Jump to content

Tanrı ve Ahlak


Recommended Posts

Tanrı eğer varsa bu ahlakın temellendirilebileceği anlamına gelmez. Tanrı'nın da ahlaki yargıları olduğu anlamına gelir.

"Sonsuz gücü varsa doğrudur"

"Evreni yaratmışsa doğrudur"

"X eylemini yapan yanıyor, Y eylemini yapan bal ırmaklarında yüzüyor. Öyleyse herkes Y eylemini yapmalı."

gibi önermeler tamamen keyfidir. Hatta bunlar da birer ahlaki yargıdır.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 126
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Panteist filozof Spinoza, Tanrı'nın özgür dilemesinin evrene "zorunluluk" olarak yansıyan şey olduğunu söyler.

Ahlakı geçtim. İki kere iki Tanrı öyle "dilediği" için dört eder. Tanrı dileseydi 4.2 de edebilirdi. Veya bir karpuz edebilirdi. Veya hiç bir şey etmeyebilirdi. Veya iki diye bir şey olmayabilirdi.

Tanrı'nın paradigma seçenekleri sonsuz. Çok uzağa gitmeye gerek yok, daha kuantum fiziğinde bile (p) (q) ise, (q) her zaman (p) olmayabiliyor (nasıl diye sormayın, okudum bir yerde).

Bizim birbirine mantık, matematik ve nedensellik bağıyla bağlanmış trilyonlarca olgu ve olaydan, zorunlu formül ve postülalardan oluşan tutarlı evrenimiz, Tanrı için basitçe bir "dilemedir". Bu dileme değişirse, bu postüla ve formüller de değişir.

Coriolis'in, bu postüla ve formüllerin dışında düşünme şansı yok. Tanrı'nın takdir ettiği paradigmanın dışına çıkma şansı yok. İki ile ikinin başka neler edebileceğini kurgulama şansı yok. İki'nin olmayacağı bir paradigma üzerinde düşünme şansı yok.

Dolayısıyla Tanrı'yı yargılama şansı da yok. Yani Tanrı'nın seçimleri üzeinde hüküm verme şansı yok. Ona bu hükmü verirken kullanacağı mantığı, kavramları ve dili de Tanrı seçiyor. Bu paradigmayı dışarıdan görme pozisyonu yok Coriolis'in. (Benim de yok.)

Bu, ben çocukken taşındığımız İstanbul'un bir kenar mahallesinde, yaşı neredeyse benimkiyle denk olan birinin, babam için "...ya, bunun babası da şimdi adam oldu, yüzümüze bakmıyor" demesini hatırlattı bana.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Panteist filozof Spinoza, Tanrı'nın özgür dilemesinin evrene "zorunluluk" olarak yansıyan şey olduğunu söyler.

Ahlakı geçtim. İki kere iki Tanrı öyle "dilediği" için dört eder. Tanrı dileseydi 4.2 de edebilirdi. Veya bir karpuz edebilirdi. Veya hiç bir şey etmeyebilirdi. Veya iki diye bir şey olmayabilirdi.

Tanrı'nın paradigma seçenekleri sonsuz. Çok uzağa gitmeye gerek yok, daha kuantum fiziğinde bile (p) (q) ise, (q) her zaman (p) olmayabiliyor (nasıl diye sormayın, okudum bir yerde).

Bizim birbirine mantık, matematik ve nedensellik bağıyla bağlanmış trilyonlarca olgu ve olaydan, zorunlu formül ve postülalardan oluşan tutarlı evrenimiz, Tanrı için basitçe bir "dilemedir". Bu dileme değişirse, bu postüla ve formüller de değişir.

Coriolis'in, bu postüla ve formüllerin dışında düşünme şansı yok. Tanrı'nın takdir ettiği paradigmanın dışına çıkma şansı yok. İki ile ikinin başka neler edebileceğini kurgulama şansı yok. İki'nin olmayacağı bir paradigma üzerinde düşünme şansı yok.

Dolayısıyla Tanrı'yı yargılama şansı da yok. Yani Tanrı'nın seçimleri üzeinde hüküm verme şansı yok. Ona bu hükmü verirken kullanacağı mantığı, kavramları ve dili de Tanrı seçiyor. Bu paradigmayı dışarıdan görme pozisyonu yok Coriolis'in. (Benim de yok.)

Bu, ben çocukken taşındığımız İstanbul'un bir kenar mahallesinde, yaşı neredeyse benimkiyle denk olan birinin, babam için "...ya, bunun babası da şimdi adam oldu, yüzümüze bakmıyor" demesini hatırlattı bana.

Eğer Allah'a inanıyorsan öyle özgür irade falan lafları edemezsin çünkü Allah "Ben istediğimi saptırır, istediğimi de doğru yola iletirim.", "Ben cehennemi insan ve cinlerle dolduracağıma dair yemir ettim.", "Ben zaten cehennemi bu insanlar için yarattım.", "Ben her şeyi bilirim." demiş.

Bazı müslümanlar bazı konuları anlatırken sanki inandıkları kitap hiç yokmuş gibi davranıyorlar, ya sizin orada inandığınız bir kitap var, gidip o kitaptan örnek vererek anlatsanıza. Yok falan filozof şöyle demiş, filan filozof böyle demiş, peki arabın kitabı ne diyor bu konuda, ondan bahsetsene.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bizim birbirine mantık, matematik ve nedensellik bağıyla bağlanmış trilyonlarca olgu ve olaydan, zorunlu formül ve postülalardan oluşan tutarlı evrenimiz, Tanrı için basitçe bir "dilemedir". Bu dileme değişirse, bu postüla ve formüller de değişir.

Coriolis'in, bu postüla ve formüllerin dışında düşünme şansı yok. Tanrı'nın takdir ettiği paradigmanın dışına çıkma şansı yok. İki ile ikinin başka neler edebileceğini kurgulama şansı yok. İki'nin olmayacağı bir paradigma üzerinde düşünme şansı yok.

Dolayısıyla Tanrı'yı yargılama şansı da yok. Yani Tanrı'nın seçimleri üzeinde hüküm verme şansı yok. Ona bu hükmü verirken kullanacağı mantığı, kavramları ve dili de Tanrı seçiyor. Bu paradigmayı dışarıdan görme pozisyonu yok Coriolis'in. (Benim de yok.)

Daha güzel ifade edilemezdi herhalde...

Örüntüdeki mantık zincirinin bir sonraki halkasında da; Tanrı'nın olup bitenleri önceden tayin ettiği, öngördüğü bir düzende insan aleyhine/lehine hüküm verme şansının olamayacağını, dolayısıyla insanı yargılamasının da son derece anlamsız olduğu sonucuna ulaşılıyor...

Link to post
Sitelerde Paylaş

ahlakın temellendirilebilmesi sorunu...

Hangi şey diğerinden daha iyi ...

Peki neden o şey iyi...

odak noktamız ne olmalı...

Biz insanlar bireysel varlıklar değiliz evrimimiz bireysellik üzerine değil birlik ve toplumsallık üzerine ilerledi.Yani bir arada yaşadıkça güçlü oluyoruz ve bir arada oldukça evrimsel avantajı sağlayabiliyoruz.

Kültürel evrimimiz bize ezen ve ezilen kavramlarını yaratsa da aslında kodlarımızda hep birlik olmak birlikte daha güçlü olmak var. Dolayısıyla öyle veya böyle birbirimize karşı kurallarımız olmalı temellendirmek veya temellendirememek sorun değil bu noktada pratikte işlese yeterli.Ki zaten iylik yapan bireyler doğal seçilim tarafından daha baskın seçildiği için iyiik derken fedakarlık,empati v.s yapmamız gereken tek şey bu seçilimler üzerinden giderek toplum refahını artıran bir ahlak sistemi bulmak.

tarihinde Tanah-Gospel Theologist tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

bu korunan ortak yaşam en temel odak noktamız olabilir mi...

Yani bu temelin varlığını tehlikeye sokan şey kötü...

Ahlakın temeli burası mı...

Ahlak bize özgü diyemem çünkü diğer türler de de birbirlerine karşı davranışı belirleyen kurallar var sadece farklı.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Daha güzel ifade edilemezdi herhalde...

Örüntüdeki mantık zincirinin bir sonraki halkasında da; Tanrı'nın olup bitenleri önceden tayin ettiği, öngördüğü bir düzende insan aleyhine/lehine hüküm verme şansının olamayacağını, dolayısıyla insanı yargılamasının da son derece anlamsız olduğu sonucuna ulaşılıyor...

Dediğin, ciddi bir tartışma. Daha detaylı açıkladık başka vesilelerle. Diğer forumcuların da detaylı açıklamaları var. Bunu "özgür irade" başıkları altında burada defalarca tartıştık.

Sırf Tanrı'sız bir bakış açısından bile, geleceğin en az geçmiş veya şimdi kadar gerçek olduğu, zaman koronolojisinin bir vehim olduğunu yazdık, başkaları da yazdı. Geleceğin tamamen "verili, hazır" olduğu böyle bir durumda özgür irade'nin yeri nedir?

İstediğin kadar ironik bir tarzda dile getiribilirsin. Biz konunun bir paradoks olduğunu yazdık: özgür irade paradoksu. Sadece dinlerin bir sorunu değil; felsefenin de bir sorunu; hukuk ve ahlak açısından. Davranışlarında insanın sorumluluğu nedir?

Benden laf kapmaktan daha ciddi bir konu. Beni bırak, benimle sevindirik olma. Bana gelene kadar çok tartışıldı; düşünce tarihi bunun örnekleriyle dolu. gerçekten ilgileniyorsan sana kaynak önerebilirim. Ya da bu başlıktaki önceki tartışmalara göz atabilirsin.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Dediğin, ciddi bir tartışma. Daha detaylı açıkladık başka vesilelerle. Diğer forumcuların da detaylı açıklamaları var. Bunu "özgür irade" başıkları altında burada defalarca tartıştık.

Sırf Tanrı'sız bir bakış açısından bile, geleceğin en az geçmiş veya şimdi kadar gerçek olduğu, zaman koronolojisinin bir vehim olduğunu yazdık, başkaları da yazdı. Geleceğin tamamen "verili, hazır" olduğu böyle bir durumda özgür irade'nin yeri nedir?

İstediğin kadar ironik bir tarzda dile getiribilirsin. Biz konunun bir paradoks olduğunu yazdık: özgür irade paradoksu. Sadece dinlerin bir sorunu değil; felsefenin de bir sorunu; hukuk ve ahlak açısından. Davranışlarında insanın sorumluluğu nedir?

Benden laf kapmaktan daha ciddi bir konu. Beni bırak, benimle sevindirik olma. Bana gelene kadar çok tartışıldı; düşünce tarihi bunun örnekleriyle dolu. gerçekten ilgileniyorsan sana kaynak önerebilirim. Ya da bu başlıktaki önceki tartışmalara göz atabilirsin.

İrademizin özgürlüğünden şüphem olmadığı için konunun popüler olan, bu bol polemikli "özgür irade" kısmıyla hiç ilgilenmiyorum açıkçası.

Tanrı konusunda ileri sürdüklerimizin dayanakları sizin de ifade ettiğiniz gibi, belirsizlikler merkezine sabitlenmiştir. Evren hakkında oldukça kısıtlı bilgimiz çerçevesinde geliştirdiğimiz tüm felsefi/dini argümanlar ise Tanrı'yı tanımlama ve ona misyon yükleme konusunda oldukça irrasyonel ve yetersiz kalacaktır ki, asıl konunun ironik olan, tartışmaya değer kısmı tam olarak burası...

Oldukça güzel bir noktaya değinmiş, çok da güzel ifade etmişsiniz...

tarihinde Mırnaw tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

İrademizin özgürlüğünden şüphem olmadığı için konunun popüler olan, bu bol polemikli "özgür irade" kısmıyla hiç ilgilenmiyorum açıkçası.

Tanrı konusunda ileri sürdüklerimizin dayanakları sizin de ifade ettiğiniz gibi, belirsizlikler merkezine sabitlenmiştir. Evren hakkında oldukça kısıtlı bilgimiz çerçevesinde geliştirdiğimiz tüm felsefi/dini argümanlar ise Tanrı'yı tanımlama ve ona misyon yükleme konusunda oldukça irrasyonel ve yetersiz kalacaktır ki, asıl konunun ironik olan, tartışmaya değer kısmı tam olarak burası...

Oldukça güzel bir noktaya değinmiş, çok da güzel ifade etmişsiniz...

Yani hem belirsizlik, yetersizlik... Hem de bu yetersizliği aşsak ve bilginin her bayt'ına hakim olsak bile, bilgimizin işlem esaslarının, yine verili olan "evren paradigması" içinde geçerli olacağı...

Değerlendirmen için sağol, ara iletimde bir-iki imalı yazmıştım, özür dilerim.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • 4 weeks later...

İnsanlar kendilerine spesifik sosyal bütçeli bir toplum oluşturmak için evrimleşmiş ahlakı din tasarlamada kullandılar. Tanrılardan ve dinlerden önce ahlak evrimleşmişti zaten. Eğer ahlak evrimleşmemiş olsaydı dinler, kendilerini temellendirebilecekleri daha sağlam başka bir kavram bulamayacaklardı. O zaman da tanrı figürleri, insan türü kurnaz canlıların beyinlerinde bir kurgu olup din ve ilahiyat tutunacak kulp bulamayacağından dolayı zihinlerde yer edinemeyecekti.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...