Jump to content
Yeni Üye

Tanrı ve Varlığı

Recommended Posts

Herkese selam. Sadece bildiklerimizden ve gördüklerimizden yola çıkarak Tanrıdan bahsetmek ve kendimce bir tür ispat yapmak istiyorum. 

 

Öncelikle yola kendimizle ve kendi varlığımızla çıkıyoruz. Çünkü bu, insanın gerçek manada bilebileceği tek şeydir. Kendimiz ve kendi varlığımız gerçektir. "Ben" derken hissettiğimiz şey ,bu tartışma düzeyinde, bir gerçektir yani. Ben derken bir gerçeği hissettiğimiz ve bildiğimiz kadar kendi dışımızdaki şeylerden de farklı olduğumuzu da biliriz. Kendimizi bir bütün olarak algılarız, gördüğümüz taşı da, kediyi de, gezegeni de, yıldızı da vb. Canlı ya da cansız her şeye bir şahsiyet, bir bütünlük atfederiz. Her şey kendi olduğu gibi aynı zamanda başka bir bütünün(şeyin) parçası da olabilir. Zihnimizde bir bütünlük kavramı ya da şahsiyet kavramı her halükarda vardır. Mantıkta özdeşlik ve çelişmezlik olarak ifade edilen temel ilkeler yani. Her şey kendinin aynı, kendi olmayanın gayrıdır. Zat ya da şahsiyet denilen şeyin varlığını ve gerçekliğini de aslında kendimizden biliriz.

 

Şimdi varlığımız gerçek ve şahsiyet oluşumuz sabitse, şuradan devam ediyoruz. Yok var olamaz, var da yok olmaz. Yani biz varsak ezelden beri var olan ve ebediyen var olacak olan en az bir şey var olmalı ki, biz de var olabiliyoruz. O şey ister Tanrı olsun, ister Madde ya da Enerji, ezeli ve ebedi olmalıdır.  

 

Yani, bir şey var, ezeli ve ebedi. Ezeli ve ebedi olan bir şeyin sıfatları ya da özellikleri de ezeli ve ebedi olmalıdır. Çünkü o şey var ve onun dışında bir şey yok. Ona bir şeyin sonradan eklenmesi mümkün değil, çünkü olmayan bir şey yoktur ve var olamaz. O şey varlığına şahit olduğumuz her şeye yol açmış, her şeyi var etmiş bir şey. Peki nelere şahitiz? Sadece kendimizden yola çıkarak şu özelliklere sahip olduğumuzu görebiliriz. Hayat, İlim, İrade, Kudret, Konuşmak ve Yaratmak. Yani o şey bütün bunlara ezelden sahibi olmalı ki, biz bunlara sahip olabilelim. Sonuçta var olmayan hiç var olamaz. Bu şeyin kendisi ezeli ve ebedi olduğu gibi özellikleri de öyle olmalı.

 

Burada önümüze iki yol çıkıyor. Sizin yolunuz, o Şey maddedir demek yolu. Ya da o şey enerjidir demek yolu. Bu mantıksız, çünkü bir kere madde ve onun içindeki atom ve onu oluşturan protonlar ve nötronlar bugünkü bilimsel kabulde daha küçük temel parçacıklardan oluşuyor ve sonradan oluşmuş şeyler. Aslına bakarsanız, kütle de sonradan oluşmuş, hacim de. mekan da. Enerji de müstakil olarak bulunabilen bir şey değil. Bir şeye bağlı olarak var olan bir şey. Soyut bir enerji yok yani. Enerji bir sonuç. O şeye madde ya da enerji deseniz bile maddenin ezelden hayat sahibi, ilim sahibi, irade sahibi olduğunu kabul etmeniz gerekir. 

 

Eğer ezeli ve ebedi bir şey var, O şey hayat, ilim, irade, kudret vb. sahibi diyorsanız, sizinle ihtilafımız sözde bir ihtilaf. Aslında aynı şeyden bahsediyoruz. 

Ama o şeye ait hayat, ilim, irade vb. sıfatları ısrarla inkar ediyor, sadece kütlesi ve hacmi var diyorsanız, ben de size "madem sadece kütlesi ve hacmi olan bir madde var, siz de taş kafasınız derim." Çünkü kendi varlığınızı taşların varlığıyla aynı görmekte ısrar etmiş olursunuz. Hayvanların bile kabul etmeyeceği bir seviyeye kendinizi layık görmüş olursunuz.  

tarihinde Yeni Üye tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Öncelikle bazı şeyleri belirtelim. 

 

►Yokluk varlıkla tanımlıdır. Bir şeyler var olmadan bir şeylerin yok olduğuna kanaat getiremezsiniz. 

 

►Tek bir şeyin olması ile hiç bir şeyin olmaması aynı şeydir.

 

Hayat, ilim, irade.... Gibi şeyler insan uydurması şeylerdir. İnsan uydurması şeyleri evrene mal etmek de saçmalıktır. Yoldaki bir taşa sordun mu ? Belki ona göre ölü olan sensin, canlı olan odur. Belki onun canlı tanımı senin tam tersindir. Belki senin irade dediğin, kudret dediğin şey onda olmadığını düşündüğün tam o olmayıştır. Küçücük nemli bir kaya parçasında duran bir avuç karbon yığını için kendi özelliklerinizi fazla abartıyor ve küstahça çıkarımlar yapıyorsun. Şimdi... Taşın ayrı bir tanrısı mı olmalı ? 

 

İşin ilginç yanı yazdıklarınızı doğru bile kabul etsek yanılıyor olmanız. Maddenin kudreti vardır, yaratma gücü vardır, madde konuşur, maddenin iradesi de vardır..... Ve dahası. Çünkü madde zaten benim. Ben bunları yapıyorsam aynı zamanda madde de yapıyor demektir. Nasıl olurda hem maddeden oluştuğunu kabul edip özelliklerini ondan bağımsız görürsün ? 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ben algın bir yanılsama. Ne olduğunu bile bilmediğin bilincin sana kendini özel hissettirdi. Sana sen ve seninle aynı olan şeyler hariç kimse özel olduğunu söylemedi. Sen özel değilsin. Kendini özel sayabilecek bir referansın yok. Kendi kendini kutsal ilan ettin. Bu bir yanılsama, kandırmaca. 

 

Ben derken hissetiğin şey kağıdın yanması gibidir. Maddenin bir tepkisi, ilişkisi, özelliğidir. Sınırların bu özellikle çizilmiştir. 

 

Maddenin kendi başlangıcını anlamaya çalışmasındaki çelişkiyi görmüyor musun ? Çünkü bir durumda zaten yoktu anlayamaz. Diğer durumda hep vardı yine anlayamaz. Üçüncü bir durum hayal bile edemiyoruz. Belkide cevap odur işte dediğim gibi anlayamıyoruz. Anlayamıyor. 

 

Bir olasılıkta hep vardı. Bir olasılıkta bir yerden sonra vardı bir olasılıkLARI hayal edemiyor bile. 

 

tarihinde Sütlü Kase tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
27 dakika önce, Sütlü Kase yazdı:

Ben algın bir yanılsama. Ne olduğunu bile bilmediğin bilincin sana kendini özel hissettirdi. Sana sen ve seninle aynı olan şeyler hariç kimse özel olduğunu söylemedi. Sen özel değilsin. Kendini özel sayabilecek bir referansın yok. Kendi kendini kutsal ilan ettin. Bu bir yanılsama, kandırmaca. 

 

İyi de bütün canlı organizmaların kendini bilmesi, diğer şeylerden farklı olduğunu bilmesi ve görmesi  sabittir ve hakikattir. Herkes mi yanıldı. Şahsiyet ve benlik insan özgü şeyler değildir. Her canlı kendi için faydalı olana koşar, zararlı olandan kaçar. Kendisiyle kendi dışı arasını tefrik edebildiği için bunu yapar. Hepsi bir tür benlik ve şahsiyet sahibidir.

 

Diğer yandan işin ilginç tarafı şudur ki, her şey atomlardan oluşur ama atomları yöneten kurallarla büyük ölçekte evreni yöneten kurallar farklı ve birbiriyle telif edilemiyor. Kuantumla genel göreliliği birleştiremiyoruz. Atom altı fizikle atom üstü fiziğimiz farklı.  Diğer yandan hepimiz hücreler ve genlerden oluşuruz. Hücre de kendi için faydalı olanı seçer ve sever. Ama biz bütün hücrelerin tek tek kendisi için faydalı olanı sevmesinden öte, bir bütünlük arz ediyor ve onların üstünde bir bilinç olarak kendimizi biliyor, seviyor ve kendimiz için faydalı olanı seçiyor ya da seçmiyoruz. Sadece onlar olsa, biz bir yanılgı olsak, neden zararlı olanı seçebilelim.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
53 dakika önce, Yeni Üye yazdı:

 

İyi de bütün canlı organizmaların kendini bilmesi, diğer şeylerden farklı olduğunu bilmesi ve görmesi  sabittir ve hakikattir. Herkes mi yanıldı. Şahsiyet ve benlik insan özgü şeyler değildir. Her canlı kendi için faydalı olana koşar, zararlı olandan kaçar. Kendisiyle kendi dışı arasını tefrik edebildiği için bunu yapar. Hepsi bir tür benlik ve şahsiyet sahibidir.

Evet herkes yanıldı, kimin canlı kimin ölü olduğuna sen karar veriyorsun. Bu adil bir yargı değil. Evreni kendini özel yapacak şekilde kategorize ettin. Tüm ahlakın, benlik felsefen adına bildiğin her şey bu yok denecek kadar küçük gezegenin sınırına kadar geçerli. Ötesinde sen ve senin yargıların bir hiç. 

 

 

Alıntı

Diğer yandan işin ilginç tarafı şudur ki, her şey atomlardan oluşur ama atomları yöneten kurallarla büyük ölçekte evreni yöneten kurallar farklı ve birbiriyle telif edilemiyor. Kuantumla genel göreliliği birleştiremiyoruz. Atom altı fizikle atom üstü fiziğimiz farklı.  Diğer yandan hepimiz hücreler ve genlerden oluşuruz. Hücre de kendi için faydalı olanı seçer ve sever. Ama biz bütün hücrelerin tek tek kendisi için faydalı olanı sevmesinden öte, bir bütünlük arz ediyor ve onların üstünde bir bilinç olarak kendimizi biliyor, seviyor ve kendimiz için faydalı olanı seçiyor ya da seçmiyoruz. Sadece onlar olsa, biz bir yanılgı olsak, neden zararlı olanı seçebilelim.

 

Neden maddeyi yöneten bir kural olsun ki ? Bu maddenin kendi özelliği olamaz mı ? Biz kuralları kolay anlamak ve işlem yapmak için kullanıyoruz. Senin tanrının yaratma gücü kendisinin bir özelliği değil mi ? Yoksa yaratma diye bir güç varda tanrın bunu mu kullanıyor ? Hayır, bu kendisinin bir özelliği onun varlığıyla ilgili.

 

Madde yoksa yöneten kuralda yoktur. 

 

Geri kalanlar yazıların insan algısına oturtma çabasıdır. Aynı anda hem sağa hem sola dönen bir top hayal edemezsin. Ama matematiksel olarak üzerinde işlem yapabilirsin. Kuantum da buna benzer. Bu yine bizim algımızla ilgili. Parçaları birleştirememekte bizim suçumuz. Gerçekte birleştirecek bir parça yok. Zaten her şey bütün halde. 

 

Hücrelerimiz her zaman kendisi için iyi olanı seçmez, seçenlere özel bir isim veriyoruz aslında. Kanser..

Ayrıca belli özel durumlarda da seçmemesi gerekirken kendisi için kötü olanı seçebilir canlılar. Herhangi bir canlı. Onada hastalık diyelim. Peki senin bilincinin bir hastalık olmadığını ne biliyoruz ? Yoksa onun garantisini demi başka bir bilinçten, diğer bir değişle hastalıktan aldın ? 

 

Bilincin kendisi için kötü olanı seçebildiği için bir hastalık. Oldu bence bu tanım. Nasıl reddeceksin bunu ? Dayanağın ne olacak ? 

tarihinde Sütlü Kase tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
26 minutes ago, Yeni Üye said:

İyi de bütün canlı organizmaların kendini bilmesi, diğer şeylerden farklı olduğunu bilmesi ve görmesi  sabittir ve hakikattir. Herkes mi yanıldı. Şahsiyet ve benlik insan özgü şeyler değildir. Her canlı kendi için faydalı olana koşar, zararlı olandan kaçar. Kendisiyle kendi dışı arasını tefrik edebildiği için bunu yapar. Hepsi bir tür benlik ve şahsiyet sahibidir.

 

Çok koştura koştura, bodoslama gidiyorsunuz. O yüzden böyle oluyor. Sütlü Kase gayet güzel, hatta çok güzel; ama size göre bir miktar "üst perdeden" yazıyor, biraz da ondan kaynaklı. Seviye vb. anlamında düşünmeyin bunu. Olayı algılayış şekliniz ve ön kabulleriniz bağlamında. Biraz daha parçalara bölerek daha yavaş ilerlemek gerekiyor sanırım. 

 

Bütün canlı organizmalar dediğiniz gibi değildir öncelikle. Farkındalığın farkındalığı onlarda yoktur, ya da belirli bir mertebededir. Mertebe mertebedir. Bir kedi kendisini aynada algılayabilir mi acaba? Yani gördüğünün "kendisi" olduğunu? İşte sizin öncelikle yanıtlamanız gerekenlerden biri de bu. Madem her şey ezelden beri olmak durumunda ve buna sonradan bir şey eklenemez, o zaman neden her canlı eşdeğer bir bilinç seviyesinde değil? Neden biz insanlar da, onların sahip olduğu bazı vasıf ve niteliklere sahip değiliz? Bu iş aslen, temelde, niceliğe bağlı olduğu için olabilir mi? Niceliğin koşulladığı nitelikler. Sadece biz insanlar bu düzeyde bir beyin hacmine, daha da ötesi üst beyin kabuğuna, neo-kortekse sahibiz. Bu düzeyde bilinç ise sadece biz de ortaya çıkmış. Ne ilginç bir tesadüf(!) değil mi?

 

Eğer durum sizin iddia ettiğiniz gibi olmuş olsaydı, canlılığın tüm vasıflarının bir, özdeş ve eşdeğer olması gerekirdi. Hatta maddeden müteşekkil her şeyin. Ama öyle değil. Demek oluyor ki bu iş temelde sadece bir  "malzeme miktarı" ve "kompozisyon" meselesi. 

 

26 minutes ago, Yeni Üye said:

Diğer yandan işin ilginç tarafı şudur ki, her şey atomlardan oluşur ama atomları yöneten kurallarla büyük ölçekte evreni yöneten kurallar farklı ve birbiriyle telif edilemiyor. Kuantumla genel göreliliği birleştiremiyoruz. Atom altı fizikle atom üstü fiziğimiz farklı.  Diğer yandan hepimiz hücreler ve genlerden oluşuruz. Hücre de kendi için faydalı olanı seçer ve sever. Ama biz bütün hücrelerin tek tek kendisi için faydalı olanı sevmesinden öte, bir bütünlük arz ediyor ve onların üstünde bir bilinç olarak kendimizi biliyor, seviyor ve kendimiz için faydalı olanı seçiyor ya da seçmiyoruz. Sadece onlar olsa, biz bir yanılgı olsak, neden zararlı olanı seçebilelim.

 

Çok özet yazayım. Yine bilinmeyene, boşluklara sığınıyorsunuz. Bir şeyin bugün anlaşılamıyor, birleştirilemiyor ya da izah edilemiyor oluşu, "başka bir şey" için net bir gerekçe olarak kabul edilmez, kullanılamaz. Böylesine bir mantıksal dizge ya da zorunluluk yoktur. Boşlukların tanrısı adı altında bir amaç yoksa ajandanızda eğer. Ayrıca şunun bunun bugün öyle olmayışı, yarın birleştirilemeyeceği anlamına da gelmez.

 

Kısaca mantık yürütmeniz tamamı ile bir "non-sequitur". Yani buradan bu sonuç çıkmaz. Yazdıklarınızdan "o sonuçlar" çıkmaz. 

 

Hücre bir şey "seçmez". Seçmek bilinçli bir özneye atıfda bulunur. Bu kavramları öznel ve de hatalı olarak yükleyen sizsiniz. Hücrenin, içinde bulunduğu sürecin kendisine dair bir bilgisi yoktur. 


Daha sonra kendi kanaatimizce  bilahare değiniriz ilk mesajınıza. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, Sütlü Kase yazdı:

Hayat, ilim, irade.... Gibi şeyler insan uydurması şeylerdir.

Ben de onu söylüyorum baştan beri. Hayatı, bilgiyi, iradeyi, güzelliği inkar etmeden yani kısaca insanı ve kendini inkar etmeden, Tanrıyı inkar edemezsin. Gel, sen kendini inkar etme. 

 

2 saat önce, Sütlü Kase yazdı:

Şimdi... Taşın ayrı bir tanrısı mı olmalı ? 

 Her şey göreceli, ona bir itirazım yok ama sonuçta kendimizin gerçekliğini inkar etmeyeceksek bilme ve anlama araçlarımızı da kendimizi merkeze koyarak kullanacağız. İlla her şeyin merkezi insandır demiyorum. Bizim görebildiğimiz kadarıyla kainatta mutlak bilgi yoktur. Öyle diye de dükkanı kapatmıyoruz ama. Kendi anlayışımız oranında kendimizi ve kendi dışımızdakileri anlamaya çalışıyoruz. Mesele var olan her şeyi kapsayacak, her şeye yol açabilecek, her şeyi ortaya çıkarabilecek bir şeyin tanımlanması. Buna taş da dahil, hayvan da, insan da. Ama biz taş olmanın ne demek olduğunu bilemeyeceğimiz için insan olmak üzerinden konuşuyoruz.

 

3 saat önce, Sütlü Kase yazdı:

Maddenin kudreti vardır, yaratma gücü vardır, madde konuşur, maddenin iradesi de vardır..... Ve dahası. Çünkü madde zaten benim. Ben bunları yapıyorsam aynı zamanda madde de yapıyor demektir. Nasıl olurda hem maddeden oluştuğunu kabul edip özelliklerini ondan bağımsız görürsün ? 

 

Bağımsız görmüyorum ki. Eğer madde ezelden, bilicidir, hayat sahibidir, kudret sahibidir, irade sahibidir diyorsan seninle anlaşıyoruz işte. Tanrıya inanıyorsun, sadece ismine madde diyorsun. Bir de sıfatlarında ihtilafa düşüyorsun. Yani Müslümanla Hristiyanın ihtilafı gibi bir şey bu.

 

1 saat önce, teflon yazdı:

Sütlü Kase gayet güzel, hatta çok güzel; ama size göre bir miktar "üst perdeden" yazıyor, biraz da ondan kaynaklı.

 

Bir kere sütlü kasenin pozisyonuyla senin pozisyonun oldukça farklı. Hemen sahiplenme. O sana göre daha skeptik, daha agnostik. Sen ise gayet pozitivistsin. Benimle olan ihtilafın onunla olan ihtilafından daha az değil yani. Bu başlıkta yazdıklarına itiraz edecek pek bir şey görmüyorum. Yalnız ben boşluklara falan sığınmıyorum. Bilemiyoruz öyleyse Tanrıdır demedim hiç. Sadece durum tespiti yapıyorum.

 

1 saat önce, teflon yazdı:

Eğer durum sizin iddia ettiğiniz gibi olmuş olsaydı, canlılığın tüm vasıflarının bir, özdeş ve eşdeğer olması gerekirdi. Hatta maddeden müteşekkil her şeyin. Ama öyle değil. Demek oluyor ki bu iş temelde sadece bir  "malzeme miktarı" ve "kompozisyon" meselesi. 

 

 

 Burada benim de bakışım benzer. Varlık tek, benlik tek. Ama O rahmetiyle vasıfları ve sıfatlarının her birine ve bunların farklı kompozisyonlarına alemlerde geçici bir süre için müstakil bir varlık ve benlik hissi veriyor. Yani bir olmayı, eşi ve benzeri olmamayı bizlere de yaşatıyor. Kimisi kudreti, kimisi görmeyi, kimisi işitmeyi, kimisi bilmeyi iyi yapıyor. Kompozisyon farklı sadece.

 

Mesele şu bu tek, ezeli ve ebedi olan şey benlik, bilinç, kudret, ilim vb. sahibi mi değil mi? O bunlara sahip olmasa ondan doğan nasıl sahip olacak ki. Yani bir sürü maddeyi bir araya toplasan hareket edebilen ya da hareket ettirebilen bir motora dönüşür mü? Görüntüye ya da sese tepki veren bir robota dönüşür mü? Hayat, sahibi, ilim sahibi, irade sahibi vb. bir insan dönüşür mü? Şartlar sağlanırsa evet olur diyorsanız, maddenin buna dönüşmeden önce de hareket edebilen, görebilen, işitebilen bir vasıfta olduğunu da kabul etmelisiniz. İsim önemli değil. Yani ezelden ebede sadece madde varsa, bu vasıflara sahip olmalıdır ki, biz de bu vasıflara sahip olmuşuz. Yoksa bu vasıflar sonradan maddede ortaya çıkmış olamaz. Olursa bu sefer Tek tanrımız madde olmaktan çıkar, Madde ve Değişim şeklinde iki Tanrılı bir inanca düşmüş oluruz. Yani sadece madde var demeye çalışırken, buna zamanı ve değişimi de eklersek kendi ayağımıza kurşun sıkmış oluruz.  

 

 Bunları yazdıktan sonra kendi görüşümü ve inancımı yazacağım ama bunu sadece not düşmek için yazıyorum.  Yani yine boşluklara sığınıp, kendi inancını yazıyor demeyin.

 

Her şey bir anda oldu ve bitti. Geriye olup biten şeyin yaşanması ve yavaş yavaş açığa çıkması kaldı. Son, aslında başlangıçta saklı ama hikmet gereği bize açılması zamanla oluyor. Evren sona erdiğinde onun başlangıcını da seyredebiliyor olacağız. İşte o zaman başlangıçla son birleşmiş olacak. Big bangin ilk saniyesi bittiğinde evren sona erdiğinde var olan her şeyi mümkün ve mecbur kılan her şey olup bitmişti. Ol dedi ve Oldu. Gerisi lafı güzaf.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, Yeni Üye yazdı:

Ben de onu söylüyorum baştan beri. Hayatı, bilgiyi, iradeyi, güzelliği inkar etmeden yani kısaca insanı ve kendini inkar etmeden, Tanrıyı inkar edemezsin. Gel, sen kendini inkar etme. 

 

Mantık bunu gerektiriyorsa bunu yaparsın.

 

Konuştuk mantık neyi söylüyor ? Benliğinin bir yalan olduğunu söylüyor. Sen bunu inkar etmemelisin. 

 

Alıntı

 Her şey göreceli, ona bir itirazım yok ama sonuçta kendimizin gerçekliğini inkar etmeyeceksek bilme ve anlama araçlarımızı da kendimizi merkeze koyarak kullanacağız. İlla her şeyin merkezi insandır demiyorum. Bizim görebildiğimiz kadarıyla kainatta mutlak bilgi yoktur. Öyle diye de dükkanı kapatmıyoruz ama. Kendi anlayışımız oranında kendimizi ve kendi dışımızdakileri anlamaya çalışıyoruz. Mesele var olan her şeyi kapsayacak, her şeye yol açabilecek, her şeyi ortaya çıkarabilecek bir şeyin tanımlanması. Buna taş da dahil, hayvan da, insan da. Ama biz taş olmanın ne demek olduğunu bilemeyeceğimiz için insan olmak üzerinden konuşuyoruz.

 

Edeceğiz, burada her şeyi yaratan her şeyin sebebi olan bir varlığın gerçekliğini tartışıyoruz. Sen kimsin ben kimim ki bu yargıya varıyorum. Nasıl varıyorum, hani nerede referansım doğru mu bakalım ? Ayrıca kim doğruladı onu ? Burada bir döngü bile var, referansın referansının referansı....  Gördüğün gibi boyu ne kadar uzatırsan-, diğer bir değişle tanrı gibi her şeyi kapsayan bir şeyi ne kadar tanımlamaya çalışırsan -referanslarında o kadar ispatsız kalır, bulanıklaşır, değersizleşir. 

 

►Ayrıca tabi ki dükkanı kapatmıyoruz. Yoksa biralarımı nasıl soğuturum ? Hala felsefeyle bilimi karıştırıyorsunuz. Mutlak bilgi ile bilimin zerre ilgisi yok. Ha, dükkanı tanrı için kapatıyorsak, ben kapatalı zaten çok oldu.  Yani kısaca bu reddediş, tanrıyı yok eder. Buz dolabımı üretme sebebimi değil. 

 

Alıntı

Bağımsız görmüyorum ki. Eğer madde ezelden, bilicidir, hayat sahibidir, kudret sahibidir, irade sahibidir diyorsan seninle anlaşıyoruz işte. Tanrıya inanıyorsun, sadece ismine madde diyorsun. Bir de sıfatlarında ihtilafa düşüyorsun. Yani Müslümanla Hristiyanın ihtilafı gibi bir şey bu.

 

Evet, ama atladığınız bir nokta var. Bu sıfatlar insan uydurmasıdır ve aslında yoktur. Tabii varsa da her sıfat için vardır. Madde kötüdür. Madde tecavüz eder. Madde insan öldürür. Madde bu evrende bildiğin en kötü şeydir. Tanrıda öyle midir ? 

 

Ayrıca söylediklerimi çarpıtmayalım lütfen ben panteist değilim. Maddeyi tanrı olarak görmem. Zaten asıl tanrı daha sert ve kesin tanımlıdır.

 

tarihinde Sütlü Kase tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, Yeni Üye yazdı:

Şartlar sağlanırsa evet olur diyorsanız, maddenin buna dönüşmeden önce de hareket edebilen, görebilen, işitebilen bir vasıfta olduğunu da kabul etmelisiniz. İsim önemli değil. Yani ezelden ebede sadece madde varsa, bu vasıflara sahip olmalıdır ki, biz de bu vasıflara sahip olmuşuz. Yoksa bu vasıflar sonradan maddede ortaya çıkmış olamaz. Olursa bu sefer Tek tanrımız madde olmaktan çıkar, Madde ve Değişim şeklinde iki Tanrılı bir inanca düşmüş oluruz. Yani sadece madde var demeye çalışırken, buna zamanı ve değişimi de eklersek kendi ayağımıza kurşun sıkmış oluruz.  

 

 

Bunları neye dayandırdığını anlamadım ? Madde bu vasıflara sahip olabilir demek daha doğru olmaz mıydı ?

 

Bu bir lego gibi. Legoları birleştirerek araba yapabilirsiniz, ama lego araba değildir. Legoları birleştirerek göz yapabilirsiniz (söz gelimi) ama legolar göremez. 

 

►Bu özellikler sonradan ortaya çıkmadı zaten.. Potansiyeli vardı. Örneğin legolarla top yapamazsınız (söz gelimi) potansiyeli yok. 

 

Bu yazdığınız paragraf çok dayanaksız ve tutarsız kalmış bence. 

tarihinde Sütlü Kase tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Felsefeye girdiğin anda BAKIŞ AÇISINA göre işler değişiyor .  Felsefik bir yazı olmuş .   Rasyonel ifadelerde bulun tanrı kanitlarin hakkında  .

 

 

Ya da en kolay şekilde cagir buraya bize bir iki mucize göstersin  . Bak ne kadar kolay olur demi  :D

tarihinde Charles dawkins tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

@Yeni Üye

Allahtan bahsediyorsak onu bilmek yani marifetullah konusuna girer tebliğ olmadan allah bilinebilir ve bilinemez diyorsunuz, hangisine karşı çıkabiliriz ki? kaldı ki tebliğ nedir.. Günümüzde modernist islamcılar var dürüst olmak gerekirse hadis kitaplarını reddetmekle direkt olarak kuranı reddetmek arasında fark nedir.

Ortada islamı temsil eden sabit bir şey yok fazlasıyla dinamik ve bu sözde rahmet özde sahtekarlık. Tekfirdense dininize daha sorgulayıcı bakın nereyi kaçırıyorsunuz.

Tebliğ yoluyla yabancılara, iyiliği emretmek kötülükten nehyetmek adına mezhebinizi birbirinize dikte ediyorsunuz işte bu yüzden böylesiniz, ortada taşıdığınız bir imanınızın olduğunu sanarak birbirinize zehirlerinizi kusuyorsunuz hepiniz birbirinize vebalısınız oysa sözde günahkarınız da sözde takvalınız da farksız

Allahın adalet sıfatı kudret sıfatına ihtilaf eder mi? Allah kişiye gücünün yetmeyeceğini yükler mi? Kurana sorarsan çelişki şu (hud 20 versus bakara 286)

Allah alemle bir mi yoksa değil mi? ikisini de diyorsunuz.

Allah hangi sebeple yaratıyor hmm kendisi bilir yoksa sebepsiz mi yaratıyor

Allah hangi zaman diliminde yaşıyor ki bu süper varlık, Allah geleceği bilir güzel ama belirlememiştir, tam bir kavram karmaşası o nasıl oluyor?,bilmek için bilmiş olmak gerekir bu belirlemeyi de gerektirir (geçmiş zaman) yada allah geleceği çok doğru tahmin ediyordur. Allah alim mi cahil mi kahin mi?

Allah imtihan ediyor tüm bunların anlam kazanabilmesi için bir bahane, geçemeyenler aslında bilerek geçmiyorlar çünkü Allaha bir kinleri var sözde yoksa kalpleri mi mühürlü..

Allah zamandan mekandan bağımsız güzel peki cebraille nasıl muhatap oluyor bu tanrı, gerçi bilmediğimiz şeyler bunlar böyle acayip soru mu olur?

Kuran yaratık mıdır değil midir? o zaman tahrif olmuş mudur? tahrif olmadıysa apaçık mıdır? kuran düzgünce toplanabilmiş midir?(toplanmış olsa da anlam ifade etmezdi gerçi)

Esirgeyen ve bağışlayan çok şüpheli bir söz değil mi yada allahın vaadi ve vaidi oldukça politik, siyaseti doğrudan tanrıya yaptırmak ve onun peygamberi olmak.Din için savaşanlar ateşe uçan güveler.

Birbirini katleden müslümanlar ve katletmekte olan müslümanlar, herkes kendi taraftarlarıyla haklı konumda öte yandan sözde tanrınıza karşı sözde hanginiz haklı

Peygamberin allahına neden gerek vardı? sadece onun değerlerini dikte etmek için mi? çok masum bir amaç mı? müşrikler,kafirler evet bunlar düşmanlar haklı değiller sorgusuz sualsiz.

Neden bir hristiyan isanın çarmıha gerildiğini muhammedin kılıcı savurduğunu söylesin bunlar önemli kişisel görüşler yada bir yahudi mağarasından çıkıp islamı yeni bir din çıkardı diye küçümsüyor,bunlar için kaynak gösteremem gerçi kendin deneyimleyebilirsin.

Allahın neden oğlu olmasın,birden çok tanrı niye olmuyor bu niye şirk cevap islamın allahına göre, peki hiçbirinizin inanmadığı bir tanrı veya birtakım tanrılar dünyayı gözlemliyor olabilir mi? sonraki adım tanrının abartılı bir uydurma olduğunu anlamak ki şeytanın da.

Allaha kutsallık isnad etme diğer tanrılarla arasındaki senden kaynaklanan bu kutsallık farkını kaldır ve objektif bir bakış açısına kavuş sonra asıl farklara odaklan.

Biraz rasgele yazdım,aklıma geldikçe..

 

tarihinde yüpyücecik tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
17 saat önce, Sütlü Kase yazdı:

Tanrıda öyle midir

 

Ben, size Kitabi bir Tanrı anlatmayacağım.  O yüzden gördüğümüzden ve bildiğimizden yola çıkarak ezeli olanın ve ondan meydana gelen şeylerin özelliklerini anlamaya çalışacağım. Ona şimdilik O diyeceğim. 

 

Evet O öldürür ve O zarar da verir. Ama sadece bunu söylemek eksik ve tek taraflı olur. O aynı zamanda yaşatır ve fayda da verir. Peki hangisi ekseriyettedir? Tabi ki hayat vermesi ve fayda vermesi. Delili çok basittir. Şimdilik öncesi ve sonrasını hesaba katmadan 70 yıllık ortalama bir ömrü düşünelim. O 70 yılın her bir anı hayat verir ama sadece son anında ölüm verir. 

Fayda zarar konusunda da istatistiki olarak böyledir. Değilse, zarar faydadan fazla olsa, ahirete inanmayanların yarısından fazlasının intihar etmesine şahit olurduk.

 

Ayrıca Onun adaleti insanın vicdanı ise, zarar verdiğinde bile ardından pişman olur, zararı oranınca cezaya razı olur, zarar görenin zararını telafi etmeye, zararın izlerini silmeye çalışır.

 

Ancak burada bir sorun ortaya çıkar, sadece bildiklerimiz ve gördüklerimiz içerisinde mükemmel adaletin bu dünyada tecellisi mevcut değil. Bazı suçlular cezasız kalır, bazıları gereğinden fazla ceza görür, zarar görende onarılamayan yaralar açılır vb. Olan bu olduğu halde insanda bunları kabul edemeyen, mükemmel bir adalet bekleyen bir vicdan var. Bu da işte öte dünyanın mümkün, makul, hatta  gerekli olduğunun bizdeki delilidir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
3 saat önce, Flou yazdı:

Teizm tanrısı mı bu? Öyleyse yoktan var etmeyi nasıl açıklayacaksın?

 

Sana teist Tanrıdan bahsedeceğim. Yoktan var etme bir çeviri :) Yoktan bir şey var olmaz. Vardan var olur. Ezeli ve ebedi var olandan. Hatta var da olmaz. Varmış gibi olur. Evrenin toplam enerjisinin sıfır olduğu söyleniyor. Maddenin en alt parçalarına inince de sıfıra ulaşıyorsun. Nokta vari parçacıklar. Nokta ne? tanımı yok. Sıfırdan başlayan, sıfır olan, sıfırlanacak olan, gölgelerden ibaret bir evrende yaşıyoruz. Gördüğümüz rüya vari bir şey. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
4 saat önce, yüpyücecik yazdı:

 Allahın adalet sıfatı kudret sıfatına ihtilaf eder mi? Allah kişiye gücünün yetmeyeceğini yükler mi? Kurana sorarsan çelişki şu (hud 20 versus bakara 286)

 

Kuran insanlara hitap eder. İnsanları bağlar, Allahı bağlamaz. Sadece inananlara ya da inanmaya niyeti olanlara doğruyu gösterir. İnanmayan birisinin Onu okumasına gerek yoktur. İnanınca okur. İnanan birisi küfrü, Allah yolundan alıkoymayı, ahirete inanmamayı ateşe girmek gibi bir şey olarak görmedikçe, gerçekten inanmış olmaz. Yani inanıp, kendini terbiye etmek, kamil imana erişmek isteyen ortalama bir insanın terbiyesi ödül vaadi ve ceza tehdidiyle olur. 

 

Onun dışında ahirette gerçekten kime nasıl bir muamele yapılacağı Allah'a kalmıştır. Bizim temennimiz, duamız ve ümidimiz odur ki Allah kullarını kısıtlı bir imtihanın sonucunda ebedi olarak cezalandırmak için yaratmamıştır. Rahmeti gazabına baskın çıkacaktır. Diğer yandan Allahın gerçekten sevdiği ve değer verdiği salih kullar da birileri yanı başlarında sürekli ceza çekerken cennette mutlu olamazlar. Cennet ve cehennem tasvirleri bu dünyada gerçektir ve ortalama insan hitap eder, ama öte dünyada ne olur Allah bilir. Bu dünyada bu tasvirler inananların duygularına hitap eder, Onları coşturur, kendi eksikliğini ve acizliğini, kendine çeki düzen vermesi gerektiği hissi uyandırır vb. Yoksa samimi bir inananın kadın ve şarap için kulluk yaptığını düşünmüyorsunuzdur umarım. Büyüklerden birisi gerçek cennette kadın ve şarap yoktur, bunlar gölge ve imitasyon cennetlerdedir demiştir. Gerçek cennet, Zatın cennetitir ve orada Onun huzuru vardır. Onun huzuru ve yakınlığının olduğu yerde kim kafasını çevirip başka bir şeye bakar ki.

 

Kuranı bu şekilde anlamak gerektiğine dair delilimiz Hz. Yusuf kıssasında geçen bir olaydır. Hz Yusuf sultanın su kabını, kardeşi Bünyaminin çuvalına koyar. Sonbra onu hırsızlıktan suçlu bulur. Bunu kardeşini kendi yanında alıkoyabilmek için yapar. Ayetin sonunda der ki: İşte biz Yûsuf’a böyle bir plan öğrettik. Yoksa kralın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. Yani inanan bir insanın kendini tanıması, bulması ve kamil imana ulaşabilmesi için Allah en yüksek ilmiyle bizi sorumlu tuttuğunu, ödül ve ceza vereceğini vb. ifade ediyor. İşin hakikatinin ne olduğunu ise ancak kendisi bilir. Biz bu arada bu delili düşünerek bulmadık. Allaha dua ettik, o da bizim kapasitemize göre bu meseli bize işaret etti. Ama her ilim sahibinin üstünde bir ilim sahibi vardır. Bir müslümanın yapacağı en büyük yanlış Kuran benim anladığım manadan ibarettir demektir. Kuranın her bir harfi ve kelimesinin binlerce manası, işareti vardır, hepsi kendi seviyesinde doğrudur.

 

Bizim açımızdan önemli olan şu, cüzi irademiz var. Evet her şey oldu, bitti ve yazılı ama biz, yazılanın ne olduğunu bilmiyoruz. Ayrıca yazılanın da değişebilen kısmı var. Eğer levhi mahfuzu görsek ve orada inançsız yazıldığımızı öğrensek, sonra da inançsız bir hayat yaşasak,  Allah'a beni sen imansız yazdın, ben de öyle oldum diyebiliriz. Ama bilmiyoruz, ne yazdığını. İşte cüzi iradenin sorumluluğu burada devreye giriyor. Elimizden geldiğince doğruyu bulmaya, kalbimizin, vicdanımızın ve fıtratımızın sesini dinlemeye çalışacağız. Nefsimizi ve benliğimizin bulanıklığından kurtulabildiğimiz kadar kurtulup, aklımızla, vicdanımızla, tercihte bulunacağız. Sonra da yine bunların ışığında iyi bir insan olmaya çalışacağız. İyileri seveceğiz, onlara bakıp, onlara benzemeye çalışacağız. Ondan sonra Allah bize kaldıramayacağımız yük yüklemez.

 

4 saat önce, yüpyücecik yazdı:

 Allah alemle bir mi yoksa değil mi? ikisini de diyorsunuz.

 

 Bilmiyorum. Bu konu akla ait bir konu değildir. Zevkle ve ilhamla yaşanan hallerde tecrübe edilir. Ama o da kesin değildir. Şeyhül Ekber İbni Arabi hazretleri şöyle demiş:

"Bu âleme isterseniz Hak deyiniz, isterseniz mahlûk deyiniz. İsterseniz, bir bakımdan Hak deyiniz ve başka bir bakımdan, mahlûk deyiniz. İsterseniz, ikisi arasını ayıramıyarak şaşkına döndüğünüzü söyleyiniz!"

tarihinde Yeni Üye tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
6 saat önce, yüpyücecik yazdı:

 Allah zamandan mekandan bağımsız güzel peki cebraille nasıl muhatap oluyor bu tanrı, gerçi bilmediğimiz şeyler bunlar böyle acayip soru mu olur?

 

 

Allah'ın Cebraille muhatap olduğunuzu nereden çıkardınız. Miraç olayında Peygamberle Cebrail Sidretül Münteha (Sonda bulunan ağaç) denilen bir yere kadar gelir ve Cebrail, orada der ki, ben burada ileri geçemem, sen yalnız gideceksin. Bunun zahiri manası açıktır. Cebrail sadece Allah'ın Zatıyla muhatap olmuyor. Kendisine bir yerden tevdi edilen vahyi Peygambere ulaştırıyor. Tanrının Zatı bilinemez ama herkes bilgisi, sevgisi, edebi ve kapasitesi oranınca Onu bilmeye yaklaşır. Kimisi der ki Cebrail ya da Ruhul kudüs aklı temsil eder. Allah'a yaklaşma ve Onu bilme konusunda akıl bir sınıra kadar gelir, oradan ileri geçemez.  

 

6 saat önce, yüpyücecik yazdı:

 Kuran yaratık mıdır değil midir? o zaman tahrif olmuş mudur? tahrif olmadıysa apaçık mıdır? kuran düzgünce toplanabilmiş midir?(toplanmış olsa da anlam ifade etmezdi gerçi)

 

 

Kuran mahluk mu tartışması bence gereksiz. Kuran Alllah'ın Peygamberin seviyesine,  yaşaması ve insanlara anlatması için indirdiği vahyidir. 23 senede peyderpey inmiştir. Senin de kelamın var. Seninle kelamın arasındaki ilişki ne? Sen muradını kelamınla ifade ediyorsun. Muradın kelamının aynısı değil. Onun harflere kelimelere inmiş hali. Kuran da, öyle, manası Allahın muradı. Lafzı ise sonradan var olmuş bir dil içerisinde onun harfleri ve kelimeleriyle okunuyor.

 

Kuranın birinci muhatabı peygamberdir. Sonra Onun çağdaşlarıdır. Peygamber Kuranın muradını ve mamasını en kamil manada anlamıştır. Yaşamıştır. Ayet indiği anda orada olanlar, ayetin işaret ettiği olaya şahit olanlar da yine şahit oldukları kısmı kadarıyla ve seviyeleri miktarınca anlamışlardır. Onun dışında olanlar için Kuranın içinde bulunduğu kendi durumu için hangi manaya delalet ettiği kati değildir. Yani oradan bir şey okuyup, bu budur ya da ben bunu böyle yapacağım demek yanlıştır, usulsüzlüktür. Ashap nasıl peygamberin örnekliğinde anladı ve yaşadıysa biz de zamanın örnekleri, salihleri ve iyilikle bilinen kişilerine danışarak ve onlara benzeyerek anlayabilir ve yaşayabiliriz. Kitaptan okuyarak değil. Kitap okuyarak kimse adam olmaz. Adam, adamın gölgesinde yetişir. 

 

 Kuran ya da Allah katındaki din bizim ondan anladığımız değildir. Bizim anladığımız bizim anladığımızdır. Yani güneşi yansıtan bir sürü ayna olabilir, hepsi kendi kapasitesince ve özelliklerine göre güneşi daha parlak ya da daha az parlak yansıtabilir ama hiç birinin yansıttığı güneşin kendisi değildir. İyi, akıllı, edepli, iyi niyetli, makul, alet ilimlerine(dil, mantık vb.) ve zamanın ilimlerine vakıf, dünyayı tanıyan ve şartları yorumlayabilen kişinin anladığı doğruya yakındır. Yani aslında Kuranı doğru anlayabilmek için bile ön şart iyi bir insan olmaktır. 

tarihinde Yeni Üye tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
6 saat önce, yüpyücecik yazdı:

Birbirini katleden müslümanlar ve katletmekte olan müslümanlar, herkes kendi taraftarlarıyla haklı konumda öte yandan sözde tanrınıza karşı sözde hanginiz haklı

 

 

“İki Müslüman birbirine kılıç çekerse, öldüren de öldürülen de cehenneme gider." (Ebu Bekre der ki:) ‘Ey Allah’ın Resulü! Kâtili anladık da, ya maktul niçin cehenneme gider?’ dedim.  “Çünkü, o da -bütün gücüyle- arkadaşını öldürmek için çaba gösteriyordu.” diye buyurdu.” (Buharî, İman, 22; Rikak, 31; Fiten, 10; Müslim; Fiten, 14).

 

"Eğer mü'minlerden iki zümre vuruşacak olurlarsa, aralarını düzeltin, barışı sağlayın. Buna rağmen onlardan biri diğerine tecâvüz ederse, mütecaviz tarafla Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Dönerlerse, o takdirde aralarını adaletle düzeltin ve hep âdil davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever." hucurat 9

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
4 saat önce, Yeni Üye yazdı:

 

Sana teist Tanrıdan bahsedeceğim. Yoktan var etme bir çeviri :) Yoktan bir şey var olmaz. Vardan var olur. Ezeli ve ebedi var olandan. Hatta var da olmaz. Varmış gibi olur. Evrenin toplam enerjisinin sıfır olduğu söyleniyor. Maddenin en alt parçalarına inince de sıfıra ulaşıyorsun. Nokta vari parçacıklar. Nokta ne? tanımı yok. Sıfırdan başlayan, sıfır olan, sıfırlanacak olan, gölgelerden ibaret bir evrende yaşıyoruz. Gördüğümüz rüya vari bir şey. 

 

Hocam seni bilim çarpmış. Enerjinin sıfır olması evren yaratmak için bir güce ihtiyacın olmadığını gösterir. Beynin kabile tanrısı allahın olamıyacağını haykırıyor ama sen kendini ölümden sonra yaşama o kadar şartlamışsın ki allahın varlığını ispatlıyacam diye  herşeyi birbirine katmışsın. Biraz panteizm, biraz deizm, biraz matrix, nokta, virgül, kürek. Allah sana kendisi hakkında bilemeyeceğin şeyleri konuşmanı haram kılmış ya buna uyup allahı maymun etme yada bilime teslim ol. 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
36 dakika önce, Flou yazdı:

Allah sana kendisi hakkında bilemeyeceğin şeyleri konuşmanı haram kılmış ya buna uyup allahı maymun etme yada bilime teslim ol. 

  

 Allah hakkında bir şey söylemedim. Alemden bahsediyoruz biz. Bu söylediklerim Müslüman ariflerin ve büyüklerin kitaplarında zikredilen şeyler. Çok basit düzeyde de olsa benim de bazı tecellilere şahit olmuşluğum var. Biraz da bilimsel bulgu ya da teorilerle destekleme ve ikisini tevil etme de var ama İslamın dışında bir şey söylemiyoruz. 

 

Allah ı bilemeyiz ama alemi bilmek için bilimi de kullanırız, dini de kullanırız, felsefeyi de kullanırız, mistik ve metafizik tecrübeleri de kullanırız. Bundan da gocunmayız. Hikmet, müminin yitiğidir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
9 saat önce, Yeni Üye yazdı:

 

Ben, size Kitabi bir Tanrı anlatmayacağım.  O yüzden gördüğümüzden ve bildiğimizden yola çıkarak ezeli olanın ve ondan meydana gelen şeylerin özelliklerini anlamaya çalışacağım. Ona şimdilik O diyeceğim. 

 

Evet O öldürür ve O zarar da verir. Ama sadece bunu söylemek eksik ve tek taraflı olur. O aynı zamanda yaşatır ve fayda da verir. Peki hangisi ekseriyettedir? Tabi ki hayat vermesi ve fayda vermesi. Delili çok basittir. Şimdilik öncesi ve sonrasını hesaba katmadan 70 yıllık ortalama bir ömrü düşünelim. O 70 yılın her bir anı hayat verir ama sadece son anında ölüm verir. 

Fayda zarar konusunda da istatistiki olarak böyledir. Değilse, zarar faydadan fazla olsa, ahirete inanmayanların yarısından fazlasının intihar etmesine şahit olurduk.

Hala basit bakıyorsun, 

 

70 sene hayat verip 70 sene sonunda öldürüyor diye iyi olur diyorsun. Peki yaşamın iyi bir şey olduğunu ne biliyorsun ? Eğer seçme şansım olsa asla doğmamayı seçerdim. Bu durumda senin tanrın bana eziyet ediyor. Kime göre iyi olduğu bile değişken...

 

Ha, diyebilitsin ki öldür o zaman kendini, ama senin tanrın o kadar kötüymüş ki... Bana beni öldürememem için bu aptal biyolojik ve kimyasal yapıyı vermiş. Yaşama karşı zerre ilgim olmamasına rağmen göğüsüme girecek bir bıçak sonucu iki yüzlü bir şekilde hayatta kalmaya çalışacağım şekilde yaratmış. Sanırım bana işkence etmek onun hoşuna gidiyor. 

 

Asla herkes için iyi bir tanrı üretemeyeceksin. 

 

Alıntı

Ayrıca Onun adaleti insanın vicdanı ise, zarar verdiğinde bile ardından pişman olur, zararı oranınca cezaya razı olur, zarar görenin zararını telafi etmeye, zararın izlerini silmeye çalışır.

 

Belkide olmaz, her insan pişman olur mu ? Belkide pişman olmamak doğru olandı en başından beri. Çoğunluk pişman oluyor diye doğru olan o mu ? Hayır, zaten sadece kimya ortada bir doğru bile yok. 

 

Ayrıca hiç bir şeyi telafi falan etmiyor bu altı boş bir söylem. Ayrıca fazla güçlü bir canavar için fazla acizce. 

 

Son paragrafında yine altı boş bir söylem. Burada gerçek adelet yok, bu bir yerlerde olduğunun kanıtı değildir. 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 01.08.2018 at 13:31, Yeni Üye said:

Ben de onu söylüyorum baştan beri. Hayatı, bilgiyi, iradeyi, güzelliği inkar etmeden yani kısaca insanı ve kendini inkar etmeden, Tanrıyı inkar edemezsin. Gel, sen kendini inkar etme. 

 

Burada söz konusu olan şey gerçek anlamda bir inkar dahi değil ki. Kelime anlamı ve kullanımına uymuyor bir kere. İnkarın kelime anlamına ve hangi koşullarda kullanılabilir olduğuna bakın önce. Gerçek olan, vakıa olanın karşısında durmak vb. edimler inkar olabilir. X'in Y'yi öldürdüğü kesin olarak kanıtlanmıştır. Şimdi biri çıkıp da bunu kabul etmediği vakit, "gerçeği" ya da bir olguyu inkar ediyor demektir. Ama olayın kesin bir kanıtı yoksa, ve biri çıkıp da "olay zannetiğiniz gibi değil, gösterge ve nedenleri de şunlar şunlar.." dediği vakit, bu bir inkar mıdır? Size göre o "biri" ancak X'in Y'yi öldürdüğünü inkar ederek X'i masum gösterebilmektedir. Gerçekte ise bu bir "uydurmadır" ve "o biri" işte bunu beyan etmiş, malumu ilan etmiştir. Burada bir bir çeşit inkar olsa dahi, sizin itelediğiniz anlamda değil. Gerçek olmayanı kabul etmemek (inkar etmek), nihayetinde gerçek olanın yanında ya da yakınında durmaya eşdeğerdir aslen. Kısaca burada inkar edilenin ne olduğu önemli.

 

Mevzu şu: Karşı düşünceyi sürekli inkarcı belleyip, o şekilde yaftalamak bir şekilde pelesenk olmuş ağzınıza, dilinize, düşünme şeklinize... İnkar kelimesini kullanabilmek için, onu tam olarak hak edebilmiş olmanız gerekir. Sizler ise art niyetli veya değil, o "inkar" kelimesinin olumsuz tınısını, hataya zımni olarak gönderme yapıyor oluşunu kullanıyorsunuz. Gerçekte inkarcı pozisyonda olanlar ise sizlersiniz. Akıl, mantık ve bilim inkarcısı. Onları inkar etmeden tanrıya yer açamıyorsunuz çünkü. Bu top sizde aslen.

 

On 01.08.2018 at 13:31, Yeni Üye said:

 Her şey göreceli, ona bir itirazım yok ama sonuçta kendimizin gerçekliğini inkar etmeyeceksek bilme ve anlama araçlarımızı da kendimizi merkeze koyarak kullanacağız. İlla her şeyin merkezi insandır demiyorum. Bizim görebildiğimiz kadarıyla kainatta mutlak bilgi yoktur. Öyle diye de dükkanı kapatmıyoruz ama. Kendi anlayışımız oranında kendimizi ve kendi dışımızdakileri anlamaya çalışıyoruz. Mesele var olan her şeyi kapsayacak, her şeye yol açabilecek, her şeyi ortaya çıkarabilecek bir şeyin tanımlanması. Buna taş da dahil, hayvan da, insan da. Ama biz taş olmanın ne demek olduğunu bilemeyeceğimiz için insan olmak üzerinden konuşuyoruz.

 

Kalınlaştırılmış yeri iyi belleyin. Birkaç kez daha üzerine basarak kullandığınız üzere. İleride kullanılmak üzere rezerve. 

 

On 01.08.2018 at 13:31, Yeni Üye said:

Bağımsız görmüyorum ki. Eğer madde ezelden, bilicidir, hayat sahibidir, kudret sahibidir, irade sahibidir diyorsan seninle anlaşıyoruz işte. Tanrıya inanıyorsun, sadece ismine madde diyorsun. Bir de sıfatlarında ihtilafa düşüyorsun. Yani Müslümanla Hristiyanın ihtilafı gibi bir şey bu.

 

İşte kimsenin bunu söylediği yok ki. Adam lego örneğini de verdi sana. (Güzel bir örnek ;) )Bak benim daha önce yazdığım çıkarsamanın öte yakasını da yazayım sana:

 

Eğer durum sizin iddia ettiğiniz gibi olmuş olsaydı, canlılığın tüm vasıflarının bir, özdeş ve eşdeğer olması gerekirdi. Hatta maddeden müteşekkil her şeyin. Ama öyle değil. Demek oluyor ki bu iş temelde sadece bir  "malzeme miktarı" ve "kompozisyon" meselesi. Ve tam tersinden baktığınız vakit; maddenin ya da enerjinin kökeninde olan ezeli şeyin, -ön madde ya da enerji diyelim-, bu vasıflara sahip olmaması gerektiği sonucu çıkmakta olup, buradan da hareketle, ezeli olanın o en basit hali ile bu niteliklere sahip olmadığı, olamayacağı aşikardır. Çünkü süreç sürekli basite doğru işlemekte, daha basit olan o parçalar ise bir araya gelmedikçe, birlikteliklerinin ortaya çıkardığı nitelikleri sergile(ye)memektedir. Bir potansiyele sahip olmak ile, onun aktüel olarak orada olması "aynı şey değildir". Potansiyele sahip olması, en başta da aktüel olarak orada olmasını "gerektirmez". Hele hele durum ve örnekler de tam tersini gösterir iken. Bu durumda ezeli olan ya da en baştaki tanrı olabilir mi? :) 

 

Kurgunuzun mantıksal olarak bir geçerliliği olmayıp, aksinin cereyan etmiş ve de ediyor olması pekala mümkündür. Mümkün değilse, gösterin görelim. 

 

On 01.08.2018 at 13:31, Yeni Üye said:

 Burada benim de bakışım benzer. Varlık tek, benlik tek. Ama O rahmetiyle vasıfları ve sıfatlarının her birine ve bunların farklı kompozisyonlarına alemlerde geçici bir süre için müstakil bir varlık ve benlik hissi veriyor. Yani bir olmayı, eşi ve benzeri olmamayı bizlere de yaşatıyor. Kimisi kudreti, kimisi görmeyi, kimisi işitmeyi, kimisi bilmeyi iyi yapıyor. Kompozisyon farklı sadece.

 

Hayır değil. Hatta tam tersi. Az önce yazdım . Diğer benzetmelerinizin ne kadar sağlıklı (!) olduğu da buradan ortaya çıkıyor. İşte tam yukarıda tamamiylen dayanaksız bir şekilde senaryo yazıyorsunuz. Bilime ona buna sürekli laf attığınız yerde, kendiniz konunun bu en aşkın bölgesi ile ilgili atıp tutmak hususunda hiçbir beis görmüyorsunuz. Kim neyi nereden veriyor, sen bunları nereden, neye dayanarak çıkarıyorsun belli değil. Biz Tümevarım yapıyoruz; siz ise tümevarımın bir yerinde birden tümden gelmeye başlıyorsunuz. Hem yöntemi, hem de o güzergahın işaret ettiği noktayı inkar ederek üstelik. Her şeyin daha basite giderken bir anda sonsuz karmaşıklaştığını(tanrı) nereden soktunuz ki kafanıza?

 

On 01.08.2018 at 13:31, Yeni Üye said:

Bir kere sütlü kasenin pozisyonuyla senin pozisyonun oldukça farklı. Hemen sahiplenme. O sana göre daha skeptik, daha agnostik. Sen ise gayet pozitivistsin. Benimle olan ihtilafın onunla olan ihtilafından daha az değil yani. Bu başlıkta yazdıklarına itiraz edecek pek bir şey görmüyorum. Yalnız ben boşluklara falan sığınmıyorum. Bilemiyoruz öyleyse Tanrıdır demedim hiç. Sadece durum tespiti yapıyorum.

 

Daha önce rezerve ettiğim hususu burada kullanıyoruz. Diğer başlığındaki içeriğinin en başını "aslen epistemolojik bir sorgunun konusu olabileceğini belirten" ben, forumda bir çok yerde "bu işe en başta bilmiyor olduğumuzun kabulü ile başlamamız gerektiğini.." vurgulayan ben. Bilim ve felsefenin sınırlarını birbirine katarak, bilimi devre dışı bırakmaya çalışan ise sen. İşte bizim her iki sahayı birbirinden ayırarak yaptığımız yorumları yine birbirine katarak onu ayrı, bunu gayrı kılan yine sen neticede. Ben bilimin kendi saha ve uygulama alanı içerisinde referanslı, pratik bilgi anlamında sonuçların test edilebilirliği yanı sıra, tutarlılığı açısından, sizin teolojik fantezilerinizin fersah fersah ötesinde ve rüştünü ispatlayabilir olduğuna vurgu yaptım sürekli. Ne senin, ne Sütlü Kase'nin ne de benim dükkanı kapatmayı öngörmediğimiz yerde, bu yorumu nasıl yapabiliyorsun? (Sana göre her birimiz Pozitivistiz o vakit...?)...Çünkü mevzuyu halen idrak edemedin de ondan. Önemli olan bu. Yoksa ne ben, bir kişinin yazdıklarını genel olarak onaylamak için ona her konuda katılmak zorundayım, ne hesap vermek zorundayım. Önemli de değil. Her yazılanı birebir analiz etmek için vaktim de yok. Bahsettiğin gibi bir durum da..

 

On 01.08.2018 at 13:31, Yeni Üye said:

Mesele şu bu tek, ezeli ve ebedi olan şey benlik, bilinç, kudret, ilim vb. sahibi mi değil mi? O bunlara sahip olmasa ondan doğan nasıl sahip olacak ki. Yani bir sürü maddeyi bir araya toplasan hareket edebilen ya da hareket ettirebilen bir motora dönüşür mü? Görüntüye ya da sese tepki veren bir robota dönüşür mü? Hayat, sahibi, ilim sahibi, irade sahibi vb. bir insan dönüşür mü? Şartlar sağlanırsa evet olur diyorsanız, maddenin buna dönüşmeden önce de hareket edebilen, görebilen, işitebilen bir vasıfta olduğunu da kabul etmelisiniz. İsim önemli değil. Yani ezelden ebede sadece madde varsa, bu vasıflara sahip olmalıdır ki, biz de bu vasıflara sahip olmuşuz. Yoksa bu vasıflar sonradan maddede ortaya çıkmış olamaz. Olursa bu sefer Tek tanrımız madde olmaktan çıkar, Madde ve Değişim şeklinde iki Tanrılı bir inanca düşmüş oluruz. Yani sadece madde var demeye çalışırken, buna zamanı ve değişimi de eklersek kendi ayağımıza kurşun sıkmış oluruz.  

 

Kısa devre yaptığın yer tam burası. Az yukarıda biraz yazdım ama, sana şunu dayatmak lazım aslen: Yukarıda yazdıklarını mantıksal olarak tanıtlasana. Önermeler mantığı. O ona dönüşür mü bu buna dönüşür mü?! E dönüşüyor ya işte! Bilim de sana bunu gösteriyor. Bilimi bırak, tecrübe ve deneyimlerin bizzat gösteriyor işte. Kusura bakma ama tam bir saçmalık bu kısmı. Maddenin buna dönüşmeden önce de işitebilen vb. vasıflarda olması gerektiği falan filan iddiası..Tekerlek ve direksiyonda araba vasfı mı var?

 

Parçaların bir araya getirdiği bütünün sergilediği vasıf ve niteliklerin, tikel ve de aktüel olarak "o parçaların her birinde" olması gerektiği, afaki asılsız, örneksiz ve tabii en sonunda geçersiz bir mantıksal çıkarsamadır.

 

Kırk kere beyin örneğini verdik ya sana..Enerji, madde, atomlar, arkasından nöronlar ve en sonunda o nöronlar belli bir nicelik miktarı ile kompoze olmadığı müddetçe o düzeyde bilinci "meydana getiremiyor" işte. En baştaki hali ise en dağınık, en düşük enerji düzeyindeki hali, termodinamik gereği. Demek ki en başta bilinç milinç vb. bir nanenin olması mümkün değil. Hem mantık hem de deneyimlerimiz bunu söylüyor, sense bu dizgenin topunu inkar ederek tam tersini. Bir de kabul etmeliymişiz buyurmuşsun..Pes! Meselenin nirengi noktası, zurnanın tam zart dediği yer burası işte. Böylesine basit bir mantıksal ve de tecrübe ile sabit dizgeyi inkar ediyorsunuz. .

 

Aç penrose ile hameroff'un hipotezine bak bilinçle ilgili. Adamlar en uç noktaya götürmüşler olayı ama orada bile böyle bir nane, böyle bir haddini bilmezlik yok.

 

Hepsini bir kenara bıraktım, o parçaların her biri tikel olarak o vasıflara sahip olsa bile, toplamı nasıl tanrı yapıyor? Bu sahadaki varlığını inkar ettiğiniz bilimden yola çıkarak tanrıya vardığınızın farkında mısınız bu arada?

 

On 01.08.2018 at 13:31, Yeni Üye said:

 Bunları yazdıktan sonra kendi görüşümü ve inancımı yazacağım ama bunu sadece not düşmek için yazıyorum.  Yani yine boşluklara sığınıp, kendi inancını yazıyor demeyin.

 

Her şey bir anda oldu ve bitti. Geriye olup biten şeyin yaşanması ve yavaş yavaş açığa çıkması kaldı. Son, aslında başlangıçta saklı ama hikmet gereği bize açılması zamanla oluyor. Evren sona erdiğinde onun başlangıcını da seyredebiliyor olacağız. İşte o zaman başlangıçla son birleşmiş olacak. Big bangin ilk saniyesi bittiğinde evren sona erdiğinde var olan her şeyi mümkün ve mecbur kılan her şey olup bitmişti. Ol dedi ve Oldu. Gerisi lafı güzaf.

 

Bu yazdıklarının hepsi lafı güzaf üstad. Kimse bunları kabul emek zorunda değil. Kabul etmediği için suçlanmak durumunda da değil. Kuranın buyurduğunun aksine. Var olduğunu düşündüğünüz bir tanrının adına atıp tutuyorsunuz sadece. Tanrı adına konuşup duruyor, onun amaç ve niyetlerini de siz belirliyorsunuz. Elinizde tanrılığın el kitabı falan gibi bir nane varmışçasına.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
10 hours ago, Yeni Üye said:

Ben, size Kitabi bir Tanrı anlatmayacağım.  O yüzden gördüğümüzden ve bildiğimizden yola çıkarak ezeli olanın ve ondan meydana gelen şeylerin özelliklerini anlamaya çalışacağım. Ona şimdilik O diyeceğim. 

 

Evet O öldürür ve O zarar da verir. Ama sadece bunu söylemek eksik ve tek taraflı olur. O aynı zamanda yaşatır ve fayda da verir. Peki hangisi ekseriyettedir? Tabi ki hayat vermesi ve fayda vermesi. Delili çok basittir. Şimdilik öncesi ve sonrasını hesaba katmadan 70 yıllık ortalama bir ömrü düşünelim. O 70 yılın her bir anı hayat verir ama sadece son anında ölüm verir. 

Fayda zarar konusunda da istatistiki olarak böyledir. Değilse, zarar faydadan fazla olsa, ahirete inanmayanların yarısından fazlasının intihar etmesine şahit olurduk.

 

Ayrıca Onun adaleti insanın vicdanı ise, zarar verdiğinde bile ardından pişman olur, zararı oranınca cezaya razı olur, zarar görenin zararını telafi etmeye, zararın izlerini silmeye çalışır.

 

Ancak burada bir sorun ortaya çıkar, sadece bildiklerimiz ve gördüklerimiz içerisinde mükemmel adaletin bu dünyada tecellisi mevcut değil. Bazı suçlular cezasız kalır, bazıları gereğinden fazla ceza görür, zarar görende onarılamayan yaralar açılır vb. Olan bu olduğu halde insanda bunları kabul edemeyen, mükemmel bir adalet bekleyen bir vicdan var. Bu da işte öte dünyanın mümkün, makul, hatta  gerekli olduğunun bizdeki delilidir.

 

Bu mevzular hep yazıldı. 

 

Delil çok basit: 70 yıllık bir hayat. Milyarlarca, trilyonlarca, belki de sonsuz bir kainatın süresi zarfında ise yokluk. Hangisi ekseriyetmiş??!..Bana sonsuz hayattan falan bahsetmeyin. Gördükleriniz ve bildiklerinizden yola çıkıyorsunuz ya..

 

Delil çok basit: Kadiri mutlak ve sonsuz merhametli bir tanrının karşısına koyacağınız tek bir kötülük, tek bir zarar dahi her şeyi koca bir soru işaretine çevirir. 

 

Vicdana hiç gelmeyin. "O"nun adaleti insan vicdanı ise, vicdana tıbbi ve de bilimsel olarak sahip olması mümkün olmayan psikopatları nereye koyacaz? Zarar göreceli bir kavramdır. Tüm bir hayvanlar aleminin birbirini yemek zorunda kaldığı bir düzende hele. Zararın nesnel oran karşılığı nedir? Var mıdır? Misal benim evladım zarar görmüşse eğer, bunun hiçbir şekilde telafisi mümkün değildir. Ne sonsuz ceza, ne de sonsuz mükafat. Ben evladımı sonsuz mükafat karşılığı "satmam". Benim için adalet, daha en başta onun "hiç zarar görmemiş" olmasındadır. Mükemmel adalet diye bir şey aslen yoktur, ya da sadece bir koşulda vardır. Onun için önce şu soruyu sormak gerekir:

 

Adalet nedir? Kelime kökü nedir?

 

Her şey en başta ya adaletli olur, ya da olmaz. Sonradan sağlanan adalet değildir. İntikamdır. Adaletle intikam aynı şey değildir. Bunları daha önce yazmıştım bir yerde. Şimdi uzun uzun yazamayacağım. Ama tanrı dahi mükemmel adalet konusunda acizdir. Onu en başta, bir daha geri gelmemek üzere kaybettirmiştir çünkü. Adalet korunur. Muhafaza edilir. Telafi edilmez. Edilemez de. (Çünkü önce var olan şey elma. o yitince yaptığınız şey ise armuttur.) Bunu ancak aciz olanlar yapar. Yapmaya çalışır. İnsan gibi. Çünkü elinden ancak bu gelir. Adaleti en başta "koruyamadığı" gibi, sonrasında da "elinden geleni" yapar. Ceza, ölüm, intikam. Aciz olan ceza verir. Ya önleyemediği için, ya da sonradan olmasın diye. Hukuk sistemi acizliğin üzerine kuruludur. Velhasılı insansı bir adalet ve hukuk kurgusu üzerine bina edilmiş tanrı simülasyonu işte yine sizinkisi. 

 

Sizler tanrılık benzeri bir kavramsal çatının ne olabileceği, nasıl olabileceği hakkında biz non-teistlerin yanından bile geçemiyorsunuz aslen. En ufak bir fikriniz dahi yok. Bizlerin hakkı yeniyor resmen bu konuda. Bizler tanrıya asıl hakkını veren, onu hakkıyla, layıkıyla tahayyül edebilen, ve işte tam da bu yüzden var olamayacağını belirtenleriz. 

 

Bizim bir konuya dair beklentilerimizin olması, o beklentiye dair kurgunun gerçek olmasını koşullamaz. Delil falan da olmaz. Hiç düşünmeden yazıyorsunuz. Gerçekliği ve öbür dünyayı bir satanistin, psikopatın vb. türlü farklı insanın beklentilerine göre de kurgulayalım  o zaman bakalım ne olacak?

 

10 hours ago, Yeni Üye said:

 

Sana teist Tanrıdan bahsedeceğim. Yoktan var etme bir çeviri :) Yoktan bir şey var olmaz. Vardan var olur. Ezeli ve ebedi var olandan. Hatta var da olmaz. Varmış gibi olur. Evrenin toplam enerjisinin sıfır olduğu söyleniyor. Maddenin en alt parçalarına inince de sıfıra ulaşıyorsun. Nokta vari parçacıklar. Nokta ne? tanımı yok. Sıfırdan başlayan, sıfır olan, sıfırlanacak olan, gölgelerden ibaret bir evrende yaşıyoruz. Gördüğümüz rüya vari bir şey. 

 

Meseleyi hepten yanlış anlamışsınız. (Yeterince) bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğunuzun delili bunlar. Her şeyi bir yana bıraktım. Bu da tipik bir "non-sequitur". Yani buradan bu sonuç çıkmaz. 

tarihinde teflon tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Görmediğim,varlığını "hiç bahsetmediklerinde " anlayamadığım,anlasam bile kesin olarak tanımlayamadığım bir varlığa yani Tanrıya inanmadığım için cehenneme gitmek düşüncesi zihnimi her zaman meşgul etmiştir.bana dayatılan bir güce inanmadığım için niye cehenneme gidiyorum ?

 

Diğer mesele (hep tartışılan konu) masum,çocuk,hayvan demeden canlıların çektiği acılar...(kanser hastası çocukların çektiği korkunç sancılara şahit olan biri Tanrının varlığını sorguluyordu)..Eğer bir Tanrıya inanacaksak bu Tanrının sanılanın aksine ,dinlerin bahsettigi gibi hep sevecen,merhametli bir Tanrı olmadığı açıktır.

 

Eğer inanacaksak,inandığımız Tanrının hem acımasız,hem sevecen,hem korkutucu,hem merhametli,hem gaddar ,hem adaletli,hem adaletsiz olduğu izlenimi vermekten çekinmeyen  bir Tanrı olduğunu kabul etmemiz gerekir.böyle bir Tanrı karmaşık olmalıdır.

 

Keyfine göre sırf istediği için insanları yoktan vareden bir Tanrıya inanmak zorundaysak :

Tanrı,yaratırken bize danışmadı,yoktuk ki danışsın ,var olduktan sonra danışmış, bizde "dünyaya gelmeyi "  kabul etmişsek,  iddia edenin önce bunu kanıtlaması gerekir.kanıtlıyamıyorsa,kanıtlayamadığı şeye inanmadığım için niye cezalandırılıyorum ? Bu iddiası doğru olsa bile masumların çektiği acıların nedeni "ilahi teklifi kabul etmek " ise , (çocuklar,hayvanlarda acı çektiğine göre ) çekilen ızdıraplar,acılar "ceza " olmamalı.

 

(bebeklerin,kedinin,kuşların,ineğin vs..ne suçu olabilir ?)  acı,ızdırap "suç"un karşılığı değilse  "ceza" değildir .suç ve ceza olmayan bu acının tanımı yapılmalı.acı ödül için ön hazırlık mıdır ? Öyleyse   bütün acılar ödüllendirilmeli.ödüllendiriliyor mu ? Semavi olduklarına inanılan dinler aksini söylüyor,inanmıyorsan cehenneme kadar yolun var diyorlar..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
14 saat önce, Yeni Üye yazdı:

Kuran insanlara hitap eder. İnsanları bağlar, Allahı bağlamaz. 1Sadece inananlara ya da inanmaya niyeti olanlara doğruyu gösterir.2 İnanmayan birisinin Onu okumasına gerek yoktur. İnanınca okur.4 İnanan birisi küfrü, Allah yolundan alıkoymayı, ahirete inanmamayı ateşe girmek gibi bir şey olarak görmedikçe, gerçekten inanmış olmaz. Yani inanıp, kendini terbiye etmek, kamil imana erişmek isteyen ortalama bir insanın terbiyesi ödül vaadi ve ceza tehdidiyle olur. 5

 

Onun dışında ahirette gerçekten kime nasıl bir muamele yapılacağı Allah'a kalmıştır.6 Bizim temennimiz, duamız ve ümidimiz odur ki Allah kullarını kısıtlı bir imtihanın sonucunda ebedi olarak cezalandırmak için yaratmamıştır. Rahmeti gazabına baskın çıkacaktır.7 Diğer yandan Allahın gerçekten sevdiği ve değer verdiği salih kullar da birileri yanı başlarında sürekli ceza çekerken cennette mutlu olamazlar.8 Cennet ve cehennem tasvirleri bu dünyada gerçektir ve ortalama insan hitap eder, ama öte dünyada ne olur Allah bilir. Bu dünyada bu tasvirler inananların duygularına hitap eder, Onları coşturur, kendi eksikliğini ve acizliğini, kendine çeki düzen vermesi gerektiği hissi uyandırır vb.9 Yoksa samimi bir inananın kadın ve şarap için kulluk yaptığını düşünmüyorsunuzdur umarım10. Büyüklerden birisi gerçek cennette kadın ve şarap yoktur, bunlar gölge ve imitasyon cennetlerdedir demiştir. Gerçek cennet, Zatın cennetitir ve orada Onun huzuru vardır. Onun huzuru ve yakınlığının olduğu yerde kim kafasını çevirip başka bir şeye bakar ki. 

 

Kuranı bu şekilde anlamak gerektiğine dair delilimiz Hz. Yusuf kıssasında geçen bir olaydır. Hz Yusuf sultanın su kabını, kardeşi Bünyaminin çuvalına koyar. Sonbra onu hırsızlıktan suçlu bulur. Bunu kardeşini kendi yanında alıkoyabilmek için yapar. Ayetin sonunda der ki: İşte biz Yûsuf’a böyle bir plan öğrettik. Yoksa kralın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. Yani inanan bir insanın kendini tanıması, bulması ve kamil imana ulaşabilmesi için Allah en yüksek ilmiyle bizi sorumlu tuttuğunu, ödül ve ceza vereceğini vb. ifade ediyor. İşin hakikatinin ne olduğunu ise ancak kendisi bilir. Biz bu arada bu delili düşünerek bulmadık. Allaha dua ettik, o da bizim kapasitemize göre bu meseli bize işaret etti. Ama her ilim sahibinin üstünde bir ilim sahibi vardır. Bir müslümanın yapacağı en büyük yanlış Kuran benim anladığım manadan ibarettir demektir.11 Kuranın her bir harfi ve kelimesinin binlerce manası, işareti vardır, hepsi kendi seviyesinde doğrudur.12

 

Bizim açımızdan önemli olan şu, cüzi irademiz var. Evet her şey oldu, bitti ve yazılı ama biz, yazılanın ne olduğunu bilmiyoruz. Ayrıca yazılanın da değişebilen kısmı var. Eğer levhi mahfuzu görsek ve orada inançsız yazıldığımızı öğrensek, sonra da inançsız bir hayat yaşasak,  Allah'a beni sen imansız yazdın, ben de öyle oldum diyebiliriz. Ama bilmiyoruz, ne yazdığını. İşte cüzi iradenin sorumluluğu burada devreye giriyor. Elimizden geldiğince doğruyu bulmaya, kalbimizin, vicdanımızın ve fıtratımızın sesini dinlemeye çalışacağız. Nefsimizi ve benliğimizin bulanıklığından kurtulabildiğimiz kadar kurtulup, aklımızla, vicdanımızla, tercihte bulunacağız. Sonra da yine bunların ışığında iyi bir insan olmaya çalışacağız. İyileri seveceğiz, onlara bakıp, onlara benzemeye çalışacağız. Ondan sonra Allah bize kaldıramayacağımız yük yüklemez.

Benden alıntıladığın sorumla alakasız olmasından ziyade bazı yerleri kalınlaştırıyorum bir tekrar okursun.Subjektif bulduklarımı kalınlaştırdım altını çizdiklerim çelişkili olanlar.

1Vaat ettiği Allahı da gayet bağlar(rum 6) sorumluluk bağlamında insanı bağlar diyor olabilirsiniz.

2Yani inanmaya koşullu okuyanlara doğruyu gösterir.

4ilginç

5allah rab yani terbiye eder ki sizde köle ahlakı var.

6Demek istediğin olmayan bir zaman diliminde olmayacak bir şeyin allaha kaldığı gibi

7İhtilaf içindeler de

9yani insanda olan bu olguları kullanarak peygamber allahla insanlara manipülasyon gerçekleştiriliyor.

10 Samimi bir inanan yani mütedeyyin dediğiniz kişilere girmek istemiyorum tasavvufi boyutta allahla aşk yaşayanlar aklıma geliyor genelde farklı bir tür uyuşturucu etkisi. Siz diyorsunuz ya ödül ve ceza bağlamında gerek dünyada gerek ahirette yola getirme vardır. din yoluyla kızlarınızı birbirinizle evlendirmeniz ve grup dışına ayrımcılık yapmanızla birlikte uhrevi olarak bir takım siyah gözlüler vaad ediliyor.

Samimi inanmakla sebepsiz inancımı kastediyorsunuz? peygambere aşıksınız allaha aşıksınız ve bundan dolayı iman ediyorsunuz ve bu samimiyet oluyor.

allaha suç işlediniz yasak meyveyi yediniz af dilediniz ve affa mazhar oldunuz şeytan sizi cezbetmeye açlışıyor bu hikayeyi hiç anlayamadım.

11 ortada bir islam olması için onun kendisini temsil etmesi gerekir mezhep gerçek manada yol demek değildir orada görüş demek isteniyor.

Burada yazdıklarının tümü sorumla alakasız

14 saat önce, Yeni Üye yazdı:

Bilmiyorum. Bu konu akla ait bir konu değildir. Zevkle ve ilhamla yaşanan hallerde tecrübe edilir. Ama o da kesin değildir. Şeyhül Ekber İbni Arabi hazretleri şöyle demiş:

"Bu âleme isterseniz Hak deyiniz, isterseniz mahlûk deyiniz. İsterseniz, bir bakımdan Hak deyiniz ve başka bir bakımdan, mahlûk deyiniz. İsterseniz, ikisi arasını ayıramıyarak şaşkına döndüğünüzü söyleyiniz!"

Eğer böyle derseniz hiçbir fikriniz yok demek olur aynı zamanda ne olarak kendinizi tanımladığınız da anlaşılmaz dolayısıyla resmi olarak bir görüş olarak tanınmazsınız öte yandan vahdeti vücud yada alem yaratıktır.

allahla alem birse varlıkların allahtan tefriki nasıl yapılacak yapılamazsa herşey anlamsızlaşır temel ve yüzeysel olarak.

allah alemi yarattıysa allahın kudretine gölge düşer veya bizim irademize gölge düşer bir yere çıkmıyor.

12 saat önce, Yeni Üye yazdı:

Kuran mahluk mu tartışması bence gereksiz.

link verip geçiyorum

 

 

12 saat önce, Yeni Üye yazdı:

Kuranın birinci muhatabı peygamberdir. Sonra Onun çağdaşlarıdır. Peygamber Kuranın muradını ve mamasını en kamil manada anlamıştır. Yaşamıştır. Ayet indiği anda orada olanlar, ayetin işaret ettiği olaya şahit olanlar da yine şahit oldukları kısmı kadarıyla ve seviyeleri miktarınca anlamışlardır.1 Onun dışında olanlar için Kuranın içinde bulunduğu kendi durumu için hangi manaya delalet ettiği kati değildir2. Yani oradan bir şey okuyup, bu budur ya da ben bunu böyle yapacağım demek yanlıştır, usulsüzlüktür. Ashap nasıl peygamberin örnekliğinde anladı ve yaşadıysa biz de zamanın örnekleri, salihleri ve iyilikle bilinen kişilerine danışarak ve onlara benzeyerek anlayabilir ve yaşayabiliriz1. Kitaptan okuyarak değil. Kitap okuyarak kimse adam olmaz. Adam, adamın gölgesinde yetişir. 

başkasının aklına göre anlamak çünkü o daha da yakındı islama tarihsel olarak

2neyden bahsettiğini örneklemediğin için...

 

cevaplarını çok alakalı bulmadım.

yazdıklarımın tümüyle de ilgilenmemişsin.

 

 

 

tarihinde yüpyücecik tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×