haci

İnsan Neden Bu Şekilde Akıllıdır?

Bu konuda 14 ileti var

Bu şekilde dediğimiz, insan neden resim yapar, müzik besteler? Neden heykeltraştır?

Neden roman yazar, şiir yazar?

Akıllıdır, evet.. Gökyüzüne hışımla yükselen piramitler, gökdelenler, binalar, camiler, katedraller ve minareler inşa etmiştir.

Onları inşa etmesinin nedenleri vardır. İçlerinde yaşayacaktır, ölünce gömülecektir, ya da Tanrısına tapacaktır...

Ama resim yapıp müzik bestelemesi için bir neden var mıdır? Varsa onlar nelerdir?

İnsan neden güzel sanatlara önem verir? Bunun akıllı olmakla ne gibi bir alakası vardır?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Çünkü insan taklitçidir.Çiçeğin,öküzün taklidini duvara çizer veya bir kayaya yontar.

?

tarihinde xseddx tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu şekilde dediğimiz, insan neden resim yapar, müzik besteler? Neden heykeltraştır?

Neden roman yazar, şiir yazar?

Akıllıdır, evet.. Gökyüzüne hışımla yükselen piramitler, gökdelenler, binalar, camiler, katedraller ve minareler inşa etmiştir.

Onları inşa etmesinin nedenleri vardır. İçlerinde yaşayacaktır, ölünce gömülecektir, ya da Tanrısına tapacaktır...

Ama resim yapıp müzik bestelemesi için bir neden var mıdır? Varsa onlar nelerdir?

İnsan neden güzel sanatlara önem verir? Bunun akıllı olmakla ne gibi bir alakası vardır?

Belki de iletişim içgüdümüzün dışa vurumudur sanat. İnsanın kendini ifade etme biçimidir...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

insan,sanatla ölmez olduğunu, ölümsüz olduğunu kanıtlamak ister.köle olmadığını özgür olduğunu ve bunun kendi elinde olduğunu haykırır.en gerçekçi en akıllıca yöntemdir bence.insan doğayla,hayvanlarla ortak aynı kökten geldiğine göre farklılığını yaratmak durumundadır.tanrıyı övmek için tapınak ,ölümsüzlüğünü göstermek için resim yapar. bedenim yok olabilir ama ben ölmedim demektir bu.bir taraftan da insan birazda varsayılan tanrıya meydan okuyor diye düşünüyorum.aklımı kullanıyorum ben senden daha güzel konuşuyorum,senden daha güzel tasarlıyorum ,yaratıyorum,senden daha güzel söylüyorum,o zaman ben daha kıymetliyim.kısaca ölümsüzlük haykırışıdır hepsi bu.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu şekilde dediğimiz, insan neden resim yapar, müzik besteler? Neden heykeltraştır?

Neden roman yazar, şiir yazar?

Akıllıdır, evet.. Gökyüzüne hışımla yükselen piramitler, gökdelenler, binalar, camiler, katedraller ve minareler inşa etmiştir.

Onları inşa etmesinin nedenleri vardır. İçlerinde yaşayacaktır, ölünce gömülecektir, ya da Tanrısına tapacaktır...

Ama resim yapıp müzik bestelemesi için bir neden var mıdır? Varsa onlar nelerdir?

İnsan neden güzel sanatlara önem verir? Bunun akıllı olmakla ne gibi bir alakası vardır?

Hepsi seksüel seçilimle ilgilidir. Sadece güzel sanatlar değil, espri yapma, etkileyici öyküler anlatma vb beceriler de seksüel seçilimle ilgilidir.

Bütün bu yeteneklere sahip bireyler karşı cinsi etkilemiş, tercih edilmelerini sağlamış ve bu özellikler aktarılarak günümüze kadar gelmiştir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

İnsanın kendine oturacağı, gece yatacağı, sığınacağı bir ev yapması evrimsel bir süreç.

Canlıların birçoğu bunu yapıyor.

Bu nedenden onun biraz abartılmış şekli olan piramitler, cami ve kiliseler inşa etmesini yadırgamamak lazım.

Ama şiir ve roman yazmasını, müzik bestelemesini, güzel sanatlarla ilgilenmesini açıklamak mümkün değil.

Onların evrimsel bir önemi yok. Onlar olmasa da insan yaşayabilir. Hatta belki daha rahat ve daha az sorunlu yaşayabilir.

Buna rağmen onlarsız yaşayamıyor insan. Neolitik devirden çok daha öncelerine ait resimler, küçük biblolar, müzik aletleri ile karşılaşılıyor.

Üstün insan aklı güzel sanatlar yaratmadan duramıyor. Beyinde okuma yazma ve konuşma merkezleri var.

Onların alt yapısı var yani. Ama güzel sanat merkezleri yok. Müzik merkezi yok. Resim ve heykel yapma merkezleri yok.

İnsanın güzel sanatlarız yaşayamamasını, onlarsız yaşayabilmek için özel bir çaba göstermek zorunda olmasını nasıl açıklayabiliriz?

Onların beyinle ilgili etkinlikler olduğu kesin. Ama nasıl bir etkinlik? Beyinde müzik ve resim yapma merkezleri yok. Olmaları için de bir neden yok zaten.

İnsan heykel ve biblo yapmak için evrilmiş bir hayvan değil. Onlarsız da varlığını sürdürebilir ve genlerini yeni nesillere geçirebilir.

Evrimsel önemleri olmadıkları için onların varlık nedenini açıklamada zorluk çekiyoruz.

Bu durumda onlar büyük bir olasılıkla evrimsel önemleri olan üstün insansal niteliklerden kendiliğinden ortaya çıkan epifenomenler olmalıdırlar.

Doğa onları tasarımlamamıştır. Evrim onları yeğlememiştir. Ama onlar vardırlar.

Epifenomen birbirleri ile ilgisi olmayan iki veya fazla fenomenin bir araya gelmesi durumunda onlardan açığa çıkan ve onlarla hiç alakası olmayan bir olgudur.

İnsanın güzel sanatlar yaratma yetisi üstün insan beyninden kaynak alan ve ona bile faik olabilen ilginç bir fenomendir.

Bu şekilde ortaya çıkan ve beyinde anatomik alt yapıları olmayan başka epifenomenler de vardır. Soyut düşünmek gibi. Yaratıcı olmak gibi.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

İnsanın kendine oturacağı, gece yatacağı, sığınacağı bir ev yapması evrimsel bir süreç.

Canlıların birçoğu bunu yapıyor.

Bu nedenden onun biraz abartılmış şekli olan piramitler, cami ve kiliseler inşa etmesini yadırgamamak lazım.

Ama şiir ve roman yazmasını, müzik bestelemesini, güzel sanatlarla ilgilenmesini açıklamak mümkün değil.

Onların evrimsel bir önemi yok. Onlar olmasa da insan yaşayabilir. Hatta belki daha rahat ve daha az sorunlu yaşayabilir.

Buna rağmen onlarsız yaşayamıyor insan. Neolitik devirden çok daha öncelerine ait resimler, küçük biblolar, müzik aletleri ile karşılaşılıyor.

Üstün insan aklı güzel sanatlar yaratmadan duramıyor. Beyinde okuma yazma ve konuşma merkezleri var.

Onların alt yapısı var yani. Ama güzel sanat merkezleri yok. Müzik merkezi yok. Resim ve heykel yapma merkezleri yok.

İnsanın güzel sanatlarız yaşayamamasını, onlarsız yaşayabilmek için özel bir çaba göstermek zorunda olmasını nasıl açıklayabiliriz?

Onların beyinle ilgili etkinlikler olduğu kesin. Ama nasıl bir etkinlik? Beyinde müzik ve resim yapma merkezleri yok. Olmaları için de bir neden yok zaten.

İnsan heykel ve biblo yapmak için evrilmiş bir hayvan değil. Onlarsız da varlığını sürdürebilir ve genlerini yeni nesillere geçirebilir.

Evrimsel önemleri olmadıkları için onların varlık nedenini açıklamada zorluk çekiyoruz.

Bu durumda onlar büyük bir olasılıkla evrimsel önemleri olan üstün insansal niteliklerden kendiliğinden ortaya çıkan epifenomenler olmalıdırlar.

Doğa onları tasarımlamamıştır. Evrim onları yeğlememiştir. Ama onlar vardırlar.

Epifenomen birbirleri ile ilgisi olmayan iki veya fazla fenomenin bir araya gelmesi durumunda onlardan açığa çıkan ve onlarla hiç alakası olmayan bir olgudur.

İnsanın güzel sanatlar yaratma yetisi üstün insan beyninden kaynak alan ve ona bile faik olabilen ilginç bir fenomendir.

Bu şekilde ortaya çıkan ve beyinde anatomik alt yapıları olmayan başka epifenomenler de vardır. Soyut düşünmek gibi. Yaratıcı olmak gibi.

Sadece insan sanat yapmıyor diğer canlılarda var..

örneğin And dağlarında 4000 metre yukarda bir flamingo türü yaşıyor ..

İnanılmaz güzellikte sekronize dans yapıyorlar..

Balığın suyu silah olarak kullanarak püskürtüp böceği suya düşürüp yediğini gördüm..

Animal planet kanalında..

yada

davinci learnig de muhteşem çekimler gösteriyorlar..

Mirket aşiretleri insanın ilkel halini anımsatıyor..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sadece insan sanat yapmıyor diğer canlılarda var..

örneğin And dağlarında 4000 metre yukarda bir flamingo türü yaşıyor ..

İnanılmaz güzellikte sekronize dans yapıyorlar..

Balığın suyu silah olarak kullanarak püskürtüp böceği suya düşürüp yediğini gördüm..

Animal planet kanalında..

yada

davinci learnig de muhteşem çekimler gösteriyorlar..

Mirket aşiretleri insanın ilkel halini anımsatıyor..

Bunlar sanırım " sanat " olarak değerlendirilemez. Flamingoların dansı seksüel seçilim, balığın marifeti ise avlanmaya/ hayatta kalmaya yönelik bir davranış. İnsan resim yapmasında bu tip bir amaç olmasa gerek.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Belkide hayatta kalmak yetmiyor insan için, insan çok karmaşık analitik düşünüyor, bir nevi ruhunu doyurma bu, eksik hisseder yoksa. Normal bir hayvandan en büyük farkımız bu sanatsal yönümüzde olabilir..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

İnsanın hayatta kalması için çevresini araştırması (buna genel anlamda araştırmacılık diyelim) ve yeni olanı denemesi hayati önem taşır.

İnsan (ve bizim gibi diğer yüksek primatlar) memeli olmayan diğer canlılardan farklı olarak özelleşmemiş veya uzmanlaşmamış bir memeli türüdür. Bütün memeli hayvanlar, araştırmaya, keşfetmeye kuvvetli bir iç güdü ile itilirler, ancak bu, bazıları için çok daha kesin önem taşır. Bu, o hayvan türünün evrimi sırasındaki uzmanlaşma derecesi ile ilgilidir. Eğer bütün evrimsel çabaları yaşamlarını sürdürmek için gerekli tek bir TAKTİĞİ geliştirmeye yönelmişse, çevrelerindeki karmaşık düzenle fazla ilgilenmeleri gerekmez. Karıncayiyen karınca, koala ayısı zamk ağacı yaprağı bulduğu sürece, keyifleri yerinde demektir, başka tasaları yoktur, çünkü onların evrimsel çabaları sadece bu yönde uzmanlaşma göstermiştir. Oysa bizim gibi uzmanlaşmamış olanlar (bunlara hayvanlar dünyasının maceraperestleri diyelim) hiç de öyle kolay kolay rahat edemezler. Yarınki yemeklerini nerede bulacaklarını bilemezler, her kovuk, her yarık bilinmeli, her imkan denenmeli, bütün rastlantılar değerlendirilmelidir. Araştırmaları, durup dinmeksizin gerekmektedir. Tecrübe dozunu her zaman yüksek tutmak zorundadırlar çünkü hayatta kalmaları buna bağlıdır.

Yalnız beslenme sorunu değildir söz konusu olan. Kendilerini savunmak için de gereklidir bu. Kirpiler, kokarcalar, düşmanlarına aldırmaksızın istedikleri gibi gürültü ederek dolaşabilirler, ama benzer silahlardan yoksun bir memeli hayvan her zaman tetikte olmak zorundadır. Tehlike işaretleri algılayabilmesi, kaçış yollarını bilmesi gereklidir. Yaşamını sürdürebilmek için yuvasının çevresini en ufak ayrıntısına kadar ezbere bilmelidir.

Uzmanlaşmış canlılar ise bu gibi araştırma ve yeniyi deneme çabalarına daha az ihtiyaç duyarlar ama uzmanlaşmış olmak önemli bir engeli de beraberinde getirir. Yaşamını sürdürme taktiği gereğince işlediği sürece uzmanlaşmış hayvanın işleri yolunda gider ama ortada önemli bir değişiklik olduğu anda apaşıp kalır. Durum değişince bu ani değişikliğe birdenbire ayak uyduramayacaktır. Zamk ağacı ormanları ortadan kalktığı anda koala ayısının nesli de tükenecektir..Kirpiye gelince, onun da silahı, kabuğunu çiğneyebilecek demir ağızlı bir düşman karşısında elinden alınmış olacaktır. Maceracı hayvanların gündelik hayatı çok daha zor olsa da ortamın ani değişikliklerine uyabilme yetenekleri daha yüksektir. Primatların ellerinden sevdiği meyveleri ve kuru yemişlerini alın kökleri ve filizleri yemeye başlayacaktır.

Uzmanlaşmamışlar arasında en maceraperestleri maymunlardır. Hatta takım halinde uzmanlaşmamak konusunda uzmanlaşmışlardır. Ve maymunlar arasında en maceraperest olanı da insandır. Bu onun neotenik evriminin bir diğer yönüdür. Her şeye burnunu sokmak huyu bütün genç maymunlarda vardır, ama bu niteliklerinin önemi zamanla azalır. Oysa bizlerde, çocukluk çağının meraklılığı olgunlaştıkça güç kazanmakta ve yaygınlaşmaktadır. Araştırmaktan hiç bir zaman vaz geçmeyiz. Yaşamımızı sürdürecek olanaklara sahip olduğumuzu bilmek yeterli değildir. Her soruya verdiğimiz cevap aynı anda ikinci soruyu doğurur. İşte insan türünün yaşamını sürdürme taktiklerinin en önemlisi budur.

Yeni şeyleri çekici bulmaya yatkınlık, neophilia "yeni sevgisi" olarak adlandırılır. Karşıtı da "yeni korkusu" (neophobia) olarak adlandırılır. Bilinmeyen her şey, tehlike ihtimalini de beraberinde taşır. Dolayısıyla dikkatle yaklaşılmalıdır. Kurcalanması daha mı doğru olur acaba? Ama kurcalamazsak ne olduğunu nasıl öğrenebiliriz? İçgüdüsel yeni sevgisi bilinmeyenle bilinen haline gelene kadar ilgilenmemizi sağlar, ta onu gözümüzden düşecek kadar tanıyıp, yeterince deneyinceye ve bu bilgileri gerektiği zaman ve gerektiği yerde kullanmak üzere bir kenara koyuncaya kadar. Çocuklar her zaman bunu yaparlar. İçgüdüler o denli güçlüdür ki anne babaları tarafından dizginlenmesi gerekli olur. Çocuklar büyüdükçe araştırma merakları o denli şiddetli ve korkunç bir hal alır ki büyükler "vahşi hayvan sürüsü gibi davranan gençlerden söz ederler sık sık. Oysa gerçekten doğru değildir bu. Eğer yetişkin insanlar olgun vahşi hayvanların davranışlarını inceleme zahmetine katlansalardı, aslında kendilerinin vahşi hayvanlar gibi davrandıklarını anlarlardı. Araştırmayı sınırlamaya çalışan ve insanaltı bir tucu yaşantının getirdiği rahatlığı bozmak istemeyen kendileridir. Neyse ki çocukça meraklılıklarından ve buluculuklarından bir şey kaybetmemiş yeterince yetişkin vardır da, insan türü yaşamını ve ilerleyişini sürdürebilmektedir.

Şempanze yavrularının oynayışlarının izlediğimizde insan yavrusuyla aralarındaki davranış benzerliklerini hemen fark etmememiz imkansızdır. Her ikisi de "yeni oyuncaklara" bayılırlar. Hemen üzerine atlayıp yere atarlar, kıvırırlar, bükerler, vurular, didik didik ederler. Her ikisi de basit oyunlar icat ederler. Şempanzelerin yeni şeylerle ilgilenme oranları bizlerde olduğu kadar yüksektir. Hatta ilk yıllarda kas yapıları daha çabuk geliştiği için daha da fazladır diyebiliriz. Ancak bir zaman sonra bu gelişim yavaşlamaya, bize kıyasla daha geride kalmaya başlar. Beyinleri bu iyi başlangıcı daha olumlu bir şekilde geliştirmek için gerekli karmaşık yapıya sahip değildir. Dikkatlerini tek bir şey üzerine toplama yetenekleri zayıftır ve vücutlarının gelişimiyle aynı oranda artmaz. Hepsinden önemlisi buldukları icat tekniklerini ana babalarıyla tartışmak için gerekli haberleşme olanaklarından yoksundurlar.

Bu farkı daha iyi açıklamak için belirli bir örneği ele alalım. Örneğin resim yapmayı ya da grafik araştırmayı. Bir davranış biçimi olarak binlerce yıldır insan türü için çok önemli bir yeri vardır grafik araştırıcılığının. Bunun en iyi ispatı Altamira ve Lascaux'daki tarihöncesi kalıntılardır.

Olanak ve gereçler sağlandığında şempanze yavrusu da boş bir sayfa üzerinde şekiller çizmenin görsel olanaklarını araştırmaya bizim kadar meraklıdır.

İlk defa bir kalem ve bir kağıtla karşı karşıya kalan çocuğun durum hiç de parlak değildir. En iyisinden kalemi kağıda vurmak aklına gelecek şey. O zaman da beklenmedik bir sürprizle karşılaşır. Kalem vurulunca sadece ses çıkmakla kalmamış, görsel bir olay da ortaya çıkmıştır. Kalemin ucunda bir şey olmuş ve kağıt üzerinde biz iz bırakmıştır. Bir çizgi çizmiştir.

Grafik buluşun ilk anında gerek şempanze gerekse insan yavrusunu izlemek gerçekten çok etkileyicidir. Çizgiye hareketinin yarattığı bu beklenmedik ödüle şaşkınlık içinde bakar. Bir an sonucu izledikten sonra deneyi tekrarlar. Hayret, ,kinci kez de aynı sonucu elde etmiştir. Sonra devam eder; sayfa karalamalarla doluncaya kadar tekrar tekrar çizer. Zaman geçtikçe bu oyun daha da bir canlılık kazanır. Birbiri ardın çizilen basit deneysel çizgiler yerlerini ileri geri çiziktirmelere bırakır. Eğer olanak varsa renkli kalemler, tebeşir ve boya, kurşun kalemin yerini alır. Böylelikle kağıdın üzerindeki hareketlere daha cesur bir akıcılık gelir, daha etkili bir görsel sonuç ortaya çıkar.

Grafik araştırmayla ilgilenme gerek insan gerek şempanze yavrularında bir buçuk yaşlarında başlar. Oysa, cesur, kendinden emin ve zincirleme karalamanın gerçek bir akıcılık kazanması, ancak ikinci yaş gününden sonra görülür. Üç yaşındaki çocuk ise, yeni bir grafik dçneme girer. Artık karmaşık karalamalarını sadeleştirmeye başlamıştır. Karalamanın heyecab verici karışıklığından basit temel biçimler çıkarma dönemidir bu. Önce birbirini kesen çizgiler, sonra daireler, kareler ve üçgenler çıkar ortaya. Başıboş bırakılmış çizgiler sayfanın üzerinde dönüp dolaştıktan sonra iki uçları bir boşluğu içine alacak biçimde birleştirir. Çizgi kontura dönüşmüştür.

Bu dönemi izleyen aylarda bu basit biçimler birbirleriyle birleşip soyut şekiller meydana getirirler. Bir çapraz daireyi keser, ya da karenin köşeleri diyagonal çizgilerle birleştirilir. İlk temsili resmin çizilmesinden hemen çnceki önemli geçiş dönemidir bu. Bu aşamaya çocuk iki buçuk ile üç yaşları arasında ya da dördüncü yaşın başlangıcında varır. Şempanze ise hiç bir zaman. Şempanze yavrusu yelpaze gibi açılan biçimler, kesişen çizgilr, daireler, giderek bir dairenin içine bazı şekiller çizebilir ama orada durur.Hemen her çocuğun yaptığı ilk temsili resmin, aynı, içi işaretlenmiş daire motifi olması ilginçtir. Çocuk, ana hatlarını çizdiği bir dairenin içine rastgele çizgiler ve noktlar yerleştirir. Sonra, birdenbire sanki kağıda sihirli bir değnekle dokunulmuşcasına kağıtatki insan yüzü, yaratıcının gözlerine diker gözlerini. Çocuk birden tanır onu. Soyut denemeler, biçim araştırma dönemi kapanmıştır artık. Yeni bir amaç vardır şimdi. Temsili resmin en mükemmel biçimine ulaşmak. Yeni suratlar çizilir, daha doğru, gözleri, ağzı yerli yerinde suratlar. Saölar, kulaklar, burun, kollar, bacaklar gibi ayrıntılara inilir. Yeni görüntülere geçilir. Çiçekler, evler, hayvanlar, gemiler, arabalar çizilir. Bu, bildiğimiz kadarıyla şempanze yavrusunun erişemeyeceği bir düzeydir. Şempanze, son aşamadan, daireyi çizip içini noktaladıktan sonra, büyümeye devam eder, ama resimleri orada kalır. Günün birinde belki dahi bir şempanze bulunacaktır; ama bu pek uzak bir olasılık gibi geliyor.

Keşfetme sürecinin yorgunluk tanımaz yolculuğun boyunca yavaş yavaş atılan bu adımları birbiri ardına izlemek büyüleyici bir olaydır. Giderek daha başka biçimler, bileşimlere kalkışır, daha çapraşık şekiller, renkler, dokular dener.

Başlangıçta gerek insan, gerekse şempanze yavrusunun çiziktirme ve karalamalarının haberleşme eylemiyle hiç bir ilişkisi yoktur. Yalnızca bir araştırma, keşfetme, grafik çeşitlemeler üzerinde denemeler yapmaktan ibarettir. Bir çağrı aracı olarak değil, bir eylem olarak başlamıştı. Belirli bir ödül için de yapılmıyordu, ödülünü beraberinde getiriyordu, oyun içinde oyundu kısacası. Oysa, çocuk oyunlarının hemen hepsinde olduğu gibi, giderek yetişkinlerin amaçlarından biri haline dönüşecektir o da. Toplumsal haberleşme burada grafik deneylerin başlangıçtaki bulucu niteliğine baskın çıkacak, başlangıçtaki keşfedici unsur önemini yitirecek, "bir çizgiye elinden tutup gezmeye götürme"nin o katıksı zevki, artık duyulamaz olacaktır. Yetişkinler bu keşfetme niteliğinin yeniden ortaya çıkmasına ancak konuşurken ya da düşünürken izin verirler (yetişkinlerin bulucu nitelikleri tamamen yok olmuştur anlamına gelmez bu; sadece, buluculuk daha çapraşık, daha teknolojik alanlara kaymıştır). Resim sanatının bugün bu yönde geliştiğini biliyoruz.

Araştırıcı davranışa örnek olarak özellikle bu konuyu seçmemim nedeni biz insalarla en yakın akrabalarımızın olan şempanzeler arasındaki farkı, en açık seçik ortaya koymasıdır. Diğer alanlarda da benzer karşılaştırmalar yapmak mümkündür. Bunlardan bir kaçına kısaca değinmekte yarar olduğu kanısındayım.

Ses dünyasının araştırılması da her iki tür için söz konusudur. Ses konusunda buluculuk, her ne sebeptense, şempanzelerde rastlanmayan bir nitelik olsa da, "vurarak ses çıkarmak" hayatlarında önemli bir yer tutar. Şempanze yavruları, ayaklarını yere vurmak, ellerindekileri bir yere vurmak, el çırpmak gibi eylemlerin ses çıkarma nitelikleri üzerinde uzun uzun deneyler yaparlar.

Devamı için bkz..

Desmond Morris - Çıplak Maymun

Bölüm: Araştırıcılık

Sayfa 145- 153'ten sonra...

tarihinde kozmopolit tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

insan paylaşmak ve anlaşılmak ister....kimi insan konuşarak rahatlar ve duygularını ifade eder ama

kimisi de duygularını güzel bir resimle dile getirir, kimsi şiirle yapar bunu...

sanat yapan insan içindeki duygusal durumu resme müziğe vs dökerek rahatlar...sonra, ürettiğini diğer insanlarla paylaşır, anlaşılmayı takdir görmeyi bekler....

resim yapsanız kimseye göstermeseniz ne anlamı var? anlaşılıp,beğenilip, takdir görmedikten sonra ....

sanat üreten yapan insanlar beğenilmenin tadına varmış insanlardır ayrıca...

bir anlamda kendilerini sanatla ifade ediyorlar yani ....

tarihinde Vicdanımın Sadakası tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yukarıdaki uzun alıntı yazsını okuduktan ve buraya yazdıktan sonra sanatın evrensel bir değer veya yüceleştirilmiş herhangi özel bir şey olmadığını, aksine insan türünün hayatta kalabilmesi için zorunlu olan çevresini araştırma iç güdüsünün sadece obsesif kompulsif şekle dönüşen bir davranış biçiminden ibaret olduğunu anladım. Yani insan çevresini araştırma dürtüsünü fazlasıyla abartmış ve sonuç sanat olmuş. Bu da yine dolaylı olarak onun teknolojisine ve bilimine yansımış. Yani bir bakıma onun tüm kültürünü oluşturmuş.

tarihinde kozmopolit tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.


Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.


Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.