Jump to content
pil

Biraz gülümseyelim lütfen ...

Recommended Posts

Hitler ve Mussolini bir barda oturmaktadırlar.

 

Bir adam içeri girer ve barmene, "Bunlar Hitler ve Mussolini değil mi?" diye sorar. Barmen "Evet, onlar" der. Sonra adam onlara doğru yürür ve sorar:

 

"Selam, ne yapıyorsunuz?"

 

Hitler cevaplar: "3. Dünya Savaşı'nı planlıyoruz."

 

Adam sorar: "Gerçekten mi? Bu sefer neler olacak?"

 

Hitler: "Bu sefer, 14 milyon Yahudiyi ve bir bisiklet tamircisini öldüreceğiz" der.

 

Adam sorar: "Bir bisiklet tamircisi mi??!!"

 

Hitler, Mussolini'ye döner ve der ki: "Gördün mü, sana, kimsenin 14 milyon Yahudiye aldırış etmeyeceğini söylemiştim!"

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ve Buddha onlara dedi:
"Size benim kim olduğum sorulduğunda, ne cevap vereceksiniz?"

 

Onlar dediler:
"Sen bizim varoluşumuzun temelindeki eskatalojik manifestasyon ve açıklanan öz benliğimiz bağlamının ontolojik temelisin"

 

Ve Buddha cevap verdi:
"HA!??"

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kadın: "Yalnızca gerçek Mesih, mesih olduğunu inkâr eder."

 

Adam: "Şimdi bana ne demek düşer? Pekala, BEN mesihim."

 

Kalabalık: "İşte o! İşte o! İşte Mesih!"

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Atlas Okyanusu'nda giden geminin kaptanı, gemideki herkesi güverteye çağırmış.

 

Yolcular toplanınca:

 

- Size bir iyi, bir kötü haberim var. Önce hangisini söyleyeyim?

 

- Elbette iyi olanını...

 

- 11 dalda Oscar kazanacağız!

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Şovmenin biri yaptığı şovuyla dünyada çok büyük bir üne kavuşmuş. Şovunu bir timsahla gerçekleştiriyormuş. Sopasıyla timsahın başına vuruyormuş, timsah ağzını açıp adamın kafasını ağzına alıyormuş, adam tekrar sopayla timsahın başına vurunca tekrar ağzını açıp hiçbir zarar vermeden adamın kafasını serbest bırakıyormuş. Şovmen bütün dünya ülkelerini gezer, sıra Türkiye'ye gelir. Büyük bir kalabalık şovu heyecanla izlemektedir. Şov biter, şovmen alkışlardan aldığı zevkle seyircilere döner, kasılarak sorar:

 

- Aranızda bunu yapabilecek biri var mı?

 

Seyircilerin arasından bizim Temel atılır:

 

- Ben yaparım ama söz ver, kafama hızlı vurmayacaksın...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Psikiyatrik danışma hattının cevap kaydı:


"Şu anda psikiyatrik danışma hattındasınız.

 

-Takıntı ve saplantınız varsa sürekli 1’e basınız.
-Kendinizi başkalarına bağımlı hissediyorsanız, birine 2’ye basmasını söyleyiniz.
-Birden fazla kişilikliyseniz 3, 4, 5 ve 6’ya basınız.
-İntiharı düşünüyorsanız, telefonun kordonundan uzak durunuz.
-Paranoyaksanız, kapı ve pencereleri kapatınız.
-Hezeyanlı paranoyaksanız kim olduğunuzu ve ne istediğinizi biliyoruz. Biz yerinizi saptayıncaya kadar hatta kalın.
-Şizofrenseniz dikkatle dinleyin, hafif bir ses kaç numaraya basmanız gerektiğini fısıldayacaktır.
-Manik-depresifseniz hangi numaraya bastığınız fark etmez, kimse cevap vermeyecektir."

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir gün Temel sahilde gezerken, denizde bir tanker görür ve yanındakine dönüp şöyle der:

 

- Ulan cahil herifler, 40 yıllık tankerin üstüne DANGER diye yazmışlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 04.03.2018 at 01:16, kavak said:

Bir haham ve bir papaz uçakta yanyana oturarak seyahat ediyorlar. Uçuș esnasında bayan hostes bir bardak șampanya sunar.

Haham bu teklifi memnuniyetle hemen kabul eder, ancak papaz "Teșekkür ederim, ama katolik inancına göre ne alkol içebilirim ne de cinsel ilișkiye girebilirim." diyerek reddeder.

Bunu duyan hamam "Affedersiniz hanmefendi, bilmiyordum, bir seçeneğim olduğunu ..."

 

Keșke aynı uçakta bir de imam olsaydı, onun da fikrini öğrenseydik.

Kavakçığım, şimdi fıkhi yönden tam emin olamadım ama pratik olarak hristiyan din adamları içki içerler. Hatta çoğu manastırın gelirini alkol üretimi ile sağlarlar. Bağış çoktur ama büyük kısmı açgözlü Vatikan'a gider. Manastır ve convent denen yerler genellikle kendi ürettikleri elişi hediyelik zımbırtılar, communion yapımında da kullanılan pirinç kağıdı (gofreti?) ve alkollü içecekler üreterek geçimlerini sağlarlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
17 dakika önce, malta erigi yazdı:

Kavakçığım, şimdi fıkhi yönden tam emin olamadım ama pratik olarak hristiyan din adamları içki içerler. Hatta çoğu manastırın gelirini alkol üretimi ile sağlarlar. Bağış çoktur ama büyük kısmı açgözlü Vatikan'a gider. Manastır ve convent denen yerler genellikle kendi ürettikleri elişi hediyelik zımbırtılar, communion yapımında da kullanılan pirinç kağıdı (gofreti?) ve alkollü içecekler üreterek geçimlerini sağlarlar.

 

Pek haksız sayılmazsın; ne eski ne de yeni ahitte alkol içmek yasaktır ancak fazlasını tüketmekten sakınılması tavsiye edilir ve zararlarından bahsedilir.

Buna nazaran katolik din adamlarının cinsel ilişkiye girmeleri yasaktır ancak buna pek uyduklarını zannetmiyorum. :D

tarihinde kavak tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
41 minutes ago, kavak said:

 

Pek haksız sayılmazsın; ne eski ne de yeni ahitte alkol içmek yasaktır ancak fazlasını tüketmekten sakınılması tavsiye edilir ve zararlarından bahsedilir.

Buna nazaran katolik din adamlarının cinsel ilişkiye girmeleri yasaktır ancak buna pek uyduklarını zannetmiyorum. :D

Görünen o ki, o ihtiyaçları için erkek çocuklarına meylediyorlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Eski Sevgililer ve Köfte

 


ADAM: Sevgilim, bugünlerde çıkabilecek miyiz? Hayır hazırlanman birkaç yıl daha sürecekse bu kıyafetlerle çıkmayalım.

 

KADIN: Neden?

 

ADAM: Moda değişecek hayatım. Ya da en azından mevsim değişecek, yazlık kıyafetlerle üşümeyelim diyorum.

 

KADIN: Abartma.

 

ADAM: Sen de abartma. Bir buçuk saattir portmantonun aynasında kendimi seyrediyorum ve sıkıldım.

 

KADIN: Bir de benim durumumu düşün. Yıllardır aynı manzarayı seyrediyorum.

 

ADAM: Ne varmış manzarada?

 

KADIN: Pek kayda değer bir şey yok. Bir burun ve arkadaşları.

 

ADAM: Çok komik. Kadınların sıradan bir evden çıkış hadisesini neden bu kadar ciddiye aldığını anlamıyorum. Sanki bir daha dönmeyeceğiz. Gidip bir evin bahçesinde köfte yiyeceğiz, hepsi bu.

 

KADIN: Ona barbekü partisi deniliyor canım.

 

ADAM: Öyle mi? Peki köftelerin bundan haberi var mı? Yoksa bizim salak köfteler aşağılık bir mangalda can vereceklerini mi düşünüyorlar? Halbuki ne kızarması, parti kuruyor angutlar haberi yok.

 

KADIN: Amma konuştun ha! Geliyorum tamam.

 

ADAM: Gitmek istemediğim bir yere sayende acele ediyorum ya, ben asıl ona yanıyorum.

 

KADIN: Neden gitmek istemiyormuşsun?

 

ADAM: Çünkü köfteleri mangala dizecek olan kişi, senin eski sevgilin.

 

KADIN: Yine mi aynı konu?

 

ADAM: Evet aynı konu.

 

KADIN: Aşkım, o yıllar önceydi.

 

ADAM: Ama o yıllarda da sevgililer sevişiyordu.

 

KADIN: Eeeee?

 

ADAM: Ne demek eeee? Adamın senin memelerine bakıp, "siz bir de bunları benim zamanımda görecektiniz", diye düşünmesi beni rahatsız ediyor.

 

KADIN: Kürşat'tan adam diye bahsetmen doğru değil.

 

ADAM: Madem bizim için adam sayılmıyor, neden köftesini yemeye gidiyoruz.

 

KADIN: Sevgilim, yıllardır bu saçma konuyu konuşuyoruz. Kürşat'la yıllar önce kısa bir ilişkimiz oldu, hepsi bu.

 

ADAM: Ne kadar kısa?

 

KADIN: Ne bileyim ben, iki ay falan.

 

ADAM: Memelerini görmesi için yeterli bir süre.

 

KADIN: Ben sana ilk erkeğim olduğunu söylediğimi hatırlamıyorum.

 

ADAM: İyi de bununla gurur duymasan iyi olur. Eski sevgililerinden bir takım kurma imkanımız olduğunu biliyoruz.

 

KADIN: Kabalaşma!

 

ADAM: Peki inceltelim. En azından basketbol takımı kurabiliriz, yedeklerle beraber tabii.

 

KADIN: Anladım, sen hazırda sorun bulamadın, yaratmaya çalışıyorsun.

 

ADAM: Hayır. Sadece insanların ayrıldıkları insanlarla sürekli buluşup görüşmelerini anlayamıyorum. "Tanıştırayım yeni sevgilim, eski sevgilim. Bu da eski sevgilimin yeni sevgilisi, bu da yeni sevgilimin eski sevgilisi." Ne güzel değil mi? Hepimiz birbirimizin her yerini ezbere biliyoruz.

 

KADIN: Buna çağdaş yaşam deniliyor işte.

 

ADAM: Nesi çağdaş bunun? Biraraya gelmemesi gereken insanların toplanıp birbirine çağdaş çağdaş gıcık olmalarının ne manası var? Zira benim Kürşat'ı sevmem, tıbben mümkün değil. Ama etraf uyuz olmasın diye ona gülmem hatta belki de köfteleri pişirmesine yardım etmem gerekiyor. Hiçbir şey olmamış gibi. Hiçbir ortak yanımız yokmuş ya da bir sürü ortak yanımız varmış gibi.

 

KADIN: Son söylediğin cümleyi anlamadım.

 

ADAM: Kürşat'la ortak yanlarımız, ortak yanlarımızı ortaya koyup dost olmamıza engel oluyor, bilmem anlatabildim mi?

 

KADIN: Hayır anlatamadın.

 

ADAM: Onunla tek ortak yanımız, senin memelerin ve bu ortaklık beni rahatsız ediyor.

 

KADIN: Sürekli memelerimden bahsettiğinin farkında mısın?

 

ADAM: Özür dilerim. Kürşat'tan izin almalıydım. Ne de olsa memelerinin üzerinde onun da hakkı var.

 

KADIN: Bak bütün bu söylediklerini saçma sapan bulmakla beraber, eğer bu konuda birisi problem çıkaracaksa o Kürşat olmalı, çünkü o varken sen yoktun!

 

ADAM: Tamam işte, ben de bu yüzden onu köfte yemeye çağırmıyorum.

 

KADIN: Acıklı olan şu. Biz seninle beraber olmaya başladığımız günlerde, ben önceki ilişkilerimi sana uzun uzun anlattım ve sen de büyük bir anlayışla dinledin. Ama sonuçta erkek olduğun için bana sahip olduğunu hissettiğin andan itibaren masken düştü. Tarihime bile sahip çıkmaya başladın. Senden önce hayatıma giren herkesten nefret ediyorsun.

 

ADAM: Ama listede öyle adamlar var ki...

 

KADIN: Kimi kastediyorsun?

 

ADAM: Mesela o cüce olan, neydi adı?

 

KADIN: Takiyettin'i mi diyorsun?

 

ADAM: Evet, Takiyettin. İsmi kendinden uzun. Salaklığa bak. Bir cücenin adı en fazla Cem olmalı. Ama kompleks işte. Ailesi, uzun göstersin diye dikine çizgili bir isim koymuş. Takiyettin! Duyan bir şey sansın diye.

 

KADIN: Aklın sıra aşağıladığın adam, üç kez TÜBİTAK'tan ödül aldı.

 

ADAM: Biliyorum, yılın en kısa boylu bilim adamı ödülü!

 

KADIN: Herkes senin gibi biçimsel bakmıyor olaya.

 

ADAM: O da davetli mi?

 

KADIN: Gelir herhalde. Kürşat'ın iyi arkadaşıdır.

 

ADAM: Hadi buyrun! Ne bu? Eski sevgililer toplanıp kongre mi yapacağız?

 

KADIN: Kürşat'la beni Takiyettin tanıştırmıştı zaten.

 

ADAM: Öyle mi? Ne güzel. Ne demişti tanıştırırken? "Kürşat benim boyum kısa, memelere yetişemiyorum, sen bir baksana."

 

KADIN: Sen gerçekten çok iğrenç bir insansın.

 

ADAM: Asıl iğrenç olan sensin. Ben birlikte olduğum kadınları toplayıp pirzola yapıyor muyum? İyi, biz de toplanalım o zaman.

 

KADIN: Toplanırsanız haberim olmasın. O kadar beşinci sınıf kadının arasında görünmem doğru olmaz.

 

ADAM: Doğru. Benimkilerin arasında TÜBİTAK ödülü alan yok. Ama hepsi hiçbir yardıma ihtiyaç olmadan üst raftan kitap alabiliyor.

 

KADIN: Bu kadar iğrençlik yeter! Geliyor musun, gelmiyor musun?

 

ADAM: Bağırmadan konuş benimle.

 

KADIN: Ben bağırmıyorum.

 

ADAM: Bağırıyorsun.

 

KADIN: Geliyor musun sen?

 

ADAM: Hayır! Gelmiyorum.

 

KADIN: Sen bilirsin, ben gidiyorum.

 

ADAM: Sen benim yüzüme kapı çarpamazsın! Zıkkımın kökünü yiyin! Yalnız Kürşat'a söyle, benimle ilgisi yok, o memeler benden önce sarkmıştı!

 


YILMAZ ERDOĞAN (Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar)

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ne kadar doğrudur bilinmez...

 

Muzip bir adam olan ABD'li yazar Mark Twain, yaşadığı ilçenin ileri gelen 100-150 kişisine, "Her şey ortaya çıktı, çabuk kaç!!" cümlesinden ibaret, imzasız mektuplar yollamış. Ertesi gün 10-15 kişi terketmiş ilçeyi...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yalçın Küçük, bir kitabında, herkesin kendi kabiliyetinin sınırlarını bilmesi gerektiğinden bahseder. Bununla alakalı olarak da bir hatırasından söz açar.

 

Aklımda kaldığı kadarıyla anlatıyorum...

 

Üniversitedeyken öğrenci liderlerinden biriymiş Yalçın Küçük... Sık sık üniversite yönetimi aleyhine de protesto gösterileri organize edermiş... Üniversitenin kantininde de Satılmış isminde bir kantinci varmış... Bu saf kalpli kantincinin de öğrencilerle arası çok iyiymiş hatta öğrencilere bazı konularda yardım ettiği de olurmuş...

 

Bir gün, Yalçın Küçük'ün liderliğinde, öğrenciler gene idarenin aleyhine gösteriye başlamışlar...

 

Bağırıyorlarmış işte üniversite bahçesinde:

 

"Rektör İstifa! Satılmış Rektör! Satılmış Rektör!" diyerek...

 

Meğer o esnada bizim kantinci Satılmış da büzülüp titreyerek "Ben yapamam, ben yapamam ki" dermiş kendi kendine!!

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Temel iş başvurusunda bulunur, bir firma onu görüşmeye çağırır.

 

İşveren: İngilizce biliyor musunuz?
Temel: Pileyrum.
İşveren: Beni çağırın o zaman.
Temel: Come here.
İşveren: Güzel. Şimdi beni dışarı gönderin.

 

Temel biraz düşündükten sonra ayağa kalkar, odadan dışarı çıkar, "come here" der.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...