Jump to content
mantik

Piri Reis

Recommended Posts

Piri Reis'in haritası, ve o dönemde Osmanlı'da dünyanın geri kalanının ne kadar bilindiği ve ne derece ilgi gösterildiği ile ilgili bir araştırma yapıyorum.

 

Bilindiği gibi Piri Reis'in o dönemden kalan ünlü haritasında Güney Amerika'nin doğu kıyıları gösteriliyor. Bazıları müslümanların Amerika'yı Avrupalı'lardan daha bile önce keşfettiği gibi sonuçlar falan çıkarıyorlar bu haritadan. Hatta meseleyi uzaylılara bağlayan Eric von Daniken gibiler bile var. Ama olayın bunlarla ilgisi yok tabi. O dönemde Amerika kıtası çoktan keşfedilmiş durumda. İspanyol ve Portekizlilerin elinde pek çok harita var o dönemde.

 

Piri Reis 11 yaşından itibaren amcası Kemal Reis ile birlikte denizlere açılıyor. 14 yıl boyunca amcasının gemisinde denizcilikle ilgili pek çok şey öğreniyor. Akdeniz'de yabancıların gemilerine saldırıp ganimet falan elde ediyorlar. Bir nevi korsanlık yani. O meşhur haritasını 1511 ve 1513 yılları arasında çiziyor. Bu haritayı çizerken İspanyol ve Portekiz gemilerinden ele geçirilen haritalar, Caferiye haritaları ( İskender döneminden kalan Abbasiler döneminde kopyalanan haritalar) ve Kristof Kolomb'un Amerika haritasından yararlanıyor. Yaklaşık 20 harita kullanıyor bu haritasını çizerken.

 

Hatta yararlandığı Krisfof Kolomb'un o dönemden kalan ve günümüzde kayıp olan haritasının bir kısmı Piri Reis'in bu çalışmasında görüldüğünden, acaba bu haritanın diğer eksik kısımlarına Osmanlı arşivlerinde rastlanabilir mi diye araştırma bile yapılıyor Cumhuriyetin ilk yıllarında, hem bazı Türk tarihçiler, hem de İstanbul'a gelen yabancı tarihçiler tarafından. Ama bulunamıyor.

 

Piri Reis'in haritasını 1517 yılında Yavuz Sultan Selim'e hediye ettiği biliniyor.

 

Yani anlayacağınız, Amerika kıtasının keşfinden 20-30 yıl sonrasından bahsediyoruz, ve o dönemde yeni dünya ile ilgili elde pek çok bilgi var.

 

Benim merak ettiğim ve araştırdığım konu, bu haritanın temsil ettiği bilgilerin o dönemde Osmanlı erkanı tarafından nasıl karşılandığı, nasıl yorumlandığı.

 

Bir ihtimal, gösterilen bölgelerin Amerika kıtası olduğu bile bilinmiyor veya anlaşılamıyor Osmanlı tarafından. Çünkü o dönemde zaten hala orasının Asya ve Hindisyan olduğu inancı hakim. Hatta Piri Reis'in haritasında Kuzey Amerika ile ilgili bazı kısımların doğru olmamasını Amerika'nın doğu Asya ile karıştırılmasına bağlayan uzmanlar var.

 

Ama mesele bu kadar mıdır? Yani biz oralara zaten karadan gidebiliriz koca Atlantik okyanusuna açılmanın ne anlamı var mı denmiştir acaba?

 

Yani merak ettiğim, neden Osmanlı'da bu keşifler kervanına katılmak için motivasyon ortaya çıkmamış? Hiç mi merak etmemişler? Bu gavur Asya'ya batıdan gidiyor, biz de gidelim bakalım niye dememişler mesela?

 

Bu kadar meraksız ve vurdumduymaz olunur mu?

 

Ki Osmanlı'nın en güçlü olduğu dönemden bahsediyoruz burada.

 

Osmanlı o dönemde keşifler kervanına katılsaydı, dünyanın ondan sonraki tarihi çok daha farklı olurdu diye düşünüyorum.

 

O dönemdeki psikolojiyi ve bunun neden yapılmadığını araştırıyorum. Bu araştırmada faydalanabileceğim kitap ya da kaynak bilenler lütfen burada bildirebilir mi?

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Dinin sorgulama yasağını baz almış ve bu sayede çok geniş toprakları zaptetmiş Osmanlı için bilim, sorgulama ve merak söz konusu değildi. Hatta bilim ve buluşlar karşısında tepki gösteren ve bu tür yaklaşım içinde olanları cezalandıran bir Osmanlı vardı. Kulu-kölesi olan milyonlarca tebaa ve ümmet varken, sarayın varlık nedenini sağlayan topraklar kolayca alınırken, saray için bilim ve buluşlar bir anlam ifade etmiyordu. Bu yüzden bir çokları Osmanlının yıkıldığını düşünür ve öyle lanse ederler. Oysa konumu nedeniyle Osmanlı yıkılmadı, sadece ömrünü tamamladı. Eğer Osmanlı beklendiği gibi bilimle uğraşmış olsaydı belki bir kurtuluş savaşı olmayacaktı ama ömrünü tamamlaması yine kaçınılmaz olacaktı. Zira bulunduğu Avrupa-Asya arasındaki coğrafyada ömrünü tamamlamak zorunda olan bir feodalizm vardı, Osmanlı tam da böyle bir sürecin ortasında bulunuyordu.

İşin ilginç yanı ise Osmanlı ömrünü tamamlamış olmasına rağmen bu toprakta yaşayanların halen tebaa-ümmet ve feodal kafasını taşıyor olmaları. Bugün için dahi saray için kul-köleliği isteyenlerin çoğunlukta olduğu düşünülürse, Osmanlı için bilim ve sorgulama anlamsız olduğu gibi hatta kurulu düzenleri için tehlike arzettiği anlaşılacaktır.

Bu yüzden çok net olan o dönemin psikolojisiyle zaman kaybedeceğine, Osmanlının devamı olan bugünkü tayyibistan nereye kadar gider ve ömrü ne zaman biter konusuyla uğraşmanı öneririm. Hiç olmazsa önümüzdeki süreç için yakalayacağın ipuçlarından bizler de yararlanırız. Üstelik tayyibistan günümüzün konusu ve sorunu olduğu için bugünkü psikolojiyi deşifre etmek daha elzemdir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Günümüzün konusunda bir muamma yok benim gözümde. Olan bitenin sebebi de açık, kurtulmanın mümkün olup olmayacağı veya nasıl olacağı da.

 

Ama geçmişte olan biteni, Osmanlı'nın sanayi devrimini kaçırmasını, islam aleminin bilim ve teknolojide geri kalışını sadece dinsel bağnazlığa bağlamak bence işin kolayına kaçmak olur. Eskiden öyle düşünürdüm. Ama son dönemde işin altında başka faktörler de aramak gerektiğini düşünmeye başladım.

 

Yani dine bağlılıksa, Avrupalı da bağlıydı, bağnazlıksa Ortaçağ Avrupası da bağnazdı. Muhafazakar olmayan ve dinine körü körüne bağlı olmayan toplum zaten yok. Onların rönesans ve reform yaşamalarını, bilim ve teknoloji geliştirebilmelerini, fikirsel alanda özgürlük, demokrasi, insan hakları, vs gibi kavramları geliştirip ön plana çıkarmalarını, fakat tüm bunlar olurken islam aleminin yerinde saymasını, hatta gerilemesini sadece toplumun bağnazlığına ve islam dininin gücüne bağlayamayız.

 

Onların da toplumu aynı yerlerden başladı çünkü. Hatta bazı bilim alanlarında islam dünyasi Orta Çağda daha ileriydi. (Tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda).

 

Dolayısıyla, onları bu atılımları yapmaya iten, bizim ise yerimizde saymamıza sebep olan başka faktörler olmalı. Jeopolitik faktörler muhtemelen. Bunların da başında coğrafi keşifler geliyor elbette. Osmanlı'nın Avupa'dan Asya'ya giden yolu tıkaması yüzünden batıdan dolaşarak gitmeye çalışmaları jeopolitik bir faktör mesela.

 

Coğrafi keşifler bir kez başladıktan sonra, Batı toplumunu pek çok açıdan dönüşüme uğrattı. Hem yeni kaynaklar ve hammadde akışı oldu Avrupa'ya, yani para ve zenginlik geldi, hem ufukları genişledi, hem de mevcut durumu sorgulamaya daha müsait bir ortam oluşmasına yol açtı bunlar.

 

Tek faktör budur demiyorum ama bunun önemli bir faktör olduğu aşikar.

 

Osmanlı elbette o dönemde bilimle teknolojiyle falan pek alakalı bir devlet değildi. Hiçbir zaman olmadı zaten. Savaş teknolojileri hariç.

 

Ama baştan Avrupa da pek farklı değildi. Rönesans'dan önce.

 

Osmanlı toprak işgal edip ganimet ve vergi elde etmek üzerine kurulu bir devletti elbette. Ama zenginlik ve ekonomi konusunda da kör değildi. Hiçbir yönetici o tür konuları göz ardı etmez, edemez. Yani rakiplere ekonomik ve askeri alanda avantajlar kazandıran faktörleri görmemeleri, o konuda birşeyler yapmaya çalışmamaları çok zor. Dolayısıyla, o dönemde olan biteni, ve tüm bunların sebebini tam ve net bir şekilde anlayamadığımız kanaatindeyim.

 

Osmanlı'nın batıyı taklit etmeye ve batılılaşmaya başlaması ancak askeri başarısızlıklar yaşaması, toprak kaybetmesi ve gerilemeye başlamasından sonra olmuş. 1800'lü yıllarda hatta. O noktada artık iş işten geçmiş durumda. Ben ondan önceki 300 yıldan bahsediyorum. Hatta sadece 16. yüzyıldan. O yüzyılda dünyada olan bitene o kadar vurdumduymaz davranmak pek anlaşılır birşey değil. Bu yüzden o dönemin koşullarını ve psikolojisini daha iyi araştırıp anlamamız gerektiği kanısındayım.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
5 hours ago, mantik said:

Günümüzün konusunda bir muamma yok benim gözümde. Olan bitenin sebebi de açık, kurtulmanın mümkün olup olmayacağı veya nasıl olacağı da.

 

Ama geçmişte olan biteni, Osmanlı'nın sanayi devrimini kaçırmasını, islam aleminin bilim ve teknolojide geri kalışını sadece dinsel bağnazlığa bağlamak bence işin kolayına kaçmak olur. Eskiden öyle düşünürdüm. Ama son dönemde işin altında başka faktörler de aramak gerektiğini düşünmeye başladım.

 

Yani dine bağlılıksa, Avrupalı da bağlıydı, bağnazlıksa Ortaçağ Avrupası da bağnazdı. Muhafazakar olmayan ve dinine körü körüne bağlı olmayan toplum zaten yok. Onların rönesans ve reform yaşamalarını, bilim ve teknoloji geliştirebilmelerini, fikirsel alanda özgürlük, demokrasi, insan hakları, vs gibi kavramları geliştirip ön plana çıkarmalarını, fakat tüm bunlar olurken islam aleminin yerinde saymasını, hatta gerilemesini sadece toplumun bağnazlığına ve islam dininin gücüne bağlayamayız.

 

Onların da toplumu aynı yerlerden başladı çünkü. Hatta bazı bilim alanlarında islam dünyasi Orta Çağda daha ileriydi. (Tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda).

 

Dolayısıyla, onları bu atılımları yapmaya iten, bizim ise yerimizde saymamıza sebep olan başka faktörler olmalı. Jeopolitik faktörler muhtemelen. Bunların da başında coğrafi keşifler geliyor elbette. Osmanlı'nın Avupa'dan Asya'ya giden yolu tıkaması yüzünden batıdan dolaşarak gitmeye çalışmaları jeopolitik bir faktör mesela.

 

Coğrafi keşifler bir kez başladıktan sonra, Batı toplumunu pek çok açıdan dönüşüme uğrattı. Hem yeni kaynaklar ve hammadde akışı oldu Avrupa'ya, yani para ve zenginlik geldi, hem ufukları genişledi, hem de mevcut durumu sorgulamaya daha müsait bir ortam oluşmasına yol açtı bunlar.

 

Tek faktör budur demiyorum ama bunun önemli bir faktör olduğu aşikar.

 

Osmanlı elbette o dönemde bilimle teknolojiyle falan pek alakalı bir devlet değildi. Hiçbir zaman olmadı zaten. Savaş teknolojileri hariç.

 

Ama baştan Avrupa da pek farklı değildi. Rönesans'dan önce.

 

Osmanlı toprak işgal edip ganimet ve vergi elde etmek üzerine kurulu bir devletti elbette. Ama zenginlik ve ekonomi konusunda da kör değildi. Hiçbir yönetici o tür konuları göz ardı etmez, edemez. Yani rakiplere ekonomik ve askeri alanda avantajlar kazandıran faktörleri görmemeleri, o konuda birşeyler yapmaya çalışmamaları çok zor. Dolayısıyla, o dönemde olan biteni, ve tüm bunların sebebini tam ve net bir şekilde anlayamadığımız kanaatindeyim.

 

Osmanlı'nın batıyı taklit etmeye ve batılılaşmaya başlaması ancak askeri başarısızlıklar yaşaması, toprak kaybetmesi ve gerilemeye başlamasından sonra olmuş. 1800'lü yıllarda hatta. O noktada artık iş işten geçmiş durumda. Ben ondan önceki 300 yıldan bahsediyorum. Hatta sadece 16. yüzyıldan. O yüzyılda dünyada olan bitene o kadar vurdumduymaz davranmak pek anlaşılır birşey değil. Bu yüzden o dönemin koşullarını ve psikolojisini daha iyi araştırıp anlamamız gerektiği kanısındayım.

 

Güzel bir analiz olmuş. Teşekkürler.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Osmanlı tek parça bir tarihi dönem değildir. Bilim ve bilimcilere kıymet verildiği de olmuştur, tam tersi yapıldığı da. Osmanlıyı güçlü kılan Türklerdeki askerlik anlayışının köklü ve gelişmiş olması. Beraberinde savaş teknolojisi de gelişme göstermiş, birçok savaşta bazı silahlar/bombalar ilk kez kullanılmıştır. Ayrıca sosyal kurumlar da çağına göre çok güçlüdür. Ahi teşkilatı, vakıf kültürü vs.. Medreselerde pozitif bilimler de bir süre okutulmuş, sonraları bundan vazgeçilmiştir. Bu yüzden Osmanlı tek parça bir dönem değil diyorum. Keşiflere ortam saglayan şey genellikle mecburiyettir. Ticaret yolları Osmanlı'nın elindeydi. Koca Akdeniz Türk gölü olmuş, Avrupalı kendine yeni yollar aramak zorunda kalmıştı. Gücünün zirvesinde olan ve kendine çok güvenen Osmanlı bu keşifleri önce önemsememiş sonra da geç kalmıştır. Piri Reis'in de olduğu seferler yapılmıştır. Hint deniz seferleri diye geçer. Başarısız olunca idam edilir. İlgili kaynaklarda bu seferlerin sebep ve sonuçları uzun uzun anlatılır. Sonuçta bizim gemilerimizin okyanuslara dayanıklı olmadığı, dünya coğrafyası konusunda yetersiz olduğumuz ortaya çıkmıştır. Başka stratejik yanlışlar da yapılmıştır. Neticede atı alan Üsküdar'ı geçmiştir. Orta çağ karanlığından çıkan Avrupa uyanmış, Osmanlı'nın çöküşü başlamıştır...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
5 saat önce, mantik yazdı:

Günümüzün konusunda bir muamma yok benim gözümde

 

İşte araştırmakta olduğunuz düğümü çözecek olan asıl nokta burasıdır, burayı çözerseniz hepsi çorap söküğü gibi gelecektir.

 

21. yüzyıldayız, Türkiye çağdaş, modern kalkınan bir ülke üzerine kuruluyken, bugün tekrar din ve saray odaklı Osmanlıya dönülmesinin altında yatan nedir diye sormalısınız.Bu soru eminim ki, aradığınız bir çok sırrı açığa kavuşturacaktır.

Ayrıca her sürecin bir ömrü olduğunu hesaba katmadığınızı veya önemsemediğinizi görüyorum. Oysa her süreci oluşturan koşullardır, koşullar ne kadar talep o kadar arz üzerine işler.

Örneğin ömrünü tamamlamakta olan bir feodalizm olmasaydı Rönesans olmayacaktı, üretim araçları olmasaydı Avrupada halen din birinci planda olacaktı. Feodalizmde bütün varlıklarını din sayesinde yürüten sistem hakimleri için dinin artık kişisel bir inanç olmaktan öte bir anlamı kalmamıştır. Ancak büyüyen gelişen bir Avrupa için diğer ülkeler özellikle islam ülkeleri bir numaralı kaynak konumunu sürdürmüştür. İslamın sorgulama yasağı ve bilimle çelişmesi de bu sürece artı olarak yardım etmiştir.

Kısaca araştırdığınız konuyu üretim ilişkileri ve sürecin işleyişiyle bağımsız değerlendirirseniz hiç bir olumlu sonuca ulaşamazsınız.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Getaf,

 

Geç kalmayı bırak, hiç başlamamış bile Osmanlı bu keşiflere. Yüzyıllardan bahsediyoruz burada. Bana tuhaf gelen o. Gücünün doruğunda bir devletsin, Akdeniz Türk gölü olmuş, Avrupa'nın üçte birini istila etmişsin. Kanuni'nin Fransız kralına yazdığı mektubu düşün, yani Batı Avrupalılar karşında tir tir titriyor. Böyle bir durumda, İspanya'dan yola çıkan bir kaşifin Hindistan'a batıdan giderek ulaştığı haberi gelse, ondan sonra da birkaç onyıllık dönem boyunca bu ticaret yoluyla yeni sebzeler, meyveler, hayvanlar (hindi gibi, papağan gibi) Avrupa'ya gelmeye başlasa, hatta gelen hindiyi Avrupa limanlarına Türk gemileri ve tüccarları taşıdığı için Avrupalılar hindiye turkey demeye başlasa, yani olan bitenden bu kadar haberdar olsan, sen de birkaç gemi göndermez misin? O rotayı bir de biz deneyelim bakalım demez misin?

 

Ya da, aynı meyve, sebze ve hayvanlara senin kara yoluyla ulaştığın Hindistan'da senin tüccarların rastlayamıyorsa, ama Batıdan Hindistan'a gittiğini iddia edenler bunları getiriyorsa, bunlar Hindistan'ın neresine gidiyor da getiriyor bunları demez misin? Sen de aynı rotadan gemi gönderip durumu incelemez misin?

 

Gemilerin Okyanus ötesi yolculuğa müsait değilse, elindeki o zenginlikle ona müsait olan gemiler yaptırmaz mısın?

 

Hem Avrupa'da hiç mi Osmanlı vatandaşı bulunmuyordu? Oralardan Osmanlı'ya hiç mi haber gelmiyordu? Tamam, o dönemde padişahlar Batı ülkelerinde pek elçi bulundurmamışlar, onu okuduğumu hatırlıyorum. Geri buluyorlarmış onları. Tabi aynı zamanda da kafir oldukları için ilgilenmemişler fazla, ki bu da hata elbette. İleride istila etmek istediğin topraklara elçi ve casus göndermez misin?

 

Dönem hangi dönem olursa olsun bu derece bir aymazlık düşünülemez. İşin içinde tam anlayamadığımız başka faktörler de olmalı.

 

İşte onları merak ediyorum ve o dönemi onun için araştırıyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

bilgivehis,

 

Bugünkü durum ile o zamanki durum tamamen farklı. Bugün, henüz hazır olmadığı Batı tarzı bir demokrasi, özgürlük ve modernlik zorla kendisine dayatılmış bir toplumun bunu reddetmesinden bahsediyoruz. Türk toplumunun en fazla yarısı, belki daha azı hazırdı bunlara. Genellikle de ülkenin batısında veya büyük şehirlerinde yaşayan kesim. Toplumun geri kalanı, yani çoğunluğu değil. Tayyip yandaşlarında ve bizim muhafazalar kesimin genelinde demokrasiye duyulan antipati çok yaygın birşey. Hatta bunu övünerek söyler ve kabul ederler genellikle.

 

Tek adam yönetimine ve otoriter liderlere alışık bu millet. Kendi kaderini tayin etme hakkına alışık değiller. Astığı astık, kestiği kestik birileri gelecek, onlar nasıl istiyorsa, herşey de öyle olacak. Onu istiyorlar, öyle rahat ediyorlar.

 

Ama bu demek değildir ki Batı öyle değildi. Bunlar insanın mayasından gelen şeyler değil. Kültürel evrim ile ilgili konular. Batı da o tür bir toplum ile başladı, ama yüzyıllar süren mücadelelerden sonra geldi bu noktalara. Atatürk ise bunu bir anda tepeden inme getirmeye kalktı bizim topluma.

 

Ülkede demokrasi yokken, yani tek parti döneminde, ondan sonra da Ordu'nun denetiminde bir çok partili sistem döneminde iyi kötü işledi bu. Ama ne zaman ki darbeler dönemi bitti ve demokrasi tam anlamıyla kendini gösterdi, işte o zaman halkın bu tercihi de tecelli etti. Başlarına bir despot isteyen ve koyun gibi güdülmek isteyen halk, sonunda muradına erdi.

 

Ülkenin Ege, Marmara ve Batı Akdeniz bölgesi kısımları geri kalanından çok farklı. Eğer o kısımlar ayrı bir devlet, ülkenin geri kalanı ayrı bir devlet olsaydı, işte o kısımda kurulan devlette Batı türü bir demokrasi işlerdi, diğeri ise bugünün Suriye, Irak ve diğer Ortadoğu ülkeleri gibi olurdu.

 

Bu ikisini birleştirip, ortaya tek bir devlet, ve Batılı bir devlet çıkartılmaya çalışıldığı için olmadı bu.

 

Yani bugün olan bitenlerde bir muamma yok.

 

Olan o bahsettiğim, Batı'lı demokrasiye hazır olan ama diğerlerinin çoğunlukta olduğu bir seçim sisteminin sonuçlarına katlanmak zorunda kalanlara oluyor.

 

Bunun ise çözümü yok. Ya devlet bu dediğim şekilde ikiye ayrılırsa çözülür, ki bu bir çözüm değil. Ya da ülkenin Batı'lı demokrasiye hazır olan kısmı, diğerlerinin de kendilerine yetişmesini bekleyecek, ki bu da öyle 10 yıllık, 20 yıllık bir konu değil. Nesillerle ilgili bir konu. Birkaç nesil sonra belki onlar da bu noktaya ulaşır.

 

O süre içinde ise, eğer tekrar darbe veya benzeri yoldan eski sisteme dönülebilirse, belki dengeler tekrar Tayyip öncesi döneme döner. Aksi takdirde, önceki duruma dönüş için birbaşka olasılık da Tayyip'in eceliyle veya suikastle ölmesi olabilir. O durumda ortaya çıkacak otorite boşluğunda eski Kemalist cephe bir şekilde gücü geri alabilirse, seçimi kazanarak veya darbe yoluyla, o zaman da durum yine eski haline belki dönebilir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ama bu konunun, bu başlığın konusu olan ve o dönemin jeopolitik koşulları ve psikolojisiyle ilgisi yok.

 

Şu anda, hazır olmayan bir topluma bir anda daha gelişmiş ve modern bir yaşam tarzı dayatmaktan bahsediyoruz.

 

O zamanki konu ise, herhangi bir devrimsel değişimi gerektiren bir konu değil. Doğal akışına bırakılmış bir şekilde, günün koşullarının ve anlayışının gerektiği şekilde davranmalarını gerektiren bir konu.

 

Beklentim o olurdu o dönemde. Yani Batı'nın yapmak zorunda kaldığını, biraz gecikmeli olarak bile olsa Osmanlı'nın da yapmasını beklerdim. Ki diğer avantajları sayesinde, geç bile başlasa farkı kapatır, daha avantajlı duruma geçerdi o zaman.

 

Yani bu keşiflere Osmanlı niye başlamadı, onu merak ediyorum.

 

Bunun ikna edici bir açıklamasını bulamıyorum.

 

Bu yüzden o dönem konusunda uzman tarihçilerin fikirlerinden yararlanmak istiyorum. Bu başlığı açmama sebep olan temel konu bu. Bu konuda bilgisi olanlardan bilgi almak için, veya kaynak tavsiye edebilecek olanlardan kaynak adı almak için.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
7 saat önce, mantik yazdı:

Ama bu konunun, bu başlığın konusu olan ve o dönemin jeopolitik koşulları ve psikolojisiyle ilgisi yok.

 

Şu anda, hazır olmayan bir topluma bir anda daha gelişmiş ve modern bir yaşam tarzı dayatmaktan bahsediyoruz.

 

O zamanki konu ise, herhangi bir devrimsel değişimi gerektiren bir konu değil. Doğal akışına bırakılmış bir şekilde, günün koşullarının ve anlayışının gerektiği şekilde davranmalarını gerektiren bir konu.

 

Beklentim o olurdu o dönemde. Yani Batı'nın yapmak zorunda kaldığını, biraz gecikmeli olarak bile olsa Osmanlı'nın da yapmasını beklerdim. Ki diğer avantajları sayesinde, geç bile başlasa farkı kapatır, daha avantajlı duruma geçerdi o zaman.

 

Yani bu keşiflere Osmanlı niye başlamadı, onu merak ediyorum.

 

Bunun ikna edici bir açıklamasını bulamıyorum.

 

Bu yüzden o dönem konusunda uzman tarihçilerin fikirlerinden yararlanmak istiyorum. Bu başlığı açmama sebep olan temel konu bu. Bu konuda bilgisi olanlardan bilgi almak için, veya kaynak tavsiye edebilecek olanlardan kaynak adı almak için.

 

Kaynak bulamazsın.

En büyük kaynak dedelerin.

Eğitimleri ne?

Osmanlı eğitime bilime önem vermemiş.

Üretime dayanmayan ganimet üzerine kurulmuş ekonomisi var.

Eğitim yuvaları denilen medreseler tarikatlar  haşhaş esrar alkol vb uyuşturucuların  yuvası olmuş.

 

Deli petro hollandada tersanelerde işçi gibi  çalışıp gemi yapımını öğrenmiş.

Avrupalı askerlerden topçuluk üzerine eğitim almış.

Osmanlıda  bilime önem vermedikleri gibi merakda yok.

Alıntı

https://tr.wikipedia.org/wiki/I._Petro_(Rusya)

Avrupa seyahati

Azak Kalesi kuşatması, Çar I. Petro’ya donanmaya ve düzenli bir orduya sahip olmanın önemini göstermişti. Bu amaçla ülkeye yabancı uzmanlar davet etmek yerine soylu ailelerden seçilen gençlerin eğitim için İngiltere, İtalya ve Hollanda’ya gönderilmesini emretti. Avrupa’nın başarısının hangi koşullar altında geliştiği ve mümkün hale geldiğini öğrenmek; Avrupa’daki ilerlemeyi Rusya’ya taşımak istiyordu. Kendisi de denizcilik eğitimi için 1697’de kimliğini gizleyerek yurtdışına çıktı. Sırasıyla Almanya, Hollanda ve İngiltere’ye gitti. Marangozluk, tıp, gemi yapımcılığı üzerinde çalıştı. Bir yandan da Osmanlılar’a karşı Avrupa’daki müttefik arayışı içindeydi ancak bu arayışı sonuçsuz kaldı.

 

Gerçi birçok bilim adamı çıkartan Fransa ile Almanya nında  denizlerde   başarıları çok az.

Atlas okyanusuna geniş sınırı olan Fransanın denizcilikde ispanya portekiz hollanda ve ingiltere nin gerisinde kalması daha ilginç.:)

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bunun sebebi Avrupa'da pek çok egemenlik merkezi varken Osmanlı'da tek egemenlik merkezi olması olabilir.

Avrupda'da kaşifler krallardan destek alarak keşiflere çıkabiliyorlardı.

Bir kral hayır derse başka bir krala başvurup şanslarını deneyebiliyorlardı.

Kolomb'un Amerika'yı keşfinde Avrupa'da pek çok krallık olmasının payı büyük.

Krallıkların çok olması aralarındaki rekabet nedeniyle farklı düşünce ve eylemlerin hayata geçebilmesi için bir esneklik sağlıyor.

Osmanlı'da ise padişah kararı ne ise O'na uymak mecburi.

Padişahın hayır dediğine evet diyebilecek bir başka rekabet merkezi yok.

Bu durumda Padişahın vizyonu kadar gelişim gösterebiliyor ülke.

 

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Biz Osmanlı'nın neden başarılı olmadığı sorununu yüzyıllar sonra bazı delilleri inceleyerek anlamaya çalışıyoruz..

Aynı şekilde mevcut delilleri inceleyerek o dönemde Avrupa'nın neden başarılı olduğunu araştırıyoruz.

Bence günümüzde bu iki yaklaşım da bu konuda doğru ve güvenilir bir sonuç çıkarmak için yetersiz. İçinde yaşamış olsak bile bu yöntemle ne Osmanlı'nın neden geri kaldığını, ne de Avrupa'nın neden ileri gittiğini doğru olarak saptamaya olanak yok.  Biz sonucu yalnız tahmin edebiliriz. Onda da doğru olma olasalığımız hemen hiç yok. Buna rağmen istediğimiz kadar verimli olmasa da,  bu konuyu tartışmak çok yararlı olabilir.

Bu konu beni de çok yakından ilgilendiriyor. Ben de bu tartışmalara katılmak ve bazı yorumlar yapmak istiyorum. Ama sorunu bilimsel olarak ve bazı delillere dayanarak tartışmayı öneriyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bu konuyu yıllar önce tartışmıştık.

Aşağıda konu ile ilgili bir hipotez bulacaksınız.

HACI

 

ISLAM DINININ MUSLUMAN ULKELERIN GERI KALMASINDA OYNADIGI PARADOKSIK DUEL ROL....

“BIR HIPOTEZ”..

 

 

1798 yilinda Misir’in Napolyon tarafindan fethi, Islam’in hizla cokmeye basladigi bir zamana rasgelmekte ve o cokusun baslangicini simgelemektedir.

18nci yuzyila kadar giderek yozlasan ve curuyen Islam, sonunda aniden kendi uzerine cokmeye baslamis ve hizla parcalanarak yok olma tehlikesi ile karsi karsiya kalmistir.

 

O zaman mevcut uc Islam imparatorlugu bu acilari birlikte paylasmislardır.

Peki ama neden?

Avrupa nasil olmus da birden bu kadar hizla kalkinip, one gecebilmistir?

Musluman ulkelerin geri kalmasinda Islam’in rolu var midir?

 

Ilginc olarak Islam, yalniz Musluman ulkelerin geri kalmasindan degil, ayni zamanda Avrupa ulkelerinin hizla kalkinmasindan da sorumludur!

Bu hipotezin cekirdegini Islam’in Avrupa ulkelerini gelismeye ve kalkinmaya zorlamasi olusturmaktadir.. 

18nci yuzyilda Avrupa’da Islam ulkelerinin taklit edemeyecegi, izleyemeyecegi, ayak uyduramayacagi neler olmustur?

Nasil bir surecten basari ile gecerek, metamorfoza ugramistir, Avrupa ulkeleri?

Bunun icin Islam’a neden sukran borcludurlar?

Bu konuya deginmeden hemen once oikoumene denen bir kavrama degineyim.

 

Bu kelime Yunancadir ve temeli ziraat olan medeni dunya anlamina gelir.

Bu o zamana kadar onemli bir kavramdir. O zamandan sonra eski onemini kaybetmistir.

5000 yillik temeli ziraat olan ekonomi kısıtlı bir ekonomidir.

Topragin genisligine ve verimliligine baglidir bu ekonomi.

Islami ulkeler verimsiz ve tarima uygun olmayan topraklar uzerine yayilmislardir.

Avrupa ulkeleri ise verimli ve ozkaynaklardan zengin alanlara sahiptirler. 


 

Ancak Avrupa’da arazi kitligi sorunu vardir.

Bu nedenden tarimin bir limiti vardir. Yani oikoumene sature olmustur. Doymustur.

Yine de gecerliligini surdurmektedir.

Avrupa ekonomisini bu sature olmus oikoumene den kurtarmasini bilmistir.

Yani topragin kendilerine verdigi urunlerin sinirli olmasina ragmen, baska yollarla ekonomisini duzeltmis ve kendini nerdeyse bir anda ileriye dogru katapult etmistir.

 

Islam ulkeleri bu ilerlemeyi gozlemleyememislerdir. Onlarin dikkatinden kacmistir, Avrupa ulkelerinin bu ani ilerlemesi ve zenginligi..

Kucuk ve hakir gordukleri, hattaaşağıladıkları Avrupalilarin ilerlemesine ayak uydurmada zorluk cekmeye baslamislardir.

Cunku Avrupa’da yalniz tarim degil, onunla beraber toplumlar da, din ve anlayis da degismistir.

Islam aniden sanki hic tanimadigi, varligindan haberdar olmadigi dehsetli bir dusmanla karsi karsiya kalmistir.

 

Avrupa, Islam ulkeleri guneye inmelerini onlediginden, baska yollar ve o yolu kat edecek araclar kesfetme zorunda birakilmislardir.

Uzak doguya ulasan gemiler insa etmeye baslamislar ve bu arada butun zenginlikleri ile birlikte Amerika’lari kesfetmislerdir.

Musluman’larin denizcilik teknolojisi gecilmis yeni deniz yollari bulunmustur.

 

Bu arada Islam dunyasinda tuccarlarin durumu asiri vergi yukunden dolayi, giderek kotulesmektedir.

Daha da kotusu yabancilara verilen bazi haklar ve kapitulasyonlar Islam tuccarlarinin canina okumustur.

 

Avrupada zamana ayak uyduran mali ve sosyal kaynaklar da Islam ulkelerindekinden buyuk olcude farklilasmaya baslamistir.

Faiz sistemi ve bankacilik Avrupa ulkelerinin hizla kalkinmasi icin gerekli finansi saglamakta gucluk cekmemistir..

Islam ulkelerinin elinde coktan kaybettikleri eski zenginliklerinin ozleminden baska bir sey kalmamistir.

5000 yillik oikoumene’i yenmek ve kisa zamanda bu yeni gelisen teknolojiyi adapte etmek mumkun olamamistir.

 

Musluman toplumlar kendilerini soyutladiklari ve Avrupa’yi kucuk gordukleri icin onlarla birlikte gelisme firsatini ellerine gecirememislerdir.

Eger onlara uyabilselerdi, sorun kalmayacakti ve Islam simdi muthis bir medeniyet olarak isildayacakti..

Ama ne yazik ki, Islam bu firsatlari kendini begenmisligi ve kotu ellerde olmasi yuzunden kacirmistir.

Ayrica Avrupa ulkelerine yaptigi baskilarla onlari kalkinmaya zorlamistir.

 

Avrupa ulkeleri baska careleri olmadigi icin bu yaptiklarini yapmislar ve ilerlemislerdir.

Yani Avrupa’nin ilerlemesinden Islam ulkeleri ve Islam dini sorumludur.

 

Peki Islam’in Islam ulkelerinin geri kalmasindaki rolu ne olabilir?

 

Hadi diyelim, dolayli yoldan, Avrupa’yi zora sokarak kalkindirdi..

Peki Islam ulkelerinde ne gibi zararlara neden oldu?

 

Islam dininin Islam ulkelerine yaptigi zarar Avrupa ulkelerine yaptigi hayira paralel bir seyir izlemistir.

Herseyden once Avrupayi kucuk gordugunden, onu asla taklit etme derdine dusmemistir.

Bu Islami ulkelerin ilk buyuk hatasidir.

Islami motamot kabul etmeleri de ikinci buyuk hatalari..

 

Islam ulkeleri reformdan Kur’an ve sunnete donme anlamislardir.

Onlarin gozunde reformun baska bir anlami yoktur. Islam herseydir.

 

Yuzyillarca Allah ve Kur’an uzerinde tartismislar ve gelisme ve ilerlemeyi, Islami akideleri Muhammed zamanindaki gibi uygulamakta aramislardir.

Gunumuzde bile ayni hatalar tekrarlanmaktadir.

Ayrica bu forumda oldukca sik tartistigimiz, hadisleri terkedip, Kur’ana ve sunnete donme cabalari hala bu kisir donguden cikamadigimizin delilleri degil midir?

Musluman’larin Avrupa medeniyetini ve ileri teknolojisini oldugu gibi almakta zorlanmalarinin bir diger nedeni de, her seyi once Islama adapte etme zorunlugudur.

Musluman’larin bu tutumunu bu forumda gozlemlemis bulunmaktayiz.

Dogru da olsa, guzel de olsa, Musluman’lar her dusunceyi ve gorusu hemen kabul etmiyorlar.

Once onu reddediyorlar. Sonra onu ogelerine ayiriyor ve parca parca kabul ediyorlar.

Cogu kere onlari tumuyle kabul etmiyorlar.

Yani onu kusa donduruyorlar.

Ister mali olsun, ister siyasi ve sosyal, hemen hic bir surec, kesif, olgu, alet oldugu gibi gecmiyor Musluman ulkelere.

Modifiye ediliyor..

 

Islam ulkelerinin geri kalis nedeni “oikoumene” denen ve 5000 yillik bir gecmisi olan ziraat bazli medeniyet ekonomisini asamamalaridir.

Bundan Islam dini sorumludur. Bir yandan Musluman ulkelerin gelismesini sinirlarken, ote yandan Avrupa ulkelerinin gelismesini stimule eden Islam dini, aradaki farkin olusup hizla acilmasindan ve Islam ulkelerinin geri kalmasindan sorumludur..

 

Islam’in oikoumene’in aşılmasını inhibe etmedeki rolu direkt olmayabilir.

Cunku Islam teknolojiyi yasaklamamaktadir.

Ancak Islam’in yorumu buyuk sorunlar yaratmaktadir.

Musluman’lar yuzyillarca birbirleri ile cekismisler ve ilerde dogru cikabilecek bir secenege ulasamamislardir.

Bu aci bir tecellidir. Nedenini Islam’a degil, onun muritlerine atfeden goruslere ben katilamiyorum.

 

Islam’da bir defekt olmasaydi, Musluman’lar ellerine gecen sayisiz firsatlari boylesine aci bir sekilde harcamazlardi gibi geliyor bana..

Bu defekt ne ise, hala varligini surdurmektedir.

Bu forumda bile Musluman’lar, Kur’anin bilimselligini kanitlamak icin, uzun iletiler yayinlamakta ve bos kavramlari tartismaktadirlar..

Umarim sonumuz hayirli olur..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş


Bildiğim kadar Osmanlı da (astroloji, tıb gibi) bazı bilim dallarına önem veriyordu. Medreselerde astroloji öğretliyordu. Bunun nedeni de namaz saatlerini, ramazanı bilmek için vs. 
O zamanlar her kralın olduğu gibi padişahın da özel astoloğu vardı ve bu astrologlardan, ne zaman sefere çıkılacak, ilerde neler olacak gibi şeylerde danışılıyordu. 
Din adamları tabiiki bunlardan memnun değildi. Hatta bazı padişahlar zamanın (yörüngeleri vs) en iyi ölçüm yapabilen astrologlarını davet etmiştir. Ama bu astrologların aletleri vezirlece yakıldığı olmuştur.


Yani Osmanlı da bilim hep din ile frenlenmiştir. 
Sanırım Osmanlının bilimde geri kalmasının tek nedeni bu değildir ama yinede büyük nedenlerden biridir.


Konuyla belki pek ilgis yok ama...


Osmanlınım fethettiği yerlerde gayrimüslümlere karşı liberal bir politika izlemesi çok faydalı olmuştur ama ne yazık Osmanlı büyürken ticari açıdan altını dolduramıyarak "büyüklüğünü" pekiştirememiştir.
İngilizler vs kolonilerini çalıştırarak kendi milletine refah verirken Osmanlı Anadolusu "kolonilerini" beslemiştir.
Zamanla ulus devletleri ortaya çıkarken, (sanırım 2. Abdulhamit) islamcılığa bel bağlamıştır. (Dincilerin Onu sevmesinin nedenlerinden biri de budur)
Osmanlı aslında 1. Dünya Savaşından önce çökmüştür, Batının Osmanlıyı hala yaşatmasının nedeni Rusların boğazları almak istemesi (Avrupa buna karşı olmuştur) ve Osmanlının diğer topraklarının tam paylaşılmış olmamasıdır. Fransız ve İngilizler 1. Dünya Savaşından önce Arapların orda etkili olmaya başlamışlardır. Güçsüz Osmanlı, elinden bir şey gelmediğinden bunları görmezden gelmek zorunda kalmıştır.
İngiliz ve Fransızlar önceden paylaştıkları toprakları kağıda dökünce(sykes picot)  savaş başlamıştır. Hedef Osmanlıyı parçalamak ve bölüşmektir.
Atatürk liderliğindeki Anadolu halkı Kurtuluş Savaşı vererek Anadoluyu elinde tutmuş ve bir ulus devleti olmuşuzdur.
Haa, padişahın bel bağladı islamcılık, diğer islam ülkelerinin Osmanlıyı arkadan vurmasıyla  hüsranla sonuçlanmıştır.

 

İçimden yazmak geldi 😉

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Piri Reis dünya haritasını çizerken yukarıdan bir vahiy almadı. Mevcut bilgilerden faydalanarak haritayı çizdi. Bazı kesimlerin haritayı mucizevi bir çizimmiş gibi gösterme çabaları bilindik Müslüman yalanlarındandır. Bazı kaynaklarda Kristof Kolomb ile doğrudan görüştüğü aktarılmaktadır. Bu konu ile ilgili bir kaç sene önce uzunca bir makale okumuştum, yanlış hatırlamıyorsam makale "Atlas" dergisinde yayınlanmıştı. 

 

Piri Reis denince her nedense ha babam dünya haritasını gündeme getirirler. Oysa ki Piri Reis'in en önemli eseri Kitab-ı Bahriye isimli kitaptır. Neyse ki bu kitabın orjinali elde mevcuttur ve hatta günümüz Türkçe'sine çevrilerek basımı yapılmıştır. Kitapta çok önemli coğrafi bilgiler ve bu bilgilere ek olarak mükemmel haritalar mevcuttur. Şöyle bir göz attığımda internette pek çok yerde bu kitabın satışı yapılmaktadır. Ayrıca Piri Reis ile ilgili pek çok kaynak kitap da mevcuttur.

 

Osmanlı kıtalararası mesafelere donanma göndermiş, Hindistan'a kadar uzanmıştır, ama daha önceden tüm okyanuslarda yayılmaya başlayan İspanyol ve daha çok Portekiz hegemonyasını kıramadığından, uzak mesafelere açılamamıştır. Piri Reis'in kellesini götüren de Hürmüz boğazında kıramadığı Portekiz direncidir. Buna rağmen Kızıldeniz'de ciddi bir Osmanlı donanma gücü bulunuyordu. Ama bu deniz gücü Osmanlı'nın kontrolündeki Arap ticaret limanlarını özellikle Portekiz yağmacıların saldırılarından korumak amacıyla orada bulunuyordu.. Osmanlı donanması bir kaç denemenin dışında Hindistan üzerinden uzak doğuya uzanamamış, Amerikaya gitmeyi ise hiç denememiştir... Osmanlı'nın okyanuslara ve uzak topraklara açılamamasının en büyük nedeni, bu işi Osmanlı denemeden çok önceleri başarmış, uzak doğuda koloniler kurmuş ve geçiş yollarını kesip tahkimat yapmış olan Portekiz ve İspanyol (özellikle Portekiz) deniz güçleri nedeniyledir. Kısacası Osmanlı okyanuslara açılmakta geç kalmıştır...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Küçük bir ek bilgi:

Haritada Brezilya kıyı çizgisinin doğrultusu güney yerine doğuya doğru uzmasının nedeni dünyanın yuvarlak olmasından kaynaklanabilir olduğu söyleniyor.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yukarıda kısmen değindim, keşiflere ortam saglayan şey genellikle mecburiyettir. "Aydınlığa en yakın olduğunuz vakit, gecenin en karanlik olduğu andır" klişe sözünün doğruluğu da bundandır. En önemli ticaret yolları Osmanlı topraklarından geçiyordu. Ama ilginçtir, Kolomb, 1484’te Portekiz Kralı’na başvurarak Batı’dan denizyoluyla Doğu’ya ulaşabilmesi için gemi istiyor, reddediliyor. Çıkmayı tasarladığı deniz yolculuğu için geniş bir araştırma yapsa da finansör bulamaz. Bir süre bu hayalinden çaresiz vazgeçmek zorunda kalır. Sonra Avrupa’da çıkacağı seferi finanse edecek hükümdar bulamayınca, İkinci Bayezid’e müracaat eder. Onun adına yeni ülkeler keşfedebilmek için emrine gemiler verilmesini rica eder ama İkinci Bayezid de karşısına çıkan denizcinin hayalperest olduğunu düşünerek onu geri çevirir. Hoş, Kolomb öldüğünde bile keşfettiği yerin yeni bir kıta olduğunu bilmez! Örneğin Küba'yi Japonya zanneder falan. Yani bugün bakınca padişaha salak muamelesi yapabiliriz ama Kolomb'u geri çeviren sadece Osmanlı değildir yalvar yakar en sonunda İspanya kralından destek bulmuştur.

 

Tabi mesele geniş bir çerçeveden bakmayı gerektirir. Yani 'Osmanlı neden yıkıldı' sorusu malum çok uzun bir mevzudur. @haci'nin söylediği gibi biz sonuçları üzerinden değerlendiririz. Oysa mevzu çok daha derin ve çok sebeplidir. Her şeyi kendi koşullarında ele almak lazım. Ne yaptı da 600 yüzyıl yaşayabildi sorusu ile ne yaptı da yıkıldı sorusu birlikte düşünülmelidir.. 

 

Aslında hacı'nın belirttiği, Avrupa'yı gelişmeye zorlayan müslümanlardir tezinde eksik kalan noktayı da tamamlayalim. Müslümanlar sadece zorlamamıştır, örnek de olmuştur. İbni Sina, Farabi vs Avrupa'da okunmuş, dahası Avrupa'nın uyanışını sağlayan Antik Yunan eserleri, Abbasilerin çevirilerinden öğrenilmiştir. Yani aydınlanmanın yolu bu şekilde açılmıştır. Tabii Batı gelişme kaydederken Doğu yani müslümanlar da tam tersi kan kaybetmişlerdir... Avrupa'da bir yandan keşifler, rönesans, reform, sömürgecilik, sanayileşme, demokrasi hareketleri vs hepsi birbirini bir şekilde besleyen hareketler olmuştur. Osmanlı uzun süre kendine duyduğu ozguvenle oralı bile olmamıştır. Savaşlarda yenilmeye başlayınca sorunu ordunun modernizasyonunda görmüş, bu yönde ıslahatlara girişmiştir. Bir yandan da maliye çökmüş, bu defa onun çarelerini aramıştır.. Nasıl ki kalkınma topyekünse, çöküş de topyekündür. Yani mesele sadece askerî değil malî, sosyal, siyasi, kültürel, eğitim vs her alanda çağının gerisinde kalmış olmaktan kaynaklıdır. Yapılan ıslahatlar da birer reform niteliğinde değil adeta yama yapmaktan öteye gidemediği için sonuç alınamamış; Osmanlı'nın ömrünü uzatan da İngiltere ile Rusya arasındaki rekabet olmuştur. Nihayet İngiltere Kıbrıs'a çıkarma yaparak Rusya'ya karşı "hasta Osmanlı"yı hayatta tutma politikasından vazgeçmiştir. 

 

Tabii mevzu uzun.. Ama sonuçta teşhis de tedavi de yanlış olduğu için Osmanlı tarihe karışmıştır... Aslında ömrünü tamamlamış bir şeyi hayatta tutmak da olanaksızdır. Ama buradaki mesele, daha az sancılı bir geçiş yaşanması ya da bugünkü sınırlarımıza ek olarak birkaç bölge daha korunabilirdi... Yoksa devletler de tıpkı canlılar gibi doğar, yaşar ve ölürler!

tarihinde Getaf tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

technobase ve poiuz'un dedikleri özetle Osmanlı'nın bilime önem vermediğinin vurgusundan ibaret. Doğru olmakla birlikte, aradığım bilgi değil. Onu zaten biliyoruz çünkü. Ama ben onun sebebini merak ediyorum. Sadece islam deyip işin içinden çıkmayı ise olayı fazla basitleştirmek olarak görüyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Nemecsek ilginç bir yerden yaklaşmış. O bir faktör olabilir gerçekten de. Ama sosyal ve toplumsal dönüşümlerde tek kişinin rolü genellikle uzun vadede önemsizdir. Mesela, Einstein olmasaydı izafiyet teorisi bulunamayacak mıydı? Elbet eninde sonunda bulunacaktı, ama başkası bulacaktı. Çünkü o noktada gelinen yer, bilim dünyasını artık bu buluşa hazır hale getirmişti. Yani tek tek kişilerin etkisi yüzyıllara dayanan sosyal ve siyasal dönüşümlerde ne derece önemlidir emin değilim.

 

Bunu bir faktör olarak kabul edip kenara not etmekle beraber, en önemli faktör olduğunu zannetmiyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hacı'nın dedikleri güzel ve doğru tespitler. Zaten bu yazdıklarını daha önce okuduğumu da hatırlıyorum. Ama özünde, her zaman dediğimizi demenin ötesine geçmiyor. Yani olayı islama, ve islamın bizi geri bırakmasına bağlıyor. Önceleri ben de olayı bu noktaya getirip, burada bırakırken, son dönemde bu açıklamada bir eksiklik görmeye başlar oldum.

 

Yani, islamın bu konudaki rolü tartışılmaz elbette. Ama islamın geri bırakması dinsel bağnazlıkla geri kalmışlık arasındaki geri besleme (feedback) döngüsü yüzünden. Ben döngünün ilk başlangıcını, islam dünyasının bu döngüye girişine sebep olan temel nedeni arıyorum ("root cause" analizi). Nihayetinde, dinsel bağnazlık bir sonuç aslında, bir sebep değil.

 

Dinsel bağnazlığın sebebi cehalet, kendi içine kapanma, özgürlüğün kısıtlı olması, bilgiye erişimin kısıtlı olması, vs gibi faktörler. Bunlar ise somut dış etkenlere bağlı olarak açıklanabilecek, ya da açıklanması gereken şeyler.

 

Dolayısıyla, mesele bu tür şeylere sebebiyet veren somut, sosyoekonomik ve jeopolitik bazı etkenlere bağlı olmalı diye düşünüyorum. Bir kez geri besleme döngüsü oluştuktan sonra ise, zaten islamın kendisi de bir sebep haline geliyor doğal olarak. Ondan sonra ise bu sebep o kadar baskın bir hale geliyor ki, diğerlerini gölgeliyor. Sadece onu görmeye başlıyoruz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.

Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.

Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×