Jump to content
Onur_Tolga

Canlılık ve Bilinç üzerine

Recommended Posts

Bir an için önümüzde mermer bir masa olduğunu düşünün. Bir trilyon yıl veya sonsuz zamanda birdenbire ya da yavaş yavaş sizin gibi bilinçli , çevresinde olup bitenlerin ve kimliğinin farkında olabileceğini düşünebilir misiniz ? Böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini düşünmek imkansızdır. Aynı şey türlü madde için geçerlidir. Maddenin kütle enerjisinin yapısını çözdüğünüzde , yapısı gereği , asla bilinç düzeyine gelemeyeceğini asla düşünemeyeceğini ve asla ben diyemeyeceğini anlarsınız. Fakat ateistlerin görüşüne göre evrenin tarihinin bir noktasında imkansız ve akıl edilemez şeyler gerçekleşmiş. Onlara göre farklılaşmamış madde (buna enerjiyi de dahil ediyoruz) bir zamanlar 'can' bulmuş ardından bilinç düzeyine erişmiş , adından kavramsal düşünme yetisini elde etmiş ve sonunda ''ben'' düzeyine gelmiştir. Fakat yeniden masamıza dönecek olursak bunun neden gülünç olduğunu anlarız. Masa , bilinç düzeyine erişmek için gereken özelliklerin hiçbirine sahip değildir ve sonsuz zamanda bile bu tür özellikleri elde edinemez . Yaşamın kaynağına dair akla en son gelebilecek senaryolardan birini kabul eden bir kişinin bile belirli koşullar altında mermer parçasının kavramlar üretebileceğini ileri sürmesi için çıldırmış olması lazım. Ve subatomik seviyede masayı bir arada tutan şey , evrendeki diğer bütün maddeleri de bir arada tutan şeydir .

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Nato kafa nato mermer niye bilinçlensin... Kaya da taş da bilinçlenmez. Ağaç da bilinçlenmez. Çünkü o artık ağaç olarak evrimini sürdürmektedir. Evrimde geri dönme başa sarma şansı yoktur.

Bilinçlenebilecek şeyler belli... İnsan türünün soyu tükendi diyelim. Şempanzeler ortam bulur ve dünyaya egemen olabilirler. Sonra da zekaları artabilir. Elli yüz milyon yıl gibi bir zamanda bizimkine benzer bir uygarlık kurabilirler.

Biz de milyonlarca yıl şempanzeler gibi taş ve sopadan başka araç geliştirememiştik. Milyonlarca yıl sonra en baskın türe evrimleştik.

Milyon yılın ne kadar uzun bir zaman olduğunu zihniniz kavrayamaz. Zihinlerimiz bu kadar uzun süreleri kavrayabilecek biçimde evrilmedi. Milyon yılın sadece çok uzun bir zaman olduğunu düşünebiliriz. Bu sürenin uzunluğunu kavrayamayız.

Milyar yılın ise zihnimiz yanına bile uğrayamaz. Bunlar evrenin büyüklüğü gibi kavramlardır. Zihnimiz evrenin büyüklüğünü de asla kavrayamaz. Bırakın evreni, bir galaksinin ki evrende küçücük bir ışık noktasıdır, bunun bil büyüklüğünü zihnimizde canlandırmamız olanaksızdır.

Bırakın galaksiyi, üzerinde yaşadığımız gezegenin büyüklüğünü kavrayamayan milyonlarca insan vardır. Bu kadar büyük bir küreyi zihinleri almadığı için dünyayı düz algılama eğilimindedirler. Bilimin dünyanın yuvarlak olduğunu söylediğini eğer duymuşlarsa, bu onlar için sadece bir söylentidir. İnanır görünme taklidi yaparlar. Tabi buna bile inanmayan da çok.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

:D komedi gibi bir yazı olmuş :D

bilinc nedir ?

Varmidir yokmudur ?

Gerçekmidir, yanılsamamidir?

Kararları bizmi alıyoruz yoksa nedenler buna bizi zorluyormu?

Kararları biz alıyorsak istediğimizi biz yapıyorsak neden nefes almadan yaşayamıyoruz,neden istemesek de acikiyoruz,neden istemesek de tuvalete gidiyoruz? Neden acı çekmek istiyoruz? Yada biz istemesek de neden sevdiklerimiz ölüyor?

her şeyin cevabı bile sorularda gizli ,neden yani nedensellik ilkesi yani fizik kanunları...o masa ne derece kanunlara uyuyorsa sende o derece kanunlara uyuyorsun...

fizik kanunları dışına neden çıkamıyoruz? Çünkü maddeyiz madde olduğumuz için sadece biyolojik bir robotuz ...

Düşünüyorum sanıyorsun neyi düşünüyorsun? Maddeyi,gördüklerini vs. Yapamayacaklarini bile gördüklerinden esinleniyorsun...hayallerini bile gördüklerini kullanarak oluşturuyorsun...

Benlik bir yanılsamadir sadece ..bilinç , dışardan öğrendiğin bilgilerin.. insan veya varlık yaşamak,uremek için programlanmis çevre şartlarına uyum sağlamaya çalışan bir canlı ...sağladığı sürece yaşar,urer hepsi bu ..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir an için önümüzde mermer bir masa olduğunu düşünün. Bir trilyon yıl veya sonsuz zamanda birdenbire ya da yavaş yavaş sizin gibi bilinçli , çevresinde olup bitenlerin ve kimliğinin farkında olabileceğini düşünebilir misiniz ? Böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini düşünmek imkansızdır. Aynı şey türlü madde için geçerlidir. Maddenin kütle enerjisinin yapısını çözdüğünüzde , yapısı gereği , asla bilinç düzeyine gelemeyeceğini asla düşünemeyeceğini ve asla ben diyemeyeceğini anlarsınız. Fakat ateistlerin görüşüne göre evrenin tarihinin bir noktasında imkansız ve akıl edilemez şeyler gerçekleşmiş. Onlara göre farklılaşmamış madde (buna enerjiyi de dahil ediyoruz) bir zamanlar 'can' bulmuş ardından bilinç düzeyine erişmiş , adından kavramsal düşünme yetisini elde etmiş ve sonunda ''ben'' düzeyine gelmiştir. Fakat yeniden masamıza dönecek olursak bunun neden gülünç olduğunu anlarız. Masa , bilinç düzeyine erişmek için gereken özelliklerin hiçbirine sahip değildir ve sonsuz zamanda bile bu tür özellikleri elde edinemez . Yaşamın kaynağına dair akla en son gelebilecek senaryolardan birini kabul eden bir kişinin bile belirli koşullar altında mermer parçasının kavramlar üretebileceğini ileri sürmesi için çıldırmış olması lazım. Ve subatomik seviyede masayı bir arada tutan şey , evrendeki diğer bütün maddeleri de bir arada tutan şeydir .

O şeyi kim yarattı o zaman? Sen de bunu cevapla.

tarihinde vitamin tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

bu soru başka bir başlık konusu , bu başlığın konusu değil

bu sorunun yanıtı için gönderdiğim şu dosyayı incele

Dawkins, kimi Yaradılışa inananlar tarafından verilmiş olan Boeing 747 örneğini bir “kısırdöngü” olarak kabul eder. O tam bir demegoji örneği göstererek şu soruyu sorar, uçağın bir tasarımcısı olmalıysa, tasarımcının tasarımcısı kimdir? Güya o, akla ve mantığa en uygun “Yaratıcı” inanışını bu soruya cevap bulamadığından kabul etmiyordur. Halbuki şu bir gerçek ki ben önümde durmakta olan şu bilgisayarın bir “yapıcısı ve tasarımcısı” olduğuna inanmak için o yapıcının kim olduğunu bilmeye ihtiyaç duymam. Ama şunu bilirim. Bu bilgisayar akıllı, bilinçli birisi tarafından tasarlanmıştır. Maalesef Dawkins, daha bu gerçeği itiraf edememektedir.

Dawkins sırf bu açık gerçekleri kabul etmemek için bir mantık yanıltmacasına gider. “Turna” uçağını yapan bir Tasarımcı varsa, onu yapan Tasarımcıyı yapan da bir tasarımcı olmalıdır, diyerek hedefi saptırdığını düşünür. Birazdan bu meselenin istismarının bütün yollarını kapatacağız. Ancak öncelikle giriş sadedinde şunu söyleyelim. Tasarımcı demek, bilinçli, planlı, seçimli eylemler yaparak o “Turna” uçağını bu düzeni ve mükemmelliğiyle oluşturan akıllı ve bilgi sahibi varlık demektir. Ben “Turna” uçağının tasarımcısı olan mühendislerin isimlerini, nerede ve ne zaman doğduklarını bilmek zorunda değilimdir ancak, bir bilincin bu uçağı tasarladığını çok iyi bilirim.

Üstelik Turna’nın bir tasarımcı tarafından üretildiğine inanmam için tasarımcısının künyesini bilmeme de gerek yoktur. Tasarlama ile tasarımcının varlık menşei apayrı konulardır. Tasarım kesin bir gerçekliktir. Turna da, Boeing 747 de akıllı, bilinçli, canlı ve alanlarında uzman tasarımcılar tarafından geliştirilmiştir. O tasarımcıların anne ya da babaları olup olmadığı, varsa da kimler olduğu “tasarım var mı?” sorusunun cevabını vermezler. Bilinçli bir tasarım var mı? sorusu sadece tasarımın varlığıyla irtibatlıdır ve onu sorar.

Ben bu soruyu önümdeki bilgisayar için sorduğumda akıl, mantık ve gerçekler, bu bilgisayarın bir tasarımcısı olduğu gerçeğini bana söyler. Bu bilgisayar kendi kendine, tesadüflerle ya da doğal yollarla oluşmamış, akıllı, bilinçli, bilgili uzmanlar tarafından “yapılmıştır.” Bu gerçeğin olasılığının “kesinlik” derecesinde olduğunu anladıktan sonra, o “kesinliğin” mahiyetinin ne olduğunun, nereden geldiğinin hiçbir önemi yoktur. Üstelik kesinlik derecesinde o bilinçli tasarımcının varlığı ortaya konulduğuna göre, Boeing 747’yi oluşturanların nereli olduklarını ya da nasıl oluştuklarını, hangi dili konuştuklarını bilmemek, tasarımın yokluğu anlamına değil, tasarımı kabul etmek istemeyen evrimcinin hedef saptırmak istemesi anlamına gelir. Gösterilen bu yeni hedefin ise tasarımın varlığı ya da yokluğuyla hiçbir alakası yoktur. Çünkü o uçakta bir tasarım vardır ve bu tasarımı yapan bir tasarlayıcı da mutlaka vardır.

1-Maaşımızı çekmek için 2 yaşındaki çocuğumuzla birlikte bir bankamatiğin önünde beklediğimizi farz edelim. Babasının/annesinin bankamatikten rahatça parayı aldığını gören çocuk bu makinenin para verme gibi bir özelliği olduğunu düşünür. Bankamatiği kim tasarlamış, hangi şifreler çevrilmiş, o parayı oraya kim koymuş, babası/annesi bu parayı kazanmak için ne kadar çalışmış, çocuk bunları düşünmez. Gördüğüne inanır sadece. İşte Tabiatçıların algı düzeyi de aynen bu çocuğunki gibidir. Bir farkla ki, onlar Yaratıcıyı kabul etmemek için bilinçli olarak böyle bir algıya kendilerini mahkum ederler. Halbuki o makine bilinçli bir varlık tarafından düşünülmüş, planlanmış ve tüm özellikleriyle birlikte yapılmıştır. O para da oraya bilinçli bir varlık tarafından sayılarak konulmuştur. Verilen para da hesaplı bir şekilde verilmektedir. Bütün bu kesin gerçekleri anladıktan sonra, o makineyi düşünenin, planlayanın, yapanın ve o parayı oraya koyanın kim olduğunu, nerede ve ne zaman doğduğunu, o bilinç sahibinin gözünün, saçının rengini ya da boyunu, huyunu bilmiyor oluşumuz, o var olan kesin gerçekliğe hiçbir zarar vermez. Bu özellikler tasarımcının varlığından “bağımsız olaylardır” Bildiğimiz gibi “bağımsız olay” demek, iki olaydan herhangi birinin gerçekleşmesi diğer olayın olma olasılığını değiştirmemesi demektir. Bankamatik vardır, onu yapan vardır ve o parayı oraya koyan vardır. Bu fiilleri yapanların nerede doğdukları, nasıl var oldukları gibi bu gerçekten bağımsız olan olaylar bu gerçeği asla etkilemez. Mesele bu kadar basittir.

2-Şunu iyi bilmeliyiz. Zaman ve mekan kavramları onları yaratanı asla kuşatmaz. Zaman yaratılmışlar için vardır ve görecelidir. Ekmek yapılan fırın, ustayı yapmaz. Daracık bir çerçeveye resim çizen bir ressam, o çerçevede yaşamaya mahkûm değildir. Vida, çivi, tutkal ve tahtalardan yapılmış bir sandalyenin şuurlu olduğunu varsayalım. O kendindeki özelliklerden yola çıkarak, yapıcısının zatını asla bilemez. Şayet Bilinci olsa ve kendi gerçekliğine göre yapıcısını anlamaya çalışsa, tasarımcısının tahta, çivi, vida, tutkal karışımı bir varlık olduğunu düşünecektir. Ama bu yanlış bir değerlendirme olacaktır. Çünkü onun ustası vida, tahta, tutkal ya da çivi değildir. Akıllı, şuurlu, gören, duyan, seçen, güçlü bir varlıktır. Böyle bir ustanın özellikleri ise sandalyenin zatından çok farklıdır. Bir an bilinçlense ve kendine bu gerçek anlatılsa, sandalye buna hemen inanamayabilir. Çünkü onun için var oluş, kesilmek, çivilenmek, tutkallanmak ve vidalanmaktan ibarettir. Çivilenmeyen, tutkallanmayan, kesilmeyen ve vidalanmayan bir varlığı var olarak bile algılamaz. Bizler de, zaman, mekan gibi sınırlar içinde olmamızdan yola çıkarak, Allah’a bir zaman ve mekan nispet edemeyiz. Kitabı yazan yazarın, aynen kitap gibi ciltli ve sınırlı sahifelerden oluşan bir zati varlığı olduğunu düşünemeyiz. Zaman sahifeli ve mekan ciltli varlıkları yaratan Allah da, yarattıkları gibi zaman ve mekanla sınırlı değildir. Sonsuzdur. Zamandan ve mekandan münezzehtir. Sonsuz ise, adı üstünde herhangi bir sayıyla başlamaz ve herhangi bir sayıyla bitmez.

3-Sonsuz Allah, her yönüyle sonsuzdur. İmkanları sonsuzdur, seçenekleri sonsuzdur, seçiciliği, ilmi, iradesi, kudreti, yaratıcılığı, görücülüğü, duyuculuğu ve bütün özellikleri sonsuzdur. Dawkins gibilerin kafalarındaki Orta Çağ kalıntısı Tanrı inanışı ile gerçek Allah inanışı arasında hiçbir alaka yoktur. Biz herhangi bir Allah’a değil, özellikleri belli olan bir tek Allah’a inanıyoruz. Bizim inandığımız Allah ise kesinlikle “sonsuz” bir Allah’tır. Kur’an-ı Kerim “o doğmamıştır, doğurmamıştır” hükmünü koyarak böyle “sonsuz” bir Allah’a inanmamızı istemiştir. Dawkins gibi Tanrı Tanımazlarsa, Tanrı yok derken aslında “putsu”, “yarı Tanrı-yarı insan” bir varlığı yok saymaktadırlar. Çünkü verdikleri örnekler ancak Antik Yunan’ın Tanrı ve Tanrıçalarına hitap eder gibidir. Bu durumsa, Amerika’daki Başkanlık sistemini eleştirmek için Afrika’daki feodal bir yapıyı eleştirmeye benzer. Bu eleştiriyle kendilerini avuturlar. Ancak hakikate zerre kadar yaklaşamamışlardır. Çünkü, Kur’an’ın Sonsuz Allah’ı onların örneklerinin sınırlarına girmez.

4-“Tasarımcıyı işaret ederek izah etmeye çalıştığınız varlık ne kadar olanak dışıysa, tasarımcısı da en az onun kadar olanak dışıdır.” Dawkins bu sözlerle ancak paganist bir kabilenin putunu eleştirebilir. Halbuki Sonsuz olan Allah bu eleştirinin sonsuz derece sınırının dışındadır. Topu taca çıkarıp çizgi dışında oyuna devam edenler futbol oynuyor gözükseler de kendilerini kandırıyorlardır. Hatta “kırmızı” kartı yiyerek oyun dışı bile kalabilirler. Oyun sınırların içinde, oyunun kabul ettiği kurallarla oynanacaktır. Allah da anlaşılacaksa, hangi özellikleri varsa, o özelliklerle anlaşılacaktır. O madem sonsuzdur, o halde olasılık hesaplarında da onun “sonsuz” oluşu hesaba katılacaktır. Sonsuz olanın sınırları olmaz. Sınırlı olan da zaten sonsuz olamaz. Sınırı olmayan ise elbette birden fazla olamaz, tek olacaktır. Sınırları olmayan sonsuzun kenarı, köşesi, üstü, altı, dışı olmaz. Bu nedenle sonsuz her yeri ve her şeyi kuşatır. Sınırı olmayan sonsuzun başlangıcı da olmaz. Zamanla da mekanla da sınırlı değildir. Bu nedenle sonsuzun başlangıcını sormak demek olan, “sonsuzu kim tasarladı” sorusu sonsuz anlamsız olur. Çünkü sonsuzun bir başlangıcı da, bir sonu da olamaz.

5-Allah “sonsuz” olduğuna göre sınırlı sayılarla ifade edilebilecek bütün ihtimal sayıları sonsuza göre mümkündür. Çünkü “sonsuz” bütün bu ihtimalleri de kuşatır. Bu nedenle “sonsuz” üzerinde olasılık hesabı yapılamaz. Çünkü olasılık, uygun durumların sayısının, mümkün durumların sayısına oranı demektir. Bu durumda 109999999999 sayısı da, 10 sayısı kadar sonsuz için mümkündür. Çünkü kaç sıfırlı olursa olsun bütün o ihtimal sayıları sonsuzun yanında aynı değerdedir.

6-Sonsuzun varlığı üzerine olasılık hesabı yapmak ise sonsuzun sınırı ya da dışı olmadığı için imkansızdır. Bir varlığın var olma ihtimali elbette ki o varlığın sayısal değerinden daha büyük sayısal değerlerle ifade edilecektir. Ancak sonsuzdan daha büyük bir sayı değeri yani “imkan” yoktur ve sonsuzun varlığı “mutlak” olduğu için üzerinde olasılık hesabı yapılamaz. Bu nedenle Dawkins’in Sonsuz Allah hakkında “ihtimal dışı” gibi ifadeler kullanması mantık açısından anlamsızdır. Bütün ihtimalleri kuşatan sınırsız bir “sonsuz” için ihtimal dışı diye bir “sınırlama” yapılamaz. İşte O bu nedenle Vacib’ul Vücud yani Varlığı Zorunlu olandır.

7-Bütün varlıklarda olduğu gibi evrenin de bir başlangıç noktası olmalıdır. Yoksa, sonsuza kadar devam eden sonsuz sayıda ilahların varlığını kabul etmemiz gerekir. Bu ise açık bir mantıksızlıktır. Sonsuz olmayan zaten ilah olamaz ve Sonsuz olansa başka bir Sonsuzu doğuramaz. Sonsuz tektir ve bölünmezdir. Başlangıcı ve sonu yoktur. Matematikte bir kuraldır ki, Sonsuz hangi sayıyla bölünse, çıkarılsa, toplansa ve çarpılsa da sonuç yine Sonsuzdur. Sonsuz+1, Sonsuz-1, SonsuzX1, Sonsuz/1 anlamsızdır. Sonsuzu 4 işlemin kurallarıyla tartmak imkansızdır. Allah’ı da zaman, mekan gibi boyutlarla sınırlandırmak imkansızdır. Çünkü o Sonsuz’dur. Sonsuz, bölünmeyle, çıkarmayla eksilmez, toplama ve çarpmayla da artmaz. Zaten En Üstün olandan daha üstün bir En Üstün olamaz. En Üstün, en üstün olduğuna göre onun zayıf ve aciz düşmesi de imkansızdır. Bu nedenle Sonsuz Olanı, onun başlangıcı olarak göstereceğimiz herhangi bir sayıdan çıkarmamız durumunda bile sonuç Sonsuz olacaktır.

8-Güneşin ısı ve ışığının başka gezegenlerden geldiğini iddia etmek, arabanın motorunu başka bir motorun, lokomotifi başka bir lokomotifin çektiğini düşünmek saçmalıktır. Araba sürücüsünün sürücüsünü kimse merak etmez. Yarışmada birinci olandan önce kimin birinci geldiğini sormayız mesela… Obirincidir çünkü. Alfabenin ilk harfinden önceki harfi arasak da bulamayız. İlk canlı hücreden önce de canlı hücrenin olduğunu iddia etmek mantıksızlıktır. Çünkü o zaten ilk hücredir. İlk hücreden daha ilk hücre olamaz. Maddi alemdeki bazı varlıkların ve kavramların bile kendilerinden önceleri yokken, Allah’ın öncesinin olmayışını garip görmek mantıksızdır.

9-Allah’ı başka bir İlahın yarattığını düşünmek imkansızdır. Çünkü Allah dediğimizde Sonsuz bir Varlığı kastediyoruz. Sonsuzluk Allah kavramının olmazsa olmazıdır. Allah’ı sonlu bir varlık olarak kabul edip de, ona bir Yaratıcı isnat etmeye çalışanlar, Sonsuz olan Allah’tan değil, yaratılmış bir varlıktan bahsediyorlar demektir. Güreş karşılaşmasında Futbol kuralları geçerli değildir. Mobilyacı tarafından yapılmış koltuğa Usta denilmez. Yaratılmışların kuralları içine dahil olan bir varlığın da, bizim inandığımız Allah olması imkansızdır. Dolayısıyla bu soru mantıksızdır. Üstelik, ezele kadar İlahlar tasavvur ettiğimizde, o ilahların sonlu olduğunu da tasavvur ediyoruz demektir. Çünkü sonraki ilahı yaratan önceki ilah, yok olmuş olmalıdır ki egemenliği sonrakine devredebilsin. Bu ise imkansızdır. Sonlu olmak, Sonsuzluğun zıddıdır. Bir ilahta iki zıddın aynı anda olması ise imkansızdır. Üstelik “en güçlü” olandan daha güçlü olamaz. Çünkü o en güçlüdür, en üstündür. En Üstün olan Sonsuz bir İlah’ın kendisinden daha Üstünü doğurması imkansızdır. Bir kadın, babasını ya da annesini doğuramaz. Bir renk aynı anda hem kırmızı, hem de beyaz olamaz. Aynı anda karanlık, aynı anda aydınlık olamaz. Sonsuz olanın ise aynı anda Sonlu olması mantıksal olarak imkansızdır.

10-Dördüncü maddede dile getirdiğim gibi, yaratılmış olanlar İlah olamazlar. Çünkü her başlangıcı olanın sonu da vardır. Evrendeki bütün yaratılmışlar için durum böyledir. Teselsülü kabul edip, ilahlardan ilahların doğduğunu iddia edenler de bir ilk noktada durmak zorundadırlar. O vehmedilen ilk ilahın ise bir başlangıcının olmayacağı açıktır. Bu durumda Başlangıcı Olmayan Ezeli bir İlah inancını onlar da kabul ediyorlar demektir. Bir mantık hatası olarak, o ezeli İlahın yarattıklarına da İlah diyorlar. Yaratılmış olanı İlah olarak adlandırmak onu İlah yapmaz. Taş taştır, insan değildir. Onu insan olarak adlandırmakla, taşı insan yapmış olmayız. İnsana benzer olarak yontulan bir taş bile insan değildir. Yaratılanın aynı zamanda, Sonsuz Bir İlah olması ise imkansız üstü imkansızdır. Eğer tevehhüm ettikleri ezele kadar giden, başlangıçsız bir Sonsuz İlahlar zinciriyse, o durumda imkansızlık derecesi Sonsuza yükselmiş olur. Bir tek ilahın ezeli olduğunu kabul etmeyip, Sonsuz sayıda ezeli İlahların varlığını kabul etmek saçmalık üstü saçmalıktır.

11-“Yaratıcıyı kim tasarladı?” sorusu, pek çok açıdan mantıksız ve saçmadır. Halbuki bu saçma soruyu soranlar “Yaratıcı’ kavramına inanmayanlardır. Bu soruyu sorarak Allah’ın varlığını kabul etmektedirler aslında. Çünkü Allah’ın var olduğunu kabul etmeyenlerin bu soruyu sorması imkansızdır. Bir kalpte Allah’ın varlığı sabitse eğer, o halde böyle bir soru da saçma olacaktır. Çünkü inanılan Allah, Sonsuzdur. Başlangıcı olmaması yani Ezeli olması da inanılan Allah’ın en önemli özelliğidir. Kırmızı neden sarıdır? sorusu gibi saçma bir sorudur bu. Çünkü “Başlangıcı olmayan, ne zaman başlamıştır?” diye asla sorulamaz. Ya da “Birinci aydan önceki birinci ay nedir?” diye soramayız. Sıcak olan neden soğuktur? diyemeyiz… Sıcak sıcaktır, soğuk da soğuktur çünkü. Bizim inandığımız Allah zaten “başlangıcı olmayandır.” Sonsuz ve Ezeli olmadığı iddia edilen İlah, bu inanca göre zaten Allah değildir.

12-Bu soruyu soran inançsızlar, bütün bu delilleri görüp de hala inanmıyorlarsa, onlara sorulacak soru şudur. İnanmadığınız Allah’ın asla olmayan imkansız Yaratıcısını bulmaya çalışacağınıza, varlıklarına bütün kalp ve aklınızla inandığınız evrendeki katrilyonlarca düzenli varlığın Yaratıcısını neden araştırmıyorsunuz? İşte biz O’nun varlığını bulmuş olanlarız. Onun varlığını bulduğunuzda ise O’nun sonsuz ve ezeli olduğunu zaten idrak edeceksiniz. Siz evrendeki varlıkları kimin Yarattığını bile düşünemiyorsunuz. Eğer inananların kalbine bir şüphe vermeye çalışıyorsanız, bunda başarısız oldunuz. Şüpheler ancak sizin kalbinizde. Mantıksızlıktan doğan mantığınıza boşuna güveniyorsunuz. Çünkü mantıksızlık yine mantıksızlığı doğuracak. Bu yanlış mantıkla yapılsa yapılsa cerbeze yapılır. Kuzeyi güney, güneyi kuzey gösteren bozuk bir pusula ile hakikat rotasını bulmak imkansızdır. Güneye gittiğiniz halde insanları kuzeye gittiğinize ikna edebilirsiniz. Ama bu gerçek ve doğru bir hüküm oluşturmaz. Çünkü “güneşe kar yağdı” diyenlerin bunu ispat etmesi gerekirdi. Sizin iddianız, en az bu kadar mantıksız ve saçma bir iddiadır. Bizse, bütün kuvvetli ve mantıklı delillerimizle haklılığımızın farkındayız ve bu hakikati de ispat ettik. Elhamdülillahi alel iman!

13-Allah’ın ezeliyetini inkar eden inançsızların büyük çoğunluğu, maddenin ezeli olduğunu kabul ediyorlar. Madde ise katrilyonlarca atomun ve atom altı parçacıkların tamamına verilen addır. Bu katrilyonlarca varlığın ezeli olduğunu akıllarına sığıştırıp, bir tek Sonsuz Allah’ın ezeli olduğunu kabul edemeyenlere, Allah’ın hidayet vermesini dilemekten başka bir şey yapamayız. Hatta Dawkins, maddeye verdiği ezeliyetin bir gereği olarak, kâinatın bir gün son bulacağı yönündeki bilimsel verileri eleştirir, kâinatın bir sonu olmadığına inandığını dile getirir. Aslında bu sözüyle kâinatı oluşturan her bir atoma da “İlahlık” vermiş olmaktadır ki bu mantıksızlığının farkında değildir. Bir tek Sonsuz İlahı kabul etmeyip, atomlar adedince “sonsuzu” kabul etmek atomlar sayısınca mantıksızlıklar içerir… İnşallah bir gün Dawkins gibi Tabiatçılar de bu hakikatleri görürler ve her yerde özellikleriyle ayan beyan olan Sonsuz İlim Sahibi Sonsuz Allah’ın varlığını idrak ederler.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

.............

Bu kadar yazı mantığa değil, arapların zırvalarını doğrulamak için mantıktan yoksun çıkarımlara dayanıyor. Gerçi dincilerden mantıklı düşünmesini beklemek de hayal, mantıklı düşünebilseler zaten dinci olmazlardı. Din demek zaten saçmalık demek, akla uygun, mantıklı olsa adı zaten din olmazdı. Ne kadar saçmalık, o kadar din.

Yazının tamamını ciddiye alıp hepsine eleştiri getirmek zaman kaybı, nasıl olsa yine ezberletilmiş saçma argümanları papağan gibi tekrarlayacaksınız, sadece Allah'ın zaman ve mekandan bağımsız olduğunu iddia etmeniz bile buna bir örnek. Kuran'da bile Allah'ın zaman ve mekana bağlı olduğu yazdığı halde sizin bunu iddia etmeniz de dinde mantığın olmadığını ispat etmeye yeter.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

bu dünyayı 3. dünya savaşı paklar...

muhtemelen ben dahil bir çok insan ölür gider....

geriye sağlam sığınaklarda vs. teknolojiyi kullanıp ayakta kalabilenler sağ kalır....

sonrasında ne olur bilmem ama - islam die bişi kalmaz muhtemelen - çünkü 1 tane savunucusu kalmaz hayatta. mümkün değil. (acıyıp da - sığınağa alırlarsa falan bazılarını - bilemem.)

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bilincin ne olduğunu tam olarak tanımlamamız gerekmez. Bir helikopteri kullanmayı öğrenebilecek bir canlı diyelim...

bu konuda sayın democrisanin örneği çok güzel ...mesela helikopter kullanmayi bilen herkez bilinçlidir.. önermesi için ...

kullanamayanlarin bilinci yoktur diyebiliriz...bu konumda çok az insan bilinçli olur...

Yada yaşamayı ,yem olmamayı başaran her canlı bilinçlidir...

Bilinç nedir ?

sizce kendini bilmekmidir bilinç ?

Her canlı kendini ve yapacaklarını az cok bilir ...

Bilinç nedir ?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

her daim teist arkadaslarin yaptigi hatalar var evrim konusunda. bunlarin en basinda gelen evrime bir amac, rota, ongoru verilmesi. yani evrim de ben insan denen canliyi olusturayim mantigi islemez ve yanlis bir algidir bu. bu sebeple yapilan olasilik hesaplari da (hep goruruz bu ornegi: ben bir maymunu daktiloya oturtayim "tesaduf" kelimesini rastgele basarak olusturmasi milyarda birdir tarzi ornekler.) yanlis bir alginin urunudur. cunku evrimin boyle bir amaci yoktur. rastlantisallik da aslinda burada yatiyor iste.

bilinc, ruh ya da her ne demek isterseniz evrimsel surecle gerceklesen beynin urunleridir. duygular, dusuncelerdir. beynin yaptiklaridir... rasyonel bir bakis acisiyla olaylara yaklasilmadigi surece her daim bir spirutellik arar insan. cunku beyin buna yatkindir. bir amac arar insan beyni, surekli anlam yuklemeye calisir...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

helikopter kullanmayi bilen herkez bilinçlidir.. önermesi için ...

kullanamayanlarin bilinci yoktur diyebiliriz...

Diyemeyiz. Ben helikopter kullanmayı öğrenebilecek dedim. Kullanmayı bilen demedim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...