Jump to content
Düşünen Hayvan

Kutsal Kitap Göndermek İmtihana Uygun mu?

Recommended Posts

Bir saat önce, akılsızşuursuzatom yazdı:

tabiki  kendi  iradenle  yaptın

 

Yani ben bu çocukların cehennem ile sınav olmalarına neden oldum öyle mi?

 

Eğer ben kendi irademle bu çocukları yapmasaydım, bu çocuklar sınav olmayacaktı.

 

Eşimle çocuk yapmaya karar verdiğimiz anda demek ki Allah ellerini ovuşturuyordu "Yaşasın bana yeni cehennemlik odun çıkıyor" diye.

 

Dahası insanlar çocuk yapmamaya karar verirse Allah'ın da elini, kolunu bağlamış oluyor öyle mi?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
16 dakika önce, Sundance yazdı:

 

Yani ben bu çocukların cehennem ile sınav olmalarına neden oldum öyle mi?

 

Eğer ben kendi irademle bu çocukları yapmasaydım, bu çocuklar sınav olmayacaktı.

 

Eşimle çocuk yapmaya karar verdiğimiz anda demek ki Allah ellerini ovuşturuyordu "Yaşasın bana yeni cehennemlik odun çıkıyor" diye.

 

Dahası insanlar çocuk yapmamaya karar verirse Allah'ın da elini, kolunu bağlamış oluyor öyle mi?

 

Bu durumda dincilerin iddia ettiği gibi insanlar sınav olmak için dünyaya gelmiş değiller, dünyaya gelmiş oldukları için sınav oluyorlar.

 

İnsanların dünyada bulunma sebebi "sınav" değil, "sınav"ın sebebi insanların dünyada bulunması.

 

Böylece dincilerin "insanları Allah'ın yarattığı ve sınav olmaları için dünyaya gönderdiği" şeklindeki en temel iddiaları çürümüş oluyor.

 

Üstelik kendi iradelerinde olmadığı, sadece ebeveynlerinin kararıyla dünyaya geldikleri halde sınava tabii tutuluyorlar.

 

Sınavın da bir ucu sonsuza kadar işkence ve eziyet.

 

Allah ise üreme içgüdüsü ile yarattığı insanların üreyip kendisi için sınava sokacak yeni insanlar yaratmasını, bir kısmının da cehennemlik olmasını beklemekle mükellef.

 

İnsanlar doğdukça "Hah, yeni bir tane daha" diyerek sınava sokuyor.

 

 

tarihinde Sundance tarafından düzenlendi
cümle ekleme

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
27 minutes ago, Sundance said:

 

Yani ben bu çocukların cehennem ile sınav olmalarına neden oldum öyle mi?

 

Eğer ben kendi irademle bu çocukları yapmasaydım, bu çocuklar sınav olmayacaktı.

 

Eşimle çocuk yapmaya karar verdiğimiz anda demek ki Allah ellerini ovuşturuyordu "Yaşasın bana yeni cehennemlik odun çıkıyor" diye.

 

Dahası insanlar çocuk yapmamaya karar verirse Allah'ın da elini, kolunu bağlamış oluyor öyle mi?

 

Bırak şimdi çoluk çocuğu....

 

Aborjinlere 50 bin senedir falan peygamber gelmemiş. 

 

Çinlilere ise en az 10 bin senedir. 

 

Japonlar biraz daha şanslı, zira zaten 2000 senelik falan onlar ve hiç peygamber gene gelmemiş.

 

Haa, paganlar, aztekler falan gibi artık nesli tükenmiş kavimleri saymıyoruz şimdilik.

 

Bu nasıl imtihan şimdi? Saydıklarımızı toplarsan, yaşayan insanların yarısından daha fazlası ediyor. Bak türkleri, hinduları falan katmadık daha.

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
51 dakika önce, anibal yazdı:

 

Bırak şimdi çoluk çocuğu....

 

Aborjinlere 50 bin senedir falan peygamber gelmemiş. 

 

Çinlilere ise en az 10 bin senedir. 

 

Japonlar biraz daha şanslı, zira zaten 2000 senelik falan onlar ve hiç peygamber gene gelmemiş.

 

Haa, paganlar, aztekler falan gibi artık nesli tükenmiş kavimleri saymıyoruz şimdilik.

 

Bu nasıl imtihan şimdi? Saydıklarımızı toplarsan, yaşayan insanların yarısından daha fazlası ediyor. Bak türkleri, hinduları falan katmadık daha.

 

 

 

 

Nereden tutsan elinde kalıyor işte.

 

Bunu da kanıt diye yedirmeye çalışıyorlar.

 

Bir de geriye doğru dönüp bak.

 

Peygamber gelmemiş tarihi uygarlıkların oranı peygamber gelmiş uygarlıkların oranını kat be kat katlıyor.

 

Sınavın başlangıç tarihi neydi acaba?

 

Homo erektus'dan, Homo sapiens'e geçişin hangi aşamasında Allah doğan yavruların artık sınava girmesi gerektiğine kadar verdi?

 

Yani o kadar basit bir masal ki, Adem cennetten kovulmuş, sınav olmaya dünyaya inmiş.

 

Nasıl bu kadar insan yemeye devam ediyor binlerce yıldır bu masalı aklım almıyor.

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Biraz kafası çalışan bir insan bile kutsal kitap göndermenin saçmalık olduğunu anlar.

Dil, yaşayan, gelişen, sürekli değişen bir varlıktır.

Yüzyıllar boyu aynı şekilde anlam taşımaz, evrim geçirecektir.

Hal böyleyken “kutsal” metinlerde kullanılan dil zaten muğlaktır, nereye çekerseniz oraya gider.

Sonuç olarak, bir dil ancak kendi çağına ve kültürüne hitap edebilir, dolayısıyla kutsal kitap son kullanma tarihi hadi bilemediniz 100 yılı bulmaz.

 

Bu sebeple tevrat-kuran-incil hepsi bayatlamış ve kokuşmuştur, inanırlarının beyinlerini zehirlemekten başka işe yaramazlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ben bir öğretmenin diyelim sınav yapıp geçemeyenleri sopayla dövmek gibi bir plan hazırlıyorum, bir de kitap verip bütün sorular buradan çıkacak diyorum, ama kalacak öğrencileri de önceden biliyorum.

Bu öğretmenin amacı sopa atmak mı? Bir şeyler öğretmek mi?

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
18 dakika önce, Abdülmalik yazdı:

Ben bir öğretmenin diyelim sınav yapıp geçemeyenleri sopayla dövmek gibi bir plan hazırlıyorum, bir de kitap verip bütün sorular buradan çıkacak diyorum, ama kalacak öğrencileri de önceden biliyorum.

Bu öğretmenin amacı sopa atmak mı? Bir şeyler öğretmek mi?

 

Bu baldırı çıplak tanrı bozuntusu iddia ettiği gibi adilse bize tüm ihtimalleri ispatlamak zorunda olurdu.

Atıyorum desem ki 1200 yılında arabistan’da koyu dindar bir ailede doğsaydım belki imanı tam birisi olarak ölecektim?

Veya ölüp sorguya çıktıkça benzer şekilde sonsuz ihtimali zorlamak istesek? Bu şekilde kimse cehenneme gitmeyecektir.

 

Alın size dinde bir bug daha..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
4 dakika önce, Ebu Kafir yazdı:

 

Bu baldırı çıplak tanrı bozuntusu iddia ettiği gibi adilse bize tüm ihtimalleri ispatlamak zorunda olurdu.

Atıyorum desem ki 1200 yılında arabistan’da koyu dindar bir ailede doğsaydım belki imanı tam birisi olarak ölecektim?

Veya ölüp sorguya çıktıkça benzer şekilde sonsuz ihtimali zorlamak istesek? Bu şekilde kimse cehenneme gitmeyecektir.

 

Alın size dinde bir bug daha..

Bu öğretmen veya Tanrı  her neyse bir ton adaletsizlik ve hile de yapıyor, kitabı her öğrenciye vermiyor, İngiliz’e Arapça kitap veriyor, öğrencilerin algı, seçim, sosyal çevre, aile, zekasını kendisi belirliyor ancak her öğrenciye eşit davranmıyor.

Şimdi hangi akıl sahibi bu sınavın adil olduğunu söyler? Böyle öğretmeni sopayla döverler be.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir de kitabı her okuyan değişik anlıyor.

 

Müslümanların dediği doğru ise, islamı bilmeyenler sorumlu değil (cennetlik ise)

 

Kitap bir yardım değil, bir tuzak!!!

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
10 hours ago, Sundance said:

 

Vicdan da dış etkilerden etkileniyor ama kirec, o ne olacak?

 

Çok zor bir çocukluk ve hayat geçiren insanlar katılaşabiliyor, bize göre vicdani duyguları azalabiliyor.

 

İçinde bulunduğu koşullar uymasa da herkesin pamuk gibi olmasını beklemek adaletli mi sence?

 

Sınav da, ceza da bu dünyadadır. 

 

O da insanların oluşturduğu adalet mekanizmasındadır.

 

Kusursuz değildir ama olabildiğince kusursuz hale getirmek yine insanların elindedir.

 

Adaleti olmayan bir tanrıdan, olmayan başka bir dünyada beklemek nafiledir.

Vicdansiz dediğimiz insanlarda aslında vicdan var ama onu kullanmıyorlar...

 

Akılsız fikirsiz düşüncesiz dediğimiz kişiler aslında aklı olup kullanmayan düşünebilme yeteneği olan ama bunu yapmayan kişiler...

 

Yani vicdani gerçekten olmayan yada bozulmuş çevre şartlarıyla değişime uğramış kişiler olsa bu kişilere kötü denemez sadece özürlü denilebilirdi...

 

Adaletsiz olan doğada adalet arayışı içindeki bu iç sesimiz nereden geliyor olabilir sizce...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
44 minutes ago, kirec said:

Vicdansiz dediğimiz insanlarda aslında vicdan var ama onu kullanmıyorlar...

 

Akılsız fikirsiz düşüncesiz dediğimiz kişiler aslında aklı olup kullanmayan düşünebilme yeteneği olan ama bunu yapmayan kişiler...

 

Yani vicdani gerçekten olmayan yada bozulmuş çevre şartlarıyla değişime uğramış kişiler olsa bu kişilere kötü denemez sadece özürlü denilebilirdi...

 

Adaletsiz olan doğada adalet arayışı içindeki bu iç sesimiz nereden geliyor olabilir sizce...

 

Bu o kadar basit değil.

 

Vicdan varsa, kullanırsın, seçenek değil o.

 

Sorun, en başta din gibi şeylerin, o vicdanı, her tür pisliği, şerefsizliği falan, gayet mübah gösterecek olmasıdır. Böyle gelişen bir vicdan, hepsini yapar elbette.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, kirec yazdı:

Vicdansiz dediğimiz insanlarda aslında vicdan var ama onu kullanmıyorlar...

 

Akılsız fikirsiz düşüncesiz dediğimiz kişiler aslında aklı olup kullanmayan düşünebilme yeteneği olan ama bunu yapmayan kişiler...

 

Yani vicdani gerçekten olmayan yada bozulmuş çevre şartlarıyla değişime uğramış kişiler olsa bu kişilere kötü denemez sadece özürlü denilebilirdi...

 

Adaletsiz olan doğada adalet arayışı içindeki bu iç sesimiz nereden geliyor olabilir sizce...

 

Sosyal bir tür olmamızdan geliyor.

 

Memeli olmamızdan geliyor.

 

Biyolojimizden geliyor.

 

Gökte bin bir türlü senaryoyla insanları kukla eden hayali bir varlıktan değil.

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
5 hours ago, anibal said:

 

Bu o kadar basit değil.

 

Vicdan varsa, kullanırsın, seçenek değil o.

 

Sorun, en başta din gibi şeylerin, o vicdanı, her tür pisliği, şerefsizliği falan, gayet mübah gösterecek olmasıdır. Böyle gelişen bir vicdan, hepsini yapar elbette.

Benim derdim de vicdani olmayan şeyin dinde olsa da onu reddetmemiz gerektiğini vurgulamak...

 

Yani vicdan mi din mi gibi bir ikilemde kalır isek biz vicdani secmeliyiz ...

 

Tanrının bizden beklediği budur diye inanıyorum....

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
8 hours ago, poiuz said:

Bir de kitabı her okuyan değişik anlıyor.

 

Müslümanların dediği doğru ise, islamı bilmeyenler sorumlu değil (cennetlik ise)

 

Kitap bir yardım değil, bir tuzak!!!

Belki peygamber bu yüzden kitap bırakmak istemedi...

 

Onda sonrakiler de bu konuyu tartışmislar ve Ebu Bekir  peygamberin yapmadığını biz niye yapalim diyerek o da kitap  işine uzak durmuş....

 

Kitaba kitaba gerek yok içimizdeki vahye yani vicdana uyalım yeter demiş olsaydı iyiydi....

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 hour ago, kirec said:

Benim derdim de vicdani olmayan şeyin dinde olsa da onu reddetmemiz gerektiğini vurgulamak...

 

Yani vicdan mi din mi gibi bir ikilemde kalır isek biz vicdani secmeliyiz ...

 

Tanrının bizden beklediği budur diye inanıyorum....

 

 

 

Öyle olmaz, maalesef.

 

Din denen ilkel ve vahşi olduğu kadar rezil ve şerefsiz şey vicdana bulamışsa... Seçemezsn, kötülüğü iyilik görür, her tür pisliği yaparsınç

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
12 saat önce, Ebu Kafir yazdı:

Biraz kafası çalışan bir insan bile kutsal kitap göndermenin saçmalık olduğunu anlar.

 

Öncelikle tanrı kitap göndermemiştir. Aslında iddia şöyledir. Hz. Muhammed'e Allah tarafından vahyolunan içeriğin çok daha sonradan kitaplaştırılması söz konusudur. Gerçekte bu olmuş mudur bilemeyiz fakat bu doğruysa bu vahiy nasıl bir şeydir? Tanrı eğer varsa onunla iletişim kurmanın bir yolu var mıdır? Konuya bence bu açıdan bakmak gerekir ve böyle bir iletişimi sağlamanın yollarını aramak tanrı savı konusunda şüphe duyan duymayan herkesi ilgilendirir. Bu şekilde konuyu kitap göndermek olarak ifade etmiş olmanız gerçekte iddia edileni daha fazla metalaştırdığı için akla sığmasını daha bir zorlaştırdığını bildiğinizden bunu özellikle mi yapıyorsunuz? Bence bu vahiy konusunda bu kadar ön yargılı olup bunun akıl dışı olduğunu hemen iddia etmeyin. Bunu biraz araştırıp varsa tanrı ile iletişim kurmanın bu konuda bilgilenmek için en kestirme yol olduğunu bilin. Ayrıca bugüne dek kimsenin bunu yapamadığını yada yapmadığını iddia etme gafletinde de bulunmayın. Bunun olmadığından kim kesin şekilde emin olabilir ki?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
3 saat önce, John_Ahmet yazdı:

 

Öncelikle tanrı kitap göndermemiştir. Aslında iddia şöyledir. Hz. Muhammed'e Allah tarafından vahyolunan içeriğin çok daha sonradan kitaplaştırılması söz konusudur. Gerçekte bu olmuş mudur bilemeyiz fakat bu doğruysa bu vahiy nasıl bir şeydir? Tanrı eğer varsa onunla iletişim kurmanın bir yolu var mıdır? Konuya bence bu açıdan bakmak gerekir ve böyle bir iletişimi sağlamanın yollarını aramak tanrı savı konusunda şüphe duyan duymayan herkesi ilgilendirir. Bu şekilde konuyu kitap göndermek olarak ifade etmiş olmanız gerçekte iddia edileni daha fazla metalaştırdığı için akla sığmasını daha bir zorlaştırdığını bildiğinizden bunu özellikle mi yapıyorsunuz? Bence bu vahiy konusunda bu kadar ön yargılı olup bunun akıl dışı olduğunu hemen iddia etmeyin. Bunu biraz araştırıp varsa tanrı ile iletişim kurmanın bu konuda bilgilenmek için en kestirme yol olduğunu bilin. Ayrıca bugüne dek kimsenin bunu yapamadığını yada yapmadığını iddia etme gafletinde de bulunmayın. Bunun olmadığından kim kesin şekilde emin olabilir ki?

 

Ahmet sana otizm teşhisi kondu mu hiç?

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
21 saat önce, Buzul yazdı:

Çocuk da sana soruyor ki niye beni yapıp da bana sınavı dayattın.Beni tuzağa düşürüp,sınanmak üzere yeryüzüne sürdürdün.

 Çocuk yapıp,varoluşa zorladığı kişiye Allah seni sınamak için yarattı diyen kişiye müslüman denir.Ama müslüman öyle bir hava oluşturur ki,sanki yedi katlı göğün üstündeki tahtındaki bir Allah o kişiyi sınamak için özel olarak yarattı da,gökten yeryüzüne indirdi.Şu açık ki,siz müslümanlar beyinsizsiniz.Çocuk yapıp,varoluşa zorladığınız kişiye Allah seni sınamak için yarattı diyecek kadar beyinsiz.Bu arada şeytana karşısın.Ama çocuk yapıp,yaptığın kişiyi tuzağa düşürüp,yeryüzüne sürdürmekten,şeytanlık yapmaktan da geri kalmıyorsun.Çocuk yapıp,Allah seni sınamak için yarattı diyorsun.Buradaki Allah'a övgüler veriyorsun.Ama Allah'ın yaratması demek,Şeytanın da tuzağa düşürüp,sınanmak üzere yeryüzüne sürdürmesi anlamına geliyor.Ama buradaki Şeytana sövgüler veriyorsun.Allah'ı överken övdüğün Şeytan.Şeytan'a söverken de,sövdüğün Allah.Bu arada müslümanlar beyinsiz demişmiydim.

 

Peki o zaman sizi sınav stresine sokmamak için imtihan yok diyelim. Özgür irade de yok. İnsan denilen canlı tarih içerisinde, coğrafya, kültür, ekonomi vb. bir çok değişkene bağlı olarak çok farklı hayatlar yaşamış ve yaşıyor. Bütün bu olan bitene insanı merkeze alan bir açıklama getirmek ve amaç atfetmek sizin de anladığınız gibi pek mümkün değil. Yani Tanrı varsa zaten olan bitenin üst açıklaması Onu merkeze almalı. Buna da itirazım yok ama Tanrının merkeze konduğu bir açıklamadan İnsana yönelik, onu ilgilendiren bir teşvik ya da motivasyon çıkmaz. Yani Tanrıdan bahsedersek sıra insana gelmez. Halbuki bizim insana dokunan bir açıklamaya ihtiyacımız var. İşte din bunun için.

 

Din, insan için. Tanrı için değil. Dolayısıyla bir çok yönüyle insani. Merkezindeki amaç ta şu: muhatabını bulunduğu olgunluk seviyesinden alıp yükseltmek ve ulaşabileceği en üst olgunluk seviyesine (kemale) ulaştırmak. Olgunluk dediğimiz ahlaki, vicdani ve ameli bir olgunluk. Yani insana kültürden, ekonomiden, tarihten, bütün dış şartlardan bağımsız bir hedef tanımlayabiliyorsak işte dinin nihai amacı insanı buna ulaştırmaktır. Ama din insan için olduğundan insani her şeyi içerir. İnsanların farklı algı seviyelerinde olduğunu, tarih içerisinde, farklı coğrafyalarda farklı olduğunu, zamanla ekonomik, kültürel bir çok değişim geçirdiğini vb. Bu yüzden dinin pratiği farklı coğrafyalarda, farklı milletlerde farklıdır. Hatta, tek bir insanın hayatında bile her konuda bir çok değişim ve gelişim olur. Çocukluk, gençlik, orta yaş ve ileriki yıllarda hayatın algılanması, yaşanması, olayların yorumlanması değişir ve genelde de daha iyiye doğru evrilir. Bu böyleyken sizinle dinin algılanma ve ifade biçimiyle alakalı bir tartışmaya girmemize gerek yok. Buradan bir yere ulaşamayız. Önce Tanrıya inanacaksınız. Sonra neyi nasıl algılayıp ifade edeceğiniz size kalmış. Hangi mertebede iseniz hayatı o mertebede anlar ve yaşarsınız. Ama Tanrıya inanan birisinden olup biteni hayra yorması beklenir. İşte İmtihan argümanı inananlara başlarına gelen zorluklara sabretmek, zahiri olarak kötü gibi görünen şeyleri iyiye yormak için bir motivasyon sağlıyor. Ama bu motivasyonu da daha basit algı seviyesindeki ve mertebesindeki insanlara sağlıyor.

 

Bunu anlamak için Mevlanın şu hikayesi çok uygun:

 

Akıllı birisi, atına binmiş gidiyordu. Yol kenarında uyumakta olan birisinin de ağzına yılan kaçmak üzereydi. Atlı, yılanı ürkütüp kaçırmak ve adamı kurtarmak için atını koşturdu, fakat yetişemedi.
Tutup o adama kırbacıyla birkaç kere vurdu. Uyanan adam, dar­belerin acısıyla bir ağacın altına kadar kaçtı. Oraya bir hayli çürük elma dökülmüştü. Atlı:
- Bunları ye, diye emretti.
- Beyim, dedi adam, ben sana ne yaptım. Eğer bana hakikaten kastın varsa, vur kılıcı öldür. Sana çattığım saat ne uğursuzmuş. Ne mutlu senin yüzünü görmeyene. Dinsizler bile kimseye sebepsiz böyle yapmazlar.

Bir yandan da lanetler okuyor, beddua ediyordu:
- Ya Rabbi, cezasını sen ver, diyordu.
Atlı ise onu dövüyor:                                                                            
- Koş, diyordu.
Atlı adamı epeyce bir zaman koşturdu. Nihayet adamın safrası kabardı, yediklerini kusmaya başladı. Bu arada yılan da çıktı. Adam yılanı görünce atlının ayağına kapandı:
-  Sen bir rahmet meleğisin, dedi, ne mübarek saatmiş ki seni gördüm. Sen beni analar gibi ararken ben eşekler gibi kaçıyordum. Durumu biraz olsun bilseydim sana bu kadar kötü sözleri söyler miydim?! Sükut ederek kızgın göründün, hiçbir şey söylemeksizin kafama vurmaya başladın. Bağışla!

- Eğer ben biraz olsun sana hali çıtlatsaydım derhal ödün  patlar­dı, içindeki yılanı bilseydin ne elma yiyebilir, ne koşabilir ne de kusabilirdin. Sen bana söverken ben gizlice, "Ya Rabbi, işimi kolaylaştır" diye dua ediyordum.

 

İşte mesele bu. İçimizdeki yılandan(nefis) kurtulana kadar başımıza gelene imtihan diyerek sabrediyoruz. Tanrıya inanmazsak ya da O yılandan kurtulamazsak burada bir çok insanın düşündüğü gibi dünyada cehennemi yaşadığımızı inanmaya başlarız. O yılandan kurtulduğumuzda ise aslında cennette olduğumuzu fark edeceğiz. 

 

Tanrı cevher dağıtmak istiyor ama cevherin kıymetini cevherden anlayan bilir. Benim gözümde cevher ile taşın farkı yok ya da aslında taş cevherden daha kıymetli diye inanan ve düşünen birisine cevher vermek iyilik değildir. Taş vermek iyiliktir. Tanrı da herkese iyilik yapıyor. Cevher isteyene cevher veriyor, taş isteyene taş. Egosunun peşinden koşana egosunun arzuladıklarını veriyor, ruhunu takip edene ruhunun... Çocukluktan çıkamayana oyuncak veriyor. Çocukluktan çıkana rıza ve yakınlık.. Siz, neyin peşinde olduğunuza bakın. Kendinize bakın. Kendinizi yargılayın. Boyunuz ve gücünüz buna yeter. Hayatınızı Tanrıyı yargılamaya, dini yargılamaya, anne babanızı ya da diğer insanları yargılamaya harcarsanız buna gücünüz yetmez. Gücünüzü gücünüz yetmeyecek bir şey için harcadığınız için gücünüzün yettiğini de ıskalamış olursunuz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, Yeni Üye yazdı:

 

Peki o zaman sizi sınav stresine sokmamak için imtihan yok diyelim. Özgür irade de yok. İnsan denilen canlı tarih içerisinde, coğrafya, kültür, ekonomi vb. bir çok değişkene bağlı olarak çok farklı hayatlar yaşamış ve yaşıyor. Bütün bu olan bitene insanı merkeze alan bir açıklama getirmek ve amaç atfetmek sizin de anladığınız gibi pek mümkün değil. Yani Tanrı varsa zaten olan bitenin üst açıklaması Onu merkeze almalı. Buna da itirazım yok ama Tanrının merkeze konduğu bir açıklamadan İnsana yönelik, onu ilgilendiren bir teşvik ya da motivasyon çıkmaz. Yani Tanrıdan bahsedersek sıra insana gelmez. Halbuki bizim insana dokunan bir açıklamaya ihtiyacımız var. İşte din bunun için.

 

 

Çocuk da sana soruyor ki niye beni yapıp da bana sınavı dayattın.Beni Adem ile Havvayı tuzağa düşürüp,sınanmak üzere yeryüzüne sürdüren sövüp,saydırdığın Şeytan gibi yeryüzüne sürdürüp,Şeytanlık yaptın.Bir başkasının canı ile neden cennete ve cehenneme gidecek kumarı oynadın.Soru oldukça açık ve basit.Çocuk yap,varoluşa zorla,kendi dinine göre ona sınavı dayat,sonra pişkin pişkin Allah seni sınamak için yarattı diyip öv,ama aynı zamanda çocuk Şeytan tarafından tuzağa düşürülüp,sınanmak üzere yeryüzüne sürülmüş olsun,ama Şeytana da söv.Kuşkusuz,Allah'a tapınırken tapındığın Şeytandan başkası değil.Şeytana sövüp,eleştirirken de eleştirdiğin kendinden başkası değil.Allah da,Şeytan da sensin.Çocuğu yaratan yanını övüyor,çocuğu tuzağa düşürüp,sürdüren yanına sövüyorsun.Ama ikisi de aynı şey tabi.Yaratılmak,tuzağa düşürülüp,yeryüzüne sürülmek demek.Olay bu.

tarihinde Buzul tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 hour ago, Yeni Üye said:

 

Peki o zaman sizi sınav stresine sokmamak için imtihan yok diyelim. Özgür irade de yok. İnsan denilen canlı tarih içerisinde, coğrafya, kültür, ekonomi vb. bir çok değişkene bağlı olarak çok farklı hayatlar yaşamış ve yaşıyor. Bütün bu olan bitene insanı merkeze alan bir açıklama getirmek ve amaç atfetmek sizin de anladığınız gibi pek mümkün değil. Yani Tanrı varsa zaten olan bitenin üst açıklaması Onu merkeze almalı. Buna da itirazım yok ama Tanrının merkeze konduğu bir açıklamadan İnsana yönelik, onu ilgilendiren bir teşvik ya da motivasyon çıkmaz. Yani Tanrıdan bahsedersek sıra insana gelmez. Halbuki bizim insana dokunan bir açıklamaya ihtiyacımız var. İşte din bunun için.

 

Din, insan için. Tanrı için değil. Dolayısıyla bir çok yönüyle insani. Merkezindeki amaç ta şu: muhatabını bulunduğu olgunluk seviyesinden alıp yükseltmek ve ulaşabileceği en üst olgunluk seviyesine (kemale) ulaştırmak. Olgunluk dediğimiz ahlaki, vicdani ve ameli bir olgunluk. Yani insana kültürden, ekonomiden, tarihten, bütün dış şartlardan bağımsız bir hedef tanımlayabiliyorsak işte dinin nihai amacı insanı buna ulaştırmaktır. Ama din insan için olduğundan insani her şeyi içerir. İnsanların farklı algı seviyelerinde olduğunu, tarih içerisinde, farklı coğrafyalarda farklı olduğunu, zamanla ekonomik, kültürel bir çok değişim geçirdiğini vb. Bu yüzden dinin pratiği farklı coğrafyalarda, farklı milletlerde farklıdır. Hatta, tek bir insanın hayatında bile her konuda bir çok değişim ve gelişim olur. Çocukluk, gençlik, orta yaş ve ileriki yıllarda hayatın algılanması, yaşanması, olayların yorumlanması değişir ve genelde de daha iyiye doğru evrilir. Bu böyleyken sizinle dinin algılanma ve ifade biçimiyle alakalı bir tartışmaya girmemize gerek yok. Buradan bir yere ulaşamayız. Önce Tanrıya inanacaksınız. Sonra neyi nasıl algılayıp ifade edeceğiniz size kalmış. Hangi mertebede iseniz hayatı o mertebede anlar ve yaşarsınız. Ama Tanrıya inanan birisinden olup biteni hayra yorması beklenir. İşte İmtihan argümanı inananlara başlarına gelen zorluklara sabretmek, zahiri olarak kötü gibi görünen şeyleri iyiye yormak için bir motivasyon sağlıyor. Ama bu motivasyonu da daha basit algı seviyesindeki ve mertebesindeki insanlara sağlıyor.

 

Bunu anlamak için Mevlanın şu hikayesi çok uygun:

 

Akıllı birisi, atına binmiş gidiyordu. Yol kenarında uyumakta olan birisinin de ağzına yılan kaçmak üzereydi. Atlı, yılanı ürkütüp kaçırmak ve adamı kurtarmak için atını koşturdu, fakat yetişemedi.
Tutup o adama kırbacıyla birkaç kere vurdu. Uyanan adam, dar­belerin acısıyla bir ağacın altına kadar kaçtı. Oraya bir hayli çürük elma dökülmüştü. Atlı:
- Bunları ye, diye emretti.
- Beyim, dedi adam, ben sana ne yaptım. Eğer bana hakikaten kastın varsa, vur kılıcı öldür. Sana çattığım saat ne uğursuzmuş. Ne mutlu senin yüzünü görmeyene. Dinsizler bile kimseye sebepsiz böyle yapmazlar.

Bir yandan da lanetler okuyor, beddua ediyordu:
- Ya Rabbi, cezasını sen ver, diyordu.
Atlı ise onu dövüyor:                                                                            
- Koş, diyordu.
Atlı adamı epeyce bir zaman koşturdu. Nihayet adamın safrası kabardı, yediklerini kusmaya başladı. Bu arada yılan da çıktı. Adam yılanı görünce atlının ayağına kapandı:
-  Sen bir rahmet meleğisin, dedi, ne mübarek saatmiş ki seni gördüm. Sen beni analar gibi ararken ben eşekler gibi kaçıyordum. Durumu biraz olsun bilseydim sana bu kadar kötü sözleri söyler miydim?! Sükut ederek kızgın göründün, hiçbir şey söylemeksizin kafama vurmaya başladın. Bağışla!

- Eğer ben biraz olsun sana hali çıtlatsaydım derhal ödün  patlar­dı, içindeki yılanı bilseydin ne elma yiyebilir, ne koşabilir ne de kusabilirdin. Sen bana söverken ben gizlice, "Ya Rabbi, işimi kolaylaştır" diye dua ediyordum.

 

İşte mesele bu. İçimizdeki yılandan(nefis) kurtulana kadar başımıza gelene imtihan diyerek sabrediyoruz. Tanrıya inanmazsak ya da O yılandan kurtulamazsak burada bir çok insanın düşündüğü gibi dünyada cehennemi yaşadığımızı inanmaya başlarız. O yılandan kurtulduğumuzda ise aslında cennette olduğumuzu fark edeceğiz. 

 

Tanrı cevher dağıtmak istiyor ama cevherin kıymetini cevherden anlayan bilir. Benim gözümde cevher ile taşın farkı yok ya da aslında taş cevherden daha kıymetli diye inanan ve düşünen birisine cevher vermek iyilik değildir. Taş vermek iyiliktir. Tanrı da herkese iyilik yapıyor. Cevher isteyene cevher veriyor, taş isteyene taş. Egosunun peşinden koşana egosunun arzuladıklarını veriyor, ruhunu takip edene ruhunun... Çocukluktan çıkamayana oyuncak veriyor. Çocukluktan çıkana rıza ve yakınlık.. Siz, neyin peşinde olduğunuza bakın. Kendinize bakın. Kendinizi yargılayın. Boyunuz ve gücünüz buna yeter. Hayatınızı Tanrıyı yargılamaya, dini yargılamaya, anne babanızı ya da diğer insanları yargılamaya harcarsanız buna gücünüz yetmez. Gücünüzü gücünüz yetmeyecek bir şey için harcadığınız için gücünüzün yettiğini de ıskalamış olursunuz.

 

 

Kıçından hikaye uydurarak hiç bir yere varamazsın, ancak kendini kandırırsın, burada yaptığın gibi.

 

Yılan insanın ağzına girmez. Girerse de, midede gayet besleyici bir besinden başka bir şey olamaz. Çürük elma yiyerek, sonra da koşarak safran kabarmaz. 

 

Hah, bilmem anlatabiliyor muyum? Öpülünce prens olan bir kurbağa olmaması, bir şeylerin masal olmaması anlamına gelmiyor. Sizi böyle masallarla kandırıyorlar, hepsi bu. 

 

Ben tanrıya inamıyorum, nesine inanayım bu masalın. Ama sen diyorsun ki, amanda tanrı var, seni yargılayacak. Sonra da çıkıp sen herkesi yargılıyorsun tanrı adına. Yok şunu giymiş, ahlaksı, yok bunu yemiş haram, yok şu saçmalığı yapmamış günahkar, gidiyor böyle. Hatta eline imkan geçince, ahanda sen cadısın diyerek diri diri yakıp, cehennemin dik alasını da yaşatıyorsun. 

 

Ondan sonra da gelip böyle dır dır dır, birde sanki sizin yaptığınız pislikleri biz yaparmışız gibi sayıklıyorsunuz.

 

Büyü artık biraz, bu masallara "aman ne hikmetli sözler", masalı anlatana "aman ne kerametli adam" diye diye kanmaktan kurtul. Korkma, daha iyi hissedeceksin kendini, her türlü.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...