı. Avrupa Birliği ülkelerinde SAR değeri için izin verilen üst sınır 2 W/kg.

Doğan fareler aralıklarla ayrıntılı testlerden geçirildi ve cep telefonu dalgalarına maruz kalan ile kalmayan fareler arasında nörofizyolojik olanlar dahil, belirgin farklılıklar tespit edildi.

Araştırmayı yürüten Yale Üniversitesi bilim adamlarından Tamir Aldad, aynı etkinin bugüne kadar yetişkin hayvanlarda yapılan deneylerde görülmemesinin, anne karnında gelişmekte olan canlıların beyinlerinin dış etkenlere karşı çok daha hassas olmasından kaynaklandığını belirtti.

Farelerden alınan sonucun doğrudan insanlara aktarılamayacağını söyleyen Aldad, ancak insan yavrusunda da anne karnında beynin dış etkilere karşı çok hassas olduğu dönemlerin bulunduğunun bilindiğini hatırlattı. Aldad, aynı riskin insanlar için de bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini vurguladı.

AA

******************************************************************************************************************************************************

Nazar Kavramı İspatlanıyor!

Yurt dışında yaşayan ve göğsümüzü kabartan bilim adamlarından biri olan Prof. Dr. Sanin Akaş, kültürümüzde önemli yer tutan Nazar Kavramı hakkında yaptığı çalışmalarla önemli bulgulara ulaştı. Sanin Akaş’ın önerdiği deneyler, 15 Nisan’da CERN’de uygulanacak.

1958 doğumlu Sanin Akaş, fizik eğitimi için gitmiş olduğu Sorbonne’dan ABD’ye sıçradıktan sonra, Dünya’nın önde gelen matematikçi ve fizikçilerinden birisi oldu. Kısa zamanda Profesörlüğe yükselen Prof. Dr. Sanin Akaş, takyonlar üzerine yaptığı çalışmalar sırasında annesinin gönderdiği nazar boncuğunun kırılmasından yola çıkarak, fizikteki önemli gizlerden birini keşfetti.

Hocası Prof. Dr. Knarp Pirla ile konuya eğilen Akaş, 34 yıllık tecrübeleri neticesinde CERN’e önerdiği deneyleri kabul ettirdi. 15 Nisan 2012 tarihinde gerçekleştirilecek deneyler, kültürümüzde önemli bir yer tutan nazar kavramı ve mavi boncuk konusuna bilimsel bir kanıt sağlayacak. CERN’deki deneylerin Akaş’ı doğrulaması halinde nazar kavramı bilim literatürüne girecek.

Bugüne dek basında yer almayı tercih etmeyen Akaş, Açık Bilim dergisine röportaj vermeyi kabul etti.

Yurtdışındaki Türk bilim adamları ile devam ettirdiğimiz röportaj serimiz Prof. Dr. Sanin Akaş ile devam ediyor.

Kendinizden bahsedebilir misiniz?

- Tabii 1958 Gerze-Sinop doğumluyum. İlkokul ve ortaokulu orada bitirdikten sonra burslu olarak Galatasaray Lisesi’ne girdim. Lisede fizik hocamız meşhur Ziya Ötken beni çok etkiledi, Tübitak yarışmalarına hazırladı ve ben de kendimi fizik dünyasının içinde buldum. Galatasaray Lisesi’nden sonra fizik üzerine yüksek öğrenim görmeye Fransa’ya, Sorbonne’a gittim. Evliyim. Bir çocuğum var.

Hem fizik hem de matematik alanında birçok çalışmalarınız var. Bu konularda çalışmaya nasıl karar verdiniz?

- Sorbonne’da iken rahmetli Aziz Nesin’in oğlu Ali Nesin ile tanıştım. Aziz Nesin de yanında idi. Öyleydi böyleydi derken epey lafladık ve samimi olduk. O gün beni ikna etti ve ben bir anda kendimi çift anadal yaparken buldum. Hem fizik hem matematik okudum. Biraz fazla heyecanlanmıştım, Ali Nesin bana “senin hepsini öğrenmen gerek, eksik kalma” dedi. Sağ olsun, sayesinde hiç eksik kalmadım.

Sanırım 3 sene gibi kısa bir sürede bitirmişsiniz iki bölümü de?

- Doğru. Çok sosyal hayatım yoktu açıkçası ve bu yüzden vaktimi hep okulda geçiriyordum. Fransızlarla hiç anlaşamıyor olmamın bunda etksi var.

Sonra yüksek lisans için Amerika’ya gidiyorsunuz. Neden Amerika?

- Fransa’da pek eğlenmiyordum. Fizik bölümünün tüm derslerini verdiğimde, hocam meşhur Farce D’avril’in dikkatini çekmiştim. Bana “Senin ilgilendiğin konuda Amerika’da Michigan Eyalet Üniversitesi’nde bir deney yapılıyor, git ona katıl gözlemci olarak” dedi. Gerekli tüm yazışmaları o yaptı ve yerimi ayarladı.

İlgilendiğiniz konu neydi?

- Ben o zaman “takyon” dediğimiz parçacıklarla ilgileniyordum. Bunlar çok ilginç parçacıklardır, ışıktan hızlı hareket ederler teoriye göre. Biz sadece onlar yavaşladığında görebiliyoruz hatta yavaşladıklarında oluşan radyasyon çizgisini gözlemliyoruz ama o kadar. Amerika’ya gittikten sonra New York Üniversitesi’nden Alan Sokal ile tanıştım. Kendisi çok ilginç biri idi, takyonlar ile ilgili ilginç teorileri vardı ama Sokal sonra bıraktı peşini, ben devam ettim. Orda bir kaç deneye katıldım ve verileri yorumlayarak Takyon yoğuşması üzerine tezimi yazdım. Doktora tezim için Fransa’ya dönmem gerekiyordu ki işte orda kader denilen şeyin hayatımdaki etkisi ortaya çıktı.

Ne oldu peki?

- Annem o zaman bana sürekli Türkiye’den hediye paketleri yollardı. Ben o yoğunlukta son geleni açmayı unutmuşum. Neyse, bir gün deney kontrol odasındayken annemin paketinden bir kırılma sesi geldi, cam kırılması gibi. Ben paketi açtım kı içinden bir nazar boncuğu çıktı. Nazar boncuğu kırılmış. Üstünde durmadım ben tabi, o zamana kadar nazar boncuklarının kırıldığını duyardım ama bunun malzeme ile alakalı ya da bir şekilde tesadüf olduğunu düşünürdüm. Annemle telefonda konuşurken laf arasında bahsettim, “üzerinde nazar varmış, geçmiş evladım.” dedi. Tabi ben yine ciddiye almıyorum. Annemin ısrarı üzerine aradım, taradım, ne yaptım ettim gene gittim bir nazar boncuğu buldum ve astım masama. Hatta fotoğrafını çekip içi rahat etsin diye anneme yolladım ve konuyu kapattım.

Peki ne zaman konuya eğildiniz?

- Amerika’da aldığım nazar boncuğu kırılınca ben konuya değil ama neden kırıldığına eğilmeye başladım. Tabi şimdi yazdığım makalenin konusu şeklinde değil ama malzeme özellikleri, odadaki termal gerilim ve benzeri özellikleri incelemeye başladım. Aslında biraz yan proje, hobi gibiydi benim için. Bir sonuca ulaşmadı ama kafamı boşaltmış oldum.

Takyonlarla da ilgilenmeye devam ediyorsunuz

- Evet evet, sürekli deney sonuçlarını yorumluyorum ve o dönemki hocam Knarp Pirla ile de verileri paylaşıyorum. Bir gün hocam bana deney verilerindeki iki anomaliden bahsetti. Benim hiç dikkatimi çekmemişti ama ağır su havuzundan geçen takyon sayısında iki kere düşüş olmuştu. Ben tabi bunu güneşteki patlamaların durulmasına ya da daha başka sebeplere bağlıyordum ama hocam sen bunu bir kurcala dedi, çünkü benim hipotezim geçerli olsa daha fazla sayıda düşüş olması gerekir.

Bir süre sonra ben kurcalarken bir anda bir şey dikkatimi çekti. Takyon yoğunluğunun düşüşünden önce yoğunluk artıyor ve sonra bir anda düşüşe geçiyor. Yalnız bu düşüş kritik Planck zamanının çok üstünde. Planck Zamanı saniyenin 10 üzeri -43’te biridir. Ama bizim gözlemlerimiz bu yoğunluk düşüşünün 1 saniyenin az üstünde olduğunu gösteriyor ki bu astronomik bir zaman aralığı kuantum mekaniği için.

Peki nasıl açıklamaya çalıştınız

- İşin doğrusu açıklayamadım ve kenara koydum ben bunu. Doktora tezimi verdim ve iş teklifi aldım.

Nasıl bir işti?

- Şimdi o dönem benim tabi parçacık hızlandırıcılar üzerine tecrübem oluştu. Bir medikal firması için özel medikal izotop üretim işinde danışman oldum, şimdi çok gelişmiş bir dal oldu ama o dönem iki firma vardı. O firmada ufak bir hızlandırıcı imal ettik, çok küçük yani yaklaşık 0,5 Tev civarında. Orada medikal izotoplar üzerinde deneyler yapıyorum. Nasıl daha gelişkin ve radyoaktif ömrü daha uzun izotoplar yaparız diye. İşte orda Knarp ile önümüzdeki ay açıklayacağımız fenomeni de orada gözlemledim

Yani bu asrın buluşunu!

- Alçakgönüllü olmak adına ben öyle demezdim… Şimdi ben ordayken gene tabi paketler gelip gidiyor. Orda da üçüncü kez bir nazar cam eşyası kırıldı. Bilim tesadüflerle ilerler sözünü doğru çıkarırcasına ben o sırada veri alıyordum bilgilsayardan. Hemen verileri temizledim ve takyon düşüşünü gözlerimle gördüm. Gene yükselmiş yükselmiş ve tam o anda müthiş bir düşüş var takyon yoğunluğunda. Şimdi bu tabi yoğunlaştığım bir konuydu ya bir ara, neden kırılıyor bu cam diye. Ama bırakmıştım sonra ama beyin tabi ilginç bir oluşum. Siz bıraktım zannetseniz de bırakmıyor. O üçüncü boncuk kırılınca benim kafamda ampul yandı. Ben bir ilişki olduğundan iyice şüphelendim ama hocam ve partnerim daha kuşkucuydu. O da tabi çok şaşırdı. Yanlış sebep sonuç ilişkisi kurup kurmadığımı merak etti. Ama tabi bu öyle bir şey ki koşulları tekrar oluşturmak imkansız gibi bir şey.

E ne yaptınız peki?

- Şimdi o dönem çarpıştırıcı teknolojisi bugün gibi değil . Biz beklemeye başladık, her gün bütün Amerika’daki irili ufaklı çarpıştırıcı laboratuvarlardan takyon ölçümlerini aldık. Değişimleri görüyoruz, anlık düşüşleri ama o kadar fazla veri var ki. Biz de bu sefer Planck zamanını aşan düşüşleri inceledik.

Ne buldunuz?

- Bu düşüşlerin yılda yaklaşık yüz civarı gözlemlendiğini. Hemen laboratuvarlara yazdık ama hepsinden gelen cevap “biz bu düşüşleri anomali olarak kaydettik, ilgilenmedik” dediler. Tabi o zaman anomaliyi bir yere de bağlayamıyorsunuz. Biz bütün laboratuarlara yazdık ama sonuç çıkmadı. Knarp ile bu fenomene ciddi ciddi eğildik. O zaman eski hocam Sokal bana bir eleştiri yazdı, metafiziksel bir fenomeni fizikle açıklamaya çalıştığım için. Ben de ona “Eskiden metafizik olan şeyler bir gün fiziksel gerçeklik olur, açıklayabilirsek eğer. Açıklayamazsak metafizik olarak kalmaya devam eder” diye.

Peki kaç senedir bu fenomeni araştırıyorsunuz?

- 34 sene oldu ve en sonunda sonuçlar anlam kazandı. Takyon yoğunluğunun düşüşünün uzay zamanda belli noktalarda tekillik yarattığını ispatladık. Bu tekillikteki yoğuşma uzay zaman eğrisinde belli bir noktaya yoğunlaştığında bir enerji dalgası ortaya çıkıyor. Şimdi bizim laboratuvarda yaptığımız deneyler bu yoğunlaşmanın atomaltı dünyadan öteye geçip, yani Planck boyutunu geçip, fiziksel dünyada etkileri olabileceğini gördük. İşte yani, cam kırılmaları, su yüzeyinde titreşimler, bazı insan ve hayvanlarda irritasyon.

Peki bu ne ile alakalı hocam?

- İşte şimdi sorumuzun ikinci kısmı bu. Tamam, takyon yoğunlaşması o nazar boncuklarını kırıyor ama Takyon neden orda yoğunlaşıyor? İşte o zaman biz şöyle bir şey düşündük. Eğer Takyon yoğunlaşması bir yere akıyorsa demek ki bir yerde boşluk oluyor. Takyon boşluğu dedik biz buna. Ve bu sefer oturduk Takyon boşluğu ölçmeye giriştik. Bunun için bir cihaz tasarladık ve bu cihaz sayesinde takyon yoğunluğunu gerçek zamanlı ölçmeye başladık. Ben bu sayede Fields madalyası aldım hatta. Bu cihaz gösterdi ki gerçekten bu yoğunluk bir anda kaybolabiliyor. İşin daha da ilgi çekici yanı bu tamamen bio enerji ile alakalı.

Nasıl yani?

- Kontrollü deneylerle ispatladık ki boş bir odada herhangi bir takyon boşluğu oluşmuyor ama işte yaşayan insanların olduğu yerde bu boşluk oluşuyor. İşin garip tarafı genelde bu boşluk çok yoğun düşünen ve kritik iş yapanlarda çıkıyor. Şimdi zaten deneyimizin ikinci kısmı CERN’de başlayacak 15 Nisan’da ve bu konuya oadaklanılacak?

Nazar konusuna?

- Nazar demeyelim ama bio enerji veTakyon ilişkisini inceleyeceğiz. Ben umutluyum, mutlaka bir sonuç çıkacak. Şimdi deney için insanları dörde ayırdık. Olumlu düşünenler, olumsuz düşünenler. Kendini şanslı ifade edenler ve şanssız olanlar. Bunların tabi kontrol grupları da var. Sonra oturup bunları belli bir süre gözlemleyeceğiz. Sonuç olarak gerçekten bio enerji seviyeleri ve Takyon yoğuşması arasında bir ilişki var mı göreceğiz.

Peki ne işe yarayacak?

- Şuna yarayacak: Bazı eşyalar neden durduk yere gözümüzün önünde kırılıyor? Bilimin bir türlü açıklayamadığı “ani insan parlaması/yanması” neden oluyor? Ruslar bu konuda çok çalışma yaptı, neden insanlar durduk yere yanıyor diye. Sonra belki de gerçekten “çekim yasası” var mı onu açıklayacağız. Ben çok umutluyum. Sonuçta bio enerji kanıtlanmış bir şey. Takyon yoğuşması da. Bunları biribirine bağlamak mesele sadece. Sonra da belki bunu nasıl önleriz ona bakacağız. Tabi bunlar çok uzun deneyler ama ben umutluyum açıkçası.

Umarız çalışmalarınız istediğiniz sonuçlara ulaşır hocam. Açık Bilim’e destek verdiğiniz için teşekkür ederiz.

haci bırak elektromanyatik dalgaları bio dalgalar bile var cıssss : ) Bu kadar emin konuşmamalısın...Paylaşım için teşekkürler elektrikli aletler enerjimizi yönlendirip konsantre edebilir...AçıkBilim

tarihinde fishéyé tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

fisheye arkadaş, şu nazar ispatıyla ilgili yazıda sanin Akaş olarak bahsedilen prof gerçek değil sanırım. Yani öyle görünüyor ki bilim ile arası iyi olan biri zaytung haberi yazmaya kalkmış.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bilim forumunda yapacağınız yorumların bilimsel bulgular ve delillerle desteklenmesi gerekiyor.

Elinizde somut deliller yoksa, bir iddiada bulunamazsınız. Kimse bulunamaz. Onların profesör, doçent zart zurt olması beni ilgilendirmez.

Bu kurala uymayan iletiler silinecektir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sil, git Yale Üniversitesinde yapılan çalışmaları da durdur banane, şaka mı bu?Millet bilimsel makele paylaşımı yapmayın silerler aman ha burası bilim forumu bile değil birileri korkmuş olmalı...Bu ne ya çattık her forum böyle kendini tanrı sanan yöneticilerle dolu...Böyle bir cevap verdiğim için üzgünüm şurda düşünen insanlar görmek isityorum ahmedo bilmiyorum öyle mi araştırmadım kişi bilim insanı değil mi?Araştırcam...

tarihinde fishéyé tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Arkadaşlar kişiyi tartışmak istemiyorum bu açıkbilim adlı bir sitede yayımlanmış bir yazı gidin sorun üç adet fotoğraf var adam o işte : ) Neyse ben de tabi tam olrak anlamadım kişi kırılan çatlayan ( her neye uğruyorsa ) nazar boncuklarından yola çıkmış kendi kendine etkiye giren nesneler üzerine yapılan bir araştırma sanırım, takyonlar hakkında fazla bir bilgim yok ilginç buldum bu bir araştırma olabilir hipotez olabilir vs ben bu kesin ispatlanan bir şey demiyorum kimse demiyor biliyorsunuz herkes agnostik zaten : )

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yöneticiler dalga geçenleri siliyor mu?Gerçi kendileri de dalga geçiyor...Millet benden size tavsiye fazla gevezelik iyi değil...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yöneticiler dalga geçenleri siliyor mu?Gerçi kendileri de dalga geçiyor...Millet benden size tavsiye fazla gevezelik iyi değil...

Burası ateistcafe..

Dalga geçmek serbest. Hatta gerekiyor bazı konularda..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Arkadaş Hans von Aiberg denen birinden bahsetmiş ne alaka diyorum?haci ve yine bir bilim insanını yok öyle biri yaptıkları boş bilmem ne diye nitelediniz bu nasıl bir yaklaşım tarzıdır anlamış değilim...Elektromanyetik etkiler yok dediniz yok oldu peki burayı bir inceleyin...İsterseniz tavanarasına alalım başlığı : )

http://www.bilimania.com/haber/423/trafo-ve-yuksek-gerilim-hatlarinin-yaydigi-elektromanyetik-dalgalar-sagligimizi-etkiliyor-mu

Bu tip trafo yakınlarında hamile bayanların sorunlu doğumlar yaptığını felan da mı işitmediniz pes...Dalga geçmeye devam edin ama ben oldukça ciddiyim...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Arkadaş Hans von Aiberg denen birinden bahsetmiş ne alaka diyorum?haci ve yine bir bilim insanını yok öyle biri yaptıkları boş bilmem ne diye nitelediniz bu nasıl bir yaklaşım tarzıdır anlamış değilim...Elektromanyetik etkiler yok dediniz yok oldu peki burayı bir inceleyin...İsterseniz tavanarasına alalım başlığı : )

http://www.bilimania.com/haber/423/trafo-ve-yuksek-gerilim-hatlarinin-yaydigi-elektromanyetik-dalgalar-sagligimizi-etkiliyor-mu

Bu tip trafo yakınlarında hamile bayanların sorunlu doğumlar yaptığını felan da mı işitmediniz pes...Dalga geçmeye devam edin ama ben oldukça ciddiyim...

Kimse elektromanyetik etki yok demedi.

Elektromanyetik etkinin canlılara üzerinde zararlı etkileri yok... dendi..

Öyle bir etkinin dedikodusu var ama kendisi yok dendi.

Siz istediğinize inanın. Onun önüne geçemeyiz. Ama bilimsel olarak bilinen zararlı bir etki yok.

Bu konuda binlerce dedikodu ve efsane olması onların var olduklarının kanıtı değildir.

UFO'lar hakkında daha çok yayın var. İnsanlar nedense efsanelere inanma eğilimindedirler.

Ateistler bu konuda bir istisna oluşturmazlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evet zararları yok dedin etkinin ne olduğunu biliyoruz zararlı veya yararlı her neyse bir etki sözkonusu...ki biz zararlı olanlardan bahsediyoruz yararlıları maalesef yok : )Yukardaki çalışma bir Üniversitede yetkili kişilerce denenmiş(fare deneyi) şimdi sana bunların yöntemini vs anlatmak istemiyoruzm iyice rezil duruma düşcem : ) Bu kişiler uydurmuyor bunları deney gözlem vs...Geçende kablosuz modemin kısırlığa yol açtığı tespit edilmişti bunlar uydurma mı?Uydurma haberler neden kaynak gösterilerek yapılsın?Hayır siz kaynakları beğenmiyorsunuz anladım ben sizi...sorıun o : ) neyse...

EMA'nin iki tür etkisi vardir. Birinci kisim;

Kisa zamanda hissedilen etkiler diyebilecegimiz bas agrilari, göz yanmalari, yorgunluk, halsizlik ve bas dönmeleri gibi sikayetlerdir. Ayrica gece uykusuzluklari, gündüz uykulu dolasim, küskünlük ve sürekli rahatsizlik nedeniyle topluma katilmamak gibi neticeler de literatürde rapor edilmistir.

Diger bir etki ise;

Moleküler ve kimyasal baglara, hücre yapisina, vücut koruma sistemine yaptigi ve uzun sürede ortaya çikabilen etkilerdir.

EMA'nin kansere yol açici bir faktör oldugu % 100 henüz kesin olarak ispat edilmemistir. Fakat yapmiyor da diyemeyiz. Hayvanlar üzerinde yapilan çalismalardan yorumlar yapilmaktadir. Kanseri arttirici etkisi mevcuttur. Etkilerinin olusmasi EMA'in frekansina, siddetine, vücut ölçülerine, vücudun elektriksel özelliklerine, EMA'in mesafesine ve en önemlisi etki süresine baglidir. Buna göre en çok tehlikeye yüksek gerilim hatlarinda veya yüksek gerilim tesislerinde, radyo ve TV alici-vericilerinde çalisanlar maruz kalmaktadirlar. Yüksek gerilim ve akimdan dolayi enerji iletim hatlarinin çevresinde elektro magnetik alanlar meydana gelmektedir. Çevre bilincinin giderek önem kazanmasi ile enerji iletim hatlarinin çevresindeki alçak frekansli elektrik ve magnetik alanlarin, çevredeki bitki örtüsü, hayvanlar, insanlar üzerindeki biyolojik etkisinin belirlenmesi için çesitli arastirmalar yapilmaktadir. Yapilan arastirmalarda evlerin yakinindaki yüksek akimli elektrik hatlari ile kanserin iliskisinin daha ileri bir arastirmasi, eriskin kanserlerinin vaka-kontrol çalismasi yürütülmüstür. Yüksek akimli konfigürasyonlar yakininda yasayan 55 yasin altindakilerde sinir sistemi, rahim, gögüs ve lymphoma tip kanserlerde önemli artis gözlenmistir. Kalkinmis ülkelerde TV, radyo ve cep telefon hizmetlerine yaydiklari güç açisindan sinirlamalar getirilmistir. Ülkemizde herhangi bir sinirlama yoktur. Kullandigimiz teknolojik ürünlerin çogunu, faydalari zararlarini astigi için kullanmaya devam ediyoruz. Magnetik alanlarin intihar ile iliskisi oldugunu iddia ederek isi asiri seviyede abartanlar da yok degildir.

Japonya'da bütün elektriksel ekipmanlar 1973'te yayinlanan Uluslararasi Ticaret ve Sanayi Bakanligi'nin düzenledigi Elektriksel Tesisatlarin Teknik Standartlarina mecbur tutulur. Kalabalik nüfuslu, % 25 ya da daha fazla yapilarin kapladigi bölgelerde yüksek gerilim havai hatlarin yapimi yasaklanir.

Elektromagnetik alan olusturan Radyo Frekanslarinin (RF) gözler, sinir sistemi, üreme ile ilgili dokularda, dolasim sisteminde ve bazi vücut organlarinda ciddi etkileri vardir. Genital organlar RF alanlarina karsi çok duyarlidir. Histolojik arastirmalar, çesitli islem fazinda sperm olusmasinin kesildigini veya durakladigini ortaya koymustur. Bu morfolojik degismeler üreme çevriminde, döl azalma kisirlasma ve disi dogum sayisinda artis olarak kendini gösterir. RF hamile kadinlarin düsük oraninda artmaya neden oldugu bilinmektedir. Hamilelik baslangicinda kisa dalga tedavisi gören bir annenin çocuk dogdugunda normalden çok daha az kemiklesme eksikligi gibi anormallikler görülebilir. Ayrica dolasim sistemindeki etkinin nefes almada hizlanmaya bazen de gecikmeye neden oldugu gözlenmistir. Böbrek, böbreküstü bezler, karaciger üzerine etkiler konusunda birçok çalisma yapilmistir. RF alanlarda çalisan personelde özellikle kadinlarda, troid bezi büyümesi gözlenmistir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Siteden topu topu bir makale okuduk o da 1 Nisan şakası çıktı iyi mi : )Zaten bir tuhaflık olduğunu biliyordum : )Kişi hariç kimse yazının mantığını sorgulamadı nazar boncuğu ve bio enerji ne alaka demi? Neyse bioenrji de var biz ilk önce elektromanyetik enerjiyi kabul ettireb,ilsek ne ala : )Hala yok öyle bir şey diyolar ya...

Dizüstü bilgisayarlarında bulunan 'wireless'ın kısırlığa yol açtığı kanıtlandı.

Kablosuz bağlantı kullanılan dizüstü bilgisayarların, erkeklerde kısırlığa yol açtığı şeklindeki şehir efsanesinin gerçekliği kanıtlandı.

Kablosuz bağlantının yaydığı elektromanyetik dalgalar nedeniyle spermin genetik yapısı zarar görüyor.

Günlük hayatımızın vazgeçilmezi dizüstü bilgisayarlar(laptop) ve bu cihazlarda kullanılan Wi-Fi adı verilen kablosuz internet, uzun süreli kullanımlarda erkeklerde kısırlığa dek varan olumsuz etkilere yol açıyor. Yıllardır bilinen bu gerçek kısa bir süre önce yapılan bazı klinik deneylerle de kanıtlandı.

Eurofertil Tüp Bebek Merkezi Laboratuar Direktörü Dr. Elif Ergin, dizüstü bilgisayar kullanımı ve kablosuz internetin erkek kısırlığı ile ilişkisinin yıllardır hep konuşulduğunu, ancak bu konudaki klinik deneylerin sonucunun geçtiğimiz günlerde alındığını söyledi.

Üreme tıbbı konusunda önde gelen dergilerden "Fertility and Sterility" dergisinde yayınlanan bir deneysel çalışmanın sonucuna göre, dizüstü bilgisayar kullanımının sperm hareketliliğine ve genetik yapısına zarar verdiğinin gösterildiğini belirten Dr. Elif Ergin, şöyle konuştu:

"Genellikle kucak üzerinde kullanılan dizüstü bilgisayarlar erkeklerin genital bölgelerinde ısı artışına ve elektromanyetik(RF-EMW) dalgalarına maruz kalmalarına yol açıyor. Zira, çocuk sahibi olamayan çiftlerin yüzde 50'sinde erkek faktörü bulunuyor. Dolayısıyla özellikle çocuk sahibi olmak isteyen erkeklerin dizüstü bilgisayar kullanımına dikkat etmeleri gerekiyor"

BU ALANDAKİ İLK DENEYSEL ÇALIŞMA

Daha önce yapılan çalışmalarda dizüstü bilgisayar kullanımının testislerde ısı artışına neden olduğunu ortaya koyduğunu, yapılan son çalışmada ise kablosuz internetin spermler üzerinde olan etkileri araştırıldığını kaydeden Dr. Ergin araştırmaya ilişkin şu bilgileri verdi:

"Bu çalışma dizüstü bilgisayar kullanımı esnasındaki elektromanyetik dalgaların insan spermi üzerine olan etkisinin incelendiği ilk çalışmadır. Sağlıklı 29 erkek hastadan alınan sperm örnekleri üzerinde yapılan çalışmada, her bir sperm örneği iki gruba ayrılarak farklı ortamlarda bekletilmiş. Örneklerin biri, oda ısısındaki kablosuz internete bağlı ve aktif olarak çalışan bir dizüstü bilgisayarın altına (3 cm uzağına) yerleştirilerek 4 saat bekletilirken, diğer örnek ise oda ısısında dizüstü bilgisayardan uzakta 4 saat bekletilmiş. 4 saatin sonunda bütün sperm örnekleri tekrar incelendiğinde; laptop altında bekletilen örneklerde ileri hareketli sperm oranının anlamlı olarak azaldığı ve DNA hasarının arttığı görülmüş. Elde edilen veriler, erkek üreme organlarının yakınında kullanılan bir dizüstü bilgisayar varlığının, erkek sperm kalitesini azaltabileceğini ortaya koyuyor. ''

Dr. Elif Ergin, yapılan deneysel araştırmadan kablosuz internet kullanılan dizüstü bilgisayarların erkekler açısından ne denli zararlı olabileceğinin anlaşıldığını ifade ederek, "Çocuk sahibi olmak isteyen erkekler dizüstü bilgisayar kullanımını mutlaka sınırlandırmalıdırlar. Ayrıca kablosuz internetin yaydığı elektromanyetik dalgalar kadar kucakta kullanılan dizüstü bilgisayarların alt kısımlarında oluşan aşırı sıcaklık da testislere ve dolayısıyla sperm kalitesine zarar verebilir" diye konuştu.

Kaynak : http://www.haber3.com/wireless-kisir-yapiyor-1248251h.htm#ixzz1rcxMhH9S

Bu da mı şaka gerçi bu şahsen zararlı değil : )

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Peki şunu merak ediyorum. Yapılan bu deneylerde ne kadar elektromanyetik veya sar değeri kullanılmış, farelere ne kadar kola verilmiş vs. Nedense "ispatlandı" derler ama deneylerde ne kadar değer kullanıldığı yazmaz.

Şuraya yazılan tüm deney yapıştırmalarında da bu miktarın ne olduğu yazılmamış...

Bir yerde bu kola deneyi için farelere bir insanın içebileceği miktarın neredeyse 30 katı verilmiş diye duymuştum.

Bu arada bu elektromanyetik alanda doçent olan ablamız taş ticareti yapıyor da olabilir!!!

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Elektromanyetik Alanların veya Manyetik Alanların veya hem Elektromanyetik Alanların hem Manyetik Alanların bazı algılara(hayal görmek,kabus görmek,dokunulma hissi vb) yol açtığı söyleniyor. siz ne diyorsunuz bu konuda?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...