Jump to content
Donatello23

Türkiye'nin Çuvalladığı Noktalar

Recommended Posts

Donatello23    0

1) Eğitim sistemi:

Liberaller dediler ki "ABD'de bütün okullar para ile, Bizde de öyle ola"

- Mis gibi de oldu. 90'lardan itibaren çocuklara Atatürk'ün kötü bir insan olduğu, cumhuriyet ilkelerinin İslama göre yanlış olduğunun öğretildiği doğru dürüst denetlenmeyen okullar / yurtlar açıldı. 

Yani Zengin çocukları kendi güzel okullarına gidebildiler. Zengin olmayanlar da Salafist yetiştiren okullara gittiler. Şimdi 2017'de birbirini anlamayan iki kitle ortaya çıktı. Biri diğeri için "bu medeniyete neden karşı" düşüncesinde. Diğeri "bu adam allaha nasıl hesap verecek" düşüncesinde.

 

Gerçek: Eğitim birleşik, tek, parasız ve herkesi kapsayıcı olmalıdır. Mümkünse Üniversite düzeyinde bile böyle olmalıdır. Dileyen aileler çocuklarını okul dışında kuran kursuna filan yazdırmakta özgürdürler.

 

2) Basın özgürlüğü. Öldürülen, tutuklanan, yakılan, sürgüne gönderilen, işkence gören yazar / düşünür sıkıntısı bu ülkede belki bir tek 90'lı yıllarda olmadı. Eskiden de bunu kontrol eden bir "iyi adam" yani devlet vardı. Şimdi basın bellirli bir iki zümrenin kontrolüne geçti. Millet de bugün K.Koreyi bile bilmiyor. Pkk biliyor, Feto biliyor, bitti. gastede bu bir de trafik kazası / cinnet haberleri var. Konuşunca da anlatamıyorsun "Atatürk kimdir?, Cumhuriyet nedir? Özgürlük nedir? İnsan Hakları AB filan ne işe yarar?" - Yok basmıyor.

 

Gerçek: her ülkede bir milliyet / Hürriyet / Show TV gibi bir ana-akım basını, bir de muhalif basın kuruluşları bulunur. Bunlar dilediklerini yazmakta özgürdür. Ve insanlar dilediğini seçmekte özgürdür.

 

3) Yargı bağımsızlığı: Bunu salafistlerin bile anlaması gerek çünkü saraya bağlı hukuk sistemi nasıl olacak bilen yok zaten.

 

4) Diğer cumhuriyet ilkeleri. 

İlkelerin önemi vardır. Geçmişten beri en büyük sorun. "İlkelere saygı" konusunun anlaşılmamasıdır. Cumhuriyet düzeninde ilkeler vardır ve hiçbirini hiçbir zaman ihlal edemezsin. Nokta. "Ben ihlal edicem, ben daha iyi biliyom" aslında mümkün. Ama işte bakınız bu salafistler Atatürk zamanında yer altına indiler, Başından beri cumhuriyet ile ilgili ne varsa "islam adına" karşı çıktılar. Şimdi ülkeyi aldılar, aldıktan sonra "şimdi ne yapak" diye salak salak birbirlerine bakıyorlar.

 

- Yani ilkeleri ihlal edebilirsin. Doğrudur. Ama ihlal etmeseydin belki darbe süreçleri de yaşanmayacaktı, 2017'de Salafist bir ülke haline de gelmeyecektik, Her şey daha düzgün olacaktı.

 

+ Bunlar sistemdeki çatlaklardır. Ben bizzat emperyalistleri hatta siyonistlerin bu çatlakları beslediklerine de inanıyorum. Şİmdi ne derlerse "peki babo" diyecek bir ülkeleri oldu. ben öyle bakıyorum. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
adalet123    0
58 dakika önce, anibal yazdı:

Bunlar sonuç

 

Asıl mesele, 1947 yılında, CHP'nin kendi içindeki reformcuları temizlemesi ile başlar.

 

Hocam detaylı olarak anlatmanız mümkün mü?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
anibal    0
5 minutes ago, adalet123 said:

 

Hocam detaylı olarak anlatmanız mümkün mü?

 

Bu mevzu, belkide Türkiye tarihinin en az bilinen, üstü en çok örtülmeye çalışılan mevzusudur. Önemli bir tarihçi ve iktisatçı olan, Korkut Boratav, özetle konuyu şu şekilde resmeder:


 

Quote

 

1946 yılı, Cumhuriyet Türkiye’sinin tarihinde hem siyasi, hem iktisadi bakımdan yeni bir dönüm noktası oluşturur. Siyasi bakımdan 1946 yılı, tek parti rejiminden çok partili parlamenter rejime geçişin başlangıç tarihidir. 5 Eylül 1945’te Milli Kalkınma Partisi’nin, 7 Ocak 1946’da Demokrat Partinin kuruluşları ile başlayan ve 21 Temmuz 1946’da, bütün baskı ve yolsuzluklara rağmen ilk kez tek dereceli seçimlerin yapılabilmesi ile sürdürülen ve 14 Mayıs 1950’de yine seçim yoluyla iktidarın el değiştirmesine yol açan bu siyasi dönüşümün önemi hiçbir biçimde küçümsenemez. Kısa süren bir yaygın demokrasi denemesinden sonra 1946 yılı sonunda solcu partiler ve bunların paralelindeki sendikalar kapatılarak sosyalist hareket yasal siyasetin dışına itildi.

 

1946 yılına salt iktisadi bakımdan da bir dönüm noktası niteliği kazandıran özellik, 16 yıldır kesintisiz olarak izlenen kapalı, korumacı, dış dengeye dayalı ve içe dönük iktisat politikalarının adım adım gevşetildiği; ithalatın serbestleştirilerek büyük ölçüde artırıldığı; dış açıkların kronikleşmeye başladığı; dolayısıyla dış yardım, kredi ve yabancı sermaye yatırımları ile ayakta duran bir ekonomik yapının yerleşmesi olmuştur. ... Liberal dış ticaret politikaları bu dönemin bitiminde çok uzun bir süre için terk edilecektir.  

 

1945 sonrasının siyasi gelişmelerinde egemen sınıfların bu iki ana grubu, iki ayrı yol izledi. Birinci grup, esas olarak Demokrat Parti hareketini örgütlemeye ve desteklemeye yönelirken, kaderlerini CHP iktidarlarına bağlayan ikinci grup, CHP içinde topluma da yansıyan bir temizlik harekatı başlattı ve başardı: Köy Enstitülerinin çökertilmesi, üniversitede tasfiye ve savaş sonunda filizlenmeye başlayan ilerici, solcu ve demokrat oluşumların ezilmesi böylece sağlandı. Bu operasyon 1947 CHP Kurultayında Parti içindeki reformcu kanadın kesin yenilgisiyle mümkün kılındı.

 

Kapitalist sistemin yeni ve tartışmasız lideri ABD idi ve Türkiye’nin bu sistemin içinde Amerikan nüfuz alanı içinde yer alması savaş bitmeden kesinleşmişti. Uzun süreli bir genişleme dönemine giren, kapitalist dünya ekonomisinin merkezlerinde yeniden serbest ticaret doktrini egemen oluyor; sermaye hareketlerine konan engeller yıkılıyor ve Amerikan kaynaklı sermaye yatırımları, dış yardım ve krediler, bu genişleme sürecinin kritik araçlarını oluşturuyordu. ... 1930’dan beri dış ticaret açığı vermeden ayakta durabilmiş (ve savaş yıllarında hızla büyüyebilmiş) bir ekonominin birdenbire (ve dış ticarette liberalizasyona paralel olarak) dış açık vermeden yaşayamaz bir yapıya dönüşmesi, büyük ölçüde kapitalist dünya ekonomisinin savaş sonu konjonktürü tarafından belirlenen bir dönüşüm olarak görülmelidir.

 

1946 planının hazırlanmasından birkaç ay sonra, 7 Eylül 1946’da bir dolar karşılığı Türk lirası 1,28 den 2,80’e çıkarılarak Cumhuriyet tarihinin ilk büyük devalüasyonu, ekonomiyi dünya ekonomisine entegre etmeye yönelik liberalizasyon tedbirleri ile birlikte uygulamaya konuyor ve dış yardım arayışlarına girişiliyordu. 1947 CHP Kurultayı bu doğrultudaki yeni yönelişin kesinleştiği bir uğrak olarak algılanabilir. Parti dışında solcu ve ilerici akımların tasfiyesinden, parti içinde de reformcu ve demokrat grupların etkisiz bırakılmasından sonra yapılan Kurultay, sermaye çevrelerinin ekonomik taleplerinin pek çoğunu benimsiyor ve devletçiliği esas olarak özel teşebbüse yardım etmeye dönük bir ilke olarak yeni baştan yorumluyordu. ... CHP ve DP’nin bu yıllardaki iktisadi platformları arasında büyük bir paralellik vardır. Tek önemli fark, sayılan alanların dışında kurulmuş olan devlet işletmelerinin giderek özel teşebbüse devrini isteyen İstanbul burjuvazisi ile DP yaklaşımına karşı, bu alanlarda yeni kamu yatırımlarına girişmeyi kabullenmekle birlikte, varolan işletmelerin devrini benimsemeyen CHP tutumu arasında gözlenmektedir.

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Ten Ten    0
14 saat önce, Donatello23 yazdı:

1) Eğitim sistemi:

Liberaller dediler ki "ABD'de bütün okullar para ile, Bizde de öyle ola"

- Mis gibi de oldu. 90'lardan itibaren çocuklara Atatürk'ün kötü bir insan olduğu, cumhuriyet ilkelerinin İslama göre yanlış olduğunun öğretildiği doğru dürüst denetlenmeyen okullar / yurtlar açıldı. 

Yani Zengin çocukları kendi güzel okullarına gidebildiler. Zengin olmayanlar da Salafist yetiştiren okullara gittiler. Şimdi 2017'de birbirini anlamayan iki kitle ortaya çıktı. Biri diğeri için "bu medeniyete neden karşı" düşüncesinde. Diğeri "bu adam allaha nasıl hesap verecek" düşüncesinde.

 

Gerçek: Eğitim birleşik, tek, parasız ve herkesi kapsayıcı olmalıdır. Mümkünse Üniversite düzeyinde bile böyle olmalıdır. Dileyen aileler çocuklarını okul dışında kuran kursuna filan yazdırmakta özgürdürler.

 

2) Basın özgürlüğü. Öldürülen, tutuklanan, yakılan, sürgüne gönderilen, işkence gören yazar / düşünür sıkıntısı bu ülkede belki bir tek 90'lı yıllarda olmadı. Eskiden de bunu kontrol eden bir "iyi adam" yani devlet vardı. Şimdi basın bellirli bir iki zümrenin kontrolüne geçti. Millet de bugün K.Koreyi bile bilmiyor. Pkk biliyor, Feto biliyor, bitti. gastede bu bir de trafik kazası / cinnet haberleri var. Konuşunca da anlatamıyorsun "Atatürk kimdir?, Cumhuriyet nedir? Özgürlük nedir? İnsan Hakları AB filan ne işe yarar?" - Yok basmıyor.

 

Gerçek: her ülkede bir milliyet / Hürriyet / Show TV gibi bir ana-akım basını, bir de muhalif basın kuruluşları bulunur. Bunlar dilediklerini yazmakta özgürdür. Ve insanlar dilediğini seçmekte özgürdür.

 

3) Yargı bağımsızlığı: Bunu salafistlerin bile anlaması gerek çünkü saraya bağlı hukuk sistemi nasıl olacak bilen yok zaten.

 

4) Diğer cumhuriyet ilkeleri. 

İlkelerin önemi vardır. Geçmişten beri en büyük sorun. "İlkelere saygı" konusunun anlaşılmamasıdır. Cumhuriyet düzeninde ilkeler vardır ve hiçbirini hiçbir zaman ihlal edemezsin. Nokta. "Ben ihlal edicem, ben daha iyi biliyom" aslında mümkün. Ama işte bakınız bu salafistler Atatürk zamanında yer altına indiler, Başından beri cumhuriyet ile ilgili ne varsa "islam adına" karşı çıktılar. Şimdi ülkeyi aldılar, aldıktan sonra "şimdi ne yapak" diye salak salak birbirlerine bakıyorlar.

 

- Yani ilkeleri ihlal edebilirsin. Doğrudur. Ama ihlal etmeseydin belki darbe süreçleri de yaşanmayacaktı, 2017'de Salafist bir ülke haline de gelmeyecektik, Her şey daha düzgün olacaktı.

 

+ Bunlar sistemdeki çatlaklardır. Ben bizzat emperyalistleri hatta siyonistlerin bu çatlakları beslediklerine de inanıyorum. Şİmdi ne derlerse "peki babo" diyecek bir ülkeleri oldu. ben öyle bakıyorum. 

Salafist ne demek?ilk defa duydum. :)

 

Atatürk yerli ve yabancı özel okullara karşı değildi.

 

O zamanlar azdı denetlenebiliyordu.

 

Sayıları artınca denetlenemez oldu.

 

Yargı hiçbir zaman bağımsız olmadı ki.

 

Neden idam edildiğini neden hapishaneye atıldığını bilmediğim anlamadığım bir sürü insan var bu ülkede.

İstiklal mahkemelerinde yapılan idamlar var.

Nazım hikmet in suçu neydi?

Said nursi nin suçu neydi?

Nihal atsız ın suçu neydi?

Bu insanları hapishaneye atmak onları daha değerli yapmaktan başka ne işe yaradı?

Adnan menderes i idam edince Amerikaya bağımlılıktan kurtulduk mu?

 

 

 

 

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Donatello23    0
15 saat önce, anibal yazdı:

Bunlar sonuç

 

Asıl mesele, 1947 yılında, CHP'nin kendi içindeki reformcuları temizlemesi ile başlar.

 

- Bu güzel bir alıntı olmuş.

 

Aynı şeyi söylüyoruz. Atatürk döneminden itibaren çeşitli çekişmeler yaşanmış. Sonraki dönemlerde ABD ve CIA (Gerçek CIA) bu "Sol" denen varlıktan korkmuş. Avrupa'da Solun gelişip evrildiği dönemlerde, bizde bastırılmış, yozlaşmış, terörle iç içe bir sol ortaya çıkmış.

 

Da neremiz düzgün ki? Dini kimlikler bir arada yaşayamazlar, etnik kimlikler bir arada yaşayamazlar, Laikler - Muhafazakarlar bir arada yaşayamazlar. filan.

 

Bu, bir de ben 70'lerin devlet terörü + 80 darbesini destekleyenlerden değilim. Neden? - Senin gencin. orada hortum tuttuğun, sigara söndürdüğün adam, bizlerle yaşıt o zamanın gençleriymiş. Elektrikler kesilip milleti evlerinden alırlarmış. Yerlerde sürüklene sürüklene işkence odalarına götürülürlermiş (Ki şu anda Doğuda yine aynı şeyler yaşanmaktadır).

 

Mesela CIA konuşacaksan bunu konuşacaksın. Bir yere kadar ABD ile müttefik, Batı'da yer alan bir ülkesin. Anladık. Da Yunanlılar / İtalyanlar hem komünist olmadılar, hem de kendi gençlerini öldürüp / işkence etmediler.

 

Yani Türk tarihinde sık sık anlatıldığı gibi bir "iyi adamlar" olayı var. 

Mesela Menderes'i asmışlar. Olabilir. 

Da "İyi adamlar" nereye kadar var, nerde "tamam, o dönemde öyle yapılması gerekmiş olabilir", nerede "Bu kadar da olmaz, Oha yani" diyeceğiz. Ben çizgiyi 70'lerin sonu ve 1980 ihtilalında çekiyorum. Feto'nun, İmam hatiplerin peydahlanmaya başladıkları dönem asıl bu dönemdir.

 

Çünkü orada "Tamam, sen benim müttefiğimsin. Al sana üs verdim, Solcularlaa mücadele ediyorum, Doğu bloğuna katılmayacağım ama mesela "sağcıları solculara kırdırmayacağım, kendi insanıma eziyet / işkence etmeyeceğim / Ateist yazarlar vurulunca havaya bakıp ıslık çalmayacağım" diyebilmen lazım. Menderes asılırkan tam olarak bunu demişler diye biliyorum. Sonra git gide bunu yapamamaya başlamışlar.

 

Ten Ten: İşte mesele ilkeler, ilkelere bağlılıkla ilgili. 1 günde zaten düzeltilmez de, ben mantıklı yolda nasıl kalınır? Hata bir sürü var. CHP'den beri var. "Kritik hata" nerede yapıldı.

 

Her ülkenin bir sürü gol yemişliği, penaltısı, Kırmızı kartı şusu busu vardır da. Maçı artık kaybetmeye başladığın, o noktadan sonra maçı alamayacağın nokta da vardır. 

Zaman su gibi gidiyor. Kenan Evren artık yok mesela. Zaman geçmiş üzerinden de. Hatayı kabullenip, kritik hatayı bir daha yapmama durumu da olabilir. Onu söylemek istiyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
anibal    0
19 minutes ago, Donatello23 said:

 

- Bu güzel bir alıntı olmuş.

 

Aynı şeyi söylüyoruz. Atatürk döneminden itibaren çeşitli çekişmeler yaşanmış. Sonraki dönemlerde ABD ve CIA (Gerçek CIA) bu "Sol" denen varlıktan korkmuş. Avrupa'da Solun gelişip evrildiği dönemlerde, bizde bastırılmış, yozlaşmış, terörle iç içe bir sol ortaya çıkmış.

 

Da neremiz düzgün ki? Dini kimlikler bir arada yaşayamazlar, etnik kimlikler bir arada yaşayamazlar, Laikler - Muhafazakarlar bir arada yaşayamazlar. filan.

 

Bu, bir de ben 70'lerin devlet terörü + 80 darbesini destekleyenlerden değilim. Neden? - Senin gencin. orada hortum tuttuğun, sigara söndürdüğün adam, bizlerle yaşıt o zamanın gençleriymiş. Elektrikler kesilip milleti evlerinden alırlarmış. Yerlerde sürüklene sürüklene işkence odalarına götürülürlermiş (Ki şu anda Doğuda yine aynı şeyler yaşanmaktadır).

 

Mesela CIA konuşacaksan bunu konuşacaksın. Bir yere kadar ABD ile müttefik, Batı'da yer alan bir ülkesin. Anladık. Da Yunanlılar / İtalyanlar hem komünist olmadılar, hem de kendi gençlerini öldürüp / işkence etmediler.

 

Yani Türk tarihinde sık sık anlatıldığı gibi bir "iyi adamlar" olayı var. 

Mesela Menderes'i asmışlar. Olabilir. 

Da "İyi adamlar" nereye kadar var, nerde "tamam, o dönemde öyle yapılması gerekmiş olabilir", nerede "Bu kadar da olmaz, Oha yani" diyeceğiz. Ben çizgiyi 70'lerin sonu ve 1980 ihtilalında çekiyorum. Feto'nun, İmam hatiplerin peydahlanmaya başladıkları dönem asıl bu dönemdir.

 

Çünkü orada "Tamam, sen benim müttefiğimsin. Al sana üs verdim, Solcularlaa mücadele ediyorum, Doğu bloğuna katılmayacağım ama mesela "sağcıları solculara kırdırmayacağım, kendi insanıma eziyet / işkence etmeyeceğim / Ateist yazarlar vurulunca havaya bakıp ıslık çalmayacağım" diyebilmen lazım. Menderes asılırkan tam olarak bunu demişler diye biliyorum. Sonra git gide bunu yapamamaya başlamışlar.

 

Ten Ten: İşte mesele ilkeler, ilkelere bağlılıkla ilgili. 1 günde zaten düzeltilmez de, ben mantıklı yolda nasıl kalınır? Hata bir sürü var. CHP'den beri var. "Kritik hata" nerede yapıldı.

 

Her ülkenin bir sürü gol yemişliği, penaltısı, Kırmızı kartı şusu busu vardır da. Maçı artık kaybetmeye başladığın, o noktadan sonra maçı alamayacağın nokta da vardır. 

Zaman su gibi gidiyor. Kenan Evren artık yok mesela. Zaman geçmiş üzerinden de. Hatayı kabullenip, kritik hatayı bir daha yapmama durumu da olabilir. Onu söylemek istiyorum.

 

CIA'in falan, soldan korktuğu morktuğu yok. Biraz işgüzarlık önce. Ne diyor meşhur Necp Fazıl: ABD'Nin taşaklarını yalamalıyız... O zaman, nerden başlayacağız, ABD'nin günah keçisi solculardan.. Yürü solcuların üstüne.. Hem, hazır ne güzel siyasi rakipleri dümdüz de ediyorsun bonus olarak.

 

İşin acı tarafı, bunu sadece sağ, DP cephesi yapsa, hadi neyse. Devrin soluda, CHP'side onların peşinde gider, en azından kayıtsız kalır. 

 

 

 

Devrin azılı ülkücüsü, sağcısı, Mehmet AĞAR der ki: Valla solcular, eline çakı dahi almamış masumlarmış...

 

Ama, "ahanda komanist, ahanda ortanın solu, moskovanın yolu"falan denerek, her fırsatta öldürülen, katledilen, sonra bir de utanmadan, katil ilan edilen solcular olmuştur. 

 

Ama bu işin içinde CIA, ABD falan parmağı aramak, bu şerefsizliği yapanları aklayıp, kabahati kediye yüklemek olacaktır. 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Donatello23    0

- Onlar da az değilmiş diye biliyorum. (Ki birçoğuna saygı beslemekteyim). Ama Deniz Gezmiş ve arkadaşları dağlara çıkmışlardır. Fidel Kastro ve Che Guevara gibi silahlı devrim yapacaklardır. Birçoğu da silahlıymış. MHP'lisi de silahlıymış.

 

- Ben o dönemi yaşamadım. Ama o noktada çizgiyi burada çekersin diye biliyorum: Yani "Solcusun, tamam, yazını yazabilirsin, kitap basabilirsin, konuşabilirsin, parti kurabilirsin, gösteri yapabilirsin, ama bu kadar, silah alamazsın" diyebilmen lazım. Devrimci kuşak olayı Amerika'da da yaşandı, Fransa'da sallandı, Almanya'da sallandı. Eskiler bana diyorlar ki "Polis engelleyemiyordu" Nasıl engelleyemez? Silahlı adamı tutuklarsın. Medeni ceza evine tıkarsın, 10 sene verirsin. MHP'li olup silahlı adamı da tutuklarsın, Bu yukarda dediklerimin dışına çıkan herkesi tutuklarsın. Yetmiyorsa ülke genelinde silah satışını yasaklarsın (İngiltere'deki gibi). Ne olursa olsun o iki grubu karşı karşıya getirtmezsin. 

 

Siyasetin yeri meclistir, sokaktır, Üniversitedir, da dağlarda siyaset yapılmaz. / 2017'nin adamı olarak soruyorum: Polis yok muydu acaba, Bu dediklerim her yerde benim dediğim gibi yapıldı. Gerçi İngiltere'de de IRA filan çıktı, da işte onlarda bile silahlı sol örgüt ile normal sol örgüt ayrımı var. Biri yasal değil. Diğeri yasal. Bizde komplesini götürüyor. 

/ CIA böyle bir şey. Adamın müslüman olmasından dolayı Atesite gıcık olduğunu zaten biliyor. Ondan sonra 1940'larda itibaren, benzini dökmeye başlıyor. 

 

Mesela: Nazım Hikmet solcudur. Anladık. Fransa liberal bir ülke, aynı dönemde 200 tane sol görüşlü şairleri var. Nazi işgali dönemi hariç, adamların içeri atılma, öldürülme, sürgün edilme durumu yok.

 

- Ben bunlara kafa yoruyorum. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
anibal    0
8 hours ago, Donatello23 said:

- Onlar da az değilmiş diye biliyorum. (Ki birçoğuna saygı beslemekteyim). Ama Deniz Gezmiş ve arkadaşları dağlara çıkmışlardır. Fidel Kastro ve Che Guevara gibi silahlı devrim yapacaklardır. Birçoğu da silahlıymış. MHP'lisi de silahlıymış.

 

- Ben o dönemi yaşamadım. Ama o noktada çizgiyi burada çekersin diye biliyorum: Yani "Solcusun, tamam, yazını yazabilirsin, kitap basabilirsin, konuşabilirsin, parti kurabilirsin, gösteri yapabilirsin, ama bu kadar, silah alamazsın" diyebilmen lazım. Devrimci kuşak olayı Amerika'da da yaşandı, Fransa'da sallandı, Almanya'da sallandı. Eskiler bana diyorlar ki "Polis engelleyemiyordu" Nasıl engelleyemez? Silahlı adamı tutuklarsın. Medeni ceza evine tıkarsın, 10 sene verirsin. MHP'li olup silahlı adamı da tutuklarsın, Bu yukarda dediklerimin dışına çıkan herkesi tutuklarsın. Yetmiyorsa ülke genelinde silah satışını yasaklarsın (İngiltere'deki gibi). Ne olursa olsun o iki grubu karşı karşıya getirtmezsin. 

 

Siyasetin yeri meclistir, sokaktır, Üniversitedir, da dağlarda siyaset yapılmaz. / 2017'nin adamı olarak soruyorum: Polis yok muydu acaba, Bu dediklerim her yerde benim dediğim gibi yapıldı. Gerçi İngiltere'de de IRA filan çıktı, da işte onlarda bile silahlı sol örgüt ile normal sol örgüt ayrımı var. Biri yasal değil. Diğeri yasal. Bizde komplesini götürüyor. 

/ CIA böyle bir şey. Adamın müslüman olmasından dolayı Atesite gıcık olduğunu zaten biliyor. Ondan sonra 1940'larda itibaren, benzini dökmeye başlıyor. 

 

Mesela: Nazım Hikmet solcudur. Anladık. Fransa liberal bir ülke, aynı dönemde 200 tane sol görüşlü şairleri var. Nazi işgali dönemi hariç, adamların içeri atılma, öldürülme, sürgün edilme durumu yok.

 

- Ben bunlara kafa yoruyorum. 

 

Sol'un silahlı eylem yapacak dermanı olmadı pek. Sol'un yaptığı silahlı eylemleri saysanız, her halde iki elin parmaklarını ancak geçer. Ama sağ, bilhassa ülkücüler, bildiğin asıp kestiler. 

 

Polis yok muydu, vardı. Ama poliste onlardı zaten. Pek çok silahlı eylemde, bizzat polis tarafından yapıldı. Bir şekilde yakalanan falan da, sümen edildi, bilfiil ülkücüler kollandı.

 

Tıpkı bugün olduğu gibi, hedef eylem yapan eşkiya, terörist değil, bizzat fikrin kendisiydi. O fikri taşıyanlar, yok edilmeye çıkıldı. Tabi bunun sonucu olarak, o fikirlerin siyaset yapma şansı olmadı. Yani solcuysan, yazı falan yazamazsın, kitap basmayı geç, basılı kitabı bile alıp okuyamazsın, konuşursan ya mezarda ya zindandasın, parti kurmak gibi bir hayal dahi kuramazsın, gösteri falan yapamazsın....

 

Polis engelleyemiyor muydu? Zaten olayları yapanlar polis ve müştemilatı, bir örgüt halinde, neyi engelleyecek ki? Olay oluyor bahanesiyle, basbaya faşist bir temizlik yapılıyordu. Asker başa geçince, olayların tak diye kesilme sebebi budur, çünkü, zaten olay yapan, adam vuran eden, sadece çok belli, apaçık gözönünde olan çoğu resmi örgütlerdi. 

 

Düşünün bakalım, her yetkiye haiz ve her noktaya alanen yerleşebilen bir polis teşkilatına rağmen, çatır çatır olay çıkaran kadar gücü olan bir oluşum, neden ancak o kadar gücü olan, hatta, polis kadar yerleşik, yaygın olmayan asker karşısında sinsin? Kaldı ki, şehir eşkiyalığında, asker polis kadar etkin değildir, daha kolay hedeftir. 

 

Askerler, polis, emniyet vs.nin fişini çekti, çekince de doğal olarak olay falan kalmadı ortada. 

 

 

tarihinde anibal tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Donatello23    0
6 saat önce, anibal yazdı:

 

Sol'un silahlı eylem yapacak dermanı olmadı pek. Sol'un yaptığı silahlı eylemleri saysanız, her halde iki elin parmaklarını ancak geçer. Ama sağ, bilhassa ülkücüler, bildiğin asıp kestiler. 

 

Polis yok muydu, vardı. Ama poliste onlardı zaten. Pek çok silahlı eylemde, bizzat polis tarafından yapıldı. Bir şekilde yakalanan falan da, sümen edildi, bilfiil ülkücüler kollandı.

 

Tıpkı bugün olduğu gibi, hedef eylem yapan eşkiya, terörist değil, bizzat fikrin kendisiydi. O fikri taşıyanlar, yok edilmeye çıkıldı. Tabi bunun sonucu olarak, o fikirlerin siyaset yapma şansı olmadı. Yani solcuysan, yazı falan yazamazsın, kitap basmayı geç, basılı kitabı bile alıp okuyamazsın, konuşursan ya mezarda ya zindandasın, parti kurmak gibi bir hayal dahi kuramazsın, gösteri falan yapamazsın....

 

Polis engelleyemiyor muydu? Zaten olayları yapanlar polis ve müştemilatı, bir örgüt halinde, neyi engelleyecek ki? Olay oluyor bahanesiyle, basbaya faşist bir temizlik yapılıyordu. Asker başa geçince, olayların tak diye kesilme sebebi budur, çünkü, zaten olay yapan, adam vuran eden, sadece çok belli, apaçık gözönünde olan çoğu resmi örgütlerdi. 

 

Düşünün bakalım, her yetkiye haiz ve her noktaya alanen yerleşebilen bir polis teşkilatına rağmen, çatır çatır olay çıkaran kadar gücü olan bir oluşum, neden ancak o kadar gücü olan, hatta, polis kadar yerleşik, yaygın olmayan asker karşısında sinsin? Kaldı ki, şehir eşkiyalığında, asker polis kadar etkin değildir, daha kolay hedeftir. 

 

Askerler, polis, emniyet vs.nin fişini çekti, çekince de doğal olarak olay falan kalmadı ortada. 

 

- Evet. Böyle şeyler yaşadık işte.

Bu durumu bazen 70'lerin CIA destekli / Komünizm karşıtı Güney-Amerika diktatörlüklerine benzetiyorum bazen.

Ama genel görüntü olarak daha çok İspanya ve Portekiz'deki Franko ve Salazar diktatörlüklerine benzetiyorum.

 Hata da belki şundan kaynaklanıyor: İspanya / Portekiz / Güney Amrika devletleri Latin kültürüne sahip. İşkence ve ölümlere rağmen, mesela Franko gidince, sendikacılık, sol partiler, sol hareketler bunlarda bir şekilde toparlanabildi. Çünkü sosyalizm büyük oranda onların kültüründen çıkmış ve onlar sayesinde gelişmiş bir şey.

 

Bizim durumumuz daha çok Japonya'ya benziyor. Amerikalılar 1940'larda Japonya'yı ele geçirdiklerinde, Maoist Çin'den ve Rusya'dan Komünist propagandacılar gelmeye başlamış. Amerikalılar ne yapmış dersiniz? - İzin vermişler. Çünkü Japonya bir Asya kültürüne sahip. Teokratik ve feodal bir Güneş-İmparator rejimi ile yönetiliyor. Dolayısıyla Komünistler bu ülke açısından Batılılaşma unsuru olarak anlaşılmış. Halkın doğal eğilimi yine imparatorluk düzenine dönmek olduğu için, Cumhuriyet'in yerleşebilmesi için, Sol'un gelişimine izin vermişler.

 

Bu dediğim de CIA'in çuvalladığı nokta. Bin Ladin de CIA'den çıkmadır. Afganistan'da (yine komünizm ile mücadele için) Taliban'ı azdıran da CIA + Sudi Arabistandır. 11 Eylül 2001'den sonra da "Biz bunları niye bu kadar azdırdık" mantığına döndüler.

 

/ Türkiye açısından, Çoğu İnönü dönemi sonrasıdır. Bu tür geriye gidişler kötü olmuştur. Çünkü neticede bu İmparatorluk zihniyetinden %90 kurtulduk.  Tüm bu olanlara rağmen Cumhuriyet devrimleri başarılı olmuştur o yüzden AKP zihniyeti de saçma sapandır. Şimdi yavaş yavaş, hissettirmeden geri geri gitmeye çalışacaklar. Da İran'da bile geri geri gidemiyorlar. Halk Ahmedi Nejat yerine Humeyni'yi seçti, İslam Cumhuriyeti bile, kendine göre değişmeye çalışıyor.

 

2) ABD "ılımlı İslam" konusuna düşman değil. Mısırda gördük. Laik diktatörlük yerine Müslüman kardeşler gelse, Amerikanın hala umurunda olmayacak. Böyle de bir zeka eksikliği var adamlarda / ya da bir bildikleri var herhalde. 

 

O yüzden AKP ile hiçbir sorunları olamaz. Onları ilgilendiren bir şey yok. Afganistan gibi terörist yetiştirmediğin sürece, onlara dokunacak bir şey yapmadığın sürece Tayyip'ten filan ne istesinler. Niye umrunda olsun?

 

3 saat önce, Charlotte yazdı:

Halkın eğitimi tamamlanmadan çok partili düzene geçmek çöküşün başlangıcı oldu.

 

- Eğitim zor bir şey de değil, pahallı bir şey de değil. Birleştirdiğin ve özelleştirmediğin, ona buna medrese kurdurtmadığın sürece kolay kolay bir şey olmaz. 1 çocuk 12 yılda filan liseyi bitiriyor. Bu hesaba göre medreseleri bugün kapatsak, 2030 yılında genç kuşaktan olup da gerici olan insan kalmaz. 

 

/ yani saçma şeyler oluyor. Türkiye'de Osmanlıcı dayatmacılık yaygın. Soğuk kanlı mantığa dayalı zihniyeti henüz benimseyemedik. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
anibal    0

Öncelikle, 12 Eylül öncesi olaylarda, CIA parmağı görmek, yanlış bir görü. Bu gerçek düşmanı görmemeye yol açar. Evet, CIA'nin katkısı olmuş mudur? Mutlaka, fakat olaylar bütününde etkisi devede kulak kalır. Burada yapılan CIA ayağı değil, Türkiye'deki sağ tabanlı, faşizm heveslisi kitlenin, karşı görüşü tırpanlamasıdır, kimse CIA'ye atmasın suçu.

 

Dikkat edin, 1930'lu yıllar, yani Türkiye'nin silkelendiği, bir ülke olarak var olduğunu farkettiği dönem, bir önceki dönem olan milliyetçilik akımlarının dönemidir. Bu da elbette çeşitli ekonomik dertlerin sonucudur. Ama milliyetçilik ve birinci dünya savaşı o asıl dertleri çözememiştir. Araya giren 2. Dünya savaşı süreci, o dönem milliyetçilik akımının aşırlaşması ile oluşan faşistlerin savaşı sürecidir. Yani, 2 .Dünyasavaşı, Faşizme karşı bir savaştır. 

 

Bizde bunun yansıması, tek parti hükümetinin miadının dolması ile yükselen ve geriden gelen faşizm olmuştur. ABD, yeni bir faşist oluşuma destek olmayı düşünmedi elbette bu süreçte. Ama zafer sarhoşluğu ve bazı aptalca parayonalar ile, olan biteni göremedi Türkiye'de gelişen. Ha, belki gördü, umursamadı o ayrı mesele. Ama o dönemin kanlı faşizmine destekte vermedi, seyirci kaldı.

 

Anlamak gereken bir husus şudur. ABD'nin emperyalist girişimleri yoktur, ABD kültürü, emperyalizme fransızdır, anlamaz, hissetmez, bilmez. Ama daha WW2 öncesi başlayan, absürt, aptalca korkular ABD'yi değişik bir savunma doktrini oluşturmaya yöneltmiştir. Bu da, düşmanı, kendi evinde zaptetmek olarak özetlenebilir. Bu da, abes, garip bir şekilde, ABD'nin haldır huldur sağa sola dalmasına meydan vermektedir. Zira kendisini, abartmakta, çok büyük görmektedir, malum, tipik amerikan usulü, kocaman olacak her şey. Bu hareketler, ABD'ye maddi, manevi zarar verdiği ortadadır. Ama ABD bunları yapmasa acaba ne olurdu, nasıl olurdu, bu daha başka bir tartışma.

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Donatello23    0
4 saat önce, anibal yazdı:

Öncelikle, 12 Eylül öncesi olaylarda, CIA parmağı görmek, yanlış bir görü. Bu gerçek düşmanı görmemeye yol açar. Evet, CIA'nin katkısı olmuş mudur? Mutlaka, fakat olaylar bütününde etkisi devede kulak kalır. Burada yapılan CIA ayağı değil, Türkiye'deki sağ tabanlı, faşizm heveslisi kitlenin, karşı görüşü tırpanlamasıdır, kimse CIA'ye atmasın suçu.

 

Dikkat edin, 1930'lu yıllar, yani Türkiye'nin silkelendiği, bir ülke olarak var olduğunu farkettiği dönem, bir önceki dönem olan milliyetçilik akımlarının dönemidir. Bu da elbette çeşitli ekonomik dertlerin sonucudur. Ama milliyetçilik ve birinci dünya savaşı o asıl dertleri çözememiştir. Araya giren 2. Dünya savaşı süreci, o dönem milliyetçilik akımının aşırlaşması ile oluşan faşistlerin savaşı sürecidir. Yani, 2 .Dünyasavaşı, Faşizme karşı bir savaştır. 

 

Bizde bunun yansıması, tek parti hükümetinin miadının dolması ile yükselen ve geriden gelen faşizm olmuştur. ABD, yeni bir faşist oluşuma destek olmayı düşünmedi elbette bu süreçte. Ama zafer sarhoşluğu ve bazı aptalca parayonalar ile, olan biteni göremedi Türkiye'de gelişen. Ha, belki gördü, umursamadı o ayrı mesele. Ama o dönemin kanlı faşizmine destekte vermedi, seyirci kaldı.

 

Anlamak gereken bir husus şudur. ABD'nin emperyalist girişimleri yoktur, ABD kültürü, emperyalizme fransızdır, anlamaz, hissetmez, bilmez. Ama daha WW2 öncesi başlayan, absürt, aptalca korkular ABD'yi değişik bir savunma doktrini oluşturmaya yöneltmiştir. Bu da, düşmanı, kendi evinde zaptetmek olarak özetlenebilir. Bu da, abes, garip bir şekilde, ABD'nin haldır huldur sağa sola dalmasına meydan vermektedir. Zira kendisini, abartmakta, çok büyük görmektedir, malum, tipik amerikan usulü, kocaman olacak her şey. Bu hareketler, ABD'ye maddi, manevi zarar verdiği ortadadır. Ama ABD bunları yapmasa acaba ne olurdu, nasıl olurdu, bu daha başka bir tartışma.

 

- ben tarihsel gerçekleri anlatıyorum. Bütün o sağ - sol kavgası bana göre ciddi devlet işi değildir. Güney-Amerikanın Sol-gerillaları ve bunlara karşı kurulan sağ gerillaları gibi. 

Bir yandan Sovyetler Birliği Türkiyeyi istiyor (Nereyi istemiyor ki?). Diğer yandan ABD'de bunu önlemek istiyor. Diğer mesajımda da dediğim gibi, Güney Amerikanın Pinoche rejimleri filan ABD desteklidir. Çünkü Sovyetlerin kısa zamanda tüm dünya halklarına ulaşma ve bitmiş-kapitalizmi temizleyip yeni dünya düzeni kurma hayalleri var. Küba diğer bir örnektir. Amerikalılar Castro'ya karşı çıkarma bile yapmışlardır ve bu başarılı olamamıştır.

 

ABD 1. ve 2. DÜnya savaşına "Demokrasi ve İnsan hakları" için girmiştir. 2. Dünya savaşı sonrası, adı üstünde soğuk savaş başlamıştır. Her şey yine "demokrasi ve İnsan hakları" için ama yöntemler farklı. Bunun içinde Pinoşe'nin adamlarını eğitim nasıl bir devlet terörü uygulayacaklarını öğretmek de var. Türkiye bunun dışında kalmış mıdır? - Bana öyle görünmüyor.

 

+ Bu MHP - Sol davası baştan aşağı yapmacıklık kokuyor. Sebep: Sen yeni bir cumhuriyetsin. Atatürk öleli 30 Kurtuluş savaşı biteli 40 yıl filan olmuş. O dönemin gazileri filan hayatta ve ülkede yamyamlık başlayıp insanlar birbirini yemeye başlıyor. Bu mantık mıdır? - Değil. Hitler / Musolini cinneti gibi bir şeydir. Mutlaka dış kaynaklı olması lazım.

 

Ve bunlar Avrupa'da da var. IRA, ETA gibi örgütler de Ruslardan destek alıyordu diye biliyorum. Ama Avrupa savaştan sonra vakit kaybetmeden birleşme yoluna gitmiş. Bizim düştüğümüz duruma düşmemiştir. Bir yandan ABD ile müttefikliğini sürdürmüş. Ki orada da olaylar olmuş, yer yerinden oynamış. Ama benzer olaylar yaşanmamış. Dövülen insan / sakat kalan insan olmuş ama bu tür olaylar yaşanmamış. Burada anlatılan şey toplu cinnetten başka bir şey değildir. Devletin buna seyirci kalıp hatta bizzat içinde yer alması da ciddiyetsizlik işaretidir. Hindistan'da olsa, olmayacak bir şeydir. Devlet nötr olacak.

 

+ 2. DÜnya savaşı sonrası Faşizm yaşanmış bir şey olduğu için, belki 80'li yıllarda bir takım alt-kültürler ortaya çıkıncaya kadar kenara bırakılmış hatta unutulmuştur. Almanya'da gamalı haç ve diğer Nazi sembolleri yasaklanmıştır. Mein Kampf kitabı da savaştan beri ilk kez bu sene Almanya'da satışa sunulmuştur. Benim yaşıtım olan Avrupalılar (Çok da yaşlı sayılmam) Hitler'i ve Mussolini'yi duyunca halen şöyle bir ürperirler. Hitler'in İşgal etmediği Portekiz'de bile o dönemde yaşananlar, Toplama kampları filan halkın hafızasında gayet taze bir anıdır. Şovenistlik yapanlara bütün Avrupa'da "Pis Frankist, Pis Faşist Defol!" derler. Hatta aşırı otoriter kişilere de şaka yolu, bu tür yakıştırmalar sıklıkla yapılır. Bir yerde daha söylemiştim. Onlar faşizmi yaşadı. Biz yaşamadık. Sadece İnönü Döneminde "Almanlar bize saldırırsa ne yaparız?" korkusu biraz hissedilmiş. İnönü'nün akıllı politikaları sayesinde ülke bir yıkıma daha uğramaktan kurtulmuştur.

 

Peki bu iyi mi oldu?

- olmadı. Şimdi Kılıçdaroğlu söylevlerinde "Faşist" kelimesine, Hitler benzetmelerine başvuruyor. Bunu eğitimli kişiler / akademisyenler anlıyor. Çocukluğundan o dönemi hatırlayan çok yaşlı insanlar anlıyor. Diğerleri için halkın Spartakus'u Ispartalı zannetmesi gibi bir şey. Dahası Hitler'İn kitabı şu an olgunlarda filan satılıyor. Üstüne tükürülecek kitap ama, önüme koydukları için çocukken ben bile alıp okumuştum (sonradan çöpe gitti tabi). 

/ Da işte, Nazi askerlerinin gelip de kadın/çocuk demeden katlettiği ve haritadan sildikleri köylerin olmamışsa. Veya İngilizler gibi aylarca o dönemin o canavarına karşı tek başına kafa tutmamışsan. Hatta Rusya'daki gibi bir Stalingrad savaşı yaşamamışsan, milyon askerini kaybetmemişsen konuyu anlayamazsın. Zaten de kimse anlamıyor. Solcu da kitaplardan biliyor. Hiçbirinin dedesi filan toplama kampında ölmemiş.

/ ve işte Avrupa'da da 90'ların sonundan beri, olayın üzerinden 50 sene filan geçtikten sonra yeniden hortlar gibi oluyorlar. 

Mesela ABD'de Charlottesville olaylarını duymuşunuzdur. Adamlar Amerikan askerlerinin savaştığı, savaşırken öldükleri Nazi bayraklarını sallaya sallaya geziyorlar. Trump G.Z.'sı da "Onların içinde çok mükemmel insanlar var" diyor ve Cumhuriyetçi partiden (kendi partisi) adama tepkiler yağıyor.

 

Bu Açıdan bizdeki MHP'linin öyle derdi yok "He ben Naziyim/Spartakusum" der geçer (Bakınız bu forum)

 

Tam tersine. "CIA değil" diyorsunuz ama. Müthiş bir "Komünist" korkusu var. İnsanların kafasına yer etmiştir. Komünist demek PKK demek, Hain demek. Ateist demek dinsiz demek. Şimdi CHP / İnönü halka yönelik böyle bir beyin yıkama operasyonu yapmadı.

 

Yine benzetme yapacağım: ABD'nin yaşlı ve muhafazakar kesimi "Komünistten" korkarlar. Ben gençken öyle bir pot kırmıştım (Hatta iki kere filan yaptım). O konuşma insanların hoşuna gitmez. Yani New-York filan gibi büyük şehirde değilseniz "Ben sosyalistim" lafı etmenizi önermem. Çünkü eski en büyük düşmanları ve (hepsi demiyorum) bazıları ciddi rahatsız olabilir. Sebep de: TV programları, geçmişte bizdeki Kürt meselesi gibi halka sunulmuş olmasıdır.

 

Ama Portekiz'de, Finlandiya da nefes alır gibi "Ben marksistim, Ateistim, Sendika yönetim kurulundayım, Kızıllar partisi üyesiyim" diye gezersin. Muhafazakarlar dahil, kimse bir şey demez.

 

Benim dediğim. "tek parti döneminde böyle bir kızıl korku olmadı" diyorum. Bu "Kızıl korku" ithaldir. + Solcuların yozlaştırılmasının ve Avrupadaki gibi siyasal mücadele yerine radikalleşip silahlı mücaleye itilmeleri de devletin suçudur. ABD'de "civil rights" hareketinde bile bir iki aşırı uç hareket hariç, kimse silahlı mücadeleye yönelmedi. Mücadele hukuki ve siyasal bir mücadele olarak kaldı. Bizdeki Marksist = Allahsız-Kitapsız söylevlerini halka kim yaydı? Araplar-İranlılar mı yaptı? Saf olmayalım.

 

 

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
anibal    0
7 hours ago, Donatello23 said:

 

- ben tarihsel gerçekleri anlatıyorum. Bütün o sağ - sol kavgası bana göre ciddi devlet işi değildir. Güney-Amerikanın Sol-gerillaları ve bunlara karşı kurulan sağ gerillaları gibi. 

Bir yandan Sovyetler Birliği Türkiyeyi istiyor (Nereyi istemiyor ki?). Diğer yandan ABD'de bunu önlemek istiyor. Diğer mesajımda da dediğim gibi, Güney Amerikanın Pinoche rejimleri filan ABD desteklidir. Çünkü Sovyetlerin kısa zamanda tüm dünya halklarına ulaşma ve bitmiş-kapitalizmi temizleyip yeni dünya düzeni kurma hayalleri var. Küba diğer bir örnektir. Amerikalılar Castro'ya karşı çıkarma bile yapmışlardır ve bu başarılı olamamıştır.

 

ABD 1. ve 2. DÜnya savaşına "Demokrasi ve İnsan hakları" için girmiştir. 2. Dünya savaşı sonrası, adı üstünde soğuk savaş başlamıştır. Her şey yine "demokrasi ve İnsan hakları" için ama yöntemler farklı. Bunun içinde Pinoşe'nin adamlarını eğitim nasıl bir devlet terörü uygulayacaklarını öğretmek de var. Türkiye bunun dışında kalmış mıdır? - Bana öyle görünmüyor.

 

+ Bu MHP - Sol davası baştan aşağı yapmacıklık kokuyor. Sebep: Sen yeni bir cumhuriyetsin. Atatürk öleli 30 Kurtuluş savaşı biteli 40 yıl filan olmuş. O dönemin gazileri filan hayatta ve ülkede yamyamlık başlayıp insanlar birbirini yemeye başlıyor. Bu mantık mıdır? - Değil. Hitler / Musolini cinneti gibi bir şeydir. Mutlaka dış kaynaklı olması lazım.

 

Ve bunlar Avrupa'da da var. IRA, ETA gibi örgütler de Ruslardan destek alıyordu diye biliyorum. Ama Avrupa savaştan sonra vakit kaybetmeden birleşme yoluna gitmiş. Bizim düştüğümüz duruma düşmemiştir. Bir yandan ABD ile müttefikliğini sürdürmüş. Ki orada da olaylar olmuş, yer yerinden oynamış. Ama benzer olaylar yaşanmamış. Dövülen insan / sakat kalan insan olmuş ama bu tür olaylar yaşanmamış. Burada anlatılan şey toplu cinnetten başka bir şey değildir. Devletin buna seyirci kalıp hatta bizzat içinde yer alması da ciddiyetsizlik işaretidir. Hindistan'da olsa, olmayacak bir şeydir. Devlet nötr olacak.

 

...

...

 

Benim dediğim. "tek parti döneminde böyle bir kızıl korku olmadı" diyorum. Bu "Kızıl korku" ithaldir. + Solcuların yozlaştırılmasının ve Avrupadaki gibi siyasal mücadele yerine radikalleşip silahlı mücaleye itilmeleri de devletin suçudur. ABD'de "civil rights" hareketinde bile bir iki aşırı uç hareket hariç, kimse silahlı mücadeleye yönelmedi. Mücadele hukuki ve siyasal bir mücadele olarak kaldı. Bizdeki Marksist = Allahsız-Kitapsız söylevlerini halka kim yaydı? Araplar-İranlılar mı yaptı? Saf olmayalım.

 

Bir şeyleri karıştırıyorsun. Öncelikle, insanlar, her ne kadar öyle olmaları çok arzu edilse de, koyun değildir. Yani öyle amanda gideyim şurda bir diktatör dikeyim, burda bir terör örgütü peydahlayayım diyerek, bunları yapamazsınız.

 

Tarihsel gerçekler ortada. Türkiye'deki sağ sol kavgası, herhangi bir dış gücün değil, basbaya içimizdeki güç odaklarının, içimizdeki faşistlerin var edip yürüttüğü bir süreçtir. ABD Şili'de şunu veya bunu yapmış olabilir, Küba'da ha keza. Ama Türkiye'de böyle bir şey yaptığını söylemek çok temelsiz olur. ABD'nin dönemin Türkiye'si için böyle bir şey yapma gibi ihtiyacı dahi olmadı. 

 

Kısaca, o terörün falan kaynağını okyanus ötesinde aramanın anlamı yok, tıpkı şimdikiler gibi. Bunun mesulleri, bizzat içimizde yaşayan faşist zihniyetlerdir. 

 

ABD, "demokrasi ve insan hakları" derken, aslında derdi kendi güvenliğidir. Söylediğimiz güvenlik doktrinine göre, eğer bir yerde dikta söz konusu ise, emperyalist çıkış yapacaktır ve bu da nihayet gelip ABD'ye dokunacaktır. Ve komünizmde bir devlet diktasıdır. ABD'de, dikkat edin, CIA değil, bilfiil ABD, gider bu nedenle komunist şili'yi basbaya göstere göstere karıştırır. Pinochet'de bir tür devrim yapıp başa geçer. Sonra olaylar gelişir malum. 

 

Şimdi bu sürece bakıp, bu durumu alıp Türkiye'ye falan monte etmeye çalışan bir sürü aklıevvel görüyoruz. Soru basitçe, neden aynısını Küba'ya yapmamıştır ABD? Amanda çıkartma yaptı? Evet, ama dikkat edin aynısını yapmadı, başka bir şey yapmaya gitti. Ve Türkiye'de bir şey yapmasına gerek falanda yoktu, bizim faşistlerimi her bir işi güzelce kotarıyordu zaten. Hem de öyle böyle değil, hem demokrat, hem insan haklarına saygılı, hemde komunist avcısı harika sağımız vardı, bundan iyisi elbette olamazdı. Ve işleyen şeye çomak sokmaya değecek bir durum yoktu.

 

Burada, kendi içimizde faşistleri konuşmaktansa, işin ABD tezgahı falan olduğunu savunmak, sadece hala süren o faşizmi desteklemek olur. ABD Şili şunu bunu yaptı diye, heryerde yapacak hali de durumu da yok. Ki yapamıyorda zaten, düşünün bakalım, Kaddafi'yi ya da Saddam'ı devirmeyi becerebildi mi? Ha, ikisi de feci şekilde öldürüldü mü, evet, ama ABD'nin elinden değil. Özellikle Saddam'ın hikayesi ilginçtir. Birinci körfez savaşından sonra, Kuzey IRak'ta ABD bağlısı Kürtler falan da hazırken, o beklenen Saddam'a karşı iç ayaklanma bir türlü gerçekleşmemiştir. Oysa, ilk savaş sonrası, güya Saddam'ı yenecekler, çekilince, ekonomik mevzu falan zart zurt derken, Irak'ta muhalefet olacakta, Saddam'ı devirecekti. 

 

Benzer bir aptalca beklenti, Suriye'de yaşandı, sonuç malum. 

 

Ama Özellikle suriye'de olan bitene bakarsanız, iş daha kolaydır. Suriye'de hır çıkaran grupların hiç biri, amanda ABD'liler bize bu vaadi verdi, yok şunu yaptı falan demez. Bu işin sebebi olarak, aç kalmalarını gösterirler. Küresel ısınma mevzusu aslında. 

 

Yani, öyle durun şurayı bir karıştırayım demekle hiç bir yeri karıştıramazsınız. Dikkat edin, nedne Ambargo denen bir mevzu vardır? Güya ekonomik sıkıntı yaratıp, içerdeki muhalefete karşı iktidarı zayıflatacaksınız. Peki acaba herhangi bir ülkede tutmuşmudur? Evet, tuttu elbette, işte Türkiye burada.

 

Basitçe, Şili'de şu oldu, bu oldu falan gibi şeyler, nevi şahsına münhasırdır. Orada olanların her tarafta tekrar olacağını düşünmek, abesle iştigaldir. Zira, her coğrafya kendi hassasiyetleri ile mevcuttur ve birine uygulanan şey, diğerinde etkisiz kalabilir. 

 

Ha, ABD'nin derdi, aslen bir paranoyadır. Ve o korku, haliyle şiddete sebep olmaktadır. Olayı herşeyden önce böyle değerlendirmek ve görmek gerekir. ABD'yi bir tür emperyalist güç falan gibi değerlendirmek, sadece sahayı tamamen yanlış okumanıza sebep verir. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, anibal yazdı:

Ama Özellikle suriye'de olan bitene bakarsanız, iş daha kolaydır. Suriye'de hır çıkaran grupların hiç biri, amanda ABD'liler bize bu vaadi verdi, yok şunu yaptı falan demez. Bu işin sebebi olarak, aç kalmalarını gösterirler. Küresel ısınma mevzusu aslında. 

 

Bunu biraz açabilir misin anibal? Bütün mevzunun aslen küresel ısınma olduğunu birkaç yerde daha böyle belirttin ama konular çok hararetliydi, dağılmasın diye sormak istememiştim. ama şimdi bir daha okuyunca aklıma geldi.

 

ABD'ye emperyalist denmesinin nedeni kültürel emperyalizme başvurduğunu düşünmeleri. Türklerin bir özel nedeni var, o da İnönü ve daha spesifik olarak Menderes sonrası ABD mandası olması açıkça. Kaçırdıkları şeyse soğuk savaş dönemi ve sonrası Rus komünizmiyle ABD liberalizmi arasına sıkışmak, sadece dünyada değil ülkemizde de solun yükselişe geçmesi sonucu sağ ve dinci yapıların kolayca harekete geçmesi, başta Menderes olmak üzere iktidarların ABD'ye yanaşmayı bile isteye tercih etmesi, işbirliği yapma adına ülkeyi ABD mandası yapması vs. Ne yaptıysak kendimiz yaptık velhasıl...  

Daha da kötüsü, ABD'ye saydırıp dururken nurtopu gibi Arap emperyalizmine maruz kalmamız. Hoş, bunun da ABD'nin istediği Moderate Islam sürecinin ta kendisi olduğunu düşünmek paranoyakça mı olur bilinmez.

 

BOP projesi nedir peki sence?

Bir de ABD ve Fethullah ilişkisi-hikayesi hakkında ne düşünüyorsun? Fethullah'ın darbe girişiminin ardında ABD desteği var mı, varsa amacı neydi?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
anibal    0
52 minutes ago, Türk Ateist said:

 

Bunu biraz açabilir misin anibal? Bütün mevzunun aslen küresel ısınma olduğunu birkaç yerde daha böyle belirttin ama konular çok hararetliydi, dağılmasın diye sormak istememiştim. ama şimdi bir daha okuyunca aklıma geldi.

 

ABD'ye emperyalist denmesinin nedeni kültürel emperyalizme başvurduğunu düşünmeleri. Türklerin bir özel nedeni var, o da İnönü ve daha spesifik olarak Menderes sonrası ABD mandası olması açıkça. Kaçırdıkları şeyse soğuk savaş dönemi ve sonrası Rus komünizmiyle ABD liberalizmi arasına sıkışmak, sadece dünyada değil ülkemizde de solun yükselişe geçmesi sonucu sağ ve dinci yapıların kolayca harekete geçmesi, başta Menderes olmak üzere iktidarların ABD'ye yanaşmayı bile isteye tercih etmesi, işbirliği yapma adına ülkeyi ABD mandası yapması vs. Ne yaptıysak kendimiz yaptık velhasıl...  

Daha da kötüsü, ABD'ye saydırıp dururken nurtopu gibi Arap emperyalizmine maruz kalmamız. Hoş, bunun da ABD'nin istediği Moderate Islam sürecinin ta kendisi olduğunu düşünmek paranoyakça mı olur bilinmez.

 

BOP projesi nedir peki sence?

Bir de ABD ve Fethullah ilişkisi-hikayesi hakkında ne düşünüyorsun? Fethullah'ın darbe girişiminin ardında ABD desteği var mı, varsa amacı neydi?

 

Suriye, Mısır, Fas, Tunus... Bu bölgedeki mevzunun asli sebebi küresel ısınma sonucu, hububat rekoltesinin düşmesidir. Ve bu bölge nüfusları da ciddi açlık tehdidi ile karşı karşıya kalmış haldedir. 

 

Şunu görmüyoruz genelde. Denecektir ki, sene olmuş 2017, açlık mı olur? İnsanların temel ihtiyaçları artık karın doyurmanın çok ötesinde. Bugün, doymaya harcayacağınız para, toplam harcamaların çok azı olmak durumunda. Karın doyurmanın maliyetinin artması, otomatik olarak tüm hayati durumlarınızı da kötü etkiliyor. Bundan lükslerden bahsetmiyorum. Sen, yaşamaman gereken yere ev yapmışsın, şehir kurmuşsun. Eğer yeterli temizlik sağlamazsan, salgından gidersin. Sen soğuk yere ev yapmışsın, odunun yok, iyi ihtimal kömür yakıcan, doğalgaz kullanacaksın, yoksa donar ölürsün...

 

İşte ortaya çıkan durum bu. Ev kirası, yol masrafı, üst baş derken insanlar ciddi ciddi gıda harcamalarına yetemez hale geldiler bölgede. Sebebi, küresel ısınma, evet. Ne oldu, küresel ısınma, kuraklık, california başta dünyanın önemli tahıl (mısır, buğday vs.) ambarlarında verimsizlik, o bölgelerin başka ürünlere yönlenmesi ve sonuçta Tunus'un aç kalması olayı. Mısır'daki olaylarda, kimseyi demokrasi falan derken göremezsiniz, millet ekmek diye bağırır. 

 

ABD ödlektir, bakmayın siz öyle gürlediklerine. Adam kendi derdinde, çünkü, doğrusu onu bir arada tutabilecek din, milliyetçilik falan gibi bir tutkalı yok. Ve bölündüğü zaman da kolayca yutulacağının farkında. Bu yüzden ABD'nin diğer ülkelerden beklentisi, kendine saldrımayacak olmaları. Bunu sağlamanın yolunu da, ekonomik olarak karşılıklı bağımlılık yaratmak olarak görüyorlar. Yani o ülkeye çok şey satacak, aynı zamand o ülkeden de çok şey alacak. İşte bu noktada, üretemeyen ülkeler ciddi sıkıntı oluşturuyor. ABD'de o ülkeleri bir şeyler üretebilir hale getirmek için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Düşünün, tarihin en büyük imparatorluklarından birini kayıtsız şartsız teslim alıp, neden gene kendi başına bıraksın bir emperyalist?

 

Kültürel emperyalizm denen bir zırvalık daha var. ABD'Nin kültürü mü var ki, emperyalizmi olsun? Tabi, mutlaka bir sosyal habitat, mutlak ortada bir kültür var edecektir. Bu başka mesele. Ama bu kültürü, bir alman, bir türk, bir rus kültürü ile aynı görmek mümkün değil. ABD'deki ve paralel olarak çoğu ülkedeki kültür, gelenekleri yaşayacak ortamın tükenmesi ile, yeni duruma göre şekillenen davranış biçimlerinden ibarettir. Atıyorum, mini etek, file çorap, kot pantalon, kolsuz tişört falan kimsenin kültürel öğesi değildir. Bunlar, yeni hayat düzeni ile birlikte kültür üstü varolmuş, daha doğrusu herhangi bir milli/etnik örgüye dair olmayan kültürel öğelerdir. Bunun en iyi örneği, sokakta herkesin bambaşka giyinmesi ile açıkca görülebilir. 

 

Bu noktada, haha işte bu giyim, bu müzik, bu tarz neyse bir kültürdür denebilir. Evet, elbette kültürdür, fakat etnik dayatma değil, güncel pratiğin dayattığı bir kültürdür. Siz bunu kültür olarak ihraç edemezsiniz, emperyalizmini yapamazsınız. Ancak, o kültürün doğduğu sanayi ötesi ve aşırı şehirleşmiş toplumu koymanız gerekir. 

 

Efenim, tonla para da, gökdelen de şu da bu da var, ama kuveyt sokakları (katar vs. herneyse) gayet kendi kültürünü koruyup yaşıyor. Evet, elbette. Çünkü arap toplumu sanayi toplumu değildir ki. Sanayi toplumu, kadın erkek her bireyin çalışması ile var olan bir toplum. Bunun için işyeri lazım. İşyerine gitmek için yol falan lazım. Gelecek ev lazım. Evin işyerine yakın olması lazım. İşten gelince o yorgunluğu atabileceğin gidilecek mekan lazım. Akşam eve gelince, kolay pişecek yemek için, hazır yemek tedarikçisi lazım. Kendin pişireceksen sebzeyi sana ulaştıracak, yakın ve güvenilir bir market lazım. Mesela et yiyebilmek için, gidip kümesten tavuk yakalyıp kesip yolman gerekmemeli. Artık hazır yemek ya da yemek hammaddesi kolay elde edilince, refah seviyesi artıp çalışma saatleri de azalınca, artan vakti dolduracak bir yerler lazım, tiyatro, sinema, bar, disko her neyse...

 

Bu bir kültür olgusu değil. Daha doğrusu, native bir kültür değil, yani kültürün şekillendirdiği bir toplum değil, tersine toplumun şekillendirdiği bir kültür. Bu gibi bir kültür olgusu ihraç edilemez. Ama siz bir sebepten, o sanayi toplumu koşullarına yönelirseniz, bu kültürde orada kendisi yeşerir otomatik olarak.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
anibal    0
42 minutes ago, Bir Buçuk said:

Sosyoloji okur musun anibal?

Okuyorsan kimleri takip ediyorsun?

 

Basitçe, kız arkadaşım sosyoloji okuyordu, tüm ödevlerini ben yaptım nerdeyse diyebilirim :)

 

Tabi, sosyoloji ise konu, elbette akla gelebilecek her düşünürü okuyoruz, fırsat buldukça. Ama burada sosyolojiden çok, tespit yapmaya çalışıyoruz, ki sosyolojik manada bir şeyler çıkarabilelim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
bilgivehis    0
On 12.09.2017 at 12:04, Ten Ten yazdı:

 

 

Neden idam edildiğini neden hapishaneye atıldığını bilmediğim anlamadığım bir sürü insan var bu ülkede.

İstiklal mahkemelerinde yapılan idamlar var.

Nazım hikmet in suçu neydi?

Said nursi nin suçu neydi?

Nihal atsız ın suçu neydi?

Bu insanları hapishaneye atmak onları daha değerli yapmaktan başka ne işe yaradı?

Adnan menderes i idam edince Amerikaya bağımlılıktan kurtulduk mu?

 

 

Teniten bu bir çıkar ve ideolojik savaştır.

Gücü kim ele geçirdiyse kendi ideolojisine muhalif olanı etkisiz bırakır.

Dikkat edersen yukarıda saydığın dört şahıs ideolojik olarak birbirlerine terstir ama dönemin gücüne muhaliftir.

Menderes zaten Abd'ye teslim edilmiş bir ülkenin projesiydi, yani Menderes gelmeden sayın İnönü hazretleri bu ülkeyi teslim etmişti, Menderes sadece teslimiyetin görünen yüzüydü. 27 Mayıs darbesi ise bambaşka bir olay...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 14.09.2017 at 13:43, anibal yazdı:

 

Suriye, Mısır, Fas, Tunus... Bu bölgedeki mevzunun asli sebebi küresel ısınma sonucu, hububat rekoltesinin düşmesidir. Ve bu bölge nüfusları da ciddi açlık tehdidi ile karşı karşıya kalmış haldedir. 

 

Şunu görmüyoruz genelde. Denecektir ki, sene olmuş 2017, açlık mı olur? İnsanların temel ihtiyaçları artık karın doyurmanın çok ötesinde. Bugün, doymaya harcayacağınız para, toplam harcamaların çok azı olmak durumunda. Karın doyurmanın maliyetinin artması, otomatik olarak tüm hayati durumlarınızı da kötü etkiliyor. Bundan lükslerden bahsetmiyorum. Sen, yaşamaman gereken yere ev yapmışsın, şehir kurmuşsun. Eğer yeterli temizlik sağlamazsan, salgından gidersin. Sen soğuk yere ev yapmışsın, odunun yok, iyi ihtimal kömür yakıcan, doğalgaz kullanacaksın, yoksa donar ölürsün...

 

İşte ortaya çıkan durum bu. Ev kirası, yol masrafı, üst baş derken insanlar ciddi ciddi gıda harcamalarına yetemez hale geldiler bölgede. Sebebi, küresel ısınma, evet. Ne oldu, küresel ısınma, kuraklık, california başta dünyanın önemli tahıl (mısır, buğday vs.) ambarlarında verimsizlik, o bölgelerin başka ürünlere yönlenmesi ve sonuçta Tunus'un aç kalması olayı. Mısır'daki olaylarda, kimseyi demokrasi falan derken göremezsiniz, millet ekmek diye bağırır. 

 

ABD ödlektir, bakmayın siz öyle gürlediklerine. Adam kendi derdinde, çünkü, doğrusu onu bir arada tutabilecek din, milliyetçilik falan gibi bir tutkalı yok. Ve bölündüğü zaman da kolayca yutulacağının farkında. Bu yüzden ABD'nin diğer ülkelerden beklentisi, kendine saldrımayacak olmaları. Bunu sağlamanın yolunu da, ekonomik olarak karşılıklı bağımlılık yaratmak olarak görüyorlar. Yani o ülkeye çok şey satacak, aynı zamand o ülkeden de çok şey alacak. İşte bu noktada, üretemeyen ülkeler ciddi sıkıntı oluşturuyor. ABD'de o ülkeleri bir şeyler üretebilir hale getirmek için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Düşünün, tarihin en büyük imparatorluklarından birini kayıtsız şartsız teslim alıp, neden gene kendi başına bıraksın bir emperyalist?

 

Kültürel emperyalizm denen bir zırvalık daha var. ABD'Nin kültürü mü var ki, emperyalizmi olsun? Tabi, mutlaka bir sosyal habitat, mutlak ortada bir kültür var edecektir. Bu başka mesele. Ama bu kültürü, bir alman, bir türk, bir rus kültürü ile aynı görmek mümkün değil. ABD'deki ve paralel olarak çoğu ülkedeki kültür, gelenekleri yaşayacak ortamın tükenmesi ile, yeni duruma göre şekillenen davranış biçimlerinden ibarettir. Atıyorum, mini etek, file çorap, kot pantalon, kolsuz tişört falan kimsenin kültürel öğesi değildir. Bunlar, yeni hayat düzeni ile birlikte kültür üstü varolmuş, daha doğrusu herhangi bir milli/etnik örgüye dair olmayan kültürel öğelerdir. Bunun en iyi örneği, sokakta herkesin bambaşka giyinmesi ile açıkca görülebilir. 

 

Bu noktada, haha işte bu giyim, bu müzik, bu tarz neyse bir kültürdür denebilir. Evet, elbette kültürdür, fakat etnik dayatma değil, güncel pratiğin dayattığı bir kültürdür. Siz bunu kültür olarak ihraç edemezsiniz, emperyalizmini yapamazsınız. Ancak, o kültürün doğduğu sanayi ötesi ve aşırı şehirleşmiş toplumu koymanız gerekir. 

 

Efenim, tonla para da, gökdelen de şu da bu da var, ama kuveyt sokakları (katar vs. herneyse) gayet kendi kültürünü koruyup yaşıyor. Evet, elbette. Çünkü arap toplumu sanayi toplumu değildir ki. Sanayi toplumu, kadın erkek her bireyin çalışması ile var olan bir toplum. Bunun için işyeri lazım. İşyerine gitmek için yol falan lazım. Gelecek ev lazım. Evin işyerine yakın olması lazım. İşten gelince o yorgunluğu atabileceğin gidilecek mekan lazım. Akşam eve gelince, kolay pişecek yemek için, hazır yemek tedarikçisi lazım. Kendin pişireceksen sebzeyi sana ulaştıracak, yakın ve güvenilir bir market lazım. Mesela et yiyebilmek için, gidip kümesten tavuk yakalyıp kesip yolman gerekmemeli. Artık hazır yemek ya da yemek hammaddesi kolay elde edilince, refah seviyesi artıp çalışma saatleri de azalınca, artan vakti dolduracak bir yerler lazım, tiyatro, sinema, bar, disko her neyse...

 

Bu bir kültür olgusu değil. Daha doğrusu, native bir kültür değil, yani kültürün şekillendirdiği bir toplum değil, tersine toplumun şekillendirdiği bir kültür. Bu gibi bir kültür olgusu ihraç edilemez. Ama siz bir sebepten, o sanayi toplumu koşullarına yönelirseniz, bu kültürde orada kendisi yeşerir otomatik olarak.

 

 

Küresel ısınma meselesinden kastını anladım, sağol.

 

Ama esas isabetli saptamaların bu ABD'nin kültür emperyalizmi yaptığı inancıyla ilgili yazdıkların. ABD, kendine ait bir mutfağı bile olmayan bir ülkedir ki nerede kaldı kültürü olsun... ABD kültürü dedikleri şey aslen teknoloji ve sanayinin getirdiği ve dediğin gibi halkın kendiliğinden ürettiği bir yaşam biçimi. Türkiye bu anlamda ABD'yi doğal olarak geriden takip eder, ilginç bir biçimde benzer özellikler taşır. Bunun gerçek nedenini görmeyince de ABD bize dayattı, ABD'nin kültür emperyalizmi nedeniyle küçük bir ABD olduk falan denir. Hatta tam da bu bakış açısıyla McDonalds'lar aşağılanır, ABD sineması küçümsenir vb. ABD'nin, insanların beynini bu ve benzeri araçlarla yıkayıp kendi kültür ve alışkanlıklarını ihraç edip yerleştirdiğine, böylelikle de sömürüye açık hale getirdiğine inanılır.

Çok ilginç aslında.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Charlotte    0

Türk sinemasının çok güzel eserleri vardır. Tutturmuşsunuz Hollywood diye. O kadar para bizim sinemacılarımızda olsa holywood görselliğinde filmler çekerlerdi. 80 öncesi için konuşuyorum. Amerikan sinemasında bir Sadri Alışık var mı? Ömer Lütfi Akad, Yılmaz Güney, Metin Erksan filmleri izlemeden Türk sineması eleştirisi yapmayın. Kötü filmler, klişe senaryolar yok değil çok var ama güzel filmler de var.

Neyse konu dağılmasın.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
malta erigi    0
19 hours ago, Charlotte said:

Türk sinemasının çok güzel eserleri vardır. Tutturmuşsunuz Hollywood diye. O kadar para bizim sinemacılarımızda olsa holywood görselliğinde filmler çekerlerdi. 80 öncesi için konuşuyorum. Amerikan sinemasında bir Sadri Alışık var mı? Ömer Lütfi Akad, Yılmaz Güney, Metin Erksan filmleri izlemeden Türk sineması eleştirisi yapmayın. Kötü filmler, klişe senaryolar yok değil çok var ama güzel filmler de var.

Neyse konu dağılmasın.

Duygusal ve gerçeklikten uzak bir yorum. Hollywood'u bırak, Avrupa'da bile Sadri Alışık'ı 100'e katlayacak aktörler var. Rejisorler ise mukayese dahi edilemez. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Charlotte    0
56 dakika önce, malta erigi yazdı:

Duygusal ve gerçeklikten uzak bir yorum. Hollywood'u bırak, Avrupa'da bile Sadri Alışık'ı 100'e katlayacak aktörler var. Rejisorler ise mukayese dahi edilemez. 

Sadri Alışık'ı sadece komedi filmlerinde oynayan bir aktör sanıyorsun herhalde. Batı özentiliğinden kendi sanatçısının değerini küçümseyen insanlarsınız. Batı hayranlığınızın objektif görüşlerinizin önüne geçmeyeceği bir zaman tartışalım. :)

 

Sen bana Avrupa sinemasında Yılmaz Güney'in Baba filmindeki "çaresizlik duygusu"nu hissettirecek bir film bir aktör bulabilir misin? Her neyse ben Türk sineması, Amerika ve Avrupa sinemasından daha iyidir diye bir iddiada bulunmadım zaten.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
malta erigi    0
3 hours ago, Charlotte said:

Sadri Alışık'ı sadece komedi filmlerinde oynayan bir aktör sanıyorsun herhalde. Batı özentiliğinden kendi sanatçısının değerini küçümseyen insanlarsınız. Batı hayranlığınızın objektif görüşlerinizin önüne geçmeyeceği bir zaman tartışalım. :)

 

Sen bana Avrupa sinemasında Yılmaz Güney'in Baba filmindeki "çaresizlik duygusu"nu hissettirecek bir film bir aktör bulabilir misin? Her neyse ben Türk sineması, Amerika ve Avrupa sinemasından daha iyidir diye bir iddiada bulunmadım zaten.

Sir Ben Kingsley 10 tane Sadri, 20 tane Yılmaz eder ama zaten bunu sen de biliyorsun. Çaresizlik duygusu nasıl hissettirilir görmek için buyurun:

 

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×