haci 0 Oluşturuldu: Mayıs 15, 2012 Raporla Share Oluşturuldu: Mayıs 15, 2012 Genel olarak dinler, özel olarak İslam, insan yaşamının hemen her yönüne müdahale eden sosyal kurumlardır. İslam ayrıca bir yaşam tarzıdır ki ülkemizde o yaşam tarzını benimseyenlerin olmasına rağmen, onu tam olarak uygulayanların olmadığından eminiz. Çünkü gerçek İslam yaşanması mümkün olmayan bir aşırılıktır. Ona biz sapkınlıktır da diyebiliriz. Manviyat bu bağlamda bir istisna oluşturmaz. İslam'ın müdaha ettiği soyut kavramların başında gelir maneviyat. Kendisi ile ilgili manevi değerlere büyük önem verir İslam. Müslümanlar bu konuyu sıklıkla gündeme getirirler ve manevi değerlerine müdahale edilmesinden rahatsız olduklarını sıklıkla dile getirirler. İslam maneviyata da sahip çıkan bir dindir. Oysa maneviyatın İslam'ın tekelinde olması İslam'ın aşırılığı dışında bir anlam içermez. Maneviyatın dinlerle ilgili olması gerekmez. Bu konuyu tartışamaya başlamadan önce maneviyatın ne olduğu ve neden dinlerle ilgisi olmayan bir takım soyut kavramlar olarak evrildiğine bilimsel bir açıklama getirelim. Spiritüalite ve ruhsallık olarak da bilinen maneviyat nedir? Maneviyat gerçeklerin madde veya materyel olarak reelize edilmediği, kişinin iç dünyasını oluşturan en derin değerlerle yaşama verdiği anlamı içeren kavramların tümüdür. Dinsel olduğu kadar, dinsel olmayan yonleri de olan maneviyat, karmaşık ve çok boyutlu, insansal bir deneyimdir. İdraksal, deneyimsel ve davranışsal yönleri olduğu söylenir. Bu başlık altında maneviyatla ilgili konuları tartışacağız. Link to post Sitelerde Paylaş
Q.N. 0 Mayıs 15, 2012 gönderildi Raporla Share Mayıs 15, 2012 gönderildi maneviyatı din doğurmaz buna sahip olmayanda sonradan maneviyat kazanamaz din belki istikamet gösterir Link to post Sitelerde Paylaş
kitsonga 0 Mayıs 15, 2012 gönderildi Raporla Share Mayıs 15, 2012 gönderildi Felsefenin dinler tarafından öldürülmesiyle maneviyat dinle açıklanmaya başladı. Hristiyanlığın grekte yayılmasıyla manevi mutluluğun temeli düşünmeye değil inanmaya bağlandı. Müslümanlıkta bunun devamı oldu. Yahudilik yayılmacı olmadığından diğer ikisi gibi felsefeyi öldürmedi. Link to post Sitelerde Paylaş
haci 0 Mayıs 15, 2012 gönderildi Yazar Raporla Share Mayıs 15, 2012 gönderildi Maneviyatın idraksal yönü ki aynı zamanda felsefi yönü olarak da bilinir, yaşamın anlamı, amacı ile ilgili kavramlara yanıtlar bulmaya çalışır, insana gerçeği aratır, inanç ve ahlaksal değerlerin derecesini saptar. Aynı zamanda duygusal olarak bilinen deneyimsel yönü, umut, sevgi, huzur ve destek kavramlarını içerir. Kişi bu tür manaviyat aracılığı ile manevi sevgiyi kazanabilir ve verebilir, kendine, topluma ve doğaya tutunarak varlığını sürdürebilir. Maneviyatın davranışsal yönü ise, kişinin iç dünyasının dışa yansıyan gösterilerini (manifestasyonunu) oluşturur. İnsanların bir çoğu maneviyatı dinde ararsa da, doğada, müzikte, güzel sanatlarda, bilimsel gerçeklerde ve ahlaksal değerler ve ilkelerde arayanlar da vardır. Dinler nedense maneviyat konusunda tek otorite oldukları izlenimi uyandırırlar. İlginç olarak bazı ateistler de bu tuzağa düşerler. Onlara göre de insanın ruhsallığı ile dinsel inançları arasında sıkı bir ilişki vardır. Biz bu yanlış anlaşılmaları düzeltmek için bu başlığı açtık. Herşeyden önce insanlarda maneviyatın neden var olduğunu açıklamamız gerekiyor. Bunu yapabilirsek, gerisi çorap söküğü gibi, kendiliğinden gelecektir. Link to post Sitelerde Paylaş
panteon 0 Mayıs 15, 2012 gönderildi Raporla Share Mayıs 15, 2012 gönderildi Ahlak ve vicdan konularına girmemiz lazım o zaman. Toplum bilinci maneviyatı doğurmuştur bence. Kişisel görüşüm bilimsel bir dayanağı yok. İnsan dağ başında tek başına yaşarken ahlaki değerlere ihtiyacı yoktur, vicdan azabı çekeceği birşey de yoktur çünkü başkasına karşı bir sorumluluğu yoktur. Toplum bilinci başkalarına karşı sorumluluğu doğurmuş, o da ahlakı doğurmuş, o da vicdanı tetiklemiş. Maneviyat da toplum bilincinden bu süreçte evrimleşmiş olmalı. Link to post Sitelerde Paylaş
haci 0 Mayıs 15, 2012 gönderildi Yazar Raporla Share Mayıs 15, 2012 gönderildi Ahlak ve vicdan konularına girmemiz lazım o zaman. Toplum bilinci maneviyatı doğurmuştur bence. Kişisel görüşüm bilimsel bir dayanağı yok. İnsan dağ başında tek başına yaşarken ahlaki değerlere ihtiyacı yoktur, vicdan azabı çekeceği birşey de yoktur çünkü başkasına karşı bir sorumluluğu yoktur. Toplum bilinci başkalarına karşı sorumluluğu doğurmuş, o da ahlakı doğurmuş, o da vicdanı tetiklemiş. Maneviyat da toplum bilincinden bu süreçte evrimleşmiş olmalı. Maneviyat, topluma da yansıyan ama, temeli bireysel olan bir olgudur. Link to post Sitelerde Paylaş
şahika 0 Mayıs 15, 2012 gönderildi Raporla Share Mayıs 15, 2012 gönderildi Kısaca iç huzur diyebiliriz belki. Link to post Sitelerde Paylaş
Q.N. 0 Mayıs 15, 2012 gönderildi Raporla Share Mayıs 15, 2012 gönderildi Haci haklı Aksine toplum bunu bozar, yaralar açar hatta yokedebilir Link to post Sitelerde Paylaş
haci 0 Mayıs 15, 2012 gönderildi Yazar Raporla Share Mayıs 15, 2012 gönderildi Kısaca iç huzur diyebiliriz belki. İç huzur değil de, iç huzur arayışı diyebiliriz. Link to post Sitelerde Paylaş
Neofreeman 0 Mayıs 16, 2012 gönderildi Raporla Share Mayıs 16, 2012 gönderildi konuyu açmak açısından faydalı olacağı kanısındayım. http://www.youtube.com/watch?v=XEpdGUbK6P0 Link to post Sitelerde Paylaş
haci 0 Mayıs 16, 2012 gönderildi Yazar Raporla Share Mayıs 16, 2012 gönderildi Maneviyatın tanımını şöyle yaptık: Maneviyat gerçeklerin madde veya materyal olarak reelize edilmediği, kişinin iç dünyasını oluşturan en derin değerlerle yaşama verdiği anlamı içeren kavramların tümüdür. Böyle bir kavram insanlarda neden ortaya çıkmıştır? Ne zaman ortaya çıkmıştır? İnsanın bir hayvandan evrildiğini iddia ediyoruz. O halde maneviyat o hayvanda da vardı. Bu bir zorunluk. O halde maneviyat yalnız insansal bir kavram değil. Hayvanlarda da var. Olmak zorunda. En azından insanın yakın akrabası olan hayvanlarda olması gerekir. Ve belki de insana çok daha uzak akrabalığı olan hayvanlarda da maneviyat mevcuttur. Olması daha mantıklıdır. İnsanın son şeklini 200 bin yıl önce aldığı tahmin ediliyor. Ama insan son şeklini aldıktan sonra bile bütün insanlığını kullanabilmiş değil. İnsan Darwinsel evrimin bir ürünü. İnsan öncüsü canlılar milyonlarca yıl korkunç bir ortamda yaşamış ve evrilmiş yaratıklardır. Bu korkunç ve acımasız ortamda genlerini yeni nesillere geçirmede başarılı olan canlılar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Çocuklarını, eşlerini, arkadaşlarını sürekli olarak kaybeden ve bu arada giderek akıllı olmaya başlayan bu hayvanlar için yaşam, korkunç ve iğrenç bir deneyim olmalıdır. Psikolojik olarak buna nasıl hazır olabilir bu ilk insanlar? Büyük stresler, acılar ve trajediler karşısında yaşama nasıl adapte olabilirler? Evrim bu korkunç zulüm altında yaşamayı başarmış ve genlerini yeni nesillere geçirebilmiş ilk insanları veya onların öncülerini, yeğlemiş olmalıdır. Başka bir deyişle, kendi iç dünyalarında yaşama olan umudunu kaybetmeyen, acılara ve trajedilere uyum yapanlar yeğlenmiş olmalıdırlar. Akıllı bir yaratık olan insan veya öncüsü, bir anda kendisinde veya içinde yaşadığı ailesinde olan bir güce sarılmadan herşeyini kaybetmeye tahammül edemez. Akıllı insanın Darwinsel rekabet ortamında varlığını sürdürebilmesi için kendine ve yakın ailesine güvenmesi onun varlığını sürdürmesine yardım edecektir. Hayvanların çoğunda akıl yeterince gelişmediği için, böyle bir güce gereksinim olmayabilir. Ama hiç kuşkusuz giderek akıllanan, düşünen ve planlayan bir yaratıkta, toplumun paylaştığı bazı manevi değerlerin olduğunun algılanması, onların yaşamını kolaylaşıracaktır. Bu bağlamda manevi değerler yalnız yaşama verilen anlam ve değer değildir. Aynı zamanda akıllı yaratığın yaşamını zenginleştiren yaşama arzusu ve içgüdüsüdür. Maneviyat yaşamını aklı ile zenginleştiren insan öncüsü ilk hayvanlarda evrilmeye başlamış olmalıdır. Maneviyatın varlık nedeni bunlardır. Link to post Sitelerde Paylaş
Recommended Posts