Jump to content

Düşüncelerin Tanrısallaştırılması ve Modern Peygamberlik


Recommended Posts


Tanımlar ve kavramlar insanların ortak mutabakatına dayanan soyut sembolik kabullerdir.


Ancak bu kabuller - uydurmalar olmasaydı doğayı, kendimizi anlamlandırmak, derdimizi karşı tarafa anlatmak

anlaşmak, uzlaşmak ve harekete geçmek mümkün olmayacaktı.


En başta iletişimin en kaba hali için bile insan olarak temel Tarzan vari sembolik el-kol hareketine ihtiyaç duyuyoruz.

Karşı organizmayı harekete geçirici uyarıcı bir yol seçiyoruz.


O halde bu uyarıcılar gerekli olduğu için varlar ve kullanılıyorlar.


Yani Doğada kelimeler, matematik ya da müzik notaları yani sembollerinin doğrudan gözlenememesi bir anlamda onların yokluğu söz konusudur. Bu onlara ihtiyacımız olmadığını ya da onların anlamsız olduğunu göstermiyor.


Semboller ve bunların oluşturduğu dizi-kalıplar olmasaydı en başta iletişim kuramazdık.


Uzlaşmak için kalıplara başvururuz,


Kalıpları taklit ederiz, kalıplar-tanımlar-kurallar pragmatist bakıldığında faydalıdır, gerekli hale gelir.


Örn. At kelimesi bir semboldür a ve t sembolleriyle yeni bir sembolik anlatım söz konusudur yazı bakımından , gerçekten at değildir veya atı göstermez temsilidir.


Doğada kavram olarak at-horse diye bir şey yoktur. Ortak unsurlarını belirlediğimiz hayvanın yine belirlediğimiz belirli sembollere endekslenmesi söz konusudur . Bu kelimedir. Kelimeler cümle olur. Cümleler fikiri sembolize eder.


Doğada olmaması bu sembolü veya sembolün ortak faydasını anlatımını değersizleştirmez.


Sembolleri insanlar olarak biz belirleriz, tarihi akış içerisinde yine biz değiştiririz ve yine biz çarpıtırız, farklılaştırırız


Her bireyde özellikle dildeki kelimelerde ve onların oluşturduğu tanımlarda bu anlamlandırma farklılık gösterir.


O yüzden gerçek bıdı bıdı bu değil sürekli ön plana çıkan sohbetlerde bir türlü uzlaşamamasının nedeni budur.


Kişi kavramları subjektif hale getirir ve ''at'' kavramını kendince yorumlar, özellikle komplike bir kavramsa.

Kendi uydurduğu anladığı doğrusuyla milletin uzlaştığı kavramı çatıştırır.


Oysaki kavramlar - ortak aklın doğaçlama eseridir. Ve değişmesi gerektiğini savunursan kendince doğru ''subjektif'' yorumunu katar ve toplumun kesişim kümesi olarak algıladığı genel kavramı eleştirirsin.


Bu normal ve sağlıklı bir tepki olarak kabul edilir.


Örn. Ateizim böyle tanımlanmaktadır ama gerçek tanımı bu şekilde düzeltilmelidir,

bu benim fikrim diye belirtirsin ya da yeni bir kavram uydurursun ultrateizm gibi,


bunun tartışmalarında özellikle belirtilrsin benim kavramım budur ya da bu şekilde anlaşılmalıdır diye.

Akademik eserlerde yeni bir kavram oluşturulurken doktora tezlerinde bu özellikle belirtilir.


Bu kavramı şu öne sürmüştür bende bu anlamıyla kullanıyorum gibi, aksi halde karşı taraf senin tanımını bilmek veya anlamak zorunda değil.


Bu kadar laf kalabalığını nedeni ne ?


Uzlaşmamız-pratik olarak anlaşmamız için kalıplara ihtiyacımız var.


Ancak bazı insanların anlamadığı ve devamlı surette uğraştığı şey şu,


insanları yukarıda bahsettiğim kendi uydurduğu kavrama ya da hali hazırda toplumun belirlediği

sözlük tanımı-şablon kalıba formatlara sokma çabası içinde, yani


Diğer insanları Sterotype-Basmakalıplar içine sokmaya çalışan devamlı surette yargılayan ve bunu yedirmeye çalışan insanlar var.


---Bu kalıp genelde klişedir. (Erkek bebeği mavi giyer, arabayla oynamalıdır, kız bebekle oynamalıdır -- demenin sofistike yolunu yapar.

Yargılayan pozisyona sokar kendini.Bunu hastalık derecesinde ileriye götürür erkek dediğin böyle olur, Deist dediğin şöyle olur, kız dediğin..)

---Bazen bu kalıp birinden araklamadır- başkasının düşüncesini intihal yaparcasına (Niçenin Ahlaki Nihilizmini ısıtıp ısıtıp pazarlamak gibi)

---Bazen de salt kendi uydurmasıdır. (Deli saçması)


Tarih boyu kendi ideolojisi-fikirleri-inançlarının salt haklılığı uğruna bir tarafını yırtan,

malını ve hatta canını verenler başkalarını da buna sürükleyen fanatik-kalıpçı adamlar oldu, hatta kalıpsızlığı savunarak kendi kalıbını pazarlayanlar da.


Bu denli fanatikçe bir mücadeleye giremebilmek için, kendi doğrularını

ilahlaştırman-yanlışlanamaz-eleştirilemez aksi düşünülemez bir pozisyona yükseltmen gerekir.


Önce kendi içindeki yargılamayı bitirirsin ki başkasına satabilesin.


Burada düşüncelerin adeta Tanrısallaştırılması söz konusudur. Narsist ya da şizofren birey düşüncesini ilah yapar.


Aşaması şudur:


-----> Görüşünü sorgula-değerlendir ya da kabaca inan ve mevzuyu kendi içinde kapat

-----> Onu Yanlışlanamaz bir noktaya yükselt kendini buna inandır, onu adeta göğe-Olympos dağının zirvesine yükselt

-----> Empoze et-kendi doğrularını benimsetmek için durmadan uğraş, ciyakla - gücün yeterse şiddet veya hakarete başvur, aksi düşünceye tahammül etme-sustur-faşizan yollara başvur.


Düşüncelerini insanlara empoze etmeye çalışan, salt bu uğurda hakareti, zorluğu göz alarak yılmadan çabalayan,

insanları peşinde sürüklemeye çalışanlar yeni değil.


Tarih, bunun gibi bir çok megaloman, şizofren din adamı-kanaat önderi, emekli amca, mahalle delisi gördü.


Bu fanatik insanlar, Düşüncelerini tanrı


kendilerini ise düşüncelerini insanlığa anlatan peygamberler olarak görüyor adeta.


Bu sahte peygamberler aramızda, televizyon kanallarında, sokağımızda hatta bu forumda bile geziyor,

insanları kendi -meli -malı, siyah ve beyaz kalıplarına hapsetmek için durmadan uğraşıyorlar,

.

Bireysel olarak uydurdukları dinlerine ve tanrılarına isim koymasalar da rasyonel düşünen insanlar olarak


onları da reddediyoruz... yemezler, din tebliğine-putlaştırılan düşüncelerinize karnımız tok.


tarihinde Fellix tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

İnsanlarda uzlaşma yoktur

İnsan türünde baskın tarafın kalıbı geçerlilik kazanır.

4 tane farklı dil bilen ve birbirini hiç anlamayan insanı bir araya getir, el kol işaretleriyle anlaşmaya çalışsınlar

İşaretlerde uzlaşma olmaz

4 tane içerisinden baskın olan, alfa olan bir tanesinin işaretlerini diğer 3 tanesi benimser :D

Yazını düzgün yaz.

Yalan dolanla iş yapma

Ayrıca insanlar sosyal anlamda da uzlaşmazlar.

Uzlaşma bir ilüzyondur

Mesela marketlerine gir, hastanelerine git bak bakalım

Oradaki sistemler uzlaşma ile mi geldi?

market sistemi veya hastane sistemi uzlaşma ile mi geldi ayağına kadar?

Hayır.

Marketçilikte ileri olan kapitalistlerin sistemleri baskın olarak uygulandı.

Hastanelerin de aynı şekilde. O işi bilenlerin sistemi dayatıldı.

Yangın merdivenlerinin boyunu bile adam sana ta Amerikadan dayatıyor.

Uzlaşmaymış

Sen arkadaşınla cici bebe bisküvisi yerken bir sana bir bana diye uzlaşmayı insanlığa mı genelliyorsun? :D

tarihinde Strong Materialist tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

İnsanlarda uzlaşma yoktur

Uzlaşmaymış

Sen arkadaşınla cici bebe bisküvisi yerken bir sana bir bana diye uzlaşmayı insanlığa mı genelliyorsun? :D

Uzlaşmadığın için zaten atılıyorsun devamlı :) Homo Naledinin yaşayan son temsilcisi.

Kullandığın kelime ve cümleler nedir, kendin mi uydurdun da psişik olarak bize ulaştırıyorsun.

Seve seve ortak bir kabulde buluşuyorsun ya da senin tabiriyle alfa Türk milletinin dilini- kalıplarını kabul ediyorsun konuşmak için, yoksa yalnız başına bir mağrada yaşar gidersin.

Homo sapiensler bir arada yaşamanın getirdiği avantaj için belirli ortak paydalarda buluşuyor. Bu kalıpları anlamaman, külliyen redd etmen normal.

Alfa olacağını hayal ederek kendi dünyanda yaşamaya devam et cici bebe seni

tarihinde Fellix tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

İnsanlarda uzlaşma yoktur

İnsan türünde baskın tarafın kalıbı geçerlilik kazanır.

4 tane farklı dil bilen ve birbirini hiç anlamayan insanı bir araya getir, el kol işaretleriyle anlaşmaya çalışsınlar

İşaretlerde uzlaşma olmaz

4 tane içerisinden baskın olan, alfa olan bir tanesinin işaretlerini diğer 3 tanesi benimser :D

Yazını düzgün yaz.

Yalan dolanla iş yapma

Ayrıca insanlar sosyal anlamda da uzlaşmazlar.

Uzlaşma bir ilüzyondur

Mesela marketlerine gir, hastanelerine git bak bakalım

Oradaki sistemler uzlaşma ile mi geldi?

market sistemi veya hastane sistemi uzlaşma ile mi geldi ayağına kadar?

Hayır.

Marketçilikte ileri olan kapitalistlerin sistemleri baskın olarak uygulandı.

Hastanelerin de aynı şekilde. O işi bilenlerin sistemi dayatıldı.

Yangın merdivenlerinin boyunu bile adam sana ta Amerikadan dayatıyor.

Uzlaşmaymış

Sen arkadaşınla cici bebe bisküvisi yerken bir sana bir bana diye uzlaşmayı insanlığa mı genelliyorsun? :D

Doğru. baskin karakterin dedigi olur. Peki baskin(alfa) biri nasil olabiliriz fikrin varmi?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Uzlaşmadığın için zaten atılıyorsun devamlı :) Homo Naledinin yaşayan son temsilcisi.

Kullandığın kelime ve cümleler nedir, kendin mi uydurdun da psişik olarak bize ulaştırıyorsun.

Seve seve ortak bir kabulde buluşuyorsun ya da senin tabiriyle alfa Türk milletinin dilini- kalıplarını kabul ediyorsun konuşmak için, yoksa yalnız başına bir mağrada yaşar gidersin.

Homo sapiensler bir arada yaşamanın getirdiği avantaj için belirli ortak paydalarda buluşuyor. Bu kalıpları anlamaman, külliyen redd etmen normal.

Alfa olacağını hayal ederek kendi dünyanda yaşamaya devam et cici bebe seni

Hayal yok

Gerçek var

Ahlak dindarı

Daha gerçeğin mekanizmasını kendine itiraf etmeye korkan birisi olarak ne kadar da cesur laflar bunlar?

Böyle cesur cesur konuşuyorsun ama hırsızlık yapmamak için yaslandığın tek şey dinlerin kurduğu sistem, toplum ve kanunlar oluyor

Halbuki hırsızlık yapmamanın hiç bir dayanağı yok.

Yok iken görünmez kuralları görünürmüş gibi propogandasını yapıyorsun

:)

Sana ipucu olsun

Gerçek sistem nasıl biliyor musun?

Hırsızlık yapma diye bir kural yok doğada

Doğada malını çaldırma, canını öldürtme, çocuğunu kaptırma, dayak yeme, kendini ezdirme diye kurallar var

Evrimde gelişen tüm uvuzlar bunun için gelişti

Gidip de bir müslümanın kitabına domal diye değil.

Dönek herif seni.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Doğru. baskin karakterin dedigi olur. Peki baskin(alfa) biri nasil olabiliriz fikrin varmi?

Alfa savaşının olduğu yere kadar gelmişsen alfa adaylarından birisisin demektir.

Yani kimin alfa olacağı durumu yaşıyorsan sen de adaylardan birisin demektir.

O adaylık anında geri adım atmazsan ve diğerlerinin zayıflıklarına oynarsan (birinin zayıf yönünü diğerine cazip göstermek gibi)

Sen alfa savaşını kazanırsın

Link to post
Sitelerde Paylaş

Hayal yok

Gerçek var

Ahlak dindarı

Daha gerçeğin mekanizmasını kendine itiraf etmeye korkan birisi olarak ne kadar da cesur laflar bunlar?

Böyle cesur cesur konuşuyorsun ama hırsızlık yapmamak için yaslandığın tek şey dinlerin kurduğu sistem, toplum ve kanunlar oluyor

Halbuki hırsızlık yapmamanın hiç bir dayanağı yok.

Yok iken görünmez kuralları görünürmüş gibi propogandasını yapıyorsun

:)

Sana ipucu olsun

Gerçek sistem nasıl biliyor musun?

Hırsızlık yapma diye bir kural yok doğada

Doğada malını çaldırma, canını öldürtme, çocuğunu kaptırma, dayak yeme, kendini ezdirme diye kurallar var

Evrimde gelişen tüm uvuzlar bunun için gelişti

Gidip de bir müslümanın kitabına domal diye değil.

Dönek herif seni.

Bu kadar sert üslup kullanmamak lazim. Bir konu hakkinda senden farklı düşünüyor diye insanlari asagilamak dogru olmaz. Gercek elbet bi sekilde ortaya cikar.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu kadar sert üslup kullanmamak lazim. Bir konu hakkinda senden farklı düşünüyor diye insanlari asagilamak dogru olmaz. Gercek elbet bi sekilde ortaya cikar.

Bu adam iki kere ikinin 3.9 ettiğini ve bunun doğru olduğunu savunuyor

Ben 4 eder diyorum

Farklı düşünce yok

O yanlışı savunuyor

Yanlışı doğru gibi göstermek için ifade özgürlüğünü yozlaştırıyor

Bu sertliği hakeder

Bu forumda bu yüzden iltimas geçemem.

Yalancılar küfür hakeder.

Doğal bu.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Doğada malını çaldırma, canını öldürtme, çocuğunu kaptırma, dayak yeme, kendini ezdirme diye kurallar var

Doğanın neresinde var bu kurallar, g.t'ünden element uyduruyorsun, kendi uydurduklarını da millete yedirme derdindesin.

Doğada kural-kaide diye de bir şey yok. Yazı da yok matematik de yok ama bu onları oluşturma bakımından anlamsız kılmıyor.

Ayarı yiyip yiyip konuyu sapıtırıp, hezeyanlara kapılıyorsun.

Senin hasta mantığına göre bu forumun kurallarına, açtığım başlığa gecici süreyle de olsa gelip domalan-boyun eğen gerdan kıvıran sensin, güce boyun eğiyorsun.Başka türlüsüne kafan basmıyor.

,

senin gibi gereksiz bir adama daha fazla cevap vermeyeceğim.

Git bir tane daha başlık aç nihlizim propagandanı orda yap atılana kadar.

Link to post
Sitelerde Paylaş
Tanımlar ve kavramlar insanların ortak mutabakatına dayanan soyut sembolik kabullerdir.
Ancak bu kabuller - uydurmalar olmasaydı doğayı, kendimizi anlamlandırmak, derdimizi karşı tarafa anlatmak
anlaşmak, uzlaşmak ve harekete geçmek mümkün olmayacaktı.
En başta iletişimin en kaba hali için bile insan olarak temel Tarzan vari sembolik el-kol hareketine ihtiyaç duyuyoruz.
Karşı organizmayı harekete geçirici uyarıcı bir yol seçiyoruz.
O halde bu uyarıcılar gerekli olduğu için varlar ve kullanılıyorlar.
Yani Doğada kelimeler, matematik ya da müzik notaları yani sembollerinin doğrudan gözlenememesi bir anlamda onların yokluğu söz konusudur. Bu onlara ihtiyacımız olmadığını ya da onların anlamsız olduğunu göstermiyor.
Semboller ve bunların oluşturduğu dizi-kalıplar olmasaydı en başta iletişim kuramazdık.
Uzlaşmak için kalıplara başvururuz,
Kalıpları taklit ederiz, kalıplar-tanımlar-kurallar pragmatist bakıldığında faydalıdır, gerekli hale gelir.
Örn. At kelimesi bir semboldür a ve t sembolleriyle yeni bir sembolik anlatım söz konusudur yazı bakımından , gerçekten at değildir veya atı göstermez temsilidir.
Doğada kavram olarak at-horse diye bir şey yoktur. Ortak unsurlarını belirlediğimiz hayvanın yine belirlediğimiz belirli sembollere endekslenmesi söz konusudur . Bu kelimedir. Kelimeler cümle olur. Cümleler fikiri sembolize eder.
Doğada olmaması bu sembolü veya sembolün ortak faydasını anlatımını değersizleştirmez.
Sembolleri insanlar olarak biz belirleriz, tarihi akış içerisinde yine biz değiştiririz ve yine biz çarpıtırız, farklılaştırırız
Her bireyde özellikle dildeki kelimelerde ve onların oluşturduğu tanımlarda bu anlamlandırma farklılık gösterir.
O yüzden gerçek bıdı bıdı bu değil sürekli ön plana çıkan sohbetlerde bir türlü uzlaşamamasının nedeni budur.
Kişi kavramları subjektif hale getirir ve ''at'' kavramını kendince yorumlar, özellikle komplike bir kavramsa.
Kendi uydurduğu anladığı doğrusuyla milletin uzlaştığı kavramı çatıştırır.
Oysaki kavramlar - ortak aklın doğaçlama eseridir. Ve değişmesi gerektiğini savunursan kendince doğru ''subjektif'' yorumunu katar ve toplumun kesişim kümesi olarak algıladığı genel kavramı eleştirirsin.
Bu normal ve sağlıklı bir tepki olarak kabul edilir.
Örn. Ateizim böyle tanımlanmaktadır ama gerçek tanımı bu şekilde düzeltilmelidir,
bu benim fikrim diye belirtirsin ya da yeni bir kavram uydurursun ultrateizm gibi,
bunun tartışmalarında özellikle belirtilrsin benim kavramım budur ya da bu şekilde anlaşılmalıdır diye.
Akademik eserlerde yeni bir kavram oluşturulurken doktora tezlerinde bu özellikle belirtilir.
Bu kavramı şu öne sürmüştür bende bu anlamıyla kullanıyorum gibi, aksi halde karşı taraf senin tanımını bilmek veya anlamak zorunda değil.
Bu kadar laf kalabalığını nedeni ne ?
Uzlaşmamız-pratik olarak anlaşmamız için kalıplara ihtiyacımız var.
Ancak bazı insanların anlamadığı ve devamlı surette uğraştığı şey şu,
insanları yukarıda bahsettiğim kendi uydurduğu kavrama ya da hali hazırda toplumun belirlediği
sözlük tanımı-şablon kalıba formatlara sokma çabası içinde, yani
Diğer insanları Sterotype-Basmakalıplar içine sokmaya çalışan devamlı surette yargılayan ve bunu yedirmeye çalışan insanlar var.
---Bu kalıp genelde klişedir. (Erkek bebeği mavi giyer, arabayla oynamalıdır, kız bebekle oynamalıdır -- demenin sofistike yolunu yapar.
Yargılayan pozisyona sokar kendini.Bunu hastalık derecesinde ileriye götürür erkek dediğin böyle olur, Deist dediğin şöyle olur, kız dediğin..)
---Bazen bu kalıp birinden araklamadır- başkasının düşüncesini intihal yaparcasına (Niçenin Ahlaki Nihilizmini ısıtıp ısıtıp pazarlamak gibi)
---Bazen de salt kendi uydurmasıdır. (Deli saçması)
Tarih boyu kendi ideolojisi-fikirleri-inançlarının salt haklılığı uğruna bir tarafını yırtan,
malını ve hatta canını verenler başkalarını da buna sürükleyen fanatik-kalıpçı adamlar oldu, hatta kalıpsızlığı savunarak kendi kalıbını pazarlayanlar da.
Bu denli fanatikçe bir mücadeleye giremebilmek için, kendi doğrularını
ilahlaştırman-yanlışlanamaz-eleştirilemez aksi düşünülemez bir pozisyona yükseltmen gerekir.
Önce kendi içindeki yargılamayı bitirirsin ki başkasına satabilesin.
Burada düşüncelerin adeta Tanrısallaştırılması söz konusudur. Narsist ya da şizofren birey düşüncesini ilah yapar.
Aşaması şudur:
-----> Görüşünü sorgula-değerlendir ya da kabaca inan ve mevzuyu kendi içinde kapat
-----> Onu Yanlışlanamaz bir noktaya yükselt kendini buna inandır, onu adeta göğe-Olympos dağının zirvesine yükselt
-----> Empoze et-kendi doğrularını benimsetmek için durmadan uğraş, ciyakla - gücün yeterse şiddet veya hakarete başvur, aksi düşünceye tahammül etme-sustur-faşizan yollara başvur.
Düşüncelerini insanlara empoze etmeye çalışan, salt bu uğurda hakareti, zorluğu göz alarak yılmadan çabalayan,
insanları peşinde sürüklemeye çalışanlar yeni değil.
Tarih, bunun gibi bir çok megaloman, şizofren din adamı-kanaat önderi, emekli amca, mahalle delisi gördü.
Bu fanatik insanlar, Düşüncelerini tanrı
kendilerini ise düşüncelerini insanlığa anlatan peygamberler olarak görüyor adeta.
Bu sahte peygamberler aramızda, televizyon kanallarında, sokağımızda hatta bu forumda bile geziyor,
insanları kendi -meli -malı, siyah ve beyaz kalıplarına hapsetmek için durmadan uğraşıyorlar,
.
Bireysel olarak uydurdukları dinlerine ve tanrılarına isim koymasalar da rasyonel düşünen insanlar olarak
onları da reddediyoruz... yemezler, din tebliğine-putlaştırılan düşüncelerinize karnımız tok.

Bi de şu var ki.... toplumun ortak değer yargılarının dışına çıkmak çok zor.

Bireysel düşünceler, çözümler, yapıtlar zamanla toplumun kollektif bilincinin temelini oluşturuyor.

Onlara zamanla toplum sahip çıkıyor. Bir Konfiçyus, bir Şekspir ortaya çıkıyor ve toplumu modifiye ediyor. Bazen sosyal olguları dramatik olarak değiştiriyor.

Daha da ötesi, hızla değişen sosyal olguların değişmesinin nedeni olarak yaşamamış insanlar yaratılıyor.

Ve bazı insanlar toplumun kollektif bilincine meydan okuyan davranışlar sergiliyor.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • 3 months later...

Bu konuda oldugu gibi bircok konuda da asil problem "insanin toplum icinde kabul gorme veya kendisini var etme ihtiyacindan" kaynaklaniyor. Ve bir de eski zamanlardan kalan geleneklerin cok buyuk oayi var. Bu kisiler olmasi gerekencilerdir.

Mutsuz, ozguveni dusuk insanlar kendine kaliplar yaratir. Bu olmasi gerekenci kaliplar sayesinde kendisini toplum icinde var edebilir ve daha guclu durabilir.

Bizim ulkemizde bu kisilerden cogunlukta olmasi cok dogal. Cunku mutsuz ve ozguveni dusuk bir toplumuz.

Ayrica bu kisilerin arasinda ozguveni yuksek kisilerin olmasi sizi yaniltmasin.

Bu kisiler,asla elestirilmeye gelemezler. Sinirlenirler. Bu sayede kendilerini cok cabuk ele verirler.

Fakat bu kisilere uzuuun uzuuun yazilar yazacak kadar kizmamak gerek.

Unutmayin ki bircok insan toplum icinde kabul edilmek istiyor.

Belki biz de kabul edilme istegimizi baska sekilde gosteriyoruzdur.

Onemli olan su "kabul edilme ve kendini kaliplara sokarak var etme ihtiyacini" ortadan kaldirmaktir.

Ha bu bence nasil olur?

-Oncelikle sorgulamaya onem veren bireyler yetistirilebilir.bu da egitimle olur tabiki.

-Sonra aile sagligina,psikolojisine onem verilebilir. Ole her onune gelen evlenip cocuk yapiyor. Sonra bir ton ayriliklar ya da cocuk yetistirmeyle alakasi olmadan sirf kendi mutluluklari icin cocuk yapip sonra o cocugu sekillendirmeler flan.

Bu ulkede bircok sikik evlilik var bole.

Yani sonuc olarak bu bu durumun kalkmasi icin hem egitimin hem de bu sikik evliliklerin duzeltilmesi lazim. Bu amina kodumun evlilik duskunu insanlar yuzunden vitamini eksik insanlar yetisiyor. Sonra biz de bu dallamalarla yasamaya calisiyoz iste ?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Başlıktaki görüşlere katılıyorum. daha önce bu anlamda birçok şey yazmıştım. kısaca tekrar etmek gerekirse; kendi görüşlerini tartışılmaz sayarak, çevresindekilere bunu kabul ettirmek için saldırgan tutumlar içine girmek, kendi egosunu tanrı yapmak demektir.

Kullandıkları aşalayıcı ifadeler için yaptıkları savunmalar da trajikomik; "hakettikleri için söylüyoruz....! "

"Kimin neyi hakettiğine ben karar veririm " demek; "ben tanrıyım, asla yanılmam " demenin, farklı bir şeklidir.

Size karşı kötü bir ifade kullanılmadıkça, kimseye düşüncesinden dolayı hakaret edilemez. Bu hakkı size ancak içinizdeki nefret ve egonuz verir. Bu davranış şekli zaten dinlerin en temel sebeplerinden biridir.

Tanrı zihinde olan birşey olduğuna göre, kimse zihninde itaat ettiği kötülük merkezinin dokunulmaz olduğunu iddia edemez.

Diğer taraftan, aynı durumun toplumda din empoze etmek için yapıldığını da hatırlatalım;

"Sadece bizim inancımız doğrudur, diğerleri yalandır " demek, kendisini ve geldiği toplumu tanrılaştırmak demektir.

Bu diğer tüm insanların düşüncelerine ve inançlarına saygı duyulmadığı anlamına geliyor.

İnanca saygıdan bahsedebilmek için, önce "ben de yanılmış olabilirim" diyebilmek lazım.

tarihinde Mindsurfer tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...