Jump to content
Ateistforum

EYYYYYYYYYYYYYYYYYYY SARAYIN IMAMI , TEZ BULASIN BELANI:-)))


Recommended Posts

  • İleti 655
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Bu ülkenin yarısı Tayyip'e beddua ediyor ama bu beddualar kabul olmuyor..Niye?

Ya milyonlarca insan beddua etmesini bilmiyor,ya bedduaları kabul olacak kadar düzgün insan değiller,ya da bu bedduaları duyan bir Allah yok..

Yıllarca beddua ediliyor bu kişiye..Yani mutlaka doğru zamanda,doğru kişilerin bedduaları muhakkak olmuştur..Eğer bunu biraz düşünseniz,bedduaları duymayan bir Allah'ı rahatlıkla idrak edebilirsiniz...

Tayyip'e edilen beddualar ve Tayyip'e bunca zaman birşey olmaması,Allah'ın yokluğunun kanıtıdır :D

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böylee11990469_1640120669569360_51475398010485e,

Zühal Yasemin Erarslan kendi gönderisini paylaştı.
11026195_1644247005823393_31473372424711

Usunu kullanmayanlar yada kullanmayanlarda aynı sonuca varırlar.inr 2 milyer 6000 milyon dolarlık mal satmışız.25 milyer dolarlık malalmışız.Aldıklarımız ne?Pikastıkten yapılmış çocuk oyuncakları ve benzerleri.

AKP de dış satımda büyük ilerleme görülüyür.

Link to post
Sitelerde Paylaş

işte böyleee,

Her resmin ve yazının üstüne tıklayın.Ayrı bir konu çıkacaktır.Tolonbeg

atomery_144109839528.jpg

17-25 Aralık RECEP DEDIKLERI ESKIYA TEYUP TORUNU KASIMPASALI

Geçen gün Beşiktaş çarşında pasta almak için bir fırına uğradım. Meşhur "7-8 Hasan Paşa Fırını". Hayat hikayesi hep ilgimi çekmiştir. Özellikle de 17-25 aralık 2013’ den sonra.

Osmanlı ordusunda erlikten paşalığa kadar yükselen nadir insanlardan birisi olan 7-8 Hasan Paşa 1831 yılında Çorum’un Kuşsaray köyünde doğmuştur. Askerlik yaparken gösterdiği başarılar sebebiyle kısa sürede üstlerinin dikkatini çekmiş ve her askerin hayalindeki muhafız alayına girmeyi başarmıştır.

Abdulaziz döneminde Ağa payesiyle Beşiktaş Karakol Komutanlığına atanmıştır. İçki içenlerle Ramazanda oruç tutmayanları dövdüğü rivayet edilir.

Osmanlının tarihe karışması öyle üç beş kişinin becerebileceği bir iş değildir.
Yüzyıllarca süren bir çürüme döneminin zihniyetleridir sıkıntı kaynağı.
Bu nedenle zihniyet değişikliği şart olmuştur.

Babanız öldüğünde ne yaparsınız?
Ortada bırakır mısınız?
Babanız kokuştukça huzursuz olmaz mısınız?


İşte Atatürk’e düşen ölmüş Osmanlıyı defnetmek olmuştur.RTE ise Osmanlinin kemikleriyle ugrasan bir CIRKIN POLITIKACI...

Bu lakabı almasının en kuvvetli sebebi olarak, okuma yazması olmadığından, imzasını Arapça aralarında tire olan 7 (٨) ve 8 (V) rakamlarıyla (٧-٨) atması olduğu ileri sürülür.

Hayatını okurken O’na bugünü anlatmak için dedim ki:

7-8 Hasan paşam:

Senin ölümünden 57 yıl sonra bu memlekette-Kasimpasali bir "er"(!) daha doğdu.

Er`ligi tartismali cunku Gurcu dolu ,pontus veledi,Kasimpasa Coparlarinin yuzsuz ve harami Ali babasi.

Zira Beştepe yolunu bilmeyenlere hangi görevlendirmeyi yapacaktım? Bu makama her türlü hakareti yapanlar onlara hangi görevi verecektik? Koalisyon hükümetine yanaşmayanlara neyin görevini verecektik? Bizim kaybedecek zamanımız yok. Anayasada belirtilen 45 günlük süre bitince seçimlerin yenilenmesi sürecini başlattım diyor ama Bestepe yolunun Mahkeme kararlari ile KACAK SARAY oldugunu ve ATATURK Partisine gorev vermemekle Anayasal suc isledigini soylemiyen bir YALANCI IMAM VATAN HAINI..

Yeryüzünü dağların ayakta tuttuğuna dair Kur’an’da ayetler vardır. Yine Yazır mealine göre milleti yıkanın kimler olduğuna dair İsra Suresi’nin 16’ncı ayeti şöyledir:

“Bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman oranın devletlilerine (ileri gelenlerine) emrederiz; onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece o ülke aleyhine hüküm hak olur! Artık onu yerle bir ederiz.”

Kafir saydigimiz Batili El oğlu, "insanlara huzuru nasıl veririz" sorusunun yanıtı ile uğraşıyor biz, Tayyip'ten nasıl kurutuluruz sorusunun yanıtını bulmakla.

Vara yoğa hamd eden,Arabca selamlasan Aziz nesinlik topluluğun oluşturduğu böyle bir memleketten başka ne beklenir ki?Sakin farkinda olmadan biz kafir olmayalim?

Dini yalnız kendilerine hasrederek diğer insanları kâfir yerine koyan, ülkeyi darül harp sayarak her türlü hırsızlık ve yolsuzluğu mübah gösteren bir kadroyu iş başına getiren halkın ülkesi yıkılmaya mahkûmdur. Bu, İbni Haldun gibi sosyolojinin kurucusu olan bilim adamı tarafından da ispatlanmış bir gerçektir.

O da senin gibi yoksul bir ailenin çocuğuydu.Ev kirasini odemekten acizdi.

Senin medrese eğitimi aldığın şüpheli ya bunun da Üniversiteyi bitirdiği rivayet ediliyor ama ne diplomasında yazılan isimle bir okul ne de o ismi mechul üniversiteden tek bir arkadaşı var.Gunde bes vakit yalan soyliyen IMAM in arkasinda namaz da kilinmaz, secimde OY da verilmez.

Senin kaderini bileğinin gücü, bunu kaderini ise en iyi kazancın din ticaretinde olduğunu fark etmesi değiştirdi,

Sen vatanına düşkünmüşsün, bu ise saltanata.

Senin kıblen Tanrı imiş bununki ise dolar ve avro.

Sen başarılarınla paşalığa, bu ise hırsızlığıyla sivil mareşalliğe yükseldi.

Sen yalnız içki içenlerle oruç tutmayanlara karşıymışsın, bu kendisine karşı olan herkese düşman.

Sen, seni yaratan Tanrı’ya inanıyormuşsun, bu ise kendi yarattığı tanrıya.

Sen evraklara 7-8 imzası atıyormuşsun, bu ise koskoca Türkiye Cumhuriyetine "17-25 aralık" imzası ve isvicrede calinti para hesaplarina imza attı.

Ya paşam, bu yaman çelişkiye rağmen şimdi de Osmanlı özlemiyle yanıp tutuşuyorlar.

Hatırları kırılmasın diye müsaade edersen ben de senin lakabının benzerini kullanacağım.

Haramzadelerin başının lakabını "17-25 Aralık" diye ben koydum, diğer haramilere de millet ,bu secimde insallah koysun

Askeri eylemler, siyasi eylemlerin ümitsiz olduğu noktada başlar. Ümidin güvenli bir surette geri dönüşü, orduların hareketinden daha hızlı hedeflere ulaşmayı temin edebilir. (1922, İzmir)

Mustafa Kemal ATATÜRK.
COZULME SURECINI baslatan da RTE ve Simdi de AKPKK hukumeti ile secime gidecek olan Yine O.Bu kadar tutarsiz ve Basarisiz adama OY VERMEYIN

Tolonbeg

tarihinde tolonbey tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

İştte böyle10404301_1453005258255281_62446666907184ee,

12009635_871647669550918_572685999280329

KÜRDİSTANCI HAİN SULTAN VAHİDETTİN

'Vahdettin eğittiği Kürt militanlarla Atatürk'ü devirip bağımsız Kürdistan'ı tanıyacaktı.'

İngiliz arşivlerinde yaptığı çalış...malarla tanınan Türk Tarih Kurumu şeref üyesi olan Prof. Dr. Salahi R. Sonyel, Remzi Kitabevi'nden çıkan son kitabı "Kıskaç Altında" İngiliz arşivlerinden çıkan çok tartışma yaratacak bir belgeye de yer verdi.

Irak'taki bir İngiliz polis müfettişinin, İngiliz Yüksek Komiseri ve istihbarat örgütlerine gönderdiği raporuna göre, 1926'da 40 bin Kürt militanın Musul'da Türkiye'ye karşı emekli subaylarca eğitilmişti. Bu militanların önderleri, devrik Osmanlı Padişahı Vahdettin'le ve o sırada Türkiye'nin muhalefet partisiyle Mustafa Kemal'i yönetimden düşürmek için anlaşmışlardı.

Vahdettin iktidarı ele geçirince, "Kürt bağımsızlığını" tanıyacaktı.

Irak'taki Polis Cürüm Araştırma Bölümü'ne mensup genel müfettiş yardımcısı J.F Wilkins 21 Ağustos 1926'da Irak İçişleri Bakanı, İngiliz Yüksek Komiseri ve öteki istihbarat örgütlerine gizli bir yazı göndermişti. Bu yazıya bir de rapor iliştirilmişti. Raporda, şu bilgiler vardı: "Doktor Ahmet Sabri ve Kracya Muratyan Musul'a gitmek üzere 16 Ağustos'ta Bağdat'a uğramış; 18 Ağustos'ta Hacı Raşit el Hava'yı ziyaret ederek, ona, amacı Kürdistan'da Türklere karşı harekete geçmek olan kendi partilerine katılmasını önermişlerdi. (...)

KÜRT BAĞIMSIZLIĞI TANINACAKTI

9 Ağustos akşamı her ikisi de doktor Şükrü Muhammed'in evine gitmiş ve orada Doktor Ahmet Sabri onlara Türkiye'de geniş kapsamlı bir isyandan söz etmişti. Bununla ilgili planın amacına da değinen Sabri, Büyük Britanya'dan kapsamlı bir yardım gelmesinin beklendiğini de söylemişti. Kürt asiler epey hazırlık yapmışlardı. 40 bin kadar Kürt militan emekli subaylarca eğitiliyordu.

Bu militanların önderleri düşük Padişah Vahdettin'le ve o sırada Türkiye'nin muhalefet partisiyle şu koşullara göre anlaşmaya varmışlardı: Mustafa Kemal'i erkten düşürmek için bu kişiler yardımda bulunacak; iktidarı ele geçirince 'Kürt bağımsızlığını' tanıyacaklardı. Onların iddialarına göre, aralarında Rusya, Fransa ve İtalya olmak üzere, çeşitli yabancı yönetimlerle görüşmelerde bulunmuşlardı."

Yazar Sonyel'in kitabın dipnotlarında bu raporun, İngiliz Dışişleri Bakanlığı Foreign Office-FO Arşivi'nde 371/11480/E5456 numarayla bulunduğunu yazdı. Ayrıca Sömürgeler Bakanlığı'ndan Dışişişleri Bakanlığı'na 22.09.1926 tarihli yazıda bulunduğunu; ilişiğinde H.Doobbs'un Sömürgeler Bakanlığı'na gönderdiği 2.09.1926 tarihli gizli yazının da ilişikte olduğu bilgisini de verdi.

HANEDAN ÖLENE KADAR UĞRAŞTI

Konuyla ilgili diğer bir tarihçinin görüşü ise şöyle:

Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç (Tarihçi-Yazar):

Vahdettin ölene kadar Mustafa Kemal'in ölmesini ve rejimin değişme ihtimalini hep güttü. Kendisini bu amaçla Türkiye'den ziyaret edenlere maddi yardımlar da yaptığını biliyoruz. Bazı kesimlerin 'hanedanın yurt dışına çıktıktan sonra hiçbir şekilde Cumhuriyet aleyhine faaliyette bulunmadığı' yönünde iddiaları vardır. Bu iddialar tamamen mesnetsizdir.

Hanedan mensupları, tekrar padişahlığın dönmesi için her türlü faaliyette bulundular. 1938'inde Mart ayında Ankara'da Atatürk'ü öldüreceklerdi. Türk devleti, 30 Mart 1938'de Atatürk'ün hasta olduğunu ilk kez resmi olarak açıklayınca bu suikasttan vazgeçildi.

Bunun kaynağı İngiliz arşivleridir ve oraya giren kişi de yine Prof. Salahi R. Sonyel'dir.

Hanedan mensuplarının İngiltere'de yaşayan kolu, 1937'de İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na yazılı başvuruda bulunarak "Bize 100 bin pound yardım edin. Bu suikastı biz düzenleyelim. Mustafa Kemal'i ortadan kaldırırsak rejim çöker, tekrar padişahlık gelir. Taht sırası da Vahdettin'in kolundan devam eder.' dedi. Bunu söyleyen Vahdettin'in oğlu Şehzade Burhanettin'dir. İngilizler kendi aralarında olayı tartıştılar. Ankara'daki Büyükelçi Sir Loraine'e sordular. Loraine onlara, "Sakın ha muhatap bile almayın çünkü bu olay duyulursa Türkiye'yi kaybederiz. Burada rejim oturmuştur. Karizmatik liderdir. Bu laik düzen değişmez." diye uyarıyor.

İngiltere bunun üzerine olayı, teklifi kapatıyor. Bu olay Vahdettin öldükten 11 yıl sonra bile hanedanın, Mustafa Kemal'i ortadan kaldırmayı planladığını gösteriyor. Bu nedenle Vahdettin'in Irak'ta Kürtleri toplayıp Cumhuriyeti yıkmak için bir girişimde bulunmuş olma ihtimaline şaşırmam."

***
Atatürk'ün Nutuk'ta Vahdettin için yazdıkları ise şöyledir:

"Gerçekten de, her ne sebeple ve ne şekilde olursa olsun, Vahdettin gibi hürriyetini ve hayatını milleti içinde tehlikede görebilecek kadar âdi bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir milletin başında olduğunu düşünmek ne hazindir!

Şükre değer bir durumdur ki bu alçak, mirasına konduğu Saltanat makamından millet tarafından atıldıktan sonra, alçaklığını sonuna kadar getirmiş oluyor. Türk milletinin bu işte önce davranması elbette takdire değer. Âciz, âdi, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının koruyuculuğuna sığınabilir ancak böyle bir yaratığın bütün Müslümanların Halifesi sıfatını taşıdığını ifade etmek elbette doğru değildir.

Böyle bir düşünce tarzının doğru olabilmesi öncelikle bütün Müslüman milletlerin esir olmaları şartına bağlıdır. Halbuki dünyada gerçek böyle midir? Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle sembol olmuş bir milletiz! Değersiz hayatlarını iki buçuk gün daha fazla ve sefilce sürükleyebilmek için her türlü düşkünlüğe katlanmakta bir sakınca görmeyen halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik.

Böylece devletlerin, milletlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde, şahısların özellikle bağlı bulundukları devlet ve milletin zararına da olsa şahsî durumlarından ve kendi hayatlarından başka bir şey düşünemeyecek pespayelerin herhangi bir önemi olamayacağı şeklindeki bilinen gerçeği bir defa daha ortaya koymuş olduk."

EK BİLGİ:

TÜRK DÜŞMANI YEŞİL VE KIZIL KOMÜNİSTLER:
https://www.facebook.com/ATASENDIKA/photos/a.573170289398659.1073741841.159063057476053/871134842935534/?type=1

ATASEN
Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası
www.atasen.org.tr

Devamını Gör

Tolonbeg:Çoğumuz Osmanlıyı gerçekten tanımıyoruz.Tanıtmıyorlarda bize.Hele din adamlarının çoğu okullarda Türk düşmanı yetiştirilmiş,yatiştirilmektedir.

Buna ne CHP nede MHP engel olmak istememiştir.Netiçe gelmiş sona dayanmıştır.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Çoğu insanın aklına gelmiştir, Pkk ağır silahlarını ve mayınlarını, askeri güzergahlara, polis servisi yollarına istediği şekilde nasıl döşeyebiliyor?

bu sorunun yanıtı RTE nin "çözüm süreci içerisinde valilerimiz, kendilerine verdiğimiz talimatlar gereği askere operasyon izni vermiyorlardı" itirafındadır. Öcalan’ı takdirle karşılıyorum diyen Şırnak valisi Hasan İpek, askere operasyon izni vermeyince pkk şırnak'ta ağır silah ve mayın stokladı. Şırnak’ta TSK’nın pkk'ya yönelik 110 kez operasyon talebinin 3'üne olumlu yanıt vermiş Şırnak Valisi Hasan İpek. kaynakça söylense, TSK nın operasyon yapılmasını istediği olaylar ve bölgeler nerelerdi diye baksak, olasılıkla şehit verilen bölgelere denk gelen adreslerdir oralar.

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

10606592_901912329836789_264074950320832

İSLAM HER COĞRAFYADA
SAPIK EYLEMİNİ
SÜRDÜRÜYOR

11052373_10153201936239925_3249694494420

AVUSTRALYADAN BİR ÇOCUK-GELİN VAKASI

Avustralyada, babasının zoruyla, imam nikahıyla evlendirilen 12 yaşındaki kız çocuğunu hamile bırakan koca cinsel taciz idd...iasıyla tutuklandı 25 yıla kadar hapsi isteniyor. Baba da tutuklandı. İddianamesi hazırlanıyor. Nikahı kıyan imama da 500 dolar ceza verlldi.

Devamını Gör
Tolonbeg

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

12043093_10153538807196827_3937324136185

12039611_10153542945901827_3020902723958
Tolonbeg:Eeeeeeee,sen her aklına geleni yapar ve söylersen elde söyler. Millete SUS tehditlerine ABD nin Ankara büyük elçisi gulağını çekmiş nerdeyse koparacakmış. Ben habarını aldım. İsviçreli İtalyan patronun didi.-)))))) Arrivederçi SİNYÜR ve SİNYÜRİNE. pikkolo BAMBİNA.
Tolonbeg

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

11951841_940250879373579_898619048520824

12027679_947880328610634_175620566319182

Talipoğlu ıSLAMDA olan HUZUR değil MUZURDUR. Bu nedenle ZAVALLI INSANLAR yollarda herhanki bir türlü ölmeyi bile göze alıp müslümen ülkelerini terk edip GAVUR ülkelerine kapağı atmaya çalışıyorlar.

Marah etmeyin Türkiyede buna namzet görünüyür.

Tolonbeg

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

12039265_872085896173762_863939650038336

TÜRK DÜŞMANLARININ OSMANLICILIK SEVDASI VE HAİN SULTAN VAHDETTİN

Türk düşmanı Osmanlıcılar, Vahdettin'i bile “Canım hiç bir padişah kendi ülkesini satmak ister mi?” diye savunmaya kalkmaktadırlar.

Oysa Vahdettin’in kafasında “İngilizlere sığınmak dışında” başka hiçbir kurtuluş seçeneği yoktur.

Bu nedenle de Padişah Vahdettin, “İngilizcilik” konusunda sınır tanımamıştır.

Vahdettin, İngilizlerin güvencesini almak, tacını ve tahtını korumak için İngilizlere akıl almaz bir teklif yapmıştır.

İngilizleri bile şaşırtan bu teklifle Sultan Vahdettin, Türkiye’nin bütün yönetimini 15 yıllığına İngiltere’ye bırakmak istemiştir.

Sadrazam Damat Ferit, Padişah Vahdettin’le birlikte hazırladığı bir projeyi, 30 Mart 1919’da İngiliz Yüksek Komiseri’ne sunmuştur.

Akıllara durgunluk verecek bir şekilde aynı zamanda İslam Halifesi de olan Osmanlı Padişahı ve onun Sadrazamı Türkiye’yi kendi elleriyle İngiltere’ye teslim etmişlerdir.

İşte hain sultan Vahdettin’in, Sadrazamı Damat Ferit aracılığıyla İngiltere’ye sunduğu teklif:

“İngiltere, Avrupa ve Asya’da, gerek doğrudan doğruya Sultan'ın hâkimiyeti altında bulunan, Türkçe konuşulan ve gerekse özerklikten faydalanan vilayetlerde, Türkiye’nin ecnebilere karşı bağımsızlığını ve memleket içinde sessizliği temin etmek için gerekli gördüğü yerleri 15 yıl süreyle işgal edecektir...

İngiltere, dostluk hisleriyle duygulanarak Osmanlı bakanlıklarında gerekli gördüğü yerlere İngiliz müsteşarlarının Sultan tarafından tayinlerine izin verecektir.

Bundan başka İngiltere Hükümeti, her vilayete birer İngiliz Başkonsolosu tayin edecek ve bu konsoloslar 15 yıl süreyle vali yanında müşavirlik görevi yapacaklar.

Vilayet, Belediye Meclisleri seçimleri ve parlamento üyelerinin seçimi İngiliz konsoloslarının kontrolü altında yapılacaktır.

İngiltere hem payitaht İstanbul’da, hem vilayetlerde maliyeyi çok sıkı kontrol etme hakkına sahip olacaktır. Anayasa, Doğu halkının siyasi anlayışına ve yeteneklerine uygun olarak sadeleştirilecektir.” (1)

Ey Vahdettin’i

“Kurtuluş Savaşı kahramanı” yapan utanmazlar!

Vahdettin’in, 30 Mart 1919 tarihinde Sadrazam Damat Ferit aracılığıyla İngilizlere sunduğu bu onursuzca teklifi nasıl açıklayacaksınız?

1. İngiltere, gerekli gördüğü yerleri 15 yıllığına işgal edebilecek.
2. Sultan, Osmanlı bakanlıklarında gerekli görülen İngiliz müsteşarlarının tayinine izin verecek.
3. Her ile birer İngiliz konsolosu tayin edilecek.
4. Bu konsoloslar 15 yıl süreyle valinin yanında müşavirlik yapacak.
5. Türkiye’deki seçimleri İngilizler kontrol edecek.
6. İngiltere, Türk maliyesini çok sıkı kontrol etme hakkına sahip olacak.
7. Doğu halkının anlayışına göre anayasa sadeleştirilecek.

Bu 30 Mart anlaşma tasarısına İngilizler, olumlu ya da olumsuz hiçbir cevap vermemişlerdir.

(2)

Vahdettin, İngilizlerin zoruyla, baskısıyla değil kendi aklıyla ve iradesiyle hareket ederek bilerek, isteyerek ülkemizi 15 yıllığına İngilizlere vermek istemiştir. Vahdettin, Türkiye’yi kayıtsız şartsız İngilizlere teslim etmeyi teklif ettiğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkmasına sadece 50 gün vardır. “Vahdettin, Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’nı başlatması için Samsun’a gönderdi.” diyen Türk düşmanı Osmanlıcılar, soruyoruz size

“Bu 50 gün içinde ne oldu da Vahdettin doksan derece ‘dönerek’ tam bağımsızlığı düşünür oldu?”

VAHDETTİN İNGİLİZLERLE GİZLİ ANTLAŞMA İMZALADI

Vahdettin İngiltere’ye yalvarıp yakarmaya devam etmiştir.

Damat Ferit, 8 Eylül 1919’da “Türkiye’yi kontrol etmelerini istedikleri İngilizlere” Padişahın daha cazip bir teklifini sunmuştur.

İngilizler bu teklifi kabul etmişler ve Damat Ferit, Padişah Vahdettin’in temsilcisi sıfatıyla İngilizlerle 12 Eylül 1919’da bir “gizli antlaşma” imzalamıştır.

Atatürk bu “Türk-İngiliz Gizli Antlaşması” hakkında Nutuk’ta şu bilgileri vermiştir:

“12 Eylül 1919’da Sadrazam Damat Ferit ile İngiliz temsilcisi arasında imzalandığı ve az sonra padişahça onaylandığı ileri sürülen bir gizli antlaşma, Fransızlarca ele geçirilip yayınlanmıştır. Bu belgenin gerçekten var olup olmadığı üzerinde çok tartışılmıştır ancak o sırada duruma ve hem İngilizlerin hem de padişahın istek ve düşüncelerine çok uygun olduğu ve bunların kâğıt üzerine dökülmesinden ibaret bulunduğu için gerçek durumun bir ifadesi sayılabilir."

Türlü yerlerde yayınlanmış olan ‘antlaşmanın’ metni aşağıda görülecektir.

Bu ilk olarak 22 Ocak 1920 günü The New York Gerald Tribune adlı Amerikan gazetesinde çıkmıştır.

Daha sonra Ankara Antlaşması adını taşıyan ve 20 Ekim 1921’de imzalanan Türk-Fransız antlaşmasının imzalayıcısı, Fransa Mebusan Meclisi’nin Dışişleri Komisyonu sözcüsü Franklin Bouillon, bu belgeyi kendisinin elde etmiş olduğunu ancak bir Amerikan gazetesinde yayımlanmasının daha etkili olacağını düşündüğünden onu anılan gazeteye verdiğini söylemiştir ve olayın kesin olarak doğruluğu üzerinde direnmiştir.

12 Eylül 1919 günlü olan metin şöyledir:

1. İngiltere Hükümeti, kendi kumandası altında olmak şartıyla Türkiye’nin bağımsızlığını garanti eder.

2. İstanbul, Hilafet ve saltanat merkezi olacak ve Boğazlar İngiltere’nin kontrolüne bırakılacaktır.

3. Türkiye, bağımsız bir Kürdistan kurulmasına engel olmayacaktır.

4. Bunlara karşılık Türkiye, İngiltere’nin Suriye ve El cezire hâkimiyetini sağlayacak ve hilafete ait manevi kudret ve yetkinin İngiltere’nin lehinde gerek Suriye bölgesinde ve gerekse Müslümanların yaşadığı diğer yerlerde egemen kılınmasını vaat eder.

5. Milli akımların önüne geçebilmek için Türkiye’de yeniden kurulacak olan Meşruti yönetime karşı meydana gelecek olumsuzlukları etkisiz hale getirmek için İngiltere Hükümeti bir polis teşkilatı kuracaktır.

6. Türkiye, Mısır ve Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vazgeçecektir.

7. Barış şartlarının tekrarından sonra padişah, dördüncü maddedeki özelliği konuşmak için İngiltere Hükümeti’yle ayrıca bir sözleşme imzalayacaktır. Bu sözleşmenin maddeleri gizli tutulacaktır.

İşbu sözleşme iki nüsha olarak düzenlenip imzalayanlarca kabul edilmiştir.” (3)

Atatürk, bu anlaşmanın özellikle “dördüncü maddesi” üzerinde durmuş ve bu belgenin akıbeti hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“Görüldüğü gibi Halife-İngiltere anlaşması, İngiliz-Fransız çekişmelerinin en çetin olduğu bir sırada imzalanmış olup İngiltere’ye Suriye’den elini büsbütün çekmemek imkânını verecek özde idi. Ancak şu yönü de söylemek gerekir ki bu güne kadar bu belgenin gerçekten var olup olmadığı kesin olarak anlaşılamamıştır. Vahdettin, bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan kaçarken bunu da yok etmiş veya yanında götürmüş olmalıdır.

İngilizler ise belgeyi o sırada yalanlamış olmalarına rağmen bunu eğer var idiyse yayınlamaları beklenemez.” (4)

Vahdettin’in İngilizlerle yaptığı bu anlaşma hakkında Sina Akşin’in değerlendirmesi ise şöyledir: “30 Mart tasarısından pek çok tavizler vermiş olarak İngilizlerle 12 Eylül ön anlaşmasını yaptı ve böylece İngiltere’ye olan uyduluğunu kesinleştirdi.” (5)

SEVR VE VAHDETTİN

İngilizlere birkaç kere akıl almaz tavizlerle anlaşma teklif eden Vahdettin, 30 Mart 1919 tasarısından sonra 12 Eylül 1919 gizli antlaşmasıyla Türkiye’yi İngiltere’ye peşkeş çekmiştir. Aynı Vahdettin, bununla da yetinmeyerek İtilaf devletleriyle, Türkiye’nin idam fermanı olan Sevr Antlaşması’nı imzalamıştır.

Önce geleneksel bir Saltanat şurası toplanmış, burada yapılan oylamada Sevr Antlaşması’na karşı sadece bir tek oy çıkmıştır. Padişahı temsilen Rıza Tevfik, Reflat Halis ve Hadi Paşa 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nı imzalamışlardır.

“Sevr Antlaşması’na Vahdettin’in imzasının olmadığını” söyleyerek Vahdettin’i aklamaya çalışanlar gülünç olmaktadırlar. Çünkü anlaşmaya imza koyanlar doğrudan Padişah Vahdettin’den aldıkları talimat doğrultusunda hareket ederek Sevr’i imzalamışlardır.

“Vahdettin, Sevr’i mutlaka imzalamak zorundaydı.” iddiası da akıl dışıdır!

Pekâlâ, Vahdettin, sürgün edilmek, tahttan indirilmek, hatta öldürülmek gibi birtakım şeyleri göze alıp bu anlaşmayı imzalamayabilir ve İslam Halifesi olarak cihat ilan edebilirdi. Ama ülkesinin kaderini tamamen İngilizlere bırakan Vahdettin, hiçbir riski göze almamış ve Sevr’i kabul etmiştir. Vahdettin, korkakça davranıp ülkeyi ve Türk milletini düşmana teslim ederken Atatürk ve

TBMM cesurca birtakım riskleri göze alarak düşmana karşı mücadele etmiş ve Sevr Antlaşması’nı asla kabul etmeyerek bu anlaşmayı kabul edenleri “hain” ilan etmiştir. (6)

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra imzalanan Lozan Antlaşması’yla da Sevr’i yırtarak tarihin çöp tenekesine atmıştır.

HAİN VAHDETTİN'İN TESLİMİYETÇİLİĞİ

Padişah Vahdettin, o kadar onursuz ve teslimiyetçidir ki onun bu aşırı teslimiyetçiliği İngilizleri bile şaşırtmıştır. İngilizler, başlangıçta Vahdettin’in bu aşırı teslimiyetçiliğinden kuşkulanmışlar ve uzun süre onunla doğrudan görüşmemişlerdir.

14 Mart 1919’da İngiltere Dışişleri Bakanlığı Paris, Roma ve Washington’daki Büyükelçilerine gönderdiği telgrafta, Padişah Hükümeti’nin İngiliz koruyuculuğu için yalvardığını; ama İngiltere’nin buna “ret” yanıtı verdiğini bildirmiştir.

(7)

Vahdettin, ezik, korkak ve aciz bir şekilde İngilizlere yalvarıp yakarırken İngilizler Vahdettin’le doğrudan görüşmeyi uzun süre kabul etmemişlerdir. Örneğin, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral de Robeck, Vahdettin’in kendisiyle görüşme ricasını reddetmiştir.

(8)

İngilizler Vahdettin’in Türk Milli Mücadelesi'ne karşı olduğunu tam olarak anladıktan sonra ancak onunla doğrudan muhatap olmuşlardır. Özellikle, Türkiye’nin ölüm fermanı Sevr Antlaşması’nın imzalanmasından sonra İngilizler, Vahdettin’le çok sık görüşmüşlerdir.

Hatta bir süre sonra İngiltere, Sadrazam Damat Ferit ve Padişah Vahdettin’in kişisel güvenliklerini sağlayacağına söz vermiştir. 18 Ağustos 1919’da, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndan Calthorpe’a gönderilen bir yazıda, Padişah Vahdettin ve Damat Ferit’in kişisel güvenlikleri konusunda önlem alınması istenmiştir.

(9)

8 Haziran 1919’da Yıldız Sarayı’nda, padişahı çok tedirgin eden bir yangın çıkmıştır. A. F. Türkgeldi’ye göre cereyandan kaynaklanan yangını, İngiliz donanması itfaiye takımı söndürmüştür. Yangında, neredeyse bütün eşyaları yanan padişah canını zor kurtarmıştır.

Daha sonra Vahdettin, yaverini göndererek İngiliz askerlerine teşekkür etmiştir. Calthorpe, bu konuda İngiltere’ye gönderdiği yazıda suikast söylentilerinden söz etmiştir. Yıldız’da zaten titreye titreye oturan Padişah Vahdettin, bu yangının kendisine yönelik bir suikast olduğunu düşünerek daha çok korkmaya başlamıştır.

Calthorpe, 17 Haziran’da İngiltere’ye gönderdiği telgrafta, yangından dolayı padişahın sinirlerinin çok bozuk olduğunu, tahtını ya da hayatını tehdit eden ve bütün İttihatçıları toplayan Kemalistlerden çok korktuğunu belirtmiştir. İstanbul hükümetlerinin, Atatürk’e ve Türk Milli Mücadelesi'ne karşı çıkmasında, Padişah Vahdettin’in bu tür korkularının da payı olduğunu belirtilmiştir. (11)

Vahdettin, 20 Eylül 1919’da yayınladığı bir bildiride, Paris Barış Konferansı’ndan beklenen sonucun alınabilmesi için “büyük devletlerin adaletli duygularına” güvendiğini ifade etmiştir. (12)

İNGİLİZLERDEN VAHDETTİN'İ KULLANMA PLANI

İngilizlerse yavaş yavaş Padişahı daha iyi tanımışlardır. Örneğin, 4 Kasım 1919’da İngiliz Yüksek Komiseri Robeck, danışmanlarından Tom Hohler’in, Padişah hakkındaki bir raporunu Lord Curzon’a göndermiştir. Hohler’in Vahdettin hakkındaki gözlemleri şunlardır:

“Sultanlık filmi, bayağı bir komedi olmuştur ve görünürde yüksek prensipleri ve amaçları olan, karakteri zayıf, az cesaretli ve (…) Abdülhamit döneminde bile var olan üstün zekadan yoksun olan Padişah Yıldız’da titriyor... Osmanlı hanedanı görünürde yorgun düşmüştür...

” (13)

Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğindeki Türk Milli Mücadelesi'nin gün geçtikçe güçlenmesi üzerine telaşlanan İngilizler, daha önce mesafeli durdukları Vahdettin ve Damat Ferit’e daha fazla yaklaşmaya başlamışlardır. Örneğin, İngiliz Yüksek Komiserliği üyelerinden Ryan, İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Forbes Adam’a gönderdiği mektupta İngiltere açısından Padişah Vahdettin’in önemine şöyle işaret etmiştir:

“Türkiye’nin hiçbir bölümü denetimsiz olarak Türk yönetimine bırakılmamalıdır… Bu da barış konferansının görevidir. Halifelik varlığını sürdürecekse Halife'nin dünyevi gücünün İngiltere’den başka herhangi bir devletin denetimine geçmesine izin vermemek İngiltere’nin başlıca politikası olmalıdır."

(14)

İngiliz Muhipleri Derneği, 27 Kasım 1919’da Padişah’a verdiği bir yazıda ondan açıkça İngiliz yanlısı bir politika izlemelerini şöyle istemiştir:

"İngiliz yanlısı siyaset uygulanması için emir vermenizi istirham eyleriz. Damat Ferit’in önderliği altında bir kabine kurulması gereklidir."

(15)

Kurt İngiliz siyaseti, elindeki kukla Vahdettin’i nasıl kullanacağına, gelişmeleri dikkate alarak karar vermiştir. Örneğin Londra Konferansı’nın toplandığı günlerde, Kemalistlerin konferanstaki tutumları doğrultusuna Padişah Vahdettin’e bir rol verilmesine karar verilmiştir.

İngiliz Yüksek Komiseri Robeck, 29 Şubat 1920’de İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği gizli telgrafta gelişmelere göre Vahdettin’e verilecek rolden şöyle söz etmiştir:

“Barış konferansının niyetleri konusunda bize vaktinde bilgi iletiniz. Anladığıma göre İzmir ve Trakya Yunanistan’a verilecektir.

Bu doğruysa barış ancak silah gücüyle empoze edilebilir... Barış koşulları daha ılımlıysa bunun Kemalist akımın muhaliflerine ve padişaha duyurulması için daha az gizlilikle bildirilmelidir. Kemalistlere karşı unsurları ancak barış koşulları yumuşaksa kullanabiliriz. Trakya’da, Edirne dahil bir Türk egemenliği sürdürülecekse padişahın etrafında Kemalistlere karşı bir blok oluşturmaya hemen başlayabiliriz.”

(16)

İngilizler Anadolu’yu bölüp parçalayan, Türklere yaşama alanı bırakmayan Sevr Antlaşması’nı da Padişah Vahdettin’den yararlanarak imzalatmışlardır. 21 Ağustos 1920’de Vahdettin’le bizzat görüşen Amiral de Robeck, Vahdettin’in Sevr Antlaşması’nın imzalanmasındaki rolü hakkında İngiliz Dışişleri'ne şu bilgileri vermiştir:

“Vahdettin, Türkiye’nin ölüm fermanı demek olan Sevr Antlaşması’nın imzalanması için emir verirken gelecekte İngiltere’nin yardımına dayanacağı ümidi beslediğini... yaşayacak olduğu takdirde bir dost yardımına ihtiyacı olduğunu... belirtmiştir.

” (17)

Robeck, bu konuşmada Vahdettin’in, Sevr Antlaşması’nın imzalanması için bizzat emir verdiğini belirtmiştir. Ayrıca İngiliz Yüksek Komiseri Sır Horace Rumbold, 10 Aralık 1921’de Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği “gizli” bir yazıda, Vahdettin’in Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına izin verdiğini belirtmiştir.

(18)

Ancak bugün Osmanlıcılar, Padişah’ın Sevr Antlaşması’na imza koymadığını ileri sürerek akıllarınca Vahdettin’i sorumluluktan kurtarmaya çalışmaktadırlar. Vahdettin zaman içinde, sadece İngiliz temsilcilerle değil Fransız ve İtalyan temsilcilerle de görüşmeye başlamış, böylece ülkeyi artık sadece İngiliz emperyalizmine değil bütün Batı emperyalizmine peşkeş çekmenin yollarını denemiştir.

EK BİLGİ:

1) KÜRDİSTANCI HAİN SULTAN VAHDETTİN

https://www.facebook.com/ATASENDIKA/photos/pb.159063057476053.-2207520000.1442774023./871647669550918/?type=3&src=https%3A%2F%2Ffbcdn-sphotos-f-a.akamaihd.net%2Fhphotos-ak-xap1%2Fv%2Ft1.0-9%2F12009635_871647669550918_5726859992803296318_n.jpg%3Foh%3D1e88716697a146e31cf316170f3a5ce8%26oe%3D5699FEA9%26__gda__%3D1453754485_5c0884f971193030312740dbd757af5a&size=432%2C388&fbid=871647669550918

2) TÜRK DÜŞMANI YEŞİL VE KIZIL KOMÜNİSTLER:

https://www.facebook.com/ATASENDIKA/photos/a.573170289398659.1073741841.159063057476053/871134842935534/?type=1

Kaynakça:

(1) Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, C.I, İstanbul, 1998, s205-207'; Akşin, age, s.233-235; Bayur, age, s.270-272; Jaeschke, age, 1.4,5.

(2) Akşin, age, s.600.

(3) Bayur, age, s204-206.

(4) age, s206.

(5) Aksin, age, s. 600.

(6) Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul, 2007,s.154.

(7) Aksin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele s.168.

(8) FO, 5-61920 tarihli talimat; Jaeschke, age, s. 7.

(9) Calthorpe'dan Curzon'a gizli yazı, İstanbul, 31.7.1919: Sonyel, age, s.61.

(10) Aksin, age, s414.
(11) Aksin, age, s. 414,415.
(12) Takvim¬i Vekayi, 21.9.1919.
(13) Robeck'ten Curzon'a yazı, İstanbul, 4.11.1919; Sonyel, age, s.77.
(14) Ryan'dan Adam'a yazı, İstanbul, 26. 11.1919; Sonyel, age s.79.
(15) İngiliz Askeri istihbarat Şefi'nden Savaş Bakanlığı'na gizli yazı, Londra, 1.1.1920; Sonyel, age, s.79.
(16) Robeck'ten Cuzon'a gizli telgraf, 29.2.1920; Sonyel, age, s.87.
(17) Jaeschke, age, s.7.
(18) Sonyel, age, s.157.

***

NE SAĞDAN NE DE SOLDAN, ATATÜRK'ÜN ÇİZDİĞİ YOLDAN!

ATASEN
Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası
www.atasen.org

Tolonbeg

Link to post
Sitelerde Paylaş

AKP'nin rezilliklerinden habersiz kimse kalmadı. sanırım bu defa gerçekten kurtulacağız ama yerine gelenin daha iyi olma olasılığı çok zayıf. AKP %35 ve CHP %35 alırlarsa koalisyon yaparlar. Koalisyon DSP'li zamanları anımsatıyor bazılarına ama başka bir zamanın takvimindeyiz, onlar karamsar olmasınlar. MHP %16, HDP'de %14 alarak daha az sesleri çıkar umarım.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...