Jump to content
pharmacist

TANRI veya YANILGISI

Recommended Posts

Ateizm de bir inançtır...

Bol bol safsatalar ile dolgunlaştırılmış bir inançtır...

Gercegi kendi yalanına uydurmaya güzel bir örnektir ...

Ateizm inanç sisteminin kullanılmamasından ortaya çıkan materyalizmin teizmle karşı karşıya gelmesidir.

Teknik açıklaması budur.

Mesela birisi sana der ki, dünyanın dışında camdan bir küre var dünyayı sarmış diye.

Senin gibiler, yani inanç sistemini kullananlar için bunun teknik ayrıntısı önemli değildir.

Mesajın çıkarlarına uygun olup olmadığına bakarak inanmak veya inanmamak diye tavır takınırsın.

Ama ateizm öyle değil.

Teknik veriler ister.

Bu teknik verilerin inançla alakası yoktur.

Tanrının olmaması bir inanç değildir.

Tanrı zaten yoktur.

Ne kanıtı vardır, ne dolaylı sonucu.

Tanrı var demek inançtır.

Baksanıza birbirinizi etkileme şeklinize.

Oradan anlarsın durumu.

Birbirinizi ne ile ikna ediyorsunuz?

Çocukluğun verdiği masumiyeti ve naifliği sözlerle kötüye kullanıp inanç empoze ediyorsunuz.

Büyüdüğünüzde de bir tane kitap ve bu kitaba dayalı neşriyatlarla aynı şeyleri tekrarlıyorsunuz.

Başka bir şey var mı?

7 yaşında islamın gereklerini yapan çocuk hangi bilimsel yöntemlerle tanrı sonucunu çıkarttı?

15 yaşındaki genç, 30 yaşındaki, 40 yaşındaki orta yaşlı ve 70-80 yaşındaki yaşlı hangi yöntemlerle tanrı sonucunu çıkarttı?

"Gökleri ve yeri yaratan odur" diye yazılmış bir metin var.

Onu duyunca hemen "Evet evet, doğru, kesin böyle" diye kendinizden geçiyorsunuz.

Ama "gökleri ve yeri yaratan yüce drakuladır" diye yazan bir metin olunca reddediyorsun.

Bu apaçık inanç sistemidir.

Artık eski bedevi zamanlarında değiliz.

Tanrı kavramı ölüyor.

Dinsizler ve Ateistlerin sayısı dünyada bir milyarı aştı ve hızla yükseliyor.

Sen orta çağındaki mağaraya sokmaya devam et o kafayı.

İnancın yok oluyor.

Tüm yalanlar gibi yatsıya kadar yandı mumu.

Artık yatsınız geldi.

Geçmiş olsun :)

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

GARGOYLE

TANRININ HEM EVRENEN BAĞIMSIZLIĞINI, HEM DE EVRENLE ETKİLEŞİMİNİ NASIL GÖZLEMLİYORMUŞUZ? ZİRA OL DEME OLMA AÇIKLAMASI (!) İLGİLİ ARKADAŞ TARAFINDAN BU BAĞLAMDA KULLANILDI. YANİ BİZ DİYORUZ Kİ HEM MADDEDEN VE BİLDİĞİMİZ ANLAMDA VARLIKTAN MÜNEZZEH OLMAYI, HEM DE MADDEYİ YARATARAK ONUNLA ETKİLEŞİMİ BİR ŞEKİLDE AÇIKLAMAK DURUMUNDASINIZ, YOKSA BU ÇELİŞKİ TEŞKİL EDER. VE TANRIYA HENÜZ İNANMAMIŞ BİR İNSANI TUTARLI BİR AÇIKLAMA İLE İNANDIRMAK İMKANSIZ HALE GELİR. ARKADAŞ DA "OL DER OLUR" DEMİŞ. VE BİZ BUNU GÖZLEMLİYORUZ ÖYLE Mİ? KAFALAR GÜZEL HERHALDE..

''Ol derse ol'' u yapamıyor oldugumuzdan bunu herhangi bir mantık yürütmede kullanamayacagımızı söyledın ben de yapamıyor olmakla beraber gözlemlıyor oluşumuzdan dolayı ''ol derse ol'' u mantık yürütmede kullanmanın bır sakıncası olmadıgını söyledım.

Şimdi de maddeden münezzeh yaratıcının maddeyle etkileşimini bir çelişki olarak gösterip bunun izahını istiyorsun...

Oysa Yaratıcının cinsinin madde olmaması, maddeyı yaratması, maddeyle etkileşime gecebılmesi neden çelişkili olsun ki?

Biz insan olarak bile kendı cınsımız olmayan bır cok seye etkı edebılıyoruz...

Mantıksal bir yanılgı söz konusu....

BENİM SİNEĞİN ATOMLARINDAN SİNEK YARATABİLME İDDİAM YOK. AKLINIZIN BASMADIĞI ŞEY SİNEĞİN İLLA Kİ ROBOT YAPAN MÜHENDİS GİBİ BİR ŞEY TARAFINDAN YARATILMIŞ OLMA ZORUNLULUĞUNUN OLMADIĞIDIR. ZEKA VE TASARLAMA BU EVRENDE GÖRDÜĞÜMÜZ YÜZBİNLERCE FENOMENDEN SADECE BİRİDİR VE SADECE KÜÇÜK BİR PARÇASI OLDUĞU EVRENİN TEMELİ OLARAK KABUL EDİLMESİ İÇİN HİÇBİR MANTIKSAL GEREKÇE BULUNMAMAKTADIR.

Böyle havada bırakmak mı mantıklı olan?

Canlılık madem var pekıala canlılıgı temellendırebılır mısın ?

Evrenın de canlılıgın da sonradan var olduklarını bılıyoruz....

Peki nasıl oldular da var oldular?

Tesaduf mu dıyecen?

Tesadufun habıre bahsettıgın ''mantıga'' ne kadar uydugunu bıze izah edebilir misin?

Tesadufen canlılık oldu madem pekı bız neden gercekleştıremıyoruz?

Evreni cok büyük görüyorsan 13.7 milyar yıl öteye git bir bezelye kadarcık bırşey karsında duruyor olacak...(yüzbinlerce fenomen oldu bezelye kadarcık bir şey)

Madde,doğa,kanunlar,evren,bilinc,anlam,sevgi,renkler,sesler vs vs hersey sonradan oluştu..

Gidebildiğimiz son anın (planck zamanı) öncesi yok o anda kanunlar duruyor.. ve hersey sonradan oluşuyor....

Şimdi sormazlar mı:

Kanunsuzluktan kanunların, kaostan düzenin, anlamsızlıktan anlamın, yokluktan varlıgın nasıl oldu da oldugunu?

Tesaduf mu?

Ya evrenı ve canlılıgı temellenırekcenız ya da susacaksınız...

KADİR-İ MUTLAKLIK BAL GİBİ DE MANTIKSAL ÇIKMAZLARLA, DAHA DOĞRUSU TANRININ MUTLAK VE HER ZAMAN HER ŞEYDEN DAHA GÜÇLÜ OLMA İDDİASIYLA ÇELİŞME HALLERİYLE DOLUDUR. TANRI KENDİNDEN DAHA GÜÇLÜ BİR TANRI YARATABİLİR Mİ? YARATIRSA ARTIK EN GÜÇLÜ DEĞİLDİR. YARATAMAZSA KADİR-İ MUTLAK DEĞİLDİR. MANTIKSAL ÇIKMAZ DEĞİLSE BUNA BİR CEVAP ALALIM O HALDE.

Kadirı mutlaklıgın degıl de, sizin bu gıbı sorularınızın mantıksal bir problem içerdiğini görüyoruz...

Yaratıcının sonsuz gücünden daha güclü birşey istemek nasıl oluyorda mantık oluyor :D

O zaman sonsuz+1 in cevabını ver de görelim...

Yaratıcıdan daha güçlü bir yaratıcı yaratmasını beklemek demek yaratıcının kadıri mutlaklıgını ekarte etmek demektir...

Kadırı mutlaklıgı ekarte edıp sordugunuz sorunun kadırı mutlaklıkla celişmesi kadar doğal bir şey ne olabilir...

Yaratıcının gücünü sınırlayıp daha güçlüsünü istemek ve bunun kadırı mutlaklıkla çeliştigi söylemek tam bir cambazlıktır...

Gücünü sınırladıgın an kadırı mutlaklık devre dışıdır...

Yetmezmiş gibi habire mantık da mantık dıyorsun :D

ÖNCELİKLE MİKRO EVRENDE AYNI ANDA FARKLI YERDE OLABİLMEDEN ZİYADE GÖZLEMLEME SORUNUNDAN KAYNAKLANAN BİR DURUM VAR BİLDİĞİM KADARIYLA. BU NEDENLE AYNI ANDA FARKLI YERDE OLAN PARÇACIKLAR DİYE BİR ŞEY OLDUĞU KESİN DEĞİL. VARSAYALIM Kİ ÖYLE OLSUN. O HALDE TANRI BİR MİKRO FİZİK FENOMENİ MİDİR? DEĞİLSE NE DEMEYE FOTONA BENZETİYORUZ? EĞER ÖYLE İSE NEREDE KALDI TANRININ FİZİK DIŞILIĞI?

Kuantum düzeyinde gözlemlenme sorunu başka,parcacıkların aynı anda başka yerlerde olması(bılımsel bır tespittir) durumu başka..

Parcacıkların aynı anda farklı yerde olmasından hareketle yaratıcının aynı anda farklı yerde olmasıyla ilgili sadece benzetme yapabılırz..

Benzetmelerde denklık söz konusu değildir..Yanı yaratıcı hıcbır zaman bır kuantum parcacıgı degıldır...

Sadece aynı anda farklı yerde olabılmenın akla uygun olabılecegını bılımsel bır verıyle göruyor oluyoruz...

Yaratıcı görüyor oysa biz de görüyoruz ama yine burda yaratıcının görmesini bizim görmemizle denkleştiremeyiz...Sadece görmenın ne oldugunu bıldıgımızden yaratıcının görmesı hakkında bır fıkrımız oluşuyor oldugu gibi..

tarihinde Tabipp tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

ad hominem

İki ''temel'' üstün yönü var.

1. sonsuz zamanı var (en bilinçli varlık dediğin insanın sonsuz zamanı yok)

2.sonsuz kez ''zar atma (deneme) şansı var (insanda bunlar yok)

Yani tesadüf için hiçbir sınır yok, ama bilinç için sayılamayacak kadar sınır var.

Sen bu yalanlarla mı kendini kandırıyorsun?

YANILGIda oldugunuza güzel bir örnek daha...

Sonsuz zaman yoktur..

Sonsuz zaman olmadıgından sonsuz zar atma denilen bir şey de olamaz....

Evrenın yaşı 13.7 milyar yıldır...

Bu da bilimin taa kendisir....

Zaman da madde de uzay da 13.7 milyar yıl önce kı bıgbangden sonra oluşmuşlardır....

Madde ve doğanın olmadıgı yerde tesaduften bahsetmek mümkün değil...

Madde ve doğanın bır sınırı oldugundan tesadufe sınırsız demek cahillktir...

Ayrıca tesadufun yapacagını bilinc neden yapamazmış bunu acıklamanı beklıyorum...

Son olarak en bilinçli dediğimiz varlık insan değil Yaratıcıdır...

Zamanı da maddeyı de uzayı da insanı da o yaratmıştır...

İnsanın bilinci için sınır varken Yaratıcı bilinci için sınır yoktur...

Bu nasıl oldu?

Deneme yanılma ile mi?

Gittin ''tesadüf kardeş şunu yap'' dedin ama o yapamadı mı?

En başından beri konuyu anlamadın ki, ordaki çelişkiyi bir türlü göresin.

''tesadüf ile olan'' ve ''tesadüf ile olamayan'' arasında kıyaslama yapabilmen içiin iksinden de birer örneğin olmak zorunda.

Ondan sonra evrene bakar bunlarla kıyaslar ve kararını verirsin.Senin örneklerin nerde?

Tesaduf ''mevcut olanı'' ancak kullanabılır...

Örnegın maddeyı kullanarak bir sonuc elde edecekse bu maddenın özellikleri cercevesınde olabılır...

Örnegın 1 den 3 kadar numaralanmış atomları 1,2,3 diye sıralamak bır tesaduf işi olabilir...

Ama o atomlara maddenın özelliği olmayan görme,işitme,bilinc,canlılık vs veremez....

İşte ''tesaduf ile olan'' ve ''tesaduf ile olamayan'' bir şey daha...

Hem insan bilinci tesadufun yaptıgını neden yapamasın ki...

Tesadufun uzun zamanda yapacagını insan bilinci kısa bir sürede gercekleştırebilir...

Maddeye kendi özellikleri olmayanı vermeyi ne tesaduf yapabilir ne de insan bilinci, Yaratıcının bilincinden kaçış mümkün değil...

Bok biliyorsun.

Bir sineği meydana getırmek ne senin dediğin gibi tesadufun işi ne de insan bilincinin işi olabilir ,Yaratıcının işidir ve başka seçenek yoktur...

Gerizekalı deyince de alınıyorsun.

Orda ''önce'' ve ''sonra'' ayrımı olduğunu anlayamadın mal.

Önce Ortada bir sinek var, -kimse nasıl varolduğunu bilmiyor iken (geçmiş zaman)

Sonradan biri diyor ki ''ben biliyorum allah yarattı'' -bu şu an

şimdi tekrar geriye dönerek oku ve anlamaya çalış.

(8 yaşa anlatır gibi anlatıyorum artık)

Şu yazdıklarına bakınca gerizekalı dıyınce seni anlıyorum,kusura bakma...

Sen madem sonradan o sineğin nasıl var oldugunu bildin ve tesaduf dedın şimdi de sen onun aynısını yapabılmen lazım....

Çünkü daha öncede söyledıgm gibi tesadufun uzun zamanda yapacagını insanın hemen yapması için hıc bir engel yoktur...

Tesadufte olmayan beyin sen de var ne de olsa(!)...

Şu gülen suratı yukardakinin yanına koyunca paragrafın tüm anlamı değişecek gibi.O sarı kafa da olmasa ne bok yiyeceksin acaba.

Doğrusu şöyle

Ateist: Tasarım da anlam da ordaki ''ebn biliyorum allah yarattı'' diyen adamın iddiarından.Oyasa biz tasarım ve anlam olup olmadığını bile bilmiyoruz -yada yok diyoruz.

Zaten tek yolunuz bu kalıyor...

Evrende tasarım ve anlam yok :D

Bu da insanın kendini inkar etmesi oldugundan söyleyecek fazla birşey kalmıyor...

Bak sarı kafa o tarafa geçince senin yazdığın komik göründü.

''şu mümkün değil bu mümkün değil'' demek akılcı bir yöntem değildir.

Bende ''allahı kendi kendine varolması mümkün değildir'' derim .

Mümkün olmayanın neden mümkün olmaycağını kanıtlar ile gösermen gerek.

Burda başa dön, ''iki örnek kıyaslaması'' konusu...

Yaratıcının varlıgı kendındendır ve zorunlu varlıktır...

Varlıgımız onun varlıgının en büyük delilidir...

Var oldugumuza göre yaratcı olmak zorunda...(varlıgı kendınden bır yaratıcı olmak zorunda)

Aslında siz de zorunlu varlık olarak evren ve maddeyı göruyorsunuz(evren ve maddenın varlıgı kendındendır ve ezelıdır dıyebılıyorsunuz oysa) varlık acıklamasını onlarla ve tesadufle yapıyorsunuz...

Ama evrenın ve maddenın artık sonradan var oldugunu ve mevcut tasarım ve anlamı yapacak bilince sahıp olmadıklarını biliyoruz...

Yine yaratıcıdan kaçış mümkün değil..

Sende beyin olup da bir işe yaramıyor olması bize ''belki de beyin bir dezavantajdır'' dedirtiyor.

Belki de bizde beyin olduğu için beyni olmayan tesadüfün yaptığını yapamıyoruz?

zaten beyni meydana getiren de tesadüf ise tesadüf beyinden üstün sayılmaz mı hem?

Varsayım bile yapamıyorsun.

Bende ki beyin bir işe yaramıyorsa sen kendi beynini kullan ve atomlardan canlı elde et :D

Tesaduf ''beyni'' elde edemez ki beyinden üstün olsun...

Daha önce söylediğim gibi tesaduf maddenin özelliği olmayan şeyleri maddeye veremez....

Tesadufen olan herseyı kısıtlı insan beyninin tekrarlaması için herhangi bir engel yoktur...

Yaratmak(cansız maddelerden canlı elde etmek gibi) sadece Yaratıcıya mahsustur, bunu ne insan bilinci ne de tesaduf yapabilir...

İnsan bilinci ile tesaduf kısıtlıdır....

çamurdan ve kaburgadan yaratılmış ha

Ademin çocukları birbirini düzmüş ha

Nuhun gemisine dünyadaki tüm hayvanlar girmiş ha

Kaburgadan yaratılma Kuranı bir bilgi değil...

İnsanın tüm yapıtaşlarını toprak ihtiva ettiğinden topraktan yaratılma gayet mantıklıdır...

Zaten vucudumuzun yenılenmesı ıcın gereklı olan besınlerın kaynagı topraktır...

Evrım teorısınde de aile içi cınsellıkten kaçış mumkun değildir....

Senın ataların olan maymunlar vs de bır birbirini düze gelmişlerdr :D

Nuhun gemisine dünyada ki tüm hayvanların girdiğini söylemek de sallamadır...

Tüm hayvanların girdiğine dair Kurani bir ayet yoktur...

Kendı ihtiyaclarına göre koyun keçi vs gıbı hayvanların alındıgını düşünmek mümkündür....

tarihinde Tabipp tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

....

Hacc/47. Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.

Secde/5. Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir.

Mearic/4. Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Laf salatasını bir kenara bırak en iyisi, hala yukardaki ayetlere bir cevap veremedin, unuttum sanma. Gerçi bir şeyler saçmalamıştın ama.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hacc/47. Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.

Secde/5. Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir.

Mearic/4. Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Laf salatasını bir kenara bırak en iyisi, hala yukardaki ayetlere bir cevap veremedin, unuttum sanma. Gerçi bir şeyler saçmalamıştın ama.

Kusura bakma ama bu konu hakkında düşünce özürlüsü olduguna dair tescillendin...

Onlarca ileti yazdım merak edıyorsan tekrar oku...

Anlamıyorsan benı bağlamaz artık ...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kusura bakma ama bu konu hakkında düşünce özürlüsü olduguna dair tescillendin...

Onlarca ileti yazdım merak edıyorsan tekrar oku...

Anlamıyorsan benı bağlamaz artık ...

Hacc/47. Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.

Secde/5. Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir.

Mearic/4. Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Benim asıl merak ettiğim, bu ayetlere göre Allah'ın koordinatlarını bulabilir miyiz uzayda? Sen işe bilimsel olarak bakıyorsun ya, o yüzden soruyorum.

Ayetlerde süresi 1000 yıl veya 50000 yıl olan bir gün var? Nedir bu işin aslı?

İşler Allah'a kaç günde ulaşıyor, 1 günde mi, 1000 yılda mı?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

oooff of. anlatamıyoruz herhalde. aynı çemberlerde dönüp duruyorsun maalesef. neden? bilgi edinmeye ve bilgiyi doğrulamaya dair hiçbir epistemolojik tavrınız yok da ondan. kendinize sormanız gereken tek soru "herhangi bir konuda kanaatimin (inanç da buna dahil) doğru olup olmadığını nasıl test edebilirim?" olmalı.

neyse "bismillah" diyip tekrar deneyelim :

GARGOYLE

''Ol derse ol'' u yapamıyor oldugumuzdan bunu herhangi bir mantık yürütmede kullanamayacagımızı söyledın ben de yapamıyor olmakla beraber gözlemlıyor oluşumuzdan dolayı ''ol derse ol'' u mantık yürütmede kullanmanın bır sakıncası olmadıgını söyledım.

Şimdi de maddeden münezzeh yaratıcının maddeyle etkileşimini bir çelişki olarak gösterip bunun izahını istiyorsun...

Oysa Yaratıcının cinsinin madde olmaması, maddeyı yaratması, maddeyle etkileşime gecebılmesi neden çelişkili olsun ki?

Biz insan olarak bile kendı cınsımız olmayan bır cok seye etkı edebılıyoruz...

Mantıksal bir yanılgı söz konusu....

Şimdi bu laftan sonra ben bu iddiaların neresinden tutayım? Neresine cevap vereyim? Sakin ve basit bir şekilde soruyorum: ol deme olma olayını nerede ve nasıl gözlemledin? ancak gözlemlediğin şey bir şeylerin oluyor olması değil (onu biz de gözlemliyoruz), olanların gayrimaddi bir varlığın "ol demesiyle" olduğuna dair olmalı. İkincisi benim "ol dedi oldu"ya itirazım onu yapamıyor olmamızdan değil! Bunu ne zaman demişim?

Kaldı ki bu ol deme olma meselesine gayet bağlamından kopuk bir şekilde atladın; zira bu cevap başka bir arkadaş tarafından mantıksal tutarsızlık teşkil ettiğini iddia ettiğim bir duruma cevaben verilmişti. Oysa ki cevap "ol dedi oldu" değil de neden tutarsızlık olmadığına yönelik olsa idi bu anlamsız tartışma yaşanmayacak idi.

Biz insan olarak madde olduğumuz için maddelerle etkileşime geçebiliyoruz. Maddi/gayrimaddi ayrımı bağlamında "kendi cinsimiz dışında" diye bir şey yok. Gayrimaddi olan nasıl madde ile etkileşir, hatta onu yaratır ve değiştirir, bunun cevabını bekliyorum hala. Ya da şunu söyle sadece: tanrı "var"lık ise, onun varlığını yokluğundan ayıran şey nedir? Gayrimaddi olduğu halde nasıl var olarak kalabiliyor? Yoksa tanrı sadece matematik gibi soyut bir kavram, ya da bir durum mudur?

Böyle havada bırakmak mı mantıklı olan?

Canlılık madem var pekıala canlılıgı temellendırebılır mısın ?

Evrenın de canlılıgın da sonradan var olduklarını bılıyoruz....

Peki nasıl oldular da var oldular?

Tesaduf mu dıyecen?

Tesadufun habıre bahsettıgın ''mantıga'' ne kadar uydugunu bıze izah edebilir misin?

Tesadufen canlılık oldu madem pekı bız neden gercekleştıremıyoruz?

1-)Yağmurun nasıl yağdını bilmez iken gökten birilerinin işediğini düşünmek, gökgürültsünü bilmediğimiz zamanlarda da yukarıdan birilerinin yellenmesi olarak açıklamak "havada bırakmamak adına" doğru bir düşünce olur muydu? Herhangi bir konuda herhangi bir doğru bilgiye ulaşmak için yöntemlerimiz o bilgiye ulaşmamıza henüz izin vermiyorsa elbette havada kalacak! Suyun buharlaşıp sonra yoğunlaşarak yağmur yağdığını keşfedene kadar yağmurun nasıl yağdığına dair kanaati havada bırakmanın nesi yanlış? Hatta bu bilgiye hiç ulaşamasaydık bile havada bırakmanın nesi yanlış? Önemli olan mutlak bir iddiamızın olması mı, yoksa onun doğru olması mı.

2-)Üstelik canlılık ve biyolojik karmaşıklık konusunda gayet bilimsel iddialar var. İki tane kitap önereyim : gen bencildir ve kör saatçi. en asından bir fikir verecektir.

Evreni cok büyük görüyorsan 13.7 milyar yıl öteye git bir bezelye kadarcık bırşey karsında duruyor olacak...(yüzbinlerce fenomen oldu bezelye kadarcık bir şey)

Madde,doğa,kanunlar,evren,bilinc,anlam,sevgi,renkler,sesler vs vs hersey sonradan oluştu..

Gidebildiğimiz son anın (planck zamanı) öncesi yok o anda kanunlar duruyor.. ve hersey sonradan oluşuyor....

Şimdi sormazlar mı:

Kanunsuzluktan kanunların, kaostan düzenin, anlamsızlıktan anlamın, yokluktan varlıgın nasıl oldu da oldugunu?

Tesaduf mu?

Ya evrenı ve canlılıgı temellenırekcenız ya da susacaksınız...

Evreni ve canlığı (özellikle ikincisini) temellendirmeye dair gayet materyalist açıklamalar mevcut, ancak diyelim ki yok. Ben de temellendirene kadar susma taraftatıyım zaten! Susmayan ve tanrıyı uyduran sizsiniz! Ol dedi oldu temellendirme değildir!

Kadirı mutlaklıgın degıl de, sizin bu gıbı sorularınızın mantıksal bir problem içerdiğini görüyoruz...

Yaratıcının sonsuz gücünden daha güclü birşey istemek nasıl oluyorda mantık oluyor :D

O zaman sonsuz+1 in cevabını ver de görelim...

Yaratıcıdan daha güçlü bir yaratıcı yaratmasını beklemek demek yaratıcının kadıri mutlaklıgını ekarte etmek demektir...

Kadırı mutlaklıgı ekarte edıp sordugunuz sorunun kadırı mutlaklıkla celişmesi kadar doğal bir şey ne olabilir...

Yaratıcının gücünü sınırlayıp daha güçlüsünü istemek ve bunun kadırı mutlaklıkla çeliştigi söylemek tam bir cambazlıktır...

Gücünü sınırladıgın an kadırı mutlaklık devre dışıdır...

Yetmezmiş gibi habire mantık da mantık dıyorsun :D

Yahu hep aynı saçma mantığı yürütüyorsun. Ben bir iddianı tutarsızlıkla itham ediyorum, bundan sıyrılmak için aynısını benim yapmamı istiyorsun. Ben gayet kolaylıkla sonsuz+1 olamaz diyorum. O zaman siz de paşa paşa diyeceksiniz ki : tanrı kendisinden daha güçlü bir tanrı yaratamaz. Yani yaratıcıdan daha güçlü bir şey olamayacağı için (sonsuz+1 diye bir şey olamayacağı gibi) yaratamaz. Bunu diyebiliyor musunuz? Bu da bal gibi kadir-i mutlaklıkla çelişir.

Kuantum düzeyinde gözlemlenme sorunu başka,parcacıkların aynı anda başka yerlerde olması(bılımsel bır tespittir) durumu başka..

Parcacıkların aynı anda farklı yerde olmasından hareketle yaratıcının aynı anda farklı yerde olmasıyla ilgili sadece benzetme yapabılırz..

Benzetmelerde denklık söz konusu değildir..Yanı yaratıcı hıcbır zaman bır kuantum parcacıgı degıldır...

Sadece aynı anda farklı yerde olabılmenın akla uygun olabılecegını bılımsel bır verıyle göruyor oluyoruz...

Yaratıcı görüyor oysa biz de görüyoruz ama yine burda yaratıcının görmesini bizim görmemizle denkleştiremeyiz...Sadece görmenın ne oldugunu bıldıgımızden yaratıcının görmesı hakkında bır fıkrımız oluşuyor oldugu gibi..

Tabii ki yapabileceğiniz hep benzetme, ama burada sürekli nalıncı keseri hali var. Tanrı madde dışı değil midir? Madde dışı olan bir fenomeni nasıl olup da maddelere ait özelliklerle "akla uygun şekilde" anlayabiliyoruz?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

İLKELİ;

Bilimin ateistlikle, dinle işi olmaz ama bulguları dinleri temellerinden sarstığı için dinlerin ve dincilerin bilimle çok işleri/sorunları olduğu kesin gibi...

Bizim sorunumuz yok hatta bilimsel veriler bizim için bir destektir,bunu göremeyen sizin gibi köstekler olsa da..

''Bilimsiz din kör, dinsiz bilim ise topaldır''Albert Einstein

Ateist olduğumu nereden çıkardınız, ben doğaya tapıyorum, benim tanrım doğa...

İşte tamda burda bilim size köstek oluyor..

Herşeyi doğa kanunlarıyla açıklamaya çalışan sizin gibi naturalistlere sormazlar mı bigbangde ki gidebileceğimiz son an olan planck zamanında kanunlar bile devre dışı.Madde-enerji -doğa kanunları sonrdan var oluyorlar.

Bu kanunsuzllugu hangi kanunla acıklaycaksnz?

Doğanın ve kanunlarının artık bır cevaba ıhtıyacı oldugunu gördugunuz halde naturalizm mi burda savunmak en basit tabirle cahilliktir.

(Klasık naturalizmde evren ve kanunları ezeli ve ebedidir.)

Muhammet, ahlak abidesi bir peygamber; kuran, Allah kelamı olan eksiksiz, mükemmel bir kitap; İslam güzel ahlak dini olarak öğretilmişti bana.

Yetmişli yılların başlarında din siyasete alet edilince, ayetler ve hadislerle siyaset yapılmaya başlanınca, "En yakınımdaki imam eniştemin bile din siyaseti adına ayetlerde çarpıtma yaptığını görünce" İslamı kendi özkaynaklarından öğrenmeye karar verdim. Süreç böyle başladı, sonra da farklı kaynaklardan okudum araştırdım ve dinsizliğe ulaştım.

Evet, geleneksel öğretinin aksine, ne Muhammet ahlak timsali bir adam, ne kuran Allah kitabı olmaya layık bir kitap, ne de İslam ahlak dini. Bunların Allah'ının da ne olduğu malum.

Bu gerçekleri görüp de, Müslüman kalmaya devam edebilmek için, bayağı bi iki yüzlü olmak gerekiyor, ki ben de buna hiç müsait değilmişim.

Anlayacağınız, bilimle birlikte okumak araştırmak, en önemlisi de dürüst olabilmek gerekli.

Gercekten müsait oldugunuz yerdesizn artık...

Demek ahlaki sorgulamalar vs sizi oraya itmiş?

Peki bulundugunuz yerin ahlaki çıkmazının farkında mısınz?

Tecavüzcü bir adamın doğası buyken hangi nedenlerden ötürü ona karşı cıkabılırsnz...Sizin ahlaki çıkarımlarınız neden onu bağlasın...Ahlaksızlığın bu durumda artık göreceli bir kavram oldugunu ,tecavuzcunun ''tecavuzu'' aynı görecelıklerden ötürü ''ahlaklı'' olarak göstermesinin bir engeli olmadııgnı göremeyecek kadar zekisiniz(!).

Aynı bağlamda dürüstlüğü de düşünebiliriz..Neye göre kime göre dürüstlük?

Okumak, araştırmak ve dürüstlük öyle mi?

Bilim, bizim malımız değil tabii de, sizin de Arş kadar uzak durmanız gereken bir konu. Bilirsiniz, İdealizm ve Materyalizm olarak iki ana felsefe dalı vardır. Çağımızda, tanrıyı tek gerçek varlık kabul eden idealizm, yani metafizik felsefe bitmiştir; maddeyi gerçek varlık olarak kabul eden ve tanrıya yer vermeyen materyalizm, yani bilimsel felsefe ise, bilimin ulaştığı muhteşem aşamayla sarsılmaz zaferini ilan etmiştir.

Her ne kadar Arş kadar uzak durmanız gerekse de, materyalizmin peşinden gidip, düşen nalları, pardon bilgileri toplamanız da bir sakınca yok. Ki bu işi iyi yapıyorsunuz.

Klasık materyalizmde madde ezeli ve ebedidir...

Herşeyin acıklaması madde iledir...

Bigbang e gelip toslayıncaya kadar.

Artık ne madde ezeli ve ebedidir ne de herseyın acıklamasıdır...(bigbangden sonra madde var oluyor)

Materyalistlerin övüne durdukları madde artık bir bezelye büyüklüğünde karşımızda durmaktadır :DVe bu tekilliğin öncesi yoktur.

Ne şanlıı bir zafer bu... :D

İdealizmin bittiğini söyleyecek kadar sahtekar olmanızı da ''sizin doğanızın bir sonucu'' oldugundan normal karşılıyorum...

Başlangıctan kurtulmak için materyalistlerin gündeme getirdiği sonsuz evren senaryoları bilimsel gr bilgiiçermedıgı halde ne kadar metafizik oldugunun farkında mısınz?O evrenlerin bizim fiziğimize uyma zorunluluğu neden?

Bu tesadüf sözü ayet midir nedir? Kurtuluşunuz olarak sarılmış gibisiniz. Bu tesadüf sözünü gerçek bilim adamlarından çok, sözde bilim adamı olan şarlatanlar söylüyor, İslamcılar, dinciler vesaireler de kullanıyorlar.

Bilimde tesadüf yok, neden-sonuç ilişkisi vardır. Bilimin henüz nedenlerini bilemediği varlık ve olaylar vardır. Bir boşluğu doldurmak veya açığı kapatmak için yapılan süpekülasyonlar bilimi bağlamaz, bilim adamları tarafından yapılsa bile...

Sizin işiniz kolay, bilimin boşluklarını ezeli ve ebedi jokeriniz "yaratıcı" ile anında dolduruyorsunuz. Ya biz ne yapalım? Müsaade edin biz de, "tesadüf" jokerimizi kullanalım. Tesadüfü de yaratıcı yarattığına ve her türlü yaratmaya da muktedir olduğuna göre, tesadüfi oluşum/yaratma neden olmasın?

''gerçekliği'' ve ''sözdeliği'' sizin gibi bir sahtekardan ögrenecek değiliz...

Tesadufu geçiştireceğinize, cevap vermeyi deneseydınız ya?

O cevabın tatmınkarsızlıgı mı buna engel?

Bana işleyen bir mekanızmanın nedenını-sonucunu gösterecegınıze o mekanızmanın kendı varlıgının TESADUFEN mı oldugunu çamura yatmadan cevaplayın..

Ben nedeni bilinmeyen varlıgın nedenını sormuyorum...

Neden-sonuc ilişkisi içerisinde işleyen o mekanızmanın kendı varlıgının TESADUFEN MI,ŞANS ESERİ Mİ,KENDILIGINDE MI oldugunu anlatmanızı istiyorum...

Bilinmeyenlerı Tanrı ile doldurma öyle mi?

Bu sizin sahtekar bakış acınızın bir sonucu..

Oysa biz mevcut TASARIM ve ANLAM üzerinden (bildiklerimiz üzerinden) yaratıcının varlığını rasyonel temellendırıyoruz...

Bilinç, beynin ürünüdür diyenler mi beyne ihanet ediyor? Yoksa, bilince "ruh" diyen ve bu ruhu da yaratıcı denilen ruhsal sözde varlığa havale edenler mi?

İhanet edenler sadece beyinlerine değil, tüm benliklerine ihanet ediyorlar.

Bilinc beynin ürünü doğru peki beyin neyin ürünü?Rastlantıların mı?

Maddenin ortak özelliklerinde ve doğasında bilinclilik , duygusallık,canlılık yokken bunu bir insana nasıl verebıldıklerını izah edebilir misin?

Evet, bunları biliyoruz zaten. Her şey, o "bezelye tanesi kadar dediğin" şeyin patlaması sonucu meydana geliyor ve hiç bir şey bu gerçeği değiştirmiyor.

Hiç bir şey yoktan var olmaz, var olan bir şey de yok olmaz. Madde enerjiye dönüşür, enerji maddeye dönüşebilir. Temel varlık enerjidir, büyük patlama olayı, enerjinin maddeye dönüşmesini sağlayan bir reaksiyondur.

Enerji hep var ise neden 13.7 milyar yıllık bir başlangıcı kabul ediyor bilim,o üstün zekanla(!) yapmış oldugun yorumlar sadece senı baglar.

Bahsetmiş oldugun enerji-madde dönüşümü adlı kanunda planck zamanında artık gecersizdir...

Papağan gibi tekrarlayın tesadüfü... Dini dikkate alarak bilim yapan, dine pay çıkaran adamlara bilim adamı yerine, şarlatan demek daha uygun olur.

Tesaduf hakkında cevap ver dedım ,camura yatmadan..

Materyalizm,naturalizm hatırına bilimi alet eden senın gibi zevatlara ne demeli?

Evrendeki hassasiyet, evrenin tanrılığını ispatlar. Hak yemek büyük günahlardandır, evrenin hakkını teslim etmek lazım.

Aklı olanın, bedeni de olur. Doğada/evrende karşılığı olmayan bir varlık veya olgunun varlığından, gerçekliğinden söz edilemez.

Hayvan analarda da, çocuk sevgisi/merhameti var ama, onlar yaratıcıyı tanımıyorlar. Nedense, koca evrenin arkasındaki süper akıl, insanın dışında, ki onların da bir kısmı hariç, kalan varlıklara kendisini tanıtamamış ve tanıtamıyor.

Evrenin ,doğanın bir cevaba ihtiyacı varken(bigbang ile varlar netice itibarıyle) halen naturalist argumanlarla varlık nasıl temellendırilebilir..Düşüncelerini modern bilim verileri sayesinde yenilemen gerekıyor..

Herseye Doğa ve evren de karşılık arayan biri artık doğanın da evrenın de bir karşılığının olması gerektığını görebilmeli...

Bunca cahillik yetmiyormuş gibi cahilliğiniz övüncünüz olmuş...

Sen hayvan msıın?Hayvanların tanıyıp tanımadıgını nerden bılıyorsun?

Bilim der ki: beyinlerinin sağ yarım küreleri baskın olan insanlar mantıksaldır, dolayısıyla inançsızlığa yatkındırlar; beyinlerinin sol yarım küreleri baskın olan insanlar ise duygusaldır ve inanmaya yatkındırlar.

Bu iletin bile başlı başına senin sahtekarlığının, bilimi kendi ideolojine alet ettiğinin bir delili...

Duygusal olanın sağ,mantıklı olanın sol lob olduğunu bılmeyecek kadar cahil birisin..

Ayrıca Orda ki inançsızlıgı;ateizm, inanmayı;teizm-deizm olarak gösterecek kadar sahtekarsın..Oysa bu iletide ki ilk cümlende bilimin ateizmle teizmle ilgilenmediğini söylemiştin...

Dürüstlük ha?


İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu konuyla ilgili tanrivarmi blog'unda Erol adlı kullanıcının yaptığı son derece net, aydınlatıcı, ufuk açıcı yorumları var. Paylaşmak istedim.

Keşke kendisi, burada da yazıyor olsa.

http://tanrivarmi.blogspot.com/2011/09/neden-agnostigim-robert-ingersoll.html?showComment=1347914733718#c854803262514803259

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu konuyla ilgili tanrivarmi blog'unda Erol adlı kullanıcının yaptığı son derece net, aydınlatıcı, ufuk açıcı yorumları var. Paylaşmak istedim.

Keşke kendisi, burada da yazıyor olsa.

http://tanrivarmi.bl...803262514803259

Karkurdu adlı üye erol adlı üyeye yeterli cevabı vermiş zaten...

Farklı disiplinleri bir araya getirip(felsefe, bilim ve din) aydınlatıcı cevaplar veren Karkurduna teşekkür ediyoruz..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

evvela başlıkta ki YANILGI kısmı için cok ii bir örnek oldugun için sana teşekkür etcem...

Biraz basit anlatayım..

Şimdi bir arac 24 saatlık yolu 2 saatte alması ne demek cok hızlı olması demek....

Burda kı saat onun hızının göstergesi...

Olay zaten basit, sen anlamadığın veya işine geldiği gibi anladığın/anlamak istediğin için, bu anlayışını/anlayışsızlığını kabul ettirmek adına, kendi kafan da dahil kafa karışıklığı yaratmaktan başka bir şey yapmıyorsun.

Ne saat olarak verdiğin örneklerin, ne de ayetlerdeki yıl olarak verilen rakamların hızla doğrudan bir ilgisi var. Bunlar (Allah katındakı 1 gün de dahil) yolculuk süreleridir. Bu yolculuk sürelerini kıyaslayarak, aynı yolu, daha kısa zamanda alan, yolcunun/aracın daha hızlı olduğunu dolaylı olarak belirlersin.

Hizdan bahsedebilmek için, “km/saat”, “km/yıl“ gibi birimlerin söz konusu olması gerekir. Ne verdiğin örnekte, ne de ayetlerde böyle bir birim var, buna rağmen sen bunlara hız diyebiliyorsun. Merak etme, hızın, yolun ne olup olmadığını öğreneceksin, az sonra...

Melekler-ruh bizim hesabımızla ellibin olan bir günde oraya yükselirler ne demek...

Bizim ellibin yılda gidecegımız mesafeyı bir günde almaları demek yani son derece yuksek hızları var...

İşlerim bin yıl olan bır gunde arşa yükselmesı ne demek...

Bizim bin yılda gideceğimiz mesafeyı bir günde almalrı demek yanı hızları yıne cok yuksek....

Saçmalamaya devam ediyorsun demek...

Meric 4 “Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Biz, kısaca Cebrail diyelim. Cebrail kime elli bin yılda yükseliyor? Ona.

O kim? Allah.

Ona (Allah'a) zaten elli bin yılda çıkan Cebrail, aynı zamanda bir günde mi çıkmış oluyor, yoksa o bir gün Allah nazarında/katında/Arşta mı bir gün?

Senin dediğine göre; bir yaratık olan Cebrail, elli bin yıl gibi uzun bir yolculuk yapıp, ona/Allah'a yükseldikten sonra, bir günlük zamana tabii oluyor, yani Allah oluyor. Ki buna Allah'a yükselmek değil, Allah'lığa yükselmek denir, ki, yükselten de sensin.

Önce, ilgili ayetleri baz alarak kesin tespitler yapalım, sonra da bunlara göre hesaplar yapıp, bu ilkel ayetlerin çıplak gerçeklerini açık, seçik olarak ortaya koyalım ki, böyle zırvalarla ne benim, ne de forumunun değerli yorumcularının zamanlarını bir daha çalmayasın/çalmayasınız.

Gerçi, sende bu yüzsüzlük varken pek umudum yok ama gene de denemeye değer...

Hac 47.Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.

Ayetten de anlaşıldığı üzere iki tane zaman var:

1-Bizim/dünya (ve tüm yaratıkların) zamanı

2-Allah katı (Arş) zamanı

1 Arş günü = 1000 dünya yılı; bir dünya yılı da 365 gün olduğuna göre,

1 Arş günü = 1000*365

1 Arş günü = 365.000 dünya günü

Bu İki zamanı birbirine oranlarsak; Arş günü / Dünya günü = 1/365.000 gibi bir oran elde ederiz.

Bu oran, bize, birimi ne olursa olsun Allah (Arş) katındaki zamanın, bizim zamanımızın 365 binde biri veya bizim zamanımızın, Arşta'ki zamanın 365 bin katı olduğunu söyler.

Mesela;

Bizim 365.000 saniyemiz = 1Arş (Allah katı) saniyesi.

Bizim 365.000 asrımız = 1 Arş asrı

Bizim 13,7 milyar yılımız (evrenin yaşı) = 38.000 Arş (Allah katı) yılı

Kim, hangi çılgın demiş Allah'ın zamanı yok diye...

Şimdi de yolcu ve yol ayetlerini ele alalım

Secde 5.Gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra bütün bu işler, sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde O’na yükselir.”

Mearic 4. "Melekler ve ruh, O'na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir."

Bu ayetlere göre:

İki tane yer var;

1-Dünya

2-Arş

Bir tane yol var:

Dünya-Arş arası

İki tane yolcu ve yolculuk süresi var:

1-Cebrail (ve melekler); 50.000 yıl

2-İşler; 1.000 yıl

İki tane de hız var:

1-Cebrail'in (ve meleklerin) hızı;

2-İşlerin hızı;

Cebrailin 50.000 yıllık (Dünyadan Arşa) yolculuğunun hangi hıza/vasıtaya göre belirlenmiş olduğunu/olabileceğini tespit edelim. Bunun için de 1400 yıl geriye gidip, cahiliye dönemine kısaca göz atmak gerekiyor.

Takvimi bile olmayan; Allah'ın verdiği “deve vb.” malum vasıtalardan başka vasıta bilmeyen; saat, dakika ve kilometreden bahsetmenin anlamsız olduğu bir zamanda ve yerde, yani cahiliyede ve kitabında astronomik rakamlar ve hızlar arayabilmek için, süperstar bir şarlatan olmak gerekir.

Belge niteliğinde olmak üzere; İslamdaki seferilik uygulamasını ve günümüze adaptasyonunu baz olarak alıyorum.

Ayet ve hadislerle sabit olan seferiliğin şartı, “Gidiş-dönüş en az üç günlük yolculuğa çıkan bir yolcu seferi sayılır.” şeklindedir.

İslam fıkıhçılarına göre, bu üç günlük yolun günümüze uyarlanması, yani “km”ye dönüştürülmesi; “deve ve benzeri binek hayvanları ve/veya yaya olarak, günde 6-7 saat yol ve saatte 5 km hız hesabıyla 90-105 km.” şeklindedir.

Oysa günümüzde, bu yol, en düşük hızlı motorlu araçla bir saatte alınıyor. Çok komik bir durum değil mi?

Bu konuya da bir el atar, yüksek izafiyet bilgilerinle bir çözüm getirir, bu komikliğe son verirsen, Müslimler sana minnettar kalacaklardır. Tam sana göre bir konu...

Cebrail'in, birimi “yıl” olarak verilen yolunu “km”ye dönüştürürken, hız olarak “deve” hızını baz almak gerektiğini yukarıda yeterince anlatabildiğimi ve isabetli olduğunu sanıyorum.

Cebrail ve işler için yeme, içme, yakıt/enerji depolama, yorulma, dinlenme gibi gereksiz şeyler söz konusu olmadığından sürekli yolculuk yaptıralım, deveden farklı olarak... Bu da, onlar ve ayetler lehine yaklaşık dört kat kıyak demektir.

Şimdi hesaplara başlayabiliriz.

Cebrail'in 50.000 yılda aldığı yolu, yani Dünya-Arş arasını deve hızına göre km olarak bulalım.

Deve hızıyla (5 km/saat) Cebrail'in yol hesabı:

Yol = Hız * Zaman

Verilenler ve istenen

Hız: 5 km/saat = 120 km/gün = 43.800 km/yıl

Zaman (Yolculuk süresi) : 50.000 yıl

Yol: ?

Yol = 43.800 * 50.000

Yol = 2.190.000.000 km

Evet, Dünya-Arş arası sabit yolun uzunluğu “km” olarak bu kadarcıkmış. Bu kadarcıkmış dediğime bakma, Muhammed'in gökleri için muazzam bir mesafe. Milyonun bilinmediği bir zamanda, bu günün milyar ölçeğinde rakam verebilmiş olması büyük başarı...

İşlere göre hesap:

Yol belli olduğuna, işler/Cebrail arasında; 1.000/50.000 = 1/50 gibi, bir yolculuk süresi ve dolayısıyla hız oranı söz konusu olduğuna göre, Cebrail'in hızını da kolayca bulabiliriz, ki, işlerin Cebrail'den 50 kat hızlı olduğu “orandan” kabak gibi görülüyor zaten de, görecek göz, algılayabilecek beyin lazım...

Cebrail'in hızı 5 km/h idi.

İşlerin hızı = 5*50

İşlerin hızı = 250 km/h

Bu da kuş hızı demektir. Burada bir terslik yok mu? Ayet getirdiğine inanılan ve kanatlı olarak tasvir edilen Cebrail'in, şanına yakışmayacak şekilde, ne idüğü belirsiz işlerden 50 kat düşük hıza mahkum edilmesi, olacak şey mi...

Bilime hakaret olacak ama, bir an için işleri, ışık hızında hareket ettirelim, yani; Arşa 1.000 ışık yılında ulaşmış olsunlar. Galaksimiz olan Samanyolu'nun çapı, yaklaşık 100.000 ışık yılı olduğuna göre, işler in yolu, Samanyolu'nun yüzde birinde sona ermektedir. Demek ki Arş buradaymış, ışık hızına rağmen bu kadar yakınmış.

Cebrail, işlerden 50 kat düşük hızlı olduğuna göre, onun halini ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim.

Burdan şunu da cıkayrıyoruz...

Melekler ile ruh un hızı işlerın hızının elli katı....

Ben tersini iddia ediyorum, iddia etmekle kalmıyor ispatlıyorum da, az yukarıda.

İddiasını ispat edemeyen...

Şimdi izafiyeti düşünelim....

İki boyuttan yüksek hızda hareket edende zaman yavaşlıyor...

İşte gel gör ki Arşta kı bir gün sizin hesabınızla bin gün gibidir deniliyor...

Yanı melekler-ruh ve işlerın yuksek hızla cıktıgı boyutta zaman bıze göre yavas olması gerekıyordu TAMDA ÖYLE...Burası işte can alıcı...Burayı takdır etmen gerekıyor...Ama sıkar....

Arş boyutu ile dünya boyutu arasında zamanın izafi oldugu anca bu kadar güzel anlatılabılırdı...

İzafiyet ile de süper anlaşılır halde şuan..

İzafiyeti boşver, sen zaafiyete bak. Hem kendi, hem de Allah'ının zaafiyetine...

Yukarıda hesap, yazı ve yorumlarla bunu fazlasıyla ortaya koydum, yetmediyse yetirelim.

Yer ile Arş arası sabit, değişmez bir mesafe olup, bu yolu, Cebrail 50 bin yılda, işler bin yılda alıyor. Bu süreler, Allah nazarında, katında bir gün oluyor. Koskoca Allah'ın zamanı, yaratıklarının zamanı ile aynı olacak değil harhalde.

Ankara/Ankaralılar için geçerli bir deyim var: “Git-gel konya altı saat” diye...

Bu deyimi, “Ankara” yerine, “Dünyayı” koyup, ayetlere uyarlarsak şöyle olur;

Cebrail için: Git-gel Arş yüz bin yıl

İşler için : Git-gel Arş iki bin yıl

Konyayla ilgili bu deyimin “hızlı trenle” tarihe karışması kesin, ama Arş yolcularının ne yazık ki böyle bir şansları hiç yok. Onları, kader bağlamış bir kere...

Şimdi artık burda ki işler bin yıl sonra arşa ulaşır demek salaklık olur...

equss un sordugu soruyu sorcan ki ikinci kısmı anla...

yanı melekler-ruh ve işler sonuc olarak yuksek bır hızla hareket etseler de ''kısa bır zamanda olsa'' sonuc olarak bır zaman sonra oraya ulaşcaklar...

Bin yılda, elli bin yılda ulaşır diyen senin Allah'ın veya peygamberin olduğuna göre, bu salaklığı yapanlar da onlar olmalı....

Allah habelerı kısa bır zaman da olsa sonradan mı ogrenıyor yanı?

ez-ZUHRUF : 82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş 'ın da Rabbi olan Allah onların vasıflandırmalarından yücedir, münezzehtir.

Gördüğün gibi arş yaratılmış..Allahı baglamaz..

Allah dediğin bir kukla veya bedava öttürülen bir düdük. Peygamberlerden tut, senin gibi kullara kadar herkes onu istediği gibi vasıflandırıyor, kukla gibi konuşturuyor, düdük gibi öttürüyorlar.

Hal böyle olunca, ne fark eder. Hem her şeyi bilir dersiniz, hem de hiç bir şey bilmiyormuş gibi işleri ona yükseltirsiniz.

Burda hata Allahın arşta kaldıgı yanılgısı...

Kabe Allahın evı yazar Kuranda...Allah kabede mı ıkamet edıyor dıyoruz

...

Allah arşta kalmıyorsa, her hangi bir yerde de kalmıyor demektir. Yani Allah'ın adresi de meçhul, tıpkı kendisi gibi.

Hal böyle ise, hangi geri zekalılar işlere ve Cebrail'e, ayetlerde olduğu gibi Arş yolculuğu yaptırıyorlar.

İşleri anladık, onlarda akıl-fikir yok, akıl-fikir sahibi koca Cebrail, gideceği adresi bilmeden “elli bin yıllık” uzun bir yolculuğa nasıl çıkabiliyor da, meçhule kanat çırpıyor.

Cebrail bu kadar salak olamayacağına göre, birileri onu, kendileri gibi sanıyor olmalılar...

Kabe, Arşın iz düşümündeymiş zaten. Kabe'den, yatayla doksan derecelik bir açıyla çıkılıp, direk gidilirse Arşa çıkılıyormuş. Adres belli yani...

Araf 54.Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a kurulan,..."

Yunus 3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır..."

Rad 2. "Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş’a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır..."

Zumer 75. Melekleri de, Rablerini hamd ile tesbih edip yücelterek Arş’ın etrafını kuşatmış hâlde görürsün..."

Hakka 17. Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş’ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır..."

Arşın ne olduğunu net olarak belirten ayetlerden sadece beş tanesi alıntılanmıştır. Allah'ın ayetleri yanında, safsatacıların-felsefecilerin sözlerinin hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Secde-5: Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O'nun nezdine çıkar.

Allah zaten işleri yöneten işleri yönetenın işlerden sonradan haberdar olması düşünülemez bile....

Sonuc olarak arş.dünya,arşta ki zaman dünyada ki zaman hepsi yaratılmış bunların Allah ı bağlaması düşünülemez...Yanılgı burda zaten...

Bu cahiliye ayetlerini kim yazmışsa/indirmişse, Allah'ın elini-kolunu, aklını- fikrini çüzülemez biçimde bağlamış zaten. Senin çözmek veya bağı sıkılamak için çırpınman da bunun delili. Asıl yanılgı bunu görmemektir/görememektir.

Ama arş ile dünya arasında bize öyle bir zaman izafiyeti anlatılıyor ki modern yuzyılın en buyuk beynı einsteın sayesınde bunu anlıyor ve bır kez daha Kuranın bır insan yazması olmadıgı sonucuna ulaşıyoruz....

Ne demezsin. İzafiyeti anlatmaktan zaafiyet geçiriyor mübarek kuran.

Bir yanda, her şeyin hareket halinde olduğu, galaksilerin birbirlerinden hızla uzaklaştığı, ışık hızına yakın bir hızla genişleyen bilimin evreni var,

Diger tarafta, İşler için gidiş-dönüş 2.000 yıl, Cebrail için gidiş-dönüş 100.000 yıl olan, yani;“Git-gel konya altı saat”gibi, cahiliye kitabının yedi katlı, kubbeli sabit gökleri var.

İzafiyete bak, hizaya gel...

Böylece, kuranın insan yazması olduğu sonucuna bir kez daha kesin olarak ulaşıyoruz.

teşekkurler....

cahilliğe devam....

Teşekkürlere, teşekkürler bizden..

Şarlatanlığa devam sizden...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Eğer birşey tartışacaksan kutsallara hakaret etmeyecek kadar adam olacaksın...

Yoksa adam yerine koyup cevap vermemi bekleme...

Adam olan kutsallara sığınmaz, şuna kısaca cevap veremiyorum desene...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

der mi ? :D dürüst olur mu o kadarcık sence ? :D

Hiç sanmıyorum ama eğer çekirdek kadar da olsa dürüstlüğü varsa/kaldıysa bunu yapar ve bundan sonra o çekirdeği büyütmeye çalışır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...