Jump to content
Ateistforum

Musa Peygamber İle Büyücüler Arasındaki Karşılaşma - Ve Diğer Konular


Recommended Posts

Tam İman ve Gerçek/Kalıcı Çıkara Yönelmek

Şuara

41. Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a dediler ki: "Eğer biz galip gelirsek bize gerçekten ödül var, değil mi?"
42. "Evet, dedi, siz o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız."
43. Mûsa onlara dedi ki: "Atacağınız şeyi atın!"
44. Bunun üzerine onlar, iplerini ve değneklerini ortaya attılar ve dediler: "Firavun'un onur ve yüceliği aşkına biz, evet biz galip geleceğiz."
45. Mûsa da asasını attı. Bir de ne görsünler, o onların hüner olarak ortaya getirdikleri şeyleri yalayıp yutuyor.
46. Bunun üzerine büyücüler, secdelere kapandılar.
47. Dediler: "İnandık âlemlerin Rabbi'ne."
48. "Mûsa'nın ve Hârun'un Rabbine."
49. Firavun haykırdı: "Ben size izin vermeden ona inandınız ha! Anlaşıldı, o sizin hepinize sihirbazlığı öğreten büyüğünüz. Yakında bileceksiniz. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlamasına keseceğim ve yemin olsun sizi toptan asacağım."
50. Dediler: "Zararı yok, biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz,
51. Ümidimiz odur ku, Rabbimiz hatalarımızı bağışlar çünkü biz ilk inananlar olduk."

Tam bir iman ve aynı zamanda gerçek/kalıcı çıkarına yönelme örneği.
 
Burada o güne kadar günahkar durumda olan büyücüler, tanık oldukları delil sayesinde hatalarının farkına vararak birden tüm benlikleriyle Allah'a teslim oluyorlar. Hem makam/şöhret ve diğer alacakları ödüllerden vazgeçiyorlar, hem de hayatlarını bile tehlikeye atarak açıkça gerçeğe yöneliyorlar (ve tabii aynı zamanda geçmişte tüm yaptıkları yanlışlar için tövbe ediyorlar). İlk bakışta fedakarca gibi gözüken bu davranışları aslında tam tersine, bugüne kadar yaptıkları kendilerine zulümden yani kendilerini fedadan kurtulup, hakiki kurtuluşa ve sonsuz başarıya ulaşmanın adımıdır.

50. Dediler: "Zararı yok, biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz,
51. Ümidimiz odur ku, Rabbimiz hatalarımızı bağışlar çünkü biz ilk inananlar olduk."

İşte en içten tövbekarlık ve teslim olma örneklerinden... Ve “gerçek/kalıcı çıkarın ne olduğunu anlama ve ona yönelme bilgeliğine ulaşma, iyiliği seçmek.. En ufak kuşku veya belirsizlik sözkonusu bile değil zihinlerinde, gerçeğin farkına tümüyle varmışlar. Zaten herkes doğuştan/yaratılıştan gelen içlerindeki ayetler, ve de daha sonra karşılaştıkları deliller sayesinde bu gerçeğin farkındadır, ama kimileri inatla bu apaçık bilgiye sırtını dönmeye ve dolayısıyla kendini ve etrafındakileri mahvetmeye çalışır ömrü boyunca. Fakat burada görüldüğü gibi, tanık olunan yeni deliller bu inadı birden kırarak secdeye kapanmaya vesile olabilmekte bazen. İyilik ve mantık üzerine olan bir kimse zaten daha fazla direnemez, gerçeği inkar zulmüne son verir.

Bir diğer nokta; buradaki büyücüler tövbe edip kurtuluşa ulaşmayı hakettiklerinden, yani toplamda iyi tarafları daha ağır basan kişiler olmalarından dolayı böyle bir deneyim yaşıyorlar. Zaten herkes hakettiğine kavuşturuluyor bu 2 günlük imtihan dünyasında:

http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/kader-ve-ozgur-irade.html

İslam dininin, bizlere gerçek kurtuluş ve çıkarımızın ne olduğunu, ona nasıl ulaşacağımızı öğrettiğini anlatmıştım:

http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/izdrap-degil-mutluluk-secilmelidir.html

Gerçekte kendini ve etrafını mahveden, sonsuz anlamda feda edenler cehennem ehli olan kötülerdir, buna karşılık “gerçek çıkarcılar” ise gerek kendisini, gerekse etrafını kurtuluşa ve mutluluğa yönelten, cennet ehli iyilerdir.

http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2013/03/iyiler-mutlaka-kazanr.html

Ankebut 6. Kim bizim için çaba gösterirse, kendisi için çaba göstermiş olur. ALLAH hiç kimseye muhtaç değildir.

Bu arada 49. ayette geçen, antik Mısır Firavunlarının çaprazlama merakının nedenini şurada açıklamıştık:

http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/msr-firavunlarnn-caprazlama-merak.html

Twitter'da şöyle yazmıştım: -Bazen yenilirsin ama aslında kazanmışsındır, bazen de kazanırsın ama aslında yenilmişsindir, ama en güzeli kazanıp gerçekte de kazanmaktır.-  İşte bu olaydaki büyücüler, bahsettiğim yenilirken kazananlardır.Ama en güzeli, kazanırken kazanan Musa Peygamberin yaşadığıdır elbette yine.


Adem ve Eşinden Sonra Başka Kimseler de Doğrudan Topraktan Yaratılmış Olabilir

 

Bakara

36. Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır."

37. Bunun üzerine Âdem, Rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de O'na yöneldi. O da onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O, evet O, Tevvâb'dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; Rahîm'dir, rahmetini cömertçe yayar.

38. Hepiniz oradan aşağı inin. dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir.


36. ayette ilk insan olan Adem ve eşinin yasak ağaca yaklaşması sonucu aşağıya inmelerinden bahsedilirken, 38. ayetteki ifadeler ise , bu dünya için yaratılan bazı diğer insanların da topluca inmesine işaret ediyor gibi. Çünkü 36. Ayette zaten emir veriliyor, 38 ayette ise tekrardan hem de bu sefer “hepiniz inin” denilmesi ve ayrıca onlara elçiler geleceğinin de söylenmesi bu düşünceyi kuvvetlendiriyor.
 
Yani;
 
1- Ayetlerdeki ifadeler Adem ve eşinden sonra daha başka insanların da doğrudan topraktan yaratıldığını gösteriyor gibi. Eğer durum öyleyse, insanlığın çoğalmasının nasıl gerçekleştiği konusu da daha bir netliğe kavuşur.
 
2- İnsanların dünyada imtihan edilmelerinin nedeni Adem ve eşinin işlediği günah değil(sadece Adem ve eşi bu işledikleri günahın ceremesini çeker). Herkes kendinden sorumludur ve zaten en başından evrenimizde imtihan(yani kendimizle yüzleşme) için yaratıldık. Şu yazımda da bu konuya felsefi açıdan ve delilleriyle değinmiştim:
 

 
Hiç Yaşlanmayan Bir Canlı: Turritopsis Nutricula 

 
Casiye 4: Ve sizin yaratılışınızda, her yana yaydığı canlılarda, kesinliği yakalayan bir topluluk için ibretler, işaretler vardır
 
Canlılarda deliller olduğunu söyleyen bu tarz ayetler doğrultusunda, denizanalarındaki sonsuz yenilenme yeteneğini, ahirete delil olarak görebiliriz.
 
Turritopsis Nutricula adıyla bilinen bir denizanası türününün kendini sürekli yenileyerek daima genç kalabildiği ve yaşlanmanın dışında bir etmen olmadığı takdirde ölümsüz olduğu açıklandı. Yani bir hastalık veya kaza/saldırı başına gelmediği takdirde milyarlarca yıl bile (daha doğrusu sonsuza dek) yaşlanmadan yaşayabildiği belirtiliyor.
 
Bu durum da bize ahiret yaşantısındaki sürekli gençliğin, dünyamızda bile canlı örneğinin olduğunu gösteriyor. Tabii buna karşılık, farklı fizik yasalarına sahip Ahiret Evreninde (Rabbin Katı'nda) ise ebedi gençliğin yanında ilave olarak ebedi sağlık ve yaşam da garanti altındadır. 
 
Bu arada, ahiret yaşantısında sadece cennette değil, cehennemde de bedenlerin sürekli yenilenmesi ve sürekli sabit formda kalma sözkonusu elbette:
Nisa 56: Ayetlerimizi inkâr edenleri yakında bir ateşe yaslayacağız. Derileri piştikçe, azabı tatsınlar diye, derilerini öncekinden başka derilerle değiştireceğiz. Allah Azîz ve Hakîm'dir. 
 

 

Ayetlerde Beynimizden Bahsediliyor 
 
Kutsal Kitabımızda beyin organından bahsedilmediği iddiası dile getirilir, ama gerçekte ise Kuran'da beyin organından açıkça bahsedilmektedir:
 
Alak Suresi

15 İş, sandığı gibi değil! eğer vazgeçmezse yemin olsun, o alnı mutlaka tutup sürteceğiz!

16. Oyalancı, günahkâr alından (perçemden),


Ayetlerde "günahkar alın" denilmekte. Yani günahı işleyen/planlayan organın baş kısmında, alın hizasında olduğu vurgulanmakta. Bu yüzden "alın", günahkar ilan edilmiş...

Düşünce ve sorumluluğun beyin organında (alın hizasında/kafada) olduğu net bir şekilde anlatılmakta Kuran'da. Bunun yanı sıra; günümüzde biliminsanları, yalan söyleme olayından beynin ön kısmının sorumlu olduğunu belirtiyorlar. Bu bilgi de ayetlerdeki ifadelerin kusursuzluğunu bir kez daha gözler önüne sermekte.

 
İSA PEYGAMBER YAŞIYOR MU? 
 
Bu sık sorulan soruya da kısaca tekrar cevap verelim:
 
İsa Peygamber öldü, ama tıpkı diğer peygamber ve şehitler gibi Rabbin Katı'nda (Ahiret Evreninde) tekrar yaratıldı.
 
Başka bir deyişle bedenli olarak cennette yaşamakta şu an.
 
Kısacası sadece İsa değil, diğer tüm peygamber ve elçiler de cennette yaşamaktalar şu anda...
 
Delillerden/ayetlerden bazılarını buraya aktaralım:

Meryem

56. Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, özü-sözü tam uyuşan bir kişiydi, bir peygamberdi.

57. Onu yüce bir mekâna yükselttik.

Ali İmran Suresi 55 Allah şunu da demişti: "Ey İsa, senin canını alacağım, seni kendime yükselteceğim; seni, inkar edenlerden uzaklaştırıp arındıracağım.Ve sana uyanları, inkar edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutacağım.Sonra bana olacak dönüşünüz; tartışıp durduğunuz şeyler hakkında aranızda ben hüküm vereceğim."

-Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında rızıklandırılırlar.

-Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinç duyarlar ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitler hakkında: "Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardır. " müjdesinde bulunurlar. (Ali İmran suresi 169-170)

ZARİYAT
22. Sizin, rızkınız da göktedir, tehdit edildiğiniz şey de.

HADİD
21. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ve yer kadar olan bir cennete koşun. ALLAH'a ve elçisine inananlar için hazırlanmıştır. Bu, ALLAH'ın dilediğine ve/veya dileyene verdiği lütfudur. ALLAH Büyük Lütuf sahibidir. 

 
VİDEOLARIMIZ
 
Bir arkadaşımla birlikte hazırladığımız videoların bazılarının Vimeo adreslerini de verelim (daha önceden belirttiğim üzere bu ve diğer çalışmalarımız Kuran Araştırmaları Grubu'nun videoları bünyesine de dahil edildiler);
 
Dinin Tek Kaynağı Kuran'dır. Peygamberlerin gerçek sünnet ve yaşam öyküleri de yalnızca yine Kutsal Kitabımızdadır:
 

 
Ruhçuluğun İçyüzünü anlattığımız videomuz:
 

 
Ruhçuluğun Truva Atı olan Tasavvufun içyüzü:
 



Selam ve sevgiler

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 55
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

  • 1 year later...
Göklerin ve Yerin Melekutu(İçyüzü/Hükümdarlığı)
 
Enam Suresi
 
75.Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki, gerçeği görüp bilerek inananlardan olsun.
 
76. Gece onun üstünü örtünce bir gezegen gördü de "İşte Rabbim bu!" dedi. Gezegen battığında ise "Batıp gidenleri sevmem!" diye konuştu.
 
77. Ay'ı doğar halde görünce, "Rabbim bu!" dedi. O batınca da şöyle konuştu: "Eğer Rabbim bana kılavuzluk etmeseydi sapıtan topluluktan olurdum."
 
78. Nihayet Güneş'in doğmakta olduğunu gördüğünde, "Benim Rabbim bu, bu daha büyük!" dedi. O da batıp gidince şöyle seslendi: "Ortak koştuğunuz şeylerden uzağım ben."
 
79. "Ben bir hanîf olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben."
 
İbrahim Peygamber burada tüm evrenin de tıpkı bu tanık olduğu gök cisimleri gibi doğup battığını fark etmişti diye düşünüyorum. Ve bu yüzden de kendisi yaşadığı sürece sabit gibi duran yeryüzünü/tabiatı veya uzayı/evreni de aynı hataya düşerek Rabbi olarak görmeye kalkmadı; dediğim gibi güneş, yıldız ve gezegenler gibi, üzerinde bulunduğu dünyanın da, içinde bulunduğu kainatın da gelip geçici birer kul olduğunu anlamıştı.
 
Hem de bunlar ömrü boyunca ona sabit gibi gözüküceği için çok daha kolaylıkla yapabilirdi bu hatayı. Ama burada ona tüm evrenin de içindekilerle birlikte birgün yokedileceği dolaylı olarak gösterilmekte. Güneş, ay veya gördüğü gezegenin doğuşu ve batışı, evrenin de doğuşu ve batışını (yaratılışını ve yokedilişini) temsil ediyordu/anlatıyordu ona aynı zamanda.
 
Zaten 75. ayette “Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki, gerçeği görüp bilerek inananlardan olsun.” denilerek bu durum anlatılmakta. Yani evrenlerin ve dünyanın bir başlangıca ve sona sahip olduğu... (sonlanma konusunda tek istisna tabii ki “Rabbin Katı” adı verilen Ahiret Evrenidir ki onun da bir başlangıcı olmasına karşın sonsuza dek var olacaktır, yani yok olmayacaktır).

 http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/zaman-zamanszlk-ve-rabbin-kat.html
 
Ve tabii ki Big Bang ile Big Crunch da (yaratılış ve yok edilişin vücuda geliş şekli) kendisine bu örneklerle anlatılmış olmaktadır. Çünkü gördüğü gezegen, ay ve güneş önce doğuyor yani bir başlangıç noktasında gözüküyor, sonra yükselmeye başlıyor ve zirve noktasına erişiyor, sonra da batmaya yani aşağıya inmeye başlıyor ve en sonunda da tamamen batarak gözden kayboluyorlar. Evrenin Big Bang (ortaya çıkışı ve genişlemesi) ve Big Crunch (içine çökerek yok olması) aşamaları da bu yöndedir gerçekte.
 
“Batıp gidenleri sevmem” sözünü, bu olayın aslında tüm kainatı kapsadığını anlayarak söylemişti. Bu alemdeki herşey bir gün batacak yani yok olacaktı.
 
Kısacası; İbrahim Peygamber bu yaşadığı deneyimle, evrenin ve içindeki tüm diğer varlıkların da aynı döngüleri yaşadığını kavradı ve tüm gördüklerinin (hatta diğer göklerin/evrenlerin bile), birer kul olduğunu farkederek bunları yoktan vareden yüce Allah'a teslim oldu. Ve yine fark etti ki yüce Rabbimiz yönetici ve gözlemci olarak her yerde, ama varlık olarak evrenimizin (ve de diğer evrenlerin) dışındadır. Hiçbir yaratılmışda tanrısallık yoktur.
 
Bu arada evrenimizin ve de diğer evrenlerin (Göklerin), “Rabbin Katı” adı verilen “Ahiret Evreni” hariç, içe çökerek sonlanacağını haber veren ayetleri de paylaşalım:
 
Zümer 67: Allah'ı, kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. Oysaki kıyamet günü, yeryüzü tamamen O'nun avucudur/avucundadır; gökler de O'nun sağ elinde/kudretinde dürülmüş haldedir. Şanı yücedir O'nun; arınmıştır onların ortak koştuklarından.
 
 
 
Enbiya 104: O gün Evren’i kitabın sayfalarını katlar gibi düreriz. Ve onu yaratılışa ilk başladığımız duruma iade ederiz. Bu, üzerimizdeki bir vaattir. Elbette, gerçekleştireceğiz.
 
 
 
Kullar Doğruluk/İyilik Üzerine Yaratıldıklarının Farkındalar
 
Dünyanın dört bir tarafında herkesin, yanlışa veya kötülüğe yönelen kimseler ve yaptıkları şeyleri tanımlamak için kullandığı "sapmış” veya “sapkınlık" gibi ifadeler de insanların özde doğruluk/iyilik üzerine yaratıldığını ve programlandığını gösteriyor aslında. Bu tanımlama kutsal kitaplarda da yine yanlış yolda olan kullara yönelik kullanıldığı gibi, dediğim gibi tüm dünyada insanların dilinde, bilgisinde vardır.
 
İnsanlığın kollektif bilincinde bulunduğu görülen bu sözcükler, başlangıçta kusursuz düşünce ve davranış üzerine yaratıldığımızın kabul edildiğini dolaylı da olsa gözler önüne seriyor. Şöyle bir düşüncek olursak, sapmak, dönmek eylemi her zaman kötü değildir gerçekte. Çünkü bir insan bazen yanlışından dönerek doğruya, güzele de sapabilir. Fakat biz bu ifadeleri sadece yanlışa sapan, yani doğrudan dönen kimseler için veya ilgili yanlış davranışların kendisi için, olumsuz anlamda kullanırız hep.
 
Bilinçaltından da olsa biliriz ki; başlangıçta/doğuştan zaten doğru yol üzerinde olduğundan insanlar, kötülüğe ve yanlışa yönelenler içindeki "doğrudan/vahiyden/ruhdan sapmış, yani uzaklaşmış" demektir. Ve böyle kişilere kısaca "sapmış", ilgili davranışa da “sapma” denir. Gerek inanç konusunda olsun, gerek davranış veya başka bir konuda...
 
Kutsal kitabımızda da; doğruluk ve iyilik üzerine ve de temel vahiyle yoğrulmuş bir şekilde yaratıldığımız gerçeği şöyle anlatılır:
 
7: 172 Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: "Ben, Rabbiniz değil miyim? " "Evet, tanıklık ediyoruz, " derler. Böylece diriliş günü, "Biz bundan habersizdik, " diyemezsiniz.

7: 173 Yahut, "Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin, " diyemezsiniz.

- Bir tek Tanrıcı (hanif) olarak kendini dine adamalısın. Nitekim, ALLAH insanları böyle bir yaratılış ile donatarak yaratmıştır. ALLAH`ın yaratışında değişiklik olmaz. Bu, tam yetkin bir dindir, fakat insanların çoğu bilmez (Rum Suresi 30)
 
Anne karnındayken verdiğimiz sözün yanı sıra, temel önemli ilahi bilgiler (vahiy, yani ruh) genlerimize işlenmiş durumda, ve böylece tıpkı başkalarına iyilik yapmanın doğru olan şey olduğunu "bilmek" gibi, Allah'ın var ve de tek olduğunu da "biliyoruz" aslında.

Gerçeği inkar edenler veya hurafelere inananlar, bile bile bu hatalarını yapmakta yani gerçekte.

Ve bu yüzden sorumluyuz,(mazeretimiz yok ahirette), bu bilgi(temel vahiy) içimizde olduğu için, ve de Kuran ayetlerini tasdik ettiği için(Kuran'ın gerçekliği delillere dayandığı için)...Şu an içinde yaşadığımız imtihan dünyasında gerçek dine ve bilgilere inanmakla, buna karşılık hurafelerden ise uzak durmakla yükümlüyüz.

Hatırlamıyor gibi gözükmemiz yüzeyde, derine inince hepsini hatırlıyor ve de bize işlenen tüm bilgilerin, gerçeğin farkındayız.

İşte insanoğlu yüzeyde pek farkında olmasa da, gerçekte bu sebeplerden dolayı, genelde belli bir derecenin üzerinde kötülük veya yanlış şeyler düşünenleri/yapanları, ve de davranışın kendisini tanımlamak için aynı ifadeler kullanılır tüm dünyada. Hatta psikoloji/psikiyatri alanında bile aynı tanımlamalar kullanılmaktadır.
 
Başlangıçta(doğuştan) doğru bilgilere sahip olduğunu kişinin, doğru yol üzerine varedildiğini, ama sonradan içindeki ayetlere sırtını dönerek, yanlışa yöneldiğini, yani yanlış yola "saptığını" söylemiş oluyoruz. Bilinçaltından da olsa bunun farkındayız aslında.
 
Ayetlerde de bu şekilde tanımlanır doğrulardan ve iyilikden uzaklaşan insan veya cinler elbette:
 
İbrahim Süresi 18: Rablerine nankörlük edenlerin amelleri, fırtınalı bir günde rüzgârın tarumar ettiği küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu, dönüşü olmayan sapıklığın ta kendisidir.
 
Nisa Suresi 116: Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez ama bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, dönüşü olmayan bir sapıklığa dalıp gitmiştir.
 
Ve dediğim gibi tüm dünyadaki insanlar da ayetlerin verdiği bu bilgiyi onaylamakta; “aşırı sağlıksız düşünce ve davranış” içinde olanları aynı şekilde adlandırmaktadır (farklı inançlardaki insanların iyilik/kötülük, doğru/yanlış anlayışları birbirinden yüz seksen derece farklılıklar gösterebilmekte birçok konuda, ama yapılan eyleme ve yapan kişiye yönelik kullanılan terim aynıdır).Böylece aslında hem evrensel ve kesin doğruların/iyiliğin varlığını ve hem de insanların baştan doğru yol üzerine yaratıldıklarını kabul ettiklerini göstermekteler.
 
Selam ve sevgiler
 
Emre_1974tr
Link to post
Sitelerde Paylaş
16 saat önce, Emre Karaköse yazdı:

76. Gece onun üstünü örtünce bir gezegen gördü de "İşte Rabbim bu!" dedi. Gezegen battığında ise "Batıp gidenleri sevmem!" diye konuştu.

Diyanet İşleri: Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.

 

Gezegenmi?Yildiz ne zamandan beri gezegen oldu?Ilk gezegen diyen alim sen oldun.Tebrikler.Yildiz ile gezegeni ayni zanneden birisi bize fizik dersi veriyor.Ayrica gezegen batmasi nedir?Acaba gece günesi mi bu gezegen gündüz batiyor?Ben artik pes ediyorum ,bu dakikadan sonra Kadir Inanir gibi "Atom fiziginede profesörlügede lanet olsun" diyorum:D

Kaynak:http://www.kuranmeali.org/6/enam_suresi/76.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

http://www.kuranmeali.org/6/enam_suresi/76.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

Burda 41 uzman yildiz diye yorumlamimismi yani?

Ben gezegeni yildiz diyemi okuyorum yoksa bunlarin hepsi yanlislikla yildiz diyemi yorumlamis?Diyanet nasil yorumlamis yazmiyormu yukarida?

Yorum bir tik kadar ötede.Tikla ve ögren.Sonrada bana ögret.Dersine iyi calis.

Link to post
Sitelerde Paylaş
12 saat önce, Emre Karaköse yazdı:

Ben sana elalemin ne yaptığını, nasıl yorumladığını, neye inandığını söylemedim.

 

Allah'ın ne söylediğini aktardım.

 

Gezegen diyor,  nokta.

 

Selam

 

 

 

Allah'ın kelime hataları bol, Arapça inmesine sebep gösterilen Arapçanın çok zengin ve esnek bir dil olma özelliği, bazen Arapların dönemde çok ileri olmaları gibi söylentiler de ne yazık ki burada işlemiyor. Müslümanlar da bu gayridindarlar ne saçmalıyor lan yine diye mal önyargılarını kazımış.

 

Diğer peygamberler gibi yaşamadığına dair sağlam deliller olan bir şahsiyet Musa. Lakin bu sefer hiyerogliflerden güç alıyoruz.

İşin içinde müslümanların kendi dinine dokunmadığı için de bol bol araştırma yapılabiliyor, Kur'an referansları itibariyle de çürük. İncir yaprağından kaynaklar yerine

akademik temelli kitapları öneririm. Ben yine Allah'a kırgınım, her insan eşittir derken peygamberini çok kollamış, hira yerine Uludağ'a çıksak kayak da yaparız.

 

tarihinde emretemelkuran tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

Kuran'da gezegen, yıldız ve karadelik ayrımları çok net yapılır, hiç tasalanmayın arkadaşlar.

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2016/05/goklerevrenler.html

 

Bu arada Musa İsa peygamberin dayısıydı:

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2018/03/isa-peygamber-musa-ve-harun.html

 

Selam

Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, Emre Karaköse yazdı:

Kuran'da gezegen, yıldız ve karadelik ayrımları çok net yapılır, hiç tasalanmayın arkadaşlar.

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2016/05/goklerevrenler.html

 

Bu arada Musa İsa peygamberin dayısıydı:

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2018/03/isa-peygamber-musa-ve-harun.html

 

Selam

 

Blogda paylaşmak iyi ama mantıklı şeyleri paylaşmak iyi. Güya hepsi de İbrahimin soyundan (ırkçılık kokuyor), ama hiç veri yok elimizde hiç.

Cübbeli Ahmetin deyimiyle İslam mantık dini değil teslimiyet dinidir.

Link to post
Sitelerde Paylaş
17 saat önce, Emre Karaköse yazdı:

Ben sana elalemin ne yaptığını, nasıl yorumladığını, neye inandığını söylemedim.

 

Allah'ın ne söylediğini aktardım.

 

Gezegen diyor,  nokta.

 

Selam

 

 

Sen Allah`in ne söyledigini aktardinda bu yorumcular neyi aktardilar?Sen bu sayfada yorumlayanlardan daha akillisin yani.Ya bu yorumlayanlarin hepsi yalanci yada sensin yalanci.Hemfikirmiyiz?

Ben yalanci olarak seni görüyorum.Zira senin gibi yorumlayan olmadigina göre ve matematiksel istatistiklerde seni yalanliyor.42 de 1 senin yazdigin dogru yani yüzde 2.5 bile degil.Digerleri hemfikir olduguna göre onlarin dogruluk payi nerdeyse yüzde 97,5 %.Dolaysiyla matematik te seni dogrucu göstermiyor.Amatör sayfasiyla Diyanete ve din profesörlerine kafa tutmak nasil bir beyin yapisi oldugunu gösteriyor.Zirvalarin uzun olunca tel tel dökülmekte kolay oluyor haliyle.Bundan sonra seni ciddiye bile alacaklarini zannetmiyorum.

Kaynak olarakta kendi sayfasini göstermesi komediye gel dedirtiyor.

tarihinde Punisher100 tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

İyi de gezegen ve yıldız ayrımı yapmak öyle zor bir iş değil ki? Bu ayrım o kadar eskiden yapılmıştır ki ilk ne zaman yapıldığını bilmek bile olanaksızdır! Bu yani çok basit bir iş. Zaten gün isimleri ay, güneş ve görülebilen beş gezegenin isimleridir.

 

Kuran'da farzedelim gezegenlerden bahsediliyor. Eee noolmuş? Bunu ilkçağda da biliyorlar, çok daha öncesinde de! Taş devinde bilinen bir şey bu!   

 

Eskiden bilinmeyen, dünyanın da bir gezegen olup gezegenlerin güneş etrafında döndüğü. Bunu bilselerdi, canımı yesinler ama yok yani, böyle bir şeyden bahis olmadıktan sonra, neymiş gezegen yıldızdan farklı bir şeymiş! Eee tamam, taş devrinde bilinen bir şey! Ne olmuş da!?

 

Sabah yıldızı ve akşam yıldızı olarak isimlendirilen Venüs örneğin. Bu parlak, çok dikkat çekici gezegenin diğer yıldızlardan farklı bir şey olduğu kabak gibi meydanda yani, bunu anlamak için allame olmaya gerek yok, taş devri insanı olmak kâfi! Mars keza kabak gibi, apaçık öyle! Bunlar yıldızlardan farklı deyince allame mi olunuyor ne oluyor yani de? Hayır yani milattan binlerce yıl önce bu apaçık bilinen, kabak gibi besbelli bir şey!

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bazen o kadar zeka düzeyi düşük mucize iddiaları oluyor ki insan gülmeye de gerek duymayıp acıyor yani, bu kadar zeka düşüklüğü cidden büyük sorun! Bunlardan en meşhuru dünya güneşe bir santim yakın olsa yanar, bir santim uzak olsa donardık şeklinde artık zırva bile bu iddiayı tanımlamakta yetersiz kalır, böyle bir deli hezeyanı! Neyse buna kafaları bazılarının, çok azının bastı artık da eskisi kadar sık iddia edilmiyor.

 

Geçende bir yerde rastladım, neymiş kutup yıldızının tam kuzeyde olması, hiç değişmemesi mucizeymiş! Çüşşşş artık ya, çüşşş ama artık yani çüşşş! Yani tamam kutup yıldızı diğer yıldızlardan ayırt edilebilecek kadar parlak bir yıldız ama bunun nesi mucize yahu? Öyle ahım şahım parlak da değil, yıldız desenini iyi bilmeden öyle başını kaldırdın mı hemen bulunacak bir yıldız değil. Dünyanın ekseni doğrultusuna yakın yer alan bir yıldızın yeri hayır yani niye değişecek de? Bunun değişmesi olanaksız ki zaten?

 

Bir CD üzerinde yer alan bir lojik bilgi noktası, aynı CD üzerinde yer alan başka bir lojik bilgi noktasının yeri hiç değişmiyor, hep aynı yerde görüyorum, halbuki CD fır fır dönüyor allahın işine bak der mi hiç yahu! Bu zırvaları sayıklamak ya cahillikten, ya geri zekalılıktan olur. Bir de ikisi de varsa eyvah ki eyvah! Bir de üstüne dogmatik koşullanmayı ekledin mi aman evlerden ırak yani, felaketin ta kendisi!

Link to post
Sitelerde Paylaş
31 dakika önce, democrossian yazdı:

Bazen o kadar zeka düzeyi düşük mucize iddiaları oluyor ki insan gülmeye de gerek duymayıp acıyor yani, bu kadar zeka düşüklüğü cidden büyük sorun! Bunlardan en meşhuru dünya güneşe bir santim yakın olsa yanar, bir santim uzak olsa donardık şeklinde artık zırva bile bu iddiayı tanımlamakta yetersiz kalır, böyle bir deli hezeyanı! Neyse buna kafaları bazılarının, çok azının bastı artık da eskisi kadar sık iddia edilmiyor.

 

Geçende bir yerde rastladım, neymiş kutup yıldızının tam kuzeyde olması, hiç değişmemesi mucizeymiş! Çüşşşş artık ya, çüşşş ama artık yani çüşşş! Yani tamam kutup yıldızı diğer yıldızlardan ayırt edilebilecek kadar parlak bir yıldız ama bunun nesi mucize yahu? Öyle ahım şahım parlak da değil, yıldız desenini iyi bilmeden öyle başını kaldırdın mı hemen bulunacak bir yıldız değil. Dünyanın ekseni doğrultusuna yakın yer alan bir yıldızın yeri hayır yani niye değişecek de? Bunun değişmesi olanaksız ki zaten?

 

Bir CD üzerinde yer alan bir lojik bilgi noktası, aynı CD üzerinde yer alan başka bir lojik bilgi noktasının yeri hiç değişmiyor, hep aynı yerde görüyorum, halbuki CD fır fır dönüyor allahın işine bak der mi hiç yahu! Bu zırvaları sayıklamak ya cahillikten, ya geri zekalılıktan olur. Bir de ikisi de varsa eyvah ki eyvah! Bir de üstüne dogmatik koşullanmayı ekledin mi aman evlerden ırak yani, felaketin ta kendisi!

Hacı elemanlar öyle bi koşullanmış ki, ben kendimi müslüman sanarken de böyle koşullanmıştım ama bu herifler kadar değil. Burada bi çoğumuz deist ateist agnostik doğmadık ki! sonradan olduk. 

bu elemanların çevresi ve kendileri bu bataktan kurtulamayacak kadar batmışlar. türbanlı ateistler gibi kendilerini de kurtaracak zekaya sahip değiller. Yahudilik Hristiyanlık çökmüş diyorlar ama kendilerini onlardan ayırt ediyorlar tam bir hezeyan gerizekalılık. Bir de hükumetin sosyal hayata dayatması aşağılık hareketleri insanı daha da militan yapıyor. Cılız tiz sesle bi ezan okutuyorlar içeride okunuyor sanki paramızı böyle saçma sapan şeylerle çarçur ediyorlar. Sonra kalkıp hoşgörü bilmemne.    

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

 

 

Şöyle demiştim.

 

http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2016/05/goklerevrenler.html

 

Mülk Suresi 5 Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara ateş taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık. Bizim evrenimizin yıldızlarla donatıldığını ve bu yıldızların üzerinde cehennemi andıran bir ateş ortamı olduğunu ayetlerin anlattığını belirtmiştik:

http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2012/01/mucizelerin-devam.html

Burada şuna dikkat edilmelidir; yıldızların üzerindeki bu ateş ve ışınların, içinde bulunduğumuz imtihan dünyasında bile şeytanlara azap edici ve engelleyici olduğu açıklanmaktadır. Yani bazı kimselerin iddia ettiği gibi yıldızlar taşa falan benzetilmiyor veya meteorlardan bahsedilmiyor, yıldızların üzerlerindeki ateşten, sıcaklıktan ve ışıktan bahsedilmektedir. Ayrıca yıldızların üzerindeki bu ateş ortamının Cehennemi andırdığına da vurgu var . Zaten konuyla bağlantılı diğer ayetlerde olayıklığa kavuşmakta:

CİN SURESİ

8. "Biz göğe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlarla/alevlerle doldurulmuş bulduk."

9. "Biz eskiden, onun, dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama
şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev/ışık bulur."

Saffat Suresi

6. Biz o yak
ın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.

7. Ve her türlü inatç
ı-âsi şeytandan koruduk.

8. Onlar ne kadar ç
ırpınsalar da o yüce konseyi dinleyemezler. Ve her taraftan atışa tutulurlar;

9. Kovulurlar. Ve onlar için, yakalar
ını bırakmayan bir azap vardır.

10.Bir söz kapan olursa, onu, delici bir
ışın izler.

Görüldüğü üzere atıştan kastedilen ışık/alevdir.
 
 
. *****
 
Bu yazımdan sonra yıldızların ışıktan/alevden atışlar yaptığı gözlenmeye başlandı:
 
 
Yani yıldızların ateş/atıış yerleri olarak neyin anlatıldığını keşiften evvel yazımda anlatıyorum. hani "keşif oldu sonra ahanda bu yazıyordu diyorsunuz" da diyemezsiniz. Evvelden yazmıştım yıldızların atış yaptığını.
 
Selam
 

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
22 dakika önce, Emre Karaköse yazdı:

 

 

Şöyle demiştim.

 

http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2016/05/goklerevrenler.html

 

Mülk Suresi 5 Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara ateş taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık. Bizim evrenimizin yıldızlarla donatıldığını ve bu yıldızların üzerinde cehennemi andıran bir ateş ortamı olduğunu ayetlerin anlattığını belirtmiştik:

http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2012/01/mucizelerin-devam.html

Burada şuna dikkat edilmelidir; yıldızların üzerindeki bu ateş ve ışınların, içinde bulunduğumuz imtihan dünyasında bile şeytanlara azap edici ve engelleyici olduğu açıklanmaktadır. Yani bazı kimselerin iddia ettiği gibi yıldızlar taşa falan benzetilmiyor veya meteorlardan bahsedilmiyor, yıldızların üzerlerindeki ateşten, sıcaklıktan ve ışıktan bahsedilmektedir. Ayrıca yıldızların üzerindeki bu ateş ortamının Cehennemi andırdığına da vurgu var . Zaten konuyla bağlantılı diğer ayetlerde olayıklığa kavuşmakta:

CİN SURESİ

8. "Biz göğe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlarla/alevlerle doldurulmuş bulduk."

9. "Biz eskiden, onun, dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama
şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev/ışık bulur."

Saffat Suresi

6. Biz o yak
ın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.

7. Ve her türlü inatç
ı-âsi şeytandan koruduk.

8. Onlar ne kadar ç
ırpınsalar da o yüce konseyi dinleyemezler. Ve her taraftan atışa tutulurlar;

9. Kovulurlar. Ve onlar için, yakalar
ını bırakmayan bir azap vardır.

10.Bir söz kapan olursa, onu, delici bir
ışın izler.

Görüldüğü üzere atıştan kastedilen ışık/alevdir.
 
 
. *****
 
Bu yazımdan sonra yıldızların ışıktan/alevden atışlar yaptığı gözlenmeye başlandı:
 
 
Yani yıldızların ateş/atıış yerleri olarak neyin anlatıldığını keşiften evvel yazımda anlatıyorum. hani "keşif oldu sonra ahanda bu yazıyordu diyorsunuz" da diyemezsiniz. Evvelden yazmıştım yıldızların atış yaptığını.
 
Selam
 

 

 

 

Meal nereden? Çünkü ciddi cilalanmış.

Orada atılmalık taşların gök taşı olduğunu düşünüyorum. Yıldızlardaki ve güneşteki patlamalar gaz kaynaklı.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...