Jump to content

Hayat Analog mudur, dijital midir?


Recommended Posts

Just now, Geta said:

 

bir sözelci olduğum çok mu belli oluyor!

doğada hiçbir şey kaybolmaz, bakın bunu biliyorum.

ancak doğadaki bütün işleyişi analog olarak açıklayabilmek mümkün mü?

 

 

Şöyle diyeyim, başka türlü açıklayabilmek mümkün değil. O yüzden limit, sıfır, sonsuz gibi acayip ve uçuk kavramlar var. Bizim algı sistemimiz, dijital çalışıyor sayılır, en azından matematiğimiz öyle. Böyle olunca, her şeyi dijitale sürüyoruz ama sonuçta işte öyle sonsuza, -1'in kareköküne falan toslayıp kalıyoruz. 

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 60
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

53 minutes ago, haci said:

Doğada kesin olarak bildiğimiz bazı değerler dijital. Zaman, uzunluk, enerji daha kısası (küçüğü) olmayan değerler şeklinde var.

Onlardan esinlenen yaşam da dijital olmak zorunda.

 

O dediklerinin hiçbirisi dijital değil hacı. Hatta, çoğunun varlığı bile tartışılır.

Link to post
Sitelerde Paylaş
3 saat önce, anibal yazdı:

 

 

Evrenin simüle olduğunu "göstermenin" tek yolu, simülatörünü göstermektir. O da gösterilemediğine göre, bu bir osuruktan teyyareden öteye gidemez. 

Kesinlikle haklısınız hiçbir şey bunu gösteremez. Ama eğer olurda ileride biz simülatör olursak evrenler yaratırsak bu konu hakkında "acaba" diyemez miyiz? 

Hatta şuan evren simüle etmiyor muyuz? Tabi bilgim yok. Şuan ettiğimiz veya etmeue çalıştığımız evrenlerin bizim evrene göre kat be kat basit mi oluyor onun hakkinda fikrim yok.

Link to post
Sitelerde Paylaş
Just now, Expecto said:

Kesinlikle haklısınız hiçbir şey bunu gösteremez. Ama eğer olurda ileride biz simülatör olursak evrenler yaratırsak bu konu hakkında "acaba" diyemez miyiz? 

Hatta şuan evren simüle etmiyor muyuz? Tabi bilgim yok. Şuan ettiğimiz veya etmeue çalıştığımız evrenlerin bizim evrene göre kat be kat basit mi oluyor onun hakkinda fikrim yok.

 

Evren falan simüle edemiyoruz. O kapasitemiz yok, belki bir gün olur. Ama bizim evrenimiz boyunda bir evren simüle etmemiz zaten imkansız görünüyor. Ancak, bizimkinden daha büyük bir evren var edebilirsek, o evrende belki bunu yapabiliriz. 

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
8 minutes ago, Expecto said:

Anlayamadım. Bizim boyutumuzda evren simule etmek imkansız ise  daha büyüğünü nasıl yapacağız? 

 

Onun cevabını bilen yok. Yapılabilir mi, onu da bilen yok. Ama "yapılamaz, edilemez" gibi şeyleri söyleyenler, bir müddet sonra hecil olmuştur hep. 

 

Şöyle izah edeyim sana. N birimden oluşan bir sistemi simüle etmek için, en az N+1 birim işleme kapasiten olması gerekiyor. Basitçe, 16MB hafızası olan bir bilgisayarda, 8GB hafızalı bir bilgisayarı simüle edebilirsin, ama 16.1GB hafızası olan bilgisayarı simüle edemezsin. 

 

Bunu, tüm kainattataki her bir şeyin, atom altı parçacıklar seviyesinde, hadi basitleştirelim, proton / elektron seviyesinde tüm herşeyin, o anki konumu, enerjisi vs. hafızada tutman gerekiyor şeklinde ifade edebiliriz. Peki bu kadar bilgiyi nereye koyacaksın? 

 

Tamam, bazı atraksiyonlar gevelenebilir. Yani, mesela, efenim bunları tutmayızda, bunları ifade eden formülleri tutarız. Yani, raster değilde, vektör kullanırız. İlk bakışta bu işe yarar gibi görünebilir. Fakat kainattaki herşey diğer şeylerle iletişim içindedir, siz bunların sadece bir kısmını ele alamazsınız. 

 

Ha, gerçekçi olursak, teorik limit açısından sana gereken kapasite, mevcut herşeye dair tüm bilgilerin en az iki katını alacak kapasite. 

 

tarihinde anibal tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

SİYAH KAVİTE RADYASYONU….
 
Son derece ileri ve çağdaş bir bilim dalı olan quantum fiziğinin aslında çok basit ve mütevazi bir başlangıcı vardır. Quantum fiziğinin başlangıcı, 100 yıl öteye, kavite veya siyah-cisim radyasyonu denen deneylere kadar gider.

Bilindiği üzere ısıtılan metallerin rengi değişir. Örneğin demir bir çubuğu ısıtırsanız, çubuk önce koyu kırmızı, daha sonra sırasıyla parlak kırmızı, portakal sarısı ve sarı renk alır. Daha da ısıtılırsa demir çubuk sıvılaşır. Yani erir. Tungsten aşırı ısıya çok dayanıklıdır. Isıtılırsa sonunda parlak beyaz bir ışık saçmaya başlar. Bu beyaz renk aslında mor, mavi, yeşil, sarı, portakal ve kırmızının karışımından oluşmuştur.

Termodinamik kanunlarını ve maddenin kinetik-moleküler, ışığın ise elektromanyetik kuramlarını bu ısıtılan metallere uygularsak, metalden çıkan ısının miktarı ve etrafa saçılan elektromanyetik spektrumun derecesi kolaylıkla hesabedilebilmeli ve sonuçlar birbirleri ile uyumlu olmalıdır.

Metal ısıtıldığı zaman o metali oluşturan atom ve moleküller kinetik enerji kazanarak bulundukları yerde ileri geri hareket etmeye başlarlar. Titrerler ve vibrasyona uğrarlar. Buna osilasyon da denmektedir.

Bu osilasyonların frekansı ısıtılan metalden çıkan elektromanyetik spektrumu saptamaktadır. Isı arttıkça osilasyonun frekansı da artmakta ve etrafa yayılan renk bu frekansa uygun olarak değişmektedir. Konu ile yakından ilgilenen Planck bir dizi deney yaparak ulaştığı sonuçların yaptığı hesaplarla uyumlu olup olmadığını araştırmıştır.

Önce yaptığı deneylere termodinamik yasalarını uygulayarak sonuçları hesaplamıştır.

Daha sonra sonuçları teker teker bizzat ölçmüştür. Yani ısıtılan siyah kaviteli bir sobadaki elektromanyetik radyasyonu ölçmüştür.

Bulguları hesapladığı değerlerle karşılaştırmıştır. Her ikisinin bağdaşmadığın görmüştür.

O ana kadar bilinen fizik kanunlarını ısıtılan metallerin yaydığı ışığın frekansı ile ilgili gözlemleri açıklamada kullanmak mümkün değildir. Bu işte bir bit yeniği vardır.

Planck ne yapacağını bilemez. Şaşırmış ve herşeyi bırakmayı göze alacak kadar düş kırılığına uğramıştır. Ya termodinamik kanunlarında, ya da kinetik-moleküler ve elektromanyetik kuramlarla ilgili hesaplamalarda bir sapma olmalıdır.

Bizzat ölçtüğü değerlerin doğruluğuna emindir. O ana kadar bilinen fizik kanunları doğru ise, ölçtüğü değerlerin, hesaplanan değerlerle aynı sonucu vermesi gerekmektedir. Ama aralarında kesin olarak bir uyuşmazlık vardı.

Yanlışlığın fizik kanunlarında olması gerektiğine inanmıştır, Planck. Kendi bulgularından o kadar emindir.

Planck konu üzerinde uzun uzun düşündükten sonra, soruna ilginç bir çözüm yolu bulmuş ve bunun için de Nobel ödülünü kazanmıştır. Aslında bu çözüm yoluna Planck, başka çıkar yol kalmayınca en son çare olarak baş vurmuştur..

Osilatörün ısı kazanıp-kaybetmesi, termodinamik kanunlarında ve Newton mekaniğinde olduğu gibi, linear bir orantı izlememektedir. Yani 1’e 1, 1.1’e 1.1, 1.2’ye 1.2 vs gibi değildir. Enerji yalnız belli bir ünite olarak kazanılıp, kaybedilmektedir. O ünitenin küsürleri yoktur. Enerji alıp verme ya bir ünite, ya da onun katları şeklindedir.

Planck bir ünite için quantum, birden fazla üniteler için ise quanta terimlerini kullanmıştır. Planck tarafından Newton kanunlarına ve zamanın fizik kurallarına göre küsürler dikkate alınınca sonuç yanlış çıkmaktadır. Quantum ünitesinin küsürü yoktur.

Bu tümüyle mantıksız ve garip bir durumdur. Hemen herşeyin daha küçük parçaları olduğu halde quantumun yoktur. Isı etrafa quanta olarak yayılmaktadır. Her osilasyonun kendine göre bir quantumu vardır. Osilasyon frekansına göre o quantum değişmektedir. Osilasyon frekansı yükseldikçe bu quantum büyümekte, azaldıkça küçülmektedir. Yüksek frekanslar (daha büyük enerjiler), daha büyük quantumlar şeklinde iletilmektedir..

İşte quantum mekaniğinin (fiziğinin) temeli bu ilginç, mütevazi gözlemlere dayanır. İnanması güç değil mi? Isı etrafa rastgele ve her spektrum üzerinden yayılmamaktadır. Belli büyüklükte zerreler tarafından iletilmektedir.

Linearite yoktur.

Quanta vardır.

Quantumdan daha küçük değerler yoktur.

Her frekans için belli bir quantum vardır.

Doğa enerjinin ve ışığın etrafa yayılmasına bir sınır koymuştur. Işık da quanta dan oluşmuştur. Onlara foton denir. Bu Einstein’ın buluşudur. Orası daha ayrı bir hikaye.. Sonra tartışırız..

Link to post
Sitelerde Paylaş
8 minutes ago, haci said:

 

Hayır ! Onlar fizik olarak mevcut.

 

7 minutes ago, haci said:

Planck mesafeleri kadar eşit parçalara bölebiliriz.

 

Değil hacı. Planck mesafesi, ışığın o zamanda alacağı mesafe falan. Bu, sadece senin ölçülebilir en kısa mesafeni ifade eder. Senin ölçemiyor olman, o mesafenin sonsuz sayıda parçaya bölünebileceği gerçeğini değiştirmez. 

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
Şimdi, anibal yazdı:

 

 

Değil hacı. Planck mesafesi, ışığın o zamanda alacağı mesafe falan. Bu, sadece senin ölçülebilir en kısa mesafeni ifade eder. Senin ölçemiyor olman, o mesafenin sonsuz sayıda parçaya bölünebileceği gerçeğini değiştirmez. 

 

 

Siyah kavite radyasyonu seni yanlışlıyor. Kuantum fizik olarak mevcut.

Link to post
Sitelerde Paylaş
2 minutes ago, haci said:

Siyah kavite radyasyonu seni yanlışlıyor. Kuantum fizik olarak mevcut.

 

Değil işte. Enerjinin paket paket iletiliyor olması, onun dijital birim olduğu anlamına gelmez. Şunu izle, biraz fikir verir sana. Suyun, ancak yeterince dolunca dökülüyor olması, suyun daha küçük parçalar halinde de olabileceği gerçeğini değiştirmez. 

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...