Jump to content
sistematik

nasıl ateist oldum

Recommended Posts

Herkese Merhaba,

 

Yazdıklarım biraz uzun gelebilir. İçerisinde örnek hadis ve ayetler de var. Dinin hayatımı nasıl etkilediğini, neden aklımın karıştığını anlatmaya çalıştım kısa kısa. Yıllarca sürdü din konusunda aklımdaki karışıklık. Son yıllarda ancak “ya varsa” hissinden kurtulup artık dinlere inanmadığımı söyleyebiliyorum. Yazı kısmen uzun olsa da özetin özeti gibi anlattım fazla sıkmamak için. Size sunduğum sadece bazı dönemlerin küçük bir kesiti. Zaman içinde yine bu sitede dinle ilgili eleştirdiğim konuları yazacağım.

 

Çocukluğum kalabalık aile arasında geçti ve büyük çoğunluğu beş vakit namaz kılan, başörtülü kadınlardan oluşuyordu. Dolayısıyla dinle ilgili kavramları daha çok küçük yaşlarda içinde yaşayarak öğrenmiştim, ancak kendimi hiçbir zaman tam olarak içinde bulamadım. Henüz ilkokul çağlarında bile aklımı kurcalayan sorular vardı;

 

Allah bütün bunları nasıl yaratabilmişti? Gerçekten ol demişti ve olmuş muydu? Bu nasıl olabiliyordu?

Bana özgür irade verdiyse, neden Kuran'da itaatten bahsediyordu? İtaat varken nasıl özgür irademiz olabilirdi. Kuralları kabul etmezsek, kabul eder uygulamazsak neden cehennem azabı vardı? Bu şartlar altında nasıl özgür iradeden bahsedilebilirdi?

Cennette sıkılmaz mıyız? (bu soruyu o beş vakit namaz kılan akrabalarıma çok küçükken sorduğumda hayır sıkılmayız çünkü orada öyle duygular olmayacak diye cevap veriyorlardı, ancak bu cevapta bana yetmiyordu.)

İyi olup İslama inanmayanlar neden ebediyen cehennemde yanıyordu?

 

Daha birçok soru vardı ama uzatmak istemiyorum bu kısmı. Çocuk aklımla bu gibi konuları sorguluyordum.

 

16-17 yaşlarıma kadar aşağı yukarı her yaz ailem tarafından camiye Kuran öğrenmeye gönderildim. Arapça'sını okumanın ne faydası olacağına hiç anlam veremedim. Okulda din derslerinde ihlas, fatiha ezberlemeye çalışırken Türkçe’lerini anlamaya çalıştım. Kendi evimizde, akrabalarda, komşularda kadınlar bir araya gelip sık sık Yasin okurlardı. Bir gün merak ettim bu kadar önem verdikleri Yasin suresi ne anlatıyordu? Anneme babama sordum “bilmiyorum” dediler. Kendim Türkçe'sini okumaya karar verdim. Okurken gözlerime inanamadım, neden bahsediyordu bu? Acaba Yasin’in Türkçe’si diye başka bir şey mi okuyordum? Kuran’da bunlar anlatılıyor olamazdı. Çünkü Kuran'ın mesajlarını bambaşka hayal etmiştim. Yasin suresi kafamı allak bullak etmişti. Böyle düşündüğüm için günaha girdiğimi düşünüp okuduklarımı unutmaya çalışmıştım.

 

Yine bu akrabalar, tanıdıklar Kuran’ı sure sure bölüşüp okuyor hatim ediyorlardı, hemde ARAPÇA'SINI. Aklım almıyordu. Hem ne okuduklarını bilmiyorlar hem de aralarında bölüşüp anlamadıkları dilde anlamadıkları şeyleri okuyorlardı. Kendi kendime düşünürdüm, Allah kimin ne okuduğunu, ne kadar içten okuduğunu, hangi bölümleri okuduğunu nereden bilecek, ve okuduklarını anlamadıkları için bunun ne anlamı ve ne sevabı olacaktı. Kendi dillerinde okusalar bu kadar kafamı karıştırmazdı bu konu. Kuran’ı hatim etmekle ilgili bazı hadisleri paylaşmak istiyorum.

 

Kur’an-ı Kerimi hatmedenin duası kabul olunur.

Kur’an-ı Kerimi hatmedene, altmış bin melek istigraf eder.

Kur’an-ı Kerimi hatmedenin, kabul edilen bir dua hakkı olduğu gibi kendisine cennetten bir ağaç da verilir.

Hatmi okuyan ve dinleyenlerin duası kabul olur.

 

Kuran’ı bölüşerek ya da tek başına arapçasını hatim eden tanıdıklarımın duaları da kabul olmadı. Ama bu dünyada kabul olmayan duaların karşılıklarını öteki alemde alacaklardı değil mi? (insan kandırmanın başka bir yolu bu da sanırım)

 

Yine çocukluğumda dini korkutmalar içerisinde büyüdüm. Çoğu zaman şu cümleler direkt yakınlarım tarafımdan onlara göre günah olduğu için gözlerimin içine baka baka söylendi (resmen travma).

            Günah (belki yüzlerce binlerce kez)

            Allah çarpar, Allah yakar

            Cehennemde yanarsın,

            Cin çarpar,

            Cin gelir vs.

Beni en çok etkileyen, korkutan, bütün hayatımı resmen mahveden “cin korkutması” oldu. Bir gün onunla karşılaşacağımı sandım ve bana kötülükler yapacağı hissiyle yaşadım yıllarca. Geceleri uykusuzluktan çok defa perişan oldum.

 

Din konusunu ilk, üniversitede rüya konusunun bilimsel yönünü öğrendiğimde araştırmaya başladım. Çünkü dine göre rüyalar hayırlı ya da hayırsız, Allah’tan ya da şeytandan olabiliyordu. Şeytandan ise kimseye anlatılmaması gerekiyordu.

 

Rüya ile ilgili bazı hadisler;

İlk ayetteki rüyaya özellikle dikkat çekmek istiyorum. Çok tartışmalı olan 9 yaşındayken mi evlendi denilen Hz Ayşe ile ilgili Hz. Muhammed’in gördüğünü söylediği bir rüya!

 

5574 - Urve (radiyallahu anh) , Hz. Aişe (radiyallahu anha)'dan şunu nakletmiştir: "Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam bana dedi ki: 
"Rüyamda sen bana üç gece gösterildin: Melek seni bana bir ipek parçası içerisinde getirdi ve "Bu senin zevcendir, aç onu!" dedi. Ben de açtım, içindeki sendin. Ben: "Bu rüya Allah katından ise, onu gerçekleştirecektir" dedim." 
Buhari, Nikah 9, 35, Ta'bir 20, 21; Muslim, Fezailu's-Sahabe 79; Tirmizi, Menakib (3875). 

7129 - Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Rü'ya üç kısımdır: Biri Allah'tan bir müjdedir. Biri nefsin konuşmasıdır. Biri de şeytanın korkutmasıdır. Biriniz hoşuna giden bir rü'ya görecek olursa, dilerse onu anlatsın. Eğer hoşuna gitmeyen bir şey görürse onu kimseye anlatmasın, kalkıp namaz kılsın." 

 

Bunlar aklımı kurcalamaya devam ederken derslerde evrim teorisi anlatılmaya başlandı. Araştırmayan çoğu kişi gibi bende evrim teorisini Darwin diye birinin çıkıp “insanlar maymundan geliyor” dediğini sanırdım. "E şimdiki maymunlar neden insan olmuyor" diye dalga geçerdim. Bilmiyordum ki Darwin’in bununla ilgili uzun yıllar kapsamlı araştırma yaptığını, kitap yazdığını ve bu kitabın içeriğini. Böylece evrim teorisine ilgim oluşmaya başladı ve beni bu konuda özellikle internetten araştırma yapmaya sevketti. Evrim teorisindeki her şey mantıklı geliyordu, sadece yaşamın ilk başlangıcı konusuna katılamıyordum. “Darwin açıklayamamış” bunu Tanrı yarattı diyemeyeceği için "tesadüfi" gibi şeyler söyledi sanıyordum. Ta ki organik maddelerin dünyaya nasıl geldiğini öğrenene kadar. Bunu öğrendikten sonra araştırmalarım sonucu ancak ikna olabildim ilk yaşamın nasıl başladığına.

(Din kesinlikle evrimi kabul edemez. Çünkü ademin çamur vs. gibi maddelerden yaratıldığını, ona her şeyin öğretildiğini söylüyor. Adem çocukluk dönemi geçirmemiştir, direkt konuşur halde ve dünyada yaşamını sürdürebilecek zihinsel ve yaşamsal becerilerle donanımlı olarak gönderilmiştir. Diller de Adem’e öğretilmiştir. O da bildiğim kadarıyla çocuklarına öğretmiş ve diller böyle ortaya çıkmıştır dine göre. Çocuklarına da dilleri hangi yöntemle öğrettiyse artık. Farklı deri renkleri Adem’in çocuklarının farklı deri renkleriyle doğması ile ortaya çıkmıştır. Bu konuyla ilgili buraya araştırdıklarımdan aklımda kalanları yazdım, yanlış ifade etmiş olduğum şeyler varsa da din aşağı yukarı bunu söyler. Merak eden araştırabilir bunu.

 

Bu konular beni evreni daha iyi anlamaya, öğrenmeye teşvik etti, çünkü merakımı yenemiyordum, “nasıl olduysa oldu bilmeden yaşa” diyemiyordum kendime. Big bang’i araştırdım, evreni tanımaya çalıştım. Birçok belgesel izledim, makale okudum. Kuran’ı daha fazla araştırdım. Bu süreci özellikle son 2 yılda yoğun yaşadım. Ve bazı çıkarımlarda bulundum. Şimdi bunları açıklayacağım. Öncelikle Kuran’ın bence en önemli iddiası olan “apaçık gönderilmesi” yle ilgili ayetlere bakalım (zaten bu ayetleri bilenler bu kısmı hızlıca geçebilirler ki daha çok aynı şeylerin tekrarı zaten bu ayetler);

 

"Apaçık kitaba andolsun ki, akledesiniz diye Kur'an'ı Arapça okunan bir kitap kılmışızdır" (Zuhruf Suresi, ayet 2-3).

"Apaçık olan kitaba andolsun ki, biz onu kutlu bir gecede indirdik... " (Duhan Suresi, ayet 2-3).

"Ey Muhammed... Kur'an'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık" (Duhan Suresi, ayet 58-59).

"Bunlar apaçık kitabın ayetleridir" (Kasas Suresi, ayet 2).

"(Ey Muhammed!) Andolsun ki, sana apaçık ayetler indirdik" (Bakara Suresi, ayet 99).

"Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz ve Rabbinizden mağfiret dileyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir kitaptır" (Hud Suresi, ayet 1-4).

"Kur'an, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir" (Ankebut Suresi, ayet 49).

"Andolsun ki, biz, bilmediklerinizi size açık seçik bildiren ayetler indirdik..." (Nur Suresi, ayet 46).

 Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir. (maide suresi, ayet 15)

Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir. (Maide, 92)

İnkar edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Sebe suresi, 3. ayet)

Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur(Kur’an) indirdik. (Nisa suresi, 174. ayet)

Elif Lâm Râ. Bunlar, apaçık Kitabın âyetleridir. (Yusuf suresi, 1. ayet)

Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir. (Hicr suresi, 1. ayet)

Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler halinde indirdik. (Hac suresi, 16. ayet)

Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir. (Su’ara suresi, 2. ayet)

Ta-Sîn. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir. (Neml suresi, 1. ayet)

Bunlar apaçık Kitab’ın âyetleridir. (Kasas suresi, 2. ayet)

 Biz o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. (Yasin suresi, 69. ayet)

Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. (Duhan suresi, 2,3. ayetler)

 

 

Çelişmez olduğuyla ilgili bir ayet;

 

Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı. (Nisa, 82)

 

Şimdi bu ayetleri burada belirtmemin sebebini açıklayacağım;

Kuran’ın kendi iddiası ve defalarca farklı surelerde vurguladığı konu Kuran’ın apaçık olduğu, açık seçik olduğu, çelişki bulunamayacağı.

Şimdi soruyorum; apaçık ve çelişmez olduğu bizzat Allah tarafından söyleniyorken hala neden tartışmalı ayetler, hadisler var. Eğer apaçık olsaydı herkes tarafından aynı anlaşılmalı ve tartışmaya girmemeliydik. Ben şöyle düşünüyorum;

 

Din tarafından bize söylenen, her şeyi Allah yarattı ve bizim için yarattı, aklı herkese Allah verdi, bir takım kurallar koyup buna uymamızı istedi, insanlar ne geçmişte ne şimdi bu kurallara uymuyor, geçmişte de gönderdiği kitaba uymayanlar fazla oldu, gelecekte de öyle olacağı görünüyor. İlk mesajlarını dünyaya iletti, insanlar uymadı, uymadığı gibi içeriğini değiştirdiler, Allah ilettiği mesajları koruyamadı, sonra tekrar gönderdi yine koruyamadı yine aynı şeyler yaşandı, bir daha falan derken hiçbir zaman insanlar uymadı ve hep değiştirdiler ve bu hala böyle devam ediyor. En son diyor ki “bu defa son, Hz. Muhammed’i elçiniz yaptım, bunlar da son mesajlarım daha mesaj göndermeyeceğim, islamı kabul edip söylediklerime uymayanları cehennemde yakacağım sonra cennete göndereceğim, bana hiç inanmayanları ya da eski gönderdiğim ama değiştirdiğiniz kitaba inananları ebedi yakacağım, iyileşecekler tekrar tekrar yakacağım, daha önceki gönderdiğim mesajları koruyamamış olabilirim ama Kuran’ı koruyacağım. Öncekileri de korurdum ama sizi denemek istedim, seçenek sundum, eğer değiştirilene inanır islamı seçmezseniz yakacağım sizi ebediyen.”

Özgür irade mi demişti Kuran’da?

 

Hacıların hocaların ayetlerle ilgili ne söylediği umurumda değil  (ki buna rağmen çok okudum anlam veremediğim konularda bilenler ne demiş diye). Çünkü Kuran’ın söylemesine göre aklı bize Allah verdi, Kuran’ı da apaçık ve çelişmez olarak indirdi (herkes okusun diye Arapça indirmiş bunu söyleyen ayet bence çok ilginç, dünyada yaşayan milyarlarca insan Arapça öğrenip Arapçasından mı okumak zorunda, onu da geçtim okuma yazma bilmeyen insan sayısı da inanılmaz fazla onlar ne yapacaklar), dolayısıyla herhangi bir İslam bilginine ihtiyacım yok. Kuran’da ne yazıyorsa kendi aklımızla değerlendirip ne sonuca vardıysak çıkan anlam budur ve eğer farklı anlamlar çıkıyorsa bu da apaçık olmadığının resmen kanıtıdır. Bizim aklımız yetmiyor da İslam bilginlerine ihtiyaç varsa demek ki  apaçık inmemiş ve Allah'ın insanlara verdiğini söylediğiniz akıl Kuran’ı anlamada yetersiz kalıyor, bu halde de Kuran’dan sorumlu olmamız beklenemez, kendi kendimize anlayamadıktan sonra. 

 

Merak ediyorum; neden İslam hukukuna uygun yönetilen örnek alınacak türden bir ülke yok? Bütün müslümanların bakıp imreneceği, işte gerçek islam bu, Allah’ın kurallarına göre Kuran’a göre yönetiliyor, herkes müslüman, herkes dürüst ahlaklı, hiç hırsızlık yok, tecavüz yok, çocuk gelin yok, adaletsizlik yok, herkes mutlu yaşıyor. Diğer ülkelerde yaşayan müslümanlar oraya göç etmek isteselerdi. Neden yok böyle bir ülke varsa da ben duymadım. En azından İslamın doğduğu topraklar olan Suudi Arabistan örnek gösterilebilmeliydi. Demek ki Kuran dünya yaşamı için gerçekte uygun değil. İnsanlar Kuran kalıbına sığamıyor. Benim çıkarımım bu. Gerçekten bu kurallara göre yönetildiğinde hiç sorun yaşamadan bir ülke yönetilebilecek olsa idi dünyada galiba 1 buçuk milyar müslüman var. Çok büyük bir nüfus bu. Muhakkak ki bir yerlerde böyle bir devlet görürdük. Ama maalesef yok. Olanların da hali ortada.

 

Dinlerin uydurma olduğu gerçeğini kavrayınca kendimi uzanca bir süre kötü hissettim. Buna sebep olan Muhammed’in ta kendisiydi. Çok kızdım. Keşke dinler hiç olmasaymış dedim. Eğer dinler olmasaydı şunlara maruz kalmayacaktık; Allah tarafından yaratıldık, her şey bizim için yaratıldı, Kuran bizim nasıl yaşayacağımızı anlatan bir kitap, ona uymalıyız, Allah’a ve peygambere itaat etmeliyiz, Kuran sözünün dışına çıkmamalıyız, eğer Kuran’a uymazsak çok şiddetli cehennem azabı var, yanıp yanıp sonra iyileşip tekrar tekrar yanacaksın, Kuran’a uyarsan “altından ırmaklar akan cennetler” de yaşayacaksın, sevdiklerin yanında olacak, ailenden bile çok önce Allah’ı (ki bir günahında bile seni cehennemde cayır cayır yakacak olan Allah’ı) sonra peygamberi seveceksin sonra aileni vs.

 

Beni bunalımın eşiğine getiren konu öldükten sonra yaşamın olmamasıydı. Çünkü yıllarca, öldükten sonra günahlarımızın cezasını cehennemde cayır cayır yanarak çeksekte sevdiklerimize kavuşup hiç ölüm olmadan yaşayacaktık. Buradakinden başka bir yaşamın olmaması fikrine alışmam en zor olanıydı. Bu da geçti, hatta ölüm eskisi kadar korkutmuyor artık.

 

Yine ilk zamanlar o kadar öfkeliydim ki herkese anlatmak istedim her şeyin uydurma olduğunu. Ama bunu başaramazdım daha anneme, babama, eşime bile söyleyemezken. Sonra bu kızgınlığım azalmaya başladı. Hayata bakışım değişti. Kendimi daha iyi hissetmeye doğru gidiyor her şey şu an. Dinle ilgili şeyleri şu sıralar eleştirmek hoşuma gidiyor. Bu da sanırım bir süreç, bunun da zamanla azalıp geçeceğini düşünüyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
20 dakika önce, sistematik yazdı:

Herkese Merhaba,

 

Yazdıklarım biraz uzun gelebilir. İçerisinde örnek hadis ve ayetler de var. Dinin hayatımı nasıl etkilediğini, neden aklımın karıştığını anlatmaya çalıştım kısa kısa. Yıllarca sürdü din konusunda aklımdaki karışıklık. Son yıllarda ancak “ya varsa” hissinden kurtulup artık dinlere inanmadığımı söyleyebiliyorum. Yazı kısmen uzun olsa da özetin özeti gibi anlattım fazla sıkmamak için. Size sunduğum sadece bazı dönemlerin küçük bir kesiti. Zaman içinde yine bu sitede dinle ilgili eleştirdiğim konuları yazacağım.

 

Çocukluğum kalabalık aile arasında geçti ve büyük çoğunluğu beş vakit namaz kılan, başörtülü kadınlardan oluşuyordu. Dolayısıyla dinle ilgili kavramları daha çok küçük yaşlarda içinde yaşayarak öğrenmiştim, ancak kendimi hiçbir zaman tam olarak içinde bulamadım. Henüz ilkokul çağlarında bile aklımı kurcalayan sorular vardı;

 

Allah bütün bunları nasıl yaratabilmişti? Gerçekten ol demişti ve olmuş muydu? Bu nasıl olabiliyordu?

Bana özgür irade verdiyse, neden Kuran'da itaatten bahsediyordu? İtaat varken nasıl özgür irademiz olabilirdi. Kuralları kabul etmezsek, kabul eder uygulamazsak neden cehennem azabı vardı? Bu şartlar altında nasıl özgür iradeden bahsedilebilirdi?

Cennette sıkılmaz mıyız? (bu soruyu o beş vakit namaz kılan akrabalarıma çok küçükken sorduğumda hayır sıkılmayız çünkü orada öyle duygular olmayacak diye cevap veriyorlardı, ancak bu cevapta bana yetmiyordu.)

İyi olup İslama inanmayanlar neden ebediyen cehennemde yanıyordu?

 

20 dakika önce, sistematik yazdı:

Daha birçok soru vardı ama uzatmak istemiyorum bu kısmı. Çocuk aklımla bu gibi konuları sorguluyordum.

 

16-17 yaşlarıma kadar aşağı yukarı her yaz:) ailem tarafından camiye Kuran öğrenmeye gönderildim. Arapça'sını okumanın ne faydası olacağına hiç anlam veremedim. Okulda din derslerinde ihlas, fatiha ezberlemeye çalışırken Türkçe’lerini anlamaya çalıştım. Kendi evimizde, akrabalarda, komşularda kadınlar bir araya gelip sık sık Yasin okurlardı. Bir gün merak ettim bu kadar önem verdikleri Yasin suresi ne anlatıyordu? Anneme babama sordum “bilmiyorum” dediler. Kendim Türkçe'sini okumaya karar verdim. Okurken gözlerime inanamadım, neden bahsediyordu bu? Acaba Yasin’in Türkçe’si diye başka bir şey mi okuyordum? Kuran’da bunlar anlatılıyor olamazdı. Çünkü Kuran'ın mesajlarını bambaşka hayal etmiştim. Yasin suresi kafamı allak bullak etmişti. Böyle düşündüğüm için günaha girdiğimi düşünüp okuduklarımı unutmaya çalışmıştım.

 

Yine bu akrabalar, tanıdıklar Kuran’ı sure sure bölüşüp okuyor hatim ediyorlardı, hemde ARAPÇA'SINI. Aklım almıyordu. Hem ne okuduklarını bilmiyorlar hem de aralarında bölüşüp anlamadıkları dilde anlamadıkları şeyleri okuyorlardı. Kendi kendime düşünürdüm, Allah kimin ne okuduğunu, ne kadar içten okuduğunu, hangi bölümleri okuduğunu nereden bilecek, ve okuduklarını anlamadıkları için bunun ne anlamı ve ne sevabı olacaktı. Kendi dillerinde okusalar bu kadar kafamı karıştırmazdı bu konu. Kuran’ı hatim etmekle ilgili bazı hadisleri paylaşmak istiyorum.

 

Kur’an-ı Kerimi hatmedenin duası kabul olunur.

Kur’an-ı Kerimi hatmedene, altmış bin melek istigraf eder.

Kur’an-ı Kerimi hatmedenin, kabul edilen bir dua hakkı olduğu gibi kendisine cennetten bir ağaç da verilir.

Hatmi okuyan ve dinleyenlerin duası kabul olur.

 

Kuran’ı bölüşerek ya da tek başına arapçasını hatim eden tanıdıklarımın duaları da kabul olmadı. Ama bu dünyada kabul olmayan duaların karşılıklarını öteki alemde alacaklardı değil mi? (insan kandırmanın başka bir yolu bu da sanırım)

 

Yine çocukluğumda dini korkutmalar içerisinde büyüdüm. Çoğu zaman şu cümleler direkt yakınlarım tarafımdan onlara göre günah olduğu için gözlerimin içine baka baka söylendi (resmen travma).

            Günah (belki yüzlerce binlerce kez)

            Allah çarpar, Allah yakar

            Cehennemde yanarsın,

            Cin çarpar,

            Cin gelir vs.

Beni en çok etkileyen, korkutan, bütün hayatımı resmen mahveden “cin korkutması” oldu. Bir gün onunla karşılaşacağımı sandım ve bana kötülükler yapacağı hissiyle yaşadım yıllarca. Geceleri uykusuzluktan çok defa perişan oldum.

 

Din konusunu ilk, üniversitede rüya konusunun bilimsel yönünü öğrendiğimde araştırmaya başladım. Çünkü dine göre rüyalar hayırlı ya da hayırsız, Allah’tan ya da şeytandan olabiliyordu. Şeytandan ise kimseye anlatılmaması gerekiyordu.

 

Rüya ile ilgili bazı hadisler;

İlk ayetteki rüyaya özellikle dikkat çekmek istiyorum. Çok tartışmalı olan 9 yaşındayken mi evlendi denilen Hz Ayşe ile ilgili Hz. Muhammed’in gördüğünü söylediği bir rüya!

 

5574 - Urve (radiyallahu anh) , Hz. Aişe (radiyallahu anha)'dan şunu nakletmiştir: "Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam bana dedi ki: 
"Rüyamda sen bana üç gece gösterildin: Melek seni bana bir ipek parçası içerisinde getirdi ve "Bu senin zevcendir, aç onu!" dedi. Ben de açtım, içindeki sendin. Ben: "Bu rüya Allah katından ise, onu gerçekleştirecektir" dedim." 
Buhari, Nikah 9, 35, Ta'bir 20, 21; Muslim, Fezailu's-Sahabe 79; Tirmizi, Menakib (3875). 

7129 - Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Rü'ya üç kısımdır: Biri Allah'tan bir müjdedir. Biri nefsin konuşmasıdır. Biri de şeytanın korkutmasıdır. Biriniz hoşuna giden bir rü'ya görecek olursa, dilerse onu anlatsın. Eğer hoşuna gitmeyen bir şey görürse onu kimseye anlatmasın, kalkıp namaz kılsın." 

 

Bunlar aklımı kurcalamaya devam ederken derslerde evrim teorisi anlatılmaya başlandı. Araştırmayan çoğu kişi gibi bende evrim teorisini Darwin diye birinin çıkıp “insanlar maymundan geliyor” dediğini sanırdım. "E şimdiki maymunlar neden insan olmuyor" diye dalga geçerdim. Bilmiyordum ki Darwin’in bununla ilgili uzun yıllar kapsamlı araştırma yaptığını, kitap yazdığını ve bu kitabın içeriğini. Böylece evrim teorisine ilgim oluşmaya başladı ve beni bu konuda özellikle internetten araştırma yapmaya sevketti. Evrim teorisindeki her şey mantıklı geliyordu, sadece yaşamın ilk başlangıcı konusuna katılamıyordum. “Darwin açıklayamamış” bunu Tanrı yarattı diyemeyeceği için "tesadüfi" gibi şeyler söyledi sanıyordum. Ta ki organik maddelerin dünyaya nasıl geldiğini öğrenene kadar. Bunu öğrendikten sonra araştırmalarım sonucu ancak ikna olabildim ilk yaşamın nasıl başladığına.

(Din kesinlikle evrimi kabul edemez. Çünkü ademin çamur vs. gibi maddelerden yaratıldığını, ona her şeyin öğretildiğini söylüyor. Adem çocukluk dönemi geçirmemiştir, direkt konuşur halde ve dünyada yaşamını sürdürebilecek zihinsel ve yaşamsal becerilerle donanımlı olarak gönderilmiştir. Diller de Adem’e öğretilmiştir. O da bildiğim kadarıyla çocuklarına öğretmiş ve diller böyle ortaya çıkmıştır dine göre. Çocuklarına da dilleri hangi yöntemle öğrettiyse artık. Farklı deri renkleri Adem’in çocuklarının farklı deri renkleriyle doğması ile ortaya çıkmıştır. Bu konuyla ilgili buraya araştırdıklarımdan aklımda kalanları yazdım, yanlış ifade etmiş olduğum şeyler varsa da din aşağı yukarı bunu söyler. Merak eden araştırabilir bunu.

 

Bu konular beni evreni daha iyi anlamaya, öğrenmeye teşvik etti, çünkü merakımı yenemiyordum, “nasıl olduysa oldu bilmeden yaşa” diyemiyordum kendime. Big bang’i araştırdım, evreni tanımaya çalıştım. Birçok belgesel izledim, makale okudum. Kuran’ı daha fazla araştırdım. Bu süreci özellikle son 2 yılda yoğun yaşadım. Ve bazı çıkarımlarda bulundum. Şimdi bunları açıklayacağım. Öncelikle Kuran’ın bence en önemli iddiası olan “apaçık gönderilmesi” yle ilgili ayetlere bakalım (zaten bu ayetleri bilenler bu kısmı hızlıca geçebilirler ki daha çok aynı şeylerin tekrarı zaten bu ayetler);

 

"Apaçık kitaba andolsun ki, akledesiniz diye Kur'an'ı Arapça okunan bir kitap kılmışızdır" (Zuhruf Suresi, ayet 2-3).

"Apaçık olan kitaba andolsun ki, biz onu kutlu bir gecede indirdik... " (Duhan Suresi, ayet 2-3).

"Ey Muhammed... Kur'an'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık" (Duhan Suresi, ayet 58-59).

"Bunlar apaçık kitabın ayetleridir" (Kasas Suresi, ayet 2).

"(Ey Muhammed!) Andolsun ki, sana apaçık ayetler indirdik" (Bakara Suresi, ayet 99).

"Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz ve Rabbinizden mağfiret dileyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir kitaptır" (Hud Suresi, ayet 1-4).

"Kur'an, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir" (Ankebut Suresi, ayet 49).

"Andolsun ki, biz, bilmediklerinizi size açık seçik bildiren ayetler indirdik..." (Nur Suresi, ayet 46).

 Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir. (maide suresi, ayet 15)

Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir. (Maide, 92)

İnkar edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Sebe suresi, 3. ayet)

Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur(Kur’an) indirdik. (Nisa suresi, 174. ayet)

Elif Lâm Râ. Bunlar, apaçık Kitabın âyetleridir. (Yusuf suresi, 1. ayet)

Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir. (Hicr suresi, 1. ayet)

Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler halinde indirdik. (Hac suresi, 16. ayet)

Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir. (Su’ara suresi, 2. ayet)

Ta-Sîn. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir. (Neml suresi, 1. ayet)

Bunlar apaçık Kitab’ın âyetleridir. (Kasas suresi, 2. ayet)

 Biz o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. (Yasin suresi, 69. ayet)

Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. (Duhan suresi, 2,3. ayetler)

 

 

Çelişmez olduğuyla ilgili bir ayet;

 

Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı. (Nisa, 82)

 

Şimdi bu ayetleri burada belirtmemin sebebini açıklayacağım;

Kuran’ın kendi iddiası ve defalarca farklı surelerde vurguladığı konu Kuran’ın apaçık olduğu, açık seçik olduğu, çelişki bulunamayacağı.

Şimdi soruyorum; apaçık ve çelişmez olduğu bizzat Allah tarafından söyleniyorken hala neden tartışmalı ayetler, hadisler var. Eğer apaçık olsaydı herkes tarafından aynı anlaşılmalı ve tartışmaya girmemeliydik. Ben şöyle düşünüyorum;

 

Din tarafından bize söylenen, her şeyi Allah yarattı ve bizim için yarattı, aklı herkese Allah verdi, bir takım kurallar koyup buna uymamızı istedi, insanlar ne geçmişte ne şimdi bu kurallara uymuyor, geçmişte de gönderdiği kitaba uymayanlar fazla oldu, gelecekte de öyle olacağı görünüyor. İlk mesajlarını dünyaya iletti, insanlar uymadı, uymadığı gibi içeriğini değiştirdiler, Allah ilettiği mesajları koruyamadı, sonra tekrar gönderdi yine koruyamadı yine aynı şeyler yaşandı, bir daha falan derken hiçbir zaman insanlar uymadı ve hep değiştirdiler ve bu hala böyle devam ediyor. En son diyor ki “bu defa son, Hz. Muhammed’i elçiniz yaptım, bunlar da son mesajlarım daha mesaj göndermeyeceğim, islamı kabul edip söylediklerime uymayanları cehennemde yakacağım sonra cennete göndereceğim, bana hiç inanmayanları ya da eski gönderdiğim ama değiştirdiğiniz kitaba inananları ebedi yakacağım, iyileşecekler tekrar tekrar yakacağım, daha önceki gönderdiğim mesajları koruyamamış olabilirim ama Kuran’ı koruyacağım. Öncekileri de korurdum ama sizi denemek istedim, seçenek sundum, eğer değiştirilene inanır islamı seçmezseniz yakacağım sizi ebediyen.”

Özgür irade mi demişti Kuran’da?

 

Hacıların hocaların ayetlerle ilgili ne söylediği umurumda değil  (ki buna rağmen çok okudum anlam veremediğim konularda bilenler ne demiş diye). Çünkü Kuran’ın söylemesine göre aklı bize Allah verdi, Kuran’ı da apaçık ve çelişmez olarak indirdi (herkes okusun diye Arapça indirmiş bunu söyleyen ayet bence çok ilginç, dünyada yaşayan milyarlarca insan Arapça öğrenip Arapçasından mı okumak zorunda, onu da geçtim okuma yazma bilmeyen insan sayısı da inanılmaz fazla onlar ne yapacaklar), dolayısıyla herhangi bir İslam bilginine ihtiyacım yok. Kuran’da ne yazıyorsa kendi aklımızla değerlendirip ne sonuca vardıysak çıkan anlam budur ve eğer farklı anlamlar çıkıyorsa bu da apaçık olmadığının resmen kanıtıdır. Bizim aklımız yetmiyor da İslam bilginlerine ihtiyaç varsa demek ki  apaçık inmemiş ve Allah'ın insanlara verdiğini söylediğiniz akıl Kuran’ı anlamada yetersiz kalıyor, bu halde de Kuran’dan sorumlu olmamız beklenemez, kendi kendimize anlayamadıktan sonra. 

 

Merak ediyorum; neden İslam hukukuna uygun yönetilen örnek alınacak türden bir ülke yok? Bütün müslümanların bakıp imreneceği, işte gerçek islam bu, Allah’ın kurallarına göre Kuran’a göre yönetiliyor, herkes müslüman, herkes dürüst ahlaklı, hiç hırsızlık yok, tecavüz yok, çocuk gelin yok, adaletsizlik yok, herkes mutlu yaşıyor. Diğer ülkelerde yaşayan müslümanlar oraya göç etmek isteselerdi. Neden yok böyle bir ülke varsa da ben duymadım. En azından İslamın doğduğu topraklar olan Suudi Arabistan örnek gösterilebilmeliydi. Demek ki Kuran dünya yaşamı için gerçekte uygun değil. İnsanlar Kuran kalıbına sığamıyor. Benim çıkarımım bu. Gerçekten bu kurallara göre yönetildiğinde hiç sorun yaşamadan bir ülke yönetilebilecek olsa idi dünyada galiba 1 buçuk milyar müslüman var. Çok büyük bir nüfus bu. Muhakkak ki bir yerlerde böyle bir devlet görürdük. Ama maalesef yok. Olanların da hali ortada.

 

Dinlerin uydurma olduğu gerçeğini kavrayınca kendimi uzanca bir süre kötü hissettim. Buna sebep olan Muhammed’in ta kendisiydi. Çok kızdım. Keşke dinler hiç olmasaymış dedim. Eğer dinler olmasaydı şunlara maruz kalmayacaktık; Allah tarafından yaratıldık, her şey bizim için yaratıldı, Kuran bizim nasıl yaşayacağımızı anlatan bir kitap, ona uymalıyız, Allah’a ve peygambere itaat etmeliyiz, Kuran sözünün dışına çıkmamalıyız, eğer Kuran’a uymazsak çok şiddetli cehennem azabı var, yanıp yanıp sonra iyileşip tekrar tekrar yanacaksın, Kuran’a uyarsan “altından ırmaklar akan cennetler” de yaşayacaksın, sevdiklerin yanında olacak, ailenden bile çok önce Allah’ı (ki bir günahında bile seni cehennemde cayır cayır yakacak olan Allah’ı) sonra peygamberi seveceksin sonra aileni vs.

 

Beni bunalımın eşiğine getiren konu öldükten sonra yaşamın olmamasıydı. Çünkü yıllarca, öldükten sonra günahlarımızın cezasını cehennemde cayır cayır yanarak çeksekte sevdiklerimize kavuşup hiç ölüm olmadan yaşayacaktık. Buradakinden başka bir yaşamın olmaması fikrine alışmam en zor olanıydı. Bu da geçti, hatta ölüm eskisi kadar korkutmuyor artık.

 

Yine ilk zamanlar o kadar öfkeliydim ki herkese anlatmak istedim her şeyin uydurma olduğunu. Ama bunu başaramazdım daha anneme, babama, eşime bile söyleyemezken. Sonra bu kızgınlığım azalmaya başladı. Hayata bakışım değişti. Kendimi daha iyi hissetmeye doğru gidiyor her şey şu an. Dinle ilgili şeyleri şu sıralar eleştirmek hoşuma gidiyor. Bu da sanırım bir süreç, bunun da zamanla azalıp geçeceğini düşünüyorum.

Ben islam dan tanıdığım bir çok kişiden erken ciktim.  16 yaşında . Kuran i okuyunca hiç sevmedim ve kuranın tanrısının insan gibi olduğunu farkettim.birde bu kitaba neden inanayım diye düşünüp durdum .Hicbir neden yoktu çünkü . Ben erken çıktığım için (bir yerlerden tevratta buldum ) hıristiyanlığa bakınca  benzerlikleri gördüm ve iyice kendimden emin oldum .  Erken ciktigim icin  dine pek sinirlenmedim .Nedense korkmadimda.  Dinden çıkanları gördükçe sayimiz arttıkça umut doluyor içime :)

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

16 yaşındaki cesaretinizi tebrik ediyorum. Benim o yaşlarda dinden çıkmam mümkün değildi. O yaşlarımda Kuran’ın tamamının Türkçesini zaten okumamıştım ancak okusam bile bunlar uydurma demem mümkün değildi. Sebebi ise, çevremdeki herkes müslümandı ve islam dininin tek gerçek olduğunu sanıyordum. Korkudan aklımın almadıklarından kaçınmaya çalışıyordum. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, Charles dawkins yazdı:

 

 

 İletinin tümünü alıntılamayın lütfen.

2 saat önce, sistematik yazdı:

Allah kimin ne okuduğunu, ne kadar içten okuduğunu, hangi bölümleri okuduğunu nereden bilecek, ve okuduklarını anlamadıkları için bunun ne anlamı ve ne sevabı olacaktı.

 

 İlk soruyu sorduğunuzda kaç yaşındaydınız? Merak ettim de.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
51 dakika önce, sistematik yazdı:

16 yaşındaki cesaretinizi tebrik ediyorum. 

Teşekkürler . Ayrıca yıllardır bağımlı olduğumuz bu afyonun etkisinden çıkan herkes bizim yalnız olmadığımızı ve uyanışın olduğunu hatırlatıyor . Foruma katılmakla güzel etmişsiniz 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tebrik ediyorum seni seni arkadaşım. dindar bir çevrede büyüyüp bunu başarmak kolay iş değildir.  

 

Sevdiğim bir tanımlama var; inancını terketmek evini yıkmak gibidir.  kim evini kendi elleriyle yıkmak ister ki...

 

Ben Allahı seviyordum..hatta çok seviyordum  çocuk algımla aramız çok iyiydi..ilk namazımda ve kuranın mealini ilk okumaya başladığımda sevgiden,korkudan ve saygıdan titrediğimi hatırlıyorum.. nereden nereye..

 

kızılacak birşeyler varsa sadece dinin kendisi değildir, atalarımıza,çevremize ve ailemize de kızmalıyız. okumadan ,anlamadan,araştırmadan inanmışlar..sonra düşünüyorum her toplumda bir din/inanç var..sanırım çokta kızmaya gerek yok..ama dinin kullanılmasına hala öfke duyuyorum (özellikle siyasiler ve ruhban sınıfınca(hacı-hoca-veli,şehy vb)) samimiyetle inanalara ise kızmak gereksiz ...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, Burakey yazdı:

Tebrik ediyorum seni seni arkadaşım. dindar bir çevrede büyüyüp bunu başarmak kolay iş değildir.  

 

Sevdiğim bir tanımlama var; inancını terketmek evini yıkmak gibidir.  kim evini kendi elleriyle yıkmak ister ki...

 

 

Dindar çevrede, hurafeler öğretilerek, din kitapları, dini sohbetler içinde, cin gelmesin diye dua edip Allah’a yalvararak, uyumak için gözlerimi kapatamayarak, uykumda cin gelirse Kuran beni korur diye Kuranı başucuma koyarak büyüdüm. Öfkem bu yüzden. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
20 saat önce, sistematik yazdı:

 

Dindar çevrede, hurafeler öğretilerek, din kitapları, dini sohbetler içinde, cin gelmesin diye dua edip Allah’a yalvararak, uyumak için gözlerimi kapatamayarak, uykumda cin gelirse Kuran beni korur diye Kuranı başucuma koyarak büyüdüm. Öfkem bu yüzden. 

 

Cin hikayelerinden bende nasibimi aldım. sonrada hoca hoca gezdirdiler haliyle ama hepsi nafile. bir çok kabusumu hala net hatırlayabiliyorum. kabusları geçtim inanın gündüz oyun oynarken bile görmeye başlamıştım. 3 tane kabusum vardı bunlar sürekli tekrar ediyorlardı. hep aynı kabusu göre göre sonunda rüyada olduğumu anlamaya başladım. len gene aynı terane ve bu bir rüya diyerek korkmamayı öğrendim. ve korkmamayı başardığımda hepsi bitti. bu durumun bana bir faydası oldu artık rüyadayken rüyada olduğumu anlaya biliyordum ve bayağı bir eğlenceli oluyor bu :) ancak tuhaf bişi var rüyada olduğunuzu anladığınızda rüyada sizin bunu anladığınızı anlıyor ve istediğiniz herşeyi yapmanızı engelleyerek karşılık veriyor:) 

 

Öfkeniz normal anlıyorum sizi..ancak dini dogmaları sorgulama istencine,kapasitesine veya arzusuna sahip olmayan bu nedenle samimiyetle veya safi duygularla inananları suçlamak bence çok anlamlı değil..

tarihinde Burakey tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ben gerçekte zaten cin falan görmedim. Rüyamda çok gördüm. Birilerine göründüklerini sanıyordum çünkü öyle şeyler anlatılıyordu ve inanıyordum. Bir gün bana da görünecekler zannederek yaşadım. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Uyanıkken   gördüklerim hareketsiz/sabit ve konuşmuyorlardı. rüyada gördüklerim ise aksiyonluydu :)  korkudan beynimin yarattığı şeylerdi bunlar muhtemelen çünkü korkmamayı öğrendikçe kayboldular. geceleri tuvalete gitmekten,soğan sarımsak olan yerlerden mutfakta kirli bulaşık olmasından, birgün bir yerde  karşıma çıkacaklarından vs ise büyüyene kadar hep korktum. sonuç; kaderimiz müşterek :) bir çoğumuzun aynı :)

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Aman bana cin demeyin! :lol: O kadar kaale almadığım halde müslümken cinlere uğradım! :D

 

Bazı ateistler bunu anlattım diye hâlâ benimle dalga geçiyorlar. Ama müslümdüm naapiyim diyorum anlamıyorlar!

 

Len Müslümler bu konuda daha iyiler be benim için! Anlattığımda tırsıyorlar, "aman dur gerisini anlatma, korkudan kaçırmak üzereyim" diyorlar! Hiç dalga filan geçmiyorlar. Bayağı ciddi ciddi korkuyorlar! :D 

 

Hayır yani hiç Müslüm olmamış kaç ateist vardır ki? Mel Gibson "Bir Zamanlar Askerdik" filmi ile savaş suçları itiraflarını sergilemiştir. Biz de bir zamanlar müslümdük yani, yapacak bir şey yok ki! 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Bir saat önce, -_Zeynep_- yazdı:

Ne yaptın ki cinlerle :lol:

 

Anlatması çok uzun sürer. Kısaca söylemek gerekirse bana Süreyya adında jeoloji profesörü olan ve beş bin yaşında olduğunu, dünyada incelemediği bir karış yer kalmadığını söyleyen, fakat özellikle Nil vadisine aşık olduğunu belirten bir peri "uğradı"!!! Fakat bunun saçı kaşı bile sarı, çam yarması gibi bir cin kocası vardı. Beni sıkıştırdı, öldürmek üzereyken bıraktı. Bıraktığında nefessiz kalmanın son sınırına dayanmıştım. Süreyya'ya kocan beni niye öldürmedi diye sordum. Cinler o kadar uzun yaşar ki siz bizim için çok önemsizsiniz, bir kadının üzerine erkek sinek konsa kocası ne kadar umursarsa bir cin de o kadar umursar seni dedi. Sana gelip seni sıkıştırmasına bile hayret ettim, bunu yapması çok gereksiz ve saçma dedi.

 

Uzatmayayım, bana aşık olduğu Nil nehrinin kumunun konmuş olduğu şu hani suç delilleri konur ya poşete, öyle bir poşet hediye edip elveda ben gidiyorum bu gezegende işim bitti dedi. Ona siz gezegenler arası gidebilir misiniz diye sormak istedim ama içime öyle bir acı çöktü ki hiç konuşamadım. Döndü gitti. Ciğerim yandı sözünü o gün anladım. Göğsüme bir kor yerleştirilmiş gibi olmuştu. Günlerce o acı dinmedi, o kor sönmedi.

 

Bu hikayede kritik unsurun o Nil kumu olduğunu düşünüyorum. O hediye nerde diye arasaydım, nereye koydum onu diye çekmeceleri filan karıştırsaydım  hapı yutmuştum. Şimdi bir şizofrendim ve kim bilir ne delilikler yapacaktım. Asla o hediyeyi aramaya kalkışmadım. Acımı içime gömdüm ve yaşamaya devam ettim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Bir saat önce, democrossian yazdı:

 

Anlatması çok uzun sürer. Kısaca söylemek gerekirse bana Süreyya adında jeoloji profesörü olan ve beş bin yaşında olduğunu, dünyada incelemediği bir karış yer kalmadığını söyleyen, fakat özellikle Nil vadisine aşık olduğunu belirten bir peri "uğradı"!!! Fakat bunun saçı kaşı bile sarı, çam yarması gibi bir cin kocası vardı. Beni sıkıştırdı, öldürmek üzereyken bıraktı. Bıraktığında nefessiz kalmanın son sınırına dayanmıştım. Süreyya'ya kocan beni niye öldürmedi diye sordum. Cinler o kadar uzun yaşar ki siz bizim için çok önemsizsiniz, bir kadının üzerine erkek sinek konsa kocası ne kadar umursarsa bir cin de o kadar umursar seni dedi. Sana gelip seni sıkıştırmasına bile hayret ettim, bunu yapması çok gereksiz ve saçma dedi.

 

Uzatmayayım, bana aşık olduğu Nil nehrinin kumunun konmuş olduğu şu hani suç delilleri konur ya poşete, öyle bir poşet hediye edip elveda ben gidiyorum bu gezegende işim bitti dedi. Ona siz gezegenler arası gidebilir misiniz diye sormak istedim ama içime öyle bir acı çöktü ki hiç konuşamadım. Döndü gitti. Ciğerim yandı sözünü o gün anladım. Göğsüme bir kor yerleştirilmiş gibi olmuştu. Günlerce o acı dinmedi, o kor sönmedi.

 

Bu hikayede kritik unsurun o Nil kumu olduğunu düşünüyorum. O hediye nerde diye arasaydım, nereye koydum onu diye çekmeceleri filan karıştırsaydım  hapı yutmuştum. Şimdi bir şizofrendim ve kim bilir ne delilikler yapacaktım. Asla o hediyeyi aramaya kalkışmadım. Acımı içime gömdüm ve yaşamaya devam ettim.

Vay anasını... :blink:

Tuhafmış cidden. Peki sana göre bunun sebebi neydi? 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Bir saat önce, -_Zeynep_- yazdı:

sana göre bunun sebebi neydi? 

 

Küçük yaştan beri halisünasyon görme yatkınlığım var. Önce çocukken herkesi kendim gibi sanıyordum. Fakat herkesin normalde rüyalarında kabus gördüğünü, benim gibi uyanıkken görmediğini anlayınca farklı olduğumu anladım. Beni deli diye damgalayacaklarını da anladım ve bunu baskıladım. Daha çocuk yaşta bunu baskılamak için mezarlığa bile gittim. Sırtım karanlığa dönük durup karanlıkların içinde bir şeyler olmadığını kendime telkin ettim. Yetinmeyip gece karanlığında mezarlığın bir ucundan girip öbür ucundan çıktım. Bunun faydası oldu. Halisünasyonları baskılamayı başardım.

 

Fakat halisğünasyonlarımı tetikleyen iki unsur oldu. Bir cinci ile arkadaş olmam ve bir cin çağırma seansı... Bu iki tetikleyici halisünasyonları davet etti. Süreyya o cin çağırma seansında geldi. O geldiğinde diğerlerinden farklı bir şey olduğunu herkes hissetmişti ve bir bela çıkacak paniği başlamıştı. O ana kadar eğleniyor, gülüyorduk. Bu ben periyim deyince herkes bir dondu kaldı zaten. Bilirsindir belki, bu seanslarda bir fincan gezdirilir. Süreyya direk beni hedef alan şeyler yazıyordu fincan ile. Herkes panikledi, sen ya git burdan ya sabaha kadar Kuran oku filan dediler. Hiç umursamayıp vurdum kafayı yattım.

 

Önce hiç bir şey de olmadı. Tam bu işi unutmuştum ki sarı çam yarması beni öldürmeye geldi ve vaz geçip bıraktı. Uzun süre geceleri uyuyamadım. Sinirlerim bozuldu. Sürekli uyandırılıyordum ve temaslar, dokunuşlar, dürtmeler hissediyordum. Çok sinirlenip başlarım yapacağınız işten sizin diye bağırıp çağırmaya başladım. İnsanlar deli olduğumu düşünmesin diye yalnız kalmaya başladım. Sonunda yine başa çıktım. Bir şekilde üstesinden geldim.

 

Ama bitmemişti. Bir gece yarısı bizzat Süreyya'nın kendisi çıkageldi. Ona karşı koydum ve bana bu kadar işkence çektirdiği için sitem ettim. Çok öfkelendi ve şekil değiştirerek beni korkutmaya çalıştı. Ancak ben de çok öfkeliydim.  Bana niye bu kadar rahatsızlık verdin sinirlerimi bozdun da assolist gibi en son sahneye çıkıyorsun dedim. Şaşırdı ve kocasının beni öldürmeye çalıştığına filan hayret etti. Neyse bunu ne zaman düşünsem hop beliriyordu. Bu işten ürktüm. Bu beni insanlardan soyutlar ve kafayı yerim dedim. Gündelik yaşama yoğunlaştım. Sonra elveda bir daha görüşmeyeceğiz deyip gitti. Bir daha da görmedim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Süreyya'nın bir halisünasyon olduğunu onun tüm özelliklerini analiz ederek çözdüm. Son zamanlarında ateist olmaya iyice eğilim verdiğim için cinlere filan artık inanmaz olmuştum ama onun uzaylı filan olduğuna inanabilirdim. Fakat tüm özelliklerini kafamda yaratmamı nelerin tetiklediğini tek tek çözümledim. Bunlar arasında izlediğim belgeseller, oynadığım bilgisayar oyunları filan var. Bu bağlantıları tek tek çözdüm. Böylece onun beynimin bir kurgusundan başka bir şey olmadığını, dışsal herhangi bir varlık, cin peri değil uzaylı filan bile olsa, böyle bir şey olmadığını anladım.

 

Bunları tetikleyen şey, o cinci arkadaş ile sohbetlerimiz ve o cin çağırma seansı sırasında henüz Müslüm olmamdı. O gün için onun bir peri olduğuna inanmıştım. Fakat sonra inanmadım. Hatta kocasının niye sarışın bir çam yarması olduğunun nedenini bile çözdüm! :D  

 

Şu an bunlar benim için komik anılar. Ha, ekleyeyim, o cinci arkadaş hüddam ilmi dediği cinciliğin tüm sırlarını bana öğretti. Bir kez bile denemedim. Fakat gel gör ki denemediğim halde kendimi bir cin çağırma seansının içinde buldum. Ben çağırmadım, arkadaşlar çağırmışlar ve gel cin çağıracağız dediler, oturdum. Oturmaz komaz olaydım, olan da oldu! :lol:

 

tarihinde democrossian tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu işin o kadar çok detayı var ki hepsini anlatmak olanaksız. Birisi de bu perinin ve kocası cinin çok güçlü olduklarını, bu işten sıyrılmamın mucize olduğunu söylemişti. Neden böyle söylüyorsun dediğimde Kuran ayeti var dedi. Neymiş o ayet dedim. "Ey insanlar ve cinler siz göklerin çaplarından çıkamazsınız ancak bir kudret ile çıkabilirsiniz ayeti" dedi. Buna göre bu gezegende işi bittiği, her yerini incelediği için başka gezegene gitmişler de öyle kurtulmuşsun dedi. Yoksa işi bitmemiş olsa kalsa bu güçteki cinlerden kurtulamazdın dedi. Halbuki Cin suresinde kulak hırsızlığı yapmasına bile izin verilmediği, cinlerin göğü aşamadıkları yazar dedi.

 

Bununla dalga geçer vay be benim profesörün başka gezegene tayini çıkmış derdim. Yani diyeceğim böyle uyanıkken hayal gören varsa soluğu doktorda alsın. Uyanıkken hayal görmek kesinlikle normal değildir, bir semptomdur. O konuda uyarmak isterim. Sakın cinciye filan gitmeyin, dincilerin safsatalarına kulak vermeyin, semptomları derinleştirir ve şizofreniye sürükler. Bu işten hoşlanmak çok tehlikelidir. Sanal bir dünyaya hapseder ve biz böyle kişilere deli diyoruz.

 

Ölçüt çok kesin, açık: Uyurken her şeyi görebilirsiniz, bir sakıncası yok. Ama uyanıkken hayal görüyorsanız alarm zilleri çalıyor, ona göre. Benden söylemesi. Doktor başlangıç safhasında bir ilaçla bu halisünasyonları kesebilir. İlerledikçe tedavisi zorlaşır. Tedavinin yarar sağlamadığı bir aşama vardır. Ona paranoid şizofreni diyoruz.

 

Ben başlangıç safhasında doktora giden ve bir ilaçla şıp diye halisünasyonları kesilen bir hasta biliyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, democrossian yazdı:

Bu işin o kadar çok detayı var ki hepsini anlatmak olanaksız. Birisi de bu perinin ve kocası cinin çok güçlü olduklarını, bu işten sıyrılmamın mucize olduğunu söylemişti. Neden böyle söylüyorsun dediğimde Kuran ayeti var dedi. Neymiş o ayet dedim. "Ey insanlar ve cinler siz göklerin çaplarından çıkamazsınız ancak bir kudret ile çıkabilirsiniz ayeti" dedi. Buna göre bu gezegende işi bittiği, her yerini incelediği için başka gezegene gitmişler de öyle kurtulmuşsun dedi. Yoksa işi bitmemiş olsa kalsa bu güçteki cinlerden kurtulamazdın dedi. Halbuki Cin suresinde kulak hırsızlığı yapmasına bile izin verilmediği, cinlerin göğü aşamadıkları yazar dedi.

 

Bununla dalga geçer vay be benim profesörün başka gezegene tayini çıkmış derdim. Yani diyeceğim böyle uyanıkken hayal gören varsa soluğu doktorda alsın. Uyanıkken hayal görmek kesinlikle normal değildir, bir semptomdur. O konuda uyarmak isterim. Sakın cinciye filan gitmeyin, dincilerin safsatalarına kulak vermeyin, semptomları derinleştirir ve şizofreniye sürükler. Bu işten hoşlanmak çok tehlikelidir. Sanal bir dünyaya hapseder ve biz böyle kişilere deli diyoruz.

 

Ölçüt çok kesin, açık: Uyurken her şeyi görebilirsiniz, bir sakıncası yok. Ama uyanıkken hayal görüyorsanız alarm zilleri çalıyor, ona göre. Benden söylemesi. Doktor başlangıç safhasında bir ilaçla bu halisünasyonları kesebilir. İlerledikçe tedavisi zorlaşır. Tedavinin yarar sağlamadığı bir aşama vardır. Ona paranoid şizofreni diyoruz.

 

Ben başlangıç safhasında doktora giden ve bir ilaçla şıp diye halisünasyonları kesilen bir hasta biliyorum.

Detaylıca anlattığın için teşekkürler :)Benim de dinle ilgili şüphelerim vardı da. Sadece büyü, cin, falcılık kafamı karıştırıyordu. (Hoş bu cin girmesi diğer dinlerde de oluyor ya. Exorcism her ne haltsa) 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, -_Zeynep_- yazdı:

Detaylıca anlattığın için teşekkürler :)Benim de dinle ilgili şüphelerim vardı da. Sadece büyü, cin, falcılık kafamı karıştırıyordu. (Hoş bu cin girmesi diğer dinlerde de oluyor ya. Exorcism her ne haltsa) 

 

Olabileceği kadar özetledim. Büyü cin ve falcılık konusunda bu işle uğraşanlar olabildiği kadar inandırıcılık için çaba sarfederler. İşin bir boyutu da, bunlara kendileri de inanıyor olabilirler. Yani bunları illa sahtekar olarak görmemek de lazım. Örneğin benim arkadaşım olan cinci kesinlikle sahtekar değildi, söylediklerine kendisi de inanıyordu. Fakat sorduğum her soruya mantıklı bir çıkış buluyordu. Örneğin cinlere gidin bana par getirin desen diyordum, bunu yapamazlar, parayı taşıyamazlar, maddeye etki edemezler diyordu. Peki insanı nasıl çarpıyor bu cinler deyince şamar atacak halleri yok, sinir sistemini etkiliyorlar diyordu. Sinir sistemi madde değil mi dediğimde evet ama elektrik sinyalleri var sinir sisteminde diyordu. Hiç bir zaman amaaan inanmayacaksan inanma, seni inandırmaya mecbur muyum demedi. Sabırla saatlerce tüm sorularıma yanıt verirdi.

 

Bunlar otistikse daha başarılı oluyorlar. Normal bir insanın aklında kesinlikle tutamayacağı çok küçük ayrıntıları hiç unutmuyorlar ve böylece iyi bir kurgu oluşturup inandırıcı bir senaryo üretiyorlar. Bunlar öngörülerde bulunurken tepkilerini çok iyi ölçerler. Basit bir örnek vereyim: "Senin kız kardeşin" deyip duraklarlar. O anda yüzünde meydana gelen değişikliklerden, bakışından bile bizim anlayamayacağımız anlamlar çıkarırlar. Bir kız kardeşin olmadığını anlamaları ve "yok" diye devam etmeleri hiç şaşırtıcı olmaz. "Ama..." diye sürdürürler. "Erkek kardeşin..." Yine duraklarlar. Erkek kardeşin de yoksa bunu bile anlayabilirler. Bunların yetenekleri gelişkindir. "de yok..." diyebilirler. Ya da yüzündeki tepkiye göre "o biraz..." diye devam ederler. Erkek kardeşinle ilgili bir sorun yakalamaya çalışırlar.

 

Bunu aynen falcıya giden birisi anlattı. Kız kardeşin yok ama erkek kardeşin var demiş. O evlenemiyor demiş. Bu çok heyecanlanmış bunu nasıl bildi diye. Falcı tahminlerinin tuttuğunu görerek kendinden emin bir eda ile "o evlenemeyecek" demiş. İşte o heyecanı çok iyi kullanıyor falcılar. Sen farkında olmuyorsun ama falcıya yüz mimiklerinle bakışınla bir çok ipucu sunuyorsun. Bu falcılar da hele otistikse hiç bir ayrıntıyı kaçırmaz. Tıpkı iskambil oyunu gibi, bütün elleri atılan kağıtların hepsini aklında tutarak tahmin edebilir. Bunlar atılan kağıtların tam ve kesin listesini akıllarında tutabilirler. Geriye kalır kimin elinde hangi atılmayan kağıtlar. Bunu kestirmeleri de hiç zor değildir, çünkü atılan kağıtları kimlerin attığını da hiç atlamadan akıllarında tutabilirler. Bunların zihninde oyunun tam bir şeması oluşur. Şu kağıt çekildi, şu atıldı, şu seri oluştu. Herkesin elini görüyor gibi bilebilirler.

 

Not olarak; falcının evlenemeyecek dediği erkek kardeşi geç ve güç de olsa evlendi. :) Kalabalık bir aileydi ve ailenin müzmin bekarıydı. Bir sürü kardeşi arasında kendinden küçükleri dahil hiç bekar kalmamıştı ondan başka. Falcının yeteneği müthişmiş doğrusu. Kim bilir hangi mimiklerden yakaladı bunu. Bunların uzmanlık alanı bu, tepki ölçmek. Aslında bunları yalan makinesi yerine kullanabilirsin yani, o derece! Polis olsalar müthiş sorgulama yaparlar. Ben polis sorgusu geçirdiğim için bilirim. Bir çok soru sorarlar ve hepsinde verdiğin tepkiyi belleklerinde iyi tutarlar. Arada bir sorular yenilenir ve tepkin tekrar ölçülür. Aynı soruya verdiğin iki yanıt arasında sözel çelişkiyi bırak, tepki çelişkisi bile bulursa o sorunun devamı olacak nitelikte sorular sormaya ve oradan sondaja başlar.

 

Sorgu üç saat sürdü ve aşırı yoruldum. Çünkü dedektif hipnoz yapar gibi sürekli gözlerimin içine bakıyordu. Beni sandalyeye oturtmuş, ayakta yüzüme eğilmişti. Psikolojik baskı çok etkiliydi. Tabii ben suçlu değildim, suçlu hakkında bir şey bilip bilmediğim sorgulanıyordu. Gerçekten de bilmiyordum ve bilsem o dedektif bunu kesin ortaya çıkarırdı. Üç saatin sonunda karşıma oturdu ve sorgulama sohbete dönüştü. Bu bile aldatmacaydı, sorgu aslında sürüyordu. Sonunda sustu, baktı baktı baktı, "gidebilirsin" dedi. Hâla tepkimi ölçüyordu. Rahat bir tavırla kalktım, ceketime uzandım. Hâla tepkilerimi izliyordu. Kapıdan çıkıncaya kadar da izledi. Fakat bir şey bilmediğimi anladı ki bir daha sorgulanmadım. Doğrusu tam kapıdan çıkarken "dur! Otur yerine" demesini bekledim ama demedi. :D

 

Uzattım, diyeceğim böyle yetenekler meslek incelikleri. Olağanüstü gibi gelebilir ama bunlar sadece özel yetenekler. Kısacası, kafasında çok ayrıntı tutabilen ve bunları ilişkilendirebilen, yetenekli olur.  

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
4 saat önce, democrossian yazdı:

 

Olabileceği kadar özetledim. Büyü cin ve falcılık konusunda bu işle uğraşanlar olabildiği kadar inandırıcılık için çaba sarfederler. İşin bir boyutu da, bunlara kendileri de inanıyor olabilirler. Yani bunları illa sahtekar olarak görmemek de lazım. Örneğin benim arkadaşım olan cinci kesinlikle sahtekar değildi, söylediklerine kendisi de inanıyordu. Fakat sorduğum her soruya mantıklı bir çıkış buluyordu. Örneğin cinlere gidin bana par getirin desen diyordum, bunu yapamazlar, parayı taşıyamazlar, maddeye etki edemezler diyordu. Peki insanı nasıl çarpıyor bu cinler deyince şamar atacak halleri yok, sinir sistemini etkiliyorlar diyordu. Sinir sistemi madde değil mi dediğimde evet ama elektrik sinyalleri var sinir sisteminde diyordu. Hiç bir zaman amaaan inanmayacaksan inanma, seni inandırmaya mecbur muyum demedi. Sabırla saatlerce tüm sorularıma yanıt verirdi.

 

Bunlar otistikse daha başarılı oluyorlar. Normal bir insanın aklında kesinlikle tutamayacağı çok küçük ayrıntıları hiç unutmuyorlar ve böylece iyi bir kurgu oluşturup inandırıcı bir senaryo üretiyorlar. Bunlar öngörülerde bulunurken tepkilerini çok iyi ölçerler. Basit bir örnek vereyim: "Senin kız kardeşin" deyip duraklarlar. O anda yüzünde meydana gelen değişikliklerden, bakışından bile bizim anlayamayacağımız anlamlar çıkarırlar. Bir kız kardeşin olmadığını anlamaları ve "yok" diye devam etmeleri hiç şaşırtıcı olmaz. "Ama..." diye sürdürürler. "Erkek kardeşin..." Yine duraklarlar. Erkek kardeşin de yoksa bunu bile anlayabilirler. Bunların yetenekleri gelişkindir. "de yok..." diyebilirler. Ya da yüzündeki tepkiye göre "o biraz..." diye devam ederler. Erkek kardeşinle ilgili bir sorun yakalamaya çalışırlar.

 

Bunu aynen falcıya giden birisi anlattı. Kız kardeşin yok ama erkek kardeşin var demiş. O evlenemiyor demiş. Bu çok heyecanlanmış bunu nasıl bildi diye. Falcı tahminlerinin tuttuğunu görerek kendinden emin bir eda ile "o evlenemeyecek" demiş. İşte o heyecanı çok iyi kullanıyor falcılar. Sen farkında olmuyorsun ama falcıya yüz mimiklerinle bakışınla bir çok ipucu sunuyorsun. Bu falcılar da hele otistikse hiç bir ayrıntıyı kaçırmaz. Tıpkı iskambil oyunu gibi, bütün elleri atılan kağıtların hepsini aklında tutarak tahmin edebilir. Bunlar atılan kağıtların tam ve kesin listesini akıllarında tutabilirler. Geriye kalır kimin elinde hangi atılmayan kağıtlar. Bunu kestirmeleri de hiç zor değildir, çünkü atılan kağıtları kimlerin attığını da hiç atlamadan akıllarında tutabilirler. Bunların zihninde oyunun tam bir şeması oluşur. Şu kağıt çekildi, şu atıldı, şu seri oluştu. Herkesin elini görüyor gibi bilebilirler.

 

Not olarak; falcının evlenemeyecek dediği erkek kardeşi geç ve güç de olsa evlendi. :) Kalabalık bir aileydi ve ailenin müzmin bekarıydı. Bir sürü kardeşi arasında kendinden küçükleri dahil hiç bekar kalmamıştı ondan başka. Falcının yeteneği müthişmiş doğrusu. Kim bilir hangi mimiklerden yakaladı bunu. Bunların uzmanlık alanı bu, tepki ölçmek. Aslında bunları yalan makinesi yerine kullanabilirsin yani, o derece! Polis olsalar müthiş sorgulama yaparlar. Ben polis sorgusu geçirdiğim için bilirim. Bir çok soru sorarlar ve hepsinde verdiğin tepkiyi belleklerinde iyi tutarlar. Arada bir sorular yenilenir ve tepkin tekrar ölçülür. Aynı soruya verdiğin iki yanıt arasında sözel çelişkiyi bırak, tepki çelişkisi bile bulursa o sorunun devamı olacak nitelikte sorular sormaya ve oradan sondaja başlar.

 

Sorgu üç saat sürdü ve aşırı yoruldum. Çünkü dedektif hipnoz yapar gibi sürekli gözlerimin içine bakıyordu. Beni sandalyeye oturtmuş, ayakta yüzüme eğilmişti. Psikolojik baskı çok etkiliydi. Tabii ben suçlu değildim, suçlu hakkında bir şey bilip bilmediğim sorgulanıyordu. Gerçekten de bilmiyordum ve bilsem o dedektif bunu kesin ortaya çıkarırdı. Üç saatin sonunda karşıma oturdu ve sorgulama sohbete dönüştü. Bu bile aldatmacaydı, sorgu aslında sürüyordu. Sonunda sustu, baktı baktı baktı, "gidebilirsin" dedi. Hâla tepkimi ölçüyordu. Rahat bir tavırla kalktım, ceketime uzandım. Hâla tepkilerimi izliyordu. Kapıdan çıkıncaya kadar da izledi. Fakat bir şey bilmediğimi anladı ki bir daha sorgulanmadım. Doğrusu tam kapıdan çıkarken "dur! Otur yerine" demesini bekledim ama demedi. :D

 

Uzattım, diyeceğim böyle yetenekler meslek incelikleri. Olağanüstü gibi gelebilir ama bunlar sadece özel yetenekler. Kısacası, kafasında çok ayrıntı tutabilen ve bunları ilişkilendirebilen, yetenekli olur.  

ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM! BEN DE İNANMAYAN BİRİSİNDEN AYRINTILI BİR CEVAP BEKLİYORDUM! ALLAH SENDEN RAZI OLSUN :lol:

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×