Jump to content
Ateistforum

Kutsal Kitap Kuran piyasadaki sahte Tevrat'ın bir hatasını daha düzeltiyor


Recommended Posts

6 dakika önce, Natüralist Ateist yazdı:

Ben daha çok Ebu Kafir'in bahsettiği anlatımı çıkardım, ama bence olası olarak neyden bahsettiğini anlamak için hadislere ve o zamandaki uygulamalara bakmak gerek. Ama sadece Hammurabi tarzı kısastan bahsettiğini düşünmek zor benim için, zirâ hürler, köleler ve dişilere özellikle değiniyor, ki zaten ahiretteki cezada da Müslüman-kâfir ayrımı var.

O zaman çıkardığım anlamı yazayım: Hür bir insan hür bir insanı öldürürse kısas vardır. Ama hür bir erkek, bir köleyi veya bir kadını öldürürse kısas yoktur.

 

Bir erkek bir kadını öldürürse, sonrasında ceza olarak o erkeğin karısı öldürülürse bunun ismi kısas olmaz. Karısının ölmesi, kendisinin ölmesine eş değerde değildir.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 173
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

-Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik... Maide 48

-Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene. Ahirete de bunlar kesinlikle iman ederler. Bakara 4

"Tek kutsal kitap" Kuranda yazan bu ayetlere inanalım mı inanmayalım mı?

 


"Tek kutsal kitap" Kuranda bir de şöyle bir ayet var:

-Siz de, Allah'tan başka taptıklarınız da Cehennem odunusunuz; hepiniz oraya gireceksiniz. Enbiya 98

Allah, hristiyanların tanrı saydığı (kendi peygamberi) İsayı yakacak mı yakmayacak mı?

 


Şu ayeti de yazalam ki bu kitabın tek tanrının "tek kutsal" kalan kitabı olduğu anlaşılsın.

...Bak ne şanlı o Allah, yaratanların en güzeli! Muminun 14

 

 

Gelecek sefere 7 Cüceler kitabındaki hataları pinokyo kitabına bakarak düzelteceğim. Gerekirse @Emre Karaköseden yardım almayı düşünüyorum ?

tarihinde poiuz tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
3 hours ago, Nuri Kara said:

O zaman çıkardığım anlamı yazayım: Hür bir insan hür bir insanı öldürürse kısas vardır. Ama hür bir erkek, bir köleyi veya bir kadını öldürürse kısas yoktur.

 

Bir erkek bir kadını öldürürse, sonrasında ceza olarak o erkeğin karısı öldürülürse bunun ismi kısas olmaz. Karısının ölmesi, kendisinin ölmesine eş değerde değildir.

 

Hüre hür, köleye köle, kadına kadın!

Ben senin köleni öldürdüm, sen de beni mi öldüreceğeni sanıyorsun???

Sen de benim kölemi öldürürsün, fit oluruz.

Ayet bu kadar basit!

Link to post
Sitelerde Paylaş
6 saat önce, poiuz yazdı:

 

Hüre hür, köleye köle, kadına kadın!

Ben senin köleni öldürdüm, sen de beni mi öldüreceğeni sanıyorsun???

Sen de benim kölemi öldürürsün, fit oluruz.

Ayet bu kadar basit!

Cana can, göze göz, dişe diş: Hür birisi bir köle öldürdüğü zaman, onun kölesi öldürülürse bu, göze el gibi bir şey olur.

 

Kafası çalışan insanlarla konuştuğumu düşünerek yazıyorum " Ama hür bir erkek, bir köleyi veya bir kadını öldürürse kısas yoktur." Sana yazmıyorum anlayacağın.

 

Hala kuranı kötülemek için "ayet bu kadar basit" deyip yukarıdakinin söylediklerini tekrar edecek varsa; Sizin dininiz size, benim dinim bana.

Link to post
Sitelerde Paylaş
22 hours ago, Emre Karaköse said:

 

İlk insandan beri hep aynı din geldi , İslam.

 

İnanç temelleri, uygulamaları hep aynıydı.

 

Sadece arada örneğin ceza amaçlı bazı ufak tefek  geçici yaptırımlara gidildi. Mesela bir yahudi kavmine has cezai haramlar, yasaklar getirildi. Ama hemen sonra Musa'nın yeğeni İsa ile o cezai yasaklar kaldırıldı kısa sürede:

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2018/03/isa-peygamber-musa-ve-harun.html

 

İslam ilk kuldan beri hep aynı. Kıyamete kadar da aynı kalacak. Tüm inanç ve uygulamaları ile ilahi din aynı ve tek, tarih boyunca.

 

Senin bahsettiğin sahte Tevrat ve sahte inciller ise insan yazımı hadis kitapları olarak yanlış  ve hata okyanusu sunar suna.

 

Ruhçuluğun hakim olduğu pagan öğretiyi... Reforme edilmiş, değiştirilmiş dini.

 

Buna karşılık şu an elimizdeki tek kutsal kitap olan Kuran ise dinin ilk orjinal formunu, gerçek islam'ı sunar.

 

Senin gibi misyonerler için , hele ki Celal Şengör taklidi yapanlar için bu acı gerçek zor geliyor biliyorum.

 

Ama senin elinden gelen birşey yok. Gerçek bu.

 

Selam

 

 

 

 

 

 

İlk insandan beri hep aynı din mi gelmiş demek, deme ya... 

 

İslam malum bedevinin malum zırvalamasından başka hiç bir şey değil. Utanmaz arlanmaz bir yalancı ve onun arap kıçının yalayıcısı olan sizlerin arsız yalanlarından başka hiç bir şeyin de yok.

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

"Kısas" hükmüyle ilgili olarak;

 

(Bakara/178’in) yeri ile “cana can” ilkesini ortaya koyan ayetin (Maide/45’in) yeri farklıdır, bu ayetlerin birbirininkinden ayrı uygulama alanları vardır. “Cana can” ilkesini getiren ayetin uygulama alanı, belirli bir kişiden yine belirli bir kişiye ya da belirli birkaç kişiden belirli bir veya birkaç kişiye yöneltilmiş ferdî saldırılardır. Bu durumlarda eğer cinayet kasıtlı biçimde işlenmiş ise katil sorumlu tutularak cezalandırılır.

 

Fakat bizim şu anda incelemekte olduğumuz ayetin (Bakara/178’in) uygulama alanı, bu ayetin nuzül sebebi de olan iki Arap kabîlesi arasındaki toplu saldırılardır.

Bu tür olaylarda bir ailenin başka bir aileye, bir kabilenin başka bir kabileye, bir toplumun başka bir topluma saldırarak karşı tarafın bir bölüm hür insanını, kölesini ve kadınını öldürmesi ya da yaralaması sözkonusudur. Bu durumlarda kısas ilkeli adalet terazisi ortaya konduğunda, bu tarafın hür bir kişisi karşı tarafın hür bir kişisine, bu tarafın bir kölesi karşı tarafın bir kölesine ve bu tarafın bir kadını karşı tarafın bir kadınına denk tutulur. Aksi halde bir toplumun ortaklaşa olarak başka bir topluma saldırı düzenlediği bu tür olaylarda kısas ilkesi nasıl uygulanabilir? ” (Seyyid Kutub, Fizilal’il Kur’an, Bakara/178)

 

Görüldüğü gibi Seyyid Kutub, ayeti metne son derece sadık kalarak yorumlamış. Seyyid Kutub’un çıkarttığı bu hükmün ne denli adaletsiz olduğunu uzunca açıklamaya gerek yok. Saldırgan kabile, diğer kabileden mesela 10 hür erkek, 10 köle ve 10 kadın öldürmüşse ve kimlerin bilfiil öldürme eylemine katıldıkları belirlenemiyorsa, bu yoruma göre Bakara/178 uyarınca, saldırgan kabileden de 10 hür erkek, 10 köle ve 10 kadının öldürülmesi gerekiyor. Öldürülmesi gereken örneğin bu 10 kadının, cinayet eylemine fiilen katılıp katılmadıkları önemli değil, çünkü zaten Bakara/178 katillerin belirlenemediği bu gibi durumlar için geçerli.

 

Burada da kısas hükmü aynen sebebi nuzullar da açıklandığı gibi suçlunun cezalandırması değil suçun eşidiyle toplu karşılık görmesi anlamında değerlendirilmiştir.

Dikkat edilmesi gereken ise Maide-45 ayeti ile bu ayetin çelişip çelimediği noktasındadır.

Bu ayetle Bakara-178 ayeti arasında ihtilaf söz konusu mu? Bunun cevabınıda Taberi tefsirinde bulmaktayız.

 

Ali b. Ebu Talha’nın, Abdullah b. Abbastan naklettiğine göre ise o, bu âyetin izahında şöyle demiştir: Önce insanlar kadının karşılığında erkeği öldürmüyorlardı, ancak erkeğin karşılığında erkeği kadının karşılığında da kadını öldürüyorlardı. Daha sonra ise Allah teala, Maide suresinin kırk beşinci âyetini indirerek kadınla erkeği kısasta eşit kıldı.

Bu cana can ifadesini günümüzde katilin öldürülmesi olarak yorumlama eğilimi vardır oysa burada vurgulanan kadına-erkek, köleye-hür öldürülebileceği Maide-45 ile dile getirilmiştir. Dikkat edin suçlunun öldürülmesi değil suçluya karşılık karşı taraftan uygun biriyle kısas edilmesi vurgulanmaktadır.

 

Muhammed öncesi Araplarda henüz modern anlamda bir devlet yoktu. Kabile içi cinayet vakalarını, her kabile kendi arasında halletmekteydi. Sorun, daha çok kabileler arası işlenen cinayetlerdi. Bu durumları düzenleyebilecek, kabileler üstü egemenlik sahibi herhangi bir kurum olmadığından, kan davaları çıkıyor ve fiilen güçlü olanın “hukuku” işliyordu. Bir kabilenin ferdi başka kabileden birini öldürdüğünde, bu durum öldürülen kişinin kabilesine yapılan bir haksızlık, sınır tecavüzü olarak algılanıyordu. Dolayısı ile bu suçu cezalandırmak da, o kabileye ait bir hak olarak görülüyordu. Zaten Bakara/178 de (tefsir rivayetlerine göre) ilk olarak iki (müslüman olmuş) kabile arasındaki kan davasını bitirmek üzere “gelmişti”. Müslüman kabileler arasındaki husumeti sonlandırmak ve bir çözüme kavuşturmak için gelen bir düzenlemede, henüz ortada modern anlamda bir devlet ve devlet anlayışı yok iken, haliyle kabilelere “ceza devletin işidir, sen karışamazsın” denemezdi. Kuran’daki kısas hükmü ile o gün için en uygun olan çözüm bulunmuş oldu.

 

Ne var ki, Kuran’da yer alması ile işte bu hüküm zaman ve mekan üstü bir geçerlilik “kazanmış” da oldu. Çöl ve kabile hukukundan devlet hukukuna gidiş sürecinde mecburen geçilmesi gereken bir “basamak” bütün zamanlar için bağlayıcı olduğunu iddia eden bir kitapta yer aldı ve donduruldu. Tabi zaman içinde devlet anlayışına ve çağdaş toplumlara uygun olmayan bu hüküm islam alimlerince az çok akla uygun hale getirilmeye çalışılmış, gerçek anlamından farklı yorumlanarak uygulanmıştır.

Kısas hükmü hem ilk yazılışında ki ilkel haliyle hem de günümüzde ki yorumuyla modern hukuk açısından kabul edilemez durumdadır. Hele ilk yazılış amacını esas alırsak, Kısas hükmü çağdaş hukuk açısından insanlık dışı ve suç kapsamındadır (örneğin kan davası).

Link to post
Sitelerde Paylaş
45 dakika önce, Ebu Kafir yazdı:

"Kısas" hükmüyle ilgili olarak;

 

(Bakara/178’in) yeri ile “cana can” ilkesini ortaya koyan ayetin (Maide/45’in) yeri farklıdır, bu ayetlerin birbirininkinden ayrı uygulama alanları vardır. “Cana can” ilkesini getiren ayetin uygulama alanı, belirli bir kişiden yine belirli bir kişiye ya da belirli birkaç kişiden belirli bir veya birkaç kişiye yöneltilmiş ferdî saldırılardır. Bu durumlarda eğer cinayet kasıtlı biçimde işlenmiş ise katil sorumlu tutularak cezalandırılır.

 

Fakat bizim şu anda incelemekte olduğumuz ayetin (Bakara/178’in) uygulama alanı, bu ayetin nuzül sebebi de olan iki Arap kabîlesi arasındaki toplu saldırılardır.

Bu tür olaylarda bir ailenin başka bir aileye, bir kabilenin başka bir kabileye, bir toplumun başka bir topluma saldırarak karşı tarafın bir bölüm hür insanını, kölesini ve kadınını öldürmesi ya da yaralaması sözkonusudur. Bu durumlarda kısas ilkeli adalet terazisi ortaya konduğunda, bu tarafın hür bir kişisi karşı tarafın hür bir kişisine, bu tarafın bir kölesi karşı tarafın bir kölesine ve bu tarafın bir kadını karşı tarafın bir kadınına denk tutulur. Aksi halde bir toplumun ortaklaşa olarak başka bir topluma saldırı düzenlediği bu tür olaylarda kısas ilkesi nasıl uygulanabilir? ” (Seyyid Kutub, Fizilal’il Kur’an, Bakara/178)

 

Görüldüğü gibi Seyyid Kutub, ayeti metne son derece sadık kalarak yorumlamış. Seyyid Kutub’un çıkarttığı bu hükmün ne denli adaletsiz olduğunu uzunca açıklamaya gerek yok. Saldırgan kabile, diğer kabileden mesela 10 hür erkek, 10 köle ve 10 kadın öldürmüşse ve kimlerin bilfiil öldürme eylemine katıldıkları belirlenemiyorsa, bu yoruma göre Bakara/178 uyarınca, saldırgan kabileden de 10 hür erkek, 10 köle ve 10 kadının öldürülmesi gerekiyor. Öldürülmesi gereken örneğin bu 10 kadının, cinayet eylemine fiilen katılıp katılmadıkları önemli değil, çünkü zaten Bakara/178 katillerin belirlenemediği bu gibi durumlar için geçerli.

 

Burada da kısas hükmü aynen sebebi nuzullar da açıklandığı gibi suçlunun cezalandırması değil suçun eşidiyle toplu karşılık görmesi anlamında değerlendirilmiştir.

Dikkat edilmesi gereken ise Maide-45 ayeti ile bu ayetin çelişip çelimediği noktasındadır.

Bu ayetle Bakara-178 ayeti arasında ihtilaf söz konusu mu? Bunun cevabınıda Taberi tefsirinde bulmaktayız.

 

Ali b. Ebu Talha’nın, Abdullah b. Abbastan naklettiğine göre ise o, bu âyetin izahında şöyle demiştir: Önce insanlar kadının karşılığında erkeği öldürmüyorlardı, ancak erkeğin karşılığında erkeği kadının karşılığında da kadını öldürüyorlardı. Daha sonra ise Allah teala, Maide suresinin kırk beşinci âyetini indirerek kadınla erkeği kısasta eşit kıldı.

Bu cana can ifadesini günümüzde katilin öldürülmesi olarak yorumlama eğilimi vardır oysa burada vurgulanan kadına-erkek, köleye-hür öldürülebileceği Maide-45 ile dile getirilmiştir. Dikkat edin suçlunun öldürülmesi değil suçluya karşılık karşı taraftan uygun biriyle kısas edilmesi vurgulanmaktadır.

 

Muhammed öncesi Araplarda henüz modern anlamda bir devlet yoktu. Kabile içi cinayet vakalarını, her kabile kendi arasında halletmekteydi. Sorun, daha çok kabileler arası işlenen cinayetlerdi. Bu durumları düzenleyebilecek, kabileler üstü egemenlik sahibi herhangi bir kurum olmadığından, kan davaları çıkıyor ve fiilen güçlü olanın “hukuku” işliyordu. Bir kabilenin ferdi başka kabileden birini öldürdüğünde, bu durum öldürülen kişinin kabilesine yapılan bir haksızlık, sınır tecavüzü olarak algılanıyordu. Dolayısı ile bu suçu cezalandırmak da, o kabileye ait bir hak olarak görülüyordu. Zaten Bakara/178 de (tefsir rivayetlerine göre) ilk olarak iki (müslüman olmuş) kabile arasındaki kan davasını bitirmek üzere “gelmişti”. Müslüman kabileler arasındaki husumeti sonlandırmak ve bir çözüme kavuşturmak için gelen bir düzenlemede, henüz ortada modern anlamda bir devlet ve devlet anlayışı yok iken, haliyle kabilelere “ceza devletin işidir, sen karışamazsın” denemezdi. Kuran’daki kısas hükmü ile o gün için en uygun olan çözüm bulunmuş oldu.

 

Ne var ki, Kuran’da yer alması ile işte bu hüküm zaman ve mekan üstü bir geçerlilik “kazanmış” da oldu. Çöl ve kabile hukukundan devlet hukukuna gidiş sürecinde mecburen geçilmesi gereken bir “basamak” bütün zamanlar için bağlayıcı olduğunu iddia eden bir kitapta yer aldı ve donduruldu. Tabi zaman içinde devlet anlayışına ve çağdaş toplumlara uygun olmayan bu hüküm islam alimlerince az çok akla uygun hale getirilmeye çalışılmış, gerçek anlamından farklı yorumlanarak uygulanmıştır.

Kısas hükmü hem ilk yazılışında ki ilkel haliyle hem de günümüzde ki yorumuyla modern hukuk açısından kabul edilemez durumdadır. Hele ilk yazılış amacını esas alırsak, Kısas hükmü çağdaş hukuk açısından insanlık dışı ve suç kapsamındadır (örneğin kan davası).

Bu nasıl uygulanılabilir ki? Yani benim kabilemden biri karşı tarafın kabilesinden bir kadını öldürürse, karşılığında benim kabilemden hangi kadının öldürüleceğine kim karar verecek? Uygulaması mümkünmüş gibi gözükmedi bana. Bu durumda bir uzlaşı olamaz, karmaşa olur.

 

Öldürme konusunda kısası bireylerin uygulaması kan davasına yol açabilir, ama devletin veya bir topluluğun uygulaması kan davasına yol açmaz.

Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, Nuri Kara yazdı:

Bu nasıl uygulanılabilir ki?

 

Sorun burada zaten, çağdaş toplum ve devlet anlayışına göre bu hükmün uygulanabilirliği yok.

Bireyler uyguladığında ise kan davasına sebep oluyor.

Kabile hayatına ait bir düzenleme evrensel iddiasında olan kuran'ın içeriğine girmesinden dolayı asıl anlamı çarpıtılarak yorumlanmak zorunda kalınıyor.

Eğer bu hükümlerin alim-i mutlak ve kadir-i mutlak bir tanrı yerine 7. Yüzyıl cahil arap toplumundan çıktığını anlarsak ortaya çıkan tablo gayet normalleşiyor.

Link to post
Sitelerde Paylaş
14 hours ago, Nuri Kara said:

Cana can, göze göz, dişe diş: Hür birisi bir köle öldürdüğü zaman, onun kölesi öldürülürse bu, göze el gibi bir şey olur.

 

Kafası çalışan insanlarla konuştuğumu düşünerek yazıyorum " Ama hür bir erkek, bir köleyi veya bir kadını öldürürse kısas yoktur." Sana yazmıyorum anlayacağın.

 

Hala kuranı kötülemek için "ayet bu kadar basit" deyip yukarıdakinin söylediklerini tekrar edecek varsa; Sizin dininiz size, benim dinim bana.

 

Göze göz =hüre hür

Dişe diş = köleye köle

 

Buyur, sen bu "hüre hür, köleye köle, kadına kadın" dan ne anlıyorsun?

Gerçekten ne anlıyorsan yaz.

 

Hür bir kişi bir köleyi öldürürse ne olacak?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Kuran'ı kötülemek için özel bir çaba göstermeye gerek yok, kitabın bizzat kendisi bu işi çok güzel yapıyor zaten, beyni din masallarıyla yıkanmamış veya bu masallardan beynini arındırabilmiş, aklı ve mantığı devreye sokmuş her insan bunu rahatlıkla görüyor, tek göremeyenler müslümanlar. Onlar kendi kitaplarındaki saçmalıkları, çelişkileri, ilkellikleri göremezken başka kitaplardakini gayet rahat görebiliyorlar. Mesela bir müslümana her hangi bir dinin kitabındaki çelişkiyi göstersen anında görürken söz konusu kendi kitapları olunca birden akıl ve mantık uçuyor, bu sadece müslümanlara özgü bir durum değil, her din mensubu aynı şekilde davranıyor. Hiç biri de bunda bir gariplik görmüyor, acaba yanılıyor olabilir miyim diyerek farklı bir açıdan bakmak akıllarına bile gelmiyor. Kitaplarındaki her yanlışa, her çelişkiye, her saçmalığa devamlı bir bahane bulup inanmaya devam ediyorlar. Bahane bulamadıklarında ise şeytan bana vesvese veriyor, Allah beni deniyor, vardır bir hikmeti deyip yine inanmaya devam ediyorlar.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir şişmanı en çok sevindiren şey kendinden daha şişman birisini görmesidir. 
Bu tekniği TVler de kullanırlar. Cahil insanlar kendilerinden daha cahil insanları seyretmekten zevk alırlar.


Emre Karakösenin de yaptığıda budur: "Bizim dinimiz b*ktan ama bakın diğer din daha da b*ktan" diyerek kendi kendine tatmin olmaktadır ?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...