Jump to content
Ateistforum

Ölümden sonra yaşamın olmadığını kanıtlayabilir misiniz?


Recommended Posts

5 saat önce, isabettin yazdı:

Eveet millet, konu uzadı. Toparlamak istiyorum.

Ölü ölü müdür? 

Evet, ölüdür.

Öldükten sonra dirilir mi?

imgres?imgurl=http%3A%2F%2F66.39.0.253%2

Beyin anjiosunda (soldakinde dolaşım var, sağdakinde yok-beyin ölümü) beyin dolaşımının tümüyle durduğu saptanarak ölüm hali tespit edildikten sonra dirilen bir kişi bile olmamıştır.

 

Yani, neye bakarak ölüm halini tespit ettiğinize bağlı.

Biri reenkarnasyon mu dedi? Bilimsel kanıt? (Anekdotlar olmaz, yalnızca gülümsetir).

 

Aslına bakarsan beyin elektrik aktivitesi EEG düz çizgi oluktan sonra ki bu durum sanırım kalp durduktan 10sn sonra gerçekleşiyor, bu nokta artık ölü kabul edilen eşik değer değil mi? NDE vakalarında bu aşamadan dönüş var. Belli ki ölüm olarak kabul edilen aşama istatistiksel bir aşama. Yani olasılıklara göre karar verilmiş. Gerçekte her durumda bu geri dönüşümü mümkün olmayan bir aşama değil gibi görünüyor. Her neyse ne, aktarılan deneyimlerin bilimsel nasıl bir kanıtı olabilir ki?
Bilimsel kısım makinede gördüğün düz çizgi, gerisi fiziksel deneyimin ötesine kayıyor.
Reenkarnasyonun bilimsel kanıtı nasıl olur ki? Veya senin iç dünyanın bilimsel kanıtı? Bunlar fiziksel olaylar ise evet test edilebilir ancak fiziksel olmayan olayları fiziksel olarak test etmek imkansız. Bir insanın fotoğrafını çekerek ruh halini anlamayı ummak gibi bir durum. Kaldı ki fotoğrafta mutlu görünüp peşinden intihar eden vakalar var.
Şuan için bu vakaları çözebilecek yeterli bilgimiz yok. Tecrübelerin aktarılması ile bilgimiz ve test yöntemlerimiz de artacaktır. Ancak o zaman bir şeyler netleşir.
Ben burada olmasını istediğim bir şeyi savunmuyorum, olup biteni daha iyi anlamak için yaşanan bazı olayların araştırılıp gerçeğin ortaya çıkarılması gerektiğini savunuyorum. Araştırılmadan mümkün değil demek bilimselliğe ters bir durum. Evrenin genişliyor olması da mümkün olmayan bir durum olarak görünürken araştırıldığında aslında genişlediği ortaya çıkmadı mı...

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 52
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Kabir azabı, sırat köprüsü, mahşer, cehennem... bunlar palavra olduğu ispatlanmış, dinlerin uydurduğu masallardır.
Cennet olarak bahsedilen yer de, niteliklerinden dolayı olamaz. yani ahiret diye birşey yoktur.

Ancak "ikinci hayat" ile "ahiret" birbirinden farklı konular... Ve gelecekte ikinci bir hayat için çeşitli olasılıklar mevcut.

Yeni bir hayatın imkansız olduğunu iddia etmek ise, "gelecekten haber verme" katagorisinde ele alınabilecek bir inançtır. 

 

                

Link to post
Sitelerde Paylaş
On 8/5/2016 at 20:32, White Nigga said:

Selam ateis dostlar ve müslüman arkadaşlar. Ölümden sonra cennet-cehennem azap-rahatlık günah-sevap huri-nuri vb şeyler var mıdır yok mudur? Ben tam ortadayım %100 inanamıyorum bunlara. Sizin de fikirlerinizi öğrenmek isterim.. İyi forumlar arkadaşlar :)

Ölüm zaten, tanım gereği, hayatın bitişi demektir. Dolayısıyla "ölümden sonra hayat var mı?" sorusu da, aynen "gören kör, işiten sağır var mıdır?, kuru su var mıdır?" soruları gibi anlamsız bir sorudur. 

Bunun yerine, "beden öldükten sonra geriye kalan bir şey var mıdır?" yahut da, "bedenden bağımsız olarak var olan bir şey var mıdır?" diye sormak gerekir. Bu tür soruların gideceği son nokta ise "beyinden bağımsız olarak bilinç var olabilir mi?" sorusudur.

Bilincin bir beyin fonksiyonu olduğunu gösterir sayısız kanıt vardır. Bir örnek: genel anestezi sırasında verilen maddelerin etkisi ile beyinin işleyişi geçici olarak bozulur. Bu sırada da, ameliyat olan herkesin bildiği gibi, bilinç kaybolur. Tıpkı rüyasız uyku durumunda olduğu gibi tam bir "hiçlik" durumu söz konusudur. Beyin tekrar çalışmaya başlayınca da bilinç geri döner. Biyolojik ölüm ise, beyinin harabiyeti sonucunda tüm beyin fonksiyonlarının geri dönülmez bir şekilde kalıcı olarak kaybolmasıdır. Yani aynen rüyasız uyku veya genel anestezi durumunda olduğu gibi, bilinç açısından bir "hiçlik" durumuna geçilir, ve bu durumdan geriye dönülmez. Yani, orjinal soruya dönersek, "ölümden sonra" bilinç yoktur, dolayısıyla hayat da yoktur.

Cennet-cehennem, huri-nuri vs. gibi kavramlar ise hiçbir kanıtı veya desteği olmayan hayali kavramlardır. 

Link to post
Sitelerde Paylaş
On 8/6/2016 at 02:30, vitamin said:

Doktor bir arkadaş kişinin öldüğünün tayini nasıl yapılıyor, beyin ölümü gibi konuların açıklamasını yaparsa daha mantıklı cümleler kurabiliriz.
Çünkü, NDE belli ki kişinin ölü kabul edildiği bir aşamanın var olduğunu ve bu aşamadan sonra henüz hücrelerin ölmediği bir seviyeden geri dönüş anlamına geliyor.

Ölüm ve beyin ölümü aynı şeydir (iki çeşit ölüm olmaz, insan ya ölüdür ya da değil). Beyin ölümünün en kısa tanımı ise tüm beyin fonksiyonlarının (bilinç dahil) kalıcı olarak kaybolmuş olması halidir. Dolayısıyla NDE feomenlerinden geçmiş kişiler teknik olarak ölüp de canlanmış kişiler değildir (ölümün tanımı gereği böyledir). Bu kişiler ölü kabul edilmiş değil, ölü sanılmış kişilerdir.

Aslında bu NDE kişileri, beyine kısıtlı oksijen gittiği için bilincin açık olduğu durum ile, kapalı olduğu durum arasındaki belirsizlikte uzun süre kalmış hastalardır. Bunlar uyandıklarında, beynin bu dönemdeki kaotik durumunun hafızaya kaydedilebilen kısmını anlatırlar. Hiçbirinde klinik olarak ispatlanmış ölüm hali (yani beyin fonksiyonlarının kalıcı olarak kaybı hali) söz konusu değildir. Ölü zannedilenler, genellikle hipotermi ile (morgda soğukta bekletilme gibi) beyinin oksijensizliğe dayanıkllığı artmış, ve yanlış olarak ölü sanılmış kişilerdir (hipotermi ile beyin düşük oksijene rağmen saatlerce canlı tutulabilir). 

Daha ilginci, bilinç açık olarak gerçekleştirilen bazı beyin ameliyatları sırasında, beynin bazı bölgeleri elektrik ile uyarıldığında, vücut dışına çıkma hissi gibi bazı NDE fenomenleri gerçekleştirilebiliyor. Bu hastalar elektrik uyaranı kesilince vücuda dönüyor, verilince tekrar vücut dışına çıkmış gibi hissediyorlar. Hatta tavandan aşağı bakıp aşağıda gördüklerini anlatabiliyorlar. Ama sadece sedyedeki pozisyonda gördükleri kısmı anlatıyorlar (yani yattıkları pozisyonda görmedikleri kısımları ya pas geçiyorlar, ya da uydurup yanlış anlatıyorlar).

Link to post
Sitelerde Paylaş

Kesin bir şekilde yoktur.

Çünkü bu saçmalığı düşünenler detaylarını düşünememişler.

 

1- Bilinç denilen dolaylı fenomeni vücuttan ayrı düşünmüşler. Ama değil. Senin küf kokulu peynir yeme isteğin bile beyninde işlem merkezine sahip.

2- Büyüyen bilinç, bilinç yaşadıkça bilgi depolar, anı depolar, kayıt yapar. Sonsuz hayat saçmalığında 100 milyon yıl hayatta kalan bir bireyin kendi verisiyle başa çıkma kapasitesi ve işlem hızı yetersiz kalacak.

Link to post
Sitelerde Paylaş
11 saat önce, delibekir yazdı:

Ölüm ve beyin ölümü aynı şeydir (iki çeşit ölüm olmaz, insan ya ölüdür ya da değil). Beyin ölümünün en kısa tanımı ise tüm beyin fonksiyonlarının (bilinç dahil) kalıcı olarak kaybolmuş olması halidir. Dolayısıyla NDE feomenlerinden geçmiş kişiler teknik olarak ölüp de canlanmış kişiler değildir (ölümün tanımı gereği böyledir). Bu kişiler ölü kabul edilmiş değil, ölü sanılmış kişilerdir.

Burada sorun yaratan şey şu;
Ölüm teşhisi koymak için önceden belirlenmiş bazı durumların gözlemlenmesi gerekir. Kalbin durması ile beyne oksijen gitmemesi gibi.
Bunlar gerçekleştiğinde ölüm teşhisini konulabilir. Bunu yaptıktan sonra kişi bir şekilde geri dönmüşse burada hata kimdedir? Ölüm koşullarını gözlemleyen doktorda mı? O koşulları saptayan konsorsiyumda mı?
Öldü kararı verdiğin bir insanın ölmediğini düşünmen için elinde başka ne veri olması gerekir? Zaten olan verilere göre karar vermişsin. Eğer şüphe ediyorsan neden o kararı veriyorsun? Eğer kararın kesin değilse o zaman bir nevi cinayet işlemiş oluyorsun...

Gözlemlere dayanılarak belirlenen bu koşullar ölüm demektir. Daha sonrası ölümden geri dönmedir. Dönmezse öleli üzerinden 10dk geçti şeklinde ifade edilebilir. Dönerse ölü sanmışım aslında ölüm o değildir bu değildir diye bir şeyler söylersin sadece. Sonucu bildikten sonra geriye doğru mantık yürütüp ölü sanılmıştır demek kolaydır.

Dün bir yerde okumuştum öldükten 3 gün sonraya kadar hücresel faliyetler devam ediyormuş hatta bazı hücreler ölümden sonra aktive oluyorlarmış. ‘Undead’ genes come alive days after life ends.

Bu durumda ölüm kararımız belirli bazı fonksiyonların yerine getirilememesinden öte değildir. Beyni ölen birinin vücudunu başarılı bir şekilde başka bir beyne bağlasak bu durumda ölüm kararı hala geçerli midir? Kişi ölmüş müdür, yoksa sadece bir organını mı kaybetmiştir? Kolunu veya bacağını kaybeden bir insan neden ölü kabul edilmemektedir? Demek ki olay bilinç etrafında dönüp duruyor...

Neden yaşadığımızı bilinçli olmamıza bağlıyoruz? Bilincin bir illüzyon olduğundan, olmasa da olacağımızdan bahseden düşünceler varken neden ölümü bilinçle bağdaştırıyoruz? O zaman ölüm de bir yanılsama olmaz mı?

 

Alıntı

Aslında bu NDE kişileri, beyine kısıtlı oksijen gittiği için bilincin açık olduğu durum ile, kapalı olduğu durum arasındaki belirsizlikte uzun süre kalmış hastalardır. Bunlar uyandıklarında, beynin bu dönemdeki kaotik durumunun hafızaya kaydedilebilen kısmını anlatırlar. Hiçbirinde klinik olarak ispatlanmış ölüm hali (yani beyin fonksiyonlarının kalıcı olarak kaybı hali) söz konusu değildir. Ölü zannedilenler, genellikle hipotermi ile (morgda soğukta bekletilme gibi) beyinin oksijensizliğe dayanıkllığı artmış, ve yanlış olarak ölü sanılmış kişilerdir (hipotermi ile beyin düşük oksijene rağmen saatlerce canlı tutulabilir). 

Oksijensiz kalan her insan bu deneyimleri yaşamadığına göre bu deneyimlerin oksijen eksikliği nedeniyle yaşandığını söylemek tahminden öte değildir.

 

Alıntı

Daha ilginci, bilinç açık olarak gerçekleştirilen bazı beyin ameliyatları sırasında, beynin bazı bölgeleri elektrik ile uyarıldığında, vücut dışına çıkma hissi gibi bazı NDE fenomenleri gerçekleştirilebiliyor. Bu hastalar elektrik uyaranı kesilince vücuda dönüyor, verilince tekrar vücut dışına çıkmış gibi hissediyorlar. Hatta tavandan aşağı bakıp aşağıda gördüklerini anlatabiliyorlar. Ama sadece sedyedeki pozisyonda gördükleri kısmı anlatıyorlar (yani yattıkları pozisyonda görmedikleri kısımları ya pas geçiyorlar, ya da uydurup yanlış anlatıyorlar).

Evet böyle bir çalışma var ama tersten bakıp şu düşünceye ulaşmamamız için bir sebep var mı? Bir vücut içinde olduğumuz düşüncesi aslında bir halüsinasyon olamaz mı?
Eğer vücut içinde isek neden bunu kontrol edecek bir mekanizmaya sahibiz ki? Böyle bir mekanizma tam tersi bir durum için geliştirilmiş olmalıdır. Yani, beyindeki bu ilgili bölge kimyasal reaksiyonlarla devamlı baskılanarak vücut içinde yaşıyoruz hissi oluşturuyor olabilir, evrimsel nedenlerle buna gereksinimimiz olabilir!
Bu durum çeşit çeşit soruyu akla getirmektedir...
Belki de gerçekten bilinç diye maddeden bağımsız ayrı bir şey var ve beyin bunu kullanarak vücut içindeymiş hissi oluşturularak vücut eksenli deneyimler yaşamayı sağlayarak o vücudun hayatta kalabilme şansını maksimize etmektedir.

Bu son kısımla ilgili aklınıza gelen ilginç düşünceler varsa paylaşır mısınız?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Materyalisti, immateryalisti, teisti herkes bir şekilde ölümden sonra yaşam fikrine açık kapı bırakır, buna ihtimal verir.
Materyalistlerin bu konudaki umudu bilincin bilgisayarlara yüklenebileceği düşüncesidir!
Makine içinde var olabilen bir bilinç biyolojik ölümü yenmiş olacak ve milyonlarca ışık yılı uzaktaki mesafelere ulaşarak evreni fethedebilecektir.

Link to post
Sitelerde Paylaş
2 hours ago, vitamin said:


Ölüm teşhisi koymak için önceden belirlenmiş bazı durumların gözlemlenmesi gerekir. Kalbin durması ile beyne oksijen gitmemesi gibi.
Bunlar gerçekleştiğinde ölüm teşhisini konulabilir. Bunu yaptıktan sonra kişi bir şekilde geri dönmüşse burada hata kimdedir? Ölüm koşullarını gözlemleyen doktorda mı? O koşulları saptayan konsorsiyumda mı?
Öldü kararı verdiğin bir insanın ölmediğini düşünmen için elinde başka ne veri olması gerekir? Zaten olan verilere göre karar vermişsin. Eğer şüphe ediyorsan neden o kararı veriyorsun? Eğer kararın kesin değilse o zaman bir nevi cinayet işlemiş oluyorsun...

Ölüm tanısı koymanın geleneksel yöntemi kalbin ve solunumun durmuş olmasıdır. Genelde bu yöntemle ölüm tanısı koymakta bir sorun olmaz; doktor kalbi dinler, nabza bakar, nefes de almıyorsa tamam bu ölü der. Ancak bazı özel durumlarda kalp ileri derecede yavaş ve zayıf attığı halde aslında durmamıştır; solunum da çok yüzeyel ve yavaş da olsa devam etmektedir (örnek: boğularak ölmüş sanılarak soğuk sudan çıkarılmış bir kişi, veya solunum ve kalp atımını ileri derecede baskılayan bazı ilaçlar ile zehirlenmiş kişi, aşırı derecede şişman olduğu için kalbi ve solunumu iyi muayene edilemeyen kişi vs). Deneyimsiz bir doktor bu gibi durumlarda yanılıp hata yapabilir. Daha da özel bazı durumlarda ise gerçekten de kalp ve solunum durmuştur, ancak beyin henüz ölmemiştir (literatürden örnek: donmuş gölde yürürken buz kırılıp göle düşen ve yarım saat kadar sonra buzlu sudan çıkarıldığında kalbi atmadığı, nefes almadığı için öldüğüne kanaat getirilen, hastaneye götürülürken yolda vücudu ısınmaya başladığında kalbi yavaş yavaş atmaya başlayıp "dirilen" küçük çocuk).  

Beyin ölümü kriterleri bu gibi sorunlardan kurtulmak için geliştirilmiş oldukça katı kriterlerdir. Hakkıyla uygulandığında yanılma oranı sıfıra yakındır (yaklaşık 1/ 40000). Hakkıyla uygulanmadığında da doktor yanlış tanı koymuş olur (büyük bir tıbbi hatadır tabii ki).

3 hours ago, vitamin said:

Gözlemlere dayanılarak belirlenen bu koşullar ölüm demektir. Daha sonrası ölümden geri dönmedir. Dönmezse öleli üzerinden 10dk geçti şeklinde ifade edilebilir. Dönerse ölü sanmışım aslında ölüm o değildir bu değildir diye bir şeyler söylersin sadece. Sonucu bildikten sonra geriye doğru mantık yürütüp ölü sanılmıştır demek kolaydır.

Ölümden geri dönme diye birşey olmaz; çünkü ölümü zaten "geri dönmeyecek şekilde gitti" diye tanımlıyoruz (geri dönmüşse ölmemiştir). Tıbbi ölüm kriterleri de bu tanıma uygun kriterlerdir ve hepsinde "geri dönmeyecek şekilde" anlamına gelir bir madde bulunur. Eğer bir kişiye ölü tanısı kondu da sonra bu kişinin ölü olmadığı anlaşıldıysa başta yanlış tanı konmuş demektir.

3 hours ago, vitamin said:

Dün bir yerde okumuştum öldükten 3 gün sonraya kadar hücresel faliyetler devam ediyormuş hatta bazı hücreler ölümden sonra aktive oluyorlarmış. ‘Undead’ genes come alive days after life ends.

Bu durumda ölüm kararımız belirli bazı fonksiyonların yerine getirilememesinden öte değildir. Beyni ölen birinin vücudunu başarılı bir şekilde başka bir beyne bağlasak bu durumda ölüm kararı hala geçerli midir? Kişi ölmüş müdür, yoksa sadece bir organını mı kaybetmiştir? Kolunu veya bacağını kaybeden bir insan neden ölü kabul edilmemektedir? Demek ki olay bilinç etrafında dönüp duruyor...

 

Vücudumuzda yaklaşık 10 trilyon kadar hücre var. Kalp durduktan sonra bunların hepsi aynı anda senkron olarak ölmezler. Beyin hücreleri gibi dayanıksız olanlar dakikalar içinde ölürken, örneğin deri hücreleri günlerce canlı kalırlar. Yani ölüm bir "an" değil, bir "süreçtir".  Bu nedenle, insanın bir organizma olarak ölüm halini tanımlamakta bazı temel zorluklar vardır: örneğin o kişiye ölü demek için trilyonlarca hücrenin hepsinin tek tek ölü olduğunu belgelemek mi gerekir? Hayır, çünkü tek bir hücrenin bile sağ kalmadığından emin olmak imkansız değilse bile anlamsız derecede zordur. Peki tersine düşünsek, bir insanda tek bir ölü bir hücre varsa o kişiye ölü diyebilir miyiz? Elbette hayır, çünkü her sağlıklı insanda her an milyarlarca ölü hücre bulunur (örnek: saçlar, tırnaklar, derinin üst tabaka hücreleri, bağırsak epiteli vs...). O halde bir orta yol bulmak gerekir. Çok uzatmadan sadede geleyim: bir insanı o insan yapan organ o kişinin beynidir; beyin dışındaki organ ve dokuların hepsi ya gözden çıkarılabilir (kollar, bacaklar, bağırsaklar,...), ya da bir şekilde yapay olarak idame ettirilebilir (böbrek, kalp, akciğer). Ama beyin olmazsa artık o kişinin bir "kişi" olma özelliği kaybolur. Bu nedenle ölüm tanısında kritik organ olarak beyin kabul edilir. Geleneksel ölüm kavramından (kalp durması) beyin ölümü kavramına (bir kişiye ölü demek için beyninin ölü olması gerekliliğine) bu şekilde ulaşılmıştır. Beyin ölümünde o kişinin kalbi hala atıyor olabilir ve atan kalbe rağmen o kişi tıbben ölüdür (yani atan kalbi ile birlikte gömülebilir).

Beyni ölen bir kişinin vücudunu başka (sağlam) bir beyne bağlarsanız ortaya çıkan şey ölen beynin sahibi olan kişi değil, takılan (yaşayan) beynin sahibi olan kişi olur.

Evet, olay bilinç etrafında dönüyor (bir önceki iletimde bundan bahsetmiştim).

4 hours ago, vitamin said:

Oksijensiz kalan her insan bu deneyimleri yaşamadığına göre bu deneyimlerin oksijen eksikliği nedeniyle yaşandığını söylemek tahminden öte değildir.

Orada oksijen eksikliğine bağlı beyin disfonksiyonu kastediliyor. Beyin disfonksiyonu olan her insanda tabii ki bu deneyimler olmaz; çeşit çeşit beyin disfonksiyonu var.  Beyinin neresi etkilenmiş, ne kadar etkilenmiş, etkilenme ne kadar sürmüş, beynin başka bir yerinde kalıcı başka bir hasar da var mıymış? vs... gibi birçok başka önemli faktör de var. Ama burada asıl konu bu da değil. Bilincin açık olduğu durum ile kapalı olduğu durum arasında bir geçiş dönemi vardır. Normal fizyolojik koşullarda bu geçiş genellikle olaysız gerçekleşir ve kısa sürer (örnek: uykuya geçme, uykudan uyanma). Beyin hasarı olan kişilerde bu geçiş dönemi de patolojik olacağı gibi, bu bozukluğun kendini nasıl göstereceği de belli olmaz. Bu insanların birçoğunda bu döneme iliişkin hatırlarında önemli birşey kalmaz. Bu kişiler ortaya çıkıp ben birşey hissetmedim demedikleri için de bizim genellikle bunların varlığından haberimiz bile olmaz. Ama bunların arasından bazıları (hasar yeri, süresi, şiddeti vs gibi tüm faktörler bir arada denk gelirse) kendilerine tuhaf gelen şeyler (NDE) hatırlarlar ve bunu bize bildirirler. 

Aslında bu NDEye benzer deneyimler, tam uyku - uyanıklık arasında iken bazen normal kişilerde de olur (örneğin uyku felci, kendini hafiflemiş ve havada yüzer gibi hissetmek, "karabasan" fenomeni). 

4 hours ago, vitamin said:

Evet böyle bir çalışma var ama tersten bakıp şu düşünceye ulaşmamamız için bir sebep var mı? Bir vücut içinde olduğumuz düşüncesi aslında bir halüsinasyon olamaz mı?
Eğer vücut içinde isek neden bunu kontrol edecek bir mekanizmaya sahibiz ki? Böyle bir mekanizma tam tersi bir durum için geliştirilmiş olmalıdır. Yani, beyindeki bu ilgili bölge kimyasal reaksiyonlarla devamlı baskılanarak vücut içinde yaşıyoruz hissi oluşturuyor olabilir, evrimsel nedenlerle buna gereksinimimiz olabilir!
Bu durum çeşit çeşit soruyu akla getirmektedir...
Belki de gerçekten bilinç diye maddeden bağımsız ayrı bir şey var ve beyin bunu kullanarak vücut içindeymiş hissi oluşturularak vücut eksenli deneyimler yaşamayı sağlayarak o vücudun hayatta kalabilme şansını maksimize etmektedir.

Bu son kısımla ilgili aklınıza gelen ilginç düşünceler varsa paylaşır mısınız?

Benlik bilinci konusu bir paragrafla geçilecek bir konu değil, Şimdi uzun uzun yazamayacağım (daha sonra fırsat bulursam dönerim), ama kısaca şöyle bahsedeyim:

Kendimizi kafamızın içinde, gözlerimizin arkasında hissederiz. Bu beynin belli bir bölgesinin fonksiyonudur. Bu bölge bozulursa kendimizi kafamızın içinde değil de başka yerlerde (hatta vücut dışında) hissedebiliriz (vücut dışına çıkma deneyimi fenomenleri bununla ilgili).

Peki neden kendimizi kafamızın içinde gözlerimizin arkasında hissederiz: Vücudumuzun dış uzaydaki diğer nesnelere göre yerini, kollarımızın ve ellerimizin vücuda göre yerlerini ve kafamızın ne tarafa dönük olduğunu sürekli olarak ("on-line") izleyen bir beyin fonksiyonumuz vardır. Bu fonksiyon sayesinde çevrede efektif bir şekilde dolaşabilir, hareket edebiliriz. Bu sistem, gözlerden gelen bilgiyi, sürekli olarak kafa ve kol merkezli koordinat sistemlerine transforme ederek el kol hareketlerini kontrol eder.

Benlik bilinci ise hareketi başka bir dış etkenin değil de kendimizin başlatıp yaptığı bilgisini (otorite hissini) sağlayan bir beyin fonksiyonudur. 

Bu ikisini bir arada düşünürsek, otorite hissi ile göz merkezli koordinat transformasyon sisteminin birlikte en etkili çalışacağı yer kafa içinde gözlerin arkasındaki yerdir (evrimsel olarak optimum yer).

Bilinç, bir bütün olarak düşünülünce ne olduğu belirsiz, tanımsız bir kavram. "neye göre, kime göre" bilinç diye düşünürsek (örnek: benlik bilinci, koku alma bilinci, renk görme bilinci, ağrı hissetme bilinci vs...) bunların hepsinin birer beyin fonksiyonu olduğunu, ve beyin fonksiyonu çerçevesi dışında bu kavramların anlamsızlaştığını farkederiz. (örneğin, maddeden bağımsız bir "koku alma bilinci", ya da maddeden bağımsız bir "karın ağrısı bilinci" ifadeleri biraz komik değil mi?). Aslında "bilinç" dediğimiz, ne idüğü belirsiz kavram da bu "elementer" bilinçlerin bir toplamından ibaret. Böyle bakınca da "maddeden bağımsız bilinç" lafı havada kalıyor (bu maddeden bağımsız bilinç, örneğin, neyin kokusunu alacak).

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...