Jump to content
Beelzebub

Kuran apaçık bir kitap mı?

Recommended Posts

Değil,

 

Kehf suresi 9.ayeti inceleyelim..

 

Arapça okunuşu şöyle..

 

Em hasibte enne ashâbel kehfi ver “rakîmi” kânû min âyâtinâ acabâ(acaben).

 

Rakimi” ,kelimesine dikkat edelim.İslami kuran tefsircileri “rakim” kelimesinde fikir birliğinde değildirler..

Rakim nedir?

Bu ayetin çevirisini okuduğunuzda kafanız karışır,rakim kelimesinin anlamı hakkında her kafadan bir ses çıkmaktadır.

 

http://www.kuranmeali.org/18/kehf_suresi/9.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

 

Kitap ehli mi?yazılı anıt mı?levha mı?kaya mı?sayı mı?,bina mı?köy ismi mi?,dağ ismi mi,hatta köpek ismi mi?

Ne olduğu belli değil,kimse bilemiyor..

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
5 saat önce, Beelzebub yazdı:

Biraz açarmısın?

Kuran’ın Kehf suresi 9. ayette Eshab-ı Kehf (yedi uyurlar) hikâyesini sunuş babında şöyle bir ifade geçiyor.
أَمْ حَسِبْتَ أَنَّ أَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ كَانُوا مِنْ آيَاتِنَا عَجَبًا
“Yoksa sen Eshab-ı kehf ve rakîmi bizim mucizelerimizden (delillerimizden) biri mi sandın?”
Buradaki rakîm رقيم sözcüğü problem. Çünkü Arapçada böyle bir kelime yok. Olsa belki RQM kökünden “kitabe, yazıt” gibi bir anlamı olabilir, ama onu da buradaki bağlama oturtmak kolay değil.
Nitekim 1400 yıl boyunca, tefsir ve tevil ehli kıvranmışlar. Peygamberin amcaoğlu ve tefsir ilminin piri sayılan İbn Abbas, rakîm mağaranın bulunduğun dağın, ya da vadinin, ya da yedi gencin yaşadığı kentin, ya da oradaki binanın adıdır diyen rivayetleri aktarmış. İkrime’nin aktarımına göre İbn Abbas, “kitap veya kitabe midir, yoksa bir bina adı mıdır” diyerek şüphesini belirtmiş. Kamus adlı klasik sözlük, “eshab-ı kehf’in veya onların atalarının veya onların hikâyesinin veya öğretisinin yazılı olduğu kurşundan levhanın adıdır” dedikten sonra, altı veya yedi ayrı yoruma yer vermiş; “yedi uyurların köpeğinin adıdır” veya “üzerine kitabenin konduğu yüksekçe bir taş yığınının adıdır” görüşleri bunlara dahil. Tacül Arus sözlüğü kelimenin Arapça olmayıp Yunan dilinden alınma olduğunu bildiren bir rivayeti aktarmış.
Modern Türkçe Kuran mealleri genellikle kitabeden gitmiş. Dİyanet İşlerinin yeni çevirisi risk almaktan kaçınmış, rakim deyip bırakmış. Edip Yüksel elbette sayısal yorumu uygun bulmuş.
Elmalılı: Ashab-ı Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi)…
Diyanet eski: Mağara ve Kitap ehlini…
Diyanet yeni: Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm’i …
Ahmet Tekin: Eshâb-ı Kehf (mağara arkadaşları) ve Eshâb-ı Rakım’in (Rakımli, üzerlerine yazılı anıt dikilenlerin)…
Yaşan Nuri Öztürk: Ashab-ı Kehf'i, mağara ve kitabe yâranını…
Edip Yüksel: Mağaradakilerin ve onlarla ilgili rakamların…
*
Hikâye malum, Kuran’dan önce de biliniyor.
Olay Efes’te geçer (ama burada geçen Ephesos’un bizim Selçuk’taki meşhur Ephesos mu, yoksa Maraş Afşin’deki öteki Ephesos mu olduğuna dair rivayet muhtelif)[1]. İmparatorDecius zamanında (249-251) Hıristiyanlara yönelik zulümden kaçan yedi Hıristiyan genç bir mağaraya sığınır. Burada takdir-i ilahinin bir tecellisiyle yüzlerce yıl uyurlar. Uyanınca, aradan o kadar zaman geçtiğini bilmeden, aralarından birini erzak almaya şehre gönderirler. Çocuk Decius zamanının parasıyla ödeme yapınca olay anlaşılır. Yedi Uyurlar aziz ilan edilirler. Allahın hikmeti bir kez daha idrak edilir.
Eldeki en erken yazılı örnek, Süryani azizlerinden Suruc’lu Mor Yakub’un (Jacob of Sarug, 450-521) bir vaazında geçiyor.[2] Aynı döneme ait başka Süryani kaynaklarında da varmış. Bazı versiyonlarda yedi değil sekiz uyurdan söz edilmiş. Batıda hikâye en erken Tours’lu Aziz Gregorius’un (Gregory of Tours, 538-594) De Gloria Martyrum’unda aktarılmış.[3]Gregorius hikâyeyi bir Suriyeliden öğrendiğini belirtmiş. Avrupa ortaçağına ait “azizlerin yaşamı” derlemelerin birçoğunda “İmparator Decius Zamanında Yedi Aziz Uyurların Hikâyesi” mevcut.
Batılı kaynaklarda gençlerin adları Yunanca ve Latince karışık olmak üzere Dionysius, Maximinianus, Malchus, Martinianus, Serapion, Constantinius olarak geçiyor. Bu isimler Süryanice kaynaktan alınmış diye okudum, ama Süryanice orijinal yazım şeklini tespit edemedim. Bu mühim halbuki. Orijinal adlar Yunanca dahi olsa, ilk metin eğer Süryanice ise isimlerin de “Süryanileşmiş” biçimleriyle kaydedilmiş olması gerekir.
Decius adının Süryanice yazımıyla “rakîm” sözcüğü arasındaki görsel benzerliğe sanırım ilk önce ünlü şarkiyatçılardan Josef Horovitz işaret etmiş.[4] Horovitz’in “zayıf olasılık” diyerek geçiştirdiği tezi 1933’te Amerikalı Torrey daha ayrıntılı olarak değerlendirmiş.[5]
Süryani yazısında Decius (Deqyus) ve rakîm şöyle yazılıyor:
ܖܩܝܤ dqys
ܪܩܝܡ rqym
R üstündeki nokta, birbirine çok benzeyen d ve r harflerini ayırmak için modern Süryanicede icat edilmiş bir işaret. 6. yüzyılda henüz nokta yok.
Aynı alfabenin Yahudilerce (ve muhtemelen o dönemde Araplarca) kullanılan biçiminde benzerlik daha belirgin.
דקיס dqys
רקים rqym
Yok hayır, Kuran yazarı kimse, Allah veya Cebrail veya Muhammed “Süryanice metni yanlış okumuş” gibi bir sonuca varmıyoruz hemen. Ama Süryaniceyi yarım yamalak okuyan, veya bozuk ya da silik bir elyazması üzerinden bilgilenen birinin, Kuran yazarına yanlış bilgiyi sözlü olarak aktarmaması için bir sebep yok ki?
*
Muteber sayılan İslami kaynaklarda yedi gencin adları Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayyuş diye anılıyor. Bu biçimlerin nihai kaynağını araştıramadım; dolayısıyla bozulmanın hangi aşamada gerçekleştiğini bilemeyeceğim.
Lakin, Arapça el yazısında birbiriyle kolayca karışan f yerine n koyup iki tane daha n ekleyince Kefeştetayyuş قفشططيوش o kadar kolay Konştantiniyyuş قنشطنطنيوش oluyor ki, hayret etmemek mümkün değil. Serabiyus ile Sazenuş’un farkı da öyle, topu topu iki nokta.
*********
10 Eylül ilave:
Bizans Ortaçağının en ünlü azizler derlemesi olan Symeon Metaphrastes'in “Azizlerin Hayatı”nda (11. yy başı) Uyurların adı biraz farklı zikredilmiş: Maksimiliyanos, Iamblichos, Martinos, Yoannes, Dionysos, Eksakostodianós ve Antoninos.[6] Benim yukarıda aktardığım liste, Tours’lu Gregorius’un Süryani kaynaklarına atfen aktardığı liste imiş.
Iamblichos ilgimi çekti. Besbelli bizdeki Yemliha’nın orijinali olacak. Neo-platonik felsefenin kurucularından biri sayılan bir tane meşhur Chalkis’li Iamblichos vardır, sene MS 240 küsur ila 320 küsur. Yunanca yazmasına rağmen meğer Süryani imiş, Halep yakınındaki Khalkis = Kınnesrin kentinde doğmuş. Adı da tabii ki Süryanice MLK kökünden yamlika veya yamlixa ܝܡܠܟܐ “hükmeder, egemen” anlamında. Uyuyan Yemliha tabii ayrı kişi, ama belli ki geç antik devirde Süryanilerde kullanılan bir isimmiş.

 

[1] Her iki kentte, İslamöncesi dönemden beri “yedi uyurlar” adıyla hürmet gören mağaralar vardır. Yunanca Ephesos adı akkuzatif biçiminden Türkçeleştiğinde, doğal ses evrimiyle Efson, Efşon veya Afşun halini alır. Kasabaya adını verdiği rivayet edilen “Selçuklu komutanı Afşin”in gerçek bir kişi mi, yoksa toponimik bir lakap mı olduğu araştırılmaya değer konudur.
[2] İnternette Süryanice orijinali var (Land, Anecdota Syriaca, Leiden 1862, III.87-99), ama okumaya teşebbüs etmedim. Bilgi için Ortiz, Patrologia Syriaca, Roma 1958, s. 189. Urfa’nın Suruc ilçesinin Süryanice adı olan Serug Miladi birinci yüzyıldan beri kaydedilmiştir.
[3] http://books.google.com.tr/books?id=qOM7AAAAcAAJ
[4] Horovitz, Koranische Untersuchungen (1926) s. 95.
[5] Torrey, The Jewish Foundations of Islam (1933),http://www.truthnet.org/islam/Jewish/.
[6] Bkz. Migne ed., Symeon Metaphrastes Vita Sanctorum Mensis Julius sf. 429-430,http://www.documentacatholicaomnia.eu/…/z_0950-1050__Symeon… .

Kaynak: nisanyan.blogspot.com

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 12.10.2017 at 23:35, Desert Wind yazdı:

Decius 

Decius,249-251 yılları arasında hükümdarlık yapıyor,

Masaldaki kişilerin uyandığı zaman ise imparator Thedosious dönemi..Thedosious ise 408-450 yılları arası hükümdarlık yapıyor.Maksimum 200 yıl uyumuş olmaları gerekirken kuran da bu süre 309 yıl olarak geçiyor..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
24 dakika önce, Beelzebub yazdı:

Decius,249-251 yılları arasında hükümdarlık yapıyor,

Masaldaki kişilerin uyandığı zaman ise imparator Thedosious dönemi..Thedosious ise 408-450 yılları arası hükümdarlık yapıyor.Maksimum 200 yıl uyumuş olmaları gerekirken kuran da bu süre 309 yıl olarak geçiyor..

Bu 309 yıl mevzusu Kehf Suresi'ndeki karma hikaye yaratma olayı ve Isa'nın doğum yılı ile ilgili bence. Konusunu açmıştım. 

https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/66453-büyük-iskenderi-referans-alan-takvimlerde-309-yılı/

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bence rakam sözcüğü ile aynı kökten. Yani yazılmış bir kitabe gibi bir şey. Örneğin bir yerin rakımı da ölçülüp kayda geçirilip o yer ile ilgili, onun yanına bir levhaya işlenmiş bir değerdir.

 

Kuran'da böyle bir özellik var, bir lafı deyip geçiyor. Gerisini dallanıp budaklanacak efsanelere bırakıyor. Esasen Kuran ortaya hiç ama hiç bir şey koymamıştır. Kuran ile şu ortaya kondu, açıklandı denecek tek bir mevzu yoktur. 

 

Bu kitabede ne yazıyormuş, Tevratta Talmutta filan bulabilirsen bulursun. Bulamazsan neden bahsettiğini anlayamazsın.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Kehf 94: Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”
 
Kim bu Zülkarneyn?
Pagan Aleksandr’mı? Kuran’da bir paganın ne işi var? Yoksa başka birinden mi sözediliyor?
Yine kafanız karıştı değil mi?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
17 saat önce, Beelzebub yazdı:
Kehf 94: Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”
 
Kim bu Zülkarneyn?
Pagan Aleksandr’mı? Kuran’da bir paganın ne işi var? Yoksa başka birinden mi sözediliyor?
Yine kafanız karıştı değil mi?

O bölgede İskender. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
3 saat önce, Desert Wind yazdı:

O bölgede İskender. 

Kuran’da bahsedilen Zülkarneyn, efsanevi pagan,İskender olan zat değil..

Kurandaki bu zat,Bizans imparatoru Heraclius’un ta kendisi..

Heraclius’un Pers zaferi ile 630 yılında sıkı bir Bizans ve Hristiyan propagandası başlıyor,Suriye’li Hristiyanlarca aslında Heraclius’a ithafen düzenlemiş, İskender efsaneleri uyduruluyor.Bu yeni iskenderimiz tam bir mümin hristiyan,peygamber vs olarak betimleniyor.

Kuran’a da,bu propaganda amaçlı uydurulmuş hristiyanik textlerden geçiriliyor.

 

Daha ayrıntılı bilgi için Gabriel Said Reynolds’un “The quran in it’s Historical Context” adlı kitabına bakabilirsin.

 

Şu arkadaşta Türkçe özet geçmiş.

 

http://yavuztellioglu.blogspot.com.tr/2017/05/the-alexander-legend-in-quran.html?m=1

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Zülkarneyn iki karn sahibi demek oluyor. Karn ise dönem, çağ anlamına geliyor. Kimine göre ise boynuz anlamına geliyor, askerleri miğferlerine boynuz takarlarmış güya.  

 

Şimdi böyle bir iddiada bulunan bir kimse, bu iki çağa egemen olmuş, iki çağı görmüş bir hükümdardan bahsedecekse, hükmettiği bu iki çağın hangi çağlar olduğunu açıklamalıdır. Açıklamıyorsa cahil terellisi bir zırva, kulaktan dolma ne olduğunu bilmediği lafları papağan gibi tekrarlayan bir lüzumsuzluk olur.

 

Ciddiye almaya, burada şunu demek istemiş demeye de gerek yoktur. Kanatlı atlar tek boynuzludur dese, bunu bir efsaneden duymuş olsa da tekrarlasa, yok canım tek boynuzlu olur mu, atların kanatlısı da yoktur, boynuzları da olmaz mı diyeceksin? Cahile laf mı anlatacaksın? Cahil zırvası işte, kulağına bir yerden bir şey çalınmış, ne olduğunu, aslı faslı var mı bilmeden aktarıyor!

 

Üstelik domuz gibi de bilir atların ne kanatlısının, ne boynuzlusun olduğunu ama işine gelmez! Böyle kara cahillere laf anlatılmaz! Bu Müslümler de aynen böyledir. Domuz gibi bilirler bu Kuranlarında yazanların olmayacak işler olduğunu. Ama işlerine gelmez vay efenim talak demek mahkemeye kadıya vermek, darb demek sürgün demek, kattaa eydiye demek ilgi kesmek demek! Ülen ilgi kesmek olsa ilgi kesmek der budala, katta eydiye niye desin?

 

Bunlar ellerini ayaklarını çaprazlama kesin demek kollarını kavuşturup bağdaş kurup oturup baksınlar, bir iş yapamasınlar demek diye yalanın sahtekarlığın artık dibini de kaybeden sahtekarın dibi değil dipsiz kuyusu olacak kadar alçalan ahlaksızlar!

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, democrossian yazdı:

Zülkarneyn iki karn sahibi demek oluyor. Karn ise dönem, çağ anlamına geliyor. Kimine göre ise boynuz anlamına geliyor, askerleri miğferlerine boynuz takarlarmış güya.  

 

Şimdi böyle bir iddiada bulunan bir kimse, bu iki çağa egemen olmuş, iki çağı görmüş bir hükümdardan bahsedecekse, hükmettiği bu iki çağın hangi çağlar olduğunu açıklamalıdır. Açıklamıyorsa cahil terellisi bir zırva, kulaktan dolma ne olduğunu bilmediği lafları papağan gibi tekrarlayan bir lüzumsuzluk olur.

 

Ciddiye almaya, burada şunu demek istemiş demeye de gerek yoktur. Kanatlı atlar tek boynuzludur dese, bunu bir efsaneden duymuş olsa da tekrarlasa, yok canım tek boynuzlu olur mu, atların kanatlısı da yoktur, boynuzları da olmaz mı diyeceksin? Cahile laf mı anlatacaksın? Cahil zırvası işte, kulağına bir yerden bir şey çalınmış, ne olduğunu, aslı faslı var mı bilmeden aktarıyor!

 

Üstelik domuz gibi de bilir atların ne kanatlısının, ne boynuzlusun olduğunu ama işine gelmez! Böyle kara cahillere laf anlatılmaz! Bu Müslümler de aynen böyledir. Domuz gibi bilirler bu Kuranlarında yazanların olmayacak işler olduğunu. Ama işlerine gelmez vay efenim talak demek mahkemeye kadıya vermek, darb demek sürgün demek, kattaa eydiye demek ilgi kesmek demek! Ülen ilgi kesmek olsa ilgi kesmek der budala, katta eydiye niye desin?

 

Bunlar ellerini ayaklarını çaprazlama kesin demek kollarını kavuşturup bağdaş kurup oturup baksınlar, bir iş yapamasınlar demek diye yalanın sahtekarlığın artık dibini de kaybeden sahtekarın dibi değil dipsiz kuyusu olacak kadar alçalan ahlaksızlar!

İskender Amon tapınağına gidip kendini firavun ilan etmişti ve Amon (Tanrı)'un2 boynuzunu takmıştı. 

 

Kuran'da bahsedilen kişi Iskender Heraclius'u anlatmak istemesi işin arka planı Jacoblu Sarug adlı Süryani papazın vaazlarından kaynaklıyordur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Araf 26’ya bakalım..

Arapça okunuşu şöyle..

 

Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâ(rîşâen) ve libâsut takvâ zâlike hayr(hayrun), zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn(yezzekkerûne).

“Rişa” kelimesine dikkat edelim..

Rişa ne?

islami tefsirciler bunu “takva elbisesi” diye çeviriyorlar..Bu kelimeye hadis kaynaklarından alıntı yaparak kasıtlı olarak yanlış anlam yüklüyorlar.

 

http://www.kuranmeali.org/7/araf_suresi/26.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

 

Rişa’nın gerçek anlamı kuş tüyüdür..Bu ayette,gerçekte Allah ademoğulların ayıp yerlerini örttü,soğuktan korumak için kuş tüyünden elbiseler verdi diye anlatılır.

 

Kuş tüyünü google’da arapçaya çevirelim,karşımıza “rishat” kelimesi çıkar..

 

7y7yGa.jpg

 

Rişa,takva değildir..Bildiğimiz kuş tüyüdür.

 

 

tarihinde Beelzebub tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×