Jump to content
ateistik

asosyallik

Recommended Posts

On 05.08.2019 at 22:17, Türk Ateist yazdı:

 

Asosyallikten kurtul. Bu yaşta asosyal olup da böyle olmayı giyinirsen kız tavlayamazsın işte, gelip anibal akıl ver diye yazıp durursun. 

Dışarı çıkın, kızlarla arkadaş olun önce, sevgili olmadan evvel arkadaş olabildiğinizi görüp bundan emin olun. 

Asosyal olursan kızları nasıl tanıyacak, hoşlandığın kızla nasıl rahat diyalog kurup kızı tavlayacaksın?

Sosyal ol. Genç dediğin gece gündüz gezer, kırk tane arkadaşı olur, eve girmez... Biraz ileride hem vaktin olmayacak hem de zaten canın istemeyecek. O zaman bile asosyal olmamak lazım ama olsan da anlaşılabilir. Tercih de edilebilir ama gençlikte tercih edilmez. Asosyal isen sorun var demektir. Genç olmaya aykırı.

 

Ya beyin kendisi için en ideal olan davranış tarzını belirliyorsa. Ya bu beyin tek tük arkadaşla daha sağlıklı çalışacaksa. Ya da belki de o tek tük arkadaşı bile bu beyin için sürekli bir zorlanma yaratacaksa. Ya bu beyin için olması gereken yaşayış tarzı buysa. İnsanlığın kaç yüzyıldır bu şekilde bir arkadaş ortamlari çoklu sosyal çevreler içinde olduğunu düşündünüz mü? Bin yıl önce insanlık nasıldı? 10 bin yıl önce nasïldï? Toplumun içindeki farkli genetik epigenetik davranis kaliplari kac bin yilda hangi kulturlerin hangi doğal sartlarin hangi coğrafyalarin icinde gelisti. Bu beyinin mizacı ne? 

 

Hicbirseyi bilmeden bam gum konusup duruyorsunuz. Bilim adamlari bile bu konularda ahkam kesemez daha bilmedikleri tonlarca sey var. Surekli birseyler ogreniyorlar. 

 

Yarin bur gun o kisisel gelisim kitaplari, sosyalligi basariyi ozguveni ozendiren Batı kaynakli ivirin zivirin hepsi çöpe atilacak.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
12 saat önce, teogoni yazdı:

Ya beyin kendisi için en ideal olan davranış tarzını belirliyorsa. Ya bu beyin tek tük arkadaşla daha sağlıklı çalışacaksa. Ya da belki de o tek tük arkadaşı bile bu beyin için sürekli bir zorlanma yaratacaksa. Ya bu beyin için olması gereken yaşayış tarzı buysa. İnsanlığın kaç yüzyıldır bu şekilde bir arkadaş ortamlari çoklu sosyal çevreler içinde olduğunu düşündünüz mü? Bin yıl önce insanlık nasıldı? 10 bin yıl önce nasïldï? Toplumun içindeki farkli genetik epigenetik davranis kaliplari kac bin yilda hangi kulturlerin hangi doğal sartlarin hangi coğrafyalarin icinde gelisti. Bu beyinin mizacı ne? 

 

Hicbirseyi bilmeden bam gum konusup duruyorsunuz. Bilim adamlari bile bu konularda ahkam kesemez daha bilmedikleri tonlarca sey var. Surekli birseyler ogreniyorlar. 

 

Yarin bur gun o kisisel gelisim kitaplari, sosyalligi basariyi ozguveni ozendiren Batı kaynakli ivirin zivirin hepsi çöpe atilacak.

 

Genelde sosyalleşme tavsiyesi verilir ama bu. bencede anlamsız. Her kisin kişilik yapısı farklı. Sosyal olmak şart değil. 

 

Dışarıda bit kaç boş insanla zaman geçirmek yerine, evde ailenize zaman ayırın. Çünkü tek güvenebileceginiz insanlar onlar. Arkadaş her zaman yarı yolda bırakabilir. 

 

Sadece kendi geleceğinizi düşünün ve bunu yaparken de bencil olun. Kendi çıkarlarınızı düşünün. Yalnız kalmayada ihtiyacımız var unutmayın .

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 08.08.2019 at 16:23, Türk Ateist yazdı:

Bunu yapabileceğin kızlar elbette var, ama senin kendi özelliklerini okuyunca onlara ulaşmak senin pek zor olmamalı diye düşünmeden edemedim. Öyle olmasa internette bir forumda bir adama sorup sorup yöntem öğrenmeye çalışmazdın sanırım... Kendine güvenin tavan maşallah...

Etinden sütünden faydalanmak derken anlamadın sen galiba, erkek sevdiği ve arzuladığı zaman kızı düşünür sürekli kızın her hareketinden, kendinden zevk alır, onla olmak ister seks de dahil ama burada her şeyi cinselliğe bağlamak ve buna kaba demek yanlış.

 

Sende cinselliği ayıp olarak görenlerdensin galiba

 

Olayın cinsel tarafından bakarsak zaten herhangi bir sıkıntım yok gayet çok şükür 🙂

 

Bu mesele seks den ibaret değil bu ayrı bir sevgi gibi erkeğin "arzu" su

 

Kadında insan evet ama erkeğe göre çok daha fazla içgüdüsüyle hareket eden bir insan

 

Forumdaki adam dediğinde bu içgüdüleri çözmüş formülüze etmiş bir taksonomi profesörü 

olayın garantili yolu varken neden risk alayım ki

 

Evet kendime güvenim gayet yerinde kendine güvenmeyen adam etkilendiği kıza yaklaşamaz bile

ateistfikir diye bir çocuk vardı hatırlatırım onu

 

Cinlerigörenadam nickli biri vardı oda sürekli sora sora götürdü kızı duruyor hesabı forumda

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 06.08.2019 at 22:03, ateistik said:

Ben bu konuyu 3 ay önce açmıştım şimdi öyle bir sorunum yok,baya geçti sosyalleştim diyebilirim. 
 

Kızlarla arkadaş olamadığım falan yok dolu var onlardan, mesele o değil

 

Özgüvende yüksek utangaçlık falan yok pek

 

Baskın, dominant da bi kişiliğim spor, kitap, enstrüman falanda var hepsi 

 

Kızlara bakan abaza biri falan hiç değilim aksine zor beğenirim

 

Kızlarla yatmayı falanda kendi lütufum gibi bile görürüm. 

 

Ee o zaman sorun ne diyeceksin

 

Sorun ayda yılda bir içgüdüsel olarak çarpıldığım (arzuladığım) kızın etinden sütünden mümkün olduğunca yararlanabilmek 

 

Kızları yolunacak kaz, ihtiyaç giderilecek şişme bebek gibi göreceksin, sonra gelip psikopat-narsist kafanla saçma sapan süslemeli söylemler (içgüdüsel olarak çarpılmak, neyse bu artık...) kulanıp ihtiyaçlarını gideremediğinden dert yanacaksın.

 

Bedelini kabul ediyorsan yukarıdaki şekilde devam edebilirsin. Ancak yolun sonu düzgün bir yere çıkmayacak.

Sorun senin yüksek kibrinde ve yanlış yetiştirilme tarzında.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 11.08.2019 at 12:44, teogoni yazdı:

Ya beyin kendisi için en ideal olan davranış tarzını belirliyorsa. Ya bu beyin tek tük arkadaşla daha sağlıklı çalışacaksa. Ya da belki de o tek tük arkadaşı bile bu beyin için sürekli bir zorlanma yaratacaksa. Ya bu beyin için olması gereken yaşayış tarzı buysa. İnsanlığın kaç yüzyıldır bu şekilde bir arkadaş ortamlari çoklu sosyal çevreler içinde olduğunu düşündünüz mü? Bin yıl önce insanlık nasıldı? 10 bin yıl önce nasïldï? Toplumun içindeki farkli genetik epigenetik davranis kaliplari kac bin yilda hangi kulturlerin hangi doğal sartlarin hangi coğrafyalarin icinde gelisti. Bu beyinin mizacı ne? 

 

Hicbirseyi bilmeden bam gum konusup duruyorsunuz. Bilim adamlari bile bu konularda ahkam kesemez daha bilmedikleri tonlarca sey var. Surekli birseyler ogreniyorlar. 

 

Yarin bur gun o kisisel gelisim kitaplari, sosyalligi basariyi ozguveni ozendiren Batı kaynakli ivirin zivirin hepsi çöpe atilacak.

 

Beyin de diğerleri gibi bir organ. Davranış, düşünce ve duygu durumları direkt burada ortaya çıktığı, bütün bunlar da ilişki-iletişim halinde önem kazandığı için beyin sağlığı diğer organlardan daha fazla önemli oluyor haliyle. Yani beyin de diğer organlar gibi hastalanabilir, arızalanabilir ve biz bu durumlara "kendi ideal davranış tarzını belirliyor" deyip geçmeyiz.

 

İnsan hakkında zaten çok şey biliyoruz, ama bildiğimiz ilk ve en önemli şey insanın sosyal bir hayvan olduğu.  Değil 10 bin, 90-100 bin yıl önce de insan sosyal bir hayvandı ve gruplar halinde yaşıyordu. Hayatta kalabilmek; yani avlanmak, kendini av olmaktan korumak, üremek ve barınmak gibi temel ihtiyaçlarımız giderirken de birbirimize ihtiyacımız vardı. Bu ne demek? Anlaşabilmek, iletişim kurabilmek vb demek.

Biz sosyal hayvan olduğumuz, bir dolu insanla bir arada yaşadığımız için ahlaki duyarlıklarımız önem kazandı, sistemler kurduk, kendimizi ve birbirimizi yönettik.

 

Kabaca, senin deyiminle ahkam kesebilmem için elimde çok çok sağlam temel bilgiler var, insanı biraz tanıyorum.

 

Ben hiç başarının, mutluluğun vs formülünden bahsetmedim, kimseye böyle formüller vermedim. Kişisel gelişim kitapları insanı tanımayan geri zekalılar içindir ve hiçbir işe yaramazlar. 

Ancak asosyallik sağlıklı bir durum değildir. Sosyal olmak deyince sabahlara kadar partileyelim, etrafımızdan arkadaş eksik olmasın, her gece ve gündüz gezelim demek değildir, eğer anladığın(ız) şey bu ise sorun zaten daha büyük demektir.

 

Tamam, seni ciddi biçimde hastasın ve antidepresanlara ihtiyaç duyuyorsun. Sosyal olamıyorsun, korkuların var, çekingensin, diğer insanların duygu ve düşüncelerini çok önemsiyorsun vs vs...

E bunlardan şikayet ediyor ve değişsin istiyorsun, burada da kalmış asosyalliğe güzelleme çekiyorsun neredeyse...

Ben bam gün konuşmuyorum da sen bu duygu uçuşmalarıyla doğal olarak kendinle çelişiyorsun. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
54 dakika önce, Türk Ateist yazdı:

 

Beyin de diğerleri gibi bir organ. Davranış, düşünce ve duygu durumları direkt burada ortaya çıktığı, bütün bunlar da ilişki-iletişim halinde önem kazandığı için beyin sağlığı diğer organlardan daha fazla önemli oluyor haliyle. Yani beyin de diğer organlar gibi hastalanabilir, arızalanabilir ve biz bu durumlara "kendi ideal davranış tarzını belirliyor" deyip geçmeyiz.

 

İnsan hakkında zaten çok şey biliyoruz, ama bildiğimiz ilk ve en önemli şey insanın sosyal bir hayvan olduğu.  Değil 10 bin, 90-100 bin yıl önce de insan sosyal bir hayvandı ve gruplar halinde yaşıyordu. Hayatta kalabilmek; yani avlanmak, kendini av olmaktan korumak, üremek ve barınmak gibi temel ihtiyaçlarımız giderirken de birbirimize ihtiyacımız vardı. Bu ne demek? Anlaşabilmek, iletişim kurabilmek vb demek.

Biz sosyal hayvan olduğumuz, bir dolu insanla bir arada yaşadığımız için ahlaki duyarlıklarımız önem kazandı, sistemler kurduk, kendimizi ve birbirimizi yönettik.

 

Kabaca, senin deyiminle ahkam kesebilmem için elimde çok çok sağlam temel bilgiler var, insanı biraz tanıyorum.

 

Ben hiç başarının, mutluluğun vs formülünden bahsetmedim, kimseye böyle formüller vermedim. Kişisel gelişim kitapları insanı tanımayan geri zekalılar içindir ve hiçbir işe yaramazlar. 

Ancak asosyallik sağlıklı bir durum değildir. Sosyal olmak deyince sabahlara kadar partileyelim, etrafımızdan arkadaş eksik olmasın, her gece ve gündüz gezelim demek değildir, eğer anladığın(ız) şey bu ise sorun zaten daha büyük demektir.

 

Tamam, seni ciddi biçimde hastasın ve antidepresanlara ihtiyaç duyuyorsun. Sosyal olamıyorsun, korkuların var, çekingensin, diğer insanların duygu ve düşüncelerini çok önemsiyorsun vs vs...

E bunlardan şikayet ediyor ve değişsin istiyorsun, burada da kalmış asosyalliğe güzelleme çekiyorsun neredeyse...

Ben bam gün konuşmuyorum da sen bu duygu uçuşmalarıyla doğal olarak kendinle çelişiyorsun. 

Çok güzel anlatmissiniz. Yani insan çok eskilerden beridir sosyal. Konuşma şekli basit olsa bile sadece ilkel olarak anlassa bile gözlerle resimlerle anlassa bile insanlar gruplar halinde iletisim halinde yasiyordu. Mağarada sadece kendi ailesi ile yaşadığı zamanlar yok muydu? 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
21 saat önce, ateistik yazdı:

Etinden sütünden faydalanmak derken anlamadın sen galiba, erkek sevdiği ve arzuladığı zaman kızı düşünür sürekli kızın her hareketinden, kendinden zevk alır, onla olmak ister seks de dahil ama burada her şeyi cinselliğe bağlamak ve buna kaba demek yanlış.

 

Sende cinselliği ayıp olarak görenlerdensin galiba

 

Olayın cinsel tarafından bakarsak zaten herhangi bir sıkıntım yok gayet çok şükür 🙂

 

Bu mesele seks den ibaret değil bu ayrı bir sevgi gibi erkeğin "arzu" su

 

Kadında insan evet ama erkeğe göre çok daha fazla içgüdüsüyle hareket eden bir insan

 

Forumdaki adam dediğinde bu içgüdüleri çözmüş formülüze etmiş bir taksonomi profesörü 

olayın garantili yolu varken neden risk alayım ki

 

Evet kendime güvenim gayet yerinde kendine güvenmeyen adam etkilendiği kıza yaklaşamaz bile

ateistfikir diye bir çocuk vardı hatırlatırım onu

 

Cinlerigörenadam nickli biri vardı oda sürekli sora sora götürdü kızı duruyor hesabı forumda

 

 

Dostum en başta açtığın konuya. Asosyallikten canım sıkılıyor diye girmişsin. Asosyallikten canı sıkılan adam asosyaldir. Ben de bunu anlamadım. Bir süre sonra geçti kurtuldim. Şimdi derdim başka. Bunları anlamadim

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
4 hours ago, teogoni said:

Çok güzel anlatmissiniz. Yani insan çok eskilerden beridir sosyal. Konuşma şekli basit olsa bile sadece ilkel olarak anlassa bile gözlerle resimlerle anlassa bile insanlar gruplar halinde iletisim halinde yasiyordu. Mağarada sadece kendi ailesi ile yaşadığı zamanlar yok muydu? 

 

Sorduğun için söyleyeyim. İnsanların mağarada, evde falan sadece kendi ailesi ile yaşadığı zamanlar, çok, ama çok yakın zamanlar. En fazla, 5 bin yıl öncesine gidiyor. Ve kesinlikle mağralarda yaşarken, hiç bir şekilde yalnızca kendi ailesiyle yaşamadı insanoğlu.

 

Sadece kendi ailesiyle yaşamaya dair ilk emareler, eski mısırda görülür. Bunda da, ev yapma kabiliyetinin artması önemli rol oynar. Daha eski medeniyetlerde, mesela hititler öncesi bölgedeki toplumlarda da, ailelerin bir arada kaldıkları görülmektedir. Bu tavır, bir sürü avrupa toplumunda bir kaç yüzyıl öncesine kadar sürüp gelmiştir. Örneğin, vikingler, 1500'lü yıllarda da kocaman barınak/evlerde, topluca yaşardı. Koca bir köy, kasaba, neyse, etrafı basit surlarla çevrilmiş daire şekli bir alandaki 4 binadan oluşurdu.

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sosyallik veya topluluk halinde yaşam canlı grupları arasında emniyeti ve çalışma gücünü arttıran bir durumdur.

Özellikle insanlarda tarım toplumu ve sonrasında mesleklerin oluşup, kişiler tarafından bunların hayat boyu icra edilmesinin insanlığı nerelere getirdiğini görebiliyoruz.

Diğer hayvanlara göre kendimizi karşılaştırdığımızda emniyet konusundan bahsetmeye gerek yok diye düşünüyorum.

 

Tabii bu birlikteliğin getirdiği bazı dezavantajlar bulunuyor.

Sosyal gruplarda en büyük sorunlardan biri kıtlık.

En küçük topluluk aileden millet veya imparatorluklara ya da Afrika'da toplu halde yaşayan sürülere kadar hepsi için geçerli.

Kıtlık orta ve uzun vadede ölüm getirir. Bireyi, dolayısıyla yine topluluğu tehdit eder.

Kıtlığı gidermek, ya yeni kaynaklara ulaşmak ya da topluluğun küçülmesi ile mümkündür.

Topluluğu oluşturan bireylerdir. Yani topluluk birbirlerinin ortak ihtiyaçlarını gidermek için biraraya gelmiş kişiler tarafından oluşur.

Topluluğa en fazla katkı yapan bireyler topluluk içinde değerlenir daha fazla kaynaktan yararlanır; en az katkıyı yapanlar ise sönük kalır, dışlanır veya kaynaklardan az miktarda yararlanır.

Kıtlıkta topluluk içinde bireyler arasında mücadele başlamaktadır.

Topluluk içi mücadeleler topluluğun devamını sağlasa da zaman içinde değişim toplulukta bireylerin birbirini yok etmesinin tersine doğru değişmiş, kurallar oluşmuş ve benimsenmiştir.

Kurallarda az katkı yapan bireylerden kaynaklara az ulaşabilecekleri durumunu kabullenmeleri istenir ve hor görülürler. Tam tersi fazla katkı yapanlar takdir alır, saygı görürler, diğer kaynaklara ulaşımları kolay olur.

Az katkı yapan bireylerin hayatlarını rahat sürdüremeyeceklerini, ihtiyaçlarını rahat gideremeyeceklerini hissetmeleriyle bu bireylerde negatif duygular oluşur (üzüntü, anksiyete, öfke, suçluluk, utanma) (Duyguların nasıl ortaya çıktığına girmeyeceğim, konuyu uzattıkça uzatır).

Kimileri bu durumu kabullenemeyip topluluk tarafından veya topluluk içindeki rakipleri tarafından yok edilme-cezalandırılma pahasına kuralları yok sayarak rakiplerini yok etmeye-rakiplerine zarar vermeye çalışıp ihtiyaçlarını gidermeyi seçerken -biraz daha açmak gerekirse çocukluktan itibaren ihtiyaçlarını gidermeyi bu şekilde öğrenirken (antisosyal grup, psikopat-sosyopatlar)-; bazıları ise topluluk tarafından veya içindeki rakipleri tarafından yok edilmeyi veya zarar görmeyi göze alamayıp (ödlek olma), geri çekilip az etkileşime girmekte, az kaynaklarla yaşamayı seçmektedir -küçüklükten güvenli yaşamayı bu şekilde öğrenenler (asosyal grup)-.

 

Günlük yaşamında karşılaştığın bu kadar fazla etkileşimin; yukarıda zaman içinde okuduklarım, kendi iç ve dış gözlemlerimle harmanlayarak en basite indirgeyip gördüğüm bu.

 

Asosyallerin temel ihtiyaçlarını az miktarda karşılayabilip Maslow piramidindeki üst ihtiyaçlarını kendi hayal dünyalarında gidermesi ise başka bir forum konusu olabilir.

tarihinde Khan tarafından düzenlendi
İçerik zenginleştirmesi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
8 saat önce, Khan yazdı:

Sosyallik veya topluluk halinde yaşam canlı grupları arasında emniyeti ve çalışma gücünü arttıran bir durumdur.

Özellikle insanlarda tarım toplumu ve sonrasında mesleklerin oluşup, kişiler tarafından bunların hayat boyu icra edilmesinin insanlığı nerelere getirdiğini görebiliyoruz.

Diğer hayvanlara göre kendimizi karşılaştırdığımızda emniyet konusundan bahsetmeye gerek yok diye düşünüyorum.

 

Tabii bu birlikteliğin getirdiği bazı dezavantajlar bulunuyor.

Sosyal gruplarda en büyük sorunlardan biri kıtlık.

En küçük topluluk aileden millet veya imparatorluklara ya da Afrika'da toplu halde yaşayan sürülere kadar hepsi için geçerli.

Kıtlık orta ve uzun vadede ölüm getirir. Bireyi, dolayısıyla yine topluluğu tehdit eder.

Kıtlığı gidermek, ya yeni kaynaklara ulaşmak ya da topluluğun küçülmesi ile mümkündür.

Topluluğu oluşturan bireylerdir. Yani topluluk birbirlerinin ortak ihtiyaçlarını gidermek için biraraya gelmiş kişiler tarafından oluşur.

Topluluğa en fazla katkı yapan bireyler topluluk içinde değerlenir daha fazla kaynaktan yararlanır; en az katkıyı yapanlar ise sönük kalır, dışlanır veya kaynaklardan az miktarda yararlanır.

Kıtlıkta topluluk içinde bireyler arasında mücadele başlamaktadır.

Topluluk içi mücadeleler topluluğun devamını sağlasa da zaman içinde değişim toplulukta bireylerin birbirini yok etmesinin tersine doğru değişmiş, kurallar oluşmuş ve benimsenmiştir.

Kurallarda az katkı yapan bireylerden kaynaklara az ulaşabilecekleri durumunu kabullenmeleri istenir ve hor görülürler. Tam tersi fazla katkı yapanlar takdir alır, saygı görürler, diğer kaynaklara ulaşımları kolay olur.

Az katkı yapan bireylerin hayatlarını rahat sürdüremeyeceklerini, ihtiyaçlarını rahat gideremeyeceklerini hissetmeleriyle bu bireylerde negatif duygular oluşur (üzüntü, anksiyete, öfke, suçluluk, utanma) (Duyguların nasıl ortaya çıktığına girmeyeceğim, konuyu uzattıkça uzatır).

Kimileri bu durumu kabullenemeyip topluluk tarafından veya topluluk içindeki rakipleri tarafından yok edilme-cezalandırılma pahasına kuralları yok sayarak rakiplerini yok etmeye-rakiplerine zarar vermeye çalışıp ihtiyaçlarını gidermeyi seçerken -biraz daha açmak gerekirse çocukluktan itibaren ihtiyaçlarını gidermeyi bu şekilde öğrenirken (antisosyal grup, psikopat-sosyopatlar)-; bazıları ise topluluk tarafından veya içindeki rakipleri tarafından yok edilmeyi veya zarar görmeyi göze alamayıp (ödlek olma), geri çekilip az etkileşime girmekte, az kaynaklarla yaşamayı seçmektedir -küçüklükten güvenli yaşamayı bu şekilde öğrenenler (asosyal grup)-.

 

Günlük yaşamında karşılaştığın bu kadar fazla etkileşimin; yukarıda zaman içinde okuduklarım, kendi iç ve dış gözlemlerimle harmanlayarak en basite indirgeyip gördüğüm bu.

 

Asosyallerin temel ihtiyaçlarını az miktarda karşılayabilip Maslow piramidindeki üst ihtiyaçlarını kendi hayal dünyalarında gidermesi ise başka bir forum konusu olabilir.

Internette sayesi de zaten insanlar sosyallesiyorlar bu yeterli degil mi?

 

Asosyolligi gözünüzde fazla buyutmeyin bence.Bif topluluğa dagil olmanin günümüzde bir anlamı yok.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
19 minutes ago, la ferrari said:

Internette sayesi de zaten insanlar sosyallesiyorlar bu yeterli degil mi?

 

Asosyolligi gözünüzde fazla buyutmeyin bence.Bif topluluğa dagil olmanin günümüzde bir anlamı yok.

Ne şekilde sosyalleşiyorlar?

Gerçek kimlikleri biliniyor hâlde mi, yoksa bir takma ad altında hayallerindeki kişi olarak çekinmeden-utanmadan yazdığı hâlde mi?

Göz teması ve fiziksel olarak topluluk hâlinde bulunduğunda hissettiği sosyal fobi veya bastıran sıkıntı ile mi?

 

Kendilerini saklama ihtiyacında olan asosyaller ile biraz içe dönük, kendine zaman ayırmak isteyen kişileri karıştırmadığını umuyorum.

 

Üstteki girdide yazdıklarım ise insanı çok yüzeysel, hayvanî olarak ele almak oldu ve uçlara yakın noktalarda olanlardan bahsettim.

Asosyallikten içe dönüklüğe bir aralık vardır.

Kimisi normale yakındır ayırt edilmez, kimisi ise net bellidir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Bir saat önce, Khan yazdı:

Ne şekilde sosyalleşiyorlar?

Gerçek kimlikleri biliniyor hâlde mi, yoksa bir takma ad altında hayallerindeki kişi olarak çekinmeden-utanmadan yazdığı hâlde mi?

Göz teması ve fiziksel olarak topluluk hâlinde bulunduğunda hissettiği sosyal fobi veya bastıran sıkıntı ile mi?

 

Kendilerini saklama ihtiyacında olan asosyaller ile biraz içe dönük, kendine zaman ayırmak isteyen kişileri karıştırmadığını umuyorum.

 

Üstteki girdide yazdıklarım ise insanı çok yüzeysel, hayvanî olarak ele almak oldu ve uçlara yakın noktalarda olanlardan bahsettim.

Asosyallikten içe dönüklüğe bir aralık vardır.

Kimisi normale yakındır ayırt edilmez, kimisi ise net bellidir.

 

Içe dönük bir yapım var ve asosyal kelimesini üzerime alınıp yanlış düşündüm belki de.

 

Bir sürü arkadaşım var ve belli zamanlarda buluşurum.Yanlarında iken rahatsız olmam.Ama genelde kendime özel zaman ayırmayı ve işime gücüme bakmayı tercih ederim.

 

Sence böyle olmamda sorun var mı? Şimdi veya gelecekte?

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
10 hours ago, Khan said:

Sosyallik veya topluluk halinde yaşam canlı grupları arasında emniyeti ve çalışma gücünü arttıran bir durumdur.

Özellikle insanlarda tarım toplumu ve sonrasında mesleklerin oluşup, kişiler tarafından bunların hayat boyu icra edilmesinin insanlığı nerelere getirdiğini görebiliyoruz.

Diğer hayvanlara göre kendimizi karşılaştırdığımızda emniyet konusundan bahsetmeye gerek yok diye düşünüyorum.

 

Tabii bu birlikteliğin getirdiği bazı dezavantajlar bulunuyor.

Sosyal gruplarda en büyük sorunlardan biri kıtlık.

En küçük topluluk aileden millet veya imparatorluklara ya da Afrika'da toplu halde yaşayan sürülere kadar hepsi için geçerli.

Kıtlık orta ve uzun vadede ölüm getirir. Bireyi, dolayısıyla yine topluluğu tehdit eder.

Kıtlığı gidermek, ya yeni kaynaklara ulaşmak ya da topluluğun küçülmesi ile mümkündür.

Topluluğu oluşturan bireylerdir. Yani topluluk birbirlerinin ortak ihtiyaçlarını gidermek için biraraya gelmiş kişiler tarafından oluşur.

Topluluğa en fazla katkı yapan bireyler topluluk içinde değerlenir daha fazla kaynaktan yararlanır; en az katkıyı yapanlar ise sönük kalır, dışlanır veya kaynaklardan az miktarda yararlanır.

Kıtlıkta topluluk içinde bireyler arasında mücadele başlamaktadır.

Topluluk içi mücadeleler topluluğun devamını sağlasa da zaman içinde değişim toplulukta bireylerin birbirini yok etmesinin tersine doğru değişmiş, kurallar oluşmuş ve benimsenmiştir.

Kurallarda az katkı yapan bireylerden kaynaklara az ulaşabilecekleri durumunu kabullenmeleri istenir ve hor görülürler. Tam tersi fazla katkı yapanlar takdir alır, saygı görürler, diğer kaynaklara ulaşımları kolay olur.

Az katkı yapan bireylerin hayatlarını rahat sürdüremeyeceklerini, ihtiyaçlarını rahat gideremeyeceklerini hissetmeleriyle bu bireylerde negatif duygular oluşur (üzüntü, anksiyete, öfke, suçluluk, utanma) (Duyguların nasıl ortaya çıktığına girmeyeceğim, konuyu uzattıkça uzatır).

Kimileri bu durumu kabullenemeyip topluluk tarafından veya topluluk içindeki rakipleri tarafından yok edilme-cezalandırılma pahasına kuralları yok sayarak rakiplerini yok etmeye-rakiplerine zarar vermeye çalışıp ihtiyaçlarını gidermeyi seçerken -biraz daha açmak gerekirse çocukluktan itibaren ihtiyaçlarını gidermeyi bu şekilde öğrenirken (antisosyal grup, psikopat-sosyopatlar)-; bazıları ise topluluk tarafından veya içindeki rakipleri tarafından yok edilmeyi veya zarar görmeyi göze alamayıp (ödlek olma), geri çekilip az etkileşime girmekte, az kaynaklarla yaşamayı seçmektedir -küçüklükten güvenli yaşamayı bu şekilde öğrenenler (asosyal grup)-.

 

Günlük yaşamında karşılaştığın bu kadar fazla etkileşimin; yukarıda zaman içinde okuduklarım, kendi iç ve dış gözlemlerimle harmanlayarak en basite indirgeyip gördüğüm bu.

 

Asosyallerin temel ihtiyaçlarını az miktarda karşılayabilip Maslow piramidindeki üst ihtiyaçlarını kendi hayal dünyalarında gidermesi ise başka bir forum konusu olabilir.

 

 

Tamam, güzel felsefe yapıyorsunuz da, felsefeden öteye gitmiyor, felsefe içinde de safsataya gidiyor. 

 

Sürüde, önemli olan ve kollanan sürüdür, bireylerin az kaynak, çok kaynak falan gibi bir teraneleri olmaz. Sürü dinamikleri böyle basit basit felsefe yaparak, sallayarakta anlaşılamaz.

 

Sürü, aynı genlere sahip olanlardır. Mevzu da genlerin yürümesidir. Bu nedenle, sürüde bireylerin önemi yoktur. Çünkü, bir tek birey dahi ürerse, genler üremiş olacaktır ki kafidir. 

 

İşte bu yüzden, bu mantalitenin getirisi olarak, sürüde, en çok katkıyı yapan en çok kaynağa ulaşır falan gibi boş laflar havada kalır. Basitçe, şu yazıklarının hepsi, bir tür roman, bir hikaye olarak mantıksal bütünlük falan taşıyabilir, tahminen romantik akımda da iyi bir çalışma da olabilir. Ama gerçeklerle zerre kadar alakası yoktur. 

 

Asosyallik, gene sürü davranışı içinde yer bulan bir şeydir. Tek ve basit bir sebebi de yoktur. Bir sürü sebep ve bir sürü şekli olabilir. Anlaması en basit olan husus, diğerlerini sürün olarak görmemendir. Basitçe, zebraların içinde kalmış bir manda gibi hissetmendir. Bunun sonuçları çeşitli olabilir, zebraları öldürmeyi düşünmek, ki işte canlı bombalar falan bunun için var; sürüden kaçıp yaylada tek başına saklanmak falan da var. 

 

Asosyallik falan, karışık, yeterince davranışsal altyapısı, sürü güdülerine yönelik evrimsel açıklamaları falan olan bir olgudur. Üşenilmezse, oturulur, mesnetleriyle birlikte ortaya konur, yazılır, ama şu an gayet tembel bir halimdeyim ve çok şahane şekilde üşeniyorum.

 

Gelelim diğer mevzuya. Kadın erkek ilişkisi, asosyallikle çok bağlantılı değildir. Asosyal olmak veya olmamak, eş bulmanızı çok fazla etkilemez. Bu noktada gene sürü güdüleri iş başına geçer, birey kendini, üreme hakkı olmayan bir birey olarak görüyordur. BU, bilhassa erkeklerde yaygın görünür, insan nesli için. Tüm mesele, üreme hakkına sahip olmadığını düşünmektir ki, devrimizde bu sadece bir laf, bir martavaldan ibarettir. Ama içgüdülerimiz ve sürü güdülerimiz, ki ikisi aynı şey, zamandan, mekandan, tekonolojiden falan bağımsızdır, bunlar onları heme hiç etkilemez.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
9 minutes ago, la ferrari said:

 

Içe dönük bir yapım var ve asosyal kelimesini üzerime alınıp yanlış düşündüm belki de.

 

Bir sürü arkadaşım var ve belli zamanlarda buluşurum.Yanlarında iken rahatsız olmam.Ama genelde kendime özel zaman ayırmayı ve işime gücüme bakmayı tercih ederim.

 

Sence böyle olmamda sorun var mı? Şimdi veya gelecekte?

 

 

 

Ne sorun olmasını bekliyorsun? 

 

Bir kızla birlikte olacak olursan mesela, burada bir şey var: "Birlikte olmak". Bu da açık şekilde, onunla birlikte olman, senin yaklaşımınla ona vakit ayırman falan gerekmesi demek. Eh, bu da bir sorun olacaktır, senin yaklaşımına göre. 

 

Kaçan, anlaşılmayan mevzu şudur. Kendine zaman ayırmayacaksın. Kedni işine gücüne bakmayacaksın. Olayın anlaşılmayan tarafı bu. "Kendi" dediğin şey, karşındaki içinde yapılan bir şey olacak. Bütün mesele bu aslında. Yani, basitçe, kadına zaman ayırmayacaksın. Kadınla geçirdiğin zaman, kendin ve onun için olacak, bunu harcanmış zaman olarak görmeyeceksin. 

 

Konu kolay anlaşılsın diyerek, kadın örneği verdik, ama olay her şey ve herkes için geçerli. Velakin, gene bunun da altyapısı, üstyapısı baya karmaşık bir mevzu. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
9 minutes ago, anibal said:

Asosyallik falan, karışık, yeterince davranışsal altyapısı, sürü güdülerine yönelik evrimsel açıklamaları falan olan bir olgudur. Üşenilmezse, oturulur, mesnetleriyle birlikte ortaya konur, yazılır, ama şu an gayet tembel bir halimdeyim ve çok şahane şekilde üşeniyorum.

Asosyalliği evrime çok fazla bağlamak istemiyorum çünkü ortaya çıkmasında büyüme çağındaki çevresel etkiler kat kat fazla.

İllaki genetik temeli olanlar da vardır ancak hafif içe dönük yapıdakiler asosyal davranışa benzer özellikler göstermesi kafa karıştırıcı olabiliyor.

Burada en büyük fark, asosyallikte yakın ilişki yoktur (no intimacy).

 

25 minutes ago, anibal said:

Gelelim diğer mevzuya. Kadın erkek ilişkisi, asosyallikle çok bağlantılı değildir. Asosyal olmak veya olmamak, eş bulmanızı çok fazla etkilemez. Bu noktada gene sürü güdüleri iş başına geçer, birey kendini, üreme hakkı olmayan bir birey olarak görüyordur. BU, bilhassa erkeklerde yaygın görünür, insan nesli için. Tüm mesele, üreme hakkına sahip olmadığını düşünmektir ki, devrimizde bu sadece bir laf, bir martavaldan ibarettir. Ama içgüdülerimiz ve sürü güdülerimiz, ki ikisi aynı şey, zamandan, mekandan, tekonolojiden falan bağımsızdır, bunlar onları heme hiç etkilemez.

Yakın ilişki kuramayan, çoğunlukla erkek ve genellikle "kadın düşmanı" olan bu kişilerin oturduğu bu kavramın kadın erkek ilişkisi ile çok(!) bağlantısının olmaması bana pek mantıklı gelmiyor.

Kavram sadece içgüdülerle ilgili değil üstelik. Topluluğa bağlı hissetme ile ilgili. Eğer senin dediğin gibi zaman, mekandan etkilenmeyecek olsa bugün topluluklardan kopup izolasyona çekilenler olmazdı.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
14 minutes ago, Khan said:

Asosyalliği evrime çok fazla bağlamak istemiyorum çünkü ortaya çıkmasında büyüme çağındaki çevresel etkiler kat kat fazla.

İllaki genetik temeli olanlar da vardır ancak hafif içe dönük yapıdakiler asosyal davranışa benzer özellikler göstermesi kafa karıştırıcı olabiliyor.

Burada en büyük fark, asosyallikte yakın ilişki yoktur (no intimacy).

 

Yakın ilişki kuramayan, çoğunlukla erkek ve genellikle "kadın düşmanı" olan bu kişilerin oturduğu bu kavramın kadın erkek ilişkisi ile çok(!) bağlantısının olmaması bana pek mantıklı gelmiyor.

Kavram sadece içgüdülerle ilgili değil üstelik. Topluluğa bağlı hissetme ile ilgili. Eğer senin dediğin gibi zaman, mekandan etkilenmeyecek olsa bugün topluluklardan kopup izolasyona çekilenler olmazdı.

 

 

İşte bir şeyi anlamıyorsun. Tüm canlıların, tüm özellikleri, evrimle ortaya çıkar. Yeterince açık mı? Tekrar yazayım mı, yazmıyim, sen en başa dön, tekrar oku, anlayana kadar.

 

Siz, canlıları genetik falan filan diye bir kaç şeye bölmeye çalışan bir takım aklıevvellerden ibaretsiniz. Evet, insanların her şeyi, o genetikten ibaret. Uçağa binip uçup gidiyor olabilmenin bile sebebi işte o genetik. Ve dedim ya, bu işler sandığın kadar, sandığın gibi basit mevzular değil ve şu an oturup yazamayacak kadar üşengecim.

 

Topluluğa bağlı hissetmesi de, topluluğu bombalayıp yok etmek istemesi de, hepsi de aynı şeyden kaynaklanıyor. Biyoloj, canlılık sizin sandığıız gibi, iyi ruh, kötü ruh, sosyal ruh, asosyal ruh falan olarak ayrılabilir bir şey değil. Çokkkk acayip bir indirgemeci, her şeyi siyah beyaz  görmeye çalışan, at gözlüklü, daracık kalıplara sıkışmış bir mantığınız var. İşin kötüsü, bunu da sanki amanda her şeyi bilen mantık gibi sayıklıyorsunuz, hepsi bu.

 

Bir bak bakalım, sarı kafalı insan var mı, kızıl kafalı insan var mı, mavi gözlü insan var mı, yeşil gözlü insan var mı? Her şeyi çeşit çeşit olan insan nesli bireylerinin, ki teknik olarak hepsi aynı genetik, gidip bu özelliklerinin de tıpkı ve aynı olacağını sanmak, nasıl bir akıl tutulmasıdır?

 

 

 

tarihinde anibal tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
7 minutes ago, anibal said:

 

İşte bir şeyi anlamıyorsun. Tüm canlıların, tüm özellikleri, evrimle ortaya çıkar. Yeterince açık mı? Tekrar yazayım mı, yazmıyim, sen en başa dön, tekrar oku, anlayana kadar.

 

Siz, canlıları genetik falan filan diye bir kaç şeye bölmeye çalışan bir takım aklıevvellerden ibaretsiniz. Evet, insanların her şeyi, o genetikten ibaret. Uçağa binip uçup gidiyor olabilmenin bile sebebi işte o genetik. Ve dedim ya, bu işler sandığın kadar, sandığın gibi basit mevzular değil ve şu an oturup yazamayacak kadar üşengecim.

 

Topluluğa bağlı hissetmesi de, topluluğu bombalayıp yok etmek istemesi de, hepsi de aynı şeyden kaynaklanıyor. Biyoloj, canlılık sizin sandığıız gibi, iyi ruh, kötü ruh, sosyal ruh, asosyal ruh falan olarak ayrılabilir bir şey değil. Çokkkk acayip bir indirgemeci, her şeyi siyah beyaz  görmeye çalışan, at gözlüklü, daracık kalıplara sıkışmış bir mantığınız var. İşin kötüsü, bunu da sanki amanda her şeyi bilen mantık gibi sayıklıyorsunuz, hepsi bu.

 

Bir bak bakalım, sarı kafalı insan var mı, kızıl kafalı insan var mı, mavi gözlü insan var mı, yeşil gözlü insan var mı? Her şeyi çeşit çeşit olan insan nesli bireylerinin, ki teknik olarak hepsi aynı genetik, gidip bu özelliklerinin de tıpkı ve aynı olacağını sanmak, nasıl bir akıl tutulmasıdır?

 

 

 

Psikolojiyi saf biyolojiye-evrime-genetiğe indirgemek kara cehâlettir.

Bir noktada algılamamız farkı diye düşünüyorum. "Tüm canlıların, tüm özellikleri, evrimle ortaya çıkar." demekle, evrimi etkilemeyecek, yani genlere işlemeyecek bazı şeyleri dahi evrime mal ediyorsun. Evrimi aşırı kapsamcı, her şeyi etkileyen bir kavram gibi ele alıyorsun. Bu bakış aşırı deterministik gibi geldi gözüme. Genetik her şeyi önceden belirlemiş gibi.

Dünyaya çarpan bir göktaşının çevresel felaket yaratarak dinozorları yok ettiği biliniyor.

Sence bu olay dinozorlar için evrimsel bir seçilim miydi, yoksa evrimle alakası olmayan ani bir felaketin onları yok etmesi mi ve yahut felaketi evrimin içinde mi değerlendiriyorsun?

 

46 minutes ago, anibal said:

Ve dedim ya, bu işler sandığın kadar, sandığın gibi basit mevzular değil ve şu an oturup yazamayacak kadar üşengecim.

Yazsan da bir aydınlanma yaşasak diyorum. Şayet üşengeç isen, bu girdileri neden yapıyorsun?

Mesaj kasmak mı, yoksa biliyormuş gibi yapmak mı?

 

Özellikle asosyalliği nereye bağlayacağını merak ediyorum.

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
15 minutes ago, Khan said:

Psikolojiyi saf biyolojiye-evrime-genetiğe indirgemek kara cehâlettir.

Bir noktada algılamamız farkı diye düşünüyorum. "Tüm canlıların, tüm özellikleri, evrimle ortaya çıkar." demekle, evrimi etkilemeyecek, yani genlere işlemeyecek bazı şeyleri dahi evrime mal ediyorsun. Evrimi aşırı kapsamcı, her şeyi etkileyen bir kavram gibi ele alıyorsun. Bu bakış aşırı deterministik gibi geldi gözüme. Genetik her şeyi önceden belirlemiş gibi.

Dünyaya çarpan bir göktaşının çevresel felaket yaratarak dinozorları yok ettiği biliniyor.

Sence bu olay dinozorlar için evrimsel bir seçilim miydi, yoksa evrimle alakası olmayan ani bir felaketin onları yok etmesi mi ve yahut felaketi evrimin içinde mi değerlendiriyorsun?

 

Yazsan da bir aydınlanma yaşasak diyorum. Şayet üşengeç isen, bu girdileri neden yapıyorsun?

Mesaj kasmak mı, yoksa biliyormuş gibi yapmak mı?

 

Özellikle asosyalliği nereye bağlayacağını merak ediyorum.

 

 

 

Size kaç kere dedik, aklıevvellersiniz diye?

 

Evet, psikoloji saf biyoloji, evrim ve genetikten ibarettir. Daha doğrusu, psikoloji, biyoloji, evrim ve genetiğin içindeki ufacık bir parçadan ibarettir. 

 

Siz, amanda ahanda 46 kromozom, hüloooğ, fethettik genetiği de, biyolojiyi de sanan acayip tiplersiniz sadece. Biyolojinin ne olduğundan bile haberiniz yok, ahkam kesiyorsunuz oradan.

 

tarihinde anibal tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 13.08.2019 at 12:09, Khan yazdı:

Sosyallik veya topluluk halinde yaşam canlı grupları arasında emniyeti ve çalışma gücünü arttıran bir durumdur.

Özellikle insanlarda tarım toplumu ve sonrasında mesleklerin oluşup, kişiler tarafından bunların hayat boyu icra edilmesinin insanlığı nerelere getirdiğini görebiliyoruz.

Diğer hayvanlara göre kendimizi karşılaştırdığımızda emniyet konusundan bahsetmeye gerek yok diye düşünüyorum.

 

Tabii bu birlikteliğin getirdiği bazı dezavantajlar bulunuyor.

Sosyal gruplarda en büyük sorunlardan biri kıtlık.

En küçük topluluk aileden millet veya imparatorluklara ya da Afrika'da toplu halde yaşayan sürülere kadar hepsi için geçerli.

Kıtlık orta ve uzun vadede ölüm getirir. Bireyi, dolayısıyla yine topluluğu tehdit eder.

Kıtlığı gidermek, ya yeni kaynaklara ulaşmak ya da topluluğun küçülmesi ile mümkündür.

Topluluğu oluşturan bireylerdir. Yani topluluk birbirlerinin ortak ihtiyaçlarını gidermek için biraraya gelmiş kişiler tarafından oluşur.

Topluluğa en fazla katkı yapan bireyler topluluk içinde değerlenir daha fazla kaynaktan yararlanır; en az katkıyı yapanlar ise sönük kalır, dışlanır veya kaynaklardan az miktarda yararlanır.

Kıtlıkta topluluk içinde bireyler arasında mücadele başlamaktadır.

Topluluk içi mücadeleler topluluğun devamını sağlasa da zaman içinde değişim toplulukta bireylerin birbirini yok etmesinin tersine doğru değişmiş, kurallar oluşmuş ve benimsenmiştir.

Kurallarda az katkı yapan bireylerden kaynaklara az ulaşabilecekleri durumunu kabullenmeleri istenir ve hor görülürler. Tam tersi fazla katkı yapanlar takdir alır, saygı görürler, diğer kaynaklara ulaşımları kolay olur.

Az katkı yapan bireylerin hayatlarını rahat sürdüremeyeceklerini, ihtiyaçlarını rahat gideremeyeceklerini hissetmeleriyle bu bireylerde negatif duygular oluşur (üzüntü, anksiyete, öfke, suçluluk, utanma) (Duyguların nasıl ortaya çıktığına girmeyeceğim, konuyu uzattıkça uzatır).

Kimileri bu durumu kabullenemeyip topluluk tarafından veya topluluk içindeki rakipleri tarafından yok edilme-cezalandırılma pahasına kuralları yok sayarak rakiplerini yok etmeye-rakiplerine zarar vermeye çalışıp ihtiyaçlarını gidermeyi seçerken -biraz daha açmak gerekirse çocukluktan itibaren ihtiyaçlarını gidermeyi bu şekilde öğrenirken (antisosyal grup, psikopat-sosyopatlar)-; bazıları ise topluluk tarafından veya içindeki rakipleri tarafından yok edilmeyi veya zarar görmeyi göze alamayıp (ödlek olma), geri çekilip az etkileşime girmekte, az kaynaklarla yaşamayı seçmektedir -küçüklükten güvenli yaşamayı bu şekilde öğrenenler (asosyal grup)-.

 

Günlük yaşamında karşılaştığın bu kadar fazla etkileşimin; yukarıda zaman içinde okuduklarım, kendi iç ve dış gözlemlerimle harmanlayarak en basite indirgeyip gördüğüm bu.

 

Asosyallerin temel ihtiyaçlarını az miktarda karşılayabilip Maslow piramidindeki üst ihtiyaçlarını kendi hayal dünyalarında gidermesi ise başka bir forum konusu olabilir.

Benim ilgilendiğim kısım asosyalliğin dinamikleri. Son paragraflar ilgimi çekti o yüzden. Asosyalken sanki hayata canlı baglanamiyorsun. Pilin voltajı düşüyor. Acı cekiyorsun. Sosyalken sanki kendi kendine enerji üretmeye başlıyorsun. Şuan mesela yaptığım şey. Konuşmaya ulaşmak. Forum aracılığı ile. 

 

Normalde herkesle sosyal olamıyorum. Normal çalışan beynim zayıf. Çok az tek tük arkadaşla hep bu zamana kadar geldim. İlkokulda sosyaldim. Orta 1 de sosyaldim. Orta 2 de seçilmiş çalışkanlar sınıfı diye bir sınıfa verdiler. Orada ilk defa yalıtılmış hissettim kendimi. Yanımda bir arkadas vardı kendi sinifimdan. Onun dışında kimseyle doğru düzgün arkadaş olamadım. Orta 1de de sadece oturduğum sıradaki 3 arkadaş etkileşim halinde olurduk. Orada da diğer çocukları kendimden üstün gorurdum. Köy den şehir merkezine gelirdim okula. Belki de ondandi. Onlar benim bilmediğim şeylerden bahsederler di. Küçüklüğünden beri bu vardı bende. Dışardan gelen başka çocuklar benden üstün olurdu hep gözümde. Aynı zamanda korkaklık vardi. Başka çocuklar beni dovebilir diye korkardim. Şimdi düşünüyorum acaba küçükken çocuklardan yediğim dayaklar mi bendeki özgüven duygusunu zedelemis. Annem derdi mahalledeki çocuklarla kavga çıkınca dayak yerdin. O da beni koruyamazmis. O da ozguvensiz. Çocuğu için komşuya laf edemeyen bir tip. Evde ağlarmış. 

 

Bunu uzun uzun yazssam yorumlar yapsa burdaki arkadaslar çok istiyorum.

 

Yani merak ettiğim. Aslında sosyallik her türlü alandaki özgüven medeni cesaret gibi şeylerin temelinde en ilkel düzeyde organizma hayata geldiğinde akranlarıyla ilk karşılaştığında giriştiği güç mücadelesi mi var? 

 

Mesela dayak yediği zaman. Eziliyor. Ve artık orada korkaklık başlıyor. Ve bu korkaklık. Kendini her alanda akranlarindan asagida konumlandırma Sina mi neden oluyor? 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
52 minutes ago, teogoni said:

Benim ilgilendiğim kısım asosyalliğin dinamikleri. Son paragraflar ilgimi çekti o yüzden. Asosyalken sanki hayata canlı baglanamiyorsun. Pilin voltajı düşüyor. Acı cekiyorsun. Sosyalken sanki kendi kendine enerji üretmeye başlıyorsun. Şuan mesela yaptığım şey. Konuşmaya ulaşmak. Forum aracılığı ile. 

Paragrafın ilk ve orta kısmı zorla uydurma. Nasıl bağlasam diye kırk takla attım.

Tek başına iken motivasyonsuz hissetmen, lakin insanlarla birlikte iken enerjik ve üretken olman benim durumuma benzerlik gösteriyor.

Sadece insanlardan onay ve takdir alarak motive oluyorsan durum bir miktar kötü.

 

58 minutes ago, teogoni said:

Normalde herkesle sosyal olamıyorum. Normal çalışan beynim zayıf.

Kendine bariyerler koymuşsundur. Çekingenlik kendini bir koruma mekanizması.

"beynim zayıf" diye bir tabir duymadım. Anlamsız kavramlar icat etmemeni tavsiye ediyorum. "Güçlü beyin" ne, "Zayıf beyin" ne?

 

1 hour ago, teogoni said:

Dışardan gelen başka çocuklar benden üstün olurdu hep gözümde. Aynı zamanda korkaklık vardi. Başka çocuklar beni dovebilir diye korkardim. Şimdi düşünüyorum acaba küçükken çocuklardan yediğim dayaklar mi bendeki özgüven duygusunu zedelemis. Annem derdi mahalledeki çocuklarla kavga çıkınca dayak yerdin. O da beni koruyamazmis. O da ozguvensiz. Çocuğu için komşuya laf edemeyen bir tip. Evde ağlarmış. 

 

Bunu uzun uzun yazssam yorumlar yapsa burdaki arkadaslar çok istiyorum.

 

Yani merak ettiğim. Aslında sosyallik her türlü alandaki özgüven medeni cesaret gibi şeylerin temelinde en ilkel düzeyde organizma hayata geldiğinde akranlarıyla ilk karşılaştığında giriştiği güç mücadelesi mi var? 

 

Mesela dayak yediği zaman. Eziliyor. Ve artık orada korkaklık başlıyor. Ve bu korkaklık. Kendini her alanda akranlarindan asagida konumlandırma Sina mi neden oluyor?

Geçmişte yaşadığın bu olayları ben aklına getirdim diye düşünüyorum.

Eğer ben aklına getirmedim, sen iç dünyanda bunlara takılı kaldıysan sorunlar var.

Öğrenilmiş çaresizlik yaşamadığını umuyorum.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...