Jump to content

Bilmek, İnanmak, Yaratıcı ve Evrene Dair


Recommended Posts

Merhaba, iki gündür forumu inceliyorum. Yeteri kadar incelediğim söylenemez ama yeni bir üye olarak ve her insan gibi hakikatin bir talibi olarak bilmeye, bilime, dine dair bazı fikirlerimi ve öğrendiklerimi bu başlıkta paylaşmak istiyorum. İtham etmeyen, aşağılamayan, dogmatik olmayan samimi kişilerle dilimin döndüğünce muhabbet etmek te isterim ancak olabildiğince polemikten ve karşılıklı tartışmadan kaçınacağım. Size, dışardan bakan bir göz ve ayna olmaya çalışacağım. Sizin de inananlar ve Müslümanlar konusundaki ayna olma vazifenize saygı duyuyor ve tespitlerinizin bir kısmına katılıyorum. Bir kısmını da tashih etmenize yardımcı olmak isterim. Tabii buraya üye olmaktaki asıl muradım bir konuda size danışmak. Onu daha sonra ifade edeceğim. Evet parça parça yazacağım düşüncelerimin ilk kısmı aşağıdadır.

Eğer Hakikat ya da Gerçek diye bir şey varsa yani atom altı parçacıklardan galaksilere kadar gözle gördüğümüz her şeyi belirleyen bir ilke, bir gaye varsa (Varlığın Bir Hakikati varsa) insanın bu hakikatle kuracağı ilişki epistemik( zahir anlamıyla bilmeye dair) bir ilişki olamaz. Çünkü inanan olsun inanmayan olsun insanın bilme konusundaki durumu gerçekten çok zayıftır. Yani hem bilgimizin miktarı evrendeki tüm bilgilere kıyaslandığında hiçbir şey ifade etmiyor hem de bilgi edinme ve yorumlama araçlarımız mükemmel değil yani kusurlu. (Bundan maksadımı daha sonra detaylandırmak isterim).

 Öte yandan insanın eşya ile olan bilme ilişkisi çoğu zaman eşyayı tanımlama, üzerinde hâkimiyet kurma ve menfaati doğrultusunda kullanmayı da beraberinde getirir ve bu Yaratıcı söz konusu olduğunda kapasitemizi aştığından imkansızdır. O yüzden arayış içinde olan ve samimi bir insanın Allah’la, O’nu insani bilme araç ve yöntemleriyle bilme esaslı bir ilişkiye talip olmaması lazımdır. Ya da “Ben elimdeki zihinsel araçlarla Sen i neden kesin olarak bilemiyorum, niye bana kendini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat etmiyorsun” demesi çok anlamlı değildir çünkü zaten O varsa, nasıl davranması ya da ne yapması gerektiğini sen tayin edemezsin. Onunla kuracağın ilişkinin ismini, esasını ve rolleri O tayin edecek ve bunu sana bildirecektir.

Peki, bilimsel yöntemle alakalı olan gözlem, analiz, sentez, kıyas, kontrollü deney, matematiksel modelleme vb. metotlarla Yaratıcıyla bilişsel bir ilişki kuramıyorsak nasıl ve ne tür bir ilişki kurabiliriz? Bu sorunun cevabı bir sırdır ve her insanın kendinde gizlidir. Ancak sezdiğim bir şey varsa o da Allah la irtibat kurmak ya da dini tecrübe seçkin bir zümreye has bir tecrübe asla değildir. O, o kadar bana yakın, o kadar bana aşina ki gözümü hep başka yere çevirme inadımdan vazgeçtiğimde benliğimde göreceğim ilk şey O olacak. İşte o zaman O’nunla şartlarını benim tanımladığım bir bilme ilişkisi değil, şartlarını O’nun tanımladığı bir iman, güven, teslimiyet, şükür, ebediyete dâhil olma, onun yakınlığına gark olma ve boğulma, onun senfonisinin bir notası olma tecrübesi yaşayabileceğim.

Hani yaratılmışların nefesleri adedince O na giden yol vardır derler ya aslında biz nefsimizin ve şeytanın ayartma ve tesirlerinden kurtulabilsek her zerremizin her an Onunla olduğunu, ruhumuzun onun nefesi olduğunu anlayabileceğiz. Ama bunun için arınmış bir nefse ve samimi bir yöneliş ve niyete ve biraz da sabıra ihtiyaç var. Bunlar olduktan sonra şüphesiz bir gün perde kalkacak ve hayranlık verici güzellik karşımızda duracaktır.

Bu konuda ben gerçeği buldum ve elimdekinden memnunum gibi dogmatik ve komik bir iddiası olmayan, ben hep arayacağım ve bulduğumda teslim olacağım diyebilme cesareti gösteren ateist ve agnostiklere naçizane tavsiyem samimi duayı terk etmemeleri. Çünkü Allah sadece Müslümanların değil, Hristiyan, Yahudi, Müşrik, Ateist, Agnostik vb. herkesin duasını kabul eder.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 65
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Top Posters In This Topic

Posted Images

Yazdıkların kendi içerisinde o kadar çok çelişki barındırıyor ki tek tek açıklamak, senin yazdığından en az iki kat daha uzun bir metne ihtiyaç duyuruyor. Hatta ben uzun metinler yazan ve okumayı da seven biri olarak senin bu metnine bir cevap yazsam, saatler sürer yazmak. Kimsenin o kadar zamanını ve enerjisini talep etmeyeyim, tek bir alıntı yapıp cevap vereyim sana:

 

"Ama bunun için arınmış bir nefse ve samimi bir yöneliş ve niyete ve biraz da sabıra ihtiyaç var. Bunlar olduktan sonra şüphesiz bir gün perde kalkacak ve hayranlık verici güzellik karşımızda duracaktır." demişsin... Bu o kadar garip, anlamsız hatta yanlış bir önerme ki. Ve aslında olaya ve konuya bakışındaki yanlışların da temelini teşkil ediyor. Benim yaratıcım ile bağlantı kurmam ve onu anlayabilmem için, samimi bir yönelişe ihtiyaç mı var? O niye yönelmiyor bana? Neden anlayamayacağım bir kitap göndermeye ihtiyaç duyuyor? Neden günahlarımdan arınmamın yolu olarak beni yakmakta çözüm buluyor? 

 

Yaratıcı üzerine yapılan tasvirlere göre, insan ve allah ne ise, insan ve bakteri o olsa gerek. Peki sen laboratuvarda bir bakteri türü yarattın diyelim. Onun seni anlaması için, sana yönelmesi için onun samimi yönelişine gerek var der misin? Bakteri lan o. İnanılmaz derecede ilkel bir canı sana göre. İyi kötü bakteriyi ayırt etmek için bir kitap gönderir misin? Ve kitabı anlamayan bakterilere de "sen bu kitabı anlamak için yeterince akıllı değilsin" diyip örnek olsun diye örnek üstün bir başka bakteri gönderir misin? O bakterileri mutlu mesut yaşamaları için seçeceğin yöntem bu mu olur yani?

 

Emin ol dostum, bahsettiklerin çözümden ve meyilden çok soru doğurdu bende. Senin kendi mantığın ve olan bitene bakışın bu olabilir. Ama şahsen kendi adıma, bana hiç ama hiç fayda getirmedi, çözüm üretmedi hatta aksine sorular doğurdu. 

Link to post
Sitelerde Paylaş
 

Yazdıkların kendi içerisinde o kadar çok çelişki barındırıyor ki tek tek açıklamak, senin yazdığından en az iki kat daha uzun bir metne ihtiyaç duyuruyor. Hatta ben uzun metinler yazan ve okumayı da seven biri olarak senin bu metnine bir cevap yazsam, saatler sürer yazmak. Kimsenin o kadar zamanını ve enerjisini talep etmeyeyim, tek bir alıntı yapıp cevap vereyim sana:

 

"Ama bunun için arınmış bir nefse ve samimi bir yöneliş ve niyete ve biraz da sabıra ihtiyaç var. Bunlar olduktan sonra şüphesiz bir gün perde kalkacak ve hayranlık verici güzellik karşımızda duracaktır." demişsin... Bu o kadar garip, anlamsız hatta yanlış bir önerme ki. Ve aslında olaya ve konuya bakışındaki yanlışların da temelini teşkil ediyor. Benim yaratıcım ile bağlantı kurmam ve onu anlayabilmem için, samimi bir yönelişe ihtiyaç mı var? O niye yönelmiyor bana? Neden anlayamayacağım bir kitap göndermeye ihtiyaç duyuyor? Neden günahlarımdan arınmamın yolu olarak beni yakmakta çözüm buluyor? 

 

Yaratıcı üzerine yapılan tasvirlere göre, insan ve allah ne ise, insan ve bakteri o olsa gerek. Peki sen laboratuvarda bir bakteri türü yarattın diyelim. Onun seni anlaması için, sana yönelmesi için onun samimi yönelişine gerek var der misin? Bakteri lan o. İnanılmaz derecede ilkel bir canı sana göre. İyi kötü bakteriyi ayırt etmek için bir kitap gönderir misin? Ve kitabı anlamayan bakterilere de "sen bu kitabı anlamak için yeterince akıllı değilsin" diyip örnek olsun diye örnek üstün bir başka bakteri gönderir misin? O bakterileri mutlu mesut yaşamaları için seçeceğin yöntem bu mu olur yani?

 

Emin ol dostum, bahsettiklerin çözümden ve meyilden çok soru doğurdu bende. Senin kendi mantığın ve olan bitene bakışın bu olabilir. Ama şahsen kendi adıma, bana hiç ama hiç fayda getirmedi, çözüm üretmedi hatta aksine sorular doğurdu. 

sizden cevap beklemiyorum. cevap vermek hevesim de yok ama kendimi eksik ifade etmiş olabilirim. hidayet, iman, ikna etme benim ilgi alanıma da girmiyor. elimde de değil. sadece hayata bakışımızda ölçü olarak belirlediğimiz bilmeye ve bilgi edinmeye dair kapasitemizin ve araçlarının mükemmel olmadığını dolayısıyla mükemmel olarak tasvir edilen Allah la bilgiye dair bir ilişki kuramayacağımızı ifade ettim. benim onu değil onun beni araması bulması ve kendine yönlendirmesi gerektiğine itirazım yok. zaten öyle olduğunu ifade ettim. o bana hitap ederken yapmam gereken kulaklarımı tıkamamak. günde yüzbinlerce kez o bana yöneliyor. ateist te olsam benim onu aramam, ondan bahsetmem, onu konuşmam zaten onunla bir hesabımın ve irtibatımın olduğuna delil değil mi? bu forumda en az dindarlar kadar Allah ın anlatılması tartışılması konuşulması bence ateistlerin de Allah ı çok andıklarına ve düşündüklerine ve benim söylediğime bir delil. kim olmayan ya da olmasını istemediği bir şeyi bu kadar gündem eder?

Link to post
Sitelerde Paylaş

İnsan için “Beni ikna edecek yakin bilgi ya da kesin bilgi nedir” sorusuna ne cevap verdiği önemlidir. Bu forumdakilerin büyük çoğunluğu bu soruya “Gözleme ya da deneye dayalı bilgi benim için kesin bilgidir” cevabı veriyor zannedersem.  Ya da “bilimin bugünkü ulaştığı seviyede dile getirilen kanunlar benim için yakin ve kesin bilgi ifade eder” şeklinde cevap veriyor sanırım. Bu cevabın eleştirisini bu forumda bilime, bilimsel teorilerin oluşturulma esasları ve yöntemine, bilimin faziletleri ve eksiklerine benden daha çok vakıf olan herkes yapabilir ancak ben de bir örnek üzerinden açıklayacağım bilimin ya da onun mümkün kıldığı tekniğin neden çoğu zaman kesin bilgi ifade edemeyeceğini.

Örneğimiz bir parça istatistik bilgisi gerektirmekte. Bir kanser türü var, örneğin Türkiye nüfusunda %1 oranında görünüyor. Bu kanserin teşhisinde de bir test ve bir cihaz kullanılıyor. Bu cihazın pozitif(kanser teşhisi koyduğu hastalarda) sonuçlarda isabet oranı %99, negatif sonuçlarda(kanser değil teşhisi koyduğu hastalarda) isabet oranı da %99. Sorumuz şu:

“Cihazdan test sonucu pozitif çıkan bir kişinin gerçekten kanser olma ihtimali nedir?”

Bu soruyu istatistik şöyle cevaplıyor:

Nüfusun kanser olan oranı: 0,01

Nüfusun kanser olmayan oranı:0,99

Testin pozitif sonuçta isabet oranı: 0,99

Testin negatif sonuçta isabet oranı: 0,99

Kanser olan birinin test sonucunun pozitif olma ihtimali: 0,01*0,99

Kanser olan birinin test sonucunun negatif çıkma ihtimali: 0,01*0,01

Kanser olmayan birinin test sonucunun pozitif çıkma ihtimali: 0,99*0,01

Kanser olmayan birinin test sonucunun negatif çıkma ihtimali: 0,99*0,99

Cihazdan test sonucu pozitif çıkan bir kişinin gerçekten kanser olma ihtimali= koşullu olasılık hesabının sonucu olarak  %50.

 

Yani pozitif ve negatif olarak yüzde doksan dokuz oranında isabet eden bir cihazın kanser teşhisi koyduğu bir kişinin gerçekten kanser olma ihtimali istatistiksel olarak sadece yüzde elli.

 

Benim çok vakıf olamadığım ama Quantum teorisinin bir parçası olduğunu duyduğum, gözlemlenen şeyin gözlemden etkilenip farklı davranabileceği dolayısıyla bir şeyi olduğu gibi gözlemleme şansımızın olmadığı durumlarına hiç değinmiyorum.

 

Meramım şu ki bilim ve teknik bizi kesin değil en iyi ihtimalle makul bir bilgiye ulaştırabilir ve bilimsel metot kesinlikle eğer varsa hakikat diye bir şey onun kıstası olamaz. En iyi ihtimalle hayatı ve şeyleri açıklamamızı ve yaşamamızı kolaylaştıracak modeller ve bilgiler sunar. onun dışında insan hayatının büyük çoğunluğunu bilimin ilgi alanına girmeyen uğraşlar, düşünceler, meşgaleler işgal eder. güzellik algısı, ahlak, varlık, hayata ve evrene dair büyük sorular, sevgi, nefret, vb. bilimin ilgi alanına girmeyen o kadar çok şey var ki. bilimi ve bilimciliği bir ideoloji olarak benimsemek insanın bütünlüğüne zararlı olsa gerek diye düşünüyorum.   

 

son olarak şu soruyu kendimize sorun ve cevabı burada paylaşın lütfen “Ne olsaydı Allah’ın varlığına inanırdım?”

Link to post
Sitelerde Paylaş
 

Soru: “Ne olsaydı Allah’ın varlığına inanırdım?”

 

Cevap: İnanmama gerek olmadığında. 

İnanmana gerek yok zaten . "Dileyen inansın, dileyen inkar etsin" demiş Allah.

Ancak sanırım inanmadığında azapla tehdit edilmeni gururuna yediremiyorsun. böyle tanrı mı olur diyorsun. bir de şöyle düşün, Allah ın bir ismi de RAB dir. Yani terbiye eden ve sadece senin için değil, başlangıçtan sona tüm insanlar için terbiye edendir. insanı aşağılardan alıp yukarılara çıkarmayı murad ediyor ve  insanların bir kısmını ödülle motive ve terbiye ediyor, bir kısmı cezayla korkutarak, bir kısmına da sadece nazla ve ricayla. Yani en basit bedeviden en yüksek filozof ve bilgi sahibine herkesi muhatap alan bir Allah var karşımızda. Ey Allah beni niye cezayla terbiye etmeye kalkıyorsun benim buna ihtiyacım yok demeni bir nebze anlarım. zaten büyük arif Yunus Emre bunu söylemiş ve dizelerinde ölümsüzleştirmiş, "Cennet cennet dedikleri, bir kaç köşkle bir kaç huri isteyene ver onları bana seni gerek seni" demiş. Allah neden cezadan bahseder ya da ceza verir anlamıyorum ve anlamak istiyorum demeni de anlarım. Bu soruyu ve ateistlerin sorduğu bir çok soruyu herkes zaman zaman kendine sorar. ama herkes kendi cevabını kendisi verebilir. Hazır bir cevap yok. Beni ikna eden cevap şu: var olan her şey Allah ın isimlerinin ve sıfatlarının başka bir tecellisine mazhar ve ayna olur. Alemde  rahmet te var azab da. lütuf ta var kahır da. var olma da var yok olma da. ve bu tecelliler sürekli olarak bir değişim içindedir. bugün lütfa mazhar olan ve iman eden birisi, mesela yarın kahra mazhar olur ve inkar edebilir. böylelikle bir ateist bir yandan bilgisine, aklına, malına ya da başka bir şeye fazlaca güvenip kendi tercihini yapar, diğer yandan imanlı birisine ibret olur. yani "ben çok akıllı, ve bilgili olduğum için Allah beni lütfuna mazhar etti ve iman ettim" yanılgısına düşen bir mü'mine "ya bu adam benden daha akıllı ve daha bilgili ama iman etmiyor. demek ki bu iman benim karım değil, Allah ın bir lütfu" gerçeğine eriştirir.  

Link to post
Sitelerde Paylaş
 

Meramım şu ki bilim ve teknik bizi kesin değil en iyi ihtimalle makul bir bilgiye ulaştırabilir ve bilimsel metot kesinlikle eğer varsa hakikat diye bir şey onun kıstası olamaz. En iyi ihtimalle hayatı ve şeyleri açıklamamızı ve yaşamamızı kolaylaştıracak modeller ve bilgiler sunar. onun dışında insan hayatının büyük çoğunluğunu bilimin ilgi alanına girmeyen uğraşlar, düşünceler, meşgaleler işgal eder. güzellik algısı, ahlak, varlık, hayata ve evrene dair büyük sorular, sevgi, nefret, vb. bilimin ilgi alanına girmeyen o kadar çok şey var ki. bilimi ve bilimciliği bir ideoloji olarak benimsemek insanın bütünlüğüne zararlı olsa gerek diye düşünüyorum.   

 

son olarak şu soruyu kendimize sorun ve cevabı burada paylaşın lütfen “Ne olsaydı Allah’ın varlığına inanırdım?”

 

Bilimin, ahlak, güzellik algısı, evrene dair sorular, nefret, sevgi de dahil olmak üzere ilgilenmediği istisnasız tek bir alan dahi yoktur. Tanrı ve din inancıyla da ilgilenir, bu inançların kökenleri ve neden var olduğuyla da. Siz, "cinler var, Kur'an'da da yazıyor, bana musallat oldular" diyerek bilime başvurduğunuzda gidip cin aramaya çıkmaz, sizin esas sorununuzun başka olduğunu ve cin gibi inançlarla yansıttığınızı bilir ve esas sorunu tedavi eder örneğin. 

 

Bilim yalnızca doğru-gerçek bilgiye ulaşma metodudur. O nedenle insana da ilişkin istisnasız her şeyle ilgilenir, ilgilenmek zorundadır. Bu bilgiler sizi tatmin eder ya da etmez, başka mesele. Beni son derece tatmin ediyor mesela, henüz tam olarak açıklayamadığımız veya bilmediğimiz şeyleri bilmiyor olmak da rahatsız etmiyor. Ben bilmiyorum diye kafamdan yanıt uydurmak ya da görünmez birtakım güçlerin öyle yaptığına inanmak gibi yöntemlere başvurma ihtiyacı duymuyorum. Bilmiyorsak bilmiyoruzdur, elbet bir gün birileri anlayıp açıklayacaktır. Bunu kabul etmek zor değil.

 

Dolayısıyla ne olsaydı Allah'a inanırdınız diye sormak pek anlamlı değil. Olsaydı biz de inanırdık elbette.

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Sırf bana iyi ol, çalma, çırpma, iyi davran diyen, erkek kadınlardan bir kademe üstündür vb. güzel şeylerin yanında bolca çağdışı, insanları agresifleştiren, birbirini kırmasını emreden bir kitaba iman edemem. Eğer iman edeceksem bana 1500 yıl önce ölmüş bir peygamber yetmez. Onlar nasıl gözleriyle görecekleri mucize istedilerse bende böyle bir mucize istiyorum. Çeşitli mucizelerden bahsedilir ama ben bunlara inanmıyorum. İnsanoğlu bir şeyi efsaneleştirmeyi ve efsaneleri yaymayı çok sever. Benim gözlerimle görüp, yaşamam lazım. Dünyada en çok insanın dua ettiği yer Afrikadır. Eğer bir tanrı varsa afrikadaki insanlara yeter artık kaç yüzyıldır sömürülüyosunuz alın biraz da siz güç sahibi olun demesi lazım. İspanyollar ve Almanlar Amerika da milyonlarca kızılderiliyi çok acılı işkencelerle öldürürken (yavaş yanan ateş üzerine bağlayıp saatlerce acıdan kıvrandırarak), hamile kadınların karınlarını kesip bebekleri fırlatırken nerdeydi bu allah. Şu an Türkiye de yaşıyorsun ve ortada azda olsa biraz imkan var. Bugün Afrikanın ücra bir köşesinde açlıktan kıvranıyor da olabilirdin. 

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
 

 “Ne olsaydı Allah’ın varlığına inanırdım?”

 

Tabii ki hiç bir şey.  Hiç bir şey allaha inanmama neden olamaz. Üzerimize hızla bizimkiyle aynı büyüklükte bir gezegen yaklaşıyor, haftaya toz halinde uzaya dağılacağız deseler yine inanmam. Kanser olmuşsun bir aya öleceksin deseler yine inanmam. Allaha inanmak iiçin hiç bir neden yoktur. Uzaydan kanatlarını açarak yaratıklar inse ahana bunlar allahın melekleri deseler ona da inanmam. Yeri yarıp devasa bir dabbe kükreyerek çıksa yine inanmam. Uzatmaya gerek yok, allaha inanmak için hiç bir neden yoktur dedikten sonra da, bir iki tasvirle süslemek iyidir lafı...

 

Bir de ateistler allaha inanmıyorsa niye Allahtan bahsediyorlar diye Müslümlerin en beylik ve en komik, en aptalca sorularından biri tekrarlanmış. Şu kadar aptalca ve beyinsizce bir soruyu sormak için herhalde Müslüm olmak gerekiyor. Ha yani biz her gün beş vakit hoparlörlerle tanrı yoktur tanrı yoktur diye beyin kulak itiyoruz, dünyanın parasını harcayıp ateizma diye bir devlet kurumuna on bakanlığın bütçesini aktarıyoruz, devasa lüzumsuz binalar inşa edip süslüyoruz, bu binalara günde beş vakit uğrayıp tanrı yoktur tanrı yoktur diye eğilip kalkarak millete de eksersiz yaptıran heriflere tonla maaş ödüyoruz, yılda bir ay kim sokakta kola içiyor diye bakınıp dövsek diye dolanıyoruz, daha artık sayamayacağım buna benzer bir sürü halt yiyoruz da ya bu ateistler niye bu kadar bu allahın olmadığını dayatıyorlar diyorsun! Yuh beynine! Bu kadar beyinsiz olmayı nasıl başardığını bir sorgula sen önce ateistleri sorgulatmaya çalışacağına.

 

Ülen tepemize sıçrattınız din botunuzu daha allahın dinin gündemden düşecek yanını mı bıraktınız geri zekalı embesiller! Hâla daha bu soruyu bize sormaya hiç yüzünüz kızarmıyor, hiç utanmıyor musunuz! Çok ağır konuştuğumu düşünebilirsin ama beyin ishali yapacağına saçmalık püskürteceğine beyninin godu olan ağzından, ben ne zırvalıyorum diye bir kere otur düşün. "Ülen dini tepelerine sıçrattık sıvadık, bunlar da bu allaha inanmıyor, bunlara biraz haksızlık ediyoruz galiba" diye bir anlığına düşünürsen bir insana benzer bir şey olmaya bir adım atacaksın.

Link to post
Sitelerde Paylaş
23 hours ago, Yeni Üye said:

Merhaba, iki gündür forumu inceliyorum. Yeteri kadar incelediğim söylenemez ama yeni bir üye olarak ve her insan gibi hakikatin bir talibi olarak bilmeye, bilime, dine dair bazı fikirlerimi ve öğrendiklerimi bu başlıkta paylaşmak istiyorum. İtham etmeyen, aşağılamayan, dogmatik olmayan samimi kişilerle dilimin döndüğünce muhabbet etmek te isterim ancak olabildiğince polemikten ve karşılıklı tartışmadan kaçınacağım. Size, dışardan bakan bir göz ve ayna olmaya çalışacağım. Sizin de inananlar ve Müslümanlar konusundaki ayna olma vazifenize saygı duyuyor ve tespitlerinizin bir kısmına katılıyorum. Bir kısmını da tashih etmenize yardımcı olmak isterim. Tabii buraya üye olmaktaki asıl muradım bir konuda size danışmak. Onu daha sonra ifade edeceğim. Evet parça parça yazacağım düşüncelerimin ilk kısmı aşağıdadır.

Eğer Hakikat ya da Gerçek diye bir şey varsa yani atom altı parçacıklardan galaksilere kadar gözle gördüğümüz her şeyi belirleyen bir ilke, bir gaye varsa (Varlığın Bir Hakikati varsa) insanın bu hakikatle kuracağı ilişki epistemik( zahir anlamıyla bilmeye dair) bir ilişki olamaz. Çünkü inanan olsun inanmayan olsun insanın bilme konusundaki .......

 

Aslında forumu hakikaten ya yeteri kadar incelememişsin, veyahut tam da ana fikri sezinleyecek kadar incelemişsin.

O yüzdendir ki insanları bilim ve akıldan uzaklaştırmayı temel alan bir metin koymuşsun ortaya.

Neden? Çünkü aklı ve bilimi "gerçekten" mürşit edinenin akıbeti ortada.

Tanrının ya da tüm dinlerin "asılsız dogmalar olduklarına dair" foyalarını meydana çıkarıyor olmaları açısından.

Bunu sen de görmüşsün. Aferim. Bu da bir merhaledir.

 

Tıpkı ekinegemen'in beliirtiği gibi, sana cevaben yazılabilecek o kadar şey var ki, neresinden başlasın bilemiyor insan.

 

Hakikat-gerçek-gaye ..bunlar bibirinden farklı şeyler..Ama sen aynı cümle içerisinde çorba yapmak sureti ile karşındakini sözde bir ön kabulle başlamaya zorluyorsun..

 

Gerçek? Evet.

Ama hakikat? Ama gaye? Nedir, nerededir, kastın nedir bu kelimelerden? Kanıtlanmaya ya da arkasında aklı selim bir şekilde durulmaya muhtaç harcıalem vecizler bunlar.

Ortada bir gaye yok öncelikle. Ya da evrende senin kastettiğin anlamda bir şey mi var ki onun peşinden koşalım?

Varsa göster.

Ama bu insansı/antropik yanılgılarından ve bu noktadan hareket alan tümevarımlarından öte bir şey olsun lütfen..

 

Bilim ve araştırma zaten "temelde" merak etmektir. Aramak, arayış içinde olmak ve samimiyetin ta kendisidir. Bunların dibidir.

Sen ise kalkmış hala daha samimiyetten falan bahsediyorsun.

Hakiki samimiyet burada. Tanrı nerede?

Kafamızı kuma gömüp "omm omm" falan diye ulumamız falan mı gerekiyor samimiyet için?

 

Tanrının kendisini ispat etmesi ya da etmemesi kimsenin zannetiğin kadar derdinde falan da değil..

Neyse o. Bakıyoruz yok. Ve hatta mümkün de değil. Senin de itiraf ettiğin üzere akıl-mantık dışı.

Ama ortada kendisine inanmayanları şiş kebap yapmakla tehdit eden bir tanrıcık var.

Kendisine inanılması, dua edilmesi saplantısı olan.

 

Hakikat olsa olsa şudur: bilmediğin şeye "bilmiyorum" dersin en fazla.

Aklını ve bilimi bir yere bırakıp da, başka bir yerinle(!) hareket etmeye başlamassın.

Bilimin ve bir insanın bilmediği noktada "bilmiyorum" diyebildiği yerde, işte tam orada senin tüm yaklaşımın çöpe gider.

 

Buraya ayna lens falan olma şansın da yok.

Herkes senin gittiğin yoldan geçti, geri dönüyor.

Haberin ola.

 

21 hours ago, Yeni Üye said:

son olarak şu soruyu kendimize sorun ve cevabı burada paylaşın lütfen “Ne olsaydı Allah’ın varlığına inanırdım?”

 

Sorduğun şey eşyanın tabiatına aykırı ya..

Bilirsin ya da bilmezsin. İnanmak nedir?

Epistemik falan demişsin ya hani, epistomolojik olarak mümkün değil işte o sorduğun.

Sadece kendini kandırabilirsin bu konuda. Tüm teistlerin yaptığı gibi.

 

Benden bir soru, cevabını bekliyorum: Sen "ne olsa inanmazdın" ?

tarihinde teflon tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
 

sana cevaben yazılabilecek o kadar şey var ki, neresinden başlasın bilemiyor insan.

 

Bu kişi "allaaaam bu ateistler niye inkar ediyor seniiii allaam beniiim" diye kıvranan bir Müslüm. Kıvrantısını bastırıp aklı sıra düzgün bir laflar edeyim diye ıkınırken beyin ishalini tutamayıp ağzından bir sürü püskürtmüş. Hiç bir zırvasına yanıt vermek gerekmez. Bir şey sorup bir şey öğrenecek insan böyle sıçratıp yığmaz. Düzgün bir soru sorar. Bu soruyu sormasına yol açan fikir sürecini anlatır en fazla, ona da bir şey demeyiz. Böyle bot gibi laf yığılır mı be! Kim okuyacak bu zırvaları?

 

Konu bütünlüklü, lafı bir yerden alıp bir sonuca doğru adım adım götüren yazı olur da iki sayfa olur, canımı yesin. O başka. Ama böyle aklına gelen beyin gurultuları da fışkırtılmaz ki bilader be! Adam sancılı, adam kıvranıyor! Bu allahı inkar eden ateistler niye var? Bunlar olmayaydı! Koskocaman allahımız celle kelle bilmem ne botumuza inanılmaz mı hiç! Adamın sancısı bu! Beyin ishali olmuş ağzından boşaltıyor. 

Link to post
Sitelerde Paylaş
32 minutes ago, democrossian said:

 

Bu kişi "allaaaam bu ateistler niye inkar ediyor seniiii allaam beniiim" diye kıvranan bir Müslüm. Kıvrantısını bastırıp aklı sıra düzgün bir laflar edeyim diye ıkınırken beyin ishalini tutamayıp ağzından bir sürü püskürtmüş. Hiç bir zırvasına yanıt vermek gerekmez. .....

 

Umduğunla değil de, bulduğunla münazara etmek diyelim buna kısaca.

Ya da beklendik olanla. Ne bekliyorduk ki?

Haddizatında aksi biraz da müşkülpesentlik oluyor sanki.

 

Bu kişi sorgu suali senin dediğin kertede yapmış olsa, ya da dizgeyi kurmuş olsa zaten "o tarafta" değil, "bu tarafta" olurdu.

Senin beklediğin şeyin karşılığı boş küme dahi olabilir. Tam olarak öyle olmasa bile, bayağı bir boşu vardır. :)

 

Hani hem öyle sorgulamış olsun, hemi de teist olsun gibisindenini bulmak zor.

Hatta belki de neredeyse imkansız. Eşyanın tabiatına aykırı bir nevi.

 

O yüzden belki de asıl bu kafadakileri birazcık da olsa çaba sarfedip, beyin ölümünden sıyırmayı denemek gerekiyor.

Biraz kuruntu dahi yeter.

Zaten asıl sıkıntı bunlarda olduğu gibi; diğerleri hem daha selim, hem de kendi yolunu zati yavaşca buluyor.

 

Ben, kendimize biraz hakim olup, işi it dalaşı ve sidik yarışına döndürmediğimiz müddetçe, düzgün bir diyalog neticesinde kaçacak bir delikleri kalmayacağını düşünüyorum.

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Şuraya şu cahil atelere hidayet bahşedeyim havasında gelenlere uyuz oluyorum. Böyle bir yapmacık kibarlıklar amanda lütfenler kardeşimler, ulan uyuz! Sen böyle aklın sıra uyanıklarla kek mi kekleyeceksin dangalak! Seni burada kırk desti ile suya götürüp boş testilerle susuz getirecek kişiler var. Sen kiminle dans ettiğini sanıyorsun embesil!

 

Hayır nasıl uyuz değil şimdi bunlar, günde beş vakit alaaaaaa diye avazı çıktığı kadar hoparlörün son sesiyle kulak zarına tecavüz eden adamlar nasıl ateistler allahı ağızlarından düşürmüyorlar diye eleştiri yapabilir yahu!? Şu beylik saçma sapan çürümüş sakızı bir ağızlarından atacak kadar beyin yok bunlarda! Allahınızı tepemizden hiç indirdiniz mi de dilli düdük gibi ötüyorsunuz geri zekalılar demeyip ne diyeceksin şimdi bu idyotlara?

 

Lan bari sizin fikriniz o bizim inancımız bu deyin lan! Fikrimizi açıklamamıza, inançlarını reddetmemize tahammülleri yok uyuz yobazların! Bu ateler niye var! Bunlar olmayaydı! Bunların kafalarına vurmak lazım ki; dinlerini hiç bilmiyorlar, ateistler ise bunların dinlerini uzmanlık derecesinde iyi biliyorlar.

 

Ondan sonra da ateistler agresif! Yahu şuraya gelip bir tane bir düzgün yakışır laf edin, ben şöyle düşünüyorum sizin bu konuda düşünceniz nedir deyin de aha bir tane akıllı çıktı diyelim be! Buraya akıl öğretmeye gelmeye utanmıyor musunuz ulan her gün beş vakit hoparlörle böğürüp? Son sesi de açmasanız olmaz! Lan oturuyorsun iki lakırdı edeceksin. Az ötedeki camiden alaaaaa diye cırtlak bir cayırtı kopuyor. Tam konuştuğun mevzunun içine ediyor. Müzikler kapanır bilmem ne... Sinir törpüsü yahu! Ulan görünmez putunuza tapınacaksanız doya doya yerleri yalayın, bizi niye rahatsız ediyorsunuz be!

Link to post
Sitelerde Paylaş
 

Bu konuda ben gerçeği buldum ve elimdekinden memnunum gibi dogmatik ve komik bir iddiası olmayan, ben hep arayacağım ve bulduğumda teslim olacağım diyebilme cesareti gösteren ateist ve agnostiklere naçizane tavsiyem samimi duayı terk etmemeleri. Çünkü Allah sadece Müslümanların değil, Hristiyan, Yahudi, Müşrik, Ateist, Agnostik vb. herkesin duasını kabul eder.

 

Bu söyledikleriniz gerçeği yansıtmıyor, tam aksine öyle olmasını istediğiniz bireysel düșünceniz.

Şu samimi dua etmek, neyin nesi ?.  Gerçekten merak ettim, önüne gelen dindar "samimi duadan" dem vuruyor. Yani bunu yapan ilk Siz değilsiniz. Anasını satayım, bunun gizemi, aslı nedir ?. Nasıl oluyorda, șu kahpe dinsizler bir türlü samimi dua etmesini beceremiyorlar, değil mi ?

 

Ayrıca piyasadaki sayısız Tanrılardan șu mâlum Tanrıyı neye dayanarak seçtiniz ve diğer Tanrılardan ne farkı var ?. 

Niye Avusturalya´daki Aborjinlerin, Amerika´daki kızılderililerin, Afrika´daki Massai´lerin inancını/Tanrısını değil de, yașadığınız yerde yaygın olan dinin Tanrısını seçtiniz ve ondan aman diliyorsunuz ?

tarihinde kavak tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
On 8/4/2017 at 14:51, Yeni Üye said:

İnanmana gerek yok zaten . "Dileyen inansın, dileyen inkar etsin" demiş Allah.

Ancak sanırım inanmadığında azapla tehdit edilmeni gururuna yediremiyorsun. böyle tanrı mı olur diyorsun. bir de şöyle düşün, Allah ın bir ismi de RAB dir. Yani terbiye eden ve sadece senin için değil, başlangıçtan sona tüm insanlar için terbiye edendir. insanı aşağılardan alıp yukarılara çıkarmayı murad ediyor ve  insanların bir kısmını ödülle motive ve terbiye ediyor, bir kısmı cezayla korkutarak, bir kısmına da sadece nazla ve ricayla. Yani en basit bedeviden en yüksek filozof ve bilgi sahibine herkesi muhatap alan bir Allah var karşımızda. Ey Allah beni niye cezayla terbiye etmeye kalkıyorsun benim buna ihtiyacım yok demeni bir nebze anlarım. zaten büyük arif Yunus Emre bunu söylemiş ve dizelerinde ölümsüzleştirmiş, "Cennet cennet dedikleri, bir kaç köşkle bir kaç huri isteyene ver onları bana seni gerek seni" demiş. Allah neden cezadan bahseder ya da ceza verir anlamıyorum ve anlamak istiyorum demeni de anlarım. Bu soruyu ve ateistlerin sorduğu bir çok soruyu herkes zaman zaman kendine sorar. ama herkes kendi cevabını kendisi verebilir. Hazır bir cevap yok. Beni ikna eden cevap şu: var olan her şey Allah ın isimlerinin ve sıfatlarının başka bir tecellisine mazhar ve ayna olur. Alemde  rahmet te var azab da. lütuf ta var kahır da. var olma da var yok olma da. ve bu tecelliler sürekli olarak bir değişim içindedir. bugün lütfa mazhar olan ve iman eden birisi, mesela yarın kahra mazhar olur ve inkar edebilir. böylelikle bir ateist bir yandan bilgisine, aklına, malına ya da başka bir şeye fazlaca güvenip kendi tercihini yapar, diğer yandan imanlı birisine ibret olur. yani "ben çok akıllı, ve bilgili olduğum için Allah beni lütfuna mazhar etti ve iman ettim" yanılgısına düşen bir mü'mine "ya bu adam benden daha akıllı ve daha bilgili ama iman etmiyor. demek ki bu iman benim karım değil, Allah ın bir lütfu" gerçeğine eriştirir.  

 

 

Ne diyorsun ki sen?

 

Hiç bir halt bilmiyoruz diyorsun, kabaca doğru mu?

 

Eee, o halde allah dediğin şeyin hakikat olduğunu nerden biliyorsun?

 

Bedevinin birinin bir tarafında amanda allahın elçisiyim demesi ile, hakikat mi olacak olan şey?

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Yaratıcının varlığına dair yukarıda dile getirilen şüphe ve itirazları topladığımızda yaklaşık olarak şu sonuç çıkıyor:

1) Yaratıcının varlığına dair yeterli delilim yok, daha çok mucize görmem, onu apaçık görmem lazım. o yüzden yaratıcı var olamaz.

2) Dinin bazı emirleri hoşuma gitmiyor, aklıma yatmıyor, çağ dışı buluyorum. o yüzden bir yaratıcı olamaz.

3) Dünyada acının ve kötülüğün varlığı dolayısıyla bahsedilen özelliklerde bir Yaratıcının varlığını mümkün görmüyorum. 

 

Şimdilik ilk iki itiraza dair bir şey söylemeyeceğim ancak kötülük problemi konusunda bir şeyler söylemek istiyorum. Bir müslüman olarak kötülüğün ve acının varlığıyla her şeyi bilen her şeye gücü yeten ve sınırsız merhamet sahibi bir Yaratıcının varlığını çelişir görmüyor muyum? ya da Kötülük neden var? Bildiğimiz gibi bu konu tanrının varlığına getirilen en eski itirazlardan birisi ve taraflar pozisyonlarıyla alakalı argümanlarını geçmişte ve günümüzde dile getire durmuştur. bir müslüman olarak buna verilebilecek cevapları özetleyecek olursak:

- Kötülük var, çünkü insanın kötülüğü tercih etme özgürlüğü var

- Kötülük var çünkü biz iyiliğin varlığını ve kıymetini ancak onun zıddı olan kötülük ve acının varlığıyla bilebiliyoruz.

- İnsan iradesini aşan ve insandan kaynaklanmayan şeyler de zaten kötülük değil geçici birer imtihan.

kötülüğün insanla olan sıkı ilişkisini şu örnek üzerinden daha iyi anlayabiliriz bence. Bir anda yerküre kara bir değilin içine düşse ve içindekilerle beraber yok olsa bu durumu bir müslüman kötülüğe nispetle nasıl açıklayacaktır, bir ateist nasıl açıklayacaktır? 

- İnanan birisi için kıyamet zaten kaçınılmaz olarak gerçekleşecek bir vaad ve bu yok olma kesinlikle kötü bir durum ya da kötülük olarak nitelendirilemez.BU hayat bitecek ve biteyen ebedi bir hayat başlayacak.

- Ateist te zaten evrende her an yer küreden çok daha büyük ve ihtişamlı yapıların yutulduğunu, çarpıştığını, un ufak olduğunu bildiği için onun açısından da bu vaka çok sıradan olurdu. Bir yandan da zaten hayatta bir anlam, gaye, hakikat olmadığını bildiği için bu yok oluşu ateist te kötü olarak nitelendirmezdi.

 

peki bu durumda kötülük kavramının evrendeki karşılığı ne ola ki? Sen, ben, yani insan olmasın? kötülüğün yok olmasını isterken aslında kendinin yok olmasını istiyor olmayasın?

 

"Hani Rabbin meleklere, ben yeryüzünde mutlaka bir halife yaratacağım demişti. Demişlerdi ki: Orada bozgunculuk edecek ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Biz, sana hamd ederek noksan sıfatlardan arılığını söylemede, seni kutlamadayız ya; ben, sizin bilmediğinizi bilirim demişti."

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
 

Benden bir soru, cevabını bekliyorum: Sen "ne olsa inanmazdın" ?

 

Bütün olarak cevabınızı kıymetli buluyor ve üzerinde konuşmak, tartışmak istiyorum ancak öncelikle şu sorunuza cevap vermek istiyorum.

 

Üslubumdan da anlayabileceğiniz üzere yaratıcıyla irtibatımı zihinsel, mantıki, dile dökülen lafızlar üzerinden değil bütün benliğimi kaplayan, bende şüpheye yer bırakmayan hisler ve manalar üzerinden kuruyorum. Yani insan aşıksa aşıktır. onu gerçekten anlayan ancak kendisidir. ona aşkı zihninin ve dilinin imkanlarıyla anlat dendiğinde anlatımı eksik olacaktır. aşkını resmet dediğinde resmi eksik olacaktır. aşkını şiire ya da musikiye dök dendiğinde şiiiri ve musikisi eksik olacaktır. aşkını doğal bilimlerin yöntemiyle bana izah et dendiğinde size acıyacaktır. O yüzden "Tadan Bilir" denmiş. 

Peki ne olsa inanmazdım. Yaratıcı bana bir vaatte bulunuyor. Bana diyor ki inanırsan dünya ve ahirette mutlu olursun. Ahireti bilmem ama dünyada mutlu olabiliyorum. Bu size basit gelebilir ama, çok akıllı, çok kompleks bir organizma olan bir insan olarak kendi imkanlarımla(zihnimle, aklımla, sahip olduğum dünyalık hiç bir şeyle) gerçekleştiremediğim bir şey. diğer yandan Yaratıcı diyor ki: "İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur". Ben bunun da doğru olduğunu bütün benliğimle tecrübe ediyorum. yani Yaratıcının zikri dışında dünyaya dair hiç bir tecrübem kalbimi huzura, sükuna ve itminana ulaştırmıyor. kısaca Yaratıcının ve dinin vaadinin doğru olduğunu bizzat ve bütün benliğimde, başka hiç bir bilgide bulamadığım kesinlik seviyesinde yaşıyorum. bunu yaşayamasaydım belki inanmazdım. tabi bu anlattıklarım, inanmayı benim kendi marifetimle seçtiğim gibi yaratıcı kul ilişkisinde edep dışı bir anlama da yol açmasın. aslında O beni inanmam için lütfu ve cömertliğiyle seçmeseydi, ben kendi kendime bunu gerçekleştiremezdim.

 

(Bu arada ben bilimin ya da aklın imkansız veya kötü bir şey olduğunu söylemedim. Bilakis bilim, oldukça makul ve faydalı. ama bazı ateistler din karşıtlığını bilimi dogmalaştırarak ifade ettiklerinden ben de onlara bilimin olmasını istedikleri ya da olduğunu sandıkları şey olmadığını yansıtmaya çalışıyorum.)

 

peki bilim bana ne vaad ediyor? bilimin vaadi tam olarak şu: insan olarak kendi nefsinde ve kendi dışında var olan bazı olay ve olguları kafanda soyutlamalarla, sınıflandırmaya tabi tutarak, neden sonuç ilişkileri kurarak,deneylerle vb.  test ederek açıklayacak modeller geliştirebilirsin. bir kısım modeller bazı şeyleri açıklayabilir. bazı şeyleri açıklayamaz. bunların açıklayamadıkları bazı şeyleri başka modeller açıklayabilir. bu modeller sürekli değişir, gelişir, güncellenir. zaten en büyük marifetleri yanlışlanabilir olmalarıdır. sabit değildir, dogmatik değildir. ne insan nefsinin biliminde (psikolojide), ne sosyal bilimlerde, ne doğal bilimlerde ilgili bilgi alanına dair her şeyi açıklayabilen bir model mevcut değildir vb. yani bilim sana şunu diyor: "Sana açıklayabildiğin şeyleri açıklayabilmeyi vaad ediyorum". Sağol ya. insan olarak uzun zamandır böyle bir totolojinin hasretini çekiyordum zaten.   

Link to post
Sitelerde Paylaş
 

 

Bütün olarak cevabınızı kıymetli buluyor ve üzerinde konuşmak, tartışmak istiyorum ancak öncelikle şu sorunuza cevap vermek istiyorum.

 

Üslubumdan da anlayabileceğiniz üzere yaratıcıyla irtibatımı zihinsel, mantıki, dile dökülen lafızlar üzerinden değil bütün benliğimi kaplayan, bende şüpheye yer bırakmayan hisler ve manalar üzerinden kuruyorum. Yani insan aşıksa aşıktır. onu gerçekten anlayan ancak kendisidir. ona aşkı zihninin ve dilinin imkanlarıyla anlat dendiğinde anlatımı eksik olacaktır. aşkını resmet dediğinde resmi eksik olacaktır. aşkını şiire ya da musikiye dök dendiğinde şiiiri ve musikisi eksik olacaktır. aşkını doğal bilimlerin yöntemiyle bana izah et dendiğinde size acıyacaktır. O yüzden "Tadan Bilir" denmiş. 

Peki ne olsa inanmazdım. Yaratıcı bana bir vaatte bulunuyor. Bana diyor ki inanırsan dünya ve ahirette mutlu olursun. Ahireti bilmem ama dünyada mutlu olabiliyorum. Bu size basit gelebilir ama, çok akıllı, çok kompleks bir organizma olan bir insan olarak kendi imkanlarımla(zihnimle, aklımla, sahip olduğum dünyalık hiç bir şeyle) gerçekleştiremediğim bir şey. diğer yandan Yaratıcı diyor ki: "İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur". Ben bunun da doğru olduğunu bütün benliğimle tecrübe ediyorum. yani Yaratıcının zikri dışında dünyaya dair hiç bir tecrübem kalbimi huzura, sükuna ve itminana ulaştırmıyor. kısaca Yaratıcının ve dinin vaadinin doğru olduğunu bizzat ve bütün benliğimde, başka hiç bir bilgide bulamadığım kesinlik seviyesinde yaşıyorum. bunu yaşayamasaydım belki inanmazdım. tabi bu anlattıklarım, inanmayı benim kendi marifetimle seçtiğim gibi yaratıcı kul ilişkisinde edep dışı bir anlama da yol açmasın. aslında O beni inanmam için lütfu ve cömertliğiyle seçmeseydi, ben kendi kendime bunu gerçekleştiremezdim.

 

(Bu arada ben bilimin ya da aklın imkansız veya kötü bir şey olduğunu söylemedim. Bilakis bilim, oldukça makul ve faydalı. ama bazı ateistler din karşıtlığını bilimi dogmalaştırarak ifade ettiklerinden ben de onlara bilimin olmasını istedikleri ya da olduğunu sandıkları şey olmadığını yansıtmaya çalışıyorum.)

 

peki bilim bana ne vaad ediyor? bilimin vaadi tam olarak şu: insan olarak kendi nefsinde ve kendi dışında var olan bazı olay ve olguları kafanda soyutlamalarla, sınıflandırmaya tabi tutarak, neden sonuç ilişkileri kurarak,deneylerle vb.  test ederek açıklayacak modeller geliştirebilirsin. bir kısım modeller bazı şeyleri açıklayabilir. bazı şeyleri açıklayamaz. bunların açıklayamadıkları bazı şeyleri başka modeller açıklayabilir. bu modeller sürekli değişir, gelişir, güncellenir. zaten en büyük marifetleri yanlışlanabilir olmalarıdır. sabit değildir, dogmatik değildir. ne insan nefsinin biliminde (psikolojide), ne sosyal bilimlerde, ne doğal bilimlerde ilgili bilgi alanına dair her şeyi açıklayabilen bir model mevcut değildir vb. yani bilim sana şunu diyor: "Sana açıklayabildiğin şeyleri açıklayabilmeyi vaad ediyorum". Sağol ya. insan olarak uzun zamandır böyle bir totolojinin hasretini çekiyordum zaten.   

 

inanç, türkçesi kanı: bir düşünceye gönülden bağlı bulunma.

 

dinlerin, size, sizin uydurduğunuz şeyi söz verdiğine inanmışsınız.

bilimin ise yine size, sizin uydurduğunuz bir şeyi söz verdiğine inanmışsınız.

 

öncelikle: bilim ya da bilimadamları size herhangi bir söz vermiyor. bilim ya da bilimadamları, sizin varlığınıza bile ihtiyaç duymuyor. bilim, doğayı açıklama yolu. 

din ya da din adamları size sözler veriyor. din ya da dinadamları sizin varlığınıza ihtiyaç duyuyor. din, bilim yapmayanların, doğa karşısında kendilerini rahatlatma yolu.

din ya da din adamları için varlığınız  -aslında yalnızca kol gücü ve parasal olarak- değerli.

 

hiçbir ortak yanları olmasa da ve bilim size herhangi bir şeyin sözünü vermese de, her ikisini de bu açıdan sözde değerlendirmeniz, kendini hayal dünyasında kaybetmiş herkesin yaptığı bir yanlış. bunca uzun yazmadan önce, neyi ne şekilde değerlendirmeye kalktığınızı irdeleseydiniz iyiydi.

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Kötülük problemi tanrının olmadığının kanıtı değildir. Tanrı inancının yol açtığı paradoks ve problemlerden sadece biridir. Öyle dünya karadeliğe düşse filan diye saçma sapan örneklerle de açıklanmaz. Kötülük probleminin en büyük göstergesi doğanın sisteminin canlıların birbirlerini yemeden hayatta kalamayacağı, bunu yapmaya zorunlu oldukları bir formatta olmasıdır.

 

Bunu eğer bir tanrı ayarladı, canlılar birbirlerini yemeden hayatta kalamasınlar deseydi, o tanrının günde beş vakit gelmişini geçmişini iterim diye saydırmak gerekirdi. Neyse ki tanrı yok da böyle bir şey yapmamıza gerek kalmıyor. Tanrı olsaydı işimiz çok zordu. Her gün işin yoksa saydır dur! Bu durumda tanrı korkunç, sinsi, amansız ve düşünebileceğimiz en büyük düşmanımız olurdu.

 

Ben bu allahçıları anlayamıyorum. Canlıları birbirini yemek zorunda, bunu yapmadan hayatta kalamasınlar şeklinde yarattığına inandıkları bir allaha nasıl şükür edebiliyor tapınabiliyorlar anlamıyorum. Böyle bir allaha ne tapınması, olsaydı ona beş değil elli vakit gelmiş geçmiş saydırmak gerekirdi. Ben tam tersine iyi ki allah yok da kafamız rahat diyorum. Allahın olması çok çok ciddi ve büyük bir sorun teşkil ederdi.

 

İronik olarak "allaha şükür allah yok" derim! :lol: Allah korusun ya bir de allah olsaydı? :D İşin yoksa "hay ben bu allahın gelmişini geçmişini..." diye günde elli kez saydırma seramonisi yap... İşi bulurduk! Allahın olmayışı son derece süper bir durum. Olması kadar kötü berbat bir durum daha düşünemiyorum.

Link to post
Sitelerde Paylaş
8 hours ago, Yeni Üye said:

 

Bütün olarak cevabınızı kıymetli buluyor ve üzerinde konuşmak, tartışmak istiyorum ancak öncelikle şu sorunuza cevap vermek istiyorum.

 

Üslubumdan da anlayabileceğiniz üzere yaratıcıyla irtibatımı zihinsel, mantıki, dile dökülen lafızlar üzerinden değil bütün benliğimi kaplayan, bende şüpheye yer bırakmayan hisler ve manalar üzerinden kuruyorum. Yani insan aşıksa aşıktır. onu gerçekten anlayan ancak kendisidir. ona aşkı zihninin ve dilinin imkanlarıyla anlat dendiğinde anlatımı eksik olacaktır. aşkını resmet dediğinde resmi eksik olacaktır. aşkını şiire ya da musikiye dök dendiğinde şiiiri ve musikisi eksik olacaktır. aşkını doğal bilimlerin yöntemiyle bana izah et dendiğinde size acıyacaktır. O yüzden "Tadan Bilir" denmiş. 

Peki ne olsa inanmazdım. Yaratıcı bana bir vaatte bulunuyor. Bana diyor ki inanırsan dünya ve ahirette mutlu olursun. Ahireti bilmem ama dünyada mutlu olabiliyorum. Bu size basit gelebilir ama, çok akıllı, çok kompleks bir organizma olan bir insan olarak kendi imkanlarımla(zihnimle, aklımla, sahip olduğum dünyalık hiç bir şeyle) gerçekleştiremediğim bir şey. diğer yandan Yaratıcı diyor ki: "İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur". Ben bunun da doğru olduğunu bütün benliğimle tecrübe ediyorum. yani Yaratıcının zikri dışında dünyaya dair hiç bir tecrübem kalbimi huzura, sükuna ve itminana ulaştırmıyor. kısaca Yaratıcının ve dinin vaadinin doğru olduğunu bizzat ve bütün benliğimde, başka hiç bir bilgide bulamadığım kesinlik seviyesinde yaşıyorum. bunu yaşayamasaydım belki inanmazdım. tabi bu anlattıklarım, inanmayı benim kendi marifetimle seçtiğim gibi yaratıcı kul ilişkisinde edep dışı bir anlama da yol açmasın. aslında O beni inanmam için lütfu ve cömertliğiyle seçmeseydi, ben kendi kendime bunu gerçekleştiremezdim.

 

(Bu arada ben bilimin ya da aklın imkansız veya kötü bir şey olduğunu söylemedim. Bilakis bilim, oldukça makul ve faydalı. ama bazı ateistler din karşıtlığını bilimi dogmalaştırarak ifade ettiklerinden ben de onlara bilimin olmasını istedikleri ya da olduğunu sandıkları şey olmadığını yansıtmaya çalışıyorum.)

 

peki bilim bana ne vaad ediyor? bilimin vaadi tam olarak şu: insan olarak kendi nefsinde ve kendi dışında var olan bazı olay ve olguları kafanda soyutlamalarla, sınıflandırmaya tabi tutarak, neden sonuç ilişkileri kurarak,deneylerle vb.  test ederek açıklayacak modeller geliştirebilirsin. bir kısım modeller bazı şeyleri açıklayabilir. bazı şeyleri açıklayamaz. bunların açıklayamadıkları bazı şeyleri başka modeller açıklayabilir. bu modeller sürekli değişir, gelişir, güncellenir. zaten en büyük marifetleri yanlışlanabilir olmalarıdır. sabit değildir, dogmatik değildir. ne insan nefsinin biliminde (psikolojide), ne sosyal bilimlerde, ne doğal bilimlerde ilgili bilgi alanına dair her şeyi açıklayabilen bir model mevcut değildir vb. yani bilim sana şunu diyor: "Sana açıklayabildiğin şeyleri açıklayabilmeyi vaad ediyorum". Sağol ya. insan olarak uzun zamandır böyle bir totolojinin hasretini çekiyordum zaten.   

 

 

Yaratıcının sana bir vaatte falan bulunduğu yok... Bu kafayla mutlu olur musun, belki, bir nevi uyuşturucu vakası, malum onlarda mutlu eder adamı öldürene kadar. 

 

Kalplerin allahı anmakla, karısını döven, 10 aylık bebeği öldürüp, karnındaki 9 aylık bebekle kadına tecavüz eden, milleti köle eden, ufacık kızları köle edip satan, milleti kesen, kendini patlatıp çoluk çocuk demeden öldüren, ufacık çocuklara oğlan kız demeden tecavüze çıkan, sarkan falan tiplere sebep olur sadece, tarih bunun kanıtıyla doludur. 

 

Bilimin açıklayamacağı hiç bir şey yoktur, bundan emin olabilirsin. Sorun senin zerre bilimden anlamaman, bilime bulaşabilecek kadar bilgiye de sahip olmaman sadece.

 

Ama bu konudaki sorun en biliyor musun? Sorun bilimin ne yaptığı ne yapmadığı değil. Sorun senin tanrının ne halt işlediği, ne mal olduğu. Amanda bilim şunu bilmiyormuş, etmiyormuş, açıklayamıyormuş, bunlar tatava, tantana ve boş lakırdı. MEsele, senin amanda var dediğin varlığının varlığını göstermen. 

 

Ne yapabiliyorsun, ancak bir şeylerin yokluğunu gösterebiliyorsun o kadar. Efenim şu olamazmışta, halt etmişsin, oluyor işte, olabilir de, bu başka mesele, mesele, bir şeyin olamaması, başka bir şeyin olduğuna delil, emare falan olamaz. 

 

Bak iddiaya girelim istersen, senin kafanla, senin bir eşek oğlu eşek olduğunu gayet güzel ispatlarım sana. Var mısın?

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...